TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FARİS ARSLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/1026)
Karar Tarihi: 20/5/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucu
:
Faris ARSLAN
Vekili
:
Av. Abdurrahman BAYAR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 17/7/2004 tarihlive 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların KarşılanmasıHakkında Kanun kapsamında yaptığı başvuruda talebinin kısmen kabul edildiğinive idare ile sulhname imzaladığını, talebinin kabuledilmeyen kısmı için açmış olduğu davanın hukuka aykırı olarak reddedildiğinive mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığını belirterek, Anayasa’nın 10., 20.,21., 23., 35., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüş, ihlalin tespitiyle yargılamanın yenilenmesine karar verilmesinitalep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 21/1/2014 tarihindeVan Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Başvurucu, bireysel başvuruharç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardımisteminde bulunmuş, İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde, adliyardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından20/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmesine karar verilmiştir.
6. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 19/3/2015 tarihli yazısı ile benzer şikâyetlere ilişkinbaşvurularda sunulan görüşlere atıf yapılarak, ayrıca görüş sunulmayacağıbildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, 30/5/2008tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyleVan Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvurmuştur.
9. 4/3/2010 tarihli ve2010/1-30178 sayılı Zarar Tespit Komisyonu kararında,
"... Zarar Tespit Komisyonu Alt ÇalışmaGrubu, Köy muhtarı ve köy ihtiyar heyetinin katılımıyla 26.09.2009 tarihindeyapılan keşif sonucu düzenlenen tutanakta Beşocakköyü Çitgeliş mevkiinin yerleşim yeri olmadığı ancaktarım arazilerinin bulunduğu beyan edilmiştir. Ayrıca Başkale İlçesi AkçalıJandarma Karakol Komutanlığınca 21.06.2008 tarihinde düzenlenen tutanakta Beşocak köyünün 1988 yılında meydana gelen kan davasınedeniyle boşaltıldığı, … Çitgeliş mevkisinde herhangi bir yerleşimin olmadığı belirtilmiştir.
Mevcut bilgi vebelgelerden Beşocak köy merkezinin 1988 yılında kandavası (sosyal sebeplerden dolayı) sonucu terkedildiği, söz konusu bölgedeterör olaylarının 1997 tarihinde başladığı ve bu tarihten itibaren komşu köy vemezralarda yaşayan vatandaşların yerleşim birimlerini terk ettiklerianlaşılmaktadır. Beşocak köy merkezinin 1988 yılındakan davası sonucu tamamen boşalması; köy merkezinde mevcut yapıların yığma kargir olması; teknik yönden incelendiğinde binaların 1-2yıl boş kalması sonucu enkaza dönüştüğü; köyün terk edilme sebebinin kan davasıolması (5233 sayılı kanunda geçen terör ve terörle mücadeleden doğanzararlardan olmaması) nedeniyle bina zararının ödenmemesine; ancak civar köy vemezralarının 1997 tarihinden itibaren güvenlik endişesi ile yerleşimbirimlerini ter ettikleri ve sahip oldukları tarım arazilerini kullanamadıklarıdikkate alınarak Beşocak köyü merkez ve Çitgeliş mevkiinde bulunan tarım arazilerininkullanılamadığı 1997 (dahil) - 1999 (dahil) arasında geçen 3 yıllık süreçteoluşan tarım zararının ödenmesine;
...
Kanun ve bağlıYönetmeliğin ilgili hükümleri uyarınca müracaatçı, yasal mirasçı veyatemsilcisinin ağaçlara, ürünlere, arazi, ev, ahır, ağıl ve tandır evi ile vediğer taşınır ve taşınmazlara verilen zararlar için yapmış olduğu müracaatüzerine Van Valiliğinin 31/10/2005-11/02/2008 tarih ve 727-940 sayılı yazılarıile görevlendirilmesi istenen, Başkale Kaymakamlığı Komisyon Alt ÇalışmaGrubunun görevlendirilmesi üzerine söz konusu heyet tarafından keşif mahalliolan Van İli Başkale İlçesi Beşocak Köyüne 11/07/2009tarihinde gidilmiş, hazır bulunan müracaatçı, vekili, mahalli bilirkişiler, köymuhtarı ve köy ihtiyar heyetinin katılımıyla taşınır ve taşınmazlara ilişkintespitler yapılmış olup, adı geçenin uğradığı zarar miktarlarını gösterirbilgiler dosya içinde bulunan EK-1 Zarar Tablosunda (kişi hesap kartı,taahhütname) mevcuttur.
Yapılan tespitlersonucu; Van İli Başkale İlçesi Beşocak Köyü’ne sınırköy ve mezra sakinlerinin yerleşim birimlerini 1997-1999 yılları arasında terörve terörle mücadele kapsamında güvenlik endişesi ile terk ettikleri tespitedildiğinden, Beşocak köyünden müracaat edenbaşvurucuların sahip oldukları tarım arazilerini 1997 yılı (dahil) ile 1999yılı (dahil) arasında geçen 3 yıllık süreç içerisinde terör ve terörle mücadelekapsamında güvenlik endişesi ile kullanamadıkları kanaatine varılmıştır.
Mevcut bilgi vebelgeler ışığında; İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından22-24 Kasım 2006 ve 11-14 Şubat 2007 tarihlerinde Ankara ilinde StandardizasyonOluşturulması’na yönelik toplantı sonucunda tarım vehayvancılık zararları ile taşınmazlarla ilgili zararların hesaplanmasındakullanılacak değer aralıklarına ilişkin tavsiye niteliğindeki tablolardabelirtilen rakamların dikkate alınmak kaydıyla ilimiz ürün desenine uygunolarak hazırlanan Van Valiliği Zarar Tespit Komisyonlarının 26/03/2007 tarih,2007/128 sayılı kararlarıyla ilimizde kullanılacak değer aralıklarıbelirlenmişti. 2009 yılında uygulanan değer aralıklarına İçişleri Bakanlığıİller İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 22/03/2010 tarih ve 1802 sayılı yazısındabelirtilen ortalama enflasyon rakamı olan (%6.53) oranında artırılması uygungörüldüğünden, 2010 yılında karara bağlanacak dosyalar için Van Valiliği ZararTespit Komisyonları’nın 07/07/2010 tarih ve 5031sayılı kararında belirtilen değerlerin esas alınmasına karar verilmiştir. Sözkonusu müracaat sahibinin ortaya çıkan zararlarının yapılan hesaplamalarınıgösterir rakamlar dosya içinde bulunan EK-1 Zarar Tablosunda (kişi hesapkartı-taahhütname) mevcuttur. ..."
gerekçesi ile malvarlığına ulaşamamanedeniyle başvurucuya, 26 dönüm biçenek cinsi arazi için birim fiyatı 40,81 TLüzerinden ve 33 dönüm sulak cinsi arazi için birim fiyatı 95,64 TL üzerindentoplam 12.651,54 TL tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
10. Zarar Tespit Komisyonukararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ilebirlikte sulhname örneği başvurucu vekilinegönderilmiştir.
11. “Yukarıdaayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarakuğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim” beyanını içeren sulhname, 27/9/2010 tarihinde başvurucu vekili tarafındanimzalanmıştır.
12. Başvurucu tarafından, ZararTespit Komisyonu kararında hükmedilen miktarın gerçek zararını karşılamadığındanbahisle Van 2. İdare Mahkemesinde iptal ve tam yargı davası açılmıştır.
13. Van 2. İdare Mahkemesinin27/3/2012 tarihli ve E.2011/60, K.2012/160 sayılı kararı ile,
“… 5233 sayılı Terörve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 12.maddesinde, …
Aktarılan hükme göre,ortaya doğan zarara ilişkin taraflar arasında anlaşmaya varılması halinde sulhnamenin imzalanması; böyle bir uzlaşma olmadığında iseilgilinin yasal süresi içinde yargı yoluna başvurarak hakkını aramasıgerekmektedir.
Uyuşmazlıkta da; davacı tarafından komisyona yapılan başvuru üzerinetalep değerlendirilmiş ve belirli bir meblağın davacıya ödenmesine kararverilmiştir. Bu kapsamda hazırlanan sulhname dedavacı vekili tarafından imzalanmıştır.
Bu itibarla,uyuşmazlık her iki tarafın anlaşmaya varmasıyla sona ermiş; Kanun'da da ancak sulhname tasarısının süresi içinde imzalanmaması halindeilgilisine yargıya başvurma hakkı tanınmıştır. Kaldı ki, sulh yoluylaçözümlenmiş bir konunun yargı mercilerince incelenmesi de esas olarak hukukiişleyişe aykırı olacaktır.
Dolayısıyla, içeriğive sonuçları koşulsuz şekilde sulhname ile kabuledilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık; davacının maddi tazmin istemindede hukuka uygunluk bulunmamaktadır. …”
gerekçesinedayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.
14. Kararın temyiz edilmesiüzerine, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 1/10/2013tarihli ve E.2012/10124, K.2013/6583 sayılı kararı ile temyiz isteminin reddinekarar verilmiştir.
15. Ret kararı 17/1/2014tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş ve 21/1/2014 tarihinde süresiiçinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
16. Belirlenen tazminat miktarı30/12/2010 tarihinde başvurucu vekilinin hesap numarasına aktarılmıştır.
B. İlgiliHukuk
17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2.,4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, § 15-21, 23).
18. 5233 sayılı Kanun’un “Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname”kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon, doğrudandoğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeyegöre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâlegelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifatarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak,uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca,bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısınınörneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında haksahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuzgün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksitakdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağıve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkınınsaklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelenhak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhnametasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi vekomisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhnametasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılmasıhâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.
Sulh yoluylaçözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarısaklıdır.”
19. 5233 sayılı Kanun’un “Zararın karşılanması” kenar başlıklı 13.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”
20. Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in “Komisyonca keşif yapılması” kenar başlıklı 11. maddesişöyledir:
“Komisyon gerekgörmesi halinde keşif yapabilir.
Komisyon başkanıbelirlemiş olduğu keşif yeri ile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veyabilirkişi ile başvuru sahibine veya yetkili temsilcisine yazılı olarakbildirir.
Başvuru sahibininkendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi ve varsa şahitleri keşifmahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yer mahallinden iki kişinin dekeşifte hazır bulunması temin edilir.
…
Başvuru sahibi veyayetkili temsilcisinin keşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanaktabelirtilir.”
21. Aynı Yönetmeliğin “Zararın tespiti” kenar başlıklı 16.maddesinin 1. fıkrası şöyledir:
“15 inci maddedebelirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdekibilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar göreninaldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önündebulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygunbiçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ilebelirlenir.”
22. Aynı Yönetmeliğin “Nakdî ödemenin şekli ve tutarı” kenarbaşlıklı 27. maddesi şöyledir:
“Sulhnametasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafındanimzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.
Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih ve sıraları dikkatealınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarınayapılır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 20/5/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 21/1/2014 tarihli ve 2014/1026numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
24. Başvurucu, Van ili, Başkaleilçesi, Beşocak köyü, Çitgelişmezrasında ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terketmek zorunda kaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatınkısmen kabul, kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhname imzalandığını, sulhnameninkapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabuledilmeyen kısım için malvarlığına ulaşamamaktan kaynaklı olarak dava açmahakkının saklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışındakalan zararları için açtığı iptal ve tam yargı davasında zararlarının tazminikonusunda derece mahkemelerinin etkisiz olduklarını, dolayısıyla hukukyollarının sonuçsuz kaldığını, yaptığı başvuruya ilişkin idari aşamada veyargılama aşamasında talebi hakkında makul gerekçelerle karar verilmediğini,gerçek zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunlarıngöz önünde bulundurulmaması, bu zarar kalemlerinin keşif ile tespit edilmemesive zararının 23 yıl üzerinden hesaplanması gerekirken 3 yıl üzerindenhesaplanması nedenleriyle zararının eksik tazmin edildiğini, bu şekildemülkiyet hakkından yoksun kaldığını, kendi isteği dışında yerleşim yerindenayrılmak zorunda kalması nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesine riayetedilmediğini ve terk nedeni ile konutunun kullanılamaz hale gelmesi sonucundakonut dokunulmazlığının ihlal edildiğini, köyde meskun kişiler için köylerindeyaşama arzusuna uygun yaşam koşullarının devlet tarafından oluşturulamamasınedeniyle serbest dolaşım özgürlüğüne riayet edilmediğini belirterek,Anayasa’nın 10., 20., 21., 23., 35., 36. ve 40. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia etmiş, yargılamanın yenilenmesi talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası
25. Başvurucu, 5233 sayılı Kanunkapsamında yaptığı giderim talebinin, kısmen kabul edilmesi sonucunda idare ilesulhname imzalanmakla birlikte kabul edilmeyen kısımiçin açmış olduğu davanın derece mahkemeleri tarafından reddedildiğinibelirterek, Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini iddia etmiştir.
26. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralıfıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurununesasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18). Bu nedenle,bireysel başvuru kapsamındaki hakların içeriğinin tespit edilmesinde Anayasa veSözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi ve ortak koruma alanınıntespit edilmesi gerekir.
27. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefiinanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önündeeşittir.
…
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
28. Sözleşme’nin “Ayrımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.maddesi şöyledir:
“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veyatoplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzereherhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizinsağlanmalıdır.”
29. Yukarıda yer verilenhükümler göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun ayrımcılık yasağıkapsamında incelenmesi gereken iddiasının, soyut olarak değerlendirilmesimümkün olmayıp, Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak veözgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).
30. Bununla birlikte, bireyselbaşvuru incelemesinde ayrımcılık yasağının bağımsız bir koruma işlevininolmaması, bu yasağın genişletici bir yoruma tabi tutulmasına engel teşkiletmemektedir. Anayasal bir hakkın ihlal edildiği iddiası tek başınaincelendiğinde o hakkın ihlal edilmediği kanaatine varılabilirse de bu durum, ohakka ilişkin ayrımcı bir uygulamanın incelenmesine engel değildir. Buçerçevede, ilgili temel hak ve özgürlük ihlal edilmemiş olsa da o hakla ilgilibir konuda sergilenen ayrımcı tutumun, Anayasa’nın 10. maddesini ihlal ettiğisonucuna ulaşılabilir (İhsan Asutay,B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 48).
31. Ayrımcılık yasağının ihlaledilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, kural olarak kişinin hangi temelhak ve özgürlüğü konusunda, ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruzkaldığının tespiti gerekir. Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi içinbaşvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ilekendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesiyeterli olmayıp, ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk,cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerleortaya koyması gerekir (Şahin Karaman,B. No: 2012/1205, 8/5/2014, § 41). Somut olayda başvurucu tarafından, 5233sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatta sulhnameile kabul edilmeyen zararları için açtığı davanın reddine hükmedildiğindenbahisle kendisinin ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilmiş olmakla beraber,kendisine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangi birbeyanda bulunulmadığı gibi, belirtilen iddiayı temellendirecek herhangi birsomut bulgu ve kanıt da sunulmamış olduğu anlaşılmakla, başvurunun bu kısmının“açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Özel Hayatın Gizliliğiİlkesinin İhlal Edildiği İddiası
32. Başvurucu, kendi isteğidışında yerleşim yerinden ayrılmak zorunda kalması nedeniyle Anayasa’nın 20.maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
33. 6216 sayılı Kanun'un, “Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temelhakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan vebaşvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktanyoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."
34. Başvuruya konu ihlaliddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukukiiddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucutarafından soyut şekilde Anayasa’nın 20. maddesi hükmüne atıfta bulunulduğu, ancakbelirtilen hükmün nasıl ihlal edildiğine ilişkin bir açıklama ve özellikleihlal iddiasına konu terör olayları nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesininihlal edildiğine dair kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir (Benzer karar içinbkz. S.S.A., B. No: 2013/2355,7/11/2013, § 38).
3. Yerleşme ve Seyahat Hürriyetinin İhlal Edildiği İddiası
35. Başvurucu, köyde meskun kişilerin köylerinde yaşama arzusuna uygun olarakhayatlarına devam edebilmelerinin terör olayları nedeniyle devlet tarafındansağlanmadığını belirterek, yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
36. Anayasa'nın "Yerleşme ve seyahat hürriyeti" başlıklı23. maddesi şöyledir:
"Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti,suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı vedüzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyleve suç işlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunlasınırlanabilir.
Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suçsoruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olaraksınırlanabilir.
Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksunbırakılamaz."
37. AİHS ile bu Sözleşme'ye Ek 4 No'lu Protokol'ün"Serbest dolaşım özgürlüğü"başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"1. Bir devletin ülkesi içinde usulüne uygun olarakbulunan herkes, orada serbestçe dolaşma ve ikametgahını seçebilme hakkınasahiptir.
2. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeyi terketmekte serbesttir.
3. Bu haklar, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, kamudüzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlık ve ahlakın veyabaşkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumdazorunlu tedbirler olarak ve yasayla öngörülmüş sınırlamalara tabi tutulabilir.
4. Bu maddenin 1. fıkrasında sayılan haklar, belli yerlerde,yasayla konmuş ve demokratik bir toplumda kamu yararının gerektirdiğisınırlamalara tabi tutulabilir."
38. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
"Herkes,Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
39. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Herkes,Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabilir."
40. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar"kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bireyselbaşvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafındanyapılabilir."
41. Anılan Anayasa ve Kanunhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra AİHS ve Türkiye'nin tarafolduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle,Anayasa ve AİHS'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasınıiçeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18).
42. AİHS’e Ek 4 No.lu Protokol’eülkemiz taraf değildir. Bu nedenle, anılan Protokol kapsamında kalan veAnayasa’nın 23. maddesinde yer alan seyahat özgürlüğüne yönelik şikâyetleilgili olarak bireysel başvuruda bulunulamaz (bkz. Nicolatos ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 45663/99…(dec.),1/6/2010; Fathi/Türkiye, B. No: 32598/06, 30/6/2009, Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,20/2/2014, § 53).
43. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan seyahat özgürlüğüne ilişkiniddiasının, Anayasa’da yer almakla birlikte Türkiye’nin taraf olmadığı birProtokole dayandığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “konu bakımındanyetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
4. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası
44. Başvurucu, 5233 sayılı Kanunkapsamında yapmış olduğu başvurunun kısmen kabul, kısmen reddedildiğini,zararının kabul edilen kısmı için idare ile sulhnameimzalanmakla birlikte kabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davasıaçtığını, gerçek zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnamenin kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlıolduğunu, dolayısıyla kabul edilmeyen kısım için malvarlığına ulaşamamaktankaynaklı olarak dava açma hakkının saklı bulunduğunu, fakat açtığı davanınreddedildiğini, gerçek zararının hesabında zarar kalemlerinin çokluğuna, buzarar kalemlerinin keşif yoluyla tespit edilmesi ve zararının 23 yıl üzerindenhesaplanması gerekmesine rağmen, söz konusu tespitler yapılmadan ve buzararları göz önünde bulundurulmadan gerçekleştirilen eksik tazmin nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
45. Ayrıca başvurucu, yerleşimyerini terk etmek zorunda kalması nedeniyle konutunun bakımsızlıktankullanılamaz hale gelmesi sonucunda konut dokunulmazlığının ihlal edildiğinibeyan etmiş ise de, anılan şikâyetinin malvarlığınınzarar görmesi ve bu zararların tazmin edilmemesi neticesinde mülkiyet hakkınailişkin olduğu anlaşıldığından başvurucunun iddiasının Anayasa’nın 35. maddesikapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
46. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrasında (§ 38) ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralıfıkrasında (§ 39) yer alan hükümlerden hareketle herkesin, Anayasada güvencealtına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, AİHS ve buna ek Türkiye'nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabileceğisöylenebilir.
47. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”başlıklı 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup,anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre (§ 40); bir kişinin AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için iki temel ön koşulbulunmaktadır. Bunlardan birincisi başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığıileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı, “güncel bir hakkının ihlal edilmesi” vebunun sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur”olduğunu ileri sürmesi, ikincisi ise bu ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak ve doğrudan” etkilenmişolmasıdır (Onur Doğanay, B. No:2013/1977, 9/1/2014, § 42).
48. Bu iki temel koşula ilaveolarak 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkı” başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göreAnayasa Mahkemesine ancak Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerden, AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerkapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasıyla başvurulabilir. Buradançıkan sonuca göre Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden,AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında bir hakkıdoğrudan etkilenmeyen kişi “mağdur”statüsü kazanamaz (Onur Doğanay,B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 43).
49. Bireysel başvuruda “mağdur” kavramı, davada menfaat veya davaehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanır (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri/İspanya, No: 62543/00,10/11/2004, § 35). Ayrıca “mağdur”kavramının yorumu, günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup, bukavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri/İspanya, §38, Onur Doğanay, B. No:2013/1977, 9/1/2014, § 44).
50. Öte yandan bir başvurununkabul edilebilmesi için başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesiyeterli olmayıp, ihlalden doğrudan etkilendiğini yani mağdur olduğunugöstermesi veya mağdur olduğu konusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesigerekir. Bu itibarla, mağdur olduğu zannı veya şüphesi de mağdurluk statüsününvarlığı için yeterli değildir (Onur Doğanay,B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 45).
51. Bireysel başvuruda birhakkın ihlaline karar verilebilmesi için mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruyakonu olan kamu gücü kullanımına dayalı temel nedenlerin başvurunun yapıldığıanda mevcut olması ve başvuru hakkında karar verileceği zamana kadar devametmesi gerekir. Mağdurluk statüsünün varlığı konusunda değerlendirme yapılırkenbaşvurucunun şikâyet ettiği hususların gerçekleşip gerçekleşmediği, hâlâ mevcutolup olmadığı ve muhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip giderilmediğiincelenmelidir.
52. Bunun yanında tazminat ya dabaşvurucunun taleplerinin anlaşma ile karşılanması da,mağdurluk statüsünün belirlenmesine etki eder. Zira kamu idaresininbaşvurucuyla yaptığı anlaşma ile borcun tamamını faiziyle birlikte ödemesidurumunda başvurucunun önceki borçtan olumsuz etkilenme olasılığı kalmamaktadır(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. KemalKol ve Ünal Kol/Türkiye, B. No: 3816/04, 30/9/2008, Arman Mazman, B.No: 2013/1752, 26/6/2014, § 43).
53. 5233 sayılı Kanun’un 2.maddesinde, bu Kanun’un, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle MücadeleKanunu’nun 1., 3., ve 4. maddeleri kapsamına giren eylem veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özelhukuk tüzel kişilerinin maddi zararlarının sulhenkarşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı ifadeedilmiş; “Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname” başlıklı 12. maddesinde ise komisyonundoğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra uğranılanzararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirleyeceği ve belirtilenesaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının birörneğini davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edeceği, davet üzerinegelen hak sahibinin veya yetkili temsilcisinin sulhnametasarısını kabul etmesi durumunda bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisive komisyon başkanı tarafından imzalanacağı, sulhnametasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılmasıhallerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneğinin ilgiliyegönderileceği, sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargıyoluna başvurma haklarının saklı olduğu; 13. maddesinin ilk fıkrasında da sulhnamede belirlenen zararların sulhnameninimzalanmasından sonra Valilik onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesinebu amaçla konulan ödenekten üç ay içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır.
54. Somut başvuruda mülkiyethakkına ilişkin şikâyet temel olarak idare ile sulhnameimzalanması nedeniyle, bakiye zarar iddiasına ilişkin davanın reddedilmesinedayanmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi başvurucu terör ve terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmasıamacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş, Komisyon tarafındanbaşvurucu, vekili, mahalli bilirkişiler, köy muhtarı ve köy ihtiyar heyetininkatılımıyla 11/7/2009 tarihinde yapılan keşif (§ 9) ile gerçekleştirilenaraştırma ve inceleme sonucunda başvurucunun tespit edilen zararları öngörülenbirim fiyatlarına tabi tutularak 12.651,54 TL’lik tazminat miktarı belirlenmişve başvurucu vekiline, kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhname örneği ile birlikte sulha davet yazısıgönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucu tarafından kabul edilmiştir. Başvurucu,idarenin hazırladığı sulhnameyi 27/9/2010 tarihindeimzalayarak kendisine 12.651,54 TL ödenmesi ile Komisyonun bu zarar tespitineesas olay ile ilgili uğradığı zararlarının tamamının karşılanmış olduğunu kabulve taahhüt ettiğini beyan etmiş ve 30/12/2010 tarihinde bahsedilen bedelbaşvurucu vekilinin hesabına aktarılmıştır.
55. Buna karşılık başvurucu,5233 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukuk yolunun AİHM kararlarında (bkz. Akdıvar ve Diğerleri/Türkiye [Madde 50], B. No:21893/93, 16/9/1996; Doğan veDiğerleri/Türkiye, B. No: 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02,13/7/2006) belirtilen nitelikleri taşımadığı yahut Komisyon tarafındanödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği ya da eksiködendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.
56. İdari ve yargısal sürecimüteakip, ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesi ile etkili birgiderim yolu bulunmakta olup başvurucu ayrıca sulhnamekonusu olayla ilgili tüm zararlarının Komisyon tarafından tespit edilenlesınırlı olduğunu beyan ettiğinden başvurucunun mağdur sıfatı ortadankalkmıştır.
57. Bu durumda başvurucununidareyle anlaşma sağlayarak ve 27/9/2010 tarihli sulhnameyiimzalayarak Komisyonun tespitine esas olan olay ile ilgili maddi mağduriyetiaçıkça orantısız olmayacak şekilde giderilmiştir. Zararlarının tamamınıkarşıladığını beyan ettiği alacağını tümüyle davalı idareden tahsil etmekle,mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti 30/12/2010 tarihinde giderildiğinden, buhak yönünden başvurucunun mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona ermiştir.
58. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden mağdurluk statüsünükaybettiği anlaşıldığından başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin "kişibakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
5. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
59. Başvurucu tarafından,Komisyon kararında karşılanmaması nedeniyle sulhnamekapsamına dahil olmayan zarar kalemleri için açtığı iptal ve tam yargıdavasında tazminata hükmedilmesi gerekirken, davasının reddine karar verildiği,dolayısıyla zararlarının tazmini konusunda derece mahkemelerinin etkisiz olmasısebebiyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddia edilmiştir. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlıolmayıp, başvurucunun iddialarının incelenmesi neticesinde, etkili başvuruhakkına yönelik iddialarının özünün yargılama sürecinde yapılan incelemeler velehlerine olmayan yargı kararı temelli olduğu anlaşıldığından, etkili başvuruhakkının ihlal edildiği şikâyetlerinin Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındadeğerlendirmeye tabi tutulması uygun görülmüştür.
60. Anayasa'nın 148. maddesinindördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralıfıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolundagözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılıKanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceğibelirtilmiştir.
61. Bir anayasal hakkın ihlaliiddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yenidenincelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa veKanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkinolduğu açıktır. Bu kapsamda, bireysel başvuruya konu davadaki olaylarınkanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasındadelillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel biruyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adilolup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve bariz takdirhatası içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalarbireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derecemahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 25-26).
62. Başvurucunun belirtileniddiasının özünün derece mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde vehukuk kurallarının yorumlanmasında isabet bulunmadığına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince,başvurucu tarafından koşulsuz şekilde sulhnametasarısının kabul edildiği tespitinden ve terör eylemleri veya terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle başvurucunun uğramış olduğu aynî/nakdî tüm zararlarının karşılandığı kabul edildiğinden (§ 11) ve 5233 sayılıKanun’un sulh yoluyla çözülmeyen uyuşmazlıklar için yargı yolunun saklı olduğukuralını içerir 12. maddesinin (§ 18) açık hükmünden hareketle başvurucunundavasının reddiyle sonuçlanan yargılama prosedüründe, Mahkemece bariz birtakdir hatası yapıldığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır.
63. Başvurucu ayrıca, mahkemekararlarında talep sonucuna etki eden hususlara dair yeterli gerekçeye yerverilmediğini iddia etmiştir.
64. Gerekçeli karar hakkı adilyargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir (Muhittin KAYA ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B.No.2013/1213, 4/12/2013, § 25).
65. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek vemahkemelere güveni sağlamak açısından, hem taraflarınhem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgisahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz halegetirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açıkbir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir Gökatalay, B.No.2013/1780, 20/3/2014, § 67).
66. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bununyanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılıolmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolumahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yerverilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, budurumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesininbenimsendiği kabul edilmelidir (MuhittinKAYA ve Muhittin Kaya Ltd. Şti, B.No.2013/1213, 4/12/2013, § 26).
67. Başvuru konusu olayda,başvurucunun talebinin sulhname kapsamı dışındakaldığını iddia ettiği zararları için açmış olduğu davanın kabul edilipedilmeyeceği noktasında derece mahkemelerinin 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesininson fıkrasında yer alan, sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerinyargı yoluna başvurma haklarını saklı tutan açık hükümden hareket ettikleri,hazırlanan sulhname tasarısının koşulsuz şekildebaşvurucu vekili tarafından imzalanması ile uyuşmazlığın her iki tarafınanlaşmaya varması sonucunda ortadan kalmış olduğu belirtilmek suretiylebaşvurucu tarafından ileri sürülen taleplerin derece mahkemeleri kararlarındadenetlenerek reddedildiği, ilk derece mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesihukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerekkesinleştiği, bu kapsamda yerel mahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanunyolu merciince kararlarda ayrıntılı gerekçeye yer verilmediği anlaşılmaktadır.
68. Yukarıda açıklanannedenlerle (§ 59-67), başvurucunun belirtilen iddialarının kanun yolundagözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi kararlarınınbariz bir takdir hatası da içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmınındiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın 10. maddesindegüvence altına alınan eşitlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
2. Anayasa’nın 20. maddesindegüvence altına alınan özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiği yönündekiiddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
3. Anayasa’nın 23. maddesindegüvence altına alınan yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiği yönündekiiddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,
4. Anayasa’nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “kişi bakımından yetkisizlik”,
5. Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının “açıkça dayanaktan yoksunolması”, nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun bireysel başvurusunun kabul edilemez bulunmasınedeniyle, adli yardım talebinin kabulü ile muaf tutulan yargılama giderlerinintahsilinin, başvurucunun mağduriyetine neden olmayacağı anlaşılmakla, 12/1/2011tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesi uyarıncatamamen muafiyetin koşulları oluşmadığından 206,10 TL harçtan ibaret yargılamagiderinin başvurucudan TAHSİLİNE,
20/5/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.