TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
FATİH BİROL VE REMZİYE BİROL BAŞVURUSU
Başvuru Numarası: 2013/19
Karar Tarihi: 7/3/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucular
:
Fatih BİROL
Remziye BİROL
Vekili
:
Av. Sait TANRIVERDİ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, oğullarının askerlik görevini yerinegetirdiği sırada idarenin kusuru sonucu intihar ettiğini, olay hakkındayürütülen ceza soruşturmasından sonuç alınamadığını, idare aleyhine açtıklarımaddi ve manevi tazminat davasının reddedildiğini belirterek Anayasa’da düzenlenen yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüşler, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, başvurucuların vekili tarafından 17/12/2012 tarihinde İstanbul 33. Sulh Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurununKomisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, başvurunun kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 20/5/2013tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 21/5/2013tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 18/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvuruculara 22/7/2013 tarihinde bildirilmişancak başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların oğlu Murat BİROL 26/5/2010tarihinde askerlik hizmetine başlamış, acemilik eğitimini tamamlamasınınardından 13/8/2010 tarihinde tank er olarak Ağrı Doğubayazıt 1. Mekanize PiyadeTugayı Tank Taburu 2. Tank Bölük Komutanlığına katılmıştır.
9. Birliğine katıldıktan sonra tüm askerlere uygulanan rutinkatılış işlemleri kendisine de uygulanmıştır. Bu kapsamda, Murat BİROL’a sosyal risk tarama anketi yapılmış, kendisi buankette herhangi bir sağlık sorunundan bahsetmemiştir. Ayrıca intihar eğilimiolmadığını ve ailesinde intihar edenin bulunmadığını belirtmiştir.
10. Murat BİROL’a Kule Nöbet Genelve Özel Talimatlar ile birliğindeki hareket tarzına ilişkin tüm genel ve özeltalimatlar tebliğ edilmiştir. Kendisi ile yapılan özel mülakatta da askerlikvazifesi sırasında ne şekilde hareket edilmesi gerektiği izah edilmiştir.
11. Murat BİROL ile birebir görüşme sonucunda tanzim edilenlider danışmanlık kartında, kendisinin psikolojik ve ailevi bir problemininolmadığını beyan ettiği yazılmıştır.
12. Murat BİROL bu şekilde yeni birliğinde vazifesinebaşladıktan sonra, vizite defterine göre katılış işlemleri nedeniyle 3/9/2010 tarihinde revire çıkmış, kendisine normal fizikimuayene yapılmasının ardından birliğine gönderilmiştir.
13. Birliğine katılmasından 36 gün sonra 19/9/2010tarihinde 22.45 sıralarında nöbet tuttuğu esnada, kendi silahını ateşleyerekhayatına son vermiştir.
1. CezaSoruşturması Süreci
14. Murat BİROL’un kendisinivurması üzerine durum 23.15 sıralarında Askeri Savcılığa bildirilmiştir. Askeri Savcılık tarafından resen soruşturma başlatılmış, olayyerinin askeri savcılığa uzak olması ve gecikmesinde sakınca bulunan birdurumla karşı karşıya olunması sebebiyle, delillerin kaybolmaması amacıylaAskeri Savcılık tarafından müteveffanın ölü muayene ve otopsi işlemlerininyapılması, olay yeri incelemesinin yerine getirilmesi ve resen gözetilecekdiğer hususların yapılması için Ağrı/Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığınatalimat yazılmıştır.
15. Söz konusu talimat uyarınca Doğubayazıt CumhuriyetBaşsavcılığında görevli bir Cumhuriyet Savcısı ve beraberinde bulunan diğergörevliler aynı gün saat 23.40 sıralarında olay yerine ulaşmış ve aynı gün olayyerini incelemiştir. Olay yeri inceleme ekibi tarafından fotoğraflama ve kamerakaydı işlemleri yapılmış, olay yerinin krokisi çizilmiş, olay yerinde bulunantüfek ve bu tüfeğe ait şarjör ile müteveffanın yanında bulunan kovan, miğfer,hücum yeleği, bir adet deforme olmuş vaziyetteki mermi çekirdeği muhafazaaltına alınarak incelemeye son verilmiştir.
16. Olay yeri incelemesinin yapılmasının ardındanmüteveffanın ölü muayene ve otopsi işlemlerinin yapılması amacıyla, DoğubayazıtDevlet Hastanesine geçilmiştir. Müteveffanın kimlik tespitinin yapılmasındansonra 20/9/2010 tarih ve 2010/3186 SR sayılı ÖlüMuayene ve Otopsi İşlemine başlanmıştır. Ölü muayene işlemi sonrasındabilirkişi doktorun görüşü doğrultusunda kesin ölüm nedeninin belirlenmesiamacıyla cesedin klasik otopsi işleminin yapılması için İstanbul Adli TıpKurumuna gönderilmesine karar verilmiştir.
17. Askeri Savcılığın talimatı üzerine Doğubayazıt CumhuriyetSavcısı nezaretinde, ölenin dolabı ve yatağında arama yapılmış, bu kapsamdayapılan incelemede uyarıcı ya da uyuşturucu madde niteliğinde her hangi birbulguya rastlanılmamıştır. Müteveffanın kıta şahsi dosyasına da el konulmuştur.
18. Yürütülen soruşturma kapsamında Askeri Savcılıktarafından müteveffanın anne ve babasının ifadesine başvurulmuş ve olaylailgili tüm personelin ifadeleri alınmıştır.
19. Olay sonrasında İdari Tahkikat Raporu hazırlanmıştır.
20. İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca 21/12/2010tarih ve 2010/65232/2906 sayılı Ayrıntılı Otopsi Raporu düzenlenmiştir.Otopsiden ve tetkiklerden elde edilen bilgi ve bulgular dikkate alındığında:
a. Kimya İhtisas Dairesinin raporunagöre, kanda alkol bulunmadığı, kanda ve idrarda aranan uyutucu, uyuşturucumaddelerin bulunmadığı, iç organlarda ve midede yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda aranan maddelerinbulunmadığı,
b. Biyoloji İhtisas Dairesininraporuna göre, Murat BİROL’ a ait olduğu bildirilen anal sürüntüörneğinden hazırlanan yaymanın mikroskobik incelenmesinde sperm hücresigörülmediği, anal sürüntü örneğinin meni içermediği,
c. Kişinin vücuduna bir adet ateşlisilah mermi çekirdeği isabet etmiş olup, müstakilenöldürücü nitelikte olduğu,
d. Ateşli silah mermi çekirdeği girişdeliği cilt, cilt alt bulgularına göre, atışın bitişik atış mesafesindenyapıldığı,
e. Cesetten mermi çekirdeği eldeedilemediği,
f. Kişinin ölümünün ateşli silah mermiçekirdeği yaralamasına bağlı kafatası kemik kırıkları ile beyin kanaması vebeyin doku harabiyeti sonucu meydana geldiğianlaşılmaktadır.
21. Erzurum Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğünün 21/10/2010tarih ve 2010/1743 BLS. sayılı raporuna göre, atışınG-3 marka tüfek ile yapıldığı tespit edilmiştir.
22. Erzurum Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğünün 4/10/2010tarih ve KMY. 2010/1294 sayılı Ekspertiz Raporunda, müteveffa Murat BİROL’un kendi silahı ile kendini vurduğunun net olaraktespit edildiği belirtilmiştir.
23. Erzurum Valiliği Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit ŞubeMüdürlüğü Vücut İzi Geliştirme Laboratuarı BüroAmirliğinin 4/10/2010 tarih ve 2010/371 sayılıraporuna göre, piyade tüfeği ile şarjörler üzerinde iz tespit edilmesi amacıylayapılan araştırmanın sonucunda tasnif ve teşhise elverişli ize rastlanılmadığıbelirtilmiştir.
24. Mağdur sıfatı ile başvurucular Fatih BİROL ve Remziye BİROL’un ifadeleri alınmıştır. Müteveffanın babası olanbaşvurucu Fatih BİROL, oğlunun askerde durumunun iyi olduğunu ve herhangi birproblemi olmadığını, oğlunun kendisini neden vurduğunu bilmediğinibelirtmiştir. Müteveffanın annesi olan başvurucu Remziye BİROL ise oğlununherhangi bir psikolojik sorunu veya sıkıntısının olmadığını, oğlunun vefatetmeden iki saat önce kendisini aradığını, bu konuşmada herhangi birsıkıntısından bahsetmediğini, oğlunun tekrar görüşürüz diyerek telefonukapattığını ifade etmiştir.
25. Olay tarihi itibariyle Tugay Baştabibi olarak görev yapanİ.D. tanık olarak dinlenmiştir. İ.D. ifadesinde, olayın gerçekleşmesinden kısabir süre sonra olay yerine vardığını, ilk incelemede herhangi bir şüpheli durumtespit etmediğini, müteveffanın kendi silahı ile tek el ateş etmek suretiylehayatına son verdiğini düşündüğünü belirtmiştir.
26. Tank Muhabere Bölüğünde teknisyen başçavuş olarak görevyapan O.G. tanık olarak dinlenmiştir. O.G. ifadesinde,görevinin nöbet yerini kontrol etmek olduğunu, olay tarihinde saat 22.40civarında kontrol amacıyla müteveffanın nöbet tuttuğu 12 no’lunöbet kulesine çıkacağı esnada müteveffanın birlikte nöbet tuttuğu arkadaşınınnöbet defterini getirerek imzalattığını, bu sırada yukarı çıkmadığını, nöbetdefterini kontrol edip imzaladığı sırada çok büyük bir gürültü duyduğunu, bugürültünün önce çatıdan sac düşmesinden kaynaklandığını düşündüğünü ancak kısabir süre sonra nöbetçi askerin intihar ettiğinin anlaşıldığını belirtmiştir.
27. Olayın meydana geldiği anda birlikte nöbet tuttuğu erT.Y. tanık olarak dinlenmiştir. T.Y. ifadesinde, olaytarihinde kışlada bulunan 12 no’lu nöbet kulübesinde22.00-24.00 saatleri arasında müteveffa ile nöbetlerinin olduğunu, nöbettenönce doldur boşalt istasyonuna gittiklerinde devriye onbaşının müteveffayaherhangi bir probleminin veya psikolojik sorunlarının olup olmadığınısorduğunu, sorunu varsa bunları kendisine anlatabileceğini söylediğini,müteveffanın da herhangi bir probleminin olmadığını söylediğini, nöbetegiderken müteveffanın devriye onbaşısına “düşmanınalnına nişan alsam tetiğe bastığımda ölür mü?” diye sorduğunu,devriye onbaşısının da “ölür tabii ki”dediğini, devriye onbaşısının kendilerini nöbet yerine bıraktıktan sonraayrıldığını, daha sonra hem nöbet faaliyetlerini yaptıklarını hem de müteveffaile konuştuklarını, belli bir süre geçtikten sonra nöbet kulübesine devriyearacının yaklaştığını görmesi üzerine nöbet defterini devriye komutanınaimzalatmak üzere aşağıya indiğini, devriye komutanının defteri imzalayacağısırada sac düşmesi gürültüsüne benzer bir gürültü duyduğunu, daha sonra sözkonusu olayın yaşandığını fark ettiklerini, tanıdığı kadarıyla müteveffanınsaf, iyi niyetli ve içine kapanık birisi olduğunu, kendisine nöbet esnasında veöncesinde herhangi bir şekilde kendini vuracağından bahsetmediğinibelirtmiştir.
28. Olay günü Tank Onbaşı olarak görev yapan T.A.’nın ifadesi alınmıştır. T.A. ifadesinde,olay tarihinde devriye onbaşı olması sebebiyle müteveffa ile nöbet arkadaşınınöbet yerine götürdüğünü, nöbet yerine giderken müteveffanın biraz dalgın vedüşünceli olduğunu, kendisine bir probleminin olup olmadığını, problemi varsakendisine söyleyebileceğini belirttiğini, müteveffanın da kendisine herhangibir probleminin olmadığını söylediğini, daha sonra doldur boşalt yaptıklarınıve beraber geri döndüklerini, müteveffanın bu sırada kendisine “mesela karşımda bir tane düşman var onu kafasındanvursam ölür mü?” diye sorduğunu, kendisinin de gülerek ve esprilibir şekilde “Hayır o şekilde ölmez, elindenvurursan ölür.” dediğini, bunun üzerine müteveffanın aynı soruyu birkez daha sorduğunu, kendisinin de elbette ölür dediğini, bu şekilde konuşaraknöbet kulesine vardıklarını ve daha sonra kendisinin ayrıldığını, bildiğikadarıyla müteveffanın iyi bir insan olduğunu, saf ve iyi niyetli bir kişiliğiolduğu için kolay kandırılabilecek bir yapısının olduğunu, yine bildiğikadarıyla kız arkadaşının olmadığını belirtmiştir.
29. Murat BİROL’un samimi arkadaşıolan Y.S. tanık olarak dinlenmiştir. Y.S. ifadesinde,tanıdığı kadarıyla müteveffanın çok fazla içine kapanık olmadığını, kendisineailevi sorunlarından bahsettiğini ancak kendisini vurma eylemine yönelik herhangibir söz ve davranışının olmadığını, askerliğini normal şekilde yaptığını,komutanlarının verdiği emirleri yerine getirmeye çalıştığını ancak kendisininyapı itibariyle saf, mülayim ve iyi niyetli olduğundan dolayı verilen emirleritam olarak yerine getiremediğini, arkadaşları ve komutanları ile arasındaherhangi bir probleminin olmadığı belirtmiştir. Murat BİROL’un ifadeleri alınan diğer arkadaşları da benzer yöndeifadelerde bulunmuşlardır.
30. Askeri Savcılık tüm bu hususları değerlendirerek, Murat BİROL’un kendi iç dünyasından kaynaklanan ve dışayansıtmadığı sorunlar nedeniyle geçirdiği psikolojik bunalım sonucunda intiharettiği gerekçesiyle 23/2/2011 tarih ve E.2011/171,K.2011/20 sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
31. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK), 8/3/2011 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş, söz konusukarara karşı başvurucular tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmamıştır.
2. AYİM’de AçılanTazminat Davası Süreci
32. Başvurucular kovuşturmaya yer olmadığı kararının yanlış,çelişkili ve eksik olduğu, ölüm olayında idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğugerekçesiyle, maddi ve manevi zararlarının karşılanması amacıyla 27/4/2011 tarihinde Milli Savunma Bakanlığınabaşvurmuşlardır.
33. Milli Savunma Bakanlığının anılan talebe ilişkin 60 güniçinde cevap vermemesi üzerine, başvurucular vekili tarafından, 30/6/2011 tarihli dilekçe ile Milli Savunma Bakanlığı(İdare) aleyhine adli yardım talepli tazminat davası açılmıştır. Başvurucular,toplamda 300.000 TL maddi ve 300.000 TL manevi olmak üzere toplam 600.000 TLtazminat talep etmişlerdir.
34. Başvurucular vekilinin adli yardım istemi, AYİM İkinciDairesinin 5/10/2011 tarih ve E.2011/1204 sayılıkararıyla kabul edilmiştir.
35. AYİM Başsavcılığı, kusursuz sorumluluk ilkesi gereğincebilirkişi marifetiyle belirlenecek miktarın maddi tazminat olarak yasal faiziile birlikte ödenmesi, ortaya çıkan elem ve üzüntülerini giderecek şekildetakdir olunacak miktarın yasal faiziyle birlikte manevi tazminat olaraködenmesi yönünde mütalaa sunmuştur.
36. AYİM İkinci Dairesi 28/3/2012tarih ve E.2011/1204, K.2012/349 sayılı kararında, “… müteveffanın dış dünyaya yansımayan ve içdünyasından kaynaklanan kimi problemlerin etkisiyle bir anlık psikolojikbunalıma girdiği ve nöbet sırasında intihar etmek kastıyla hamili bulunduğusilahı ateşleyerek hayatına son verdiği ve ölümün de bu şekilde gerçekleştiği,bu durumda müteveffanın intiharında davalı idarenin hizmet kusuru veya kusursuzsorumluluğu gerektirir bir illiyet bağı kurulamadığı…” gerekçesiylebaşvurucuların maddi ve manevi tazminat istemlerinin yasal dayanaktan yoksunolması sebebiyle davanın reddine karar vermiştir.
37. Dava adli yardımlı görüldüğünden AYİM İkinci Dairesinin 5/10/2011 tarih ve E.2011/1204 sayılı kararı kaldırılmıştır.Bu kapsamda, AYİM İkinci Dairesi, 20,00 TL posta ücretinin, 66,40 TL başvuru veilam harcının, ayrıca reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerindenhesaplanan toplam 22.850,00 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan alınarakdavalı idareye verilmesine karar vermiştir.
38. Anılan karara başvurucular tarafından yapılan karardüzeltme istemi, AYİM’in aynı Dairesi tarafından 7/11/2012 tarih ve E.2012/992, K.2012/989 sayılı kararı ilereddedilmiştir. Bu Karar 20/11/2012 tarihindebaşvurucuların vekiline tebliğ edilmiştir.
39. Başvurucular, AYİM’in kararınınkendilerine tebliğinden itibaren süresi içinde 17/12/2012tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
40. 25/10/1963 tarih ve 353 sayılı Askeri MahkemelerKuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun“Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararaitiraz” kenar başlıklı 107. maddesi şöyledir:
“Askerî savcı tarafından verilen kovuşturmayayer olmadığına dair karar, teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ile şüpheli vesuçtan zarar görene bildirilir.
Bu karara karşı teşkilâtında askerî mahkemekurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ya dasuçtan zarar gören, kararın kendilerine tebliğinden itibaren onbeş gün içinde kararı veren askerî savcının teşkilâtındaolduğu askerî mahkemeye yer itibarıyla en yakın askerî mahkemede itirazedebilirler. En yakın askerî mahkemenin tayininde kararsızlık olursa, bu hususMillî Savunma Bakanlığınca giderilir. İtiraz isteminde kamu davasınınaçılmasını haklı gösterecek olaylar ve deliller gösterilir.”
41. 4/7/1972 tarih ve 1602 sayılı Askeri Yüksekİdare Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan doğruyatam yargı davası açılması” başlıklı 43. maddesi şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerinyazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren biryıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veyatamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış güniçinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmışgün içinde tam yargı davası açabilirler.
Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılantam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdareMahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartıaranmaz.”
42. 1602 sayılı Kanun’un 48. maddesi şöyledir:
“Daireler ve Daireler Kurulunda inceleme,evrak üzerinde yapılır.
İptal davalarında ve miktarı ikiyüzbin lirayı aşan tam yargı davalarında taraflardanbirinin isteği üzerine duruşma yapılır.
Duruşma, dava dilekçesi ve cevap layihalarındaistenebilir.
Daireler ve Daireler Kurulu yukarıdakikayıtlara bağlı olmaksızın duruşma yapılmasına kendiliğinden de kararverebilir.
Davetiyeler duruşma gününden en az otuz günönce taraflara gönderilir.”
43. 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk BorçlarKanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ileilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukununsorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafındanverilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkimininkusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukukhâkimini bağlamaz.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
44. Mahkemenin 7/3/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 17/12/2012 tarih ve 2013/19 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
45. Başvurucular, oğullarının kişiliğininve mizacının dikkate alınmadan ileri derecede beceri isteyen askerlikhizmetlerinde görevlendirildiğini, oğullarına silah verilip nöbettutturulmasının idarenin ağır hizmet kusuru niteliğinde olduğunu, savcılığınkovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kendi içinde çelişkili olduğunu,savcılık aşamasında dinlenen tanıklar askerlik yapan ve emir komuta zinciriiçinde olan kişiler olduğundan ifadelerinin tam ve objektif olmadığını, busebeple AYİM’in tanıkları tekrardan dinleyip duruşmayaparak karar vermesi gerekirken sadece Askeri Savcılığın kovuşturmaya yerolmadığına dair kararına atıf yaparak davayı reddettiğini, tek çocukları olanmüteveffanın ölümü ile büyük bir manevi çöküntü yaşadıklarını ve onun maddidesteğinden de yoksun kaldıklarını belirterek Anayasa’nın 17. ve 36. maddesindegüvence altına alınan yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüşler ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiğiİddiası
i. CezaSoruşturması Sürecine İlişkin İddialar
46. Başvurucular, başvuru konusu olaydayürütülen ceza soruşturmasına ilişkin olarak Askeri Savcılığın KYOK kararınınçelişkili olduğunu, söz konusu kararda hem müteveffaya test uygulandığı veintihar etmesi için bir neden olmadığının belirtilmesi hem de “anlık” bir psikolojik durum sonucuoğullarının intihar ettiği sonucuna ulaşılmasının bu çelişkiyi ortayakoyduğunu, ayrıca, soruşturma kapsamında alınan tanık ifadelerinin butanıkların o anda askerlik emir komuta zinciri içinde bulunmaları nedeniyle tamve objektif olmadığını ileri sürmüşlerdir.
47. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğiiddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde, yaşam hakkına ilişkinşikâyetlerin kabul edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken, bireyselbaşvuru yoluna başvurmadan önce, kişilere ihlale neden olduğunu ilerisürdükleri işlem, eylem ya da ihmal için “kanundaöngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamını” tüketmişolmaları zorunluluğu getirildiği, oysa başvurucuların Askeri Savcılığın 23/2/2012 tarih ve E.2011/171, K.2011/20 sayılı kararınakarşı itiraz yoluna başvurmadıkları ve kararın bu şekilde kesinleştiği,AİHM’nin başvurucunun ceza soruşturmasına müdahil taraf olduğu ve savcıtarafından verilen takipsizlik kararına itiraz ettiği durumlarda başvurucununuygun ve yeterli bir yol izlediğine ve idari mahkemeye açılan davanın ek birbaşvuru yolu olarak değerlendirilmesi gerektiğine hükmettiği, kabuledilebilirlik değerlendirmesi yapılırken bütün bu hususların dikkate alınmasıgerektiği ifade edilmiştir.
48. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.”
49. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
50. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuru, “ikincilnitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kuralolarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
51. Bireysel başvurunun ikincilniteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bumercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek içingerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetimmekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerinihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusuyapılamaz.
52. Başvuru konusu olayda, Askeri Savcılığın 23/2/2011 tarih ve E.2011/171, K.2011/20 sayılı kararınakarşı, başvurucular tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmamıştır.
53. Başvurucuların ceza soruşturması sonucunda verilen KYOKkararına karşı 353 sayılı Kanun’un 107. maddesinde öngörülen kanun yolunabaşvurmadıkları anlaşıldığından ceza soruşturmasına yönelik bu bölümde yerverilen şikâyetler açısından kanun yollarının tüketildiğinden söz edilemez.
54. Açıklanan nedenlerle, temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurununyürütülen ceza soruşturmasına ilişkin bölümünün “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. YaşamıKorumak İçin Gerekli Tedbirlerin Alınmadığı İddiası
55. Başvuruda, intihar eden Murat Birol’un yaşamını korumakiçin gerekli tedbirlerin alınmaması suretiyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaledildiğine dair iddiaların 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkçadayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni degörülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. AYİM’de Görülen TamYargı Davası Sürecine İlişkin Olarak Anayasa’nın 36. Maddesinde Güvence AltınaAlınan Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiaları
56. Başvurucular, oğullarının askerdeintihar etmesi sebebiyle idare aleyhine açtıkları maddi ve manevi tazminatdavasında, mahkemenin etkili bir kovuşturma yapmadan karar verdiğini, tanıklarıdinleyip maddi gerçeğe ulaşıp karar vermesi gerekirken sadece Askeri SavcılığınKYOK kararına dayanılarak davayı reddettiğini, AYİM’degörülen tam yargı davasının etkisiz olduğuna bir delil olarak davada duruşmayapılmadığından bahisle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmektedirler.
57. Bakanlık görüşünde, başvurucularınbu bölümdeki şikâyetlerinin benzer başvurularda AİHM tarafından, Sözleşme’nin2. maddesinin kapsamı altında incelenmekte olduğunu, kanıtların kabulü vedeğerlendirilmesinin öncelikle ulusal mahkemelerin görevine girdiğini, biryargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığına karar verilirken savunmahaklarına saygı gösterilmiş olup olmadığının göz önünde bulundurulmasıgerektiğini, idari yargı veya hukuk hâkiminin eylemin failinin sorumluluğuhakkında karar verirken ceza hukukuna ilişkin değerlendirmelere bağlıkalmadığını, benzer davalarda başvuranların yakınlarının öldüğü gün resen cezasoruşturması açıldığı ve bunun idari soruşturma ile tamamlandığı, yürütülensoruşturmaların ölüm nedenlerini kesin olarak saptamaya imkân verdiği kanısınavardığı durumlarda, askerin ölümü konusunda yürütülen davaların vesoruşturmanın derinliği ve ciddi niteliği üzerinde etki gösterecek niteliktehiçbir kusur bulunmadığına karar verdiğini, bunların yetersiz veya çelişkilioldukları iddia edilerek suçlanamayacaklarının belirtildiği ifade edilmiştir.
58. Yaşam hakkına bağlı olarak devletinsahip olduğu yaşamı korumak için gerekli tedbirlerin alınması yükümlülüğühakkında inceleme yapılırken başvurucuların bu bölümde AYİM tarafındanyürütülen yargılama sürecine ilişkin ileri sürdüğü iddiaları da içine alacakşekilde değerlendirmeler yapılmış ve başvurucuların iddialarının açıkçadayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmış olması nedeniyle, başvurucuların"hak arama hürriyeti"kapsamında değerlendirip ileri sürdüğü aynı doğrultudaki iddialarının, AYİMönünde duruşma yapılmaması suretiyle anılan hakkın ihlal edildiği iddiası hariçolmak üzere, Anayasa’nın 36. maddesi bağlamında yeniden incelenmesine gerekgörülmemiştir.
59. Başvurucuların duruşma yapılmaması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası benzer nitelikteki başvurulardaAnayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş olup Anayasa’nın 141. maddesindedüzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesi ile birliktedeğerlendirilmiştir. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanınişleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvencealtına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Ancak bu her türlüyargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adilyargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılmasıgibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşmayapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (B. No:2013/664, 17/9/2013).
60. 1602 sayılı Kanun’un “Duruşma” başlıklı 48. maddesinde, Dairelerve Daireler Kurulunda incelemenin, evrak üzerinde yapılacağı, iptal davalarındave miktarı ikiyüzbin lirayı aşan tam yargıdavalarında taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılacağı, duruşmatalebinin dava dilekçesinde ve cevap layihalarında yapılabileceği, Daireler veDaireler Kurulunun yukarıdaki kayıtlara bağlı olmaksızın duruşma yapılmasınakendiliğinden de karar verebileceği kurala bağlanmıştır.
61. Somut olayda başvurucular vekili tarafından, 26/10/2011 tarihli dilekçe ile AYİM’deidare aleyhine tazminat davası açıldığı ancak söz konusu dilekçede duruşmayapılması talebinin bulunmadığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesine sunulanbireysel başvuru dilekçesinde de 1602 sayılı Kanun’un 48. maddesi gereğinceduruşma talep edildiğine dair bir bilgi ya da duruşma talep edilmesine rağmenAYİM 2. Dairesinin bu talebi karşılamadığına ilişkin bir iddia yeralmamaktadır.
62. Başvurucuların AYİM’degerçekleşen yargılama sürecinde, iddialarını ileri sürebildiği, AYİM’in, başvurucuların davası hakkında verdiği kararındaAskeri Savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında başvurucularınmüşteki sıfatıyla verdikleri ifadeler de dâhil olmak üzere elde edilendelillere istinaden, başvurucuların iddialarını niçin dikkate almadığını daaçıklayarak davanın reddine hükmettiği görülmektedir. Bubilgiler ışığında, yargılamanın evrak üzerinden yapılacağı kurala bağlanan veduruşma yapılması talebe veya mahkemenin takdirine bağlı kılınan idariyargılama sürecinde, tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktanve önceki ceza soruşturması sürecinde elde edilen deliller dikkate alındıktansonra bir karara bağlanan yargılamanın salt dosya üzerinden yapılması nedeniyleadil yargılanma hakkının ihlaline yol açtığı söylenemez.
63. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu kısmının bir ihlalinolmadığı açık olduğundan “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden İnceleme
64. Başvurucular, oğulları Murat BİROL’un saf, iyi niyetli ve kolay kandırılabilecek birkişiliğe sahip olmasından dolayı askerlik yapma kabiliyetinin olmadığını,oğullarının şahsi durumu dikkate alınmadan kendisine silah verilip nöbettutturulması sonucunda ölüm olayının meydana geldiğini, idarenin yaşam hakkınıkorumak için gerekli hassasiyeti göstermediğini belirterek Anayasa’nın 17. maddesindegüvence altına alınan yaşamın korunması pozitif yükümlülüğünün ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
65. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaledildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin (AİHM) devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü gözaltı, cezaevi veyazorunlu askerlik hizmeti sırasında bulunan bireyi intihara karşı korumayıkapsayacak şekilde yorumladığı belirtildikten sonra konuya ilişkin AİHMkararlarına yer verilmiştir. AİHM’nin bu konudakikararlarında, bireyin kendisine karşı bir risk oluşturduğunu biliyor olmasıveya bilmesi gerektiği halde makul tedbirleri almamasının devletinsorumluluğunu doğurabileceği, yaşamı koruma adına oluşturulan yasal ve idariçerçevenin, askerlik görevini yerine getirenleri maruz kaldıkları askerliğebağlı tehlikelere karşı koruyacak pratik önlemlerin alınmasını ve eksikliklerive çeşitli düzeylerdeki amirler tarafından yapılan hataları tespit etmeye imkântanıyacak uygun usullerin yerine getirilmesini sağlayacak şekildegerçekleştirilmesi gerektiği, bununla birlikte, intihar olaylarında devletinyerine getirmesi gereken pozitif yükümlülüklerin kapsamının belirlenmesinde,insan davranışlarının “öngörülemezliği”ilkesinin de gözden kaçırılmaması gerektiğinin belirtildiği ifade edilmiştir.
66. Bakanlık görüşünde son olarak somut olayla ilgili şudeğerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda, öncelikle iki konunun açıklığakavuşturulması gerekmektedir. Bunlar, insan davranışlarının “öngörülemezliği”ilkesini de göz önünde bulundurarak, yetkililerin intihar riskini öngörüpöngörmedikleri ya da en azından öngörmeleri gerekip gerekmediği, öngörmüşlerseya da öngörmeleri gerekiyorsa gerekli tedbirleri alıp almadıklarınıntespitidir. Mevcut başvuruda, Murat BİROL’un 26/5/2010 tarihinde silah altına alındığı, acemi eğitiminitamamladıktan sonra 13/8/2010 tarihinde yeni birliği olan Ağrı Doğubayazıt 1.Mekanize Piyade Tugayı Tank Taburu 2. Tank Bölük Komutanlığına katıldığı,birliğine katıldıktan kısa bir müddet sonra 19/9/2010 tarihinde nöbet esnasındanöbet silahı ile intihar ettiğinin anlaşıldığı, Murat BİROL’unbizzat kendisine karşı kendi hayatını koruma yükümlülüğü konusunda askeriotoritelerin Murat BİROL’un gerçekten intihar etmeriski taşıdığını bilip bilmediklerini ve bu riskin söz konusu olması durumunda,bunu önlemek için kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını tespitetmenin uygun olacağı, bu bakımdan, ceza soruşturma dosyasında toplanandeliller dikkate alındığında, Bakanlık tarafından hiçbir unsurun,başvurucuların oğullarının orduya katılmadan önce onu intihara sürükleyebilecekruhsal bozukluklar yaşadığını göstermediği, birliğe katıldıktan kısa bir müddetsonra intihar olayının gerçekleştiği, askerin olay gününe kadar tamamen normaldavranışlar sergilediği, üstlerine ya da arkadaşlarına herhangi bir sorunundanbahsetmediğini ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
67. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlıkgörüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.
68. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesişöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî vemanevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
69. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmezhaklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleribulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunanhiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanısıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerinyaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişininkendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğübulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51)
70. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkıkapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediğitemel yaklaşıma göre, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altındagerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete, elindeki tümimkânları kullanarak, bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamıtehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakkayönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari veyargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veyaolmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımındangeçerlidir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52).
71. Bu kapsamda, bazı özel koşullarda devletin kişinin kendieylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gereklitedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Zorunluaskerlik hizmeti için de geçerli olan bu yükümlülüğün ortaya çıkması için askeri mercilerin, kendi kontrolleri altındakibir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilipbilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle birdurum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamındakendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir. Ancaközellikle insan davranışının öngörülemezliği,öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecekfaaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerineaşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Bu çerçevede AnayasaMahkemesince yapılacak incelemede, basit bir ihmali veya değerlendirme hatasınıaşan bir kusurun askeri yetkililere atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortayakonulması gerekmektedir (B. No: 2013/841, 23/1/2014, §74).
72. Askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen bazı eylem veetkinliklerin doğasına ve insan unsuruna bağlı olarak ortaya çıkan riskseviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari düzenlemelerinbulunması gerekmektedir. Devlet askerlik görevini zorunlu kıldığı içinözellikle silahların kullanımı konusunda büyük bir titizlik göstermeli vepsikolojik sorunları olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara yönelik uyguntedbirlerin alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasal ve idari düzenlemelerde,askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunanaskerlerin etkin bir şekilde korunmalarını sağlayan uygulamaya ilişkintedbirlerin ve emir komuta zinciri içerisinde yer alan sorumlular tarafındanişlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerinöngörülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygundenetimlerden geçirilmesi ve askerlik öncesinde ve sırasında gerekli denetim vemüdahalelerin yapılması büyük önem taşımaktadır (B. No: 2013/841, 23/1/2014, §§ 75–76).
73. Yaşam hakkının korunması, silâhaltındaki bir askerinaskeri makamların kontrolü altında iken “şüpheli”bir biçimde ölmesi durumunda, bağımsız ve tarafsız bir şekilde etkili ve uygunresmi bir soruşturmanın yürütülmesini de gerekli kılmaktadır. Bu şekildeyukarıda bahsi geçen yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasıtemin edilebilecektir. Bu amaçla yürütülen araştırma ve soruşturmanın öncelikleolayların tam olarak nasıl meydana geldiğinin belirlenmesini, ikinci olarak isesorumluların tespit edilmesini ve gerek görüldüğünde cezalandırılmasınısağlayacak nitelikte olması gerekir. Bu kapsamda yürütülen işlemler, ön soruşturmaaşamasının ötesine geçmeli ve yargı aşaması da dâhil bütün süreç 17. maddeningereklerine cevap vermelidir. Böylelikle, derece mahkemeleri hiçbir durumdamağdurların yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığına karşı yapılan saldırılarıcezasız bırakmamalıdır (B. No: 2013/841, 23/1/2014, §77).
74. Mevcut başvuruda gerçekleşen ölüme ilişkin başvurucularınortaya koyduğu veya yürütülen idari ve ceza soruşturması kapsamında elde edilenbulgulardan başvurucuların oğlunun ölümünün intihar sonucu gerçekleştiğianlaşılmaktadır. Başvurucular da ölümün intihar sonucu gerçekleştiğini ifadeetmekte olup başvuru konusu olayda bunun aksine bir durumdan “şüphe”lenilmesinigerektiren bir olgu da bulunmamaktadır.
75. Başvuru konusu olay açısından, yukarıda yer verilen ilkelerçerçevesinde devletin Murat BİROL’un yaşamını kendieylemine karşı koruma yükümlülüğünün olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Bubağlamda, öncelikli olarak askeri yetkililerin Murat BİROL’unintihar etme riskini bilip bilmediklerinin veya bilmeleri gerekipgerekmediğinin ortaya konulması, böyle bir durum söz konusu ise yetkileriçerçevesinde gerekli tedbirleri alıp almadıklarının ortaya konulmasıgerekmektedir.
76. Başvuru konusu olayda askerlik öncesi yapılan sağlıkkontrolüne ilişkin bir bilgi bulunmamakla birlikte, askerlik sırasında yapılanmülakat ve anketlerde Murat BİROL’un herhangi birsorunu olduğuna dair beyanının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucular daoğullarının askerlik hizmeti için teslim olduğunda hiçbir bedensel ve psikolojiksorununun bulunmadığını, sadece onun genel kişilik yapısının aktif ve ileriderecede beceri isteyen askerlik görevlerini yerine getiremeyecek bir nitelikarz ettiğini ifade etmektedirler.
77. Başvurucular oğulları ile aynıbirlikte görev alan tank onbaşı T.A.’nın ifadesinde(§ 28) müteveffanın kendisine “meselakarşımda bir tane düşman var onu kafasından vursam ölür mü?”şeklinde soru sormasının ve sorusunu tekrar etmesinin, bunun yanı sıra, diğertüm tanıkların ifade ettiklerine benzer bir şekilde tanık Y.S.’nin ifadesinde (§ 29), müteveffanın yapı itibariyle saf,mülayim ve iyi niyetli olduğundan dolayı verilen emirleri tam olarak yerinegetiremediğini belirtmesinin oğullarının ileri derecede beceri isteyen askerlikhizmetlerini yapamayacağına delil olduğunu, oğullarının kişiliğini dikkatealmadan onu aşağılayan, hor gören ve ona baskı uygulayan askeri personelinuygulamaları sonucu kendisinin bunalıma girdiğini ve intihar ettiğini ilerisürmüşlerdir.
78. Anayasa Mahkemesinin bu konuya ilişkin bir başkabaşvuruda, genel bir prensip olarak kabul ettiği üzere, intihar eyleminegirişilebileceği konusunda uyarıcı nitelikte bir belirti bulunmaksızın biraskerin sadece kendisine yüklenilen sorumluluklar nedeniyle yoğun kaygılaryaşamasına bağlı gerçekleşen intihar eylemlerini idarenin öngörmesi ve gereklitedbirleri alması gerektiği sonucu çıkarılamaz (B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 80). Benzer bir şekilde,teşhise imkân vermeyen ve psikolojik tedaviyi gerektirecek düzeyde ortayaçıkmayan psikolojik sorunların kişilerin intihar eylemine girişebileceğikonusunda idarece fark edilmesi gerektiği söylenemeyecek olup bunun da ötesindeilgili kişinin şahsi ve ailevi geçmişinden bu konuda bir eğilimi olabileceğişüphesinin bulunması veya ilgili kişinin söz ve davranışlarından bu konuda bireylemi olabileceğinin somut ve açık bir şekilde görülebilmesi gerekmektedir. Aksiyöndeki bir değerlendirme, insan davranışlarının öngörülemezliğinedeniyle yetkililer üzerinde aşırı bir yük oluşturacaktır (§ 64).
79. Başvurucuların ifadesi ve tanık beyanlarından anlaşıldığıkadarıyla, sakin bir yaratılışa sahip, saf, iyi niyetli ve içine kapanık birkişilik yapısı olduğu anlaşılan müteveffanın sadece bu durumunun bir intihargirişiminde bulunabileceği konusunda askeri yetkililerin farkında olmasıgereken bir uyarı oluşturduğu değerlendirmesi yapılması mümkün değildir.
80. Bir bütün olarak ceza soruşturmasıkapsamında elde edilen delillere, özellikle de bütün tanık ve müştekibeyanlarına bakıldığında, askere alınmadan önce ve askerlik görevinebaşladıktan sonra olay anına kadar gerçekleşen hiçbir olay veya olgununmüteveffanın kendisinin intihar girişiminde bulunabileceğine ilişkin uyarıniteliğinde bir belirti veya psikolojik sıkıntıları bulunduğunu ortayakoymadığı görülmektedir. Nitekim başvuruculardan müteveffanın babası FatihBirol, Askeri Savcılık tarafından alınan ifadesinde, genel olarak oğlununintihar edecek birisi olmadığını, askerde durumunun iyi olduğunu ve herhangibir probleminin olmadığını, herhangi bir ailevi problemi de olmadığını, benzerşekilde müteveffanın annesi başvurucu Remziye BİROL, oğlunun vefat etmeden ikisaat önce kendisini aradığını, bu konuşmada herhangi bir sıkıntısındanbahsetmediğini, oğlunun tekrar görüşürüz diyerek telefonu kapattığını ifade etmiştir.
81. Askeri Savcılık tarafından dinlenen diğer tanıklar da,müteveffanın intihar edebileceği yönünde kuşku uyandıran herhangi bir söz vedavranışının bulunmadığını belirtmişlerdir. Başvurucuların oğullarının ileriderecede beceri isteyen askeri hizmetleri yapamayacağının bir delili olarakileri sürdüğü kendisinin asker arkadaşlarına ve komutanlarına “Ben mesela nöbetteydim. Karşımda düşman var; düşmanınkafasına ateş etsem ölür mü?” şeklinde sorular sorması ve busoruları tekrarlamasının tek başına onun kendisini intihara sürükleyecekpsikolojik sorunları bulunduğunu ortaya koyacak nitelikte açık ve uyarıcı birolgu olduğu söylenemez.
82. Başvurucular ayrıca oğullarının kişiliğini dikkatealmadan onu aşağılayan, hor gören ve ona baskı uygulayan askeri personelin bueylemleri sonucu bunalıma girdiğini ve intihar ettiğini ileri sürmüşlerdir. Bukonuda da başvurucuların soruşturma kapsamında alınan beyanlarında müteveffanınkendilerine ifade ettiği ya da bir şekilde hissettirdiği bir baskı durumu veyayaşadığı bir bunalım bulunmadığı gibi yine müteveffanın asker arkadaşlarındanve komutanlarından alınan ifadelerde bu yönde bir beyan bulunmamaktadır.Başvurucuların AYİM’de açtıkları tam yargı davasındada ileri sürdükleri bu husus AYİM tarafından değerlendirilmiş ve iddialarhakkında şu açıklamalara yer verilmiştir:
“Davacıların vekili maddi ve manevi tazminatistemiyle idareye müracaat ve devamındaki dava dilekçelerinde; "... müteveffa kişilik yapısı ve mizacı itibariyle aktif ve ileriderecede beceri isteyen hizmetlerde görevlendirilecek bir yapısıbulunmamaktaydı. Ancak geri hizmetlerde askerlik yapabilecek bir kişilik, mizaçve psikolojisi bulunmakta idi. Bu yapıyı dikkate almayan komutanlar,müteveffaya yapamayacağı ve kaldıramayacağı görevler vermiş, müteveffanınbunları yerine getirirken zorlanması ve tam yapamaması sonucu üstlerin vearkadaşlarının çeşitli baskılarına uğraması ve kendisiyle alay yapılmasınedeniyle girmiş olduğu bunalım sonucu intihar etmiştir... " şeklinde biriddiada bulunmuş ve bunu da tanık Yunus SANCARUOĞLU'nun" ... komutanların verdiği emri yerine getirmeyeçalıştığını, ancak kendisinin yapı itibariyle saf ve iyi niyetli olduğundandolayı verilen emirleri tam olarak yerine getiremediğini ..." şeklindekiifadesinin teyit ettiğini öne sürmüştür.
Oysa, adı geçen tanığın müteveffaya komutanları ya da arkadaşları tarafındanherhangi bir aşağılama yapıldığı ya da alay edildiğine ve baskı yapıldığınailişkin bir beyanda bulunmadığı gibi, müteveffanın komutanları veya arkadaşlarıile arasının da iyi olduğunu, aralarında bir husumet olmadığını ve onlarla iyigeçindiğini, askerliğini yaptığını ve intiharı gerektirebilecek herhangi birolumsuzluğu olmadığını beyan etmiştir. Öte yandan olaya ilişkin ifadesinebaşvurulan diğer tanıkların beyanlarının da bu yönde olduğu ve bu suretlemüteveffaya komutanları ya da arkadaşları tarafından herhangi bir aşağılamayapıldığı ya da alay edildiğine veya baskı yapıldığına ilişkin somut bir delilolmadığı anlaşılmıştır. Kaldı ki, dosyadaki bilgilere göreolaydan yaklaşık bir ay önce anılan birliğe katılan müteveffaya belirli birgörev (aktif görev ya da geri hizmet) de verilmediği, hakkında RDM veDanışmanlık kartı tanzim eden Bölük K.nın verdiğiemirleri yerine getirdiği, O'nun izlenimlerine göre içine kapanık olmadığı, iyiniyetli ve mülayim, ancak konuşmaları tutarlı biri olduğu, izin vb. sorunlarıolmadığı gibi şüpheli bir durumunun da tespit edilmediği anlaşılmakla, davacıvekilinin müteveffaya yapamayacağı ve kaldıramayacağı görevler verildiği, bugörevleri yerine getirirken zorlandığı ve tam yapamadığı, bunun sonucunda daüstleri ve arkadaşlarının çeşitli baskılarına uğradığı ve kendisiyle alayedildiği yönündeki iddialarına itibar edilmemiştir“
83. AYİM’in gerekçeli kararında da ifadeedildiği üzere, müteveffaya ağır görevler verildiği, baskı yapıldığı,kendisiyle alay edildiği ve bunların sonucunda kendisinin intihar ettiğiniortaya koyacak herhangi bir delil bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi açısından AYİM’in yaptığı bu çıkarımdan ayrılmayı gerektirecek biryön bulunmamaktadır.
84. Anayasa Mahkemesi açısından, başvurucuların yakınlarınınöldüğü gün resen ceza soruşturmasının açıldığı ve bunun idari soruşturma iletamamlandığı, mevcut veriler ışığında idari ve yargısal makamların olaylarınseyrini aydınlatmak istediğinden kuşku duyulmadığı, yürütülen soruşturmalarınölüm nedenlerini kesin olarak saptamaya imkân verdiği kanısına varılandurumlarda, askerlerin ölümü konusunda yürütülen soruşturmanın ve davalarınderinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğinbulunmaması koşuluyla, yürütülen soruşturmaların ve alınan kararların yetersizveya çelişkili oldukları ileri sürülemez (B. No: 2013/841, 23/1/2014,§ 95).
85. Başvuru konusu olayda resenyürütülen ceza soruşturmasının oldukça kapsamlı olduğu, makul bir süreiçerisinde sonuca bağlandığı, tanık ve müşteki sıfatıyla ilgili tüm kişilerin beyanlarınınalınması ve diğer teknik bilgilerin elde edilmesi dâhil olmak üzere olayın neşekilde gerçekleştiğinin saptanmasına imkân sağlayacak gerekli tüm delillerintoplandığı ve başvurucuların soruşturmanın açıklığını temin edecek ve meşrumenfaatlerini koruyabilecekleri bir şekilde soruşturma sürecine dâhilolabildikleri görülmektedir.
86. Tüm bu hususlar dikkatealındığında, askeri yetkililerin askerlik öncesi hayatında kayda değer herhangibir psikolojik sıkıntısı bulunmayan ve olay anına kadar genel kişilik yapısıdoğrultusunda normal davranışlar sergileyen müteveffanın intihar etme riskinibildikleri ya da bilmeleri gerektiği, dolayısıyla da kendisine silahlı nöbettutturulmasının başvurucuların ifadesiyle, ağır bir hizmet kusuru olduğu veonun intiharı ile idarenin ihmali arasında bir illiyet bağı oluşturduğusonucuna ulaşılması mümkün değildir.
87. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun,
1. AYİM’de duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddiaları yönünden“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yaşam hakkı kapsamında ceza soruşturması sürecine ilişkiniddialar yönünden “başvuru yollarınıntüketilmemesi” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Yaşamı korumak için gerekli tedbirlerin alınmaması suretiyleyaşam hakkının ihlal edildiği iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesindegüvence altına alınan yaşam hakkının İHLALEDİLMEDİĞİNE
C. Yargılama giderlerininbaşvurucular üzerinde bırakılmasına,
7/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLEkarar verildi.