TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FATİH HİLMİOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/648)
Karar Tarihi: 18/9/2014
R.G. Tarih-Sayı: 4/12/2014-29195
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Muharrem İlhan KOÇ
Başvurucu
:
Fatih HİLMİOĞLU
Vekili
:
Av. Mehmet SEVER
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hastalığınedeniyle hayati tehlike içinde bulunmasına rağmen cezaevinde tutulması ileklişe ifadelerle tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin yaşam hakkı ilekişi hürriyeti ve güvenliğini ihlal ettiğini ileri sürmüş ve tedbiren tahliye kararı verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 16/1/2014 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca, 24/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İkinci Bölümün tedbirtalebiyle ilgili olarak 20/1/2014 tarihinde yaptığı toplantıda,
i. Başvurucunun cezaevinde bulundurulmasının mevcut hastalığıyönünden hayati risk oluşturup oluşturmadığı hususunun, ilgiliye ait mevcuttıbbi belge ve dokümanlar ve ilgili hakkında daha önce düzenlenen raporlarlabirlikte yapılacak muayeneden sonra yeniden değerlendirildiği yeni bir uzmanheyet raporunun istenmesine,
ii. Belirtilen konularda başvurucunun durumunu değerlendiren raporundüzenlenmesi amacıyla ilgilinin, bu konuda yeterliliğe sahip, daha önce ilgilihakkında rapor düzenleyen sağlık kuruluşlarından farklı, tam teşekküllü birsağlık kurumuna sevkine,
iii. Başvurucunun tedbir talebinin düzenlenecek uzman heyetraporundan sonra değerlendirilmesine karar verilmiştir.
5. İkinci Bölümün tedbirtalebiyle ilgili olarak 20/2/2014 tarihinde yaptığı ikinci toplantıda,başvurucunun tedbir talebinin kabulü ile tedbirentahliyesine karar vermiştir.
6. Başvuru konusu olay veolgular 24/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Bakanlıkgörüşünü 25/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
7. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 24/3/2014 tarihindebildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 7/4/2014 tarihinde beyandabulunmuştur
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve ekleri ileAdalet Bakanlığı tarafından ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu 2000-2008yıllarında İnönü Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmış bir tıp profesörüdür.Başvurucu 2008 yılından itibaren Başkent Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesinde Gastroenteroloji Bilim Dalında öğretim üyesi olarak çalışmayabaşlamıştır.
10. Başvurucu İstanbul 13. AğırCeza Mahkemesinin 12/4/2009 tarih ve 2009/274 sayılı kararı doğrultusunda “yasa dışı terör örgütü üyesi olmak ve TürkiyeCumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasını kısmen veyatamamen engellemeye teşebbüs” suçlarından gözaltına alınmış veİstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/4/2009 tarih ve 2009/56 sayılı kararıylatutuklanmıştır.
11. İsnat edilen suçlarla ilgiliolarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 17/7/2009 tarih ve 2009/1498Soruşturma, 2009/751 Esas sayılı iddianamesiyle İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesinde kamu davası açılmıştır.
12. İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dosyasında yürütülen yargılamada 7/9/2009tarihinde ilk duruşmanın yapılmasına ve başvurucunun da aralarında olduğu haklarındabir kısım suçlamalar ile ilgili tutuklama kararları bulunan bir kısımsanıkların, atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli şüphe sebeplerininbulunması, aşamalardaki tutukluluk gerekçeleri, bir kısım atılı suçların CezaMuhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrasında sayılan suçlardan olmasıdikkate alınarak, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir.
13. İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama sürecinde,başvurucunun tahliye talepleri “dosyakapsamı, her sanığa iddianamede ayrı ayrı isnat olunan suçlamalar ve bunlarlailgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış olması, delillerinkarartılması şüphesinin bulunması, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetlişüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte ve bu suçların Ceza MuhakemesiKanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrasında sayılan suçlardan olması”gerekçesiyle reddedilmiştir.
14. Başvurucu 17/4/2009tarihinde tutuklanması üzerine tutulduğu Silivri L Tipi Cezaevinden rahatsızlanmasıüzerine önce Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, 11/6/2009tarihli konsültasyon sonrasında buradan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa TıpFakültesi Hastanesi Hepatoloji Servisine nakledilmiştir.
15. Başvurucu tutuklu olduğu veyargılandığı dönem içinde sağlık durumu nedeniyle 22/6/2009-7/3/2011 tarihleriarasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi HepatolojiServisinde yatırılmıştır.
16. İstanbul ÜniversitesiCerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan tedavi sırasında düzenlenen19/8/2009 tarih ve 4282 sayılı sağlık kurulu raporunda “kronik hepatit B ve karaciğer sirozu hastası olmasınedeniyle beslenmesinin çok düzenli olması ve iltihabi hastalıklardan korunmasıiçin bulunduğu ortamın koşullarının hijyenik olması gerekir. Yakın ararlıklarla da karaciğer kanseri için kontrol edilmelidir.Bu hastalarda %2-3/yıl karaciğer kanseri riski vardır. Stresli koşullarbağışıklığını düşürerek enfeksiyon ve mide kanamalarına zemin hazırlayabilir.Bu gibi durum ciddi ölüm tehlikesi yaratır. Tutukluluğun devamı halinde buhastalık tutuklunun hayatı için kesin bir tehlike teşkil eder.”kanaati belirtilmiştir.
17. İstanbul ÜniversitesiCerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinin daha sonra düzenlediği 18/11/2009 tarihve 6041 sayılı sağlık kurulu raporunda, “Hasta,kronik hepatit B ve karaciğer sirozu tanıları ile yatırılarak izlenmektedir. Kompanse siroz tanılı hastaları genel olarak yatıraraktedavi etmemekteyiz. Hasta Fatih Hilmioğlu karaciğer fonksiyonları düzeltildiktensonra aylar boyunca izlenmiş ve durumunun stabil kaldığı tespit edilmiştir. Şuanda kendisine bir hastane tedavisi yapılmamaktadır. Ancak daha önceki rapordada belirtildiği gibi, bu hastanın hastane dışında beslenmesinin çok düzenliolması ve iltihabi hastalıklardan korunması için bulunduğu ortamın koşullarınınhijyenik olması gerekir. Olağan dışı ve stresli koşullar enfeksiyonlara, özofagus ve gastrointestinalsistem kanamalarına zemin hazırlayabilir. Bu gibi bir durum gelişmesi de ciddiölüm tehlikesi yaratır. Daha önce de belirtildiği gibi, hastanın uygun olmayankoşul ve ortamlarda bulunması, bu hastanın hayatı için kesin bir tehlike teşkileder. Sonuç olarak, hasta şu anda hastanede yatırılarak tedavi edilmesi gerekenbir hasta değildir, taburcu edilebilir. Ancak kompansesirozu olan bir hastanın koşulları uygun olmayan başka ortamlara transferininsorumluluğu da bizim üzerimizde olmaz. Bu hasta aslında sağlığı açısındanzorunlu olarak transfer edilmemesi gereken bir ortama gönderilirse kesin birhayati tehlike söz konusudur." şeklinde değerlendirmeler yeralmaktadır.
18. Mahkemenin, Adli TıpKurumundan başvurucunun ceza infaz kurumu şartlarında tedavisinin yapılıpyapılamayacağı, tutuklu olmasının hayati tehlike oluşturup oluşturmayacağıhususunda görüş sorması üzerine, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu 25/9/2009tarih ve 8363 sayılı raporunda “başvurucudaileri evre kronik karaciğer hastalığı bulunduğu, cezaevi şartlarında hayatitehlike oluşacağına dair tıbbi bulgu tespit edilemediği, hastalığı sebebiyleiki ayda bir üniversite hastanesinin hepatoloji bölümünde takiplerininyaptırılmasının uygun olacağı” belirtilmiştir.
19. Bu rapora itiraz edilmesiüzerine Adli Tıp Genel Kurulu’nun 28/1/2010 tarih ve 8363 sayılı raporunda oyçokluğuyla “başvurucunun kronik karaciğerhastası olduğu, siroz hastalığının (A) evresinde bulunduğu, hastalık tablosununbu haliyle, cezaevi şartlarında hayati tehlike oluşturacağına dair tıbbi bulgutespit edilemediği, hastalığı sebebiyle iki ay aralıkla bir üniversite hastanesininhepatoloji bölümünde takiplerinin yaptırılmasının uygun olacağı”belirtilmiştir.
20. Başvurucuyla birlikte aynıdosyada yargılanan başka bir sanığın sağlık durumuyla ilgili düzenlenenraporlar nedeniyle İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesininbazı doktorları, yargılamaya konu örgüte üye olma ve örgüte yardım suçlamasıylatutuklanmışlar ve sonrasında yargılamaya katılan Cumhuriyet savcısı, İstanbulÜniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinden başvurucu hakkında yenidenrapor talep etmiştir.
21. Başvurucuya göre,tutuklanabilecekleri endişesiyle İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp FakültesiHastanesi doktorları 2/2/2011 tarih ve 763 sayılı üçüncü sağlık kuruluraporunda “mevcut bulgulara göre tedavi içinhastaneye yatırılması zorunlu değildir. Bu hasta için söz konusu olabilecekhayati tehlike bugünkü durumundan değil, gelişebilecek muhtemel komplikasyonlardan(ilaçların düzenli alınmaması, ilaca karşı direnç gelişmesi ve diğer nedenlerleoluşabilecek akut alevlenme, gastrointestinal kanama,infeksiyonlar, displastiknodüllerden hepotaselüler kanser gelişmesi,hastalığın takibinde oluşacak aksamalar veya daha nadir görülebilecek diğersorunlardan) kaynaklanabilir.” şeklinde mütalaa bildirmişlerdir. Burapor üzerine başvurucu 7/3/2011 tarihinde Silivri L Tipi Cezaevinenakledilmiştir.
22. Yargılama sonunda İstanbul13. Ağır Ceza Mahkemesi 5/8/2013 tarihli kararla başvurucunun, TürkiyeCumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten menetmeye teşebbüsten 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddelerigereğince 16 yıl hapis cezasıyla, kişisel verileri hukuka aykırı olarak elegeçirme suçundan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136. ve 43. maddelerigereğince 7 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinindevamına karar verilmiştir.
23. Başvurucu mahkûmiyetkararından sonra tahliye talebinde bulunmuş, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi12/12/2013 tarih ve 2013/802 Değişik İş sayılı kararıyla “kovuşturma aşamasının tamamlandığını belirterekyeniden karar verilmesine yer olmadığına” karar vermiştir.
24. Başvurucunun sağlık durumunailişkin İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen8/1/2014 tarih ve 64 sayılı sağlık kurulu raporunda, “kronik hepatit B, karaciğer sirozu (Child-A), sirotikkaraciğerde (4,5 mm çaplı) nodül teşhisi ile kronik B hepatiti hastalığıyönünden tedavinin devamına, saptanan nodülün üç ay arayla radyolojikkontrollerin yapılmasının gerekli olduğuna, gelecekte nodülün boyut veözelliklerinde değişiklikler gözlendiği taktirde hastalığın vasfında birdeğişiklik olduğu neticesine varılabileceği, bu haliyle hastalık vasfınındeğiştiği anlamında değerlendirilemeyeceği” mütalaası yeralmaktadır.
25. İkinci Bölümün tedbirtalebiyle ilgili 20/1/2014 tarihli kararı üzerine, başvurucunun yapılan muayeneve tetkikleri sonrasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesincedüzenlenen 17/2/2014 tarih ve 19 sayılı sağlık kurulu raporunda “hepatoselüler karsinom tespit edilmediği, böbrek fonksiyonlarının %50oranında azalmış olduğu, kronik B hepatitine bağlı gelişmiş kompansekaraciğer sirozu olduğu (Child-A), grade I özofagus varisleri ve portal hipertansifgastropatisi bulunduğu, psikiyatrik açıdan majördepresyon teşhis edildiği, uygun süre ve dozda tedaviye rağmen depresyonbelirtilerinin devam etmesinin psikososyal veçevresel stres faktörleriyle ilişkili olabileceği” belirtilmiştir.
26. Anılan raporda, “başvurucunun kronik sistemik ciddi hastalıklarıolduğunun anlaşıldığı, mevcut karaciğer sirozu nedeniyle hayat kalitesindedüşme, enfeksiyonlara eğilim ve üst gastrointestinalsistem kanaması geçirme riski olduğu, kronik B hepatiti tedavisine ek olarakportal hipertansiyon tedavisinin başlanmasının uygun olacağı, başvurucununsağlığı açısından, cezaevi koşulları yerine fiziksel, psikososyalşartların daha sağlıklı olduğu ve her türlü tıbbi imkâna kolayca ulaşabileceğibir ortamda izlenmesinin uygun olacağı” kanaati bildirilmiştir.
27. İkinci Bölüm 20/2/2014tarihinde başvurucunun sağlık durumuyla ilgili muhtemel riskler ve düzenlenensağlık kurulu raporunu dikkate alarak 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesininbeşinci fıkrası ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 73.maddesi gereğince tedbiren tahliye kararı vermiştir.
B. İlgiliHukuk
28. 13/12/2004 tarih ve 5275sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Tutukluların Yükümlülükleri” kenarbaşlıklı 116. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“BuKanunun; … hastalık nedeniyle nakil,… muayene vetedavi istekleri,… muayene ve tedavileri,… sağlık denetimi, hastaneye sevk,infazı engelleyecek hastalık hâli, …konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34ilâ 53, 55 ilâ 62, 66 ilâ 76 ve 78 ila 88 inci maddelerinde düzenlenmişhükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında dauygulanabilir.”
29. 5275 sayılı Kanun’un ilgilimaddeleri şöyledir:
“Hastalık nedeniylenakil
Madde 57- (1)Hastaneye sevki zorunlu görülen hükümlü, bulunduğu yere en yakın tam teşekküllüDevlet veya üniversite hastanesinin hükümlü koğuşuna yatırılır.
(2) Buhastanelere gönderilen hükümlülerin başka yerlerdeki hastanelere sevki, sağlıkkurulu raporuyla, acil ve yaşamsal tehlikesi bulunması hâlinde, varsa birihastalığın uzmanı olmak üzere iki uzman hekim tarafından verilip, başhekimtarafından onaylanan ve hastalığın sebebi, tedavinin hangi sebeple bulunduğuhastanede gerçekleştirilemediği, hastaya nerede ve ne tür bir tedavigerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkündür. Bu durumda da en yakın vehükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversite hastaneleri tercih edilir.
(3)Hükümlünün bu hastanelerde kontrol ve tedavisinin devam edip etmeyeceğininsağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi gerekir; aksi hâlde hükümlü aitolduğu kuruma iade edilir.
(4)Hükümlü, acil hâller dışında özel sağlık kuruluşlarında tedavi edilemez. Acilhâllerin varlığı hâlinde Adalet Bakanlığına bilgi verilir.
(5)Hükümlü, sağlık nedenleriyle bulunduğu kurumda kalmasının uygun olmadığı, kurumhekiminin önerisi ve en üst amirinin isteği üzerine alınacak sağlık kuruluraporuyla belirlendiği takdirde, başka kurumlara nakledilebilir.
Hükümlününmuayene ve tedavi istekleri
Madde 71-(1) Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayeneve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bununiçin hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veyaüniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.
Hükümlününmuayene ve tedavisi
Madde 78-(1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağanmuayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalıknedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartınaişlenir ve dosyasında saklanır.
(2) SağlıkBakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile üniversitelerin sağlıkkuruluşları, hükümlülerin tedavileri bakımından gerekli yardımları yapmaklagörevlidirler.
…
Hastaneyesevk
Madde 80-(1) Hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum,kurum hekimi tarafından derhâl bir raporla ceza infaz kurumu yönetiminebildirilir.
İnfazıengelleyecek hastalık hâli
Madde 81-(1) Kurum hekimi veya görevli hekim tarafından yapılan muayene ve incelemeler sonucundahükümlünün cezasını yerine getirmesine engel olabilecek hastalığı saptanırsadurum, kurum yönetimine bildirilir.”
30. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılıTürk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunlarıteşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezası hükmolunur.”
31. 26/9/2004 tarih ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 136. maddesi şöyledir:
“Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren,yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.”
32. 4/12/2004 tarih ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanıkhakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veyagüvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
…
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),”
33. 5271 sayılı Kanun’un 104.maddesi şöyledir
“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.
(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veyasalıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itirazedilebilir.
(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtayageldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veyaYargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerindeyapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sende verilebilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
34. Mahkemenin 18/9/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/1/2014 tarih ve 2014/648numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
35. Başvurucu,
i. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının,
ii. Hastalığı sebebiyle hayati tehlike içinde bulunmasına rağmenceza infaz kurumunda tutulması ve iki ayda bir üniversite hastanesindekontrollerinin yaptırılmaması nedeniyle yaşam hakkını güvence altına alanAnayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının,
ihlal edildiğini ileri sürerek tedbirentahliyesine karar verilmesini ve tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
36. Başvurucunun şikâyetlerinin,tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındakişi hürriyeti ve güvenliği ile hastalığı sebebiyle hayati tehlike içindebulunmasına rağmen ceza infaz kurumunda tutulması ve sağlık kurumundakontrollerinin yaptırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındayaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu iddialarailişkin başvurunun kişi hürriyeti ve güvenliği ile yaşam hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
1. KişiHürriyeti ve Güvenliği Yönünden
37. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasınıveya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
38. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncüfıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir.”
39. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
40. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir. …”.
41. Adalet Bakanlığı görüşünde,AİHM içtihatlarına göre, tutukluluk süresinin hesaplanmasında başlangıç noktasıbaşvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı tarih olup, kişinin serbestbırakıldığı ya da ilk derece mahkemesi kararıyla da olsa, bir mahkeme kararıylamahkûmiyetine karar verildiği tarihte tutukluluğun sona erdiğini, (Yiğitdoğan/ Türkiye, no.20827/08, 16 Mart 2010, par. 22). AİHM’nin, Atalay Öztürk tarafından yapılanbaşvuruda, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyetkararı ile birlikte “yetkili bir mahkemetarafından verilen mahkûmiyet kararının ardından” başvuranın hükümlüdurumuna geçtiğini ve AİHS’nin 5/3. maddesi uyarınca, altı aylık süreninbaşladığını ve başvurunun zamanında yapılmadığını belirterek kabul edilemezlikkararı verdiğini belirtmektedir (no.54890/09, 7/1/2014).
42. Bakanlık, başvurucunun13/4/2009 tarihinde gözaltına alındığını ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesitarafından yapılan yargılama neticesinde, 5/8/2013 tarihinde hakkında mahkumiyet hükmü verildiğini, başvurucunun AİHS ve AnayasaMahkemesi yargısı açısından tutukluluğunun bu tarihte sona erdiği ve butarihten itibaren ilgilinin hükümlü statüsünde olduğunu, başvurunun 16/1/2014tarihinde yapıldığını belirtmektedir. Başvurucunun tutukluluğunun makul süreyiaştığı şikâyeti kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenirken bu hususlarınve ilgili AİHM kararlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmektedir.
43. Adalet Bakanlığı görüşünekarşı başvurucu başvuruda belirttiği diğer hususlar yanında, hüküm tarihindenitibaren altı aya yakın bir süre geçmesine rağmen gerekçeli karar yazılmadığıiçin tahliye talebi hakkında karar verilmediğini belirtmektedir.
44. Başvurucu, devam edentutukluk kapsamında, sağlık durumu dikkate alınmadan taleplerinin gerekçesizbiçimde reddedildiğini ifade etmektedir. Bu şikâyetin Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
45. Devam eden tutukluluğunhukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerintemel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılansebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirdebuna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarakgösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbestkalmasının yolu açılabilecektir. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbestbırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireyselbaşvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla, tutukluluk hali devamettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).
46. Ancak kişi hakkında ilkderece mahkemesinde hüküm verilmiş ise bireysel başvuru açısından talep, “bir suç isnadına bağlı olarak tutukluluğun”hukuka aykırılığının tespitiyle sınırlı kalacaktır (B. No: 2014/912, 6/3/2014,§ 48).
47. Kişi serbest bırakılmadanyargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa,mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumdakişinin hukuki durumu “bir suç isnadınabağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuruincelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesiarasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmişolmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübutaerdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezayahükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve birtutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona ermektedir. Bu açıdanmahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halinitutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıylamahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasınıAİHS’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarakdeğerlendirmekte ve tutukluluk süresinin tespitinde dikkate almamaktadır (B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 49).
48. “Bir suçisnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçensürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığıdurumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derecemahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66).
49. Somut olayda başvurucu,isnat edilen suç nedeniyle 13/4/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve 17/4/2009tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklu olarak devam eden yargılamada mahkûmiyetkararının açıklandığı 5/8/2013 tarihinde tutukluluk hali bu anlamda sonaermiştir.
50. Başvuru formundabelirtilmeyen ve daha sonra Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanda ifadeedilen mahkûmiyete ilişkin kararın gerekçesinin yazılmamış olması nedeniyletemyiz incelemesinin yapılamaması ve tahliye talebi hakkında bu aşamada birkarar verilmemesi tek başına“mahkumiyete bağlı olarak tutulma” halini hukukaaykırı kılmamaktadır. Bu durum makul süre çerçevesinde adil yargılanma hakkıkapsamında incelenebilecek olmakla birlikte, özgürlükten yoksun bırakmanınmahkûmiyet kararına dayandığı ve “mahkumiyetebağlı olarak” özgürlükten yoksun bırakılmanın hukuka aykırılığına ilişkin bir şikâyetde bulunmadığı dikkate alındığında, başvurudan sonra ileri sürülen bu iddianedeniyle farklı bir sonuca ulaşılması mümkün değildir.
51. Başvurucunun 5/8/2013tarihine kadar “bir suç isnadına bağlıolarak” özgürlüğünden yoksun bırakıldığı, 5/8/2013 tarihinden sonraözgürlükten yoksun bırakmanın “mahkûmiyetkararına bağlı olarak” tutulma olduğu anlaşılmaktadır.
52. Bireysel başvurunun kabuledilebilirlik şartlarından biri başvuru süresidir. Süre, başvurunun her aşamasındadikkate alınması gereken bir usul şartıdır.
53. Bireysel başvuruların, 6216sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca, başvuruyollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalinöğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (B. No:2013/2001, 16/5/2013, § 14,15).
54. Somut olayda tutuklu olarakdevam eden yargılamada mahkûmiyet kararının açıklandığı 5/8/2013 tarihinde “bir suç isnadına bağlı olarak” tutulmahali sona ermiştir.
55. Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrasının ihlal edildiği şikâyetleri yönünden başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.
56. Açıklanan nedenlerle,başvurunun gerekçesiz kararlarla ve sağlık durumu dikkate alınmadantutukluluğun devamına karar verilmesi nedeniyle “kişi özgürlüğü ve güvenliğinin” ihlal edildiğine ilişkin kısmının“süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Yaşam HakkıYönünden
57. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.”
58. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
59. Adalet Bakanlığı, AİHM’ninbirçok kararında, yaşam hakkına ya da fiziksel bütünlüğe yönelik ihlallerinkasıtlı olmadığı durumlarda, "etkilibir adli sistem" oluşturmayı kapsayan pozitif yükümlülüğün herdavada cezai işlem başlatmayı gerektirmediğini vurguladığını, özel, idari vehatta disiplinle ilgili hukuk yollarının mağdurlara açık olmasının yeterliolabileceğini belirtmektedir (Vo/Fransa[BD], B. No. 53924/00, § 90, 8/7/2004; Calvelli ve Ciglio/İtalya, no. 32967/96, § 51, AİHM 2002-I; ve Mastromatteo/İtalya [BD], B.No. 37703/97, § 90, 94 ve 95, 24/10/ 2002, Çetin/Türkiye,B. No.44084/10, 5/3/2013).
60. Bakanlık, bir hastatutuklunun ölmeden önce kendisini AİHS’nin 2. maddesinin ihlalinin muhtemelmağduru olarak değerlendirdiği hallerde, AİHM’nin kural olarak Calvelli ve Ciglio/İtalyakararında belirlenen yöntemden ayrılmamak gerektiği kanaatinde olduğunubelirtmektedir (Çetin/Türkiye, B.No.44084/10, 5/3/2013).
61. Mevcut belgelerinincelenmesinden, belirtilen hususlarla ilgili olarak, doktorlar aleyhinetazminat davası açıldığına ya da şikâyette bulunulduğuna dair bir bilgiyeulaşılamadığı, başvurucunun 11 Haziran 2009 ve 22 Haziran 2009 tarihleriarasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, 22 Haziran 2009 ve 7 Mart2011 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp FakültesiHastanesinde, 10 Mart 2011 ve 11 Mart 2011 tarihleri arasında Silivri DevletHastanesinde, 3 Ekim 2011 ve 14 Ekim 2011 tarihleri arasında Bakırköy Eğitim veAraştırma Hastanesinde, 11 Haziran 2012 ve 15 Haziran 2012 tarihleri ve sonolarak 12 Aralık 2012 ve 9 Ocak 2013 tarihleri arasında Avcılar Murat KölükDevlet Hastanesinde yatarak tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.
62. Bakanlık, başvurucunun8/3/2011 tarihinden sonra sağlık kuruluşlarına sevkinin gerektiği gibiyapılmadığı iddiasıyla ilgili olarak bir şikâyet ya da talepte bulunduğuna dairbir belgeye rastlanılmadığını belirtmektedir.
63. Adalet Bakanlığı görüşünekarşı başvurucu, başvuru sırasında belirttiği görüşlerini tekrar etmiş vecezaevi idaresinden sorumlu Cumhuriyet savcılığına yaptığı 16/5/2011 ve 9/2011havale tarihli iki ayrı dilekçeyi sunmuştur. Bu dilekçelerde başvurucu iki ayaralıklarla bir üniversite hastanesinin hepatoloji servisinde hastalığıylailgili kontrollerinin yaptırılması gerektiği, eğitim ve araştırmahastanelerinde gerekli kontrol ve takibin yapılamayacağını belirtmektedir.
64. Kişinin yaşam hakkı ilemaddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatifyükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetkialanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak sonvermeme, bunun yanı sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını, kamusal makamların, diğer bireylerin vekişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı korumayükümlülüğü bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51)
65. AİHM, hukuka uygun olaraközgürlüğü kısıtlanan herkesin insan onuruna uygun tutukluluk koşullarına sahipolma hakkı bulunduğunu, alınan tedbirlerin uygulanma koşullarının kişiyisıkıntıya ya da tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aşacakyoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, B. No: 30210/96, 26/10/2000, §94).
66. AİHM ayrıca, AİHS’nintutuklu bir kimsenin sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir “genel zorunluluk” getirmediğini, ancakdoğal olarak ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklananacının, yetkililerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koşullarından dolayıartması ya da artma riski bulunması halinde bu durumun AİHS’nin 3. maddesikapsamına girebileceğini belirtmektedir (Mouisel/Fransa, B. No: 67263/01, 14/11/2002, § 38-40).
67. Başvurucunun sağlıkdurumuyla ilgili yukarıda belirtilen kurul raporları dikkate alındığında,başvurucunun hastalığının her şart ve durumda, cezaevinde bulunma nedeniyle tekbaşına yaşamsal risk oluşturacak bir nitelik taşıdığı belirtilmemektedir.Başvurucunun rahatsızlığının geri dönülmez bir noktaya ulaştığı yönünde birtespit de bulunmamaktadır. Bununla birlikte, mevcut hastalık nedeniyle ortayaçıkabilecek muhtemel risklerin varlığından bahsedilmekte ve sonuç olarak “başvurucunun sağlığı açısından, cezaevi koşullarıyerine fiziksel, psikososyal şartların daha sağlıklıolduğu ve her türlü tıbbi imkâna kolayca ulaşabileceği bir ortamda izlenmesininuygun olacağı” değerlendirilmektedir (§ 17-27).
68. Başvurucu, rahatsızlığınıncezaevi şartları veya yetkililerin uygulamalarından kaynaklanan nedenlerlekötüleştiği ve bu nedenlerle doğal olarak özgürlükten yoksun bırakılmanedeniyle ortaya çıkan ızdırap ve acının ötesinde birızdırap ve acıya maruz kaldığı yönünde bir delilortaya koymamıştır. Başvurucunun tedavi veya kontrollerinin ihmal edilmesinedeniyle hastalığının ilerlediği yönünde bir tespit de bulunmamaktadır.Başvurucu her aşamada sağlık durumuyla ilgili hususlar dikkate alınarakhakkındaki dava nedeniyle devam eden özgürlükten yoksun bırakılma halininsonlandırılmasını yargılama makamından talep etmiştir.
69. Başvurucunun Cerrahpaşa TıpFakültesi Hastanesinde yatarak iki yıla yakın bir dönem takip edildiği sıradadüzenlenen 18/11/2009 tarih ve 6041 sayılı sağlık kurulu raporunda açıkça, “Hasta, kronik hepatit B ve karaciğer sirozu tanılarıile yatırılarak izlenmektedir. Kompanse siroz tanılıhastaları genel olarak yatırarak tedavi etmemekteyiz. Hasta Fatih Hilmioğlukaraciğer fonksiyonları düzeltildikten sonra aylar boyunca izlenmiş vedurumunun stabil kaldığı tespit edilmiştir. Şu anda kendisine bir hastanetedavisi yapılmamaktadır.” tespiti olmasına karşın “Sonuç olarak, hasta şu anda hastanede yatırılaraktedavi edilmesi gereken bir hasta değildir, taburcu edilebilir. Ancak kompanse sirozu olan bir hastanın koşulları uygun olmayanbaşka ortamlara transferinin sorumluluğu da bizim üzerimizde olmaz. Bu hastaaslında sağlığı açısından zorunlu olarak transfer edilmemesi gereken bir ortamagönderilirse kesin bir hayati tehlike söz konusudur."değerlendirmesi yer almaktadır.
70. Cerrahpaşa Tıp FakültesiHastanesinde kaldığı sürece kendisine hastane tedavisi yapılmadığı bildirilenbaşvurucu hakkında düzenlenen raporlarda, cezaevi koşullarının başvurucuyönünden uygun olmadığı veya hastalık sebebiyle başvurucu bakımından “kesin bir hayati tehlikeye” neden olacağıyönünde bir olgu yer almamaktadır.
71. Başvurucu daha önce sağlıkdurumuyla ilgili rapor düzenleyen doktorların tutuklanabilecekleri endişesiylegörüşlerini değiştirdiklerini belirtmiş, ancak bu görüş değişikliğinin hatalıolduğu iddiasıyla idari veya adli bir şikâyet yoluna başvurmamıştır. Ayrıcabaşvurucu tarafından sonraki raporlarda yer alan kanaatin yanlışlığı konusundasomut bir belge ve bilgi sunulmamıştır. Başvurucunun sağlık durumuyla ilgiliraporlarda esasen teşhis yönünden bir farklılık da bulunmamaktadır. CerrahpaşaTıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen ilk iki raporda doğrudan cezaevişartlarıyla bağlantılı somut bir neden belirtilmeksizin başvurucunun tutukluluğunun devamının veya transfer edilmemesi gereken bir ortamagönderilmesinin kesin bir hayati tehlike teşkil edeceği belirtilmektedir.
72. Tedbir talebiyle ilgili20/1/2014 tarihli karar üzerine İstanbul Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesince düzenlenen 17/2/2014 tarih ve 19 sayılı sağlık kurulu raporunda da, başvurucunun cezaevinde bulunmasının sağlık durumunedeniyle hayati risk oluşturacağına ilişkin bir tespit ve değerlendirme yeralmamaktadır.
73. Başvurucunun yargılamasürecinde 11/6/2009-22/6/2009 22/6/2009-7/3/2011, 10/3/2011-11/3/2011,3/10/2011-14/10/2011, 11/6/2012-15/6/2012 ve 12/12/2012-9/1/2013 tarihleriarasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi HepatolojiServisi başta olmak üzere çeşitli sağlık kurumlarında yatarak tedavi vekontrollerinin yapıldığı görülmektedir.
74. Başvurucu, iki ayaralıklarla bir üniversite hastanesinin hepatoloji servisinde hastalığıylailgili kontrollerinin yaptırılmamasını yaşam hakkının ihlali olarak ayrıcaileri sürmüş ise de, bu kontrollerin yapılmasınailişkin idari mercilerin hareketsiz kalması nedeniyle idari veya yargısal birşikâyet yaptığına ve bu kapsamda bir sonuç alamadığına ilişkin delilsunmamaktadır. Bireysel başvuru kapsamındaki talebin de hastalık nedeniylesağlık kurumunda tedavi edilme değil, “mahkûmiyetkararına bağlı olarak” cezaevinde tutulmanın sonlandırılması yaniserbest bırakılma olduğu görülmektedir.
75. Başvurucunun yukarıdabahsedilen raporlarla tespit edilen sağlık durumuna rağmen “mahkûmiyet kararına bağlı olarak”cezaevinde tutulmasının, insanlık dışı veya aşağılayıcı bir ceza/muamele olarakdeğerlendirilmesine neden olabilecek bir olgunun da bulunmadığı, bu niteliktedeğerlendirilebilecek somut bir duruma ilişkin şikâyet olmadığı görülmektedir.
76. Başvurucu, cezaevindetutulma nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetine ilişkin olarak gerekcezaevi koşullarından gerekse yetkililerce yapılan uygulamalardan kaynaklanansomut bir delil sunmadığı gibi bu kapsamdaki iddialarıyla ilgili herhangi biridari ve yargısal başvuru yapmamıştır.
77. Suç isnadına veya mahkûmiyetkararına bağlı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kimsenin sağlıkgerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir “genelzorunluluk” bulunmadığı, hasta bir kişinin cezaevinde tutulmasının,ancak cezaevi şartları veya uygulanan tedbirlerin kişiyi olağanın üzerindesıkıntıya sokacak nitelikte olması halinde insanlık dışı veya aşağılayıcı birmuamele olarak nitelendirilebileceği ve bu kapsamda da somut bir delil olmadığıdikkate alındığında, kronik hastalığı olan başvurucunun “mahkûmiyet kararına bağlı olarak”cezaevinde tutulmasına ilişkin şikâyetlerinin somut bir olguya dayanmamasınedeniyle yaşam hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
78. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. “Kişi özgürlüğü vegüvenliğinin” ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin “süre aşımı”,
2. “Yaşam hakkının” ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksun olması”
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
18/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.