TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
FATİH TAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1461)
Karar Tarihi: 12/11/2014
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
:
Serruh KALELİ
Başkanvekili
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Zehra Ayla PERKTAŞ
Recep KÖMÜRCÜ
Burhan ÜSTÜN
Engin YILDIRIM
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
Zühtü ARSLAN
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Yunus HEPER
Başvurucu
:
Fatih TAŞ
Vekili
:
Av. İnan AKMEŞE
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, yayınladığıkitaplardan dolayı yargılanması nedeniyle ifade özgürlüğünün, uyarlama yargılamasınınuzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ve kovuşturmanınertelenmesi kararının dosya üzerinden verilmesi nedeniyle duruşmada hazırbulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 8/2/2013tarihinde İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.Dilekçeler ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesindebelirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 23/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlikincelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 19/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 11/3/2014 tarihli görüş yazısı13/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, görüşünü süresiiçinde 2/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bölüm tarafından 15/10/2014 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun niteliğiitibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanmasını gerekli gördüğündenAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (3)numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurula sevkine karar vermiştir
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ileBakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, merkeziİstanbul’da bulunan Aram Yayıncılık isimli yayınevinin sahibidir.
9. Başvurucunun, 2002 yılı Ocakayında iki şiir kitabı yayınlamasından dolayı PKK Terör Örgütüne basın yolu ileyardım etmek suçundan cezalandırılması için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi(DGM) Başsavcılığının 14/1/2002 tarihli iddianamesiile kamu davası açılmıştır.
10. İstanbul 4 Nolu DGM’nin 30/9/2002 tarihlikararı ile başvurucunun 13/3/1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 169.maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ve verilenhürriyeti bağlayıcı cezanın 9.923,00-TL ağır para cezasına çevrilmesine kararverilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi şöyledir:
“…Birinci kitabın 9-12. sayfalarında yer alan önsözbölümünde Kürdistan’dan bahsedilerek, ‘… Kürdün siyasal olarak geriletilmesiulusal kültürel girişimini derinden etkilemiştir. Kürdistan ulusal kurtuluşhareketinin çıkışı itibarı ile her tabakadan Kürt bireyine farklı bir boyuttaulaşıp hızlı bir gelişim göstermesi, bir kitle yaratması, sınıfsal ve ulusaltemelde yaşanan tıkanıklığa bir aşama kaydettirebilmesi, yaratılmış olanboşluğun doldurulabilmesinden kaynaklanmaktadır… Kürt bireyini, Kürt ulusuşahsında yeni insanı yaratmayı amaçlar. Devrimimiz geçmişin olumsuz etkilerinide içinde barındıran kötü bir sonuç olan bugünü değiştirmek için yeniyi veinsana yaraşanı yaratma devrimidir... Ulusal Kurtuluş Savaşı Kürt insanınıdağlara çekerek özgür yaşamı yaratmaya yöneltmiştir…’ şeklinde ifadelerleKürdistan adlı ülke için savaşıldığı ve bunun özgürlük mücadelesi olduğununvurgulandığı…
Kitabın başlangıcında 15. ve 16. sayfalarında önderlikimzalı iki adet şiir yayınlandığı ve önderlik ifadesinin yasa dışı örgütPKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan için kullanılan birifade olduğu…
Kitabın ‘önderliğe yazılan şiirler' alt başlığında sayfa25’de “utancın tanığı Marmara‘yım” başlıklı şiirde kullanılan ifadelerle İmralıadasında örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın tutuklu olarak bulundurulduğuvurgulanarak özgürlük mücadelesi veren bir kişi olarak gösterildiği, İmralıadasında hapiste tutulmasının utanç verici olduğu şeklinde görüşler ilerisürüldüğü…
29-30. sayfalarda yayınlanan “milat” başlıklı şiirde de 15Şubat tarihinden söz edilerek yasa dışı örgüt liderinin o tarihte yakalandığıbilindiğinden bu tarihin üzüntü ve utanç yaratan bir tarih olduğu ve bu anınyaşanmamasının istendiği şeklinde görüşlere yer verildiği…
Sayfa 31’de “ben yaşamım” başlıklı şiirde soyut bir ülkedensöz edilerek “şehidim ben, adım Mazlumdur Kemaldir ve Hayriyimben, Agit’in namlusundan intikam mermisi Zekiye’ninbedeninden yükselen alev ve Zila’nın yüreğindekisevdayım ben, gerillanın tutuşturduğu özgürlük ateşi, çobanın kavalındaki sevdatürküsü” şeklinde ifadeler kullandığı… Aynı şiirde ayrıca “Spartaküs’den Guevara’ya dekinsanlık mirası, ben kırk milyon yürek, halkımın umudu, intikam olurum, çünküben ateşin oğlu, yaşamın adı, Mezopotamya güneşi Öcalan’ım Öcalan’ım”şeklinde kullanılan ifadelerle daha önce ölüm oruçlarında veya protesto amaçlıolarak kendilerini öldüren örgüt mensuplarından ve dağlarda çatışangerillalardan söz edildiği ayrıca Abdullah Öcalan’ın halkın umudu ve intikamı,Mezopotamya güneşinin oğlu olduğu şeklinden ifadelerle yasa dışı örgüt liderive mensuplarının övüldüğü, eylemlerinin yüceltildiği…
Kitabın “Şehitlere Yazılan Şiirler ve Şehitlerin YazdığıŞiirler” başlıklı bölümlerinde yer verilen şiirlerde yasa dışı örgütmensuplarının dağlarda çatıştıkları, özgürlük mücadelesi yaptıkları şehitdüştükleri bazı olayların yer ve tarihi belirtilerek ayrıca ölüm orucueylemlerinin vurgulanarak örgüt mensuplarının kişilik ve eylemlerin övülerekyüceltildiği… Çatışmalarda veya ölüm oruçlarından ölen örgüt mensuplarınınisimlerine yer verilerek onlardan ve eylemlerinden övgüyle söz edildiği, busuretle kitabın bütününde yasa dışı PKK terör örgütü lider ve mensuplarındansöz edilerek örgüt propagandası yapıldığı…
Aynı yayın evince yayınlanan “Dağın KalbindeGizliyiz-Gerilla Şiileri” başlıklı ikinci kitabında ise 21. sayfadaki “Fırat”başlıklı şiirde “öfkeliyiz Marmara’ya, katmayacağız suyunu suyuna, tenimMarmara’ya değmeden başkan Apo’ya bir avuç sevdasunacağız, paramparça yüreğimizde” şeklinde ifadelerle yasa dışı örgütün sözdeliderinin Marmara denizindeki İmralı adasında tutukluluğu vurgulanarakkendisine övgüler yöneltildiği…
Sayfa 27’de yer alan “kim sorar” başlıklı şiirde “çığlığıİmralı’da yüreği adanın soluklarındandır, toprağın bereketi ışık olupİmralı’dan taşıyor bundandır, İmralı’ya hasrettir hasretiz bizde” şeklindeifadelere yer verilerek İmralı ceza evinde tutuklu bulunan yasa dışı örgütmensubunun kastedildiği ve kendisine toprağın, özgürlüğün ve kendilerininhasret olduklarının vurgulanarak örgüt liderine yönelik övgülere yer verildiği…
42 sayfadaki “acıyı hissedin” başlıklı şiirde “15 Şubatgözyaşları ile şubat gerçekliği ile bastırıyor isyan başkaldırısını” şeklindeifadeler kullanılarak yasa dışı örgüt liderinin 15 Şubat tarihinde yakalandığıvurgulanarak bundan üzüntü ve acıyla söz edildiği…
Kitabın 181. sayfasında bulunan “arkadaş” başlıklı şiirde“karanlık tarihin kanla yazılışını, güneşle aydınlanışını görmek, zamanın benisürüklemesini değil, karanlık sayfaları renklendirenlerin eylemine katılmakistiyorum, yakamozda kansız geceleri düşleyip saç tellerimi Kürdistan dağlarınasalacağım” şeklinde ifadeler kullanılarak Kürdistan’daki karanlık tarihdöneminin kapanacağı ve güneşle bu bölgenin aydınlanacağı vurgulanarakKürdistan olarak nitelendirilen bölgede verilen özgürlük ve bağımsızlık mücadelesineatıfta bulunulduğu ve mücadelesinin övüldüğü…
Söz konusu şiirlerde kullanılan beyan ve ifadelerle yasadışı örgütü ve liderinin kişilik ve eylemlerinin övüldüğü, gerçekleştirileninözgürlük ve bağımsızlık mücadelesi olduğunun vurgulandığı, bu suretle yasa dışıPKK terör örgütü propagandasının yapıldığı, her iki kitapta bu şekilde örgütpropagandasına yer verildiği, sanığın aynı anda ve birbirinin devamı olarak buiki kitaptaki propaganda içeren şiirlerle üzerine atılı yasa dışı örgüte yardımetmek suçunu işlediği…”
11. İlk Derece Mahkemesikararının temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 29/5/2003tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesinin kararını onamış ve kararkesinleşmiştir.
12. İnfaz aşamasında 765 sayılı Kanun’un169. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, İstanbul 4 NoluDGM’nin 20/2/2004 tarihli kararı ile infazındurdurulmasına karar verilmiş ve aynı tarihte, başvurucunun eyleminin değişenkanun hükmü göz önüne alınarak yeniden değerlendirilmesi için uyarlamayargılamasına başlanmıştır.
13. Başvurucunun, İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesi’nin (Eski 4 Nolu DGM) 21/3/2007 tarihli kararı ile terör örgütünün propagandasınıyapmak suçundan 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7.maddesi uyarınca 1.080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi şöyledir:
“…Gerilla Şiirleri-1 ve Gerilla Şiirleri-2 isimli kitabınönsöz ve değişik sayfalarında yer alan yazı ve şiirlerin, bir bütün olarakincelendiğinde, içerikleri itibariyle şiddet veya diğer terör yöntemlerinebaşvurmayı teşvik edecek şekilde örgüt propagandası niteliğinde olmasınedeniyle suçu sabit görülen sanığın…”
14. Temyiz üzerine Yargıtay 9.Ceza Dairesinin 28/1/2010 tarihli ilamı ile İlk DereceMahkemesinin kararını usulden bozulmuştur.
15. Yeniden yapılan yargılamasonunda başvurucunun, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 8/12/2010tarihli kararı ile terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan 16.660,00-TLadli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. İlk DereceMahkemesinin gerekçesi şöyledir:
“…Gerilla Şiirleri-1 ve Gerilla Şiirleri-2 isimli kitabınönsöz bölümünde ve değişik sayfalarında yayınlanan şiirlerde, yasadışı örgütmensupları ve örgütün sözde liderlerinden bahsedilmek ve düşünce ve eylemleriövülmek suretiyle yasadışı PKK terör örgütünün propagandası yapılarak, örgüteyardım etmek suçu sabit görülerek …”
16. Temyiz üzerine Yargıtay 9.Ceza Dairesinin 29/3/1012 tarihli ilamı ile İlk DereceMahkemesinin kararı bir kez daha usulden bozulmuştur.
17. Yeniden yapılan yargılamasonunda, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/7/2012tarihli kararı ile başvurucu hakkında yürütülen kovuşturmanın, 2/7/2012 tarihve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava veCezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un Geçici 1. maddesi uyarıncaertelenmesine ve başvurucu hakkında üç yıl denetimli serbestlik hükümlerininuygulanmasına karar verilmiştir.
18. İtiraz üzerine İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 26/12/2012 tarihli kararı ileitiraz reddedilmiş ve İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kovuşturmanınertelenmesi kararı kesinleşmiş ve karar başvurucuya 11/1/2013 tarihinde tebliğedilmiştir. Bireysel başvuru 8/2/2013 tarihindeyapılmıştır.
B. Başvuruya Konu Kitaplar
19. 2002 yılının Ocak ayındaAram Yayıncılık, “Bu Yürek Dağlar AşarGerilla Şiirleri-1” (birincikitap) ve “Dağın Kalbinde Gizliyiz GerillaŞiirleri-2” (ikincikitap) başlığını taşıyan iki şiir kitabı yayınlamıştır. Başvurucu, adı geçenyayınevinin sahibi ve söz konusu kitapların yayıncısıdır. Söz konusu kitabınkimin tarafından yazıldığı ve şiirlerin kime ait olduğu tespit edilememiştir.
20. Birinci kitap bir önsöz vebeş bölümden oluşmaktadır. Kitap sırasıyla “ÖnderliğeYazılan Şiirler”, “ŞehitlereYazılan Şiirler”, “ŞehitlerinYazdığı Şiirler”, “Gerillaya DairŞiirler”, “Kadın Konulu Şiirler”ve “Serbest Şiirler” isimli bölümlerdenve toplam 197 sayfadan oluşmakta, referans ve kaynakça içermemektedir. İkincikitap ise yine bir önsöz ve yedi bölümden oluşmaktadır. Kitap sırasıyla, “Önderliğe Yazılan Şiirler”, “Şehitlerin Şiirleri”, “Şehitlere Yazılan Şiirler”, “Toprağa Yazılan Şiirler”, “Gerillaya Yazılan Şiirler”, “Kadına Yazılan Şiirler” ve “Serbest Şiirler” isimli bölümlerden vetoplam 262 sayfadan oluşmaktadır.
21. Başvurucu yayınladığı şiirkitaplarından dolayı ilk kez İstanbul 4 No.lu DGM’nin 30/9/2002tarihli kararı ile mahkum edilmiş ve bu karar Yargıtay onaması ilekesinleşmiştir. Yasa değişikliği nedeniyle yapılan sonraki yargılamalardaverilen mahkûmiyet kararlarında yeni gerekçelere yer verilmemiş esas itibarıylailk mahkûmiyet kararındaki gerekçelere dayanılmıştır (bkz. § 9).
C. İlgiliHukuk
22. 765 sayılı Kanun’un 169.maddesi şöyledir:
“64 ve 65 inci maddelerde beyan olunan hal haricinde herkim, böyle bir cemiyete ve çeteye hal ve sıfatlarını bilerek barınacak yergösterir veya yardım eder yahut erzak veya esliha vecephane veya elbise tedarik ederse üç seneden beş seneye kadar ağır hapis ilecezalandırılır.”
23. 3713 sayılı Kanun’un “terör suçları” kenar başlıklı 3.maddesinin 29/06/2006 tarih ve 5532 sayılı Kanun’un 2.maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali şöyledir:
“Türk Ceza Kanununun 125, 131, 146, 147, 148, 149, 156, 168,171 ve 172 nci maddelerinde yazılı suçlar, terörsuçlarıdır.”
24. 3713 sayılı Kanun’un “Terör Amacı ile İşlenilenSuçlar” kenar başlıklı 4. maddesinin 5532 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile yapılandeğişiklikten önceki hali şöyledir:
“Bu Kanununuygulanmasında;
a) (Değişik bent: 13/11/1996 - 4211/1 md.) Türk CezaKanununun 145, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 169 ve 384 üncü maddeleri ile499 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,
b) 2845 sayılı DevletGüvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 9 uncumaddesinin (b), (c), (e) bentlerinde yazılı suçlar,
1 inci maddedebelirtilen terör amacı ile işlendiği takdirde terör suçu sayılır.”
25. 3713 sayılı Kanun’un “cezaların artırılması” kenar başlıklı 5.maddesinin 5532 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile yapılan değişiklikten öncekihali şöyledir:
“3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkındailgili kanunlara göre tayin edilecek şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalar veyapara cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacakcezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanınyukarı sınırı aşılabilir. Ancak şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalarda bu sınırağır hapiste 36, hapiste 25, hafif hapiste 10 yılı geçemez.”
26. 3713 sayılı Kanun’un 5532sayılı kanunun 6. maddesi gereği değişen 7. maddesinin ikinci ve beşincifıkraları şöyledir:
“…
Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardımedenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecekşekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca biryıldan beş yıla kadar hapis ve beşyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar adli para cezası verilir.
…
Yukarıdaki 2 nci fıkradabelirtilen örgütle ilgili propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncümaddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile işlenmesi halinde, ayrıcasahiplerine de mevkute bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satışmiktarının; ... yüzde doksanı kadar adli para cezasıverilir. Ancak, bu para cezaları yüzmilyon liradan azolamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek paracezasının yarısı uygulanır ve altı aydan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur.”
27. 6352 sayılı Kanun’un Geçici1. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) 31/12/2011 tarihine kadar,basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyleişlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beşyıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;
a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlararanmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,
b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,
c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazınınertelenmesine,
karar verilir.
(2) Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanınertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihtenitibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesihâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfındabirinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayıkesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veyakovuşturmaya devam olunur.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 12/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun8/2/2013 tarih ve 2013/1461 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
29. Başvurucu, uyarlamayargılamasının 9 yıl sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının,yayınladığı kitaplardan dolayı yargılanması nedeniyle düşünceyi açıklama veyayma özgürlüğünün ve İlk Derece Mahkemesince kovuşturmanın ertelenmesineilişkin olarak verilen son kararın duruşma yapılmadan dosya üzerinde verilmesinedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.Başvurucu, 10.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminat talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. İfade Özgürlüğü ve Makul Sürede YargılanmaHakkının İhlali İddiası Yönünden
30. Bakanlık görüşünde, İstanbul12. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/7/2012 tarihli kararı ilebaşvurucu hakkında yürütülen kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği ve buitibarla halihazırda başvurucu hakkında başvuruya konu olay ile ilgili olarakverilmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığı hatırlatılmıştır.
31. Başvurucu, hakkında dahaönce üç kez mahkûmiyet hükmü kurulduğunu ve son olarak kovuşturmanınertelenmesi kararı verildiğini ve böylece kovuşturma tehdidine maruz kaldığını,tek başlarına bu kararların bile ifade özgürlüğü üzerinde baskı oluşturduğunuileri sürmüştür.
32. Mevcut başvurununkoşullarında, hâlihazırda başvurucu hakkında başvuruya konu olay ile ilgiliolarak her ne kadar Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 29/5/2003tarihli ilamı ile kesinleşen bir mahkumiyet kararı bulunmakta ise de, bu kararhenüz infaz edilmeden 765 sayılı Kanun’un 169. maddesinde yapılan değişiklikgereği olarak cezanın infazının durdurulduğu ve onun yerine geçmek üzere yenibir karar vermek amacıyla İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde tekraryargılamaya başlandığı anlaşılmaktadır. Uyarlama yargılaması sonuçlanmadan 6352sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca verilen kovuşturmanın ertelenmesikararının da Anayasa’nın 26. maddesine göre başvurucunun ifade özgürlüğüne birmüdahale olup olmadığı ve o nedenle davanın esasıyla ayrılmaz bir biçimdebağlantılı olduğu görülmektedir. Dolayısıyla başvurucu hakkında henüzkesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmamakla beraber bu sorunun Anayasa’nın26. maddesi bağlamında esasla ilişkilendirilerek tartışılması gerekmektedir.
33. Başvurucu hakkındakiuyarlama yargılamasının yaklaşık 9 yıl sürmesi nedeniyle makul süredeyargılanma hakkının ve başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararıverilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleriaçıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni debulunmadığı için başvurunun bu şikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
34. Üyeler Serdar ÖZGÜLDÜR,Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Burhan ÜSTÜN ve NuriNECİPOĞLU bu görüşe katılmamışlardır.
b. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlali İddiasıYönünden
35. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
36. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme… açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
37. Başvurucuya görekovuşturmanın ertelenmesi kararının verildiği son celse duruşma aleni yapılmamışve karar aleni verilmemiştir. Başvurucu, Derece Mahkemesince kovuşturmanınertelenmesine ilişkin olarak verilen son kararın duruşma yapılmadan dosyaüzerinde verilmesi nedeniyle yargılamaya avukatının katılamadığını ve aleniyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Buna karşın bu iddialarınözü, başvurucunun duruşmada hazır bulundurulmaması ile ilgilidir. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ilebağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bu iddialarının “duruşmada hazır bulunma hakkı”çerçevesinde incelenmesi gerekir.
38. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkınınkapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in“Adil yargılanma hakkı” kenarbaşlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
39. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanmahakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgilikısmı şöyledir:
“Herkesmedeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
40. Adil yargılamanın zımnigerekleri “hakkaniyete uygun yargılama”kavramından hareket ederek saptanabilir. Bu gereklerden en önemlisi Anayasa’nın36. maddesinde açıkça ifade edilmiş olan “savunmahakkı”dır.Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratiktoplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple hakkaniyete uygun bir yargılamanıngerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin,savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması ve buhakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanmasıgerekmektedir (Bkz. B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32).
41. Hakkaniyete uygunyargılamanın en önemli unsuru olan sanığın kendini savunma hakkındanfaydalanmasının ilk koşulu sanığın savunmasını yapabilmesi için mahkeme önündehazır bulunma olanağına sahip olmasıdır. AİHS’in 6.maddesinde açıkça belirtilmemiş olsa da duruşmada hazır bulunma hakkı AİHS’in 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adilmuhakeme hakkının bir parçasıdır. Bir sanığın aleyhine açılan ceza davasındaduruşmada hazır bulunması genel bir haktır ve AİHS’in6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan (c), (d) ve (e) bentlerinde yeralan hakların bir parçasıdır (bkz. Sejdovic/İtalya, B. No: 56581/00 , 1/3/2006,§ 81). Nitekim duruşmada hazır bulunma hakkının bir sonucu olarak 5271 sayılıKanun’un 193. maddesinin (1) numaralı fıkrasında istisnalar saklı kalmak üzere,hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı hükme bağlanmıştır (Bkz.B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 41).
42. Somut olayda, silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundanaçılan kamu davasında başvurucu hakkında daha önce üç kez mahkumiyet hükmükurulmuş ve son olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 29/3/1012tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararı usule ilişkin bazıgerekçelerle bozulmuş ve dosya İlk Derece Mahkemesine gönderilmiştir. DosyaDerece Mahkemesince esasa kaydedilmeden önce 2/7/2012tarihinde 6352 sayılı Kanun yürürlüğe girmiş ve Mahkeme, 10/7/2012 tarihindekendisine ulaşan dosyayı mahkeme esasına kaydederek aynı gün duruşma açmadan veadı geçen Kanun’a dayanarak başvurucu hakkında yürütülen kovuşturmanınertelenmesine ve üç yıl denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasına kararvermiştir. Somut olayda çözümlenmesi gereken mesele, kovuşturmanın ertelenmesineilişkin son kararın duruşma yapılmadan dosya üzerinde verilmesinin başvurucunun“duruşmada hazır bulunma hakkı”na müdahale oluşturupoluşturmadığı ve bir bütün olarak yargılamanın adilliğini etkileyipetkilemediğinin tespitidir.
43. Adından da anlaşılacağıüzere 6352 sayılı ve Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla BazıKanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkinDava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun yargı hizmetlerininhızlandırılması amacıyla hazırlanmıştır. Bu durum Kanun’un genel gerekçesindede açıkça belirtilmiştir (adı geçen Kanun hakkında daha ayrıntılıdeğerlendirmeler için bkz. AYM, E.2013/92, K.2014/6, K.T. 16/1/2014).
44. İlk derece mahkemelerinin,6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, genel olarak, basın yayınyoluyla işlenen suçlara ilişkin kovuşturmalarda Yargıtay bozması veya iadesiüzerine duruşma açmayarak doğrudan kovuşturmanın ertelenmesi kararı verdiklerianlaşılmaktadır. Kanun’da uygulamanın nasıl yapılacağınailişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla birlikte yargılamanın sonucundabir değişiklik olmayacağının açıkça belli olduğu durumlarda duruşmayapılmaksızın dosya üzerinden kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesinin sözkonusu Kanun’un yargı hizmetlerinin hızlandırılması, ifade özgürlüğününgenişletilmesi ve bu kapsamda basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkinaçılan mevcut davaların sonlandırılması amacına matuf olduğu anlaşılmaktadır.
45. Bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesinin görevi,muhakemenin yöntemi de dâhil yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığınısaptamaktır. 30/9/2002, 21/3/2007 ve 8/12/2010 tarihlikararlarla başvurucu yayınladığı kitaplar nedeniyle mahkum edilmiş, Yargıtayise verilen bu kararlardan uyarlama yargılamasından öncekini onamış dahasonrakileri ise esastan değil ancak usulden bozmuştur. Mevcut durumda hukuksalyapının değişmediği de gözetildiğinde derece mahkemeleri ve Yargıtay,başvurucunun eylemi hakkındaki niyetlerini açıkça belli etmişlerdir.
46. Başvurucu başvuruya konuşiir kitaplarını yayınlaması nedeniyle toplam 11 yıla yakın bir süreyargılanmış ve bu süre içerisinde defalarca mahkeme huzurunda savunma yapmafırsatı bulmuştur. Kaldı ki kovuşturmanın ertelenmesi kararı bireyin suçişleyip işlemediğiyle ilişkili değildir. Bu nedenle, böyle bir incelemeninduruşma açılmadan ve başvurucu duruşmaya çağrılmadan yapılmış olmasının birbütün olarak yargılamanın adilliğini etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır.
47. Öte yandan başvurucu, adil yargılanmahakkını sınırlandırdığı iddiasıyla başka bir işlem hakkında da şikâyetçiolmadığı gibi dava dosyası ve yargılama süreci bir bütün olarak incelendiğindebaşvurucunun savunma haklarından yararlandırılmadığını gösteren bir bulguya darastlanılmamıştır.
48. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürdüğü yargılama işlemindeaçık ve görünür bir ihlal saptanmadığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası
49. Başvurucu, başvuru konusukitapları yayınlaması nedeniyle hakkında daha önce üç kez mahkûmiyet hükmü kurulduğunuve son olarak kovuşturmanın ertelenmesi kararı verildiğini, böylece ifadeözgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
50. Bakanlık görüşünde, AnayasaMahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer kararlarıhatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlar doğrultusundadeğerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bakanlıkgörüşünde, Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamında ifade özgürlüğünün demokratiktoplumun temellerinden birisini oluşturduğu; ifade özgürlüğünün yalnızca lehteolduğu kabul edilen veya zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve düşünceleriçin değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümü için saldırgan, şokedici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğubelirtilmiştir. Bu kapsamda, ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olupolmadığının, gerçekleştirilen müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı,müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin demokratik birtoplumda gerekli olup olmadığı temelinde incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
51. Başvurucu, başvurunun esasıhakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekraretmiştir.
52. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
53. Anayasa’nın “Düşünce ve kanaat hürriyeti” kenarbaşlıklı 25. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce vekanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz vesuçlanamaz.”
54. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başkayollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Buhürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya davermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veyabenzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milletiile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasınailişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasındauygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
55. Anayasa’nın “Bilim ve Sanat hürriyeti” kenar başlıklı 27. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama,yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
Yayma hakkı, Anayasanın 1 inci, 2 ncive 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıylakullanılamaz.
…”
56. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28.maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma vemalî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
(İkinci fıkra mülga: 3.10.2001-4709/10 md.)
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacaktedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiylebölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyanateşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan hertürlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar,başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar… “
57. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuruya konu somut olaydayayınladığı iki şiir kitabı nedeniyle başvurucu yargılanmış ve sonuç olarakhakkında yürütülen kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmiştir.
58. Anayasa’nın 26. maddesindedüşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar“söz, yazı, resim veya başka yollar”olarak ifade edilmiştir ve “başka yollar”ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğugösterilmiştir (B. No:2013/2602, 23/1/2014, §43).
59. Bundan başka, başvuruya konuşiir kitaplarının basılmasında olduğu gibi sanatın serbestçe açıklanması veyayınlanması özgürlüğü Anayasa’nın 27. maddesinde özel olarak korunmuştur.Basın özgürlüğü alanındaki temel düzenleme ise Anayasa’nın 28. maddesinde yeralmaktadır. Anayasa’nın 28. maddesine ilave olarak 29. maddede süreli vesüresiz yayın hakkı ve 30. maddede basın araçlarının korunmasına yerverilmiştir. Anayasa’nın 31. maddesinde ise kamu tüzel kişilerinin elindekibasın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı düzenlenmiştir.Ayrıca, Anayasa’nın basın özgürlüğünü düzenleyen hükümlerinde yer alan “yazanlar”, “bastıranlar”, “başkasınaverenler”, “dağıtımı önleme”,“toplatma”, “süreli yayın” ve “süresiz yayın” gibi ifadeler ancak “gazete”, “kitap”,“dergi” gibi basılıpçoğaltılabilen kitle iletişim araçları için kullanılabilir. Dolayısıyla,Anayasa’ya göre basın, kitle iletişim araçlarından biridir; ancak diğer kitleiletişim araçlarından ayrılarak özel olarak korunmuştur (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 68).
60. Anayasa’nın 28. maddesininbirinci fıkrasında basının hür olduğu ve sansür edilemeyeceği, üçüncüfıkrasında devletin basın özgürlüğüne ilişkin pozitif yükümlülüğü olduğu,dördüncü fıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanmasında Anayasa’nın 26. ve 27.maddeleri hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş beşinci fıkrasında ise basınözgürlüğüne yapılacak müdahalelerin meşru amaçları sayılmıştır.
61. Yazılı belge ve kitapbastırma özgürlüğünün ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusundahiçbir şüphe ya da anlaşmazlık bulunmamaktadır. Yukarıda gösterildiği gibiAnayasa’da ifade özgürlüğüne ilişkin olarak daha ayrıntılı düzenlemeler de yeralmakla birlikte mevcut koşullar altında başvurunun ifade özgürlüğüne ilişkintemel düzenleme olan Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında incelenmesinin uygunolacağı değerlendirilmiştir.
62. Mutlak değil sınırlanabilirbir hak olan ifade özgürlüğü Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerinsınırlama rejimine tabidir. İfade özgürlüğüne ilişkin 26. maddenin ikinci,bilim ve sanat özgürlüğüne ilişkin 27. maddenin ikinci ve basın özgürlüğüneilişkin 28. maddenin dördüncü ve izleyen fıkralarında sınırlama sebeplerine yerverilmiştir. Ancak bu özgürlüklere yönelik sınırlamaların da bir sınırınınolması gerektiği açıktır. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaAnayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebepleifade özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa’nın 13.maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve ifade özgürlüğüne ilişkinayrıntılı diğer maddeler göz önüne alınarak Anayasa’nın 26. maddesi kapsamındayapılması gerekmektedir.
63. İfade özgürlüğü, insanınserbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiğidüşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veyabaşkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamınagelir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §40).
64. İfade özgürlüğü, Anayasa’dayer alan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmını doğrudan etkiler.Gerçekten de gazete, dergi veya kitap biçiminde basın yayın yoluyla düşünceninyayılmasının başlıca aracı olan basın, ifade özgürlüğünün kullanılmabiçimlerinden biridir. Basın özgürlüğü, AİHS’de ayrı bir madde olarak değilifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddenin altında koruma altına alınmıştır. AİHS’in 10. maddesi, yalnızca düşünce ve kanaatleriniçeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır. Buna karşınbasın özgürlüğü, Anayasa’nın 28-32. maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir (B.No: 2013/409, 25/6/2014, § 73).
65. Basın özgürlüğü, gazete,dergi, kitap gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi,haber ve eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar. Basın özgürlüğüdüşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumunbilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzeredüşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaşsağlanması, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmekçoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Bu itibarla düşünceyi açıklama veyayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsalönemdedir (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 74).
66. Demokratik bir sistemde,devletin eylem ve işlemlerinin, adli ve idari yetkililerin olduğu kadar,basının ve aynı zamanda kamuoyunun da denetimi altında bulunması gerekmektedir.Yazılı, işitsel veya görsel basın, kamu gücünü kullanan organların siyasikararlarını, eylemlerini ve ihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak vevatandaşların karar alma süreçlerine katılımını kolaylaştırarak demokrasininsağlıklı bir şekilde işlemesini ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerinigüvence altına almaktadır. Bu sebeple basın özgürlüğü, herkes için geçerli veyaşamsal bir özgürlüktür (B. No: 2013/409, 25/6/2014,§ 75).
67. İfade özgürlüğünü tamamlayanve onun kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğü de ifade özgürlüğü gibi mutlakve sınırsız değildir. Sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgürolması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesi de şarttır. Basının,Anayasa’nın 26., 27. ve 28. maddelerinde sayılanDevletin iç ve dış güvenliğinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün,suç işlenmesinin ya da ayaklanma veya isyana teşvik edilmesinin engellenmesiiçin konmuş olan sınırlandırmalara uyması gerekmesine karşın, siyasi hususlardabilgi verme hakkı da vardır. Öte yandan halkın da bu tür bilgileri almaya hakkıvardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna, çeşitli siyasi fikir ve tutumlarınıniletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardanbirini sağlamaktadır. (benzer yöndeki bir karar için bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 76).
68. Yukarıda anlatılan ilkelerışığında, başvuru konusu olayda, ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinindeğerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığı ve daha sonrada müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığı değerlendirilecektir.
i. Müdahalenin Mevcudiyeti Hakkında
69. Başvurucu, başvuruya konuşiir kitaplarını yayınlaması nedeniyle kendisi hakkında daha önce üç kezmahkûmiyet hükmü kurulduğunu ve sonuçta kovuşturmanın ertelenmesi kararıverilmiş olsa bile açılan kovuşturmanın kendisini doğrudan etkilemesi nedeniyleifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca dahaönceki kararlarda mahkûmiyet hükmü kurulmuş olması nedeniyle hakkında uygulanandenetimli serbestlik süresi içerisinde yeniden kovuşturmaya maruz kalma ve cezaalma riskinin sürdüğünü, mevcut durumun ifade özgürlüğü üzerinde baskıoluşturduğunu ileri sürmüştür.
70. Başvurucuya göre mevcut durumdakovuşturulma korkusu gerçektir ve kendisinin yayıncılık faaliyetleriniengellemekte, ayrıca bu durum kendinde stres ve endişe yaratmakta veçalışmalarını ciddi biçimde sınırlamaktadır.
71. Bakanlık, hâlihazırdabaşvurucu hakkında başvuruya konu olay ile ilgili olarak verilmiş birmahkûmiyet kararı bulunmadığını ileri sürmektedir.
72. Başvurucunun ifade özgürlüğühakkına yönelik olarak iddia ettiği bir müdahalenin varlığı, başvurucununAnayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan hakkının ihlali nedeniylemağdur duruma düşürecek bir önleme başvurulup vurulmadığının belirlenmesinebağlıdır (bkz. Altuğ Taner Akçam/Türkiye,B. No: 27520/07, 25/10/2011, § 65). Bu bağlamda AİHM’in bir kişinin herhangi bir ihlalin mağduru olduğunuiddia edebilmesi için söz konusu önlemden doğrudan etkilenmiş olması gerektiğiyolundaki içtihadı (bkz. Klass ve Diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71, 6/9/1978, § 33) meselenin çözümü için yol göstericiolacaktır.
73. Hâlihazırdaki başvuruda,başvurucu hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmamasına rağmenbaşvurucunun 2002 yılından itibaren yaklaşık 11 yıl süren kovuşturmadandoğrudan etkilendiğinin ve yayıncı olması nedeniyle daha ilerde de soruşturmave kovuşturmaya maruz kalma riskinin bulunduğu iddiasının dikkate alınmasıgerekir. Bu bağlamda mevcut başvuruya konu dava süreci dikkate alınarakbaşvurucu hakkında devam etmekte olan kovuşturma tehdidinin bir müdahaleanlamına gelip gelmediği tespit edilmelidir.
74. Somut olayda başvurucununbaşvuruya konu iki kitabı yayınlamasından dolayı PKK Terör Örgütüne basın yoluile yardım etmek suçundan cezalandırılması için İstanbul DGM Başsavcılığıncakamu davası açılmış ve İstanbul 4 Nolu DGM, 30/9/2002 tarihinde, başvurucunun terör örgütüne yardımetmek suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir. Söz konusu karar Yargıtayca onanarak kesinleşmiştir. Daha sonra infazaşamasında, kanun değişikliği nedeniyle, infazın durdurulmasına karar verilmişve yapılan yargılama sonucunda başvurucu, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/3/2007 ve 8/12/2010 tarihli kararları ile terör örgütününpropagandasını yapmak suçundan iki kez mahkum edilmiş ve söz konusu kararlar Yargıtayca esas yönünden değil usul yönünden bozulmuştur.Yeniden yapılan yargılama sonunda, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/7/2012 tarihli kararı ile başvurucu hakkında yürütülenkovuşturmanın ertelenmesine ve başvurucu hakkında üç yıl denetimli serbestlikhükümlerinin uygulanmasına karar verilmiş ve bu karar, yapılan itirazın itirazmercii tarafından reddedilmesi ile kesinleşmiştir (bkz. §§ 8-17).
75. 6352 sayılı Kanun'un geçici1. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 31/12/2011tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklamayöntemleriyle işlenmiş olup, temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya daüst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtandolayı, soruşturma evresinde 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasınınertelenmesini, kovuşturma evresinde kovuşturmanın ertelenmesini, kesinleşmişolan mahkûmiyet hükümlerinde ise mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesinidüzenlemektedir. Başvuruya konu olayda başvurucu hakkında devam etmekte olankovuşturma ertelenmiş ve başvurucu hakkında üç yıl denetimli serbestlikhükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
76. 6352 sayılı Kanun'un geçici1. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise hakkında açılmış bulunankovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiğitarihten itibaren üç yıl içinde basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce vekanaat açıklama yöntemleriyle yeni bir suç işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yerolmadığı veya düşme kararı verilecek bu süre zarfında benzer yeni bir suçişlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğutakdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devam olunacaktır.
77. Başvurucunun yayınevi sahibiolması nedeniyle düşünce açıklamaları veya basın faaliyetleri nedeniyle ileridesoruşturma ve kovuşturmaya maruz kalma riski bulunduğu gibi mevcut başvuruyakonu ertelenen kovuşturmanın yeniden canlanması olasılığı da bulunmaktadır.Üstelik kovuşturmaya yeniden başlandığı bir durumda başvurucunun söz konusuşiir kitaplarını yayınlaması nedeniyle daha önce üç kez ilk derece mahkemesincemahkûm edilmiş olması göz önüne alındığında yine ceza alma tehdidi de devametmektedir.
78. Mevcut başvuru ifadeözgürlüğüne ilişkin olup, başvurucunun denetim altında tutulma durumununbilinmesi başvurucu açısından bazı güçlükler yaratmaktadır. Bu güçlükler,mağduriyet statüsünün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır (bkz. Altuğ Taner Akçam/Türkiye, B. No:27520/07, 25/10/2011, § 67). Yaptırıma maruz kalmaendişesinin kişiler üzerinde kesintiye uğratıcı bir etkisi vardır ve sonundakişinin isnat edilen suçlardan aklanma ihtimali bulunsa bile kişinin bu etkialtında ilerde düşünce açıklamalarından veya basın faaliyetlerini yapmaktanimtina etme riski bulunmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. Lombardo ve Diğerleri/Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007, § 61).
79. Sonuç olarak başvurucu,henüz yayınladığı kitaplar nedeniyle mahkûm edilmemiş olsa bile ertelenenkovuşturmanın gelecekte yeniden başlayabileceği olasılığının kendisinde stresve cezalandırılma endişesi yarattığı kabul edilebilir. Daha önce yargılanıpmahkûm olması ve üstelik söz konusu mahkûmiyetin Yargıtaycada onanması gerçeği ışığında başvurucunun daha sonra yeniden kovuşturmaya maruzkalma ve ceza alma riskinin gerçek olduğu sonucuna varılmıştır. Bu koşullarda,Anayasa’nın 26. maddesi çerçevesinde başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahaledebulunulduğunun kabul edilmesi gerekir.
ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması Hakkında
80. Yukarıda anılan müdahalelerAnayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden birveya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilenkoşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlaliniteşkil edecektir. Bu nedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenöze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlartarafından öngörülme, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzenininve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamakoşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
1. Müdahalenin Kanuniliği
81. Anayasa’nın 13. maddesi ile26. maddenin beşinci fıkrasında yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması şartınaaykırılık bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmelerneticesinde, 765 sayılı Kanun’un 169. maddesi, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesive 3713 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin “kanunilik”ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
2. Meşru Amaç
82. Başvurucu, şikâyet konusumüdahalenin amacının kitaplarda yer alan siyasal görüşleri engellemek olduğunuiddia etmiştir.
83. İfade özgürlüğüne yapılanbir müdahalenin meşru olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetintemel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğününkorunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarakusulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veyahaklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarınınkorunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesiamaçlarına yönelik olması gerekir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014,§ 84).
84. Başvuruya konu kitaplarınyayınlanması nedeniyle başvurucunun yargılanması, söz konusu kitaplardayayınlanan şiirlerin Türkçe adı Kürdistan İşçi Partisi olan yasadışı silahlıterör örgütü PKK’nın ve onun kurucusu ve yöneticisi olan Abdullah Öcalan ileörgüt mensuplarının övülmesi, terör eylemlerinin özgürlük mücadelesi olarakgösterilerek yüceltilmesi ve bu surette terör örgütünün propagandasınınyapılarak örgüte yardım edilmesi iddialarına dayanmaktadır.
85. Başvurucu hakkındadüzenlenen iddianame ve derece mahkemelerinin kararları bir bütün olarak değerlendirildiğindebaşvurucunun yargılanmasının PKK terör örgütünün faaliyetleri ile mücadelekapsamında Devlet tarafından belirlenen amaçların ve faaliyetlerin uzantısıniteliğinde olduğu kanaatine ulaşılmıştır.
86. PKK, Türk yargı erkitarafından silahlı terör örgütü olarak kabul edildiği gibi, Emniyet GenelMüdürlüğünün yayınladığı “Türkiye’de hâlenfaaliyetlerine devam eden başlıca terör örgütleri” listesinde “PKK/KONGRA-GEL” adıyla yer almaktadır.PKK, Silahlı Terörizme Karşı Özel Önlemlerin Uygulanması Hakkındaki AvrupaKonseyinin 27 Aralık 2001 tarihli Ortak Tutum (Council Common Position)kararından bu yana Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak kabuledilmektedir. Bundan başka PKK, Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) teröristorganizasyonlar listesinde yer aldığı gibi Birleşmiş Milletler ve NATO ilebölgedeki Suriye, Irak, İran gibi pek çok ülke ve uluslararası kuruluştarafından da terör örgütü olarak kabul edilmektedir. Ayrıca PKK, ABD’ninuyuşturucu kaçakçıları listesinde de bulunmaktadır (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 87).
87. Başvuruya konu kitaplarıyayınlaması nedeniyle başvurucunun yargılanmasının, PKK terör örgütününfaaliyetleri ile mücadele kapsamında millî güvenlik, kamu düzeni, kamugüvenliği, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılmasına yönelikçalışmaların bir parçası olduğu ve bunun da Anayasa’nın ifade özgürlüğüneilişkin 26. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç taşıdığısonucuna varılmıştır.
3. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük
88. Başvurucu, yayınladığıkitaplarda cebir ve şiddete veya diğer terör yöntemlerine çağrı bulunmadığını,güncel olaylara ilişkin bazı siyasal değerlendirmeler nedeniyle yargılanmaksuretiyle ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplumun gereklerineaykırı olduğunu ileri sürmüştür.
89. Bakanlık görüşünde, ifadeözgürlüğüne yönelik müdahalelerin varlığı halinde alınan önlemleri haklıkılacak “konuyla ilgili ve yeterligerekçeler” ileri sürülüp sürülmediğinin ve “sınırlama amacı ile aracı arasında makul bir dengeninbulunup bulunmadığının” demokratik toplum gerekleri açısındandeğerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
90. İfade özgürlüğü mutlakolmadığı için bazı sınırlandırmalara tabi olabilir. İfade özgürlüğüne ilişkinolarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmalarınAnayasa’nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeniningerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda birdeğerlendirme yapılması gerekmektedir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014,§ 91).
91. Anayasa’nın 13. maddesininilk halinin gerekçesinde “Maddenin ikincifıkrasında, hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında daima gözetilmesi gerekenölçü; yani sınırlamanın sınırı öngörülmüştür. Diğer bir deyimle hak vehürriyetlere getirilecek sınırlamalar yahut bunlar konusunda öngörüleceksınırlayıcı tedbirler demokratik rejim anlayışına aykırı olmamalı; genelliklekabul gören demokratik rejim anlayışı ile uzlaşabilir olmalıdır”denilmiştir. Anayasa’nın 3/10/2001 tarih ve 4709sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin DeğiştirilmesiHakkında Kanun’un 2. maddesi ile yapılan değişiklik gerekçesinde ise “Anayasanın 13 üncü maddesi Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesindeki ilkeler doğrultusunda yeniden düzenlenmektedir.”denilmiştir.
92. 1982 Anayasasında belirtilendemokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13.maddesi ile AİHS’in “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 9. 10. ve 11.maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplumölçütü, çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans temelindeyorumlanmalıdır (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, §93).
93. Nitekim Anayasa Mahkemesininyerleşik içtihatları uyarınca, “Demokrasiler,temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığırejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz halegetiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içindesayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özünedokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunluolduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler.” (AYM,E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka birifadeyle yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasınıdurduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veyaölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki dengebozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59,K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142,K.2008/148, K.T. 17/4/2008; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 94).
94. Buna göre demokratiktoplumun ana temellerinden olan ifade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabuledilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez ve önemsiz görülen “düşünceler” için değil, ayrıca Devletinveya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onlarırahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Çünkü bunlar,çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).
95. Hak ve özgürlüklereyapılacak her türlü sınırlamada devreye girecek bir başka güvence deAnayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülükilkesi”dir.Bu ilke, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurulardaöncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13.maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmaklabirlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim AnayasaMahkemesi önceki kararlarında gereklilik ve ölçülülük arasındaki bu ilişkiyedikkat çekmiş, “[Temel hak ve özgürlüklereyönelik her hangi bir sınırlamanın,] demokratik toplum düzeni için gereklinitelikte, başka bir ifadeyle güdülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeklebirlikte, temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlamaniteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir…” diyerek amaç ilearaç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunması gerektiğine kararvermiştir (AYM, E.2007/4,K.2007/81, K.T. 18/10/2007; B. No: 2013/409,25/6/2014, § 96).
96. Anayasa Mahkemesininkararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ilearaç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenenamaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir.Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında getirilen müdahalelerde, hedeflenen amacaulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olupolmadığı değerlendirilmelidir (B. No: 2012/1051, 20/2/2014,§ 84).
97. Bu bağlamda, başvuru konusuolay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye nedenolan derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifadeözgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratikbir toplumda gerekli” ve “ölçülülükilkesi”neuygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Gözel veÖzer/Türkiye, B. No: 43453/04, 31098/05, 6/7/2010§51; Gündüz/Türkiye, B. No:35071/97, 4/12/2003 § 46). Dolayısıyla, başvurucunun yayınladığı kitaplardandolayı yargılanması nedeniyle müdahale edilen ifade özgürlüğü ile başvurucununyargılanması ve ceza tehdidi altında bulundurulmaya devam edilmesi arasındakidengenin ölçülü olduğunun kabulü halinde, kitapların basılmasından dolayıbaşvurucunun yargılanmasına ilişkin gerekçelerin inandırıcı, başka bir deyişleilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir (B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 87; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 97).
98. Yapılacakdeğerlendirmelerde, söz konusu kitapların şiir kitapları olduklarının ve gerekönsözde, gerekse de şiirlerde işlenen konuların toplumun bir kesiminiilgilendiren toplumsal meselelere ilişkin olduğunun da göz önüne alınmasıgerekir. Anayasa’nın 26. maddesi bağlamında, kamunun çıkarlarına ilişkin siyasikonuşmalar veya toplumsal sorunlara ilişkin tartışmaların sınırlanmasında kamusalyetki kullanan makamların çok dar bir takdir marjı olduğuna işaret etmekgerekir (aynı yönde görüş için bkz. Başkayave Okçuoğlu/Türkiye, B. No: 23536/94, 24408/94, 8/7/1999,§ 62). Öteyandan ifade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirilmemiş olmaklabirlikte ırkçılık, nefret söylemi, savaş propagandası, şiddete teşvik vetahrik, ayaklanmaya çağrı veya terör eylemlerini haklı göstermek gibi buözgürlüklerin sınır bölgeleri olan alanlarda ise Devlet otoritelerimüdahalelerinde daha geniş bir takdir yetkisine sahiptir (benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Gözel ve Özer/Türkiye, § 56; Gündüz/Türkiye, § 40). Bu sebeple öncelikle, sözkonusu kitaplarda, iddianame ve derece mahkemesi kararlarının gerekçelerindebelirtildiği şekilde, PKK terör örgütünün propagandasının yapılıpyapılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
99. İfade özgürlüğüne ilişkinbireysel başvurularda, ifadelerinbağlamlarından kopartılarak incelenmesi Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerindeyer alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabul edilebilirbir değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasına nedenolabilir. Bu çerçevede, söz gelimi bir düşünce açıklamasının ifade edildiğibağlamdan koparıldığında “milli güvenlik”için bir tehlike oluşturması, bu ifadeye yönelik bir müdahaleyi tek başınahaklı çıkartmamaktadır. Bu nedenle somut başvuruda derece mahkemelerininkararlarında belirtilen; PKK terör örgütüne ilişkin ifadeler ile bunların ifadeedildiği bağlam, kitapların birer şiir kitabı olması, kitapların yazarınınkimliği, yazılma zamanı, amacı, hitap ettiği kişilerin kimlikleri, muhtemeletkileri ve kitaptaki diğer ifadelerin tamamı bir bütün olarak ele alınmalıdır.Bundan başka, söz konusu şiirlerde ileri sürülen düşüncelerin içeriğine vehangi bağlamda dile getirildiğine dikkat edilmesi, müdahalenin “arzulanan hedeflere uygun” olupolmadığının ve ulusal makamlar tarafından öne sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerekmektedir (benzer değerlendirmeler için bkz. B. No:2013/409, 25/6/2014, § 100).
100. Nitekim AİHM de yerleşikiçtihatlarında düşünce açıklamalarına ilişkin söz veya metinlerin bütünüyle elealındığında şiddeti teşvik edip etmediğinin belirlenmesi için, söz veaçıklamalarda kullanılan terimlerin ve hangi bağlamda yazıldıklarının dikkatealınmasının uygun olacağını her zaman vurgulamıştır. (Özgür Gündem/Türkiye, B. No: 23144/93, 16/3/2000 § 63; Sürek/Türkiye,B. No: 24762/94, 8/7/1999 § 12, 58 )
101. Öte yandan söz konusukitaplarda yer alan görüşlerin gerçekten nefrete ve şiddete teşvik edipetmediğinin değerlendirmesini yaparken kullanılan aracın kitle iletişimaraçlarına kıyasla halkın daha dar bir kesimine hitap eden (benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Alınak/Türkiye,B. No: 40287/98, 29/3/2005, § 41) ve PKK terörörgütünün ideolojisinin endoktrinasyonunu hedefleyenşiir kitapları oldukları da gözetilmelidir (benzer bir karar için bkz. B. No:2013/409, 25/6/2014, § 106).
102. Başvuruya konu kitaplardayer alan şiirlerin yazarları belli değildir. Yazarlar söz konusu şiirlerde, PKKterör örgütünün kurucusu ve yöneticisine övgüler dizmekte, onun cezaevindebulunması nedeniyle duydukları üzüntüleri dile getirmektedirler. Üstelikbaşvurucunun yargılanmasına neden olan bazı şiirlerde Türkiye’nin bir kısmındagörülen vahim nitelikli şiddet olaylarının, can ve mal kayıplarının meydanagelmesinde temel aktörler olan ve kitaplarda yer alan düşüncelerin birincielden muhatabı da olan terör örgütü üyeleri de övülmektedir. Türkiyetopraklarının bir kısmı Kürdistan, terör eylemleri ise ulusal kurtuluş savaşıolarak nitelendirilmektedir.
103. Anayasa Mahkemesinin dahaönceki kararlarında ifade ettiği gibi belirli bir insan topluluğunun yaşadığıcoğrafi bölgenin tanımlanması tek başına, o bölgenin bulunduğu ülkeninbütünlüğüne yönelik bir ifade açıklaması olarak nitelendirilemez. Buna karşınTürkiye topraklarının bir kısmının “Kürdistan”olarak nitelendirilmesinin ne anlama geldiği ancak kitapta kullanılan ifadelerlebirlikte, kitabın yayınlandığı özel koşulların da birlikte değerlendirilmesiile belirlenebilir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, §102).
104. Bu bağlamda, Anayasa’nın 26.maddesi ve daha özel olarak da 27. maddesi, bilgi ve fikir edinme ve düşünceleriyayma kapsamında sanatsal ifade özgürlüğünü de içerir ve bu anayasal güvencelerher tür kültürel, siyasi ve sosyal bilgi ve fikrin açıklanmasına, yayılmasınave değiş-tokuşuna katılma fırsatı yaratır (bkz. Mutatismutandis, Müller ve Diğerleri/İsviçre B. No: 10737/84, 24/5/1988§ 27). AİHM’in de sıklıkla dikkat çektiği gibi mevcutbaşvuruya konu kitaplardaki şiirler gibi sanat eserleri yaratan, dağıtan veyasergileyen kişiler fikir ve görüşlerin yayılmasına önemli bir katkıdabulunmakta ve dolayısıyla da sanatsal eserler demokratik bir toplum için büyükönem taşırlar. Bu nedenle Devlet, sanat eserini yaratan kişilerin ifadeözgürlüklerine gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğü konusunda dahahassas davranmalıdır (bkz. Müller ve Diğerleri/İsviçre B. No: 10737/84, 24/5/1988 § 33).
105. Öte yandan söz konusukitapların şiir kitapları olduğu gözetildiğinde Anayasa’nın 26. ve 27.maddelerinin yalnızca ifade edilen fikir ve bilgilerin içeriğini değil,bunların ifade ediliş biçimlerini de koruma altına aldığı ve bu açıdan, sözkonusu kitapların, kurgu olarak sınıflandırılabilecek birer şiir olduğuunutulmamalıdır (Mutatis mutandis, bkz. Alınak/Türkiye, B. No: 40287/98, 29/3/2005, § 43).
106. Kitap bir bütün olarak incelendiğindeşiddeti övdüğü, kişileri terör yöntemlerini benimsemeye başka bir deyişleşiddet kullanmaya, nefrete, intikam almaya veya silahlı direnişe tahrik veteşvik ettiği değerlendirilmemiştir. Aksine, başvurucunun yayınladığıkitaplarda mahkûmiyetine dayanak yapılan şiirlerde genel olarak PKK terörörgütünün kurucusu ve yöneticisinin cezaevine kapatılmış olmasından duyulanrahatsızlık, silahlı çatışmalarda ölen kişilerin ardından duyulan hüzün şiirdiliyle ve oldukça soyut bir biçimde anlatılmış; Kürdistan olarak tanımlanancoğrafyada ölen kişilerin özgürlük için öldükleri belirtilmiştir.
107. Söz konusu şiirlerin kitapolarak basılması ile kitle iletişim araçlarından çok daha dar bir okuyucukitlesine ulaştığı da göz önüne alınmalıdır. Bu durum, kitapların “kamu düzeni” üzerindeki etkisini ciddibiçimde azaltmaktadır. Kitaplardaki bazı şiirlerde kamunun bir kesimi içinrahatsız edici ifadeler bulunsa da bu ifadelerin, şiirlerin sanatsal doğalarıve kısıtlı etkileri nedeniyle bir şiddet çağrısından çok trajik olaylarkarşısında duyulan üzüntünün birer ifadesi olarak değerlendirilmesi gerekir (Mutatis mutandis, bkz. Alınak/Türkiye, B. No: 40287/98, 29/3/2005, § 45).
108. Başvurucunun yayınladığıkitap gibi sanatsal açıklamaların sınırlanmasında kamusal yetki kullananmakamların çok dar bir takdir aralığı olduğuna işaret etmek gerekir. Kamuotoriteleri veya toplumun bir kesimi için hoş olmayan düşüncelere, şiddetiteşvik etmediği, terör eylemlerini haklı göstermediği ve nefret duygusununoluşmasını desteklemediği sürece (bkz. § 96) sınırlama getirilemez. Bu sebeple,başvuruya konu kitapları yayınlaması nedeniyle başvurucunun yaklaşık 11 yılkadar uzunca bir süredir soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulması vekovuşturmaya tabi tutulma riskinin halen devam etmesi nedeniyle başvurucununifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülüolmadığı sonucuna varılmıştır.
109. Üstelik başvurucu söz konusukitapları yayınlaması nedeniyle silahlı terör örgütüne yardım etmek ve silahlı terörörgütünün propagandasını yapmak suçlarından 2002 yılından beri yaklaşık on biryıldır yargılanmasına karşın söz konusu kitapların ticaretinin herhangi birkısıtlamaya uğramadan serbestçe yapıldığı da not edilmelidir.
110. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında,başvurucunun yayınladığı kitaplar nedeniyle yaklaşık 11 yıl kadar uzunca birsüredir soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulması ve kovuşturmanın ertelenmesikararı verilerek bir ceza tehdidi altında bulundurulmaya devam edilmesinin,arzulanan amaçlara uygun olmadığı ve dolayısıyla da “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı kanaatinevarılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvencealtına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
111. Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Nuri NECİPOĞLU ve Burhan ÜSTÜN bu görüşekatılmamışlardır.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı Yönündenİnceleme
112. Başvurucu, hakkındayürütülen soruşturma ve kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlanmamasınedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
113. Anayasa ve Sözleşme’ninortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarındanortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke vehaklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkınında unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yeralan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilenilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somutbaşvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıdabelirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup,ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasınınyargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
114. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
115. Anayasa’nın 36. veSözleşme’nin 6. maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ileilgili uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarınınmakul sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, birkişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup,kişiye cezai alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığınıntespitinde; iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki tasnifinin, suçungerçek niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığınındeğerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suçolarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kurallarıuygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adilyargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).
116. Başvuru konusu olayda,başvurucu hakkında, PKK Terör Örgütüne basın yolu ile yardım etmek suçundancezalandırılması için İstanbul DGM Başsavcılığının 14/1/2002tarihli iddianamesi ile kamu davası açılmıştır. Bu çerçevede başvurucuhakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvencekapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).
117. Cezai alanda yöneltilen suçisnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkilimakamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği aramaveya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı andır. Somut olayda başvurucu 765sayılı kanun’un 169. maddesinde yapılan değişikliknedeniyle dosyanın yeniden ele alınmasına dair İstanbul 4 NoluDGM’nin kararından itibaren işleyen yargılamanın uzunluğundan şikayetçiolduğundan makul süre değerlendirilmesi açısından bu tarih, 20/2/2004tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiğitarihtir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 34; B. No: 2012/625,9/1/2014, § 32). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiştarihinin, başvurucu hakkındaki kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin olarak verilenkararın kesinleşme tarihi olan 26/12/2012 tarihiolduğu anlaşılmaktadır.
118. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, Başvurucu, 2002 yılı Ocak ayında başvuruya konu ikikitabı yayınlamasından dolayı PKK Terör Örgütüne basın yolu ile yardım etmeksuçundan cezalandırılması için İstanbul DGM Başsavcılığının 14/1/2002tarihli iddianamesi ile kamu davası açılmış; İstanbul 4 NoluDGM’nin 30/9/2002 tarihli kararı ile başvurucunun cezalandırılmasına kararverilmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 29/5/2003tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesinin kararını onamış ve kararkesinleşmiştir. İnfaz aşamasında kanun değişikliği nedeniyle, İstanbul 4 Nolu DGM’nin 20/2/2004 tarihlikararı ile başvurucu hakkındaki infazın durdurulmasına karar verilmiş ve aynıtarihte, başvurucunun eyleminin değişen kanun hükmü göz önüne alınarak yenidendeğerlendirilmesi için uyarlama yargılamasına başlanmıştır. İstanbul 12. AğırCeza Mahkemesi’nin 21/3/2007 tarihli kararı ilebaşvurucunun, terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılmasınakarar verilmiş; bu karar Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28/1/2010 tarihli ilamıile bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılama sonunda başvurucu, İstanbul 12. AğırCeza Mahkemesi’nin 8/12/2010 tarihli kararı ile terörörgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılmış, bu karar da Yargıtay9. Ceza Dairesinin 29/3/1012 tarihli ilamı ile bir kez daha bozulmuştur.Yeniden yapılan yargılama sonunda, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10/7/2012 tarihli kararı ile başvurucu hakkında yürütülenkovuşturmanın ertelenmesine karar verilmiş; İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesi’nin 26/12/2012 tarihli itirazın reddi kararı ile kovuşturmanınertelenmesi kararı kesinleşmiştir.
119. 5271 sayılı Kanun’unöngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014,§§ 22-45).
120. Başvuruya konu davada yeralan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerininniteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymaklabirlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı birkarar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu 8 yıl 10 ay 6günlük yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
121. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
122. Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Nuri NECİPOĞLU bu görüşekatılmamışlardır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulaması
123.Başvurucu,10.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talepetmiştir.
124. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak içinyeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
125. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığailişkin yaklaşık dokuz yıllık yargılama süresi nazara alındığında, yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren6.650,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
126. Başvurucunun ifadeözgürlüğüne yönelik başvuru açısından ihlal tespitinin yeterli tatmin sağladığıdeğerlendirildiğinden ifade özgürlüğüne yapılan müdahale nedeniyle tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerekir.
127. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
128. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
129. Hakkında verilenkovuşturmanın ertelenmesi kararı nedeniyle başvurucunun halen denetimliserbestlik tedbiri, dolayısıyla, kovuşturma ve ceza tehdidi altında bulunduğuve bu hususun ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gözetilerek başvurucu hakkındakiceza davasında 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca gereği yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.İfade özgürlüğünün ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serdar ÖZGÜLDÜR, NuriNECİPOĞLU ile Burhan ÜSTÜN’ün karşıoylarıve OYÇOKLUĞUYLA,
3.Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE, Osman AlifeyyazPAKSÜT, Nuri NECİPOĞLU ile Burhan ÜSTÜN’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Nuri NECİPOĞLU’nunkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Başvurucuya 6.650,00 TL maneviTAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucununtazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığınabaşvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olmasıhalinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre içinyasal faiz uygulanmasına.
E. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarıncagereği yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
12/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurucuhakkında ilk derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet kararı Yargıtay 9. CezaDairesinin 29.5.2003 tarih ve E.2003/846, K.2003/963 sayılı ilâmı ile onanmaksuretiyle kesinleşmiştir. Ağır hapis cezasından çevrilme ağırpara cezasının infazı aşamasında,765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 169.maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, davacının talebi üzerine 20.2.2004tarihinde infazın durdurulmasına karar verilerek “uyarlama” yargılamasıbaşlatılmış; bu yargılama sonunda ilk derece mahkemesince iki kez verilenmahkûmiyet hükmü Yargıtay 9. Ceza Dairesince usulinedenlerle iki kez bozulmuş ve nihayet 2.7.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’unGeçici 1. maddesinin âmir hükmü uyarınca, derece mahkemesinin 10.7.2012 tarihlikararıyla davacı hakkında yürütülen kovuşturmanın ertelenmesine, başvurucuhakkında üç yıl denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasına karar verilmişve bu karara karşı yapılan itiraz reddedilmek suretiyle karar kesinleşmiştir.
765sayılı Kanun’un 169. maddesinde vaki değişiklik nedeniyle yapılan “uyarlamayargılaması” ile bu yargılama devam ederken çıkan 2.7.2012 tarih ve 6352 sayılıKanunun Geçici 1. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince verilen“kovuşturmanın ertelenmesi” kararı, ifade özgürlüğü ihlâline yol açtığı önesürülen ve 29.5.2003 tarihinde onanmak suretiyle kesinleşen ceza yargılamasınınbir parçası ve devamı niteliğinde olmadığı gibi; kesinleşen cezayargılamasından tamamen bağımsız ve farklı hukuki sonuçları olan yargılamaevreleridir. Bu mahiyetleri itibariyle de 29.5.2003 tarihinde kesinleşen cezayargılamasının Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yetkisinin başladığı23.9.2012 tarihinden önceki bir döneme ilişkin bulunması nedeniyle,başvurucunun “ifade özgürlüğü” konusundaki iddialarının “kovuşturmanınertelenmesi” yargılamasının kesinleştiği 26.12.2012 tarihi esas alınarakincelenebilmesi imkânı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, bu konudaki iddialarınzaman bakımından yetkisizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğikanaatine vardığımızdan; çoğunluğun işin esasının incelenmesine dair kararınakatılmıyoruz.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Nuri NECİPOĞLU
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvuru,ifade özgürlüğünün ihlal edildiği ve uyarlama yargılamasının çok uzun sürdüğüiddialarına dayanmaktadır.
Başvurucununyayınladığı şiir kitaplarının terör propagandası niteliğinde olduğu, verilencezaların ölçüsüz, fahiş ve ifade özgürlüğüne demokratik bir toplumda zorunluolmayan bir müdahale teşkil etmediği, cezanın mevzuatta daha sonra başvurucununlehine olarak yapılan değişiklikler nedeniyle uyarlanması gerekmesinin, aynıdavanın uzun sürmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği, uyarlama yargılamasınınyeni ve farklı bir süreç olup ilk mahkumiyet kararınınAnayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dışında kaldığı, aksi düşünülsebile 2.7.2012 tarihinde kabul edilen 6352 sayılı Yasa ile başvurucununmağduriyetine yeterli giderim sağlandığı düşüncesiyle, ihlal kararınakatılmıyorum.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT