TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
FATMA ŞİMŞEK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7002)
Karar Tarihi: 11/5/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 25/8/2016-29812
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucular
:
1. Fatma ŞİMŞEK
2. Sebahat DÖRTERLER
3. Kevser GÜNGÖR
4. Yavuz DÖRTERLER
5. Tahsin EKER
6. Yasemin ERKAN
7. Menekşe EKER
8. Ali Osman EKER
9. Ahmet ŞİMŞEK
Vekili
:
Av. Erdoğan IŞIK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, 24/10/1997 tarihinde Karapınar-Ereğli karayolundakarşı yönden gelen tanker ile çarpışan otobüste aralarında başvurucularınyakınlarının da bulunduğu 49 yolcunun yanarak vefat ettiği kaza sonrasındamaddi ve manevi zararlarının tazmini amacıyla açılan davalarda, hatalı üretimnedeniyle üretici firmanın sorumluluğunun tespiti gerekirken davalarınreddedilmesi ve yapımında hata bulunan otobüslerin piyasaya sürülmesinedevletin izin vermesi nedeniyle yaşam hakkının, söz konusu davaların makul süresınırını aşarak 11 ila 15 yıllık sürelerde tamamlanması nedeniyle de adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. 2013/7002 numaralı bireysel başvuru 10/9/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine Konya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesindebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğininbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 29/11/2013 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 29/1/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 28/3/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş28/3/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 22/4/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
7. 2013/7003, 2013/7060, 2013/6469, 2014/3582 ve 2014/3584numaralı bireysel başvuru dosyalarının “konu yönünden hukuki irtibat” nedeniyle2013/7002 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine,birleştirilen dosyaların kapatılmasına, incelemenin 2013/7002 numaralı bireyselbaşvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.
8. İkinci Bölümün 3/2/2016 tarihinde yaptığı toplantıda,başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekligörüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28.maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucuların yakınlarının da aralarında bulunduğu 49 kişi,24/10/1997 tarihinde saat 22.00 sıralarında Karapınar-Ereğli karayolunda karşıyönden gelen tanker ile çarpışan otobüsün alev alması sonucuyanarakhayatını kaybetmiştir.
11. 25/10/1997 tarihli trafik kazası tespit tutanağına göretanker şoförü ters şeritte ilerlerken otobüs şoförü tankere çarpmamak içindiğer şeride geçmek istemiş ve tankerin sol ön kısmı ile otobüsün sağ önü (sağön kapı kısmı) çarpışmıştır. Anılan tutanakta, tanker şoförü ve yanındaki kişidâhil 48 kişinin öldüğü, 5 kişinin yaralandığı kayda geçmiştir.
12. Kazadan yaralı olarak kurtulan beş kişinin 24/7/1997 ila27/10/1997 tarihleri arasında polis ve Karapınar Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından ifadeleri alınmıştır. Alınan ifadelere göre otobüs şoförü ile 1 ve 3numaralı koltuklarda oturan yolcular kaza anında dışarı fırlamış; ikinci şoförolan S.B. ise istirahat hâlinde bulunduğu otobüsün iç alt kısımdaki bölmedenkendi çabalarıyla çıkmıştır. 39 numaralı koltukta oturan ve kaza anındaönündeki kırık camdan kendi çabasıyla çıkan diğer yolcu ise aldığı ciddi yanıkyaraları nedeniyle daha sonra tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmiştir.
1. Olayla İlgili CezaDavası
13. Karapınar Cumhuriyet Başsavcılığının 31/10/1997 tarihliiddianamesi ile otobüs şoförü M.Ç. hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun455/2 maddesi ile l3/l0/l983 tarihli ve 2198 sayılı Karayolları TrafikKanunu’nun 119/2 maddesi hükümleri uyarınca Karapınar Asliye Ceza Mahkemesinde(Karapınar ACM/ACM) kamu davası açılmıştır. Kazada hayatını kaybedenlerinyakınları davaya müdahil sıfatıyla katılmıştır. Dava E.1997/201 numarasıylakayda alınmıştır.
14. 28/11/1997 ila 16/01/1998 tarihleri arasında ACM’de yapılan duruşmalarda sanık, mağdur ve diğertanıkların ifadelerine başvurulmuştur.
15. Söz konusu kazayla ilgili olarak 12/01/2000 ve 19/7/2000tarihlerinde düzenlenen iki iddianameyle, sırasıyla otobüs üreticisi firmanınTürkiye sorumluları, otobüs işleteni ve üretici firmanın Almanya’dakiyöneticileri aleyhinde Karapınar ACM’de ceza davalarıaçılmış; sonrasında bu davalar E.1997/201 sayılı dava ile birleştirilmiştir.
16. Anılan ceza davasında Karapınar ACM’ninresen belirlediği Orta Doğu Teknik Üniversitesinde (ODTÜ) görevli bir elektrikmühendisi, bir kimya mühendisi ve iki makine mühendisi öğretim üyesinden oluşanbilirkişi heyeti tarafından hazırlanan bilirkişi raporu (ODTÜ raporu),12/8/1998 tarihinde Mahkemeye sunulmuştur.
17. Başvurucuların bireysel başvuru dilekçesinde ilerisürdükleri iddialarının temelinin, otobüs üreticisi firmaya kusur atfedilmemesive devletin de bu üretim kusurundan sorumluluğu bulunduğu yönünde olmasınedeniyle inceleme ve değerlendirme bölümü 175 sayfa olan ve ekleriyle birlikteyaklaşık 2.200 sayfadan oluşan ODTÜ raporunun ağırlıklı olarak otobüsün üretimve tasarım yönünden incelemesinin yapıldığı ilgili bölümlerine yer verilmesigerekmektedir. Bu kapsamda ODTÜ raporunda başvuru açısından dikkate alınmasıgereken hususlar şu şekilde sıralanmıştır:
i. Bilirkişi heyeti; raporun giriş kısmında yargılamadosyasındaki tüm bilgi ve belgelerin incelendiğini, biri 13/3/1998 tarihindemahkeme heyeti ile birlikte olmak üzere iki defa olay yerinde keşifyapıldığını; kamu kurumları, Kayseri’deki otobüs terminali, seyahat firması,İstanbul’da otobüsü üreten firma (üretici firma) yetkilileri ile görüşmeyapıldığını, otobüsün üretildiği fabrikada üretim aşamasının incelendiğini,konu hakkında mevzuat ve literatür araştırması yapıldığını, güvenlikönlemlerine ilişkin tüzük ve yönetmelikler ile benzer otobüs kazalarınınincelendiğini belirtmiştir.
ii. Bilirkişi raporuna göre çarpışma noktası nerede ise kesinolarak otobüsün sağ önü ile tankerin sol ön tarafıdır.
iii. Raporun 88. sayfasında “(Otobüsün)mazot tanklarının otobüsün kafa kafaya çarpışması durumunda en tehlikelibölümüne (hem de sağ ve solda iki tane olmak üzere) yerleştirilmesine bununlailgili hiçbir koruyucu ve sağlamlaştırıcı tasarım çalışması yapılmamasını veher ne kadar AİTM yönetmeliğine uygunluk söz konusu ise de Sanayi ve TicaretBakanlığının bu tür bir tasarıma olur vermesi açısından heyetimiz her ikikurumu da ağır kusurlu bulmuştur.” ifadesi yer almaktadır.
iv. Raporun 91. sayfasında otobüsün sağ yakıt deposundaçarpışmanın yarattığı sıkıştırma etkisiyle biri sağ dış yanda, diğeri deponunüstünde yaklaşık 30 cm boyutunda iki büyük yarık oluştuğu ifade edilmiş, “Yangının başlamasına neden olan basınçlı mazotun buyarıktan yolcu kabinine doğru püskürdüğü … kesin kanaatine varılmıştır. Anılanyarıkların olay mahallinde yapılan iki keşifte aynen gözlemlendiği”,“(a)yrıca yakıttankı bölmesini yolcu bölmesinden ayıran … ahşap kapağın çarpışma sırasındakolayca parçalanması ve yakıtın bu boşluktan içeri akması da yangının yolcukabininde de başlamasının en önemli nedeni olarak belirlenmiştir.”kayıtları düşülmüştür. Bu nedenle üretici firmanın yakıt deposununtasarımındaki kusurunun yanı sıra yolcu bölmesi ile yakıt deposu arasında kolaykırılabilen ahşap bir plaka kullanılmasının üretici firma aleyhine bir diğerkusur unsuru oluşturduğu ifade edilmiştir.
v. Raporun 105-106. sayfalarında olayın kaza anı ve sonrasınailişkin bütün hâlinde değerlendirmesi şu şekilde yapılmıştır:
“…Çarpışma anında tanker başlangıç hızı olanhızda devam etmekte, otobüs ise fren yaparak yavaşlaması nedeniyle nispetendüşük bir hızda bulunmaktadır.
Her iki aracın da direksiyonunu kırmasınedeniyle otobüs açılı olarak sağ önden ve tanker de gene açılı olarak solönden olmak üzere birbirlerine çarparlar.
Tanker daha hızlı olduğu, ancak otobüs de dahakütleli olduğu için araçlar birbirlerini sürüklemeksizin çarparlar.
Açılı çarpmanın etkisiyle otobüsün ön camıfırlar.
Tanker şoförü ve yardımcısı çarpmanınetkisiyle ölürler.
Tanker, otobüsün sağ ön kapısını da ezecekbiçimde otobüsün yaklaşık olarak 125 cm içine girer.
Tankerin otobüsü sıkıştırdığı noktada otobüsünyapısı direnemediğinden, tankerin motora da sahip olan kütleli bölümü ön tekerdingiline kadar ilerler.
Tankerin otobüsü ezmesi sırasında otobüsün öntekerin önündeki yakıt deposu ezilir.
Tankerin çarpmasıyla otobüsün zemininioluşturan ve yakıt tankının üstüne denk gelen ahşap kapak tam karşıdan aldığıetki ile kırılır ve yolcu kabini içine doğru kırılarak açılır.
Ezilen yakıt deposu ön tekerin üstünden yolcukabinine doğru yükselerek ezilmiştir.
Ezilmenin ve sıkışmanın etkisiyle yakıtdeposu, en büyüğü (otobüse önden bakıldığında) sağ üst köşeden olmak üzeredelinir.
Sıkışma nedeniyle yakıt tankı içinde bulunanyakıtın önemli bir kısmı doğrudanyolcu kabinininiçine, 2, 3 ve 4. sıralardaki yolcuların üstüne, koltukların ve otobüs tavanınadoğru olmak üzere ince ve hızlı damlacıklar halinde dağılır.
Sıcak bir yüzey, kıvılcım, ezilen bir elektrikkablosu, vb. dağılmış mazotu tutuşturur,
Zaten ince bir film olarak dağılmış olan mazottutuştuğunda, alevleri otobüsün tavanı boyunca hızla arka sıralara doğruilerler.
Çarpışma ve mazotun tutuşması birbiri peşisıra, daha otobüs tankerle birbirinden ayrılmadan gerçekleşir.
Otobüsdeki mazotun yayılması ve tutuşması ile tankerin şoför kabini de tutuşur.
Çarpışmanın açılı olması ve hemen çarpışmasonrası araçların şarampoldeki kum zemine çıkmaları nedeniyle tanker ve otobüsçarpışma noktasının çok yakınında birbirlerini sürüklemeden birbirlerinden 1.5 metre ayrılmış ve yola dik olarak dururlar.
Tutuşma ile arka sıralara doğru hızlailerleyen alevler bir yandan otobüsün içindeki tüm malzemeleri tutuşturur,yanma sonucu oksijen hızla azalır ve diğer yandan dumanlar otobüsü doldurur.
Çarpma anından araçların birbirindenayrılmasına geçen süre 1-2 saniye civarındadır.
Çarpma sonrasında mazot derhal tutuşmuşçarpmadan sonra 1-10 saniye içinde tüm otobüsü alevler sarmıştır.
Çarpmadan yaklaşık 30-60 saniye sonra otobüsve tankerin hemen her yeri yanmaktadır.
Yolcular sağ kalmak için dışarı çıkmalarıgereken çarpmadan sonraki kısa süre içinde camları kırıp çıkamamışlar veotobüsü saran alevler, kesif duman ve kalmayan oksijen nedeniyle artıkyaşamamaktadırlar.”
vi. Raporun 130. sayfasında yakıt depolarının ön tekerin önündeyer almasının diğer üretici firmaların da tercih ettiği yaygın uygulama olduğutespitine yer verilmiştir.
vii. Raporun 131. sayfasının son paragrafı şöyledir:
“Yapılan incelemelere göre (kazaya karışanotobüs modelinin) yakıt tankının önde olması kendi başına bir sakıncayaratmamaktadır. Ancak özellikle önden ve açılı gelecek çarpmalara karşı tankınyeterince korumalı olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu otobüsdeki güvenlik zaafı, yakıt tankının önde olması değilama önde olması nedeniyle artan ve özellikle önden gelecek açılı çarpmatehdidine karşı yeterince güçlü bir koruma kafesine alınmamış olmasındadır.Yaptığımız görüşmelerde, otobüs üreticisinin bu ve benzeri çarpma senaryolarınakarşı özel denemeler yapmadığı ve hangi kuvvetteki çarpmalara karşı dayanıklıolduğu bilinmediği belirtilmiştir. Ayrıca (üretici firma) fabrikasında montajhattı üstündeki otobüslerde yapmış olduğumuz incelemelerde önden açılı gelecekçarpmalara karşı etkili ve belirli bir koruma yapılmadığı,çarpma anında yakıt tankının kaynaknoktaları olan üst yarısından yolcu kabinine karşı delinme eğilimi göstereceği,yakıt tankı yolcu kabininden gerek mekanik olarak gerekse yangın yayılımıolarak engelleyici bir hücre oluşturulmayıp, sadece zemin ahşabı ile ayrılmışolduğu saptanmıştır. Bu gözlemlerle, yakıt tankının konumu birleştirildiğinde,(kazaya karışan otobüs modelinde) yakıt tankının yerleşiminde ve çarpma veyangın güvenliğinde açık zaafların olduğu saptanmıştır.”
viii. Raporda kusur oranlarına ilişkin kanaatlerin açıklandığıbölümde “Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisasDairesi’nin 13/03/1985 gün ve 1985/225 sayılı içtihat kararı” esasalınarak kusur dağılımının herbir ilgili açısından “kazanın meydana gelişi” ve “ölü sayısının artışı” için ayrı ayrıincelendiği ve herbiri için yine ayrı olarak 8/8üzerinden ifade edildiği belirtilmiştir. Rapora göre tanker şoförü M.C. veotobüs şoförü M.Ç. kazadan “çarpışma veyangın sonucu ölümlere ve maddi hasara neden olmaktan” 8/8, daha fazlainsanın ölümü ve maddi hasara dolaylı katkı nedeniyle 1/8, otobüsün sahibiilave ölüm ve maddi hasara katkıdan 2/8, otobüs işletmecisi ilave ölüm ve maddihasara katkıdan 4/8 kusurlu bulunmuştur. Üretici firmanın değerlendirildiğibölümde ise otobüs modelinin mevcut yasa ve yönetmeliklere uygun olaraküretildiği bir kez daha ifade edildikten sonra “en önemli kusurunun otobüsün yakıt deposunun yeri ve konumuna yönelikeksiklikten dolayı yangına ortam hazırlamak ve ölümlerin sayısı(nı) net olarak saptanamayan bir biçimde artmasına yol açmak”olduğu belirtilmiştir. Bölümün devamında çift depo bulunması ve depolararasındaki bağlantının zayıf noktalarının yakıtın kolayca dışarıya çıkmasınaneden olabileceğini öngörememe, çift katlı emniyet camı kullanılmasının çekiçlekırılmasını zorlaştırması ve çekiç sayısının yönetmelikte belirlenen asgarirakam uyarınca ikide bırakılmasının güvenli çıkışın işlevsel olarakkullanılmasına engel olması nedeniyle “aracıntasarım ve üretim aşamalarında ülkemize özgü koşulların zorunlu kıldığıgüvenlik önlemleri sağlanamadığı için kaza sonrasında çıkan yangına ortamhazırlamak ve bu nedenle ölümlerin sayısının saptanamayan bir biçimde artmasınayol açmaktan” 5/8 oranda kusurlu görülmüştür.
ix. Aynı bölümde, güvenli yolculuk için gerekli altyapı vekuralları koyup bunları denetlemekle yükümlü olan ilgili tüm kamu kuruluşları,yükümlü oldukları görevi yerine getirmede “görevkusuru” işledikleri için kazanın oluşumuna ortam hazırlamaktan 6/8oranında kusurlu bulunmuştur. Bu bölümde araç üretiminde kamu kurumlarınınsorumluluğuna ilişkin belirleme “araçüretimlerine esas olan yönetmeliklerde ulusal ve uluslararası güvenlikönlemlerini ön plana alıp yeterince incelemedikleri ve bunlarıgüncelleştirmedikleri; sıradan denetimlerle yetindikleri” şeklindeyapılmıştır.
18. Kovuşturma kapsamında Adli Tıp Kurumunun 12/3/1999 tarihlive 11859 numaralı raporu ile 19/11/1999 tarihli ve 7539 numaralı ek raporundakazanın gerçekleşme şekli ve kusur oranları ile otobüsün üretiminin mevzuatlaortaya konulan teknik gereklilikleri karşılaması konularında değerlendirmeleryapılmıştır. Kovuşturma kapsamında ayrıca Karadeniz Teknik Üniversitesinden(KTÜ)7/7/2000 tarihli bilirkişi raporu alınmıştır. Olay hakkında daha önceverilen raporlar, tutanaklar ve tanık ifadelerine dayalı olarak hazırlanan raporda,araç sürücülerinin kusurdurumu, yangın ile gerçekleşen ölümler arasındaki illiyet bağı ve nihai olarakda olaya ilişkin kusur dağılımına konusunda tespitler yapılmıştır.
19. Üretici firma da Yıldız Teknik Üniversitesinden (YTÜ) aldığı18/11/1998 tarihli bilirkişi raporunu Mahkemeye sunmuştur. Anılan raporun sonuçkısmında, yakıt deposu bölgesinin tasarım ve imalatının mal ve can güvenliğinisağlama yönünden eksikliğinin bulunmadığı, üç ayrı malzeme kullanılması sonucuyakıt tankından yolcu bölmesine yakıt transferinin engellendiği, yakıtdeposunun önde bulunmasının diğer üretici firmalarca da tercih edildiği, yakıtdeposunun ilgili norm ve şartnamelerdeki gereklilikleri karşıladığı, depolardadarbe sonucu deformasyonların neden olabileceği basınç yükselmelerinin basınçdengeleme ve basınç tahliye borularını patlatma ve yırtma olasılığının alınantedbirlerle önlenmiş olduğu, depo iç kısmının on bir ayrı hücreye ayrılması vediğer depo özelliklerinin yakıtın pulvarize birşekilde dışarı çıkmasına engel olacağı, bu şekilde alınan tedbirlerin yakıtınyolcu kabinine ulaşmasını engelleyeceği, çift sekuritcamların kırma çekiciyle kolayca dağılmadan kırılabildiği ve diğer on üreticifirma tarafından da kullanıldığı, tanker ile otobüsün çarpışmasında tankerdetutuşmaya hazır durumda sıcak ortama yayılmış gazın tutuşup yangınınbaşlamasına ve yayılmasına neden olduğu yönündeki kanaatin kuvvet kazandığıifade edilmiştir.
20. Karapınar ACM’de görülen davadaMahkeme 26/11/2001 tarihli ve E.2001/296, K.2001/224 sayılı kararıyla sanıklarhakkında açılan davanın 4616 sayılı Kanun uyarınca kesin hükme bağlanmasınınertelenmesine, yapım hatası bulunan otobüslerin müsaderesine karar vermiştir.Davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine yapılan itiraz, Ereğli AğırCeza Mahkemesinin 27/5/2002 tarihli ve 2002/91 Değişik İş sayılı kararıylakesin olarak reddedilmiştir.
21. Otobüslerin müsaderesine ilişkin kararının Yargıtay 2. CezaDairesinin 26/4/2002 tarihli ve E.2002/8500, K.2002/7425 sayılı ilamıylabozulması üzerine Karapınar ACM, 4/10/2002 tarihli ve E.2002/97, K.2002/138sayılı kararında “sanıklara isnat olunantaksirli suç nedeniyle müsadere kararı verilemeyeceği” gerekçesiylebozmaya uyarak karar vermiştir. Başvuru formunda, bu karara karşı temyiz yolunabaşvurulduğuna dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
2. BaşvurucularınKarapınar Asliye Hukuk Mahkemesinde Açtıkları Tazminat Davaları
22. 2013/6469 numaralı başvurunun başvurucuları Tahsin Eker,Menekşe Eker, Yasemin Erkan ve Ali Osman Eker, 22/10/1998 tarihinde trafikkazasıyla ilgili olarak seyahat firması, sigorta şirketi, üretici firma, otobüsile kamyonun işletenleri ve otobüs sürücüsü aleyhine Karapınar Asliye HukukMahkemesinde (Karapınar AHM/AHM) açtıkları davada, oğulları ve kardeşleri olanBülent Eker’in de otobüste bulunduğunu ve vefatettiğini, davalıların kusurlu olduklarını ileri sürerek toplam 28.000 TLmanevi, 12.000 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmişler;sonrasında sundukları ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talepleriniartırmışlardır. Dava E.1998/243 numarasıyla kayda alınmıştır.
23. 2013/7002, 2013/7003 ve 2013/7060 numaralı başvurularınbaşvurucuları (kazada hayatını kaybeden Davut Şimşek’in eşi) Fatma Şimşek,(çocukları) Ahmet Şimşek ve Kevser Güngör 15/10/2002 tarihinde trafik kazasıylailgili olarak seyahat firması, sigorta şirketi, üretici firma, otobüs ilekamyonun işletenleri ve otobüs sürücüsü aleyhine yakınlarının ölümü sebebiyleuğramış oldukları toplam 40.000 TL manevi, 6.000 TL maddi tazminatın tazminiamacıyla anılan Mahkemede dava açmışlardır. Dava E.2002/200 numarasıyla kaydaalınmıştır.
24. 2014/3582 ve 2014/3584 numaralı başvuruların başvurucularıSebahat Dörterler ve Yavuz Dörterler,22/10/1998 ve 1/12/1998 tarihlerinde trafik kazasıyla ilgili olarak seyahatfirması, sigorta şirketi, üretici firma, otobüs ve kamyonun işletenleri veotobüs sürücüsü aleyhine aynı Mahkemede açtıkları davada, oğulları Veysel Dörterler’in de otobüste bulunduğunu ve vefat ettiğini,davalıların kusurlu olduklarını ileri sürerek 5.000 TL manevi, 500 TL madditazminatın davalılardan tahsilini talep etmişler; sonrasında sundukları ıslahdilekçesi ile maddi tazminat taleplerini artırmışlardır. Dava E.1999/29numarasıyla kayda alınmıştır.
a. Hukuk Davaları Kapsamında İstanbul TeknikÜniversitesinden Alınan Bilirkişi Raporu
25. Karapınar AHM’nin kararlarında yerverildiği üzere aynı trafik kazası nedeniyle açılan yaklaşık 30 civarında davadosyasında, dava konusu otobüste üretim hatası olup olmadığı konusunda-yargılamada birliğin sağlanması ve usul ekonomisi düşünülerek- bir dosya(E.1998/230) üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Mahkemeninbelirlediği İstanbul Teknik Üniversitesinde (İTÜ) görevli birElektrik-Elektronik, bir Kimya-Metalurji ve üç MakineFakültesi öğretim üyesinden oluşan bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan rapor(İTÜ raporu)31/1/2005 tarihinde Mahkemeye sunulmuştur.
26. İTÜ raporunda yer verildiğine göre bilirkişi heyetiyargılama dosyasındaki tüm bilgi ve belgeleri ve örnek olarak İstanbul-EsenlerOtogarı servis bölümünde bulunan aynı tip (modelde) ve aynıyıldaüretilmiş (1997) bir otobüsü incelemiştir.
27. Raporda yer verilen değerlendirmelerde ODTÜ raporundanfarklı olarak yapılan tespitler arasında; elastik olarak bağlanmış çelik boruile irtibatlandırılmış çift yakıt deposu uygulamasını dünyanın önde gelenotobüs üreticilerinin yaygın olarak kullandıkları, her iki deponun da özelolarak takviye edilmiş ve korunmuş hücreler içinde yer aldığı, 3/2/1993 tarihlive 21485 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Araçlarınİmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelik’te (AİTM Yönetmeliği) deponun konumuile ilgili olarak bağlayıcı bir hükmün bulunmadığı, uluslararası ECE-R 36standardında, deponun aracın ön yüzeyine minimum 60 cm mesafede olmasının şartkoşulduğu, aynı model bir otobüs üzerinde yapılan ölçümde bu mesafenin 117 cmolduğu, yakıt deposunun en üst noktası ile yolcu bölmesinin en alt noktasında60-62 cm boyutunda güvenlik tamponu olarak boş bırakılmış bir bölme bulunduğu,bu bölmenin üstünde yer alan üst yapı tabanının çelik iskeleti üzerine tespitedilmiş “zor yanma” sertifikalı 9 katlı su kontraplağı,“zor yanma” sertifikalı PVC taban döşemesi ve 3 mm kalınlığında yine “zoryanma” sertifikalı taban halısı bulunduğu, söz konusu model otobüslerin yakıtdepolarının AİTM Yönetmeliği dışında Avrupa Birliğinin 70/221 EEC No.ludirektifinin mukavemet şartlarını ve montaj konumu ile ilgili olarak da ECE-R36 uluslararası standartlarını karşıladığı, aracın emniyet camlarının AvrupaBirliğinin 92/22 EEC/EWG direktifine uygun olarak sertifikalandırıldığı,camların öngörüldüğü şekilde çekiçlerle kırıldığının Sanayi ve TicaretBakanlığının denetlemelerinde tespit edildiği belirtilmiştir.
28. Anılan raporun sonuç kısmında ulaşılan nihai kanaat şuşekilde açıklanmıştır:
“1. (Kazaya karışan otobüs modelinin), tasarımve imalat açılarından güvenlik önlemlerini tümüyle ve ilgili AİTMyönetmeliğinde belirtilenlere ek olarak Avrupa Birliği'nin 70/221 EEC numaralıMotorlu Araçlarda Sıvı Yakıt Tankları direktifinin mukavemet şartlarını,depolarının montaj konumu ile ilgili olarak da ECE-R 36 uluslararasıstandartları yerine getirdiği görülmüştür.
2. Dava konusu kazada çarpışma şekli göz önünealındığında, çarpma etkisinin, otobüsün sağ ön yakıt deposuna odaklandığıgörülmüştür. Çarpma sırasında ortaya çıkan kinetik enerjinin büyüklüğü gözönünde bulundurulduğunda, bu çarpışma sonucunda sağ yakıt deposunun deformeolmaması ve içindeki yakıtın dışarıya çıkmaması mümkün değildir.”
b. Hukuk Davaları Kapsamında SelçukÜniversitesinden Alınan Hukuk Bilirkişi Raporu
29. Karapınar AHM, tarafların hukuki sorumluluğu ve sairhususların değerlendirilmesi amacıyla Selçuk Üniversitesi Medeni Hukuk AnaBilim Dalında görevli bir öğretim üyesinden bir rapor hazırlaması talebindebulunmuştur. Bu doğrultuda, anılan bilirkişi 14/4/2009 tarihli raporunu (hukukbilirkişi raporu) Mahkemeye sunmuştur.
30. Hukukçu bilirkişi raporda; ölümler ile çıkan yangın arasındauygun illiyet bağının bulunduğunu, haksız fiilin hukuka aykırılık ve kusurşartları bakımından olayda ihlal edilen hukuk kuralının araç imali ile ilgilimevzuat hükümleri değil, mutlak olan kişilerin yaşam haklarını ve vücutbütünlüklerini koruyan normlar olduğunu, bu normların ihlali ile hukukaaykırılığın gerçekleştiğini, yönetmeliklere ve teknik şartnamelere uygun üretimyapılmasının böyle bir olayda hukuka aykırılık şartının gerçekleşmediğinigöstermediğini, mevzuatla tespit edilen standartların sadece uyulması zorunluhususların ne olduğunu ortaya koyduğunu, bu şartlara uyulmak koşuluyla farklıtasarım ve uygulamalar yapılabileceğini ancak bu durumda seçilen tasarımınözellikle güvenlik açısından bir zaafa yol açıp açmayacağının üretici firmatarafından değerlendirilmesi ve gerekirse ilave tedbirlerin alınmasıgerektiğini, güvenlik önlemlerinin tek tek mevzuatla sayılmasınınbeklenemeyeceğini, üretimin yürürlükteki mevzuata uygun olduğunu ifade eden tekraporun İTÜ raporu olduğunu ancak o raporda kazayı yapan aracın incelenmediğini,ODTÜ raporunda 4-5 madde hâlinde sayılan hususların firmanın güvenlik önlemialma konusunda gerekli dikkat ve özeni göstermediğini, dolayısıyla kusurluolduğunu ortaya koyduğunu, nihai olarak raporda, trafik kazasından tankerşoförünün %90, otobüs şoförünün %10; zarardan (ölümlerden) ise tankersürücüsünün %70, otobüs sürücüsünün %5 ve üretici firmanın %25 kusurlu, işletenve otobüs seyahat firmasının ise kusursuz sorumlu olduğunu;cezadavasında verilen kararın sonucu ne olursa olsun bu davada kesin delil olarakdikkate alınamayacağını, hukuk mahkemesince tarafları farklı aynı olayda dahaönce verilmiş kararların güçlü delil olarak kabul edilmesi gerektiğini,bunlardan ayrılınması hâlinde daha güçlü delillerinolması gerektiğini ifade etmiştir.
31. Karapınar AHM’nin başvuru konusuyapılan diğer dosyalar ile aynı şekilde incelenen ve bu nedenle de onlarhakkında da yargılama sürecinde yürütülen işlemler açısından fikir vericimahiyette olan E.1998/243 sayılı dava dosyasının duruşma tutanaklarınınincelenmesi neticesinde, 9/12/1998, 15/1/1999 ve 19/3/1999 tarihli duruşmalardatarafların yazılı ve sözlü görüşleri kayda geçilirken Karapınar ACM’nin E.1997/201 sayılı dosyasında bilirkişi raporununsunulmadığından bahisle bu davanın dönüşünün beklenilmesine, 21/5/1999 tarihli4. duruşmada ACM’nin AHM dosyası için delil teşkileden bölümlerinin getirtilmesine; 9/7/1999,10/9/1999 ve 26/11/1999 tarihliduruşmalarda ACM’deki yargılamada istenen Adli TıpKurumu raporunun beklenilmesine ve buna bağlı olarak bilirkişi taleplerinindeğerlendirilmesine, 18/2/2000 tarihli 8. duruşmada ceza dosyasının celbine veolayın maddi değerlendirmesi Mahkeme açısından bağlayıcı olduğundan davasonucunun beklenilmesine, 5/5/2000 ve 7/7/2000 tarihli duruşmalarda cezadosyasında bilirkişi dönüşünün beklenilmesine; 29/9/2000, 3/11/2000, 26/1/2001,23/3/2001 ve 28/9/2001 tarihli 11 ila 16. duruşmalarda ceza davasının sonucununve kesinleşmesinin beklenilmesine, 15/3/2001 tarihli 17. duruşmada hâkimdeğişikliği nedeniyle dosyanın incelemeye alınmasına, 8/4/2001 tarihli 18.duruşmada İTÜ’den bilirkişi raporu verilmesi talebinin sonucununbeklenilmesine, 16/11/2001 tarihli 19. duruşmada hâkim değişikliği nedeniyledosyanın incelemeye alınmasına, hâkimin reddi talebi ve bu dava ile ilgili davadosyalarının Yargıtaydan dönüşünün beklenilmesine,21/12/2001 tarihli 20. duruşmada 1998/230 sayılı dosyada talep edilen kusurraporunun ve ceza davasının kesinleşmesinin beklenilmesine, 24/5/2002 ve5/7/2002 tarihli 21. ve 22.duruşmalarda İTÜ’den bilirkişi raporu verilmesi içingönderilen yazının cevabının beklenilmesine; 4/10/2002 ve 22/11/2002 tarihli23. ve 24.duruşmalarda hâkim değişikliği nedeniyle tedbir talebinin incelemeyealınmasına, E.1998/230 sayılı dosyada bilirkişi raporunun beklenilmesine, cezadavasının 21/12/2000 tarihli ve 4616 sayılı 3 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenenSuçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine DairKanun gereği ertelendiği, sanıklar hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararıbulunmadığı, bu nedenle dosya içerisinde bulunan kusur durumuna ilişkinraporların Mahkemece esas alınamayabileceği, üretici firmanın kusuruna ilişkinMahkemece henüz bir inceleme yaptırılmadığından bahisle duruşmanın geriyebırakılmasına; 20/6/2003, 12/9/2003, 14/11/2003, 19/1/2004, 12/3/2004,16/7/2004, 1/10/2004, 10/12/2004 ve 4/3/2005 tarihli duruşmalarda E.1998/230sayılı dosyada bilirkişi raporunun beklenilmesine; 24/6/2005 tarihli duruşmadataraf vekillerine bilirkişi raporunu inceleyip beyanda bulunmak üzere süreverilmesine, 16/9/2005 tarihli duruşmada bilirkişi raporlarına karşı alınanyazılı beyanların okunmasına, davacıların yeni bilirkişi raporu talebininreddine; 18/11/2005 ve 3/2/2006 tarihli duruşmalarda davacıların gelirdurumlarının tespitine,E.1998/230 sayılı dosyada alınan bilirkişi raporunundosya arasına konulmasına; 31/3/2006 tarihli duruşmada gelen yazı cevaplarınasavunma için süre verilmesine; 2/6/2006, 28/7/2006 ve 13/10/2006 tarihliduruşmalarda dosyanın tazminat hesaplaması için bilirkişi heyetine tebliğine,karşı beyan için süre verilmesine; 19/1/2007 ve 23/3/2007 tarihli duruşmalardabilirkişi raporunun beklenilmesine; 8/6/2007 tarihli duruşmada bilirkişiraporuna itiraz dilekçesinin incelemeye alınmasına; 28/9/2007, 16/11/2007 ve1/2/2008 tarihli duruşmalarda davacı ve davalı vekiline esasla ilgili beyanvermek üzere süre verilmesine, bir kısım dosyalardaki bilirkişi raporlarınındönüşünün beklenilmesine; 20/6/2008, 10/10/2008, 19/12/2008, 27/2/2009 ve17/4/2009 tarihli duruşmalarda E.2002/200 sayılı dosyada hukukçu bilirkişidenrapor alınması ara kararı verildiğinden bahisle dönüşün beklenilmesine;5/6/2009, 17/7/2009, 2/10/2009 ve 11/12/2009 tarihli duruşmalarda hukukbilirkişi raporunun dosyaya eklenmesine, tarafların yazılı ve sözlügörüşlerinin alınmasına ve yazılı beyanları için süre verilmesine yönelikbireysel başvuru incelemesinde dikkate alınması gereken kararlar verildiği,işlemler yürütüldüğü görülmüştür. Dava dosyasından tam sayı anlaşılamamaklabirlikte ilk derece yargılaması boyunca elli beşin üzerinde duruşma yapıldığıtespit edilmiştir.
c. Başvurucular TahsinEker, Menekşe Eker, Yasemin Erkan ve Ali Osman Eker Hakkında Verilen Karar
32. Mahkemenin 11/6/2010 tarihli ve E.1998/243, K.2010/132sayılı kararında (anılan kararın gerekçesi için bkz. § 34) tanker sürücüsünün%75, otobüs sürücüsünün %25 oranında kusurlu olduklarına, davalılardan üreticifirma, otobüsün ikinci şoförü ve taşıyıcı şirket ile isim benzerliği bulunanbir diğer şirket aleyhine açılan davanın reddine, sigorta şirketi aleyhineaçılan manevi tazminat davasının reddine, toplam 14.000 TL manevi, 26.076 TLmaddi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle diğer davalılardantahsiline karar verilmiştir.
33. Olaya ilişkin dikkate alınan bilirkişi raporları AHM’nin kararında şu şekilde ifade edilmiştir:
“Mahkememizde görülmekte olan aynı tarihlitrafik kazasından kaynaklanan yaklaşık 30 civarında dava dosyasında dava konusuotobüslerde üretim hatası olup olmadığı konusunda; yargılamada birliğinsağlanması ve usul ekonomisi düşünülerek bir dosya (1998/230 Esas) üzerindebilirkişi incelemesi yaptırılmış ve aldırılan raporun onaylı fotokopisi diğerdosyalar içerisine konulmuştur.Mahkememizin 1999/18Esas sayılı dosyası içerisinde bulunan dava konusu otobüsün üretim hatası olupolmadığına ilişkin aldırılan 31.01.2005 tarihli bilirkişi raporu, yinemahkememizde görülmekte olan aynı trafik kazasından kaynaklanan maddi manevitazminat istemine ilişkin 1998/230 Esas sayılı dosyası içerisinde bulunan davakonusu otobüsün tasarım ve imalat hatası olup olmadığına ilişkin rapor iletanker sürücüsü ve otobüs sürücüsünün kusurlarına ilişkin 05.04.2005 tarihlirapor dosya arasına konulmuştur. Taraf vekilleri tarafından dosyaya ibrazedilen dilekçe ve belgeler dosya arasında bulunmaktadır.
…
Dava konusu trafik kazası ile ilgili olarakKarapınar Asliye Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ceza davasında ODTÜ’den,Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden,KaradenizTeknik Üniversitesinden kaza ve tarafların kusur durumu ile ilgili birden fazlarapor aldırılmış, ceza davası daha sonra 4616 sayılı yasa kapsamına girmiştir.
…
Mahkememizce bu dosya ile benzer olan 2002/200Esas sayılı dosya üzerinden tarafların hukuki durumlarının değerlendirilmesiaçısından bilirkişi Şahin Akıncı'dan rapor alınmış, 14/04/2009 tarihli buraporda bilirkişi tarafların hukuki durumlarını değerlendirdikten sonra kazanınoluşumunda tanker sürücüsü Mehmet Ceylan'ın %90, otobüs sürücüsü (M.Ç.nin) %10 kusurlu olduğunu, zararın meydana gelmesindeve artmasında ise tanker sürücüsü (M.C.nin) %70,otobüs sürücüsü (M.Ç.nin) %5, (otobüs üreticifirmanın) ise %25 oranında kusurlu olduğunu bildirmiştir.”
34. Aşağıda diğer başvurucuların açtıkları davalarda (bkz. §§39, 43) verilen kararlarla içerik olarak aynı olan anılan AHM kararının ilgilikısımları şöyledir:
“…
Davalı (otobüs üreticisi firma) vekillerimahkememize verdikleri 15/01/1999 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle;Karapınar Asliye Ceza Mahkemesinin 1997/201 Esas sayılı dosyasında kazadanyaklaşık 5 ay sonra kaza yerinde yapılan teknik keşif sonucu seçilen ODTÜöğretim üyeleri tarafından tanzim olunan 11.08.1998 tarihli bilirkişi raporunukesinlikle kabul etmediklerini, şöyle ki; raporu düzenleyen bilirkişilerinuzmanlık sahalarının doğrudan doğruya otomotiv ana bilim dalı ile ilgiliolmadığını, sadece bu nedenle dahi alınan rapora itibar edilemeyeceğini, ektesundukları Yıldız Teknik Üni. Makine FakültesiOtomotiv Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeleri tarafından düzenlenen rapora göre;müvekkillerinin ürettikleri otobüslerin bütün imalat safhaları, yakıt depoları,üretim ve diğer malzemeleri, kazaya karışan otobüsün enkazı ile tanker tümbelgeler, standartlar, şartname ve yönetmelikler üzerinde yapılan incelemelersonucu verildiğini, bu raporun ODTÜ Üniversitesinden seçilen heyetin tanzimettiği, bilirkişi raporun tam aksine söz konusu otobüste herhangi bir üretimhatası olmadığını tespit ettiklerini, ODTÜ Üniversitesinden seçilen heyetindüzenlediği raporun çelişkilerle dolu olduğunu, bu raporu kesinlikle kabuletmediklerini, ekte sundukları Yıldız Teknik Üni.Makine Fakültesi tarafından tanzim olunan bilirkişi raporu muvacehesindemesnetsiz davanın müvekkili açısından reddini, mahkemenin gerekli görmesihalinde ise başka bir teknik üniversiteden seçilecek ve özellikle otomotivEndüstrisinde uzman bilirkişi raporu tanzim ettirilmesine karar verilmesinitalep etmişlerdir.
…
Dava trafik kazasından kaynaklı maddi vemanevi tazminat istemine ilişkindir.
Yapılan yargılama, toplanan deliller, dosyayagetirtilip incelenen belgeler, aldırılan bilirkişi raporları, tarafvekillerinin davanın esası ile ilgili mahkemeye sunmuş oldukları yazılı beyandilekçeleri birlikte değerlendirildiğinde;Olaytarihinde davacıların çocuklarının davalılardan ... Kargo Taşımacılık veAracılık Hizmetleri Sanayi Tic. Ltd.Şti.'nintaşıyıcısı olduğu, davalılardan ... Ltd.Şti'ninmaliki olduğu, sürücüsü (M.Ç.nin) kullanımındaki 34... plakalı ... marka otobüs ile maliki (M.A.) ve (M.C.) olan 63 ... plakalıtankerin çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybettiği,bu nedenle davacıların destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminatisteminde bulundukları anlaşılmaktadır.
Dosyada davalıların hukuki durumları değerlendirildiğindedavalılardan (otobüs üreticisi firma) 'nın söz konusu... model otobüslerin imalatçı firması olduğu bu durumda BK'nun41 ve 4077 sayılı kanun hükümleri gereğince ayıplı malın neden olduğu her türlüzarardan dolayı tüketiciye karşı satıcı, bayii, acente, imalatçı-üretici veithalatçının müteselsilen sorumlu olduğu,busorumluluğun haksız fiil hükümlerine dayalı olması nedeniyle kusursuz olaraksorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, mahkememizce söz konusu kazaya karışanaraçta üretim ve tasarım hatası olup olmadığı yönünde 1999/18 Esas sayılıdosyada rapor aldırıldığı, 31/01/2005 tarihli raporda otobüslerde tasarım veüretim hatasının olmadığının bildirildiği, mahkememizce bu rapor esas alınarakbu dosyada davacı (taşıyıcı şirket) tarafından (otobüs üreticisi firma)aleyhineaçılan davanın reddine karar verildiği ve bu dosyanın Yargıtay 4. HukukDairesinin 11/06/2007 gün 2007/6287-2007/7840 E._K. sayılı kararı ilekesinleştiği, yine mahkememizin aynı kaza ile ilgili tarafları farklı olan vebu raporun esas alındığı 1999/118 Esas sayılı dosyasının da Yargıtay 11.Hukukdairesinin 27/05/2008 gün 2007/4253 Esas 2008/6943 Karar sayılı kararı ileonanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Davacılar vekili her ne kadar trafikkazasından sonra Karapınar Asliye Ceza Mahkemesinin 1997/201 Esas sayılıdosyasında aldırılan ODTÜ raporuna dayanılarak ve sonrada mahkememizce hukukçubilirkişi ... tarafından düzenlenen rapora göre karar verilmesini talep etmişise de; B.K.'nun 53 md.'sigereğince hukuk hakiminin kusur durumunu araştırırken, ceza hukukununsorumluluğa ilişkin kuralları ile bağlı olmadığı, kaldı ki ortada kesinleşmişbir ceza dosyasının bulunmadığı, söz konusu ceza dosyasının 4616 sayılı yasakapsamında kaldığı, yine hukukçu bilirkişi ... raporunun hukuki nitelendirmeşeklinde olup, teknik konuda rapor düzenlemesinin mümkün olmadığı, ayrıcayukarıda belirttiğimiz dosyaların bu dosya için kesin delil olmasa da kuvvetlidelil teşkil edeceği, davalı (otobüs üreticisi firma) nınişleten veya teşebbüs sahibi olmaması nedeniyle B.K.'nun41.md'sinde düzenlenen kusur sorumluluğu açısından, mahkememizce itibar edilenraporlara göre hukuka aykırı bir eyleminin de bulunmaması da dikkate alınarakbu davalı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı …'ın ikincişoför konumunda olduğu ve kaza anında otobüsü kullanmadığından dolayısıylasürücü olmadığından bu davalı yönünden de sıfat yokluğu nedeniyle davanınreddine karar verilmiştir.
Davalılardan … Taşıyıcı şirkettir. Davacılarınmurisleri davalılardan ... Kargo şirketinden aldıkları biletler ile diğerdavalı ... Ltd. Şirketine ait otobüsle yolcu olarak seyahat ettikleri sıradabirden fazla kişinin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasında vefat etmişlerdir.Davalılardan … şirketi TTK. 806 maddesine göre yolcuları gidecekleri yerleresağ ve salim olmakla ulaştırmakla mükellef olup, yolcuların kazaya uğrayarakyaralanmaları veya ölmeleri nedeniyle doğacak zararlardan sorumludur.Ayrıca4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunun 17. maddesine göre “şehirler arası ve uluslararası yolcu taşımacıları duraklamalar dahil olmak üzere yolcunun kalkışnoktasından varış noktasına kadar geçecek süre içerisinde meydana gelecek birkaza nedeniyle yolcunun ölümü, yaralanması yada eşyasının zarara uğramasındandolayı sorumludur.” Taşımacı şoför ve hizmetli personelin nitelikli olmasından,sürücü belgelerinin bulunmasından ve ceza puanı yüksek olan şoförle ilgilitedbir alma konularında sorumlu olduğu gibi, taşıtı teknik şartlarına uygunbulundurmak, trafik sigortasını da bulundurmak zorundadır. (4925 sayılı kanunmadde 7.) Bu düzenlemeye göre taşımacının sorumluluğu TTK hükümlerinin aksine“kusursuz sorumluluk”niteliğindedüzenlenmiştir.
…
Davalı … San. Tic. Ltd. Şti. ise; Kaza tarihiitibariyle … plakalı kaza yapan otobüsün maliki durumundadır. 2918 Sayılı Kanunun 3. maddesine göre araç sahibi “araç içinadına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik veya satış belgesidüzenlenmiş kişidir. Davalı … San. Tic. Ltd. Şti. Karayolları Trafik Kanunun85. maddesine göre işleten sıfatı ile diğer davalı … San. Tic. Ltd. Şti. isetaşıyıcı sıfatıyla TTK 806 ve 4925 sayılı kanunun 17 maddesi gereğince zararıntümünden sorumludurlar. Davalılardan …San. Tic. Ltd. Şti.’neait otobüs diğer davalı … San. Tic. Ltd. Şti. adına çalıştırılmaktadır. Bu gibiotobüs firmaları sadece kendilerine ait otobüsleri değil, üçüncü kişilere aitotobüsleri de şehirler arası yolcu taşımacılığında kullanmaktadırlar. Şehirlerarasında seyahat edenler otobüslerin gerçek sahipleri ile değil, bu otobüsleritaşımacılıkta kullanan firmalarla işlem yaparlar. Otobüs firmalarının durumuyolcu bulmak ve komisyon almaktan ibaret olmayıp, doğrudan doğruya araçsahibinin yanında ve onunla birlikte aracın işleticisi olduğunun kabulügerekir. 2918 Sayılı KTK’nın 88/1 maddesine göre “birmotorlu aracın karıştığı kazada bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayıbirden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa bunlar müteselsil olaraksorumlu tutulur.” Tazminata mahkum edilen davalılardanotobüs sürücüsü (M.Ç.nin) kazanın oluşumunda %25kusurlu bulunduğundan Borçlar Kanunun 41. maddesi gereğince taşıyıcı … TTK.806ve 4925 sayılı kanunun 17. maddesi gereğince işleten … San. Tic. Ltd. Şti. ise KTK’nın 85.maddesine göre sorumludurlar.
Davalılardan (M. A.) kazaya karışan … plakasayılı tankerin maliki olup işleten de araç sürücüsü ile birlikte müteselsilen sorumludur. Her ne kadar davalı (M. A.) kazayakarışan tankeri kazadan önce harici satış senedi ile araç sürücüsü (M. C.)'asattığını beyan ederek buna ilişkin harici satış senedi ibraz etmiş ise de; Karayolları Trafik Kanununa göre motorlu araçlarınsatışının noter vasıtasıyla yapılması gerektiği, harici satışların işletenisorumluluktan kurtarmayacağı anlaşıldığından bu davalı da tazminatlardansorumlu tutulmuştur.
Davalılardan … Sigorta A.Ş. dava konusu kazayakarışan otobüsün zorunlu mali sorumluluk sigortasını düzenleyen şirkettir.Karayolları Trafik Kanunun 92 maddesinin f fıkrasına göre manevi tazminatailişkin talepler zorunlu mali sorumluluk sigortasının kapsamı dışındadır. Bunedenle … Sigorta A.Ş.'ye yöneltilen manevi tazminattalepleri husumet yönünden reddedilmiştir. Ancak sigorta şirketi sigortalısınınkusuru oranında poliçe limiti olan 1.500,00 TL ile sınırlı olmak üzere madditazminattan sorumludur. Her ne kadar sigorta şirketi kazada poliçe limitininölen kişi başına 1.500,00 TL, kaza başına 33.000,00 TL olduğunu belirterek garameten paylaştırma yapılmasını gerektiğini ileri sürmüşise de mahkememize sigorta şirketine açılan dava sayısı dikkate alındığındaayrıca sigorta şirketinin bu poliçe ile ilgili kimseye ödeme yapmadığıanlaşıldığından garameten paylaştırma yolunagidilmemiştir. Sigorta şirketi açısından faiz başlangıcı sigortaya başvurutarihi olan 08/12/1997 tarihinden sonra gelen 8 iş günü sonrası olarakbelirlenmiştir.
Mahkememizce itibar edilen 05/04/2005 günükusur raporuna göre; Kazada tanker sürücüsü (M.C.) %75, otobüs sürücüsü (M.Ç.)%25 oranında kusurludurlar.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar(işleten şirket, otobüs şoförü, taşıyıcı şirket, sigorta şirketi ve tankermalikinin) kazadan dolayı müteselsilen sorumluoldukları, kaza nedeniylevefat eden davacılarınçocukları Bülent Eker'in ölmeden önce NiğdeÜniversitesi Büro Yönetimi ve Sekreterlik Bölümünde öğrenci olduğu,mahkememizce itibar edilen 09/04/2007 tarihli aktüeryaraporuna göre davacıların çocuklarının ölümü nedeniyle destekten yoksunkaldıkları, raporda … Sigorta A.Ş. tarafından zorunlu ve ferdi koltuk sigortasıkapsamında ödenen toplam 3.000,00 TL tazminatlardan düşülmüş ise de aslen buödemelerin bir meblağ sigorta teminatı olup, bu miktarların yoksun kalınandestekle ilgisi bulunmadığından zarar miktarlarından düşülmemesi gerektiği(11.HD.'nin 27/04/2004 gün 2003/10693 Esas 2004/4536 Karar) ancak yapılan ıslahtalebi dedikkate alınarak taleple bağlılık ilkesi gereğidavacı Tahsin Eker için 12.506,00 TL, davacı Menekşeiçin 13.570,00 TLmaddi tazminata hükmedilmiş,davacıların çocuklarının ve kardeşlerininbir otobüskazasında ölmesi nedeniyle duydukları acı ve üzüntü nedeniyle, taraflarınsosyal ve ekonomik durumları, olayın üzerinden geçen süre, paranın satın almagücündeki azalma, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmaması da dikkatealınarak manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne hükmedilmiş müteselsilsorumlular aleyhine açılan davada red sebebi aynıolan davalılar için tek, ayrı olanlar için ise ayrı ayrı vekalet ücretiverilmiş, yine başlangıçta kendini vekille temsil ettiren (işleten şirket,otobüs şoförü, taşıyıcı şirket) lehine de vekalet ücreti hükmedilmiştir.”
35. İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı temyiz talebindebulunan başvurucular özetle, araçta çıkan yangınla ölümler arasında illiyetbağının bulunduğu konusunda şüphe olmadığını, ceza davasında verilen kararınberaat niteliğinde olmayıp aksine cezalandırma niteliğinde olduğunu, bu hükmünaksine hukuk davasında hukuki sorumluluğun bulunmadığına hükmedilmesinin bozmasebebi olduğunu, 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53.maddesi gereği ceza davasında verilen kararla bağlı olmasa da toplanan delillerinMahkemece göz ardı edilemeyeceğini, eğer bukarardan ayrılıyor ise Mahkemenin gerekçelerini ayrıntılı olarak açıklamasınınzorunlu olduğunu, yargılamalar kapsamında alınan beş bilirkişi raporundansadece ODTÜ raporunun kazaya karışan otobüsü doğrudan incelediğini, diğerraporların dosya üzerinden hazırlandığını,bu konudaMahkemece talep edilen bilirkişi raporlarına da dayanarak (özellikle de ODTÜraporunda ifade edilen) eksikliklerin, üretici firmanın kişilerin yaşamlarınazarar verilmesini yasaklayan normların gerektirdiği dikkat ve özenigöstermediğini dolayısıyla (hukukçu bilirkişinin raporunda ifade edildiğişekilde) kusurlu olduğunu ortaya koyduğunu, üretimin AİTM Yönetmeliği'ne uygunolduğunun kabul edilmesinin hatayı ortadan kaldırmayacağını, E.1999/18 sayılıdosyada verilen kararın hükme esas alınmasının anılan dosyanın konusunun farklıolması nedeniyle davanın reddine gerekçe olarak gösterilmesinin yanlışolduğunu, kararda sadece güçlü delil esasına dayanılırken ODTÜ ve hukukbilirkişisi tarafından hazırlanan raporlardan ve raporlara itibar etmemegerekçesinden hiç bahsedilmediğini, ayrıca hukuk bilirkişisinin raporunda ifadeedilen ve kusur bulunmaksızın sorumluluğu öngören tehlike sorumluluğu üzerindehiç durulmadığını ileri sürmüşlerdir.
36. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30/11/2012 tarihli veE.2010/15309, K.2012/19592 sayılı ilamıyla, verilen kararın usul ve yasayauygun olduğundan bahisle, hüküm onanmıştır.
37. Başvurucuların karar düzeltme istemi, aynı Dairenin21/6/2013 tarihli ve E.2013/5951, K.2013/12967 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
38. Anılan karar 18/7/2013 tarihinde başvuruculara tebliğedilmiş, süresi içerisinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
d. Başvurucular FatmaŞimşek, Ahmet Şimşek ve Kevser Güngör Hakkında Verilen Karar
39. AHM, 30/7/2010 tarihli ve E.2002/200, K.2010/188 sayılıkararında, yukarıda yer verilen karardaki gerekçeyle (bkz. § 34) aynıiçerikteki gerekçeyle, tanker sürücüsünün %75, otobüs sürücüsünün %25 oranındakusurlu olduklarına, davalılardan otobüs üreticisi firma, taşıyıcı şirket ileisim benzerliği bulunan bir diğer şirket ve otobüsün ikinci şoförü aleyhineaçılan maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine, diğer davalılar aleyhineaçılan maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar vermiş vebaşvurucular lehine toplam 19.000 TL manevi, 81.794,82 TL maddi tazminatahükmetmiştir.
40. Anılan karar, davacılar ve davalı M.A. tarafından temyizedilmiştir. Söz konusu karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30/11/2012 tarihlive E.2010/15679, K.2012/19635 sayılı ilamıyla onanmıştır.
41. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 31/5/2013 tarihli veE.2013/4089, K.2013/11317 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
42. Anılan karar 12/8/2013 tarihinde başvurucuların vekilinetebliğ edilmiş ve süresi içerisinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
e. Başvurucular Sebahat Dörterlerve Yavuz Dörterler Hakkında Verilen Karar
43. AHM, 2/4/2010 tarihli ve E.1999/29, K.2010/59 sayılı kararıyla,yukarıda yer verilen karardaki gerekçeyle (bkz. § 34) aynı içeriktekigerekçeyle, davalılardan üretici firma ve otobüsün ikinci şoförü aleyhineaçılan davanın reddine, sigorta şirketi aleyhine açılan manevi tazminatdavasının reddine, toplam 10.000 TL manevi, 23.478 TL maddi tazminatın olaytarihinden itibaren yasal faiziyle diğer davalılardan tahsiline kararvermiştir.
44. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19/3/2012tarihli ve E.2010/11411, K.2012/4170 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.
45. Başvurucuların karar düzeltme istemi, aynı Dairenin10/1/2014 tarihli ve E.2013/16648, K.2014/462 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
46. Anılan karar 24/2/2014 tarihinde başvuruculara tebliğedilmiş, süresi içerisinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
47. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 41. maddesi şöyledir:
“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahuttedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, ozararın tazminine mecburdur.
Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimseninzarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazminemecburdur.”
48. 4616 sayılı Kanun'un1. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:
“23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş veilgili kanun maddesinde öngörülen şahsî hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırıon yılı geçmeyen suçlardan dolayı haklarında henüz takibata geçilmemiş veyahazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış veya sonsoruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm verilmemiş veya verilenhüküm kesinleşmemiş ise, davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasıertelenir; varsa tutukluluk halinin kaldırılmasına karar verilir. Bu suçlarlailgili dosya ve deliller, bu bentte öngörülen sürelerin sonuna kadar muhafazaedilir.
Erteleme konusu suç kabahat ise bir yıl, cürümise beş yıl içinde bu kabahat veya cürüm ile aynı cins veya daha ağır şahsîhürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde, erteleme konususuçtan dolayı da dava açılır veya daha önce açılmış bulunan davaya devam edilerekhüküm verilir. Öngörülen süreler, erteleme konusu kabahat veya cürüm ile aynıcins veya daha ağır şahsî hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suçişlenmeksizin geçirildiğinde, ertelemeden yararlanan hakkında kamu davasıaçılmaz, açılmış olan davanın ortadan kaldırılmasına karar verilir.”
49. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargıdavası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlarınidari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her haldeeylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarınınyerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamenreddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
50. 17/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun“Karar” kenar başlıklı 271.maddesi şöyledir:
“(1)Kanunda yazılı haller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapmaksızınkarar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafiveya vekil dinlenir.
(2)İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da kararverir.
(3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.
(4)Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa mercitarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.”
51. AİTM Yönetmeliği’nin olay ile ilgili 81., 82., 88., 95.,96., 112., 113., 121. ve 122. maddeleri.
52. Dava konusu otobüsün yolcu kapasitesine göre AİTMYönetmeliği’nde öngörülen asgari kapı sayısı iki (md.81/e), kapılar dâhil bulunması gereken asgari güvenlik çıkışı sayısı dörttür (md. 82/b). AİTM Yönetmeliği’nde güvenlik çıkışı olarakkullanılabilecek camları kırmak için bulundurulacak çekiç sayısına ilişkin birbelirleme bulunmamaktadır. Camlara ilişkin olarak ise sadece “emniyet camı”olacağına ilişkin bir belirleme bulunmaktadır (md.82/f).
53. Anılan Yönetmelik’in 95. ve 96. maddelerinde yakıt tankınailişkin standartlar şu şekilde belirlenmiştir:
“Madde 95- Araçlarda yakıt tankları aşağıdakikoşulları taşımalıdır.
a) Yakıt tankları korozyona dayanıklı olmalıve çalışma basıncının iki katı basınçta sızdırmamalıdır Tankların ek yerlerilehimin erimesi halinde bile ayrılmayacak biçimde şekillendirilmelidir Yanduruş veya viraj alma sırasında veya çarpışma anında yakıt taşırmamalıdır.Ancak damlamaya müsaade edilir.
b) Karbüratörlü taşıtların yakıt tankları,aracın en önünde olmamalı ve kaza halinde yakıtın tutuşmasına meydan vermeyecekşekilde motordan uzakta tutulmalıdır. …
c) Otobüslerde yakıt tankı sürücü yeri veyayolcuların olduğu kısımda bulunmamalıdır. Tank, yangın halinde iniş yerlerinitehdit etmeyecek bir yerde olmalıdır.
Yakıt donanımının güvenliği bakımındanaşağıdaki koşullar sağlanmalıdır.
1. Motordaki ve şasedeki kablolar kusursuzolmalıdır.
2. Egzost borularıve susturucu iyi durumda bulunmalıdır.
…
e)Yakıt tankları hacimleri araç üreticisi tarafından belirlenir.
Yakıt Boruları
Madde 96 …
a)Yakıt boruları aracın hareket esnasındaki burulmaları, tam olarak motorunsalınmaları ve benzeri hallerde fonksiyonunu yerine getirebilmelidir.
b)Yakıt boruları lehimlenmeden mekanik surettebirleştirilmelidir.
c)Yakıt borusu olarak, eksiz elastik borular,metalik borular veya yakıtı sızdırmayan ve zor yanan maddelerden yapılmış diğerborular kullanılabilir.
d)Yakıt boruları karbüratör ve yakıt taşıyanbütün diğer parçalar, çalışma koşullarının tehdit eden sıcaklığa karşı korunmasıve yakıtın damlama veya yoğuşması halinde isinmişparçaların üzerinde toplanmasına veya elektrik aletleri ile temasına izinverilmeyecek yerlerden geçirilmelidir.”
54. Yargıtay Hukuk GenelKurulunun 11/6/2012 tarihli ve E.2001/4-728, K.2012/328 sayılı kararının ilgilikısmı şöyledir:
“Bu duruma göre şahsiyet haklarının çiğnenmesiBK 41 anlamında hukuka aykırılıktır ve bu hükümdeki şartların gerçekleşmesihalinde, maddi tazminat talebine yer verir. Hakim hangi şahsiyet haklarınınkorumadan yararlanacaklarını, bu varlıklarının sınırının ne olduğunu, kişininşahsiyet hakları ile diğer insanların faaliyet hürriyetinin çatışması halinde,hangi menfaatin ağır basacağını, genel hukuk ilkelerine, hayat gereklerine,adalet düşüncesine ve çatışan menfaatlerin değerine göre tespit edecektir (S. Kaneti, a.g.e., s. 203-204). ”
55. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 29/4/2003 tarihli veE.2002/12847, K. 2003/5544 sayılı kararı şöyledir:
“KARAR: Davacı, 17 Ağustos 1999 tarihindemeydana gelen deprem nedeniyle binanın çökmesi sonucu zarara uğradığını, bubinanın davalı tarafından yapıldığını, zararın oluşumuna davalının hukukaaykırı eyleminin neden olduğunu belirterek tazminat isteminde bulunmuştur.
…
Sorumluluk hukukunun genel kuralı gereğince,bir kimsenin haksız eylem nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için, önceliklehukuka aykırı bir eylemin bulunması, bir zararın meydana gelmesi, zararınmeydana gelmesinde kusurun bulunması ve haksız eylemle zarar arasında da uygunilliyet bağının olması gerekir.
Davacı iddiasında, davalının yönetmeliklereuygun yapı yapmadığını, meydana gelen depremin etkisiyle binanın yıkıldığını,yapı, hukuksal düzenlemelerde öngörülen kurallara uygun yapılsaydı hasarın,bunun sonucu olarak da zararın doğmayacağını, bu yüzden davalının kusurluolduğunu ileri sürmüştür. Bu durumda öncelikle, davalının zararın meydanagelmesinde kusuru olup-olmadığı konusu irdelenmelidir.
…”
56. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 8/4/2002 tarihli ve 12802/4401sayılı kararı şöyledir:
“Dava hukuksal nedeni itibariyle tüpgaz imalatçısının sorumluluğu esas alınarak açılmıştır.Olağan sebep sorumluluğu hallerini düzenleyen BK 56, 58 ve MK. 320 ve 656maddeleri sorumlu kişiye, sorumluluğun kaynaklandığı kişi veya şey üzerinde birdenetim ya da gözetim ödevi yüklemiştir. Sebep sorumluluğunun ikinci bir türüolan tehlike sorumluluğunda ise sorumluluk koşulları, sorumlu aleyhineağırlaştırılmıştır. İşletme veya faaliyet sonucu nesnel, özgün tipik tehlikeningerçekleşmesiyle sorumluluk doğar. Hukukumuzun kaynağını oluşturan ülkelerdedemiryolu, gemi, posta, sivil hava aracı, motorlu araç, atom tesisi, elektrik, gaz,patlayıcı madde üreten,depolayan veya kullanan tesis ve işletmelerin işleticileriyle sahiplerinin butür sorumlulukları yasalarla belirlenmiştir. Ülkemizde ise yasal düzenleme,motorlu ve sivil hava araçlarının işletenlerle askeri manevra ve atışlar nedeniile Devletin sorumluluğunda duralamış ötesi için yasa koyucu gecikmedekalmıştır. Şu durum karşısında gecikme Medeni Kanun'un ilk maddesi uyarıncadoldurulmalıdır. Tüpgaz muhafaza eden tüp belirlisüreçte miadını doldurduktan sonra tehlikeli duruma geçer. Belli bir depozitoile kullanıcıya bırakılan tüpün belirli zamanlarda kontrolü ve bakımındakisavsama da tehlike oluşturur. Ayrıca çok tehlikeli bir madde(LPG)iledolu tüpün en az riskle tüketiciler tarafından kullanılmasının sağlanmasıgerekir. Bunu sağlayacak olan imalatçıdır. Mülkiyet imalatçıda olduğuna göre BK'nın 58. maddesinden hareketle sorumluluğu özeneksikliğine bağlanmalıdır. Tüketicinin tüpün başlığını kendisinindeğiştirebilmesi, özen borcunun yerine getirilmemesinin sonucudur. Öyleyseimalatçı BK 'nın 41 ve izleyen maddeleri uyarıncasorumlu tutulmalıdır.”
57. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 3/4/2008 tarihli veE.2007/19532, K.2008/5366 sayılı kararı şöyledir:
“…Davacı ile davalı doktor …arasında akdi birilişki bulunmayıp davacı bu davalıya karşı tazminat talebini yaşam, sağlık vevücut bütünlüğünü ihlal yasağını içeren ve herkese yönelik temel korumanormlarına aykırılığı dolayısıyla hukuka aykırılığa daha açık bir anlatımlaBorçlar Kanunu'nun 41. maddesinde ifadesini bulan haksız fiil hükümlerinedayandırılabilir. Haksız fiil sorumluluğunun gerçekleşmesi için davalı doktorunkusuru, zarar ve uygun illiyet bağı ile hukuka aykırılık şartlarının varlığı gerekmektedir.Eğer zarar doğurucufiilin işlemesinde kusur yoksa zararın tazmini de mümkün değildir.
Öte yandan dava kişisel kusura dayanılarakaçılmışsa davanın görülüp sonuçlandırılması gerekir.Bu bakımdan davalı doktorun dava konusuedilen eylemlerinin kişisel kusur teşkil edip etmediğinin tesbitigerekmektedir….”
58. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11/6/2012 tarihli ve E.2011/8929 K.2012/10095 sayılı kararı şöyledir:
“…
Borçlar Yasası'nın 53. maddesi gereğince cezamahkemesinin kararı, hukuk yargıcı yönünden bağlayıcı değilse de cezamahkemesince belirlenecek maddi olgular hukuk yargıcı yönünden de bağlayıcıdır.Dava konusu olayın özelliği nedeniyle ceza yargılaması sonucu belirlenecekmaddi olgular davayı etkileyecek nitelikte bulunduğundan ceza yargılamasınınsonucu beklenmeli ve ondan sonra tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerekvarılacak sonuca uygun bir karar verilmelidir.
Yerel mahkemece açıklanan yönlergözetilmeyerek, eksik inceleme ile yazılı biçimde karar verilmiş olması, usulve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. “
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
59. Mahkemenin 11/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
60. Başvurucular; trafik kazası nedeniyle yakınlarınıkaybetmeleri üzerine kusurlu kişiler hakkında açtıkları maddi ve manevitazminat davalarının makul süre sınırını aşarak yaklaşık 11 ila 15 yıllıksürelerde tamamlandığını, olayla ilgili ceza davasında üretici firmanınsorumluluğuna hükmedilmesine ve tazminat davasında aynı yönde bilirkişiraporları bulunmasına rağmen hukuken sorumlu olmadığına karar verildiğini,Hukuk Mahkemesince ceza davasının sonucu beklendiği hâlde sonuca itibaredilmediğini, anılan şirketin otobüsün üreticisi olduğunu ve tehlike hukukubakımından sorumluluğunun bulunduğunu, yapımında hata bulunan otobüslerinpiyasaya sürülmesinde devletin de sorumluluğunun bulunduğunu belirterekAnayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan yaşam hakkı ve adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebindebulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
61. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular tarafından yaşam hakkının yanısıra Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ilebağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların, Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkı kapsamında olduğu değerlendirilmiş (bkz. §§ 75-76) veinceleme bu kapsamda yapılmıştır.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Yaşamı KorumaYükümlülüğüne İlişkin İddia
62. Bakanlık görüşünde, başvurucuların yakınlarının daaralarında olduğu 49 kişinin ölümüne ilişkin açılan ceza davasının 4616 sayılıKanun uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi kararı verilmesi ile sonbulduğu ve hiçbir sanığın ceza almadığı gibi herhangi bir kusur ve sorumluluktespitinin de yapılamadığı, bununla birlikte başvurucular her ne kadar davakonusu otobüslerin piyasaya sürülmesinde devletin sorumluluğu bulunduğunu iddiaetmiş ise de bu hususa ilişkin olarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından1/3/2001 tarihinde Karapınar Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen sonuçraporunda, araçların o tarihte yürürlükte bulunan AİTM Yönetmeliği'ne ve diğermevzuata uygun olarak piyasaya sürüldüğünün bildirildiği, ayrıca başvurucularınbu ihmal iddiasına ilişkin idare aleyhine herhangi bir tazminat davası daaçmamış oldukları ifade edilmiştir.
63. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında yaşamıkoruma yükümlülüğünün kabul edilebilirliğine ilişkin herhangi bir yeni beyandabulunmamışlardır.
64. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahipolduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göredevletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölümolaylarında Anayasa'nın 17. maddesi devlete, bu konuda ihdas edilmiş bulunanyasal ve idari çerçevenin, elindeki tüm imkânları kullanarak, yaşamı tehlikedeolan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve buna ilave olarak yaşamhakkına yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkiliidari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusalolsun veya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecekfaaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif yükümlülük, yetkililer üzerindeaşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013,§§ 52, 53).
65. Başvuru konusu olayda yaşanan ölümlerin kasıtlı bir eylemsonucu meydana gelmediği ortadadır. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin başvurukonusu olayda yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediği konusundayapacağı incelemede öncelikli olarak konu hakkında, kişilerin yaşam haklarınınkorunmasını temin edebilecek uygun ve yeterli bir yasal ve idari çerçeveninbulunup bulunmadığı ve oluşturulan bu çerçevenin somut olayda gereği gibiuygulanıp uygulanmadığı, sonrasında ise güvenlik tedbirlerini alma noktasındayetkili olan kişilerin muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmalininyani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek olayda ortaya çıkan riskleri bertaraf etmekiçin gerekli ve yeterli önlemleri alıp almadıkları konusunda karar vermesigerekmektedir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri; § 60, benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Banel/Litvanya, B. No: 14326/11, 18/6/2013, §68). Çünkü bu gibi durumlarda bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukukyollarına başvurmuş olursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesineneden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerinyargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Bilal Turan ve diğerleri (2), B. No: 2013/2075, 4/12/2013, §60).
66. Anayasa Mahkemesinin bu iki konuda inceleme yapabilmesi içinbaşvuru konusu olaya ilişkin yaşamı koruma yükümlülüğü açısından etkili olanbaşvuru yolunda verilen nihai kararın zaman bakımından yargılama yetkisi içindeolması, diğer yandan başvurucuların yaşamı koruma yükümlülüğüne ilişkin ilerisürdükleri ihmal iddiaları açısından Anayasa Mahkemesine başvurmadan önce ilkelden yetkili olan idari ve yargısal makamlara başvurmuş olmalarıgerekmektedir.
67. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlemve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,§ 17).
68. Diğer yandan 30/3/2011 tarihli ve6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin(2) numaralı fıkrasında yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu,Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun "ikincilnitelikte bir kanun yolu" ve bireysel başvurunun temel hakihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur.Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derecemahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunuzorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 20, 21).
69. Somut olay bu kapsamda incelendiğinde kanun yollarınıntüketilmesi koşulu uyarınca Anayasa Mahkemesinden önce yaşamı korumayükümlülüğü açısından yapılacak asıl belirleyici nitelikteki incelemenin, olaysonrasında yürütülen ceza soruşturmasında olayın tüm gerçekleşme koşullarınınsoruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından aydınlatılması ve varsaüçüncü kişilerin, özellikle de kamu görevlilerinin cezai sorumluluklarınınincelenmesi, bunun yanı sıra ilgili kamu kurumlarının veya idarenin idarehukuku açısından kusurlu veya kusursuz sorumluluğunun incelenmesi şeklindeolduğu görülmektedir.
70. Söz konusu kazayla ilgili olarak sonradan birleştirilen üçiddianame ile otobüs sürücüsü, işleteni ve otobüsü üreten firmanın yöneticilerialeyhinde Karapınar Asliye Ceza Mahkemesinde ceza davaları açılmış;sonradantek bir dosyada birleştirilen ceza davasında Mahkeme 26/11/2001 tarihlikararıyla sanıklar hakkında açılan davanın kesin hükme bağlanmasınınertelenmesine, yapım hatası bulunan otobüslerin müsaderesine karar vermiş;davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine yapılan itiraz, Ereğli AğırCeza Mahkemesinin 27/5/2002 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiş; otobüslerinmüsadere kararının Yargıtay ilgili Dairesinin ilamıyla bozulması üzerineKarapınar ACM, 4/10/2002 tarihli kararıyla “sanıklaraisnat olunan taksirli suç nedeniyle müsadere kararı verilemeyeceği”gerekçesiyle bozmaya uyarak müsadere talebinin reddine karar vermiştir.Görüldüğü üzere olay hakkında yürütülen ceza davasının kesinleşmesi 2002yılında gerçekleşmiştir.
71. Bu durumda, başvurucuların yaşamı koruma yükümlülüğükapsamında, ilgili bilirkişi raporlarında da ifade edilen, gerekli güvenliktedbirlerini alma konusunda kamu görevlilerinin yanı sıra diğer kişilerin cezaisorumluluğunu belirlemede etkili olduğu değerlendirilebilecek ceza davasınınAnayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme açısından zaman bakımındanyetkisinin başlangıcı olan 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmiş olduğu ve bunabağlı olarak iddiaların bu yönü açısından kabul edilemezlik kararı verilmesigerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
72. Diğer yandan yaşam hakkına ilişkin bir ihlal söz konusu isebu ihlalin giderilmesi öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerininyükümlülüğü altındadır. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası uyarıncaidarenin; kendi eylem, işlem ve ihmalinden doğan zararı, kusura ve hattakusursuz sorumluluğa dayalı olarak ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış;2577 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen (bkz. § 49) hükümleri ile idaremahkemeleri önünde uğranılan zararları tazmin yolları düzenlenmiştir.Başvurukonusu olayda cezai sorumluluğun tespiti için ilgili hukuk yoluna müdahil olanancak sonuç alamayan başvurucular açısından da idari yargıda dava açma imkânıbulunmaktadır.
73. Başvurucular, yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamında bilirkişiraporlarına, özellikle de ceza davası sürecinde alınan ODTÜ raporuna dayanarakyapımında hata bulunan otobüslerin üretilmesi ve piyasaya sürülmesinde devletinsorumluluğu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların, bu kapsamdadeğerlendirilebilecek; araç üretimine ilişkin asgari güvenlik standartlarınıbelirleme, üretim izni verme, denetim vb. idari faaliyetler (benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Öneryıldız/Türkiye[BD], 48939/99, 30/11/2004, § 90) açısından somut olayın gerçekleşmekoşullarının aydınlatılması ve ilgili idarelerin idari sorumluluklarınınbelirlenmesi için herhangi bir idari veya yargısal yola başvurmamış olduklarıgörülmektedir. Bu nedenle bu bölümde değerlendirilebilecek iddialar açısından,somut olayda kamu görevlilerinin ve devletin koruma yükümlülüğünden doğansorumluluğu yönünden başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru öncesindetüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.
74. Açıklanan nedenlerle başvurunun yaşamı koruma yükümlülüğününihlal edildiği iddialarına yönelik kısmının kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Etkili Bir YargılamaSüreci Yürütülmediğine İlişkin İddia
75. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamındadevletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usul boyutu,yaşanan ölüm olayının tümyönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyanetkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,23/1/2014, § 94). Bu yükümlülük sadece bir kamu görevlisinin eylemi veya ihmalisonucu meydana gelen ölüm olayları açısından geçerli değildir. Devletin, doğalolmayan her ölüm olayında -kendisi, öldürmeme ya da yaşamı korumayükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümün sebebini ve varsasorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapmamış olması,soruşturma yükümlülüğünün ihlalini doğurabilir. Zira bu tür olaylarda etkilibir soruşturma yürütülmesi, yaşam hakkını korumak için ihdas edilen yasal veidari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasının güvencesini oluşturmaktadır(Filiz Aka, B. No: 2013/8365,10/6/2015, §§ 25, 26).
76. Somut olayın koşullarında trafik kazası hakkında yürütülenceza davasından bir sonuç alamayan başvurucuların, kendileri açısından yeterligiderimi sağlayabilecek nitelikte gördükleri hukuk mahkemesinde açtıklarıtazminat davasını, idari yargıda açabilecekleri davaya tercih ettiklerianlaşılmaktadır. Özellikle başvuru konusu olay gibi üçüncü kişilerin ihmalisuretiyle gerçekleştiği ileri sürülen olaylarda devletin yaşam hakkı kapsamındamağdurlara ihlal iddiaları açısından yeterligiderimi sağlayabilecek hukuk davası yolunu takip etme imkânı sağlamasıgerektiği kabul edilmektedir (bkz. §§ 82-84). Söz konusu dava sürecine ilişkinolarak başvurucular tarafından adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürülenyukarıdaki iddiaların, doğrudan yaşanan ölümlerin gerçekleşme koşullarınınaydınlatılmasına ve hukuki sorumluluğun belirlenmesine yönelik olması dadikkate alındığında, bu iddiaların yaşam hakkının öngördüğü "etkili bir yargısal sistem kurma"şeklindeki pozitif yükümlülük çerçevesinde incelenebileceği değerlendirilmiştir(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Rajkowska/Polonya (k.k.),37393/02, 27/11/2007; Ciechońska/Polonya, 19776/04, 14/7/2011, § 78; Özel ve diğerleri/Türkiye, 14350/05...,17/11/2015, § 199).
77. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktanyoksun olmadığı görülen ve etkili bir yargılama süreci yürütülmemesi suretiyleAnayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dair iddialar içeren başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlığın Görüşü
78. Başvurucular; Anayasa'nın 17. maddesinin öngördüğü usulyükümlülüğü kapsamında değerlendirilebilecek şekilde, kusurlu kişiler hakkındahukuk mahkemesinde açtıkları tazminat davalarının makul süre sınırını aşarak 11ila 15 yıllık sürelerde tamamlandığını, olayla ilgili ceza davasında üreticifirmanın sorumluluğuna hükmedilmesine ve tazminat davasında aynı yöndebilirkişi raporları bulunmasına rağmen üretici firmanın hukuki sorumluluğununolmadığına karar verildiğini, Mahkemece ceza davasının sonucu beklendiği hâldesonuca itibar edilmediğini, anılan şirketin otobüsün üreticisi olması nedeniyletehlike hukuku bakımından sorumluluğunun bulunduğunu, bu suretle adilyargılanma hakkının ve yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
79. Bakanlık görüşünde, başvurucuların bu bölümde yer verilenşikâyetlerine karşılık olmak üzere Anayasa Mahkemesinin bu konudaki birkararına göndermede bulunularak başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması,hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerinkabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmamasınınbireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamayacağı, Anayasa'dayer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ya da açık keyfîlik içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındakimaddi ve hukuki hataların bireysel başvuru incelemesinde ele alınamayacağı,derece mahkemelerinin delilleri takdirinde açık keyfîlikbulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesinin söz konusuolamayacağı ifade edilmiştir.
80. Görüşün devamında, yine Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına göndermelerde bulunularak, yaşam hakkıkapsamında devletin sahip olduğu negatif ve pozitif yükümlülüklere ilişkingenel ilkelere değinilmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. maddesininöngördüğü yasal sistemin, etkinliğe dair bazı asgari standartları karşılayan vetehlikeli bir etkinliğin can kaybına yol açması hâlinde soruşturmanın bulgularıçerçevesinde adli cezaların uygulanmasını sağlayan bağımsız ve tarafsız birresmî soruşturma usulünü hükme bağlaması gerektiği belirtildikten sonra etkilisoruşturma yürütülmesi için uyulması gereken ilkelere yer verilmiştir.
81. Görüşün somut olaya ilişkin kısmında, kaza hakkındayürütülen ceza davası ve başvurucuların açtığı tazminat davalarında alınanbilirkişi raporlarına, başvurucuların yargılama sırasındaki ve temyizdilekçelerindeki iddialarına ve Mahkemenin bu konuda verdiği kararlara yerverildikten sonra nihai olarak ceza davasında 4616 sayılı Kanun uyarıncadavanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi kararı verilmesi, tazminatdavasında 12/8/1998 tarihli raporun değil, 31/1/2005 tarihli raporun hükme esasalınması ve tazminat davasının yaklaşık 11 ila15 yıllık sürelerde neticelenmişolmasının; devletin kurallar çerçevesinde yaşamı korumaya yönelik önlemleralmaya icbar etme ve diğer yandan etkili ve bağımsız bir hukuk sistemi kurmaksuretiyle ölüm koşullarını ortaya koyma ve gerektiğinde sorumluların hesapvermesini sağlama yükümlülüğünü ihlal edip etmediği yönünden değerlendirilmesigerektiği ve söz konusu değerlendirme yönünden takdirin Anayasa Mahkemesine aitolduğu kanaati dile getirilmiştir.
b. Genel İlkeler
82. Yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerinusule ilişkin yönü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayının tümyönlerinin ortaya konulmasını ve sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsacezalandırılmasını sağlayabilecek bağımsız ve etkili resmî bir soruşturmayürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, kişilerin yaşam hakkıile maddi ve manevi varlıklarını koruyan hukukun etkin bir şekildeuygulanmasını güvence altına almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarınınkarıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler ilebireylerin maddi ve manevi varlığına verilen zararlar için hesap vermelerinisağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 54, Sadık Koçak ve diğerleri, §94).
83. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturmatürünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırımgerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).
84. Buna göre yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyetverilmemiş ise "etkili bir yargısalsistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlakaceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinleilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).
85. Bununla birlikte ölüm olayını aydınlatmak üzere yürütülenceza soruşturmaları ile mağdurların hukuk veya idare mahkemelerinde açtıklarıdavaların sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yollarınuygulamada da etkili olması ve başvurulan makamın, ihlal iddiasının özünü elealma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Ancak bir hak ihlaliniönleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hakihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesihâlinde başvuru yolunun etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §26; Filiz Aka, § 39; benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Ciechońska/Polonya, § 66).
86. Devletin, yaşam hakkı kapsamında yürütülen cezasoruşturmalarında ve devamında yürütülen yargılamalarda sahip olduğu resenharekete geçme ve araştırma yükümlülüğü gibi bazı yükümlülüklerin, özellikleüçüncü kişiler arasında bir ölüm olayına ilişkin yürütülen ve taraflarcahazırlanma ilkesi esas alınan hukuk davası yolu açısından aynen geçerliolduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte bir şekilde olayıntaraflarınca ölüm olayının aydınlatılması ve hukuki sorumluluğun tespitiamacıyla bir davanın açılması sonrasında, tarafların bu konudaki iddialarınınözenli bir şekilde incelenmesi ve devletin tekelinde olan yargılama yetkisinin,niteliğine uyduğu ölçüde, yaşam hakkının bir soruşturma açısından aradığı tümgereklilikleri karşılar şekilde yürütülmesi gerektiği söylenebilir.
87. Bu çerçevede yaşam hakkı kapsamında yürütülecek olan cezasoruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli veidari yargıda açılacak tazminat davalarının da makul derecede ivedilik ve özenşartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin, bu tür olaylarailişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiğiseviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüdeyaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir (İlker Başer ve diğerleri, B. No:2013/1943, 9/9/2015, § 75). Elbette bazı özel durumlarda, soruşturmanın veyayargılamanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir.Ancak bir soruşturmada veya yürütülen yargılamada yetkililerin hızlı hareketetmeleri, yaşanan olayların daha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi,kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırıeylemlere müsamaha gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesininengellenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96; Filiz Aka, § 29). Zira derece mahkemeleritarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet; yürürlükteki yargı sisteminin,daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesindesahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,16/7/2014, § 110; Filiz Aka, §33).
88. Benzer şekilde soruşturma ve yargılamaların etkililik veyeterliliğini temin adına soruşturma ve yargılama makamlarının ölüm olayınıaydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri, somutolayda başvurulan yolun türüne bağlı olmak üzere,gerektiğinde resen toplaması ve bu konuda ilerisürülen delilleri dikkate alması gerekmektedir. Yargılamalarda ölüm olayınınnedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bireksiklik, etkili bir soruşturma ve yargılama yürütme kuralıyla çelişme riskitaşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 57). Bu kapsamda yetkililerce, soruşturma ve yargılama kapsamında elde edilentanık ifadeleri ve bilirkişi raporları gibi söz konusu olaylarla ilgilikanıtların tamamı dikkate alınarak ölümün gerçekleşme sebebinin objektifanalizinin yapılması; soruşturma ve yargılama sonucunda alınan kararın eldeedilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olmasıda gerekmektedir (Turan ve Kevzer Uytun, B. No:2013/9461, 15/12/2015, § 73, Cemil Danışman,§ 99).
89. Yaşam hakkı kapsamında yürütülecek hukuk yolunun etkinliğinisağlayan hususlardan bir diğeri, teoride olduğu gibi pratikte de hesapverilebilirliği sağlamak için soruşturmanın, yargılamanın ve sonuçlarının kamudenetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarınınmeşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları dasağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§58).
c. İlkelerin Somut OlayaUygulanması
90. Başvurucuların iddiaları incelendiğinde temel şikâyetlerininaçtıkları tazminat davasının çok uzun sürmesi ve üretici firmanın ne şekildesorumlu olduğunu davacı olarak ortaya koymalarına ve bilirkişi raporlarının daaynı yönde olmasına rağmen Hukuk Mahkemesinin konuyu yeterince incelemeksizinve buna bağlı olarak gerekçelendirmeksizin diğer sorumluların yanında üreticifirmanın sorumluluğuna hükmetmemesi olduğu görülmektedir. Başvurucular temyizbaşvurularında (bkz. § 35) bu yönde ileri sürdükleri iddiaların dakarşılanmadığını ileri sürmüşlerdir.
91. Gerçekleşen bir ölüm olayının oluşumuna ilişkin delillerindeğerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Anayasa Mahkemesi,ancak başvuru konusu yapılmış bir olayın gelişim şeklini anlayabilmek vebaşvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılmasına yönelikolarak ileri sürdüğü hususlar açısından, soruşturma makamları ve derecemahkemeleri tarafından atılması gereken adımları nesnel bir şekildedeğerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No:2013/2782, 11/3/2015, § 68).
92. Başvuru konusu olayda Anayasa Mahkemesinin gerçekleşen kazanedeniyle Hukuk Mahkemesinde açılan tazminat davası hakkında yapacağı inceleme,yaşam hakkı kapsamında yürütülecek tüm başvuru yolları için geçerli olduğuüzere, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekildeuygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarınıtespit etmek konusunda etkili olup olmadığı yönünde olacaktır. Cezaisorumlulukların tespiti konusunda da aynen geçerli olduğu üzere değerlendirmekonusu yapılan husus, bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılmasıyükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri, başvuruculara üçüncütarafların belirli bir konuda hukuki sorumluluklarının bulunduğunun tespitedilmesini isteme hakkı verdiği, devlete de tüm yargılamaların hukukisorumluluğu tespit kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği anlamına gelmemektedir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§56). Anayasa Mahkemesinin bu konuda yapacağı incelemelerde, adil yargılanmahakkının gerekçeli karar hakkı, silahların eşitliği ilkesi gibi usule ilişkingüvenceleri de dikkate alınarak bir bütün hâlinde başvuruya konu edilenyargılamanın yaşam hakkının gerektirdiği yeterlilikte yürütülüp yürütülmediğideğerlendirilecektir.
93. Nitekim bir temel hak ihlaline neden olduğu iddia edilenişlem veya eylem için öngörülen ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunabilmek için de tamamının tüketilmiş olması gereken tüm idari ve yargısalbaşvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haizolmaları ve tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarışansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tekbaşına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da enazından etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013,§§ 28, 29).
94. Başvuru konusu olaya ilişkin Karapınar AHM’ninkararı ve başvurucuların iddiaları birlikte değerlendirildiğinde gerçekleşentrafik kazası ve buna bağlı olarak yaşanan ölümlerden sorumluluk konusundakazaya karışan araç sürücüsü, araçları işletenler, seyahat firması ve sigortaşirketinin kusurlu veya kusursuz sorumluluklarına ilişkin olarak bireyselbaşvuru dilekçesinde ihlal iddiasına konu edilen harhangibir husus bulunmadığı görülmektedir. Başvurucuların, yürütülen yargılamadagerçek sorumluluğu ortaya koymak adına üretici firmanın da haksız fiildensorumlu tutulması gerekirken bu taleplerinin reddedildiğini belirttikleri,yargılama sürecinde ve bireysel başvuru dilekçesinde ileri sürülen iddialarıincelendiğinde de özellikle de haksız fiilden sorumluluğun kusur ve hukukaaykırılık unsurlarının somut olayda doğru bir şekilde belirlenmediği konusunaodaklanıldığı anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu kadar ayrıntılı birşekilde başvuru konusu somut davada uyuşmazlık konusunun içeriğini ortaya koymasınınsebebi, bu konuda alınan kararın doğruluğu veya yanlışlığını belirlemekdeğildir. Uyuşmazlık konusunun ayrıntılı olarak ortaya konulmasının sebebi, bukarara götüren yargılamanın ve sonunda alınan kararın ölüm olayının tümyönlerinin ortaya konulmasını ve sorumluların belirlenebilmesini sağlamak adınaetkili olup olmadığını değerlendirmektir(bkz. §§82-88).
95. Bu nedenle, başvuru konusu olayda bu çerçevede yapılacakincelemede, uyuşmazlık konusu haksız fiil sorumluluğu açısından elde edilenbilgilerin, delillerin ve tarafların bu konudaki iddialarının ne olduğununortaya konulması, sonrasında da mahkemenin bu konudaki tartışmayı hangihususları dikkate alarak bir karara bağladığının değerlendirilmesigerekmektedir.
96. Başvurucuların somut olayda görülen tazminat davasındakiiddiaları incelendiğinde otobüs üretiminin sadece ilgili Yönetmelik vestandartlara aykırı olduğuna dayalı olarak değil, anılan düzenlemelere uygunolarak üretilmiş olsa bile tehlike sorumluluğu gereği haksız fiil nedeniyle deüretici firmanın sorumlu olduğunu ileri sürmüş oldukları görülmektedir. Yanibaşvuruculara göre somut olayda kazaya karışan otobüsün AİTM Yönetmeliği’ndebelirtilen koşulları taşımakta olduğu kabul edilse dahi bilirkişi raporundaifade edildiği şekilde yakıt tankı gibi tehlikeli sonuç doğurma potansiyelibulunan bir donanımın aracın ön bölgesine yerleştirilmesi, riski arttıracakşekilde arada bir bağlantı yapılmasını gerektiren çift depo olarak tasarlanmasıve bu yöndeki uygulamaya rağmen deponun yolcu kabininden yeterli şekildeyalıtılmasını temin edecek güvenlik tedbirlerinin alınmamış olması, kazasonrasında yolcu kabininde hızla yayılan bir yangına neden olmuş; çift katlıemniyet camı bulunması ve camı kırmak için kullanılacak çekiç sayısının azolması da yolcuların güvenli şekilde dışarı çıkabilmelerine engel olmuştur.Karapınar AHM’nin yukarıda yer verilen kararında,başvurucuların bu yöndeki iddialarını, diğer delillerin yanında ACMyargılamasında elde edilen delillere ve bilirkişi raporlarına dayandırdıklarıifade edilmiştir.
97. Üretici firma ise herhangi bir kusuru, hukuka aykırıdavranışı ve imal ettiği malda herhangi bir ayıp söz konusu olmadığı gibidavacıların zararı ile şirketin imalat işi arasında herhangi bir illiyet bağıbulunmadığını ileri sürmüştür.
98. Başvurucuların iddialarına dayanak olarak gösterdikleri,davalı üretici firmanın ise itibar edilmemesi gerektiğini belirttiği ODTÜraporunda sonuç olarak özetle otobüsün tasarımının AİTM Yönetmeliği’ninbelirleme yaptığı alanlarda standartları karşıladığı ancak “iki yakıt tankının otobüsün önden çarpışma halinde entehlikeli bölümüne yerleştirilmesine rağmen bununla ilgili hiçbir koruyucu vesağlamlaştırıcı tasarım çalışması yapılmaması”, “yakıt tankı bölmesini yolcu bölmesinden ayıran …ahşap kapağın çarpışma sırasında kolayca parçalanması ve yakıtın bu boşluktanyolcu kabinine akmasına tedbir alınmaması”,“çift depo bulunması ve depolararasındaki bağlantının zayıf noktalarının… yakıtın kolayca dışarıya çıkmasınaneden olabileceğini öngörememe” ve“çift katlı emniyet camı kullanılmasının çekiçle kırmayı zorlaştırması veçekiç sayısının yönetmelikte belirlenen asgari rakam uyarınca ikide bırakılması”hususlarının teknik kusur olarak ifade edildiği görülmektedir.
99. Karapınar AHM’nin atadığı hukukbilirkişisinin, üretici firmanın sorumluluğuna ilişkin yaptığı değerlendirmedeise özetle ölümler ile çıkan yangın arasında uygun illiyet bağının bulunduğu;haksız fiilin hukuka aykırılık ve kusur şartları bakımından olayda ihlal edilenhukuk kuralının araç imali ile ilgili mevzuat hükümleri değil, mutlak olankişilerin yaşam haklarını ve vücut bütünlüklerini koruyan normlar olduğu, bunormların ihlali ile hukuka aykırılığın gerçekleştiği, yönetmeliklere ve teknikşartnamelere uygun üretim yapılmasının böyle bir olayda hukuka aykırılıkşartının gerçekleşmediğini göstermediği, mevzuatla tespit edilen standartlarınsadece uyulması zorunlu hususların ne olduğunu ortaya koyduğu, bu şartlarauyulmak koşuluyla farklı tasarım ve uygulamalar yapılabileceği ancak bu durumdaseçilen tasarımın özellikle güvenlik açısından bir zaafa yol açıp açmayacağınınüretici firma tarafından değerlendirilmesi ve gerekirse ilave tedbirlerinalınması gerektiği, güvenlik önlemlerinin tek tek mevzuatla sayılmasınınbeklenemeyeceği, ODTÜ raporunda ifade edilen eksikliklerin üretici firmanıngerekli dikkat ve özeni göstermediğini dolayısıyla kusurlu olduğunu ortayakoyduğu ifade edilmiştir.
100. Anayasa Mahkemesinin daha önce karara bağlamış olduğubireysel başvurularda adil yargılanma hakkı kapsamında yaptığı incelemelerdeyer verildiği üzere derece mahkemeleri, kararların yapısı ve içeriği ile ilgiliolarak geniş bir takdir yetkisine sahiptirler. Özellikle taraflarca ilerisürülen kanıtların kabulü ve değerlendirilmesi öncelikle derece mahkemeleriningörevidir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda,B. No: 21363/93..., 23/4/1997, § 50). Bu nedenle açıkça keyfî olmadıkça belirlibir kanıt türünün kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veyaaslında başvurucunun suçlu olup olmadığına veya hukuken sorumlu olup olmadığınakarar vermek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Ahmet Gökhan Rahtuvan, B. No:2014/4991, 20/6/2014, § 24; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Garcia Ruiz /İspanya,B. No. 30544/96, 21/1/1996, § 28).
101. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, yargılamada ilerisürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesigerektiği şeklinde anlaşılamaz; hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerdenibaret olduğunun ortaya konulması yeterlidir. Bu nedenle gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat TaahhütMadencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., § 26; İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013,§ 25).
102. Bu konuda Anayasa Mahkemesinin kabul ettiği anlamda makulgerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini,kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığınıortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı göstereceknitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hanginedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri içinortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik vekapsamda verildiğini gösteren bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hükümfıkralarının bulunması zorunludur (İbrahimAtaş, § 24).
103. Karapınar Asliye Hukuk Mahkemesinin hükme esas aldığı İTÜraporunda sonuç olarak özetle dava konusu otobüs modelinin; tasarım ve imalataçılarından güvenlik önlemlerini tümüyle ilgili AİTM Yönetmeliği'ndebelirtilenleri ve dahası Avrupa Birliğinin 70/221 EEC numaralı MotorluAraçlarda Sıvı Yakıt Tankları direktifinin mukavemet şartlarını, depolarınınmontaj konumu ile ilgili olarak da ECE-R 36 uluslararası standartlarınıkarşıladığı; gerçekleşen kazada çarpışma şekli dikkate alındığında çarpmaetkisinin, otobüsün sağ ön yakıt deposuna odaklandığı, ortaya çıkan kinetikenerjinin büyüklüğü gözönünde bulundurulduğunda buçarpışma sonucunda sağ yakıt deposunun deforme olmaması ve içindeki yakıtındışarıya çıkmamasının mümkün olmadığının ifade edildiği anlaşılmaktadır.
104. Karapınar AHM’nin gerekçelikararında “(…)’ninotobüs üretici firma olduğu, bu durumda 818 sayılı Kanun’un 41. maddesi ve 4077sayılı Kanun hükümleri gereğince ayıplı malın neden olduğu her türlü zarardandolayı haksız fiil hükümlerine dayalı olarak ancak kusuru bulunması halindesorumlu olabileceği, kusursuz olarak sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı”Mahkemeceitibar edilen raporlara göre “hukuka aykırıbir eyleminin de bulunmaması” nedeniyle üretici firmanın hukukisorumluluğu bulunmadığına kanaat getirildiği ifade edilmiştir.
105. Anılan Mahkeme kararında ODTÜ raporunun hükme esasalınmamasının gerekçesinin “B.K.'nun 53 md.'si gereğince hukukhakiminin kusur durumunu araştırırken, ceza hukukunun sorumluluğa ilişkinkuralları ile bağlı olmadığı, kaldı ki ortada kesinleşmiş bir ceza dosyasınınbulunmadığı, söz konusu ceza dosyasının 4616 sayılı yasa kapsamında kaldığı,”şeklinde ifade edildiği görülmektedir. Diğer yandan Mahkemenin, yaşanan trafikkazasında haksız fiilden kaynaklanan sorumluluk hâllerini önceki teknikbilirkişi raporlarını inceleyerek değerlendirilen hukuki bilirkişi raporuna “raporunun hukuki nitelendirme şeklinde olup, teknikkonuda rapor düzenlemesinin mümkün olmadığı, ayrıca yukarıda belirttiğimizdosyaların bu dosya için kesin delil olmasa da kuvvetli delil teşkil edeceği”gerekçesiyle görüşü ile bağlı olmadığını belirterek değerlendirmeye esasalmamış olduğu görülmektedir.
106. AHM’nin kararı ve yargılamayailişkin duruşma tutanakları incelendiğinde başvurucuların trafik kazasındankaynaklanan hukuki sorumluluğa ilişkin iddialarını yargılama sürecinde ileri sürebildikleri,uyuşmazlık konusuna ilişkin ceza davasındave hukuk davasında tarafların sunduğu ve mahkemelerce resen talep edilen olayınteknik ve hukuki yönlerine ilişkin alınan bilirkişi raporlarına karşıgörüşlerini yazılı ve sözlü olarak Mahkemeye sunabildikleri, nihayetinde AHM’nin ileri sürülen tüm iddia, delil ve bilirkişiraporlarından hangisine itibar ettiğini, bu değerlendirmelere bağlı olarakkazaya bağlı gerçekleşen ölümlerden kimlerin hukuken sorumlu olduğunu veödenmesi gereken maddi ve manevi tazminat miktarlarını gerekçesiylekararlarında açıkladığı görülmüş olup, budurumdaçelişmeli yargılama ve gerekçeli karar hakkı gibi usule ilişkin güvencelerintemin edilmemiş olduğu da söylenemez.
107. Bununla birlikte, başvuru konusu yargılamaların makulderecede ivedilik ve özen şartı yönünden incelenmesine geçildiğindebaşvurucular Tahsin Eker, Menekşe Eker, Yasemin Erkan ve Ali Osman Eker’in 22/10/1998 tarihinde açtıkları davada nihai kararın21/6/2013 tarihinde verildiği ve toplamda yargılamanın 14 yıl 8 ay sürdüğü;başvurucular Sebahat Dörterler ve Yavuz Dörterler’in 22/10/1998 ve 1/12/1998 tarihlerinde açtıklarısonrasında birleştirilen davada nihai kararın 10/1/2014 tarihinde verildiği vetoplamda yargılamanın yaklaşık 15 yıl 2 ay sürdüğü; başvurucular Fatma Şimşek,Ahmet Şimşek ve Kevser Güngör’ün 15/10/2002 tarihinde açtıkları davada nihaikararın 31/5/2013 tarihinde verildiği ve toplamda yargılamanın 10 yıl 7 ay 15gün sürdüğü görülmektedir.
108. Karapınar AHM’de görülenE.1998/243 sayılı davanın duruşma tutanaklarının (bkz. § 31) incelenmesineticesinde başvurucular tarafından 1998 yılının sonunda açılan davalardayargılamanın ilk aşamasında yürütülen işlemlerinsonrasında ceza davasındaki bilirkişi raporları ile dava sonu verilen kararınkesinleşmesinin bekletici mesele yapıldığı, ceza davasının 2002 yılındakesinleşmesi sonrasında 4/10/2002 ila 4/3/2005 tarihleri arasında yapılanduruşmalarda diğer işlemlerin yanında temel olarak aynı konudaki yaklaşık 30davada esas alınmak üzere E.1998/230 sayılı dosyada bilirkişi raporu alınmasıamacıyla heyet oluşturma işlemlerinin yürütüldüğü, anılan raporun sunulmasınınbeklenildiği, devamındaki duruşmalarda bilirkişi raporlarına karşı görüşlerinalındığı, benzer şekilde 2/6/2006 ila 28/9/2007 tarihleri arasında tazminathesaplaması için bilirkişi raporunun beklenildiği ve karşı beyanların alındığı,benzer sürecin 11/12/2009 tarihine kadar hukuk bilirkişisinden rapor ve raporakarşı tarafların beyanlarının alınması suretiyle geçirilmiş olduğu, 2010yılında Karapınar AHM tarafından verilen kararların temyiz ve karar düzeltmeincelemelerinin ise yaklaşık 3 yıl sürdüğü görülmüştür.
109. Somut olayda başvurucuların haksız fiilden kaynaklanantazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin AHM’ninkararlarının kesinleşmesinin 10 yıl 8 ay ile 15 yıl 2 aylık süreler arasındagerçekleştiği, bu gecikmede başvurucuların herhangi önemli bir etkisininbulunmadığı, dosyanın çözümünün trafik kazası ve sonrasında yaşanan yangınabağlı olarak gerçekleşen ölümlerdeki sorumluluğun tespitine yönelik olmasınedeniyle nispeten karmaşık bir nitelik arz ettiği, ayrıca ACM’degörülen ceza davasının sonuçlanmasının beklendiği, bu konuyu aydınlatmak içinçok sayıda bilirkişi raporu alındığı ve yargılamanın ağırlıklı olarak bilirkişiraporlarının ve bu raporlara karşı tarafların beyanlarının alınmasına yönelikişlemlerin yürütülmesi amacıyla çok sayıda duruşma yapılarak ilerlediği, buişlemlerde yaşanan gecikmeye aynı Mahkemede kısmen benzer nitelikteotuzayakın dava açılması ve her davada benzer işlemlerin yürütülmesinin neden olduğuancak yargılamaların bu yönlerinin, başvurucular için hukuki korumanın bir anönce gerçekleştirilmesindeki yararları dikkate alındığında toplamda yaklaşık 11ila 15 yıllık sürelerde gerçekleşen yargılamaların makul özen ve hız içerisindeyürütüldüğünün (bkz. § 87) kabul edilmesini mümkün kılmadığına kanaatgetirilmiştir.
110. Sonuç olarak, her ne kadar Anayasa Mahkemesinin somutolayda derece mahkemesinin ulaştığı sonuçla ilgili olarak sahip olduğu takdiryetkisine bir müdahalesinin olamayacağının kabulü ile birlikte, başvurucularınHukuk Mahkemesi önünde görülen davaların hızlı ve etkili bir şekildesonuçlanmasındaki menfaati ve gecikmesinde esaslı bir etkilerinin olmamasınabağlı olarak iki dereceli yargılama sürecinde gerçekleşen yargılamaların çokuzun olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği hızda bir incelemeiçermediği, bu nedenle de hukuk davasının fiilen etkili bir şekildeyürütüldüğünden ve buna bağlı olarak pozitif yükümlülüğün usul boyutunun yerinegetirildiğinden söz edilemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır.
Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, SerruhKALELİ, Recep KÖMÜRCÜ, Muammer TOPAL ve Hasan Tahsin GÖKCAN bu sonuca farklıgerekçeyle katılmıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
111. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
112. Başvurularda, ihlalin tespiti ve ihlalin giderilmesi içinyargılamanın yeniden görülmesine karar verilmesi taleplerinin yanı sıra her birbaşvurucu için 100.000 TL tazminat ödenmesi ve yargılama giderlerinin Hazineüzerinde bırakılması talepleri yer almaktadır.
113. Başvurularda, yaşam hakkının gerektirdiği etkili yargılamayürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucularınyalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararlarıkarşılığında, somut olayın özellikleri dikkate alınarak,
a. Somut olayda yakınları Bülent Eker'ikaybeden başvurucular Tahsin Eker, Menekşe Eker, Yasemin Erkan ve Ali Osman Eker’e müştereken net 30.000 TL,
b. Somut olayda yakınları Veysel Dörterler'ikaybeden başvurucular Sebahat Dörterler ve Yavuz Dörterler’e müştereken net 30.000 TL,
c. Somut olayda yakınları Davut Şimşek'i kaybeden başvurucularFatma Şimşek, Ahmet Şimşek ve Kevser Güngör’e müştereken net 30.000 TL,
manevi tazminat ödenmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
114. Dosyadaki belgelerden tespit edilen,
a. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.998,35 TL yargılama giderinin,başvurucularFatma Şimşek, Ahmet Şimşek ve Kevser Güngör’e ayrı ayrı, başvurucular TahsinEker, Menekşe Eker, Yasemin Erkan ve Ali Osman Eker’emüştereken,
b. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin, başvurucular Sebahat Dörterlerve Yavuz Dörterler’e ayrı ayrı,
ödenmesine ve karar örneğinin KarapınarAsliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yaşam hakkına ilişkin etkili bir yargılama süreciyürütülmediğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul yükümlülüğünün İHLALEDİLDİĞİNE,
C. 1.Başvurucular Tahsin Eker, Menekşe Eker, Yasemin Erkan ve Ali Osman Eker’e müştereken net 30.000 TL,
2. Başvurucular Sebahat Dörterler veYavuz Dörterler’e müştereken net 30.000 TL,
3. Başvurucular Fatma Şimşek, Ahmet Şimşek ve Kevser Güngör’emüştereken net 30.000 TL,
manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminatailişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 1.198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.918,35 TLyargılama giderinin, başvurucular Fatma Şimşek, Ahmet Şimşek ve Kevser Güngör'eayrı ayrı, başvurucular Tahsin Eker, Menekşe Eker, Yasemin Erkan ve Ali Osman Eker’emüştereken,
2. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin, başvurucular Sebahat Dörterlerve Yavuz Dörterler’e ayrı ayrı,
ÖDENMESİNE
E. Ödemelerin,kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihindenitibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu süreninsona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZUYGULANMASINA,
F. Kararınbir örneğinin Karapınar Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararınbir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
11/5/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
FARKLI GEREKÇE
1. Başvurucular, diğer şikayetleri yanında, olayla ilgili cezadavasında üretici firmanın sorumluluğuna hükmedilmesine ve tazminat davasındaaynı yönde bilirkişi raporları bulunmasına rağmen üretici firmanın hukukisorumluluğunun olmadığına karar verildiğini, halbuki sözkonusufirmanın otobüsün üreticisi olması nedeniyle sorumluluğunun bulunduğunu, busuretle adil yargılanma hakkının ve yaşam hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
2. Mahkememiz çoğunluğu, hukuk mahkemesinin üretici firmanınsorumluluğunun bulunmadığına yönelik kararının gerekçelerinin yeterli olduğu,buna karşılık başvurucular tarafından açılan davaların Anayasa’nın 17.maddesinin gerektirdiği hızda sonuçlandırılmadığı, dolayısıyla yapılanincelemenin hızlı ve etkili bir şekilde yürütülmediği için yaşam hakkınınkorunmasına yönelik pozitif yükümlülüğün usul boyutunun ihlal edildiği sonucunaulaşmıştır.
3. Çoğunluktan farklı olarak, aşağıda açıklanan nedenlerle, hemhukuk mahkemesinin gerekçesinin yetersiz olması hem de incelemenin yeteri kadarhızlı ve özenli yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlaledildiği kanaatindeyiz.
4. Çoğunluk görüşünde de belirtildiği üzere başvuru konusuolayda Anayasa Mahkemesinin gerçekleşen kaza nedeniyle Hukuk Mahkemesindeaçılan tazminat davası hakkında yapacağı inceleme, yaşam hakkı kapsamındayürütülecek tüm başvuru yolları için geçerli olduğu üzere, yaşam hakkınıkoruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulanölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarını tespit etmek konusundaetkili olup olmadığı yönünde olacaktır. Anayasa Mahkemesinin bu konuda yapacağıincelemelerde, adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı, silahlarıneşitliği ilkesi gibi usule ilişkin güvenceleri de dikkate alınarak bir bütünhâlinde başvuruya konu edilen yargılamanın yaşam hakkının gerektirdiğiyeterlilikte yürütülüp yürütülmediği değerlendirilecektir (§ 92).
5. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında belirtildiği üzeremahkeme kararlarının gerekçeli olması, yargılamada ileri sürülen her türlüiddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde cevap verilmesi şeklinde anlaşılamaz.Kararda hükme esasteşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunun ortaya konulması yeterlidir.Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göredeğişebilir. Bununla birlikte başvurucuların ayrı ve açık bir cevap verilmesinigerektiren usul veya esasa dair iddialarının karşılanmamış olması bir hakihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya veMuhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve TicaretLtd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
6. Bu anlamda makul gerekçe, davaya konu olay ve olgularınmahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksaldüzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındakibağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların hangi nedenle haklıveya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüneuygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamdaverildiğini gösteren bir gerekçe bölümünün ve bununla uyumlu hüküm fıkralarınınbulunması zorunludur (İbrahim Ataş,B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 24).
7. Karapınar Asliye Hukuk Mahkemesinin gerekçeli kararında “…’nin otobüs üretici firmaolduğu, bu durumda 818 sayılı Kanun’un 41. maddesi ve 4077 sayılı Kanunhükümleri gereğince ayıplı malın neden olduğu her türlü zarardan dolayı haksızfiil hükümlerine dayalı olarak ancak kusuru bulunması halinde sorumluolabileceği, kusursuz olarak sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, …hukuka aykırıbir eyleminin de bulunmaması” nedeniyle üretici firmanın hukukisorumluluğunun olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, bu sonuca ulaşırken temelolarak otobüsün üretiminde tasarım ve imalat açılarından güvenlik önlemlerinintümüyle ilgili Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelik (AİTM)hükümlerine ve Avrupa Birliğinin kabul ettiği standartlara uygun olduğunu ifadeeden İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) raporuna dayanmıştır.
8. Bununla birlikte, çoğunluk kararında yer verilen mahkemeiçtihatlarında (bkz. §§ 54-57)kabul edildiği üzerehaksız fiil sorumluluğunda hukuka aykırılığın gerçekleşmesi sadece zararındoğmasını önlemek amacıyla belirli bir davranışı emreden bir hukuk kuralınaaykırılığın bulunmasına bağlı değildir. Başvurucuların yakınlarınınyaşamlarının korunmasına yönelik normların gerektirdiği güvenlik tedbirlerininüretici firma tarafından alınıp alınmadığının, bilirkişi raporlarında budoğrultuda yapılan teknik tespitlerin üretici firma açısından kusur oluşturupoluşturmadığının da haksız fiil sorumluluğu açısından incelenmesigerekmektedir. Ancak Karapınar Asliye Hukuk Mahkemesinin kararında bu yönde birdeğerlendirme yapılmamış olduğu görülmektedir.
9. Esasen somut olayda temel mesele sonuca etkili bir iddianınmahkeme kararında yeteri kadar karşılanıp karşılanmadığıdır. Başvuruya konuyargılamada karara esas alınan İTÜ raporunda darbenin şiddeti nedeniyle yakıtdeposunun deforme olması ve yakıtın dışarı taşmasının bir anlamda kaçınılmazolduğu ifade edilirken, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) raporunda yakıtınyolcu kabinine geçmesini engelleyecek makul tedbirlerin alınmadığı tespiti yeralmaktadır. Bilirkişi raporları arasındaki muhtemel çelişkileri gidermek, hükmeesas almadığı bilirkişi raporunu hangi nedenlerle dikkate almadığını açıklamakmahkemelerin görevidir.
10. Mahkeme, ODTÜ raporunu “B.K.'nun 53 md.'si gereğince hukukhakiminin kusur durumunu araştırırken, ceza hukukunun sorumluluğa ilişkinkuralları ile bağlı olmadığı, kaldı ki ortada kesinleşmiş bir ceza dosyasınınbulunmadığı, söz konusu ceza dosyasının 4616 sayılı yasa kapsamında kaldığı”gerekçesiyle hükme esas almamıştır.
11. Hukuk ve ceza davalarının konuları, tarafları ve amaçlarıfarklı olduğundan, ceza mahkemesi kararları, hukuk davaları için kural olarakkesin hüküm oluşturmaz. Haksız fiil nedeniyle açılan tazminat davalarını çözmekbütünüyle hukuk hâkiminin görevi içindedir (H.Ş., B. No: 2013/7123,6/2/2014, §62). Ancak bu durum ceza yargılaması sırasında elde edilen delillerin vebilirkişi raporlarının hukuk hâkimi tarafından değerlendirilmesine engeldeğildir. Nitekim Mahkememiz kararının “İlgili Hukuk” kısmında aktarıldığıüzere (§ 58), Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 11/6/2012 tarihli ve E. 2011/8929,K.2012/10095 sayılı kararında ceza mahkemesince belirlenen maddi olgularınhukuk yargıcını bağladığı, davayı etkileyecek nitelikte olan bu tür olgularındiğer delillerle birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerektiğivurgulanmıştır.
12. Somut olayda başvurucular, kusur ve hukuki sorumlulukkonusunda ceza davasındaki karardan ziyade, o yargılama sürecinde alınan vekazaya karışan otobüs hakkında çok yönlü teknik değerlendirmeler içeren ODTÜraporuna dayanmışlardır. Bu bağlamda başvurucuların temel iddiaları kovuşturma aşamasındaalınan bir bilirkişi raporuna dayanıyorsa, hukuk davasında hâkimin bu raporuneden dikkate almadığını kararında açıklaması gerekir. Karar gerekçesinde buaçıklamaların yer almadığı anlaşılmaktadır. Kararda başvurucuların olayailişkin ODTÜ raporuna dayanarak ileri sürdükleri, üretici firmanın özelliklekaza anında yakıtın yolcu kabinine geçmesini engelleyecek gerekli tedbirlerialmadığı yönündeki iddiaları tam olarak karşılanmış değildir.
13. Benzer şekilde kararda Mahkemenin bizzat talep ettiği hukukibilirkişi raporunda başvurucuların iddialarını destekleyen argümanlara nedenitibar edilmediği de açıklanmamıştır. Mahkeme, ODTÜ raporu konusunda yaptığıgibi, burada da hukuki bilirkişi raporunun kendisi açısından bağlayıcıolmadığını ifade etmekle yetinmiştir.
14. Kuşkusuz bilirkişi raporu ve benzeri delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi hususları derece mahkemelerinin yetkisidâhilindedir. Mahkemeler, yargılama kapsamında alınan bilirkişi raporunun hükmeesas alınması taleplerini elbette reddedebilirler. Ancak bu yapılırkentarafların haklarını koruma amacına yönelik yeterli güvenceleri içeren bir usulçerçevesinde hareket edilmelidir (AhmetGökhan Rahtuvan, B. No: 2014/4991,20/6/2014, §§ 59-60). Bu bağlamda Mahkemenin resen talep ettiği ve içerikitibarıyla başvurucuların iddialarını destekleyen bilirkişi raporunun hükmeulaşılırken dikkate alınması yönündeki taleplerin neden kabul görmediğine dairaçıklamanın kararda yer almadığı anlaşılmaktadır.
15. Başvurucuların bilirkişi raporlarına dayanarak ilerisürdükleri üretici firmanın hukuki sorumluluğuna dair iddiaları temyizmerciince de karşılanmamış ve verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğununifade edilmesiyle yetinilmiştir.
16. Sonuç olarak, Karapınar Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı birbütün olarak değerlendirildiğinde, haksız fiil sorumluluğunun kapsamınınbelirlenmesi ve bilirkişi raporlarının dikkate alınması şeklinde başvurucularınusul ve esasa dair bazı iddialarının cevapsız bırakıldığı, bu kapsamda 49kişinin hayatını kaybettiği kazada özellikle otobüs üretiminden kaynaklandığıileri sürülen sorumluluk konusunda elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnelve tarafsız bir analizinin yapılmadığı görülmektedir. Bu durumda hukukdavasının olayın gerçekleşme şeklini aydınlatma ve hukuki sorumluluk açısındansorumlu tüm kişilerin belirlenmesine imkân sağlayacak şekilde işlediğinisöylemek güçtür.
17. Bireysel başvuruya konu hukuk davasının, (a) hukukisorumluluğun uyuşmazlık konusu tüm yönlerini yeterli bir şekilde ortaya çıkarmayükümlülüğünün tam olarak yerine getirilmemiş olması ve (b) çoğunluk görüşündede belirtildiği gibi yeterince hızlı ve özenli olmaması nedeniyle etkili birşekilde yürütülmediği anlaşılmaktadır.
18. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkının gerektirdiği usul yükümlülüğünün ihlal edildiğisonucuna ulaşılmıştır.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Muammer TOPAL
FARKLI GEREKÇE
Başvurucuların başvurularında, açtıkları ve makul süreyi aşarakneticelenen tazminat davasında, trafik kazasında üretici firmanınsorumluluğunun bilirkişi raporlarına rağmen yeterince değerlendirilmediği veyaşamı koruma ve etkili soruşturma yürütülmediğini iddia ettiklerigörülmektedir.
Mahkememiz yaptığı değerlendirmesinde,
Yaşamı koruma yükümlülüğü yönünden sorumlu olduklarınıdüşündükleri kamu görevlisi ya da diğer kişilerin cezai sorumluluğunubelirlemedeki etkili ceza davasının Mahkememizce inceleme yetki başlangıçtarihinden önce kesinleşmiş olması,
Yaşam hakkına ilişkin ihlalin giderilmesinde, idareye karşı davaaçma hakkının bulunduğuna, somut olayın gerçekleşme koşullarının aydınlatılmasıve sorumluluklarının belirlenmesi için herhangi yargısal yola başvurmamışolmaları nedeniyle iddialarının bu kısmı için başvurunun kabul edilemezolduğuna karar vermiştir.
Etkili bir yargılama süreci yürütülmediğine ilişkin iddiasıyönünden de;
Yaşanan her doğal olmayan ölüm olayı sonrasında devlet, yaşamıkoruma yükümlülüğünü ihlal etmese de, gerçekleşenolayın sebep ve sorumluluklarını belirleme için etkili bir soruşturma yapmakzorunda olduğundan, başvuruyu iddialar yönünden kabul edilebilir bulmuştur.
Esas yönünden yapılan incelemede;
Önce, ölüm olayının sorumlularının belirlenmesi, gerektiğindecezalandırmak için bağımsız etkili bir soruşturma yapma, bunun için etkili biryargısal sistemin varlığı, uygun giderim sağlayacak etkili bir takip yolu,resen harekete geçme, araştırma, delil toplama ve soruşturmanın aradığı tümgerekleri karşılama, tarafça açılmış bir davadaki iddiaları özenle veivedilikle inceleme, bunu objektif delil, bilirkişi raporu, olgu analizinedayandırma, soruşturma sonuçlarını kamu denetimine açma ve ölen yakınlarınınsürece katılımlarını sağlama şeklindeki temel ilkeleri belirlemiştir.
Somut olay uygulamasına gelindiğinde; başvurucuların tarafsorumluluklarını ortaya koyduğu, üretici firmanın da haksız fiilden sorumluolması gerektiğinin belirtildiği ve aynı yönde bilirkişi raporlarının alınmışolduğu iddiaları karşısında Mahkememiz, ölüm olayında gerçekleşmiş olguların veyargılama sonunda alınan kararın, olayı aydınlatmada, tüm yönleri ilesorumluları belirlemede etkili olup olmadıklarının değerlendirilmesi gerekir demişise de;
Derece mahkemelerinin taraflarca ileri sürülen delillerin kabulve takdirinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu, hangi delilin kabulüve karar verilmesi gerektiğinin Anayasa Mahkemesinin görevi olmadığını ifadeettikten sonra mahkeme kararına esas alınan bir raporda otobüs üreticifirmasının kusursuz olup sorumlu tutulamayacağı kanaatinin var olduğunu, olaydafirmaya kusur atfeden ODTÜ raporunun ortada kesinleşmiş bir ceza dosyasıolmadığından ve hukuk hakiminin ceza hukuku sorumluluğuna ilişkin kuralarlabağlı olmadığı nedenleri ile kabul görmediğinin karara gerekçe yapıldığınıntespitini yapmıştır.
Bu tespitten sonrada, davanın toplamda 11 ila 15 yıllıksürelerde gerçekleşmesini, makul özen ve hız içinde kabul etmeyerek, sürecebağlı bir şekilde hızlı ve etkili bir soruşturma yapılmadığı gerekçesi ileAnayasanın 17. maddesine bağlı bir ihlal kararı vermiş ise de,ihlal sonucuna katılınmış ama gerekçesine katılınmamıştır.
Başvurucuların, yargılama sürecinin uzunluğunu, diğer sorumlularınınyanında bilirkişi raporu ile de belirlenen üretici firma sorumluluğunahükmedilmemesi ve bu konudaki temyizde ileri sürdükleri iddialarınkarşılanmamış olmasını ihlal nedenleri sayarak başvurdukları anlaşılmaktadır.
Konu yaşam hakkı ve buna bağlı etkili bir soruşturma yapılmadığıolduğunda, görece Mahkememizin iddiaların kanıtlandığını belirleyebilmesi için,nesnel anlamda dosya kapsamını, iddiaların niteliğini değerlendirecek, hakkıkoruyan normatif güvencelerin, soruşturmanın etkililiği ve bağımsızlığınayansımaları gözetilecektir.
Olayın oluşunda sebep olanların sorumluluklarının tespitideğerlendirmeleri de bu kapsamda sonucu yönünden değil, uygun araç kullanmayükümlülüğü kapsamında yapılacaktır.
Hukuk aleminde ihlale neden olan işlem veya eylem içinbaşvurulmuş tüm yargı yolları, hak kaybını makul ölçüde telafi edici nitelikteolması yanında mutlaka uygulamasının da etkili olduğu belirlenmiş olmalıdır.
Mahkememiz benzeri yorumları kararında yazmış ise de, mahkemelerin geniş bir takdir hakkı kapsamında delildeğerlendirmesinde bulunacağı çerçeve cümlesi ile somut olayda mahkemeninkullandığı takdir hakkına esas olan kabulü gerekçe göstermiş ve onunla yetinmişadeta soruşturmanın etkililiğinden anlaşılması gerekeni mahkemenin kabuldesunduğu gerekçenin içine hapsetmiş, sadece yargılama sürecinin uzunluğunuetkisizlik olarak göstermiştir. Aynı hukuki sonuçla kısa süreli bir yargılamayapılmış olsaydı mahkememizce bu kabul gerekçesi ile bu başvuruda etkilisoruşturma yönünden ihlal kararı verilmeyeceği anlaşılmaktadır.
Hukuk davasının olayın gerçekleşme ve nedenlerinin açığakavuşmasını belirleme ve bağlı hukuki sorumlulukların hüküm altına alınmasıyönünden buna imkan sağlayacak şekilde süre geldiğininbelirlenmesi gerekir.
Başvuru konusu olayda değerlendirilecek husus, haksız fiilsorumluluğu açısından dosyadaki bilgilerin neler olduğu ve mahkemenin de sübutahangi hususları tartışarak ulaştığı ve karara taşıdığı, etkililiği ve koruyucugüvencelere cevap verip vermediği şeklinde olmalıdır..
Başvurucuların, otobüsün mevcut düzenlemelere uygun üretilmişbile olsa tehlike sorumluluğu nedeniyle, kazanın oluşunda öncelikli neden olanyakıt tankının korunaklılığı yönünden yeterligüvenlik tedbirlerinin alınmamış olması ve güvenli çıkış yeri yetersizliğinedenlerinden oluşan iddialarına davalarında yer verdikleri görülmektedir. Bunadayanak olarak da yüzlerce sayfayı bulan, otobüs tasarımının AİTM yönetmelikstandartlarını karşılasa da, teknik öngörüsüzlük vekusurlara atıfta bulunan ODTÜ’ye ait bilirkişi kurulu raporunu göstermişlerdir.
Başvurucuların ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektirenusul ve esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması, bir hak ihlalineneden olabilecektir. (B.No:2013/1213 P.26)
Dava konusu olay ve olguların mahkemece nasıl değerlendirildiği,hükmün dayandığı hukuksal gerçeklik ortaya konup olayla illiyetideğerlendirilmelidir.
Başvuru konusu olayda Mahkeme haksız fiil incelemesini kusuradayalı yapmış ve İTÜ raporundaki otobüs imalatında alınan önlemlerin AİTMyönetmeliğine uygunluğunun ifadesini yeterli görerek üretici firma yönündensorumluluk bulunmadığına hükmetmiştir.
Ancak, kabul edildiği üzere haksız fiil sorumluluğunda hukukaaykırılığın gerçekleşmesi sadece zararın doğmasını önlemek amacıyla belirli birdavranışı emreden bir hukuk kuralına aykırı davranışın bulunmasına bağlıbulunmamakta olup (Somut olayda otobüsün üretiminin AİTM Yönetmeliğistandartlarına uygunluğuna karşılık gelmektedir.) başkalarının mal ve şahısvarlıkları gibi mutlak haklarına zarar vermeyi yasaklayan normlar açısından birhukuka aykırılık olup olmadığının yani başvurucuların yakınlarının yaşamlarınınkorunmasına yönelik normların gerektirdiği güvenlik tedbirlerinin üretici firmatarafından alınıp alınmadığının, bu doğrultuda bilirkişi raporlarında bu konudayapılan teknik tespitlerin üretici firma açısından kusur oluşturupoluşturmadığının da haksız fiil sorumluluğu açısından incelenmesi gerektiğiancak Mahkeme kararında bu yönde bir değerlendirme yapılmamış olduğugörülmektedir.
Ayrıca, başvurucuların bu kapsamdaki takipleri de temyizmerciince de karşılanmamış ve kararın usul ve yasaya uygunluğu ifadesi ileyetinilmiştir.
Gerekçeli kararlarda, hükme esas olan nedenlerin ortaya konmasıyeterli görülse de , karar niteliğine göredeğişebileceği mahkememiz kabullerindendir.
Olayda hükme esas alınan İTÜ’ninraporu, bakıldığında kusur araştırmasından ziyade, imalatın uygunluk,yerindelik ve kaza halindeki kaçınılmazlığa değinen bir tespit raporudur. Ancak49 kişinin bir anda yanarak vefatına sebep olan kaza ve olay hakkında 200sayfayı aşan yüksek teknik bilgi ve değerlendirmeler içeren ekleri ile bin üçyüz sayfayı bulan ODTÜ raporu ceza davası sürecinde alındığı vehukuk hakimini bağlamadığı gerekçesi ile göz ardıedilmiştir.
Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniyle başkasınaverilmiş olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukukisorumluluk, ceza hukuku alanında suç diye adlandırılan insan davranışına göredaha geniş bir hukuka aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkiledebilmesi için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil içinböyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca ceza hukuku alanında taksiredayalı sorumluluğun istisnai nitelik taşımasına rağmen kasten veya taksirlebaşkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının dahafazla olduğu, ceza hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukukisorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığıve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük birispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği kabuledilmektedir (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284,15/4/2014, § 44).
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11/6/2012 tarihli ve E. 2011/8929K.2012/10095 sayılı kararı şöyledir:
“…Borçlar Yasası'nın 53. maddesi gereğince ceza mahkemesininkararı, hukuk yargıcı yönünden bağlayıcı değilse de ceza mahkemesincebelirlenecek maddi olgular hukuk yargıcı yönünden de bağlayıcıdır. Dava konusuolayın özelliği nedeniyle ceza yargılaması sonucu belirlenecek maddi olgulardavayı etkileyecek nitelikte bulunduğundan ceza yargılamasının sonucubeklenmeli ve ondan sonra tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek varılacaksonuca uygun bir karar verilmelidir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek, eksik incelemeile yazılı biçimde karar verilmiş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğindenkararın bozulması gerekmiştir. “
Yukarıda yer verilen Yargıtay kararındadadeğinildiği üzere hukuk ve ceza davalarının konuları, tarafları ve amaçlarıfarklı olduğundan 6098 sayılı Kanun’un 53. maddesi gereğince ceza mahkemesininkararı, hukuk yargıcı yönünden bağlayıcı değilse de ceza mahkemesincebelirlenecek maddi olguların hukuk yargıcı tarafından da dikkate alınması, davakonusu olayın özelliği nedeniyle ceza yargılaması sonucu belirlenecek maddiolguların davayı etkileyecek nitelikte bulunduğu söylenebilecektir (H.Ş., B.No: 2013/7123,6/2/2014, § 62).
Elbette ki ceza davasının hukuk hâkimini mutlak bağlayıcılığısöz konusu değildir. Ancak bu kabul, anılan kovuşturma sürecinde elde edilendelilin veya bilirkişi raporunun dikkate alınmasına engel olmadığı gibi orapora dayanılarak ileri sürülen iddiaların da mahkemece ve taraflarcakarşılanması, niçin itibar edilmediğinin de ileri sürülen argümanın tamamınakarşılık gelecek şekilde ifade edilmesi gerektiği söylenebilecektir.
Diğer yandan Mahkemenin talep ettiği hukuki bilirkişi raporundada haksız fiile ilişkin sorumluluk hâlleri ifade edilmiş ve temel olarak sözkonusu rapora dayalı olarak davanın taraflarınca da bu duruma ilişkinkarşılıklı iddiaların ileri sürülmüş olduğu görülmektedir. Ancak Mahkeme,kendisinin görüşü ile bağlı olmadığını ifade ettiği hukuk bilirkişisinin ortayakoyduğu argümanlara neden itibar etmediğini açıklamamış veya somut davadabilirkişinin ortaya koyduğu, kendisinin de karşılaması gerektiği argümandışında başka bir sonuca ulaşma gerekçesini yeterince açıklamamıştır.Başvurucular bu iddialarını temyiz dilekçelerinde de ileri sürmüştür. Buiddiaları temyiz merciince ayrıca karşılanmamış, sadece verilen kararın usul veyasaya uygun olduğu ifade edilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin görevi herhangi bir davada bilirkişi raporuveya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir.Bilirkişi raporu ve benzeri delillerin kabul edilebilirliği vedeğerlendirilmesi hususları derece mahkemelerinin yetkisi dâhilindedir. Bunakarşın Anayasa Mahkemesi, başvurucu tarafından yargılama kapsamında alınanbilirkişi raporunun bir hükme ulaşılırken dikkate alınması talebinin reddikararının da tarafların haklarını koruma amacına yönelik yeterli güvenceleriiçeren bir usul çerçevesinde verilip verilmediğini incelemesi gerekmektedir(Ahmet Gökhan Rahtuvan, B. No: 2014/4991, 20/6/2014,§§ 59-60). Kaldı ki başvuru konusu davada bilirkişi raporu, taraflarınMahkemeye sunduğu bir rapor olmayıp Mahkemece resen talep edilen bir rapordur.
Bu bölümde somut olaya ilişkin yer verilen değerlendirmeler birbütün olarak ele alındığında, başvurucuların ayrı ve açık bir yanıt verilmesinigerektiren, haksız fiil sorumluluğunun kapsamının belirlenmesi ve bilirkişiraporlarının dikkate alınması gibi usul ve esasa dair bazı iddialarınıncevapsız bırakılmış olduğu yargılama sonucunda alınan kararın, davaya konu olayve olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangisorumluluk nedenine ve hukuksal düzenlemeye dayandırıldığını tartışmasız birşekilde ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyıgösterecek nitelikte olmadığı bu kapsamda davada haksız fiil sorumluluğuaçısından bir sonuca ulaşılırken yaşanan ölümlerde özellikle otobüs üretimindenkaynaklandığı ileri sürülen sorumluluk konusunda elde edilen tüm bulgularınkapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizinin yapılmış olduğundan sözedilemeyeceği dolayısıyla da yargılama makamlarının ölüm olayını aydınlatma vesorumluların tespiti adına bu konuda ileri sürülen delilleri gerektiği gibideğerlendirmiş oldukları ve bütün bunlara bağlı olarak da yaşam hakkıkapsamında başvurucuların tercih ettikleri hukuk davası yolunun etkili veyeterli olduğu söylenemeyecektir. Başka bir ifadeyle hukuk davasının olayıngerçekleşme şeklini aydınlatma ve hukuki sorumluluk açısından sorumlu kişilerinbelirlenmesine imkân sağlayacak şekilde işlemediği sonucuna ulaşılmıştır.
Anılan nedenler ile Mahkememizin verdiği ihlal kararına,yargılamanın uzunluğu esası iledeğil, hukuk davasındaolayın gerçekleşme şeklini aydınlatma ve hukuki sorumluluğun uyuşmazlık konusutüm yönlerini yeterli bir şekilde ortaya çıkarma yükümlülüğünün tam olarakyerine getirilmediği, dava süresinin uzunluğu da eklendiğinde hukuk davasınınfiilen etkili bir şekilde yürütüldüğünden ve buna bağlı olarak pozitifyükümlülüğün usul boyutunun yerine getirildiğinden söz edilemeyeceğigerekçeleri ile katılınmamıştır.
Üye
Serruh KALELİ
FARKLI GEREKÇE
Uyuşmazlık; 49 yolcunun yanarak ölümüyle sonuçlanan tır veotobüsün çarpışması biçiminde gerçekleşen trafik kazasında, otobüs üreticisininyakıt tankının konumu ve güvenliğiyle ilgili olarak üretim kusurunun vedolayısıyla sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ile ilgilidir.
Başvurucular, üretici hakkındaki tazminat davasının yetersiz İTÜraporuna dayanılarak reddedildiğini ve bu rapora itiraz etmelerine ve cezadosyasında alınan ODTÜ öğretim üyelerince verilen 1998 tarihli raporda; otobüsüretiminin Yönetmeliğe uygun bulunmasına karşın, yakıt tankının yerleştirildiğiyer itibarıyla güçlü bir koruma kafesine alınmamış olmasının, çarpışmasırasında sıkışan yakıtın otobüs içerisine hızla yayılarak alev almasına veölümlerin artmasına neden olduğuna dair tespitin yer aldığının ve yine SelçukÜniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Şahin Akıncı tarafından 2009 yılındaverilen kusur raporunda da aynı tespite dayalı biçimde üreticiye kusuratfedilmiş olmasına rağmen, yerel mahkeme gerekçesinde bu raporların hanginedenlerle kabul edilmediği açıklanmaksızın, davalarının üretici firma yönündenreddedildiğinden bahisle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ilerisürülmüştür. Başvurucuların yaşam hakkı kapsamındaki bu iddiaları temeldeAnayasanın 36. maddesinde (AİHS m.6) düzenlenen adil yargılanma hakkının usuli güvencesini oluşturan gerekçeli karar hakkınınihlaline ilişkindir. Malum olduğu üzere bu tür bir olayda yargılamaya ilişkin usuli güvencelerin ihlal edilmesi, yaşam hakkının usuli yükümlülüğünün ihlal edilmesi sonucuna yolaçabilmektedir.
Anayasanın 141/3. maddesi uyarınca, “bütün mahkemelerin hertürlü kararları gerekçeli olarak yazılır”. Esasında bu zorunluluk adilyargılanma hakkının da gereklerindendir. Zira, öncelikle tarafları ve sonra(hukuki güven duygusunu pekiştirmesi bakımından) kamuoyunu tatmin etmesigereken bir mahkeme kararında ulaşılan sonucun temel ve dayanakları ancakgerekçeden anlaşılabilir. Ayrıca tarafların kanun yoluna veya diğer bir hukukiçareye başvurma değerlendirmesini yapabilmeleri de gerekçenin varlığı ilemümkün olur. Bu bakımdan gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkınınmütemmim cüzü niteliğindedir.
Bilindiği gibi adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkinbaşvurularda bir kanunun yorumunun yanlış yapıldığının veya sonucun adilolmadığının iddia edilmesi durumunda, açık ve bariz bir takdir hatasınınbulunması hariç, AİHM ve Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin yorumu veulaştığı sonucun adil olmadığı iddialarıyla ilgilenmemektedir. Benzer biçimde,delillerin yeterince iyi incelenmediği veya yanlış yorumlandığı biçimindekibaşvurular da ‘kanunyolu başvurusu’ vasfındagörülerek, açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez görülmektedir.Ancak, yargılama süreciyle ilgili olarak adil yargılanma hakkının usule ilişkingüvencelerini oluşturan; bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkına,mahkemeye erişim hakkına, duruşmaya katılma hakkına, silahların eşitliği veçelişmeli yargılanma hakkına, aleni yargılanma hakkına, ve gerekçeli kararhakkına (vb.) yönelik başvuruların incelenmesi, gerek AİHM ve gerekse AnayasaMahkemesi nezdindeki bireysel başvuruların kapsamı içerisindedir (bkz; Sebahat Tuncel kararı, B. no2014/1440, prg. 54, 55). Hatta adil yargılanmahakkına ilişkin bireysel başvurunun amacı tam da bu tür hakların incelenmesineyöneliktir.
Bir mahkeme kararının gerekçeli olduğundan söz edilebilmesiiçin; davacının iddiaları ile davalının savunmalarının esaslı noktalarınındeliller çerçevesinde tartışılarak, maddi vaka ve hukuki sorunun mantıksalbütünlük içerisinde açıklığa kavuşturulmuş olması gerekir. Gerekçede yapılan tartışmalarve iddialara verilen cevaplar akla ve mantığa uygun bulunmalı ve bilimselverilere aykırı düşmemelidir. Tarafların her türlü iddialarına gerekçede yer vecevap verilmesi zorunlu bulunmamakla birlikte, vakanın tespitini veya hukukinitelemeyi doğrudan etkileyebilecek evsaftaki bir iddianın tartışmasızbırakılması, gerekçeli karar hakkının ihlali anlamına gelebilmektedir (Bkz. Ruiz Torjia/İspanya kararı,9.12.1994, prg. 29,30; Sibel İnceoğlu,İHAM Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2002, s. 312; aynı yönde AİHMHiro Balani/İspanyakararı,9.12.1994, prg.28; Sibel İnceoğlu (Editör),İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa, 1.B. 2013, s. 252).
Nitekim uygulamada bilirkişi raporları arasındaki çelişkigiderilmeden veya davanın bir tarafının rapora yönelik makul bir iddiasıaraştırılıp tartışılmadan karar verilmesi Yargıtay tarafından bozma nedeniolarak kabul edilmektedir. Örneğin Yargıtay 11.HD’nin 6.11.2006 tarihli ve10552/11260 sayılı kararında yapımcının sorumluluğu incelenirken; “… araçüzerinde yaptırılan delil tespit dosyasına sunulan bilirkişi raporunda araçtakienjeksiyon pompasının bir imalat hatası sonucu yangına neden olduğubelirlenmiş, dosya üzerinde inceleme yapan bilirkişi kurulu ise raporunda,yangının bir imalat hatası sonucu çıkmadığı, yangının montaj veya bakımhatasından kaynaklandığı tespit edilmiş, mahkemece davacı vekilinin son raporaayrıntılı, esaslı, sonuca etkili itirazları da karşılanmadan, her iki raporarasındaki çelişki dahi giderilmeden bilirkişi kurulu raporu benimsenip hükmedayanak yapılmıştır. Bu durumda mahkemece, başka bir bilirkişi kurulundan, heriki raporu değerlendiren, tartışan, çelişkiyi giderici ve denetime elverişli,davacı vekilinin itirazlarını da karşılayan yeni bir rapor alınması, sonucuna görekarar verilmesi gerekir.” denilmiştir.
Gerekçeli karar hakkı bakımından bu başvurudaki konu, üretimkusurunun var olduğunu ileri süren bilirkişi raporunun hükme esas alınmamanedenlerinin gerekçede yer almadığı iddiasıdır. Hükme temel alınan diğer raporiçeriği ve mahkemenin ulaştığı sonucun mantığı açısından, kusur kavramı ilegerekçe arasındaki ilişkiye de değinilmesi gerekecektir.
Sorumluluk hukuku yönünden üretim/yapım kusurunun bulunupbulunmaması, üretilen mamulün kullanıldığı yer ve kullanılışı sırasındaverebileceği zarar olasılıkları değerlendirilerek belirlenebilir. Üretim kusuruözel hukukta ‘ihmal/taksir’ olarak adlandırılır. İhmal, istenmediği haldehukuka aykırı ve zarar verici bir sonuca özensizlik nedeniyle yol açılmasıdır.Kusura dayalı sorumlulukla ilgili genel norm olan Türk BorçlarKanununun 49. maddesi (olay tarihi yönünden 818 sayılı BK m.41),başkalarının zarar görmemesi için kişilere özen yükümlülüğü getirmektedir.Herkes, fiilinin neden olabileceği zararları öngörme ve başkasının zarargörmemesi için gereken tedbirleri alma yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğeuyulmaması, sorumluluğa neden olur. Ancak hukuk (kusursuz sorumlulukla ilgiliistisnalar haricinde) objektif olarak öngörülemeyen bir neticeden dolayıkişileri sorumlu tutmaz. Öngörülebilir bir neticenin özensizlik nedeniyleöngörülemeden meydana getirilmesi kusur/taksir olarak kabul edilir. Bu noktadakişilere yüklenen özenin derecesi de önem taşımaktadır.
Kusur teorisi bakımından gösterilecek özenin ölçü ve derecesi, yürütüleniş, faaliyet veya teşebbüsün arzettiği tehlikeye görebelirlenir. Nitelik ve uzmanlık gerektiren meslek mensuplarının göstereceğiözenin derecesi artacağı gibi, tehlike içeren iş ve faaliyetlerde daha yükseközen gösterilmesi gerekmekte ve zararın doğmaması için alınacak tedbirlerinkapsamı da genişlemektedir (bkz; Fikret Eren, BorçlarHukuku Genel Hükümler, 15.B. Ankara 2013, s. 578).
İşlevi sırasında insanlara zarar verme ihtimali bulunan çeşitliaraç ve gereçler ile iş makinaları veya ulaşım araçlarının üretilmesindeüretimle ilgili normlara uyulmaması başlıbaşına birüretim kusuru teşkil etmektedir. Ancak, (tehlike sorumluluğuyla ilgiliistisnalar dışta tutulsa dahi) başkalarının zarar görmemesi ve ürünün kalitesibakımından asgari standartları belirten üretim normlarına uygunluk, üreticininhiçbir şekilde sorumlu tutulamayacağı anlamına gelmemektedir. Ulaşımaraçlarıyla ilgili olarak öngörülebilen kaza türleri açısından üreticinin,yolcunun zarar görmemesi için öngörülebilen tüm önlemleri alması gerekmektedir.Bu bakımdan incelenen uyuşmazlıkta üretim kusurunun bulunduğunun söylenebilmesiiçin, bilimsel olarak mevcut üretim şeklinin benzer kazalarda kişileringöreceği zararın artmasına neden olabileceğinin öngörülüp öngörülemeyeceğininortaya konulabilmesi gerekir. Aksi takdirde, objektif olarak öngörülemeyen birnetice dolayısıyla üretim kusuru bulunduğu ileri sürülemez. Bu bakımdan, olaydatedbir alınması gereken öngörülebilir bir üretim kusurunun var olup olmadığınınincelenmesi, uyuşmazlığın sonucuyla doğrudan ilgilidir.
Başvuruya konu uyuşmazlıkta, ceza yargılaması sırasında ODTÜöğretim üyesi üç bilirkişinin yaptığı teknik inceleme ve analizler sonucunda,bu tür çarpışmalar dolayısıyla yakıt tankının muhafazasıyla ilgili olarak ilerisürülen güvenlik eksikliğinin öngörülebilir ve kazanın yolcular üzerindekietkisinin belirli bir oranda önlenebilir olduğu kanaati bilimsel bir görüşolarak ortaya konulmuştur. Elbette ceza davasında maddi olay (HAGB kararıverilmesi nedeniyle) kesinleşmediği gibi, bu olayda delil değerlendirme aracıniteliğindeki bilirkişi görüşlerinin hakimi bağladığısöylenemez. Ancak gerekçeli karar hakkı yönünden hukuk ya da ceza hakiminin,ulaşılacak netice (ayıplı üretimin varlığı ya da kusur ve sorumluluk kanısı)üzerinde doğrudan tesiri olan bu tür bir bilimsel görüşü hangi gerekçeyle kabuletmediğini açıklama yükümlülüğü bulunmaktadır. Nitekim bilirkişilerce ilerisürülen bu görüş artık davacıların dayandığı temel bir iddia halini almıştır.Dolayısıyla bu iddianın uyuşmazlığın temeliyle ilgisinin bulunmadığı veyabilimsel bir temelinin olmadığı söylenemez. Mahkeme ise bu konudaki iddiaları;anılan bilirkişi raporunun ceza mahkemesi kararının kesinleşmemesi nedeniylebağlayıcı olmadığından, yine hukukçu bilirkişinin teknik konuda görüşünün esasalınamayacağından bahisle ve kendisi tarafından alınan İTÜ raporunun, yakıttankı çevresindeki kırılgan malzemenin özelliğinin ve otobüs zeminindekihalının yanmaz nitelikte oluşunu gözeterek yeterli incelemeyi içerdiğiargümanıyla cevaplandırmıştır. Ancak bu cevaplandırma içinde, ODTÜ raporundaileri sürülen; bu tür kazalarda aşırı baskı altında kalacak olan yakıt tankınınve otobüs zemininin yırtılarak yakıtın hızla alev alacak biçimde otobüsiçerisine yayılmasının öngörülerek bu ihtimale karşı güçlendirilmiş birmuhafaza kullanılması gerektiği yolundaki görüşün hangi sebeple akla, mantığaveya bilimsel gerçeklere veya dosya içeriğine uygun bulunmadığı için kabuledilmediği yada yeni bir bilirkişi raporunun alınmasına gerek bulunmadığıhususları yer almamıştır. Esasında üreticiye yönelik dava açısındanuyuşmazlığın temeli de bu sorunun cevaplandırılmasıyla ilgili olup, bu yönüylegerekçenin yeterli olduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece neticeyi doğrudan ilgilendirenhusus açıkça tartışılıp bir cevap verilmeden karara varılması sebebiyle,başvurucuların gerekçeli karar haklarının da ihlal edildiği görüşündeolduğumdan, heyet çoğunluğunun netice olarak yaşam hakkının usul boyutununihlal edildiğine ilişkin görüş ve kararına açıkladığım ilave gerekçelerleiştirak etmekteyim.
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN