TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FATMA ÜLKER AKKAYA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/18979)
Karar Tarihi: 22/2/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 9/3/2018-30355
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
:
Fatma ÜLKER AKKAYA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, 3600 olan emeklilik ek gösterge rakamının 2200olarak düzeltilmesi neticesinde emeklilik aylığının azalması ve geriye yönelikolarak fazladan ödendiği belirtilen emeklilik aylıklarının iadesinin istenmesinedeniyle mülkiyet hakkının; bu işleme karşı açılan davada yargılamanın makulsürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, Şahin Akkaya tarafından 4/12/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
7. Başvurucu Şahin Akkaya 10/10/2017 tarihinde vefat etmiştir.
8. Başvurucunun eşi Fatma Ülker Akkaya 10/12/2017 tarihindekayda giren dilekçe ile başvuruya devam etmek istediğini bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucu 1944 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.
11. Başvurucunun eşi Şahin Akkaya (bundan sonra Ş.A. biçimindeifade edilecektir) yüksek mimar unvanına sahip olup Türkiye Kalkınma BankasıAnonim Şirketinde (Banka) genel idare hizmetleri sınıfına dâhil uzmankadrosunda 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'na tabiolarak çalışmakta iken 14/10/1999 tarihli ve 4456 sayılı Türkiye KalkınmaBankası Anonim Şirketinin Kuruluşu Hakkında Kanun uyarınca 14/2/2000 tarihindeEmekli Sandığı ile ilişkilendirilmiş ve 1. derece 4. kademe teknik hizmetlersınıfına dâhil bir mimar gibi 3600 ek gösterge rakamı üzerinden Ş.A.nın intibakı yapılmıştır.
12. Ş.A. 22/10/2001 tarihinde Emekli Sandığına tabi olarakemekli olmuş ve kendisine 3600 ek gösterge rakamı üzerinden emekli aylığıbağlanmıştır.
13. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından 2/11/2009 tarihliişlemle Ş.A.nın 3600 olan ek gösterge rakamı 2200şeklinde düzeltilmiştir. Düzeltme işleminde Ş.A.nınfiilen genel idare hizmetleri sınıfına dâhil kıdemli uzman kadrosunda görevyapmış olması dikkate alınmıştır. Ek gösterge rakamının 2200 olarakdüzeltilmesi nedeniyle Ş.A.nın emekli aylığıazalmıştır.
14. SGK 4/11/2009 tarihli yazıyla, ek gösterge rakamının 2200olarak düzeltildiğini ve geçmişe yönelik olarak (22/10/2001 ile 2/11/2009tarihleri arasında) fazladan ödenen 16.439,25 TL'nin borç çıkarıldığını Ş.A.ya bildirmiştir. Anılan yazıda ayrıca üç ay içindeödeme yapılmaması hâlinde üçüncü ayın dolduğu tarihten itibaren hesaplanacakkanuni faiziyle birlikte emekli aylığından her ay 1/4 oranında kesinti yapılmaksuretiyle borcun tahsil edilmeye başlanacağı ihtar edilmiştir.
15. Ş.A. tarafından 10/12/2009 tarihinde Ankara 7. İdareMahkemesinde ek göstergesinin 2200 olarak düzeltilmesi ile geçmişe yönelik borççıkarılmasına ilişkin işlemin iptali ve maaşından tahsil edilen tutarlarınyasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır. Mahkeme 30/9/2010tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde Ş.A.nınfiilen kıdemli uzman kadrosunda görev yapması nedeniyle teknik hizmetler sınıfıkadrosu için belirlenen ek gösterge rakamından yararlanmasının mümkün olmadığıbelirtilmiştir. Gerekçede ayrıca Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun(İBK) 7/12/2007 tarihli kararına göre de ek gösterge rakamının öğrenim sonucuelde edilen unvana göre değil kadro unvanına göre belirlenmesi gerektiğininaltı çizilmiştir.
16. Mahkeme kararı, Danıştay OnbirinciDairesinin 16/9/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Nihai karar 17/11/2014tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
17. Ş.A. 4/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
18. Bireysel başvuru dilekçesinde, başvurucunun eşinin maaşından1/4 oranında kesinti yapılmaya başlandığı belirtilmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun36. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Bu Kanuna tabi kurumlarda çalıştırılanmemurların sınıfları aşağıda gösterilmiştir.
...
II Teknik Hizmetler Sınıfı:
Bu Kanunun kapsamına giren kurumlardameslekleriyle ilgili görevleri fiilen ifa eden ve meri hükümlere göre yüksekmühendis, mühendis, yüksek mimar, mimar, jeolog, hidrojeolog,hidrolog, jeofizikçi, fizikçi, kimyager, matematikçi, istatistikçi, yöneylemci (Hareket araştırmacısı), matematiksel iktisatçı,ekonomici ve benzeri ile teknik öğretmen okullarından mezun olup da,öğretmenlik mesleği dışında teknik hizmetlerde çalışanlar, Mimarlık veMühendislik Fakültesi veya bölümlerinden mezun şehir plancısı, yüksek şehirplancısı, yüksek Bölge Plancısı, 3437 ve 9/5/1969 tarih 1177 sayılı Kanunlaragöre tütün eksperi yetiştirilenler ile müskirat ve çay eksperleri, fen memuru,yüksek tekniker, tekniker, teknisyen ve emsali teknik unvanlara sahip olup, enaz orta derecede mesleki tahsil görmüş bulunanlar, Teknik Hizmetler Sınıfınıteşkil eder.”
20. 657 sayılı Kanun'un 43. maddesinin birinci fıkrasının (B)bendinin ilgili bölümü şöyledir:
“B) Ek Gösterge: Bu Kanuna tabi kurumlarınkadrolarında bulunan personelin aylıkları; hizmet sınıfları, görev türleri veaylık alınan dereceler dikkate alınarak bu kanuna ekli I ve II sayılıcetvellerde gösterilen ek gösterge rakamlarının eklenmesi suretiyle hesaplanır.II sayılı cetvelde yer alan unvanlarda değişiklik yapmaya ve yeni unvanlarilave etmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Bu ekgöstergeler, ilgililerin belirtilen sınıf ve görevlerde bulundukları süreceödemelere esas alınıp, terfi bakımından kazanılmış hak sayılmaz. ...”
21. 657 sayılı Kanun'a ekli I sayılı Cetvel'inilgili bölümü şöyledir:
“
UNVANI
Derece
1/1/1994’den İtibaren
Uygulanacak Ek Göstergeler
1/1/1995’den İtibaren
Uygulanacak Ek Göstergeler
I - GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI
...
i) Bu sınıfa dahil olup da yukarıda sayılanlar dışında kalanlardan,
1
1900
2200
II- TEKNİK HİZMETLER SINIFI
Kadroları bu sınıfa dahil olup, en az 4 yıl süreli yükseköğretim veren fakülte veya yüksekokullardan mezun olarak yürürlükteki hükümlere göre Yüksek Mühendis, Mühendis, Yüksek Mimar ve Mimar ile şehir plancısı ve Bölge Plancısı unvanını almış olanlar
1
3200
3600
”
22. İBK'nın 7/12/2007 tarihlikararının ilgili bölümü şöyledir:
“İçtihadın birleştirilmesi istemine konu olankararlarda uyuşmazlığı, kimya mühendisi unvanına sahip olmakla beraber, teknikhizmetler sınıfında kimyager kadrosunda görev yapanların ek göstergelerinintespitinde tahsil durumunun mu, yoksa kadro unvanının mı esas alınacağı, bunagöre 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na 527 sayılı Kanun HükmündeKararname'nin 3'üncü maddesi ile eklenen (I) sayılı Cetvelin Teknik HizmetlerSınıfı bölümünün (a) bendinde öngörülen (3600) ek gösterge rakamından mı, yoksa(b) bendinde öngörülen (3000) ek gösterge rakamından mı yararlandırılacağıhususu oluşturmaktadır.
Bugün bir çok ülkede uygulanan personelsınıflandırma sistemleri, sınıflandırmaya personel ya da hizmet kavramlarındanhangisinin esas alınacağına göre değişkenlik göstermektedir. Bu sistemlerdenkadro sınıflandırmasında, hizmete ağırlık verilerek görev ve sorumluluklar esasalınmakta; personel sınıflandırılması sisteminde ise, ayırıma, personel veya işesas alınmaktadır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile kamupersonel rejimimize kazandırılan kadro kavramı, devlet örgüt yapısınınoluşturulmasında, kamu hizmet ve faaliyetleri ile bunu yürütecek kamu işgücününplanlanmasında kullanılan hukuksal bir araçtır. Başka bir anlatımla kadro,memurun çalıştığı belli bir görev yerini ifade etmekte, memurun yapacağı iş,onun kadrosu ile ilişkili bulunmaktadır.
Kamu hizmetinin yürütümüne yönelik olanörgütü, kadrolar oluşturur. Örgütün kamu hizmetini yürütecek hizmet grupları vebu hizmet grupları içerisinde yer alan unvanlar, kurum teşkilat şemasındagösterilir. Kişiyi örgütle kaynaştıran bir araç olarak kadro, ilgili kuruma,üstlendiği kamu hizmetini yürütebilmek için ihtiyaç duyulan personeli istihdametme imkanını sağlar. Bu nedenle bir kuruma tahsis edilecek kadrolar, o kurumunyerine getireceği görevlere göre tespit edilir. Bu bağlamda bir kurumun kadrocetveline bakılarak ne tür bir kamu hizmeti üstlendiğini, bu hizmet ve faaliyetlerinyöneldiği alanı, yerini ve etkinliğini saptamak mümkündür. Aynı zamanda kadro,personelin sayısının, niteliğinin, görev yerinin, unvanının, sınıf vederecesinin, yükselmesinin, parasal ve özlük haklarının da genel olarakbelirleyicisidir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 128'incimaddesinde, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin, genel idare esaslarınagöre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli vesürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği ve memurlarınnitelik, atanma, ödev, yetki, hak ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri vediğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiş, 657 sayılı DevletMemurları Kanunu'nda da memurların hizmet şartları, nitelikleri, hak veyükümlülükleri ile parasal ve özlük hakları objektif kurallara bağlanarakhukuki statüleri belirlenmiştir. Bu bağlamda, Devlet personel rejimimiz vebunun hukuki sujesi olan memurluk, statü hukukunadayanmakta, kadroda bu hukukun ayrılmaz parçasını oluşturmaktadır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 33'üncümaddesi ile kanun koyucu, her kurumda çalıştırılacak personelin tamamı içingörev yerlerinin belirtilerek kadro tespiti zorunluluğunu getirmiş, kadrosuzmemur çalıştırılamayacağını kurala bağlamıştır. Yasada, hizmetin önemi, hizmetyerinin özellikleri ve yoğunluğu gibi kriterler esas alınmak suretiyle personelkadrolarının tespit edilmesi ve bu hizmetleri göreceklerin kendi sınıflarıiçindeki derece durumlarına uygun olmak kaydıyla o kadronun aylığını almalarıamaçlanmıştır. Başka bir anlatımla, kadro kavramı, kişilerden soyutlanarakhizmete bağlanmış; hizmette, görevin niteliğine göre sınıflara ayrılmıştır.
Öte yandan, 657 sayılı Kanunun 43'üncümaddesinin gerekçesinde, Devlet memurlarına ödenecek aylıklar konusunda, mevcutbarem sisteminden ayrılarak yeni bir sistem getirildiği hususuna yer verilmişve aylığın tespitinde hizmetin Devlet için taşıdığı değer, hizmetin riski,zorluğu ve şartları ile önem derecesinin belirleyici olacağı kabul edilmiştir.Yine aynı Kanunun 147'nci maddesinin gerekçesinde ise, aylık tabirinin, isteresas görev, ister vekalet görevi, ister ise ikinci görev şeklinde olsun, işgaledilen bir kadro karşılığında ay itibarıyla ödenen parayı ifade ettiği açıkçabelirtilmiştir.
Buna göre aylık, memurlara esas görevleridolayısıyla bir aylık hizmetleri karşılığında, görevin önemi, riski ve devletiçin taşıdığı değer dikkate alınmak suretiyle belirlenerek ödenen parayı ifadeetmektedir. Ek gösterge ve değişik adlar altında yapılan ödemeler ile aylıkarasında niteliği itibarıyla bir farklılık bulunmakta, bunlar, aylık adıaltında birleştirilebilecek; sebebi, amacı ve işlevi aynı olan parasal birhakkın unsurlarını oluşturmaktadır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 43'üncümaddesinde, ek göstergelerin bir takım görevlerin önem ve niteliklerinden ötürükabul edildiğini, memura yapılacak aylık ödemenin gösterge tablosundaki rakamabu ek gösterge rakamlarının eklenmesi suretiyle bulunacak gösterge rakamıüzerinden hesaplanacağını belirten hükümler, bunların kesinlikle göreve bağlı,sunulan hizmetin ve yapılan görevin karşılığı olduğunu açıkça ortayakoymaktadır.
Bu bağlamda ek gösterge, kadro göreviniyürüten personele verilen önemin göstergesi, yetki ve sorumluluğununkarşılığıdır. Yetki ve sorumluluk ise, eğitim sonucu elde edilen unvana göredeğil, kadro unvanına bağlı olarak kullanılır.
Anılan Kanunun 33'üncü maddesinde ise,kadrosuz memur çalıştırılamayacağının hükme bağlandığı, ek göstergedenyararlanabilmek için cetvellerde karşılığı gösterilen kadroların birine atanmışve bu görevi fiilen ifa ediyor olma şartlarının birlikte gerçekleşmesigerektiği, ayrıca 147'nci maddesinde de aylığın hizmetlerin karşılığındakadroya dayanılarak ay itibarıyla ödenen parayı ifade ettiği belirtilmiştir.
657 sayılı Kanunun 33'üncü ve 147'ncimaddeleri gereğince mühendis kadrosuna atanmadan mühendisler için öngörülen ekgöstergeden yararlanılamayacağı, bu düzenlemelerde görüldüğü üzere, bu Kanunatabi kurumlarda görev yapan personelin ek göstergelerinin, kadro şartına bağlandığı,bu durumda ek göstergeden yararlanabilmek için salt unvana sahip olmanınyeterli olmadığı o unvana ilişkin görevde (kadroda) bulunmak gerektiğianlaşılmaktadır.
Bu itibarla anılan hükümler dikkatealınmaksızın 657 sayılı Kanuna ekli (I) sayılı ek gösterge cetveli tek dayanakalınmak suretiyle ek göstergenin unvana göre uygulanması gerektiği sonucunavarmak mümkün değildir. Kadro ve bunun karşılığı ödenen parayı ifade edenaylığın ve bunun bir parçasını oluşturan ek göstergenin, başka bir anlatımla memurunparasal haklarını düzenleyen kuralların, yorum yoluyla kapsamlarınıngenişletilmesi veya boşluklarının doldurulması mümkün değildir.
657 sayılı Kanunun 43'üncü maddesi, ekgösterge konusunda bu Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellere atıf yaptığından,ilgililere uygulanacak ek göstergenin tespitinde söz konusu cetvellerin yanında43'üncü maddede yer alan düzenlemelerin de (unvana ilişkin görevde-kadrodabulunma koşulunun da) gözönünde bulundurulmasıgerekmektedir.
Buna göre, Devlet memurlarının fiilen görevyapmakta oldukları kadro unvanları için ek gösterge öngörülmesi halinde bundanyararlanacakları, kadro unvanında herhangi bir değişiklik olmadığı sürecemezuniyet diplomasında yer alan unvan, başka bir anlatımla tahsil durumudikkate alınarak ek gösterge uygulamasından yararlanamayacakları sonucunaulaşılmaktadır."
B. Uluslararası Hukuk
23. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Uğur Ziyaretli,B. No: 2014/5724, 15/2/2017, §§ 28-31.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 22/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
25. Ş.A., emekliye ayrıldığı 22/10/2001 tarihine kadar Bankadafiilen mimar unvanıyla görev yaptığını ve teknik hizmetler sınıfına göreintibakı yapılarak unvanına uyan 3600 ek gösterge rakamı üzerinden sekiz yılboyunca emekli aylığı aldığını belirtmiştir. Ş.A., Bankada görev yapanuzmanların teknik personel olduğunu ve fiilen teknik işlerde çalıştıklarınıifade etmiştir. Ş.A., SGK tarafından genel hizmetler sınıfında çalıştığınınkabulüyle sekiz yıl sonra ek gösterge rakamının 2200 olarak değiştirilmesi vegeçmişe yönelik borç çıkarılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
26. Ş.A., kıdemli uzman pozisyonunda görev yapan teknik kökenlimimar ve mühendislerin genel idare hizmetleri sınıfına dâhil olduklarıyolundaki kabulün İBK'nın 7/12/2007 tarihli kararıylaoluştuğunu vurgulamış ve bu içtihadın geçmişe yürütülmesi sonucu adilyargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuştur.
2. Değerlendirme
27. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Ş.A.nınşikâyetlerinin özü, emekli maaşının ödenmesinde esas alınan ek göstergerakamının geçmişe yönelik değiştirilmesi sebebiyle emekli aylığının azalması veyeni ek gösterge rakamına göre geçmişte fazladan ödenen tutarların geriistenmesine yönelik olduğundan adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerin demülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Emekli AylığınınAzaltılmasına İlişkin Şikâyet Yönünden
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlaliddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığıveya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlamaşikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
30. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılanmaddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden veparayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
31. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati nekadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru birbeklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağındoğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olmaihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanmabeklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianınvarlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
32. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyalgüvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, öncedenprim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde birödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgilimevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamınagiren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No:2013/2166, 25/6/2015, § 36).
33. Somut olayda Ş.A.nın emekli aylığıalmaya hak kazandığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. İhtilaf konusuolan husus, Ş.A.nın emekli aylığının 3600 ek göstergerakamı üzerinden mi yoksa 2200 ek gösterge rakamı üzerinden hesaplanacağınayöneliktir. 3600 ek gösterge rakamı üzerinden intibakı yapılarak Ş.A.ya bu rakama göre 22/10/2001 tarihinden itibaren emekliaylığı ödendiğinden 3600 ek gösterge rakamı üzerinden emekli aylığı ödenmesininŞ.A. yönünden meşru beklenti teşkil ettiği sonucuna ulaşılmaktadır.
34. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemekve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma olanağı verenbir haktır(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerindenherhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca "meşru beklenti" teşkil eden mülkedinme beklentilerini zedeleyici kamu işlem ve eylemleri de mülkiyet hakkınamüdahale oluşturur (Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras, B. No: 2014/11994, 9/3/2017, § 57).
35. Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kuralihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasındaherkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle "mülktenbarışçıl yararlanma hakkı"na yer verilmiş,ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesibelirlenmiştir. "Mülkten yoksun bırakma" ve "mülkiyetinkontrolü", mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksunbırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetinkullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkınınmalike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum yararı gözetilerekbelirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkınamüdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma vemülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahaleninmülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınmasıgerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,§§ 55-58).
36. Müteveffa başvurucu yönünden meşru beklenti oluşturduğutespit edilen 3600 ek gösterge rakamının 2200 olarak değiştirilmesi ve bununsonucu olarak emekli aylığının azalması mülkiyet hakkına müdahale teşkiletmektedir. Meşru beklenti oluşturan, 3600 ek gösterge rakamı üzerindenhesaplanan emekli aylığının azaltılması mülke erişimin engellenmesi mahiyetitaşımakta ve bu durumun mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına müdahalekapsamında incelenmesi gerekmektedir.
37. Mülkiyet hakkı mutlak olmayıp bu hakkın sınırlandırılmasımümkündür. Ancak Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkınayönelik müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıcaölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
38. Ş.A.nın mülkiyet hakkına müdahaleteşkil eden ek gösterge rakamının değiştirilmesi işlemi, 657 sayılı Kanun'un43. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendine dayandırılmıştır. Anılan kuraluyarınca 657 sayılı Kanun'a tabi kurumların kadrolarında bulunan personelinaylıklarının hizmet sınıfları, görev türleri ve aylık alınan dereceler dikkatealınarak bu Kanun'a ekli I ve II sayılı cetvellerde gösterilen ek göstergerakamlarının eklenmesi suretiyle hesaplanması gerekmektedir. Kanun'a ekli Isayılı Cetvel'de, genel idare sınıfına dâhil olup Cetvel'de özel olarak sayılanlar dışında kalanlardan 1.derecede bulunanların ek gösterge rakamı 2200 olarak gösterilmektedir.
39. Somut olayda müteveffa başvurucunun 3600 olan ek göstergerakamı, genel idari hizmetler sınıfına dâhil uzman kadrosunda görev yaptığıgerekçesiyle 2200 olarak değiştirilmiş ve buna bağlı olarak emekli aylığıazaltılmıştır. Müteveffa başvurucu ise fiilen yerine getirdiği görevin teknikbir hizmet olan mimarlık ve mühendislik olduğunu, emekli aylığının teknikhizmetler sınıfına uyan ek gösterge rakamı üzerinden hesaplanması gerektiğiniileri sürmüştür. İBK'nın 7/12/2007 tarihli kararıylaDanıştay Onbirinci Dairesi ile İdari Dava DaireleriKurulu arasındaki görüş ayrılığı giderilmiş ve bu husustaki içtihat, ekgösterge rakamının öğrenim sonucu elde edilen unvana göre değil işgal edilenkadro unvanına göre yapılacağı yönünde birleştirilmiştir. Mahkeme tarafından dabu içtihat doğrultusunda karar verilmiş ve başvurucunun ek gösterge rakamınındeğiştirilmesi yolundaki idari işlem hukuka uygun bulunmuştur. Müteveffabaşvurucu İBK kararının geriye yürütüldüğünü ileri sürmekte ise de içtihadınbirleştirilmesi bir kanun hükmüne ilişkin var olan yorum farlılıklarınıngiderilerek tek bir yorumun geçerli kılınmasına yönelik olup İBK kararıyla yenibir kural ihdas edilmemektedir. İçtihat üretme konumunda bulunan yargıorganlarının herhangi bir kanun hükmüne ilişkin yorumlarının derdest olan tümuyuşmazlıklara uygulanması işin doğası gereğidir. Bu nedenle İBK kararıylabirleştirilen içtihadın derdest olan uyuşmazlıklara uygulanmış olmasınınkuralın geriye yürütülmesi biçiminde yorumlanması mümkün değildir. Sonuç olarakmüdahalenin yasal dayanağının bulunduğu kanaatine varılmaktadır.
40. Ş.A.nın emekli aylığınınazaltılmasının temelinde yatan amaç, sosyal güvenlik sisteminin korunması vedevamlılığının sağlanmasıdır. Bu amacın kamu yararına dönük olduğu açıktır. Bunedenle müdahalenin sosyal güvenlik sisteminin devamlılığını ve sınırlı kamusalkaynakların doğru şekilde harcanmasını gözeten meşru bir amacının bulunduğu sonucunaulaşılmaktadır.
41. Öte yandan genel idare hizmetleri sınıfında uzman kadrosundaçalıştığı hâlde sehven teknik hizmetler sınıfı üzerinden intibakı yapılan Ş.A.nın ek gösterge rakamının da buna göre düzeltilmesi-emekli aylığı alma hakkının devam ettiği de gözetildiğinde- Ş.A.ya aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklememektedir. Bunedenle Ş.A.nın emekli aylığının geleceğe yönelikolarak azaltılması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğusonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik açık bir ihlalinbulunmadığı kanaatine varılmaktadır.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Geçmişe Yönelik BorçÇıkarılmasına İlişkin Şikâyet Yönünden
i. Kabul EdilebilirlikYönünden
43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan geçmişeyönelik borç çıkarılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
(1) Mülkün Varlığı
44. Somut olayda, SGK tarafından Ş.A.ya22/10/2001 ile 2/11/2009 tarihleri arasında fazladan ödenen 16.439,25 TL emekliaylığının iadesi istenmektedir. Emekli aylıkları Ş.A.yaödenmekle Ş.A.nın mevcut mal varlığı hâlinegelmiştir. Bu nedenle bunların geri istenmesine yönelik işlemin de Anayasa'nın35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiğinin kabulü gerekir.
(2)Müdahalenin Varlığı ve Türü
45. Müteveffa başvurucuya ödenmek suretiyle müteveffanın mevcutmal varlığına dâhil olan emekli aylıklarının iadesi yolunda işlem tesisedilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.
46. Ş.A.nın ek gösterge rakamının 2200olarak düzeltilmesi ve bu rakama göre geçmişte fazla ödendiği tespit edilenemekli aylıklarının iadesi yolunda işlem tesis edilmesi sosyal güvenliksisteminin devamlılığının ve kontrolünün sağlanması amacına yöneliktir.Dolayısıyla fazladan ödenen emekli aylıklarının iadesinin istenmesi suretiyle Ş.A.nın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetinkullanılmasının düzenlenmesi şeklindeki üçüncü kural çerçevesinde incelenmesigerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
(3) Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
(a) Kanunilik
47. Emekli aylığının azaltılması suretiyle mülkiyet hakkınayapılan müdahalenin kanuni dayanağına ilişkin olarak yukarıda yapılanaçıklamalar aynen geçerlidir (bkz.§§ 38, 39).
(b) Meşru Amaç
48. Müdahalenin meşru amacına ilişkin olarak yukarıda yapılanaçıklamalar aynen geçerlidir (bkz.§ 40).
(c) Ölçülülük
(i) Genel İlkeler
49. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasınıyani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012;E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43,K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
50. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklardamülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilebilmesi içinbaşvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonucatarafların katkı derecelerine de bakılması gerekmektedir. Bu bağlamdatarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesindeihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlindebunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da gözönünde bulundurulmalıdır (Uğur Ziyaretli, § 65).
51. Öte yandan idarenin "iyi yönetişim" ilkesine uygunhareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. "İyi yönetişim" ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konusöz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve herşeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No2013/711, 3/4/2014, § 68).
52. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkınayönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemikarşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalıişlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faizuygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediği önem arz etmektedir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016,§ 71).
53. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalıişlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlardakaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari işlemdenkaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum kişilerinsebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıdabulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyleödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir.Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevazverilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (Tevfik Baltacı, § 74).
(ii) İlkelerin OlayaUygulanması
54. Olayda idari hizmetler sınıfına dâhil uzman kadrosunda görevyapan Ş.A.nın mezuniyet unvanının mimarlık olduğugözetilerek teknik hizmetler sınıfına dâhil olan mimar kadrosuna göre 3600 ekgösterge rakamı üzerinden 14/2/2000 tarihinde intibakı yapılmıştır. 22/10/2001tarihinde Emekli Sandığına tabi olarak emekli olan Ş.A.ya3600 ek gösterge rakamı üzerinden emekli aylığı bağlanmış ve 2/11/2009 tarihinekadar bu ek gösterge rakamına göre emekli aylığı ödenmesine devam edilmiştir.Ancak SGK tarafından 2/11/2009 tarihli işlemle, Ş.A.nınek gösterge rakamı fiilen görev yaptığı sınıfı ve kadrosuna uygun olarak 2200şeklinde düzeltilmiş ve buna göre geçmiş dönemde fazladan ödenen tutarlarıniadesi yolunda işlem tesis edilmiştir.
55. İntibak işlemi idare tarafından yapılmış olup Ş.A.nın fiilen genel idare hizmetleri sınıfına dâhil uzmankadrosunda görev yaptığı hususu kamu makamlarınca bilinmektedir. Ş.A.nın görev yaptığı sınıf ve kadroya ilişkin olarak kamumakamlarını yanıltması söz konusu değildir. Ş.A.nınintibakının fiilen görev yaptığı kadro yerine mezuniyet unvanı esas alınarakyapılması idarenin yasal düzenlemeleri hatalı yorumlamasından kaynaklanmıştır.Bu nedenle hatalı ödeme nedeniyle Ş.A.ya herhangi birkusur atfedilmesi mümkün değildir.
56. Öte yandan intibak işleminin hatalı yapıldığının tespitedilmesinde geçen yaklaşık sekiz yıllık süre oldukça uzundur. Bu süre boyunca Ş.A.nın intibak işleminin düzeltilmesi hususunda Banka ileSGK arasında herhangi bir iletişimin kurulmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca Ş.A.nın durumunu tespit etmek için derin bir araştırmayaihtiyaç duyulmayacağı da açıktır. Bu durum, idari işlev gören ayrı hukuksalstatülere bağlı değişik kurum ve kuruluşların bir bütün oluşturduğunu ifadeeden idarenin bütünlüğü ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
57. Hatalı intibak yapılmasındaki bütün kusur kamu makamlarınaait olsa da idarece yersiz ödendiği tespit edilen anapara tutarının iadesinintalep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiğiüzere (bkz. § 53) başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği vesosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Buna karşın alacağın başvurucudantahsilindeki yöntem önem arz etmektedir. Anayasa Mahkemesi, daha önce benzerkonuda verdiği Tevfik Baltacı ve Uğur Ziyaretli kararlarındabaşvurucuların anaparanın yanında faiz ödemekle de yükümlü kılınmış olmalarınınkusurlu davranışlarıyla orantısız bir külfet yüklenmeleri sonucunu doğurduğunubelirterek müdahalenin ölçülü olmadığı kanaatine ulaşmıştır (Tevfik Baltacı, § 79; Uğur Ziyaretli,§ 76).
58. Somut olayda dava konusu idari işlemle iadesi istenen16.439,25 TL'nin sadece anaparadan oluştuğu ve faiz içermediği anlaşılmıştır.Bununla birlikte anılan idari işlemde 16.439,25 TL olan anaparanın üç ay içindeödenmesi istenmiş ve üç ay içinde ödeme yapılmaması hâlinde üçüncü ayın dolduğutarihten itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte emekli aylığından heray 1/4 oranında kesinti yapılmak suretiyle borcun tahsil edilmeye başlanacağı Ş.A.ya ihtar edilmiştir. İdarenin hatalı intibak işlemisebebiyle sekiz yıllık sürede ve aylık olarak Ş.A.yayersiz ödenen tutarların toplu bir şekilde üç ay içinde iadesinin istenmesi-hiçbir kusurunun bulunmadığı da gözetildiğinde- Ş.A.yaaşırı bir külfet yüklemektedir. Emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususuda dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için Ş.A.nın ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekildebir takvime bağlanması, kamu yararı ile bireysel yarar arasında denge kurulmasıbakımından gereklidir.
59. Esasen idare tarafından emekli aylığından her ay 1/4oranında kesinti yapılmak suretiyle tahsil seçeneği de Ş.A.yasunulmuştur. Yersiz ödenen tutarların aylığından 1/4 oranında kesinti yapılmaksuretiyle geri ödenmesi Ş.A.nın menfaatlerinin dekorunması bakımından uygun bir yöntem olarak görülebilir. Ancak üç ay içindetoptan ödemenin alternatifi olarak sunulan bu seçeneğin tercih edilmesidurumunda ayrıca faiz de tahsil edilmesi öngörülmüştür. Ş.A.nınmenfaatleri ile kamu yararı arasında makul denge kurulmasında önemli bir işlevgördüğü tespit edilen emekli aylığından 1/4 oranında kesinti yapılmak suretiyleödeme durumunda Ş.A.dan ayrıca faiz de tahsiledilmesinin öngörülmüş olması menfaatler dengesini Ş.A. aleyhine bozmuş vemülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılmıştır.
60. Açıklanan gerekçelerle faiz yönünden Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
61. Ş.A., yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
62. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
63. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarakdavanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,7/11/2013, §§ 45, 47).
64. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinidari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).
65. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık 4 yıl 9 ay 6günlük yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
66. Açıklanan gereçelerle Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
67. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
68. Ş.A., ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesine ve20.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmesitalebindebulunmuştur.
69. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
70. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya miras hissesi gözetilerek net 2.700 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
71. Geçmişe yönelik borç çıkarılması şikâyeti yönündenbaşvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
72. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının giderilebilmesiiçin yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 7. İdare Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
73. Dosyadaki belgelerden Ş.A.nın206,10 TL harç ödediği ve ayrıca kendisini avukatla temsil ettirdiğianlaşılmaktadır. Şahin Akkaya'nın ölümüyle Av. Müjgan Sürek ile olan vekâlet ilişkisisona ermiş olsa da bireysel başvurunun avukat aracılığıyla yapılmış olmasısebebiyle, bakılan başvuruda başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmesigerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Buna göre 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâletücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Emekli aylığının azaltılmasına yönelik şikâyet yönündenmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Geçmişe yönelik borç çıkarılmasına dair şikâyet yönündenmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Geçmişe yönelik borç çıkarılmasına dair şikâyet yönündenAnayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Mülkiyet hakkının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapılmak üzere kararın Ankara 7. İdare Mahkemesine(E.2009/1832) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 2.700 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Türkiye Cumhuriyeti Sosyal GüvenlikKurumuna GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE22/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.