TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
FATMA AYAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/9288)
Karar Tarihi: 28/1/2021
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Eren Can BENAKAY
Başvurucular
:
1. Fatma AYAN
2. Nilgün YILMAZBAYHAN
3. Özlem KANDA
4. Şaban OLGUN
Başvurucular Vekili
:
Av. Güldem DEMİR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıylaaçılan davanın muvazaa konusundaki Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığıdolayısıyla reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular muhtelif tarihlerde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2018/25026, 2018/25239 ve 2018/9344 numaralı başvurudosyalarının hukuki ve fiilî irtibat nedeniyle 2018/9288 numaralı başvurudosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2018/9288 numaralı dosya üzerindenyürütülmesine ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular muhtelif tarihlerden itibaren SağlıkBakanlığına (İdare) bağlı Darıca Farabi Devlet Hastanesinde veri hazırlamapersoneli olarak çalışmaktadır.
10. Başvurucular; İdare ile alt işveren arasında yapılansözleşmenin muvazaalı olduğunu, işe alımlarının idare tarafından yapıldığınıileri sürerek 4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı MüesseselerdeÇalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllıkçalışma süresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındaki ilave tediyealacağının ödenmesi amacıyla idare aleyhine ayrı ayrı dava açmıştır.Davalarında; alt işveren ile yaptıkları iş sözleşmesinde belirtilen işlerdeçalışmaları gerekmesine rağmen baştan beri asıl işverenin işlerindeçalıştıklarını, söz konusu durumun alt işveren ile asıl işveren arasındakiilişkiyi muvazaalı hâle getirdiğini, bu sebeple de en baştan beri asılişverenin işçisi sayılmaları gerektiğini ve buna bağlı olarak da kendilerineilave tediye alacağının ödenmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
11. Gebze İş Mahkemelerince (Mahkeme) davaların kabulünekarar verilmiştir. Gerekçeli kararlarda 2/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İşKanunu'nun 2. ve 7. maddelerinde yer alan düzenlemelere yer verildikten sonramuvazaanın tanımından ve 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'ndakidüzenlenme şeklinden bahsedilmiştir. Başvurucuların işyerinde alt işvereninişçisi olarak işe başladığı belirtilmiştir. Başvurucuların yüklendiği işeilişkin teknik şartnameden yüklenmiş olduğu işin veri giriş işinden çok dahakapsamlı olduğunun anlaşıldığı söylenmiştir. Başvurucuların yürüttüğü bazıişlerin doktor talimatıyla yürütüldüğü ve hem idare çalışanları hem de altişverenin işçileri tarafından yerine getirildiği, ayrıca başvurucuların altişverene tahsis edilmiş özel bir alanda değil idarenin çalışanları ile birlikteaynı ortamda onlarla aynı işi yerine getirdiği tespitlerine yer verilmiştir. Butespitlerden hareketle de İdare ile alt işveren arasındaki sözleşmeninmuvazaalı olduğu sonucuna varılmıştır. Muvazaa nedeniyle başvurucuların baştanberi İdarenin işçisi olarak sayılması gerektiği ve bu sebeple de Kanun iletanınan ilave tediye alacağından yararlanma hakkı bulunduğudeğerlendirilmiştir.
12. İdare, Mahkemenin kararlarına karşı istinaf yoluna başvurmuştur.İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi (İstanbul BAM) mahkemekararlarını kaldırarak davaları kesin olarak reddetmiştir. Kararlarda, yine4857 sayılı Kanun'un 2. ve 7. maddelerine yer verildikten sonra muvazaanın 6098sayılı Kanun'daki düzenlenme şeklinden bahsedilmiş ve yasal olarak verilmesimümkün olmayan bir işin alt işverene bırakılması veya muvazaalı bir ilişkiiçine girilmesi hâlinde işçilerin baştan itibaren asıl işverenin işçileriolarak işlem görecekleri belirtilmiştir. Başvurucuların çalıştığı verihazırlama işinin yardımcı iş niteliğinde olmasına bağlı olarak alt işvereneverilebileceği açıklamasında bulunulduktan sonra başvurucuların en baştanitibaren asıl işverenin işinde çalıştırılmadığı, teknik şartnamelerine uygunolarak yalnızca alt işverenin işlerini yerine getirdikleri ifade edilerek asılişveren ile alt işveren arasında muvazaalı ilişki bulunmadığı belirtilmiştir.Bu sebeple başvurucuların alt işverenin işçisi olduğu değerlendirilerek 6272sayılı Kanun'da faydalanmasının ve ilave tediye alacağına hak kazanmasınınmümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
13. Başvurucular muhtelif tarihlerde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. KanunHükümleri
14. 6772 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Umumi, mülhak ve hususi bütçelidairelerle mütedavil sermayeli müesseseler, sermayesinin yarısından fazlasıDevlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller,3460 ve 3659 sayılı kanunların şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri vediğer bilcümle kurum, banka, ortaklık ve müesseselerinde müstahdem olanlardanİş Kanununun şümulüne giren veya girmiyen yerlerde çalışmakta olan ve İşKanununun muaddel birinci maddesindeki tarife göre işçi vasfında olan kimselere,ücret sistemleri ne olursa olsun, her yıl için birer aylık istihkaklarıtutarında ilave tediye yapılır.''
15. 6772 sayılı Kanun’un 2. maddesi şu şekildedir:
"Birinci maddede sözü geçenişçilerden maden işletmelerinin munhasıran yeraltı işlerinde çalışanlarına buişlerde çalıştıkları müddetle mütenasip olarak her yıl için ayrıca birer aylıkistihkakları tutarında bir ilave tediye daha yapılır.''
16. 6772 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Birinci ve ikinci maddelerde yazılıolan işçilere mezkür maddeler gereğince yapılan tediyelerden ayrı olarak heryıl için bir aylık istihkakları tutarını geçmemek üzere Cumhurbaşkanı karariyleaynı nispette bir ilave tediye daha yapılabilir.''
17. 6772 sayılı Kanun’un 7. maddesi şöyledir:
"Bu kanun neşri tarihinden itibarenmer'idir.''
2. YargıtayKararları
18. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 1/6/2020 tarihli veE.2017/15570, K.2020/447 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Davacı işçinin zaman zaman hastataşıması, oksijen tüplerinin taşınması, tıbbi atıkların temizliği gibi işlerdeçalıştırıldığı tanıklar tarafından açıklanmış ise de yapılan bu işleri arıziolarak yaptığı anlaşılmakla sözü edilen soyut anlatımlar karşısında davacınıntamamen alt işverene verilen işlerin kapsamı dışında çalıştırıldığıispatlanamadığından asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğundansöz edilemez.
Böyle olunca ilave tediye ücretininreddine karar verilmesi ve tazminata esas ücrette ilave tediye ücreti dikkatealınmaksızın hesaplama yapılarak emekli olmak suretiyle ayrılan davacı işçininkıdem tazminatına hak kazandığının kabulü ile istekle ilgili hüküm kurulmasıgerekir."
19. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/10/2019 tarihli ve E.2017/12251,K.2019/18361 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
''İşin sevk ve idaresinin asıl işverenolan davalı bakanlık tarafından yapıldığı, işin yapımındaki tüm araç gereç vemalzemenin asıl işverene ait olduğu, çalışma plan, süre ve koşullarının, fazlamesailerin ve izinlerin asıl işveren olan bakanlıkça belirlendiği, alt işverendeğiştiği anda asıl işverene ait işyerinde çalışanların aynı şart ve koşullardaçalışmaya devam ettiği, hizmeti satın alınan alt işveren firmaların kendileri açısındanişyeri oluşturabilecek ayrı bir iş organizasyonunun bulunmadığı, işe alım veçıkarımlarda asıl işverenin söz sahibi olduğu, alt işveren ve asıl işverenişçilerinin birlikte çalıştıkları, yapılan işverenlik sözleşmelerinin muvazaalıolduğu anlaşılmıştır. Bu husus davalı tanık beyanları ile dahi desteklenmiştir.
Bu itibarla: Taşeron firmalarınsözleşmeye konu işi gerçekleştirmekten ziyade, işçi temini şeklinde birmahiyete büründüğü, bu durumun 4857 sayılı Yasa'nın 2. ve 3. maddeleri ileyönetmeliğe uygun olmadığı, gerçek işverenin davalı Sağlık Bakanlığı olduğu,işçilerin taşeron firmalar değişmesine rağmen aynı konumda, sürekli vekesintisiz olarak çalışmaya devam ettikleri, emir ve talimatları da davalıişyeri, kurum, amir ve yetkililerinden alarak görevlerini ifa ettikleri,gerektiğinde başka görevde istihdam edilmelerinin, hizmet alım sözleşmelerininsadece şekil şartlarını tamamlamaya matuf olduğu anlaşıldığından, somut olaydada; davacının gerçek işvereni davalı T.C. Sağlık Bakanlığıdır ve davacı ilavetediyeye hak kazanacaktır.
İlave tediye alacağının; kapsamı,yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılıDevlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye YapılmasıHakkındaki Kanun ile düzenlenmiştir. Kanunun l'inci maddesinde, Devlet ve onabağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkçabelirtilmiştir. Buna göre: A.) İşveren kapsamı yönünden Devlete ve ona bağlıolmak üzere; 1.) Genel, katma ve özel bütçeli daireler, 2.) Sermayesi değişenkurumlar, 3.) Sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket vekurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar, 4.) Belediyeler ve belediyelere bağlıkuruluşlar, 5.) 3460 ve 3659 sayılı Kanun kapsamına giren, sermayesinin tamamıDevlete ait olan veya bu sermaye ile kurulan iktisadi Devlet Kuruluşları olarakbelirlenmiş olup, sonuç itibari ile kapsam bakımından yasanın, Devlettarafından yasa ve yasanın verdiği yetki ile idari işlemle kurulan ve kamusalyetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlıkuruluşlarda iş sözleşmesi ile çalışanlara uygulanacağından, davacının ilavetediye alacağının kabulü gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi hatalı olupbozmayı gerektirmiştir.''
20. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 20/9/2018 tarihli veE.2018/6848, K.2018/16298 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"İlave tediye alacaklarınınkapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772sayılı Devlet ve ona bağlı müesseselerde çalışan işçilere ilave tediyeyapılması hakkındaki kanun ile düzenlenmiştir. Kanun'un 1. maddesinde, Devletve ona bağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkçabelirtilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta; dosyadaki bilgi vebelgeler ile aynı işyerinde çalışan davacının eşinin benzer nitelikteki dosyasıve tanık anlatımları birlikte dikkate alındığında, davacının davalı bakanlığabağlı Muradiye Devlet Hastanesinde temizlik görevlisi olarak işe alınmasınakarşın hizmet alım sözleşmesine konu temizlik işi dışında fiilen hasta bakıcıolarak çalıştırıldığı ve fizik tedavi bölümünde fizik tedavi ile ilgiliuygulamalara katılarak hemşirelerin yaptığı işlerin davacıya yaptırıldığı, yanidavacının ağırlıklı olarak hastanenin asıl işlerinde çalıştırıldığıanlaşılmaktadır. Davacı işçi açısından alt işverenlik sözleşmelerinin muvazaalıbir ilişkiye dayandığı ve başlangıçtan itibaren T.C. Sağlık Bakanlığı işçisiolarak çalıştığı anlaşılan davacının ilave tediye alacağından yararlanacağıortadadır. Davacının ilave tediye alacağı talebinin kabulü yerine yanılgılıdeğerlendirme ile talebin reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayıgerektirmiştir.''
21. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 21/3/2018 tarihli veE.2017/6464, K.2018/5867 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece,hastane kayıtları ve alt işverenlerle yapılan sözleşmeler üzerinde incelemeyapılarak davacının bu sözleşmeler çerçevesinde çalıştırılıp çalıştırılmadığı,sözleşmede belirtilen işlerin haricinde iş yapıp yapmadığı, gerekirse keşif incelemesiyapılarak araştırılmadan, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde davalılar arasındakiasıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olup olmadığı dosyaya özgüşekilde tartışılıp gerekçelendirilmeden, kendi içinde çelişkili gerekçe iledavacının ilave tediye alacağının hüküm altına alınması, T.C. Anayasa' sının138, 141. maddeleri ile HMK. nun 297. maddesine aykırı olup, bozmayıgerektirmiştir.''
22. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 24/9/2018 tarihli veE.2017/14348, K.2018/19830 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut olayda; davacı işçi, davalıile dava dışı yüklenici firmalar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmelerinintemizlik hizmetine ilişkin olduğunu; ancak, işçilerin yaptıkları işlerintemizlik işi olmadığını, davacının yardımcı personel/destek personeli olarakçalıştığını, bahsi geçen hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğunu ilerisürmüş; iddiasını ispatlamak üzere tanık deliline dayanmıştır. Mahkemece;davacı tanıkları dinlenip bilirkişi raporu alınarak davalı yanca sunulan hizmetalım sözleşmeleri çerçevesinde değerlendirme yapılmış ve davalı ile yüklenicifirmalar arasında 2011-2014 döneminde imzalanan hizmet alım sözleşmelerininmuvazaalı olduğu ve davacının davalı üniversite işçisi sayılması gerektiğinekarar verilerek, dava konusu alacaklar hüküm altına alınmıştır. Ancak,mahkemece dinlenen davacı tanıklarından M.K.'nin davalıya karşı açtığı benzermahiyette dava dosyasının bulunması nedeniyle davalı işveren ile husumetliolduğu ve çıkacak karardan kendisinin de menfaat sağlayacak durumda olduğugörülmektedir. Şu halde bu tanığın beyanına itibar edilemeyecektir. Davacı ilebirlikte çalıştığını ifade eden diğer davacı tanığı ise, davacı ile birliktefiilen yaptıkları işten bahsetmemiş, muvazaa iddiasına ilişkin olarak sadeceemir ve talimatları hastane başhemşiresi ve yanı sıra şirket yetkililerindenaldıklarını beyan etmiştir. Davalıya ait hastanede ihbar olunan şirketinüstlendiği iş kapsamında çalışan davacıya işin yürütümü ile ilgili gün içindedavalı üniversite yetkililerince verilen emir ve talimatlar tek başına asılişveren – alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu göstermez. Bu itibarla,dosya içeriğine göre muvazaa iddiasına ilişkin ispat yükünün yerinegetirilemediği anlaşılmakla, mahkemeceilave tediye alacağı talebinin reddigerekirken bu alacağın yazılı gerekçeyle hüküm altına alınması hatalı olupbozmayı gerektirmiştir."
23. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 5/6/2017 tarihli veE.2017/34648, K.2017/13236 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut olayda, Sağlık Bakanlığınabağlı Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kan alma bölümünde laborantolan davacı tanık ifadelerine göre; kan alma, kan tahlili işi, bununbilgisayara kaydına dair tüm işleri yapmaktadır. Tanık E.A.'nın Yargıtay 9.Hukuk Dairesinden geçen 2012/6487 esas - 2014/11486 karar sayılı dosyasına görede yaptıkları hizmetlerin tamamının hastanenin asıl işi niteliğinde olduğu, bunedenle uzmanlık gereken işler kapsamında değerlendirilemeyeceği için altişverenlere verilemeyeceği açıktır. Davalı hastane sağlık hizmeti işini her nekadar ihale ile alıyor ise de ihaleler sonunda ihale alan firmalarındeğişmesine rağmen çalışanların hiç değişmediği çalışanların ihalesüreçlerinden haberdar olmadığı gibi ihaleyi alan şirket yetkililerini de hiçtanımadıkları yapılacak işin çalışma şeklinin çalışma saatlerinin ve görevyerlerinin tamamen Numune Hastanesinin yetkililerince belirlendiği ve yineçalışanların izin gibi işlemlerini yine bu merkez yetkililerince düzenlendiğive davacının davalı hastanenin işi dışında başka bir işte çalışmamış oldukları,alt işverenle yapılan ihale sözleşmesi ve teknik şartnamededeğerlendirildiğinde, Sağlık Bakanlığının asıl işveren olduğu, Adana NumuneEğitim ve Araştırma Hastanesi ile aralarındaki ilişkinin muvazaalı olduğu kabuledilmiştir. Aynı tarihte iş sözleşmeleri feshedilen ve davacı ile aynı işiyapan birçok işçinin açmış oldukları işe iade veya işçilik alacaklarıdavalarında İş Mahkemelerince alt işverenle yapılan ihale sözleşmesininmuvazaalı olduğu ve Sağlık Bakanlığının asıl işveren olduğuna karar verilmişolup verilen kararlar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Hal böyleolunca Mahkemece davacının davalı Bakanlığın çalışanı olması sebebiyle ilavetediye alacağına hak kazanacağı gözetilmeksizin kabulü yerine reddi hatalı oluptekrar bozmayı gerektirmiştir."
24. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 29/1/2015 tarihli veE.2014/35860, K.2015/1476 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Somut olayda, Çalışma ve SosyalGüvenlik Bakanlığı iş müfettişleri tarafından, 01.01.2008-31.12.2010 arasındabin işçi ile yapılan temizlik hizmetleri işi ile bu işten ayrılarak,01.01.2009-31.12.2010 arasında ikiyüz işçi ile yapılan biyomedikal aletlerintemizlik işi sözleşmelerinin asıl işveren ile alt işveren arasında muvazaa tanımınauygun olarak yapıldığı, bu işlerde çalışan işçilerin baştan beri asıl işverenişçisi olduğu tespit edilmiş, davalı ve ilgili firmalar tarafından raporausulüne uygun itirazda bulunulmamıştır. Dosya içeriğine göre, davacı buihalelerden biri kapsamında çalışmış olup dava tarihinde çalışmasınısürdürmektedir. Açıklanan muvazaa tespiti davacının çalıştığı01.01.2008-31.12.2010 arasında bin işçi ile yapılan temizlik hizmetleri işi ilesınırlı olarak geçerlilik ifade edeceğinden, davacının ilave tediye alacağımuvazaa tespiti yapılmış olan bu dönem için hesaplanarak hüküm altınaalınmalıdır. Söz konusu alacağın yazılı şekilde dava tarihine kadar kabuledilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir."
B. UluslararasıHukuk
25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes davasının medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız vetarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde,görülmesini isteme hakkına sahiptir...”
26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanmahakkının hukukun üstünlüğünün Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunubelirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğinibelirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukukidurumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelereolan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısalsisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmenbirbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveniazaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (NejdetŞahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).
27. Diğer yandan hukuki güvenlik ilkesinin gerekleri vebireylerin meşru beklentilerinin korunması, içtihadın değişmezliği şeklinde birhak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; NejdetŞahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik veevrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğindenkararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/MakedonyaEski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).
28. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol, tam dayargı kararları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözümgetirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasındaolduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamanaihtiyaç duyacağı açıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez vedigerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94, ...34173/96, 28/10/1999, §59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.), B. No: 42162/02,2/12/2008).
29. AİHM, açık bir keyfîlik bulunan durumlar hariç ulusalmahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanın kendi görevi olmadığınadikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşe göre benzer davalardaverilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklı kararlarını karşılaştırmak daprensipte AİHM'in görevi değildir. AİHM, söz konusu mahkemelerin bağımsızlığınasaygı göstermek durumundadır (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §50).
30. AİHM, iki ihtilafa farklı muamele yapılmasınınincelenen gerçek olayların farklılığından kaynaklanmış olması hâlinde çelişkiliiçtihatlardan bahsedilmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir (Ucar/Türkiye(k.k.) B. No: 12960/05, 29/9/2009).
31. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin herbiri kendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağınadayalı yargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tipuyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendiiçinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto/Portekiz, B.No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03,24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92; NejdetŞahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).
32. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinindayandığı kriterleri açıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek mahkemeniniçtihadında derin ve süregelen farklılıklar olup olmadığı, iç hukukta bututarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizma bulunup bulunmadığı, bumekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulandı ise ne ile sonuçlandığınıntespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya, B. No: 30658/05, 6/12/2007, §§37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).
33. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarındatutarlılığın ve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalaroluşturulmasının önemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirinezıt kararlar verilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerinsorumluluğunda olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'inincelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların bir yüksek mahkemeninbirleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlantılı olarakyargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğübelirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 55, 80).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
34. Mahkemenin 28/1/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
35. Başvurucular, bir mahkemenin aynı kararları arasındaçelişki bulunmasının hukuki belirlilik ilkesini zedeleyeceğini belirtmiştir.Başvurucular, kendileri ile aynı durumda olan işçilerle beraber ilave tediyealacağını alabilmek için dava açtıklarını ifade etmiştir. Kendileri ile benzerdurumda olanların açmış olduğu davalar yerel mahkemelerce kabul edilirken veBAM tarafından söz konusu kararlar onanırken İstanbul BAM tarafından haksız birşekilde kendi davalarının reddedilmesi nedeniyle hukuki güvenlik ilkesininzedelendiğinden yakınmıştır. Lehlerine birçok BAM ve Yargıtay kararı olmasınarağmen ve kendileri ile aynı durumdakilerin davalarını kazanmasına rağmen kendidavalarının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
''Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucuların iddialarının özünün adil yargılanma hakkınıngüvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğuve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Genelİlkeler
39. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğalsonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma" ibaresinineklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikleTürkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvencealtına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir.Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahipolduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanmahakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).
40. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıklarınçözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir.Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukukdevleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasındagözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.
41. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini dehukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayıamaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfîuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).
42. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veyabirden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardanbirine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukukkurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birdenfazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyipetkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,12/1/2017, § 81).
43. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukundinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlamakabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliğisağlaması beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzerdavalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması,bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir dairetarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirinezıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlikilkelerine ters düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesihâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenengüven zarar görebilir (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §64).
44. Anayasa Mahkemesi; bu noktada derece mahkemelerininhukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen birhâl aldığı, başka bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içindeuygulamada birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıklarıortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir.
45. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olangüveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhilmahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadankaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin birşekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (EnginSelek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 58).
46. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığınıdeğerlendirdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlı olarak uygulanan içtihattanayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlinde kamuoyu nezdinde yargıya olangüvenin muhafaza edilmesi bakımından yeni yaklaşımın istikrarlı bir şekildeuygulanması gerektiğine dikkat çekmiş ve içtihat değişikliği sonucundabenimsenen yaklaşımın uygulamada birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemelertarafından istikrarlı olarak uygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlaledebileceğine karar vermiştir (Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018,§ 48).
47. Anayasa Mahkemesi sosyal yardımlaşma ve dayanışmavakfı çalışanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususundasüregelen içtihat farklılığını değerlendirdiği Yasemin Bodur (B. No:2017/29896, 25/12/2018, § 52) kararında içtihat farklılığının derinleşmiş vesürekli bir nitelik kazanmış olduğu, bu durumun davaların somut özelliğindenkaynaklanmadığı ve bu durumun ortadan kaldırılmasını sağlayacak içtihadıbirleştirme kararı gibi elverişli bir mekanizma işletilmemesi nedenleriylevarılan sonucun başvurucu için öngörülemez olduğu ve yargılamanın hakkaniyetinizedelediği sonucuna ulaşmıştır.
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
48. Başvuruya konu somut davanın niteliği aslında tediyealacağına ilişkindir. Derece mahkemeleri önce başvurucuların kamu işçisi olupolmadığını tespiti amacıyla muvazaa olgusunu değerlendirmiştir. Muvazaa konusuYargıtay kararlarına da konu olmuştur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; çalışanlarınalt işverence iş sözleşmesinde belirtilen işlerde ve koşullardaçalıştırıldığının tespit edilmesi durumunda asıl işveren ile alt işverenarasında muvazaanın bulunmadığına, dolayısıyla da ilave tediye alacağına hakkazanamayacağına karar vermiştir. Öte yandan yine aynı Daire; çalışanların işsözleşmesinde belirtilen işler dışında çalıştırıldığının tespit edilmesihâlinde ise asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşmenin muvazaalıolduğunu, bu nedenle çalışanların baştan beri asıl işverenin işçisi sayılmasıgerektiğini belirtmiş ve çalışanların bu durumda ilave tediye alacağına hakkazanacağına karar vermiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi de aynı yönde kararlarvermiş olup çalışanların alt işveren ile yapmış oldukları sözleşmede belirtilenişlerde çalışması hâlinde asıl işveren ile alt işveren arasında muvazaabulunmadığını belirtmiştir. Söz konusu durumda da çalışanların ilave tediyeücretine hak kazanacağına karar vermiştir (bkz. §§ 18-24). Sonuç olarakYargıtay Daireleri her bir davanın koşullarına özgü şekilde değerlendirmeyapmakta ve muvazaa iddiasını inceleyerek karar vermektedir.
49. Somut olaya gelince derece mahkemeleri başvurucularınsözleşmelerinde belirtilen işlerden başka işlerde çalıştıklarını ifade ederekasıl işveren ile alt işveren arasında muvazaa bulunması nedeniyle başvurucularailave tediye alacağı ödenmesine karar vermiştir. İstanbul BAM isebaşvurucuların baştan beri sözleşmesinde belirtilen işlerde çalıştıklarınıbelirttikten sonra alt işveren ile asıl işveren arasında muvazaa bulunmamasınedeniyle davaları reddetmiştir.
50. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, Yargıtayın ilgiliDaireleri tarafından istikrarlı olarak uygulanan bir içtihattan ayrılma sözkonusu olmadığından somut olayın yukarıda anılan Yasemin Bodur başvurusundanfarklı olduğuna işaret etmektedir.
51. Yargıtay Dairelerinin vermiş oldukları kararlardavardıkları sonuca hangi nedenle ulaşıldığını başvurucu ve üçüncü kişilertarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçelersunmaktadır.
52. Somut olaya konu İdareye bağlı hastanelerde hizmetakdine bağlı olarak çalışan personelin ilave tediye alacağına hak kazanıpkazanmayacağı hususunda süregelen içtihat farklılığı bulunmamaktadır. AksineDaireler davacılara ait sözleşmelerde muvazaa bulunup bulunmadığını kendiaçılarından değerlendirerek muvazaa bulunması hâlinde ilave tediye alacağınınödenmesine karar vermiştir. İstanbul BAM da başvurucuların davalarına konu işsözleşmelerinde muvazaa bulunup bulunmadığını incelemiş ve muvazaa bulunmadığıkanaatine varmıştır. Muvazaa bulunmadığı kanaatine varılmasıyla başvurucularınkamu işçisi olmadığı sonucuna varılarak başvurucuların ilave tediye alacağınahak kazanamadığı tespiti yapılmıştır. Yapılan tespit ve varılan sonucunöngörülemez olmadığı gibi bu hususun yargılamanın hakkaniyetini zedelemediğianlaşılmaktadır. Diğer taraftan ortada içtihat farklılığı olarakdeğerlendirilecek bir hususun da bulunmadığı görülmektedir. Kararlarda sonuçitibarıyla derin ve süregelen farklılığın bulunmaması nedeniyle ortaya çıkandurumun başvurucu için öngörülemez olmadığı ve bu hususun yargılamanınhakkaniyetini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğinekarar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLALEDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerindeBIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 28/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.