TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
FATMA KILIÇ VE İBRAHİM HALDIZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/37387)
Karar Tarihi: 21/4/2021
R.G. Tarih ve Sayı: 11/6/2021-31508
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Recai AKYEL
Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN
Raportör
:
Ali KOZAN
Başvurucular
:
1. Fatma KILIÇ
2. İbrahim HALDIZ
Başvurucular Vekili
:
Av. Emre YÜKSEL
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan manevizararların tazmin edilmemesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığınınkorunması hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 9/11/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına gönderilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Birinci başvurucu muhasebe çalışanı, ikinci başvurucuise inşaat müteahhididir. Başvurucular, ikinci başvurucunun kullanımındaki araçile 4/2/2005 tarihinde trafik kazası geçirmiştir. Başvurucular anılan kazasonucu yaralanmıştır.
9. Kaza Tespit Tutanağı'na göre kaza, yağışlı bir havadayolun yüzeyinde akar şekilde yağmur birikintisinin mevcut olması nedeniylearacın kayarak daha önce parçalanmış orta bariyer demirlerine çarpması sonucugerçekleşmiştir. Ayrıca anılan tutanakta, kazanın oluşumunda yolun bakım,onarım ve temizliğinden sorumlu Karayolları Genel Müdürlüğünün (İdare) %75,ikinci başvurucunun %25 kusurlu olduğu yönündeki tespite yer verilmiştir.
10. Başvurucular, İdare ve sigorta şirketleri aleyhinePendik 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) maddi ve manevi tazminattalebiyle 29/4/2005 tarihinde dava açmıştır. Yargılama sürecinde hazırlananAdli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 27/12/2006 tarihli raporuyla birincibaşvurucunun anılan kazada gerçekleşen yaralanma nedeniyle %23,2 oranında bedengücü kaybına uğradığı, 3/12/2014 tarihli raporuyla da ikinci başvurucunun %32,2oranında beden gücü kaybına uğradığı tespit edilmiştir. Yine Adli Tıp KurumuTrafik İhtisas Dairesinin raporuna göre kazanın oluşumunda İdare %25, başvurucuİbrahim Haldız ise %75 kusurludur.
11. Hukuk Mahkemesi 25/6/2009 tarihinde Karayolları GenelMüdürlüğüne açılan dava yönünden görevsizlik kararı vermiştir. Karargerekçesinde, davada hizmet kusuruna dayanılması nedeniyle idare mahkemesiningörevli olduğu belirtilmiştir.
12. Görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonrabaşvurucu, Hukuk Mahkemesi kararına da dayanarak İstanbul 9. İdare Mahkemesinde(Mahkeme) 1/9/2009 tarihinde tam yargı davası açmıştır. Mahkeme eksikliklernedeniyle 16/9/2009 tarihinde dilekçenin reddine karar vermiştir. Eksikliklergiderilerek 12/11/2009 tarihinde dava yenilenmiştir.
13. Dava dilekçesinde başvurucular vekili; yoldakiçukurluklarda oluşan su birikintisi ve yolun bakımının yapılmaması nedeniylekazanın meydana geldiğini, başvurucuların ağır yaralandıklarını ve beden gücükaybının oluştuğunu belirtmiştir. Kaza Tutanağı'na göre kazanın oluşumundaotoyolun bakım, onarım ve temizliğinden sorumlu olan İdarenin %75 oranındakusurlu olduğunu, kaza nedeniyle başvurucuların uzun süre tedavi oldukları veçalışamadıklarını, bu süre zarfında bakım ve ihtiyaçlarının bakıcı tarafındansağlandığını iddia etmiştir. Ayrıca başvurucuların kaza nedeniyle ruhsal olarakda zarara uğradıklarını, kazadan önceki ruhsal durumlarına dönemediklerini,işlerini ve toplumdaki sosyal konumlarını kaybettiklerini vurgulayarak maddi vemanevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
14. Mahkeme 21/2/2013 tarihinde 16.824,38 TL madditazminatın İdareden alınarak birinci başvurucuya verilmesine, her iki başvurucuyönünden manevi tazminat talebinin reddine karar vermiştir. Kararıngerekçesinde; olay sonrasında ilgili trafik polisince tanzim edilen Kaza TespitTutanağı'na göre kazanın yoldaki su birikintisinden kaynaklandığı ve bu kazanınoluşumunda davalı İdarenin %75 kusurlu olduğunun belirtildiği, bu hâliyleİdarenin bir hizmet kusurunun bulunduğu ve bundan doğan zararı gidermekleyükümlü olduğu vurgulanmıştır. Gerekçelerde ayrıca İdare hukuku ilkelerine görekişilerin manevi varlıklarının zarara uğradığından bahisle manevi tazminatdavası da açabileceği, manevi tazminatın İdarenin eylem ve işlemi nedeniyle kişilerinağır elem, üzüntü, keder duymaları veya kişilik haklarına karşı yapılan ağırbir tecavüz sonucu manevi haklarının zedelenmesi nedeniyle ortaya çıkan zararıgidermeye yönelik bir tatmin aracı olduğu belirtilmiştir. Ortada kişilerinmaddi zararını doğuran ve İdareye atfı kabil bir eylem ve işlem bulunsa dahi bueylem ve işlemde ağır bir hizmet kusuru olmadıkça kişilerin manevi zararauğradığının kabulüyle istenilen manevi zararın karşılanmasına da olanakolmadığı değerlendirmesine yer verilmiştir. İdarenin hukuka aykırı bulunan hereylem ve işleminin tazmin borcuyla sorumlu tutulabilmesi için eylem veişlemdeki hukuka aykırılığın bir dereceye kadar ağır olması ve idarenin açık vekesin bir kusurunun tespiti gerektiği vurgulandıktan sonra somut olaydaİdarenin hizmet kusuru söz konusu ise de bu kusurun hizmetin yürütülmesisırasında zaman zaman karşılaşılabilecek nitelikte bir kusur olduğubelirtilmiştir. Anılan hizmet kusurunun ağır bir hizmet kusuru olaraknitelendirilemeyeceği gözetilerek giderilmesi gereken bir manevi zararbulunmadığı değerlendirmesine yer verilmiştir.
15. Başvurucular vekili anılan kararı temyiz etmiştir.Temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporlarıyla kazanın oluşumunda İdarenin hizmetkusurunun olduğunun tespit edildiği, derece mahkemesinin de bu durumu kabuletmesine rağmen manevi tazminat talebinin hukuka uygun olmayan bir gerekçeylereddedildiği belirtilmiştir. Ayrıca kazada başvurucuların yaralanıp maluloldukları, vücut bütünlüklerini kısmen yitiren başvurucuların ızdırap çekmediğinikabul etmenin mümkün olmadığı, idare hukukunda manevi tazminata hükmedilmesiiçin ağır-hafif kusur ayrımının öngörülmediği vurgulanmıştır.
16. Danıştay Onbeşinci Dairesi 20/12/2016 tarihinde,derece mahkemesi kararının manevi tazminatın reddine ilişkin kısmının usul veyasaya uygun olduğu gerekçesiyle onanmasına, vekâlet ücreti yönündenbozulmasına karar vermiştir. Başvurucuların karar düzeltme talebi anılanDairenin 5/10/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
17. Nihai karar 3/11/2017 tarihinde başvuruculara tebliğedilmiştir.
18. Başvurucular 9/11/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“İdari dava türleri şunlardır:
...
b) İdari eylem ve işlemlerden dolayıkişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
...”
20. 4/2/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk BorçlarKanunu'nun 49. maddesi şöyledir:
"Kusurlu ve hukuka aykırı birfiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."
21. 6098 sayılı Kanun'un "Manevi tazminat"kenar başlıklı 56. maddesi şöyledir:
"Hâkim, bir kimsenin bedenselbütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak,zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine kararverebilir.
Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde,zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun birmiktar paranın ödenmesine karar verilebilir."
V. İNCELEME VEGEREKÇE
22. Mahkemenin 21/4/2021 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
23. Başvurucular, yargılamanın uzun sürdüğünü belirterekmakul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
24. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne DairKanun'a eklenen geçici 2. maddeye göre Anayasa Mahkemesine yapılan vemünhasıran bu maddenin yürürlüğe girdiği 31/7/2018 tarihi itibarıyla AnayasaMahkemesinde derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığıiddiasıyla ilgili bireysel başvuruların Adalet Bakanlığı İnsan Hakları TazminatKomisyonu (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenerek karara bağlanmasıöngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828,12/9/2018, §§ 27-36) kararında Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesineilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesinin bulunup bulunmadığı yönünden inceleyerek Tazminat Komisyonunabaşvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurununikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna varmış; başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle başvurunun kabul edilemezliğine karar vermiştir.
25. Mevcut başvuruda da söz konusu karardan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. KişininMaddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
27. Başvurucular; İdarenin kusurlu eylemi nedeniyleyaralandıklarını ve beden gücü kaybına uğradıklarını, kazanın oluşumundaİdarenin hizmet kusurunun olduğunun bilirkişi raporlarıyla da tespit edildiğinivurgulamıştır. Mahkemenin de hizmet kusurunun varlığını kabul etmesine rağmenkusurun ağır olmadığı ve bu tür bir kusurun zaman zaman ortaya çıkabileceğigerekçesinden hareketle tazminat talebini reddetmesinin kişinin maddi ve manevivarlığının İdarenin eylemleri karşısında önemsiz olduğu sonucunu doğurduğunubelirtmiştir. Danıştay kararlarına göre manevi tazminata hükmedilmesi içinkusurun varlığının yeterli olduğunu, kusurun ağır ya da hafif olmasınıntazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığını, ayrıca kusur oranına ilişkinyargılama sürecinde yeterli inceleme yapılmadığını ve farklı kusur oranlarınıntespit edildiğini belirten başvurucular, kişinin maddi ve manevi varlığınınkorunması, yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
28. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanakalınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenarbaşlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, ..., maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucuların iddialarının özünün bedensel ve ruhsal bütünlüklerininbozulmasında İdarenin hizmet kusurunun sabit olmasına rağmen manevi tazminattalepleri karşılanmayarak giderim sağlanmadığı yönünde olduğu anlaşıldığından,başvuru bir bütün hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunması hakkı kapsamındaincelenmiştir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. Genelİlkeler
31. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındaherkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmektedir. Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevivarlığının bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özelkişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B.No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
32. Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı öncelikledevletin kişilerin maddi ve manevi varlığına keyfî olarak müdahale etmemesinigerektirir. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığıkoruma ve geliştirme hakkı Anayasa'nın 5. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde devlete, ayrıca vücut ve ruh bütünlüğüne yönelensaldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibara yönelik haksız eylemlerkarşısında kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili biçimde koruma şeklindepozitif ödevler yükler (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, §32).
33. Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarınayapılan müdahaleler bakımından söz konusu pozitif yükümlülüğü müdahalelerekarşı etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvencelerisunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamlarınbireylerin idareyle ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil birkarar vermesini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Hüdayi Ercoşkun,B. No: 2013/6235, 10/3/2016, § 94).
34. Etkili yargısal koruma sağlamada mağdurların kendiinisiyatifleri ile hukuk veya idare mahkemesinde açtıkları dava yollarınınsadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada fiilen deetkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisinesahip bulunması gereklidir. Başvuru yolunun ancak bir hak ihlali iddiasınıönleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hakihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesihâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; FilizAka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).
35. Ayrıca kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir eylemdendoğan zararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı, bu çerçevededevletin Anayasa’nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerinegetirmediği durumlarda kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (ÖzkanŞen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40; Yasin Çıldır, B. No:2013/8147, 14/4/2016, § 37).
36. Diğer taraftan bu yöndeki pozitif yükümlülüğününsonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğünü ifadeettiğini hatırlatmak gerekir. Uygun araçların kullanılması yükümlülüğü, herdavada başarılı olunması veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıylabağdaşan bir sonuca varılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bununla beraberkural olarak dava, olayın gerçekleştiği koşulları belirleyecek ve iddialarındoğruluğunun kanıtlanması hâlinde sorumlularının tespit edilerek uygun telafiimkânlarını sağlayacak nitelikte olmalıdır (Nail Artuç, B. No:2013/2839, 3/4/2014, § 45; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017,§ 50).
37. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamındahukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminatdavalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesigerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleriyargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik veözenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının daAnayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir zira derecemahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargısisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesindesahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır,§ 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).
ii. İlkelerinOlaya Uygulanması
38. Somut olayda başvurucuların iddiaları, vücutbütünlüklerinin bozulmasında İdarenin hizmet kusuru olduğu tespit edilmesinerağmen manevi tazminat taleplerinin reddedilmesine yönelik olduğu görülmüştür.
39. Somut olayda Mahkeme tarafından İdarenin kusurunun vebaşvurucuların maddi zararlarının tespiti ve hesaplanması konusunda araştırmayapıldığı ancak manevi zararlarla ilgili olarak olaya uygun değerlendirmeyapılmadığı görülmektedir. Öte yandan ilgili mevzuatta bedensel bütünlüğünzedelenmesi durumunda olayın özelliklerine göre maddi ve manevi tazminatahükmedilebileceği açıkça düzenlenmiştir (bkz. §§ 19-21). Maddi tazminat idarieylem ve işlem nedeniyle kişilerin uğradığı maddi zararlarının tazmininisağlarken manevi tazminat aynı işlem veya eylemden dolayı kişinin çektiğiızdırabın, elemin yarattığı manevi yıpranmanın hafifletilmesi ve tazminiamacına hizmet etmektedir. Kişinin idarenin işlem ve eylemlerinden kaynaklananhem maddi hem de manevi zararlarının tazmininin mevzuatta düzenlenmesinin,devletin kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili biçimde korumayükümlülüğünün gereği olduğu söylenebilir. Öte yandan somut olayınözelliklerine göre manevi tazminata hükmetmek ve tazminatın nasıl hesaplanacağıkonusu hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin bir mesele olarak derecemahkemelerinin takdirindedir. Bariz takdir hatası veya keyfîlik içermedikçeAnayasa Mahkemesinin derece mahkemesinin bu takdirine müdahale etmesi uygundeğildir.
40. Somut olayda başvurucuların geçirmiş olduğu trafikkazasında yolun bakım, onarım ve temizliğinden sorumlu İdarenin kusurlu olduğuKaza Tespit Tutanağı ve bilirkişi raporuyla tespit edilmiş; derece mahkemesitarafından da hizmet kusurunun varlığı kabul edilmiştir. Ayrıca başvurucularınkaza nedeniyle uzun süre tedavi görmek zorunda kaldıkları ve sonuç olarakbirinci başvurucunun %23,2, diğer başvurucunun ise %32,2 oranında beden gücükaybına uğradıkları konusu da sabittir. Bu tespitler bağlamında İdareninkusurunun da etkili olduğu anlaşılan kazada başvurucuların ağır derecedeyaralandıkları, uzun süre tedavi gördükleri, vücut bütünlüklerinin bozulduğuhatta bedensel güç kaybına uğradıkları gözetildiğinde başvurucularınyaşadıklarının etkisiyle manevi olarak yıpranmadıklarını söylemenin somut olayauygun düşmeyeceği açıktır.
41. Bununla birlikte Mahkemenin trafik kazasında İdareninhizmet kusuru olduğunu kabul etmesine rağmen anılan kazadan kaynaklanan maneviyıpranma konusunda somut olayın koşullarına uygun değerlendirme yapmayarakmanevi zararlar yönünden giderim sağlamadığı, ayrıca başvurucuların esasa etkiedecek iddialarına ilişkin ikna edici ve somut gerekçe sunmadığı anlaşılmıştır.Bu durumda başvuruya konu davada İdarenin hizmet kusurunun olduğu kabulünerağmen bu kusurdan kaynaklanan manevi zararın gideriminin sağlanmadığı,dolayısıyla Mahkemenin bu yönüyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunmasıhakkı bakımından yeterince özenli bir yargılama yapmadığı ve yargısal denetimdede bu hususun dikkate alınmadığı kanaatine varılmış olup bu nedenle kişininmaddi ve manevi varlığının korunması hakkı bakımından devletin pozitifyükümlülüğünün yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 17.maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevivarlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
43. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesininilgili kısmı şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
44. Başvurucular, ihlalin tespit edilmesini istemiş veayrı ayrı 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
45. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
46. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
47. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadankaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruyaözgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesitarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğindeusul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgilimahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi birtakdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisineulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin AnayasaMahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam edenihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (MehmetDoğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
48. İncelenen başvuruda, manevi zararın giderimikonusunda Anayasa'nın 17. maddesi bağlamında özenli bir yargılama yapılmamasınedeniyle ihlalin doğrudan derece mahkemelerinin kararlarından kaynaklandığıanlaşılmıştır.
49. Bu durumda kişinin maddi ve manevi varlığın korunmasıhakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama isebireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararıverilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlalkararında belirtilen ilkelere uygun şekilde yeni bir karar verilmesindenibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzereilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
50. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmasına karar verilmesinin yeterli bir giderimsağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesigerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
51. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvencealtına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevivarlığını koruma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 9. İdare Mahkemesine (E.2009/1775,K.2013/327) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucularınHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay OnbeşinciDairesine (E.2014/296) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2021 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verildi.