TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
FECİR ERGÜN TURAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/10590)
Karar Tarihi: 5/12/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Fecir ERGÜN TURAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, iş sözleşmesi kapsamında çalışan başvurucunun mobbinge (psikolojk taciz) maruzbırakılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/6/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, 1997 yılında imzaladığı iş sözleşmesiyle Türk HavaYolları Anonim Ortaklığı (THY) Ekip Planlama Müdürlüğünde endüstri mühendisiunvanıyla çalışmaya başlamıştır.
9. Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesitarafından düzenlenen 22/5/2007 tarihli sağlık raporunda, başvurucunun özürdurumuna göre vücut fonksiyon kaybı oranı yüzde kırkdokuzolarak belirlenmiştir. Başvurucu hakkında farklı tarihlerde düzenlenen sağlıkraporlarında -çok yüksek risk kategorisinde- hipertansiyon ve diyabet hastasıolduğu saptanmıştır.
10. Ekip Planlama Müdürlüğü tarafından, THY'nin ilgili üstbirimine yazılan 21/11/2007 tarihli yazıda, başvurucunun çalışmalarının verimliolmadığı gerekçesiyle başka bir birimde görevlendirilmesinin uygun olacağıbelirtilmiştir. Sözlü olarak durumdan haberdar edilen başvurucu, çalışmalarındadaha gayretli olacağını bildirmiş; bunun üzerine başka birime atanması işlemidurdurulmuştur.
11. 15/10/2008 tarihinde başvurucu, verimsizliğinin devam ettiğigerekçesiyle THY Operasyon Takip Müdürlüğü bünyesinde uzman kadrosunaatanmıştır. Başvurucu, anılan birimde vardiyalı olarak görevlendirildiğiniancak vardiyalı şekilde çalışmak istemediğini belirtmiştir. Başvurucu,17/3/2009 tarihinde normal mesai saatlerinde görevlendirilmiştir.
12. Başvurucuya tebliğ edilen 24/3/2009 tarihli yazıyla OperasyonTakip Müdürlüğünde de işine karşı ilgisiz olduğu, verilen görevlerisahiplenmediği ve amirleri ile çalışma arkadaşlarına karşı umursamaz tavırlartakındığı gerekçesiyle iş akdinin feshedilmesinin planlandığı belirtilmiş vekonu hakkında savunma yapması için süre verilmiştir.
13. Başvurucu, 27/3/2009 tarihinde yazılı olarak sunduğusavunmasında, doğuştan gelen metabolik bozukluklarnedeniyle diyabet, hipertansiyon, boyun fıtığı gibi birtakım hastalıklardan muzdarip olduğunu, fazla çalışma ve gece çalışmasıyapamayacağı açık olmasına rağmen özverili şekilde görevlerini yerinegetirdiğini belirtmiştir. Başvurucu, tüm bunlara rağmen mühendis olan unvanıkaldırılarak uzman kadrosuna geçirildiğini ve hiç birgerekçe gösterilmeksizin Operasyon Takip Müdürlüğünde vardiyalı olarakgörevlendirildiğini dile getirmiştir. Başvurucu, olumsuz kış şartları vevardiyalı olarak çalışması nedeniyle sağlık sorunlarının arttığını, bu nedenle2008 yılı Aralık ayı, 2009 yılı Ocak ve Şubataylarında toplamda otuz günlük sağlık raporu aldığını, birim yöneticileritarafından kendisine sürekli olarak "Özür durumun nedeniyle artık emekliolabilirsin, emekli olmazsan sözleşmen feshedilecek" şeklinde sözlüihtarda bulunulduğunu ifade etmiştir. Başvurucu, iş verimliliğinin düşük olduğuyönündeki kendisine yönelik isnadın ön yargılı bir değerlendirmeden ibaretolduğunu, hangi görevi yerine getirmediğine ilişkin açık ve somut bir isnadınbulunmadığını belirtmiştir.
14. Başvurucunun iş sözleşmesi, THY İcra Komitesinin 24/4/2009tarihli kararıyla kıdem ve ihbar tazminatı ödenmek suretiyle feshedilmiş ve budurum 13/5/2009 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu, somut bir gerekçe olmaksızın haksız şekildesözleşmesinin feshedildiğini belirterek Bakırköy 12. İş Mahkemesinde işe iadedavası açmıştır. Mahkeme, başvurucu hakkında yapılan değerlendirmelerin subjektif olduğu ve performans değerlendirmesininyapılmadığı gerekçesiyle feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesinekarar vermiştir. Karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 5/4/2010 tarihli ilamıylaonanmıştır.
16. İşe iade edilen başvurucu, sağlık sorunlarına rağmenvardiyalı şekilde çalıştırıldığını, haksız şekilde savunmalarının istendiğini,2002 yılından itibaren iş yaşamının kabusa dönüştürüldüğünü, birim amiri tarafındanpsikolojik tacize uğradığını ve rencide edildiğini, tüm bu eylemlerinpsikolojik taciz oluşturduğunu belirterek 29/3/2010 tarihinde Bakırköy 9. İşMahkemesinde tazminat davası açmıştır.
17. Davalı tarafından sunulan cevap dilekçesinde, işverene nakilyetkisi veren iş sözleşmelerinin geçerli olduğu, THY İnsan KaynaklarıYönetmeliği'nde iş gücünde meydana gelen gelişmelerden doğan ihtiyacınkarşılanabilmesi için personelin başka bir göreve nakledilebileceğinindüzenlendiği, ayrıca yapılan görev değişikliklerine başvurucu tarafından itirazedilmediği belirtilmiştir. Davalı, başvurucuya herhangi bir psikolojik baskıyapılmadığını, etik dışı herhangi bir teklifte bulunulmadığını belirterekdavanın reddini talep etmiştir.
18. Bakırköy 9. İş Mahkemesi, somut uyuşmazlıkla ilgili olaraktanık ifadelerine başvurmuştur. Başvurucu ile aynı şirkette çalışan ve4/11/2010 tarihli oturumda ifade veren başvurucunun tanığı Ç.A., başvurucuyuküçük düşürecek ya da aşağılayacak şekilde şirket yöneticilerinin sözlü ve fiilibir davranışına şahit olmadığını, ancak başvurucunun görev yerinin bir kaç kez değiştirildiğini, vardiyalı şekildeçalıştırıldığını, kadrosunun uzman seviyesine düşürüldüğünü, birim amirininbaşvurucunun emekli olmasını istediğini belirtmiştir. 2008 yılı Eylül ayınakadar başvurucu ile aynı şirkette çalışan diğer tanık N.D. ise her zaman olmasada yapılan işlerin beğenilmediğini, hatalar bulunulduğunu, çalıştığı dönemdebirim amirinin başvurucuya yönelik olumsuz bir davranışına şahit olmadığınıdile getirmiştir. Davalı şirketin tanığı ve başvurucunun birim amiri olan L.H.ise 25/2/2011 tarihinde verdiği ifadesinde yapılan görev değişikliklerininperformans değerlendirmesine ilişkin olduğunu, amiri olduğu birimde devardiyalı şekilde çalışıldığını, başvurucuya karşı hakaret veya küçük düşürücüherhangi bir davranışın sergilenmediğini belirtmiştir.
19. Bakırköy 9. İş Mahkemesi, başvurucunun işten çıkarılmasısürecinde muhatap kılındığı eylem ve işlemlerin psikolojik taciz olarakdeğerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda 25/2/2011 tarihli ara kararıylabilirkişi raporu alınmasına karar vermiştir. Bu kapsamda psikolog bilirkişitarafından hazırlanan 23/5/2011 tarihli raporda, sağlık sorunları bulunanbaşvurucunun görev yerinin ve unvanının değiştirilmesinin ve gerekçeleriyeterince açıklanmadan iş sözleşmesinin feshedilmesinin ileriye yönelik meslekikariyerini ve itibarını zedeleyebileceği dikkate alındığında başvurucununpsikolojik tacize maruz kaldığı kanaatine ulaşıldığı yönünde görüşe yerverilmiştir.
20. Bakırköy 9. İş Mahkemesi, 1/12/2011 tarihli kararıyladavanın reddine hükmetmiştir. Kararda, amirleri tarafından başvurucuya karşıküçük düşürücü, aşağılayıcı ve hakaret içerir hâl ve harekette bulunulmadığıhususunun dinlenen tanıklarca dile getirildiği vurgulanmıştır. Kararda,başvurucunun 2007 yılından itibaren sağlık sorunları yaşadığı, 2007 yılındakigörev değişikliğinin birimler arasında yapılan yazışmalardan sonra iptaledildiği, bu konuda başvurucunun bilgisinin bulunmadığının anlaşıldığı, başvurucunungörev yeri değişikliğinin işverenin işin yürütümünü sağlamaya yönelik yetkisikapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kararda, başvurucununtalebi doğrultusunda mesai saatlerinin 17/3/2009 tarihinden itibarendeğiştirildiği, başvurucunun savunma verdiği tarih itibarı ile iş yerindekiçalışma düzeniyle ilgili bir şikâyetinin bulunmadığı, görev yerinindeğiştirilmesine ilişkin olarak kanuni düzenlemeler gereği görevi kabul etmemehakkı bulunmasına rağmen başvurucunun bu yönde bir itirazının bulunmadığı ifadeedilmiştir. Kararda, başvurucunun iş akdinin feshi üzerine feshingeçersizliğinin tespiti ve işe iade istemiyle dava açıldığı, Bakırköy 12. İşMahkemesince feshin geçersizliğinin tespitine karar verildiği ve bu kararın dakesinleştiği belirtilmiştir. Kararda, başvurucu tarafından sağlık sorunlarınınkış ayının etkisi ve aşırı stres sebebi ile arttığının ifade edildiği, ancakstresin iş yerindeki olumsuz şartlardan kaynaklandığı yönünde başvurucunun açıkbir beyanının bulunmadığı belitilmiştir. Kararda;anlık kızgınlık, kavga, tartışma gibi sebeplerle söylenen söz ve davranışlarıntamamının psikolojik taciz olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,psikolojik tacizden söz edilebilmesi için işçinin sistematik olarak ve kastenolumsuz tavır ve davranışlara maruz bırakılması gerektiği vurgulanmıştır. Karargerekçesinde, belirtilen eylemlerin bir kısmının anlık gerçekleşen duygusaltepki niteliğinde olduğu, bir kısmının ise başvurucuda ortaya çıkan sağlıksorunları sebebi ile işin yönetimine ilişkin olarak işverenin yönetim hak veyetkisi kapsamında gerçekleştirdiği tasarruflar niteliğinde olduğu, dolayısıylasöz konusu eylemlerin psikolojik taciz kapsamında değerlendirilmesinin mümkünolmadığı ve başvurucunun şahsi haklarına zarar verecek nitelikte manevitazminata hükmedilmesini gerektiren başka bir eylemin varlığının dakanıtlanamadığı belirtilmiştir.
21. Söz konusu karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12/3/2014tarihli kararıyla onanmıştır.
22. Nihai karar 29/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
23. Başvurucu 26/6/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
24. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun "Feshin geçerli sebebe dayandırılması"kenar başlıklı 18. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Otuz veya daha fazla işçi çalıştıranişyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli işsözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından yada işletmenin, iş yerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli birsebebe dayanmak zorundadır. Yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartıaranmaz."
25. 4857 sayılı Kanun'un "Sözleşmeninfeshinde usul" kenar başlıklı 19. maddesi şöyledir:
"İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebiniaçık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.
Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsizsüreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerlefeshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi şartlarınauygun fesih hakkı saklıdır."
B. Uluslararası Hukuk
26. Türkiye açısından 27/9/2006 tarihinde onaylanan ve 9/4/2007tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren3/5/1996 tarihli Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın “Onurlu çalışma hakkı” başlıklı 26.maddesi şöyledir:
"Akit Taraflar, tüm çalışanların onurluçalışma haklarının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıylaişverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak,
1. Çalışanların iş yerinde ya da işlebağlantılı cinsel taciz konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bununengellenmesini desteklemeyi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumayayönelik tüm uygun önlemleri almayı;
2. Çalışanların birey olarak iş yerinde ya daişle bağlantılı olarak maruz kaldıkları kınanılacakya da açıkça olumsuz ya da suç oluşturan, yinelenen eylemler konusundabilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunların engellenmesini desteklemeyi veçalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemleri almayıtaahhüt ederler."
27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"1. Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerininkorunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumdagerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahaleyapılamaz."
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletin doğrudanmüdahalesinden kaynaklanmayan özel hukuk kişilerinin birbirleri ile olanuyuşmazlıklarıyla ilgili olarak devletlerin sorumluluğunun devam edebileceğini,kamusal makamlardan gelebilecek keyfî uygulamalardan başka Sözleşme’dekihaklara etkili şekilde koruma sağlanabilmesi için özel hukuk kişileriarasındaki ilişkilerde de makul ve uygun önlemler almak suretiyle devletlerinmüdahale etme yükümlülüğü taşıyabileceğini ifade etmektedir (Sorensen ve Rasmussen/Danimarka[BD], B. No: 52562/99, 52620/99, 11/1/2006, § 57; Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya [BD],B. No: 28955/06, ..., 12/9/2011, § 59).
29. AİHM, özel hukuk iş ilişkilerinde Sözleşme'nin 8-11.maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla önüne gelen davalarda, taraf devletlerinanılan maddelerdeki güvencelerden kaynaklanan pozitif yükümlülüklerini yerinegetirip getirmediğini incelemekte ve işten çıkarılan başvurucuların söz konusugüvencelerinin özel hukuk iş ilişkileri çerçevesinde ulusal mahkemelerceyeterli derecede korunup korunmadığını irdelemektedir (Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya, §61).
30. AİHM’e göre Sözleşme’nin 8-11.maddelerinde yer alan haklara ilişkin olan özel hukuk uyuşmazlıklarındabireylerin çıkarlarıyla toplumun çatışan çıkarları arasında ulusal mahkemelerceadil bir denge kurulması gerekir (Köpke/Almanya,B. No: 420/07, 5/10/2010; Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya,§ 62; Eweida ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:48420/10, ..., 15/1/2013, § 84). Ayrıca güvence altındaki söz konusu haklaraözel hukuk iş ilişkisi kapsamında yapılan müdahalelerin meşru amaçla ölçülüolup olmadığı ile ulusal mahkemelerce verilen kararlarda sunulan gerekçelerinilgili ve yeterli olup olmadığı tespit edilmelidir (Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya, §63).
31. Ayrıca AİHM, ulusal mahkemeler tarafından izlenen usulüdenetleme ve özellikle ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini yorumlayıpuygularken Sözleşme’deki ve özellikle 8. maddedekigüvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine sahip olduğunuvurgulamakta; yaptığı denetime temel aldığı önemli bir ilke olan ikincillikilkesi gereği, ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerinin yorumlanmasına ilişkintakdirini değerlendirmeye tabi tutmamakta; ancak ulusal mahkemeler tarafındanulaşılan sonucun Sözleşme’nin 8. maddesinde öngörülen standartlara uygun birdenge sağlayıp sağlamadığını ve ulaşılan sonucun bu yönüyle özel hayata saygıhakkının ihlali anlamına gelip gelmediğini incelemektedir (Petrenco/Moldova, B. No: 20928/05, 30/6/2010, § 54; Palomo Sanchez vediğerleri/İspanya, § 55).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 5/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
33. Başvurucu, 2002 yılından itibaren işten yıldırma, çalışmaverimini düşürme amacıyla kasıtlı ve sistemli şekilde psikolojik tacize maruzkaldığını, özür durumuna rağmen çalışma ortamında yalnızlığa sürüklendiğini,sağlık raporları dikkate alınmadan keyfî olarak vardiyalı çalıştırıldığını,haklı bir sebep gösterilmeksizin kendisinden sürekli savunma istendiğini,eziyet niteliği taşıyan bu haksız uygulamalara THY tarafından göz yumulduğunu,tüm bu eylemlerin ve işlemlerin psikolojik taciz anlamına geldiğini ilerisürmüştür. Başvurucu, psikolojik taciz nedeniyle uğradığı manevi zararlarıntazmini talebiyle açtığı davanın hukuka aykırı şekilde reddedildiğinibelirterek kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ileeziyet yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, ihlalin tespitiile lehine 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
34. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiylebağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."
35. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma vegeliştirme hakkı, fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile, bireyin kendisineilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 30).
36. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında ise kimseye“işkence”, “eziyet” yapılamayacağı ve kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele ve cezaya tabi tutulamayacağıgüvence altına alınmıştır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasındabir yoğunluk farkı bulunmakta olup kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğüne en ağır şekilde zarar veren muamelelerin “işkence”, bu seviyeyevarmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçükdüşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insanhaysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §22).
37. Ancak bir eylemin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık düzeyine ulaşmışolması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her somutolayın özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması esastır. Bubağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti,yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Somut olaydaki verilerışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin isediğer haklar kapsamında değerlendirilmesi olanaklıdır.
38. Bu tespitlerden de anlaşılacağı üzere doğası gereğicezaların veya menfi hareket ve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin,kişinin fiziksel ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü vesair menfi tezahürlere yol açması ve bu etkileriaçısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramını çağrıştırması mümkündür.Bununla birlikte bu eylemlerin Anayasa’nın 17. maddesi anlamında işkence,eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olaraknitelendirilebilmesi için mağdurun subjektifniteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özelliklemeydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığaulaşmış olması gerekmektedir (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 35).
39. Belirtilen tespitler ışığında somut olay incelendiğinde,iddia edilen eylem ve işlemlerin başvurucu üzerinde fiziksel ve ruhsaletkilerinin olması mümkün olmakla birlikte, başvurucunun görev yeri ve unvanınailişkin birtakım işlemler yapılmasının ve olumsuz olarak nitelendirilenbirtakım söz ve davranışlara muhatap kılınmasının, muamelenin uygulanış şeklive yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkileraçısından, başvurucunun yaşı, mesleki statüsü ve tecrübesi de dikkatealındığında Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındadeğerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez. Bu nedenlebaşvurucunun şikâyetinin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
40. Somut başvuru, özel hukuk kişileri arasındaki biruyuşmazlığa ilişkindir. Dolayısıyla kamu makamlarının herhangi bir müdahalesisöz konusu değildir.
41. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında kalantemel haklar, yalnızca kamusal gücün doğrudan uygulanmasıyla değil; kimizamanda özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara konu olacak şekildeüçüncü kişilerin müdahaleleriyle zedelenebilmektedir. İlkinde söz konusugüvencelerin sağlanması adına kamusal makamlara yüklenen negatif ve pozitif tümyükümlülüklerin doğrudan yerine getirilmesi konusunda tereddüt bulunmamakta isede ikinci durumda devletin üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere netür bir koruma imkânı sunması gerektiği ve hangi çerçevede yükümlülüklertaşıdığı hususunda her olayın kendine özgü koşullarına göre değerlendirmelerdebulunulması gerekmektedir (Ömür Kara veOnursal Özbek, B. No: 2013/4825 , 24/3/2016, § 45).
42. Anayasa’nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri; yasama,yürütme ve yargı organları ile idare makamlarının yanı sıra diğer kuruluş vekişileri de bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Buna göre Anayasa’da tanınan hakve özgürlükler tüm bireyler bakımından güvence altındadır. Yine Anayasa’nın 5.maddesinde sayılan devletin temel amaç ve görevlerinin kapsamı ile temel hak vehürriyetlerin niteliklerine yönelik Anayasa’nın 12. maddesinde yer alan vurguda bu koruma alanını pekiştirmektedir. Söz konusu hak ve özgürlüklerin etkilişekilde korunması amacıyla özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklardan dahikaynaklansa kamusal makamlar belirli durumlarda pozitif yükümlülükler altınagirebilir. Uyuşmazlıkların özel hukuk kişileri arasında gerçekleştiğidurumlarda temel hak ve özgürlüklerin sağladığı güvencelerin yerine getirilipgetirilmediği denetlenirken Anayasa’nın kamusal makamlara yüklediğisorumluluklardan doğrudan özel hukuk kişileri sorumlu tutulamayacağındantaşıdığı koşulların özelliklerine göre bu tür başvuruların devletin pozitifyükümlülükleri bağlamında ele alınması gerekebilir (Ömür Kara ve Onursal Özbek, § 46). Bu nedenlerle somutbaşvuru, devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde incelenmelidir.
43. Bu kapsamda Anayasa'nın 17. maddesi, özel hukuk kişilerininbirbirleri ile olan uyuşmazlıklarının çözümüne ilişkin yasal alt yapınınoluşturulmasını, söz konusu uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun veusul yönünden güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesini ve buyargılamalarda temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilipgözetilmediğinin denetlenmesini gerektirir. Bu gereklilikler, üçüncü kişilerinbireylerin hak ve özgürlüklerine yaptığı haksız müdahalelere karşı kamusalmakamlar tarafından müsamaha gösterilmemesi zorunluluğundan kaynaklanır. Ziraderece mahkemeleri, özel hukuk ilişkisi kapsamındaki uyuşmazlıklarınçözümlenmesinde bağlayıcı kararlar vererek güvencelerin korunup korunmamasındarol almaktadır. Bu noktada uyuşmazlıkların yargısal makamlar önüne taşınması vehakkaniyete uygun bir yargılama yapılarak çözümlenmesi, kamusal makamlarınpozitif yükümlülüklerinin bir parçasını oluşturur (Ömür Kara ve Onursal Özbek, § 47).
44. Bu doğrultuda özel hukuk iş ilişkisi kapsamında çalışanbireylerin Anayasa ile güvence altına alınan haklarına yönelik müdahale iddiasıiçeren uyuşmazlıklarının karara bağlandığı davalarda, derece mahkemelerince sözkonusu güvenceler göz ardı edilmemeli; işveren ve çalışanlar arasındaki çatışançıkarlar adil biçimde dengelenmeli; başvurucuların temel haklarına yönelikmüdahalenin meşru amaca dayalı ve ölçülü olup olmadığı değerlendirilmeli veulaşılan sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçelersunulmalıdır (Ömür Kara ve Onursal Özbek, §50).
45. Başvurucu, psikolojik tacize maruz bırakıldığını belirterekişvereni aleyhine açtığı tazminat davasında, sağlık sorunları olmasına rağmenkendisine uygun çalışma koşullarının sağlanmadığını, emekli olması yönündebaskı yapıldığını, haksız ithamlarla savunmasının istendiğini, amirleritarafından sürekli olarak rencide edildiğini ve sistematik şekilde yıpratılmayaçalışıldığını ileri sürmüştür.
46. Bakırköy 9. İş Mahkemesinde yapılan yargılamada tanıkifadelerine başvurulmuş ve bilirkişi incelemesinden yararlanılmıştır. Yargılamaneticesinde verilen ret kararında, görev değişikliklerinin işverenin işinyürütülmesini sağlamaya yönelik yetkisi kapsamında kaldığı, nitekim başvurucuhakkındaki görev değişikliği planının durdurulduğu, başvurucunun davalı şirketeverdiği savunma dilekçesinde çalışma koşullarına yönelik bir şikâyette debulunmadığı belirtilmiştir. Kararda, görev değişikliğini kabul etmeme hakkıbulunmasına rağmen başvurucunun bu yönde bir itirazının bulunmadığı, sağlıksorunlarının iş yerindeki olumsuz koşullar nedeniyle arttığına ilişkin olarakbaşvurucunun açık bir beyanının olmadığı şeklinde ifadelere yer verilmiştir.Derece mahkemesi, psikolojik tacizden söz edilebilmesi için çalışanlarınsistematik olarak ve kasten olumsuz tutum ve davranışlara maruz bırakılmışolmalarının gerektiğini belirterek bir kısmı anlık duygusal tepkilerden birkısmı da işverenin yönetim yetkisi kapsamında yapılan tasarruflardan ibaretişlem ve eylemlerin psikolojik taciz kapsamında değerlendirilmesinin mümkünolmadığı sonucuna varmıştır.
47. Bireyler için çoğu zaman bir zorunluluk olan iş yaşamınınbarındırdığı olumlu ya da olumsuz niteliklerin başta bireylerin beden ve ruhsağlıklarına olan etkisi dikkate alındığında bu nitelikler genel yaşamkalitesinin belirlenmesinde önemli bir ölçü oluşturmaktadır.
48. Psikolojik taciz olarak tabir edilen ve çalışanlara yönelikiş yerlerinde gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden,yıldırma, dışlama, pasifize etme veya iştenuzaklaştırmayı amaçlayan, mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına,sosyal ilişkilerine ve özellikle ruh sağlıklarına zarar veren, bireylerinyaşamlarına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesineulaşan, kasıtlı biçimdeki olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak tanımlananpsikolojik taciz niteliğindeki eylem, işlem ya da ihmallerin Anayasa veSözleşme ile güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkını zedeleyebileceği açıktır. Psikolojik taciz mahiyetindeki butür davranışların önlenmesi için tedbirler alınması ve gerçekleştirildiğineyönelik şikâyetlerin etkili şekilde incelenmesi anayasal bir gereklilik olduğugibi yıldırıcı ve kasıtlı tutumlara maruz kalanların uğradıkları maddi vemanevi zararların giderilip sorumluların yasal çerçevede cezalandırılmaları dabu gerekliliğin bir devamını oluşturmaktadır (AynurÖzdemir ve diğerleri, B. No: 2013/2453, 24/3/2016, § 77; Hacer Kahraman, B. No: 2013/7935,20/4/2016, § 67).
49. Çalışanların adil çalışma koşulları altında güvenli vesağlıklı ortamlarda çalışmaları ile ilgili hususlar, insan hakları ile ilgilidiğer birtakım uluslararası hukuk belgelerinde de yer almaktadır. ÖrneğinGözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın 26. maddesinde, tüm çalışanlarınonurlu çalışma haklarının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıylaişverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak çalışanların birey olarak işyerinde ya da işle bağlantılı olarak maruz kaldıkları kınanacak ya da açıkçaolumsuz ya da suç oluşturan, tekrarlanarak devam eden eylemler konusundabilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunların engellenmesi konusunda desteklenmesi veçalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemlerinalınması taraf devletlerin taahhüdü olarak düzenlenmiştir (bkz. § 26).
50. Bireylerin çalışma ortamlarında maruz kaldıklarını ilerisürdükleri eylem, işlem ya da ihmallerin psikolojik taciz olaraknitelendirilmesi her somut olayın kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmesiylemümkündür. Müdahalelerin iş yeri ile ilgili iş yerinde çalışan diğer şahıslartarafından süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanan, sistemli ve kasıtlı,yıldırma ve dışlama amaçlı; mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda vesağlığında zarar ortaya çıkaran nitelikte olması gerekir. Müdahalelerin nedenolduğu sonuçların boyutu; mağdurun konumuna, muamelelerin süresine, sıklığına,kim ya da kimler tarafından gerçekleştirildiğine, mağdurun cinsiyeti, yaşı vesağlık durumuna kadar birçok faktöre göre değişebilmektedir (Aynur Özdemir ve diğerleri, § 79; Hacer Kahraman, § 69).
51. Mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek, önceliklederece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. Sistemli ve kasıtlıolarak haksız şekilde gerçekleştirildiği iddia edilen eylem ve işlemlerinpsikolojik taciz olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine yönelik olarakyapılacak incelemede, olayın tüm tarafları ile doğrudan temas hâlinde bulunanderece mahkemelerinin olayın koşullarını değerlendirmek açısından dahaavantajlı konumda bulunduğu tartışmasızdır. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bukuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır (Aynur Özdemir ve diğerleri, § 81; Hacer Kahraman, § 70). Bu çerçevedeyapılacak bir değerlendirme, somut başvuruya özgü olan devletin pozitifyükümlülüklerinin kapsamının belirlenmesine yönelik inceleme yöntemiyle uyumluolacaktır.
52. Başvuruya konu edilen yargılama süreci incelendiğindeöncelikle başvurucunun derece mahkemeleri önünde delillerini sunduğu, iddia vesavunma hakkını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığıgörülmektedir. Başvurucu hakkında tesis edilen görev değişikliği işlemlerininişin gereklilikleri dışındaki nedenlere dayandığına ilişkin başvurucununiddialarını destekleyecek bilgi ve belgelerin bulunmadığı, aksine başvurucununbaşka bir birimde görevlendirilmesine yönelik 21/11/2007 tarihli planlamadanbaşvurucunun talebi ile vazgeçildiği, 15/10/2008 tarihinde yapılan birimdeğişikliği sonrasında vardiyalı şekilde çalışmak istemediğini belirtenbaşvurucunun 17/3/2009 tarihinde normal mesai saatlerinde görevlendirildiğianlaşılmaktadır.
53. Tanık ifadeleri incelendiğinde, ilgili birim amirleritarafından başvurucuya yönelik olarak küçük düşürücü muamelelerdebulunulduğuna, hakaret edildiğine, yıldırma, dışlama, pasifizeetme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan davranışlar sergilendiğine ilişkinherhangi bir olayın tanıklar tarafından dile getirilmediği görülmektedir.Ayrıca işverenin tutumu nedeniyle başvurucunun sağlığının kötüye gittiğineilişkin iddiaya yönelik delil de sunulmamıştır. Öte yandan başvurucunun işverimliliğinin birim amirlerinin tasarruflarına ve başvurucuya yönelikeylemlere etkisinin olduğu kabul edilse dahi bu tür eylemlerin başvurucununyaşamına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaştığıve kasıtlı biçimdeki olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak tanımlananpsikolojik taciz niteliğinde olduğu söylenemez.
54. Derece mahkemelerince verilen kararlarda, başvurucunun veişverenin iddia ve savunmaları ile sunulan deliller değerlendirilerek tazminatdavasına konu edilen eylem ve işlemlerin psikolojik taciz oluşturmadığısonucuna ulaşıldığı, işverenin tutum ve davranışlarının makul ve orantılı olupolmadığının gözetildiği ve tüm bu hususlara dayanılarak davanın reddine ilişkinilgili ve yeterli gerekçeler sunulduğu görülmektedir.
55. Ayrıca başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili delillersunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğineilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlamayükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen yukarıda değerlendirilenler dışındakişinin maddi ve manevi varlığını korumasını ve geliştirmesini güvenceleyen anayasal hakkın nasıl ihlal edildiğine ilişkinolarak ihlal iddiasına konu eylem, işlem ve ihmallerin içeriklerine dair başkabir delilin de sunulmadığı görülmektedir.
56. Somut başvuruda, özel hukuk iş ilişkisinden doğanuyuşmazlığı karara bağlayan derece mahkemelerince ilgili ve yeterli gerekçeleroluşturularak anayasal güvencelerin korunması açısından pozitif yükümlülüklerinyerine getirildiği anlaşıldığından Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altınaalınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına yönelikaçık ve görünür bir ihlal saptanmamıştır.
57. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA5/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.