TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
FERİDE SAĞLAM BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7913)
Karar Tarihi: 23/2/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
İsmail Emrah PERDECİOĞLU
Basvurucu
:
Feride SAĞLAM
Vekili
:
Av. Kamil Tekin SÜREK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; işçistatüsünde çalışılan kamu kurumunda fiilî hizmet süresi zammındanyararlandırılmama ve bu konuda açılan davanın reddedilmesi nedeniyle hak aramahürriyetinin, zorla çalıştırılma yasağının, eşitlik ilkesinin, mülkiyet veetkili başvuru haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/10/2013 tarihinde İstanbul 22. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 6/11/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu 1/3/1994 tarihinden bu yana Okmeydanı Eğitim veAraştırma Hastanesinde radyoloji teknisyeni olarak çalışmaktadır.
6. Başvurucu, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalarve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 1/12/2008 tarihinde yürürlüğe girmesininardından anılan Kanun’un 40. maddesi uyarınca yaptığı işin niteliği ve iştigalettiği iş kolu itibarıyla fiilî hizmet süresi zammından yararlanmayabaşlamıştır.
7. Bununla birlikte başvurucu 10/2/2011 tarihinde İstanbul 6. İşMahkemesinde tespit davası açmış, işe başladığı tarih olan 1/3/1994 ile fiilîhizmet süresi zammından yararlanmaya başladığı Kasım 2008 arası dönemde deyaptığı iş gereği radyasyona maruz kaldığını belirtmiş, söz konusu dönem içinfiilî hizmet süresi zammını hak ettiğinin tespitine hükmedilmesini ve bu dönemeilişkin fiilî hizmet zammı süresi primlerinin davalı Sağlık Bakanlığıtarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna yatırılmasına karar verilmesini talepetmiştir.
8. İstanbul 6. İş Mahkemesi, 13/2/2013 tarihli ve E.2011/166,K.2013/121 sayılı kararı ile “… Tüm delillerve dosya kapsamı bu şekilde değerlendirilerek;davacınındavalı işyerinde başlangıçtan beri yaptığı işin aynı iş olduğu ve olumsuzkoşullardan aynı şekilde etkilendiği anlaşılmakta ise de; 5510 sayılı Yasa’nın01/12/2008 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 2008 Kasım ayından itibarenitibari hizmetten yararlandığı, ancak bu tarihten önceki çalışma dönemindeçalıştığı işyerinin 506 sayılı Yasa’da belirtilen işyerlerinden olmadığı…” gerekçesinedayanarak davanın reddine hükmetmiştir.
9. İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerineYargıtay 10. Hukuk Dairesi 17/6/2013 tarihli ve E.2013/7952, K.2013/13687sayılı ilamı ile kararı onamıştır.
10. Onama ilamı başvurucuya 1/10/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
11. Başvurucu 30/10/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
12. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve GenelSağlık Sigortası Kanunu ’nun “Fiili hizmet süresi zammı” kenar başlıklı40. maddesi şöyledir:
“Aşağıda belirtilen işyerlerinde ve işlerde 4 üncümaddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında çalışansigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu işyerlerinde ve işlerde geçençalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayıları,fiilî hizmet süresi zammı olarak eklenir. 360 günden eksik sürelere ait fiilîhizmet süresi zammı, 360 gün için eklenen fiilî hizmet süresi ile orantılıolarak belirlenir. Çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilebilmesiiçin, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında belirtilen sigortalılar hariçsigortalının kapsamdaki işyerleri ile birlikte belirtilen işlerde fiilençalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruz kalması şarttır.
...
Aşağıdaki bentlerden birden fazlasına dahil olanlar için, en yüksekolan bentten fiilî hizmet süresi zammı uygulanır.
Kapsamdaki İşler/İşyerleri
Kapsamdaki Sigortalılar
Eklenecek Gün Sayısı
...11) Radyoaktif ve radyoiyanizan maddelerle yapılan işler
Doğal ve yapay radyoaktif, radyoiyonizan maddeler veya bütün diğer korpüsküler emanasyon kaynakları ile yapılan işlerde çalışanlar.
90 gün
..."
13. Adana 1. İş Mahkemesinin Anayasa'ya aykırı olduğugerekçesiyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduğu 17/7/1964 tarihli ve506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu mülga ek 5. maddesi hükmünün AnayasaMahkemesinin 4/10/2006 tarihli iptal kararından önceki hâli şöyledir:
“506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, aşağıda sayılangörevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için,hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir.
Sigortalılar
Hizmetin Geçtiği Yer
Eklenecek Süre
I— a) 212 sayılı Kanunla değiştirilen 5953 sayılı basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetleri düzenliyen kanun kapsamına tabi olarak çalışan sigortalılar
b) Basın kartı yönetmeliğine göre basın kartına sahip olmak suretiyle gazetecilik yaparken, kamu kurumlarına giren ve bu kurumlarda meslekleriyle ilgili görevlerde istihdam edilen sigortalılar
5953 sayılı Kanunu Değiştiren 212 sayılı Kanunun birinci maddesi kapsamına giren işyerleri
Basın müşavirlikleri
90 gün
90 gün
II— (Değişik bent: 20/06/1987 - 3395/13 md.) Basım ve gazetecilik iş yerlerinden 1475 sayılı Kanun ve değişikliklerine göre çalışan sigortalılar
a) Solunum ve cilt yoluyla vücuda geçen gaz veya diğer zehirleyici maddelerle çalışılan iş yerleri,
b) Fazla gürültü ve ihtizaz yapıcı makine ve aletlerle çalışarak iş yapılan işyerleri,
c) Doğrudan doğruya yüksek hararete maruz bulunarak çalışılan işyerleri,
d) Fazla ve devamlı adali gayret sarf edilerek iş yapılan işyerleri,
e) Tabii ışığın hiç olmadığı ve münhasıran suni ışık altında çalı şılan işyerleri,
f) Günlük mesainin yarıdan fazlası saat 20.00’den sonra çalışılarak yapılan işyerleri,
90 gün
III— (Ek bent: 20/06/1987 – 3395/13 md.) Denizde Gemi adamları, gemi ateşçileri, kömürcüler, dalgıçlar.
90 gün
IV- (Ek bent: 20/6/1987 - 3395/13 md.) Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar.
1. Çelik, demir ve tunç döküm,
2. Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde,
3. Patlayıcı maddeler yapılmasında,
4. Kaynak işlerinde çalışanlarda.
90 gün
14. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 4/10/2006 tarihli veE.2002/157, K.2006/97 sayılı (27/3/2007 tarihli Resmî Gazete’deyayımlanan) kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…İtibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgu sanayi kollarıfarklı da olsa belli ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılmasıdır. Bunitelikteki işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıkları ileri sürülemez.Aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulması eşitlikilkesine aykırılık oluşturacağından itiraz konusu Yasa kuralı Anayasa'nın eşitlikilkesine yer veren 10. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
…
17.7.1964 günlü, 506 sayılı “Sosyal Sigortalar Kanunu”nunEk 5. maddesinin birinci fıkrasının 20.6.1987 günlü, 3395 sayılı Yasa ileeklenen IV numaralı bendinde yer alan “Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, ...”ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
…
OYÇOKLUĞUYLA, 4.10.2006 gününde karar verildi.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 23/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu; 1/3/1994 tarihinden beri radyoloji teknisyeniolarak Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde işçi statüsünde çalışmaktaolduğunu, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren 2008 yılı Kasımayından bu yana fiilî hizmet süresi zammından yararlandığını ancak işe girdiğitarih ile zamdan yararlanmaya başladığı tarih arasında geçen dönemde fiilîhizmet süresi zammından yararlanamadığını oysa aynı iş yerinde aynı işi yaptığımemur statüsündeki kişiler ile toplu iş sözleşmesinde bu duruma ilişkin hükümbulunan işçilerin söz konusu zamdan yararlanabildiklerini, benzer konudaAnayasa Mahkemesi kararı bulunmasına rağmen açtığı davada sonuç elde edemediğini,ilgili dönemde fiilî hizmet zammından yararlanamamasından dolayı emekliolabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalacağını belirterek hak aramahürriyetinin, zorla çalıştırılma yasağının, eşitlik ilkesinin, mülkiyet veetkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden yargılamayapılmasına karar verilmesini veya tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
17. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
18. Başvurucunun hak arama hürriyetinin, etkili başvuru hakkınınve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin özünün, belirlibir dönemde fiilî hizmet süresi zammından yararlandırılmamasından kaynaklandığıanlaşıldığından anılan şikâyetler mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamındadeğerlendirilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun fiilî hizmet süresizammından yararlanamadığı dönem nedeniyle emekli olabilmek için daha fazlaçalışmak zorunda kalmasından dolayı zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğiiddiası ayrıca incelenmiştir.
1. Zorla Çalıştırma Yasağının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
19. Başvurucu, fiilî hizmet süresi zammından yararlanamadığıdönem nedeniyle emekli olabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalacağınıbelirterek zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
20. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre Mahkemece, açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezolduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı,iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu,temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğuaçık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurularaçıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Münis Düşenkalkar, B. No: 2013/1244,17/7/2014, § 28).
21. Anayasa'nın "Zorlaçalıştırma yasağı" başlıklı 18. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır."
22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) "Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı"başlıklı 4. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"1. Hiç kimse köle ya da kul durumundatutulamaz.
2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunluçalışmaya tabi tutulamaz."
23. Anayasa'nın 18. maddesinin gerekçesinde angarya, kişininemeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılması olarak tanımlanmıştır.Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da angarya, bir maldan ya da birkişinin çalışmasından karşılıksız yararlanma biçiminde tanımlanmıştır.Hizmetlerin karşılığında kendilerine ücret ödenen kişilerin bu yükümlülükkapsamındaki çalışmalarının angarya olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığıbelirtilmiştir (AYM, E.2011/150, K.2013/30, 14/2/2013).
24. Anayasa'da "zorlaçalıştırma" yasaklanmakla birlikte bu kavramın tanımıyapılmamıştır. Bu kavramın tanımı ve içeriği belirlenirken temel insanhaklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden ve ilgili uluslararasıotoritelerin yorum ve uygulamalarından yararlanılabilir. Zorla çalıştırma yasağınailişkin uluslararası kurallar, 29 No.lu Cebri ve Mecburi Çalıştırmaya İlişkinILO Sözleşmesi'nde düzenlenmiştir. Anılan Sözleşme'nin 2. maddesinde yapılan veAvrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) de Sözleşme'nin4. maddesinde yer alanzorla çalıştırma yasağının kapsamının belirlenmesinde esas alınan tanıma görezorla çalıştırma, "herhangi bir kişininceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm işveya hizmetleri" ifade etmektedir. Buna göre zorlaçalıştırmadan söz edilebilmesi için kişinin ceza tehdidi altında ve rızasıbulunmaksızın çalıştırılması gerekmektedir (AYM, E.2011/150, K.2013/30,14/2/2013).
25. AİHM tarafından da AİHS'in 4.maddesinin yorumlanmasında ILO Sözleşmesi'nde yer alan tanıma başvurulmaktadır(Sliadin/Fransa, B. No: 73316/01, 26/10/2005, §§115, 116). AİHM içtihatlarında "zorlaveya zorunlu" bir çalışmanın tespitinde iki ayrı durumunvarlığı aranmaktadır. Bunlardan ilki, kişinin yaptığı çalışmanın yasalzorunluluk veya yükümlülük gereği olması ya da kendi iradesi dışında çalışmayazorlanması; ikincisi ise bu çalışmanın kişiye sıkıntı verici, kişiyi usandırıcıya da bunaltıcı veya meşakkatli olmasıdır. AİHM, serbestçe yapılmış birsözleşme gereğince yapılması gereken işin, taraflardan biri taahhüdünü yerinegetirmediğinde yaptırımla karşılaşması nedeniyle zorla çalıştırmasayılamayacağını belirtmektedir (Münis Düşenkalkar, § 33).
26. Başvuru konusu olayda bir kamu idaresiyle yaptığı sözleşmeyeistinaden ve ücreti mukabili radyoloji teknisyeni olarak çalışmakta olanbaşvurucu, işe başladığı tarih olan 1/3/1994’ten itibaren fiilî hizmetzammından yararlandırılması gerektiğini, aksi takdirde emekli olabilmek içindaha fazla çalışmak zorunda kalacağını ifade etmekle birlikte yaptığı işinkarşılığı olarak kendisine ücret ödenmediğinden veya istemediği bir işinkendisine zorla yaptırıldığından şikâyet etmemektedir.
27. Bu durumda başvurucu radyoloji teknisyeni olarak bir kamukurumunda yaptığı çalışmayı kamu idaresiyle yaptığı sözleşmeye istinaden veücreti mukabili gerçekleştirmektedir. Başvurucunun bu işte zorlaçalıştırıldığına dair bir emare de ortaya konulmamıştır. Dolayısıyla zorlaçalıştırma yasağı yönünden başvurucuya bir müdahalenin bulunmadığı açıktır.
28. Açıklanan nedenlerle zorla çalıştırma yasağı hususunda birmüdahalenin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu, işe başladığı 1/3/1994 tarihinden 2008 yılı Kasımayına kadar geçen sürede fiilî hizmet süresi zammından yararlandırılmamasınedeniyle maddi kaybının olduğunu ve Anayasa Mahkemesinin iptal hükmüne rağmenaçtığı davada sonuç alamadığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri sürmektedir.
30. Bu durumda öncelikle başvurucunun başvuruya konu olaydaAnayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkıkapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığının tartışılmasıgerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 25; Muzaffer Gölen, B.No: 2013/3430, 10/6/2015, § 32).
31. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
32. Sözleşme'ye Ek (1) No.luProtokol'ün "Mülkiyetin korunması"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamugücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın, Anayasa'da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ekprotokollerin kapsamına da girmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
34. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alanmülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Birkişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti", Anayasave Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesikapsamında değerlendirilebilir (Kemal Yelerve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
35. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icraedilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüneveya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı biryargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir.Ayrıca AİHM, özünde “varlık”olarak kabul görebilecek bir şahsi menfaatin, ulusal mahkemelerin yerleşmişiçtihadı gibi yalnızca ulusal hukukta yeterli bir temeli olması hâlinde mümkünolabileceği görüşündedir (Arzu Batmaz,B. No: 2013/7915, 16/9/2015, § 34).
36. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamındaolan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti, mevcut hukuk sistemindeiddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma ise mevzuathükümleri ve yargı kararları ile yapılabilecektir (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845,20/11/2014, § 37).
37. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, §§ 36,37).
38. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında yer alanmülkiyet hakkı bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekleberaber yürürlükteki mevzuatta -önceden prim ödeme şartıyla veya şartsızolarak- sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş iseyargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerinegetiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabuledilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 36; İbrahim Mete, B. No: 2013/2495, 8/9/2015, §34).
39. Ancak somut olayda başvurucunun hâlihazırda fiilî hizmetsüresi zammından yararlanıp yararlanmadığı hususu ihtilaf konusu değildir.İhtilaf konusu, başvurucunun işe başladığı 1/3/1994 tarihi ile 5510 sayılıKanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte fiilî hizmet süresi zammındanyararlanmaya başladığı 2008 yılı Kasım ayı arasında kalan dönemde fiilî hizmetsüresi zammından yararlandırılmaması ve ilgili dönem için fiilî hizmet süresizammı primlerinin ödenmemesi nedeniyle erken emekli olamamasından kaynaklananzararın tazmini talebidir.
40. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alanmülkiyet hakkının fiilî hizmet süresi zammına ilişkin olarak bireylere birgüvence sağlamadığı açıktır. Bununla birlikte bireyler, ancak zamdanyararlanılması konusunda kanuni düzenleme veya içtihatlarda yeterli dayanağınolması hâlinde bu yöndeki bir talepleri mülkiyet hakkı kapsamında kabuledilerek güvencelerden yararlandırılabilir. Bu aşamada değerlendirilmesigereken husus, başvurucunun talep ettiği dönemde fiilî hizmet süresi zammındanyararlandırılması gerektiği iddiasının kanuni düzenlemeler veya yargısaliçtihatlar ile desteklenip desteklenmediği, böylece başvurucunun iddiasınınAnayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki güvence hükmüne uygulama alanı sağlayacakyeterlilikte meşru beklenti oluşturup oluşturmadığıdır.
41. Fiilî hizmet süresi zammına ilişkin düzenlemeler 5510 sayılıKanun yürürlüğe girmeden önce başvurucunun da tabi olduğu 506 sayılı Kanun’unek 5. maddesi ile ortaya konulmuştur (bkz. § 13). Söz konusu madde ile 506sayılı Kanun’a göre sigortalı sayılanlardan, maddede belirtilen hizmetleri ifaetmekte olanların sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı içinhizmetlerinin türüne göre sigortalılık süresi eklenmesi öngörülmüştür.
42. Ancak radyoloji teknisyeni olan başvurucunun iştigal etmekteolduğu hizmet kolu, anılan Kanun hükmünde fiilî hizmet süresi zammındanyararlandırılacak kapsamdaki sigortalılar arasında yer almamaktadır. Bu durumdabaşvurucu, fiilî hizmet süresi zammından yararlanacak hizmet kollarınıdüzenleyen 506 sayılı Kanun’un mülga ek 5. maddesi hükmü kapsamı dışındakalmaktadır.
43. Yargıtayın bu konuya ilişkin birHukuk Genel Kurulu kararında da 506 sayılı Kanun’un ek 5. maddesi ile getirilendüzenleme ile tanınan fiilî hizmet süresi olanağından yararlanmak için maddedeyazılı fiziksel koşulların gerçekleşmesinin tek başına yeterli olmadığı,Kanun’un öngördüğü biçimde iş kolu ve iş yeri koşullarının birlikte gerçekleşmezorunluluğu bulunduğu ifade edilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun21/3/2012 tarihli ve E.2012/21-6, K.2012/222 sayılı kararı).
44. Başvurucu ayrıca 506 sayılı Kanun’un ek 5. maddesi hükmününitiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşındığını, Anayasa Mahkemesinin verdiği4/10/2006 tarihli iptal kararı sonucu fiilî hizmet zammından yararlandırılmasıgerektiğini ileri sürmüştür.
45. Başvurucunun bu iddiasının incelenmesi neticesinde ise sözkonusu Kanun hükmünde yer alan “Azotlu gübreve şeker sanayiinde” ibaresinin, Anayasanın 10. maddesine aykırıolduğu gerekçesiyle ve iptal edilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi önünetaşındığı, yapılan inceleme sonucu 4/10/2006 tarihli ve E.2002/157, K.2006/97sayılı karar ile “…İtibari hizmet süresindenyararlanmayı gerektiren olgu sanayi kolları farklı da olsa belli ağır, risklive sağlığa zararlı işlerin yapılmasıdır. Bu nitelikteki işleri yapan kişilerinaynı durumda olmadıkları ileri sürülemez. Aynı hukuksal durumda bulunanlarınfarklı kurallara tabi tutulması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacağındanitiraz konusu Yasa kuralı Anayasa'nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesineaykırıdır.” gerekçesine dayanılarak söz konusu ibarenin iptalinehükmedildiği anlaşılmıştır. Bu durumda iptal kararından sonra fabrika, atölye,trafo binaları, havuz ve depolarda çalışanların maddede sayılan dört tip işinyapılmasında 90 gün fiilî hizmet süresi zammından yararlanması mümkün hâlegelmiş ancak söz konusu kararın başvurucunun iştigal ettiği hizmet kolunukapsayan bir etkisi olmamıştır.
46. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun yürürlüğe girene kadaruygulanmaya devam olunan 506 sayılı Kanun’un ek 5. maddesi hükmü,gerek ilk düzenlenen hâliyle gerekse Anayasa Mahkemesinin iptal kararındansonra aldığı son hâliyle başvurucunun talep ettiği dönem için başvurucunun işive çalışma yeri dikkate alındığında kendisinin fiilî hizmet zammındanyararlanmasını ifade eden bir kural niteliğinde değildir. Başvurucu, talepettiği dönem için fiilî hizmet süresi zammından yararlanabileceği yönündeyerleşik bir yargı içtihadı da ortaya koymamıştır.
47. Ayrıca sonradan yürürlüğe girmiş yasalar yürürlük tarihleriitibarıyla hüküm ifade ettiklerinden -yasa koyucu aksine bir düzenlemegetirmedikçe- geçmişte meydana gelmiş olaylara uygulanamazlar. Bu bağlamda 2008yılı Kasım ayından itibaren başvurucunun fiilî hizmet süresi zammındanyararlanmasını sağlayan 5510 sayılı Kanun da aksine bir hüküm içermediğindenKanun’un kendinden önceki döneme uygulanması mümkün olmamaktadır.
48. Bu durumda somut başvuru konusu olayda başvurucunun, 5510sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önceki çalışma döneminde fiilî hizmet süresizammından yararlanması talebinin, yürürlükteki kanun hükümleri veya konuylailgili yargı içtihatları tarafından desteklenmediği ve mülkiyet hakkıkapsamında meşru beklenti olarak nitelendirmeye yetecek somutlukta olmadığıanlaşılmış dolayısıyla başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenenmülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasının mümkün olmadığısonucuna ulaşılmıştır.
49. Öte yandan başvurucunun, aynı iş yerinde aynı işi yaptığımemur statüsündeki kişiler ile toplu iş sözleşmesinde bu duruma ilişkin hükümbulunan işçilerin geçmişten beri fiilî hizmet süresi zammından yararlandıklarıiçin Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğineyönelik iddiasının, anılan Anayasa maddesindeki ifadeler dikkate alındığındasoyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşmekapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak elealınması gerekir (Onurhan Solmaz, § 33). Bu çerçevede başvurucununmülkiyet hakkına yönelik bir müdahalenin bulunmadığının anlaşılması nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyetinin incelemesinde ayrıcaeşitlik ilkesi yönünden değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
50. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesikapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin konu bakımından yetkisizliknedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
23/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.