TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FERİDE GÖKVARDAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/72747)
Karar Tarihi: 2/12/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 2/3/2021-31411
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Fatma Burcu NACAR YÜCE
Başvurucu
:
Feride GÖKVARDAR
Vekili
:
Av. Murat Fatih ÜLKÜ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; soy bağının reddi davasının hak düşürücü süredenreddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının, yargılamanın uzun sürmesinedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 30/11/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucunun annesi, G.A. ile 5/9/1962 tarihindeevlenmiştir. Başvurucu, evlilik birliği devam ederken 7/1/1964 tarihindedoğmuştur. Başvurucunun annesi, G.A.dan 18/2/1988 tarihinde boşanmıştır.
8. Başvurucunun iddiasına göre gerçek babası R.A.A.olmasına rağmen başvurucunun nüfus kaydında annesinin G.A. ile olan resmîbirlikteliğinden doğduğu görülmektedir.
A. NüfusKaydının Tashihi (Babalık) Davasına İlişkin Süreç
9. Başvurucu 27/2/2002 tarihinde Milas Asliye HukukMahkemesinde nüfusta baba adının düzeltilmesi davası açmıştır. Davadilekçesinde, annesinin G.A. ile gerçek bir evlilik birlikteliği kurmadığını,gerçek babası olan R.A.A.yla fiilen birliktelik kurduğunu, kendisinin de R.A.A.ile olan birliktelikten dünyaya geldiğini, murisi R.A.A.nın vefat ettiği 1985yılına kadar kendisine ve kardeşlerine maddi ve manevi yardımda bulunduğunu,miras nedeniyle davalıların davayı reddettiğini, bu nedenle soy bağının reddidavası açmak zorunda kaldığını belirtmiştir.
10. Başvurucunun soy bağının reddi, babalık ve nüfuskayıt düzeltim talepli olarak açtığı bu dava, Mahkemece babalık davası olaraknitelendirilerek davacının nüfus kayıtlarına göre babası olan G.A. tarafındançocuğun nesebi reddedilmedikçe babalık davası açılamayacağı gerekçesiyle31/3/2003 tarihinde reddedilmiştir.
11. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 13/12/2014 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma ilamında;başvurucunun 7/11/2003 tarihinde açtığı soy bağının reddi davasınınsonucunun beklenmeden karar verilmesinin ve davanın Cumhuriyet savcısı ileHazineye ihbar edilmemesinin usul ve kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir.
12. Mahkemece bozma kararına uyulmuş, 16/12/2014 tarihlikararıda başvuru konusu nesebin reddi davasının reddedilmesi nedeniyle davanınreddine karar verilmiştir.
B. BaşvuruKonusu Dava Süreci
13. Başvurucu, yukardaki dava sürecinde verilen mahkemekararı doğrultusunda 7/11/2003 tarihinde Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesindenesebin reddi davası açmıştır.
14. Mahkeme 13/9/2006 tarihli kararıyla davayı süre aşımıgerekçesiyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun G.A.nın kendibabası olmadığını en geç nüfus kaydının düzeltimi davasının açıldığı 27/2/2002tarihi itibarıyla öğrenmiş sayılması gerektiği vurgulanmış, buna göre davanınhak düşürücü süre içinde açılmadığı belirtilmiştir.
15. Temyizedilen karar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15/3/2011 tarihli ilamıyla davayaaile mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiği gerekçesi ile bozulmuştur.
16. Mahkeme; bozma ilamına uymuş, 9/4/2013 tarihlikararıyla davayı süre yönünden reddetmiştir.
17. Mahkeme gerekçesinde; davacının daha önce açtığıbabalık davasının dava tarihi olan 27/2/2002 tarihi itibarıyla yani en geç butarihte davalı G.A.nın babası olmadığını öğrenmiş sayılması gerektiği, davacıvekilince dosyaya sunulan temyiz dilekçesinde de bu hususun bizzat davacıtarafından kabul edildiği ifade edilmiştir. Mahkeme 17/2/1926 tarihli ve mülga743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde çocuğa soy bağı reddi imkânı verilmemişkenbu hakkın 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 286. maddesiile tanındığını, buna göre davanın çocuğa bu hakkın tanınmasından itibaren 1yıllık süre içinde açılmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Mahkeme 4721sayılı Kanun'un 289. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince başvurucu yönündenhaklı sebebin ortadan kalktığı yani davalı G.A.nın babası olmadığını öğrendiği27/2/2002 tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde davaaçılmadığını kabul etmiştir.
18. Başvurucu, gerçek babasını öğrendiği tarihe göresüresinde dava açtığını, ilk açılan davanın bu davada öngörülen hak düşürücüsüreyi durdurması gerektiğini belirterek hükmü temyiz etmiş; karar Yargıtay 18.Hukuk Dairesinin 8/9/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır.
19. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin29/9/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
20. Başvurucu, nihai kararı 31/10/2016 tarihinde tebellüğetmesinin ardından 30/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
C. Milas 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2013/508 Sayılı Dosyasındaki Dava Süreci
21. Bu arada başvurucunun kız kardeşi olan F.E.; Milas 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde 16/9/1987 tarihinde açtığı davada G.A.nın kendibabası olmadığını, gerçek babasının R.A.A. isimli şahıs olduğunu belirtereknesebin reddini talep etmiştir.
22. Yargılama sırasında 16/6/2015 tarihli adli tıpraporunda, müteveffa G.A.nın davacı F.E. ile olan biyolojik babalığınınreddedildiği belirtilmiştir.
23. Başvurucu, yargılama devam ederken feri müdahaletalebinde bulunmuş; Mahkemece masraflar yatırılmadığı gerekçesi ile başvurucununtalebi reddedilmiştir.
24. Mahkeme 9/11/2015 tarihli kararında, davanın kabulüneF.E.nin G.A.nın kızı olmadığının tespitine karar vermiştir.
25. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin24/9/2018 tarihli kararıyla temyiz dilekçelerinin reddine karar verilmiş, karardüzeltme talebi aynı Dairenin 2/5/2019 tarihli kararıyla reddedilerek 2/5/2019tarihinde kesinleşmiştir.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. KanunHükümleri
26. 4721 sayılı Kanun'un 286. maddesi şöyledir:
“Koca, soybağının reddi davasını açarakbabalık karinesini çürütebilir. Bu dava ana ve çocuğa karşı açılır.
Çocuk da dava hakkına sahiptir. Bu davaana ve kocaya karşı açılır."
27. 4721 sayılı Kanun'un 289. maddesi şöyledir:
"Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığısırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihtenbaşlayarak bir yıl, (...) içinde açmak zorundadır. Çocuk, ergin olduğu tarihtenbaşlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorundadır.
Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa,bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar."
2. AnayasaMahkemesi Kararları
28. Anayasa Mahkemesi norm denetimi kapsamında özelliklenesep ve evlat edinme davalarında hak düşürücü sürelerin davacılar yararınageniş yorumlanması gerektiğini ifade etmiş ve bunu sınırlayan 4721 sayılıKanun'un bazı hükümlerinin iptaline karar vermiştir (E.2010/71, K.2011/143,27/10/2011; E.2013/62, K.2013/115, 10/10/2013; E.2011/116, K.2012/39,15/3/2012).
3. YargıtayKararları
29. Yargıtay haklı sebep kavramında gecikmenindavacıların iptal sebebini geç öğrenmeleri mi yoksa dava açmayı imkânsızkılacak zorunlu ve öngörülemeyen bir olaya mı işaret edildiği hususuyla ilgiliolarak davacıların somut olgularla ispatlamaları hâlinde ve olayın özelliğinegöre dava nedenini hak düşürücü sürelerden sonra öğrenmelerinin başlı başınahaklı sebep kavramı içinde değerlendirilebileceğini kabul etmiştir (Yargıtay 8.Hukuk Dairesi, E.2017/8395, K.2019/1853, 25/2/2019; E.2017/7142, K.2018/9420,15/3/2018).
30. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 29/6/2020 tarihli veE.2019/2086, K.2020/4056 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...1-HMK'nin 33. maddesine göreHakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmekve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenletarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka birifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebikendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur..."
31. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13/11/2018 tarihli veE.2017/1159, K.2018/11427 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...04.06.1958 gün 15/6 SayılıYargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davadadayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukukennitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarakyorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddiolayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir. (HMK.madde 33)..."
B. UluslararasıHukuk
32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özelve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel ve aile hayatına,konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamumakamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik birtoplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzeninkorunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarınınhak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda sözkonusu olabilir.”
33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM),Çapın/Türkiye (B. No: 44690/09, 15/10/2019) kararına konu olayda, 1958yılında doğan ve New York'ta yaşayan başvurucu M.A.Ç., biyolojik babasının İ.S.isimli şahıs olduğunun tespiti istemiyle 31/10/2003 tarihinde dava açmıştır.Başvurucu, annesinin ikinci evliliğinden sonra dört yaşında yetimhaneyeyerleştirilmiştir. Babasının trafik kazasında öldüğüne ve annesinin ilk eşiolduğuna inanan başvurucu Ekim 2003'te evlilik dışı doğduğunu, biyolojikbabasının hayatta olduğunu ve İsviçre'de yaşadığını öğrenmiştir. Babalıkdavasında, davalı İ.S. başvurucunun iddialarını kabul etmeyerek benzer davanın1958 yılında başvurucunun annesi tarafından açıldığını ve bu davanın kesinolarak reddedildiğini, ayrıca davanın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür.Yerel mahkeme, yargılama sırasında ölen İ.S.nin mirasçılarının dosyaya sunduğudelilleri ve başvurucunun tanıklarının beyanlarını aldıktan sonra davayı hakdüşürücü süreden reddetmiştir. Başvurucu 2003 yılına kadar gerçek babasınınvarlığından haberdar olmadığını, ebeveynini bilme hakkının zaman sınırlamasınakonu edilmemesi gerektiğini belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. Temyizmahkemesi 2009 yılında başvurucunun davayı geç açmasında haklı ve kabuledilebilir nedenler bulunmadığını belirterek başvurucunun temyiz talebinireddetmiş ve hükmü onamıştır (Çapın/Türkiye, §§ 7-17).
34. Başvurucu, biyolojik babası ile ilgili gerçeğiöğrenmesinin hak düşürücü süre nedeniyle engellenmesinin Sözleşme'nin 8.maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür(Çapın/Türkiye, § 27). AİHM; başvurucunun 2003 yılının Ekim ayından önceöz babası hakkında bilgi sahibi olup olmadığı ile ilgilenmediğini, başvurucununbabasının İ.S. olduğuna ilişkin iddialarını destekleyecek somut bir delil vebelge bulunmadığını, zaten bu konuda söz konusu delili elde etmek amacıyladavayı açtığını, İ.S. ve mirasçılarının babalığı reddetmesinden dolayı buşahıslardan DNA delilinin ancak dava yoluyla elde edilebileceğini, başvurucunundaha önce annesi ve kayyımı tarafından açılan babalık davalarını reddedenmahkeme kararlarının daha sonra ortadan kaldırılan ve babalığın nihai olaraktespit etmeyen karine temelinde alındığını ifade etmiştir. AİHM; başvurucunun45 yaşından önce dava açmama sebebinin haklılığı ile ilgili istisnai koşullarasahip olduğunu, başvurucunun 4 yaşında yetimhaneye yerleştirildiğini, annesininkendisine söylediği gibi babasının bir trafik kazasında hayatını kaybettiğineinanarak yetim büyüdüğünü, 18 yaşında ülkeyi terk ettiğini, 25 yıl boyunca yurtdışında yaşadığını, bu süreçte annesi ve akrabaları ile nadiren iletişimegeçtiğini vurgulamıştır. Ulusal mahkemenin başvurucunun davasını hak düşürücüsüre nedeniyle reddederken söz konusu istisnai durumunu dikkate almadığını, butemelde yerel mahkeme ve Yargıtayın başvurucunun öz babasının kimliği hakkında2003 yılının Ekim ayından önce haberdar olmamasının hayatın olağan akışınaaykırı düştüğünü belirtirken babalık davaları bağlamında bu kavramın ne anlamageldiği ve başvurucunun koşullarında bunun nasıl uygulandığı hususunda birgerekçe sunmadıklarını belirtmiştir (Çapın/Türkiye, §§ 71-74).
35. AİHM, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay kararınınbaşvurucunun ebeveyni hakkındaki gerçeği öğrenmesinin tek yolundan mahkûmbırakılarak davasının usule ilişkin nedenlerle reddedilmesinin özel hayatınasaygı gösterilmesi hakkını ne şekilde etkilediği hususunda yeterli bir cevapsunmadığını belirtmiştir. AİHM bu doğrultuda özel hayata saygı hakkı bağlamındatarafların menfaatleri arasındaki dengenin kurulmasının gerekli olduğunu,babalık davalarında çocuğun yararının gözetilmesine öncelik verilmesigerektiğini, başvurucunun babası olduğu varsayılan kişinin kimliğiniöğrendikten sonra bunu kesinleştirmek için gerekli ve içten adımlar attığını,bu bilgiyi öğrenmesindeki çıkarının yaşının ilerlemesi gerekçesiyle ortadankalkmadığını ifade ederek başvurucunun davasının hak düşürücü süre ilereddedilmesine dayanak söz konusu hükmün ulusal mahkemeler tarafından somutdavanın koşullarında taraflar arasındaki hak ve menfaat dengesi kurulmadanuygulanmasının ve yorumlanmasının gözetilen meşru amaç kapsamında orantısızolduğunu ifade etmiş ve başvurunun özel hayatına saygı gösterilmesi hakkınınkorunmasının sağlanamadığı sonucuna ulaşmıştır (Çapın/Türkiye, §§75-79).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
36. Mahkemenin 2/12/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel HayataSaygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1.Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucu, 27/2/2002 tarihinde açılan davanın temyizincelemesinde soy bağının reddi hakkında açılan ikinci davanın sonucununbeklenmesi gerektiğinin belirtildiğini, kardeşi F.E. tarafından açılan aynımahiyetteki davanın soy bağının reddi ve babalık davası olaraknitelendirildiğini ve soy bağının reddi davasının babalık davasından tefrikedildiğini, bu yöntemle kardeşinin herhangi bir hak kaybına uğramadığını ifadeetmiştir. Başvurucu; somut davada Mahkemenin kendisine yeniden nesebin reddidavası açma külfetini yüklediğini, anılan süreç dikkate alınmaksızın bu davanında hak düşürücü süre nedeniyle reddedildiğini, Mahkemenin hakkın özünüetkileyen bir yorumla soy bağının reddi davasını hak düşürücü süre nedeniylereddetmesi suretiyle biyolojik babası olmayan kişi ile arasında hukuksal venesep bağı kurulmak zorunda bırakıldığını, başka bir ifadeyle gerçek babası ilede hukuksal ve nesep bağı kurma imkânının ortadan kaldırılması nedeniyle maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı hakkı vemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
38. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanakalınacak “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.”
39. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayangeniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişiselbağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyinkişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı temel alınmaktadır.Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel birortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (SerapTortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent Polat, B. No:2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§30-32).
40. Kişinin genetik babasıyla nesep ilişkisi kurabilmesimaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının bir gereğidir. Bireyinkökenini yani biyolojik ebeveynini öğrenme hakkı, kişiliğini ve kimliğinioluşturma hakkının önemli bir unsuru olduğundan özel hayata saygı hakkı kapsamıiçinde korunur. Başka bir ifadeyle bireyin ana ve babasını bilme, babasınınnüfusuna yazılma ve bunların getireceği haklardan yararlanma, ana ve babasındanvelayete bağlı görevlerini yerine getirmelerini isteme hakkı özel hayata saygıkapsamındadır.
41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucu; soy bağının reddi, babalık tespiti ve nüfus kayıt düzeltimdavası açmıştır. Başvurucunun açtığı davalar, babasının kimliğini tespit etmeve öz babasıyla hukuken soy bağı kurma amacına yöneliktir. Bireyin kişiliğinive kimliğini oluşturma hakkı, kökenini yani biyolojik ebeveynini öğrenmehakkını da içerir. Dolayısıyla başvurucunun özel hayatıyla soy bağınınkurulması arasında doğrudan ilişki vardır. Bu nedenle başvurucunun şikâyetleriAnayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamındaincelenmiştir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. MüdahaleninVarlığı
43. Somut başvuru açısından ilk derece mahkemesince biryıllık hak düşürücü sürede açılmadığından davanın reddine karar verilmesinedeniyle başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahaledebulunulduğu açıktır.
ii. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
44. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerinsınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
45. Yukarıda açıklanan müdahale, Anayasa’nın 13.maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20.maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru amaçtaşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halil Berk,B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; Süveyda Yarkın, B. No:2017/39967, 11/12/2019, § 32; Şennur Acar, B. No: 2017/9370, 27/2/2020,§ 34).
(1) Kanunilik
46. Mahkeme soy bağının reddi davasının bir yıllık hakdüşürücü süreye tabi olduğunu kabul etmiş ve bu süre içinde açılmadığıgerekçesiyle başvurucunun davasını reddetmiştir. 4721 sayılı Kanun’un 289. maddesininbirinci fıkrasında, soy bağının reddi davasının bir yıl içinde açılmasıgerektiği, bu sürenin çocuk yönünden ergin olma tarihinden itibaren işlemeyebaşlayacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla Mahkemenin davayı süre aşımıgerekçesiyle reddetmesinin kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.
(2) Meşru Amaç
47. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayata saygı hakkıiçin herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklananbazı sınırları bulunmakta, Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Buna göreAnayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenenödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkiledebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015;E.2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9; E.2013/130, K.2014/18, 29/1/2014; SevimAkat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33; Ahmet Çilgin, B. No:2014/18849, 11/1/2017, § 39).
48. Soy bağının reddi davalarında belli bir süreöngörülmesinin baba olduğu ileri sürülen kişilerin sürekli dava tehdidi altındakalmasını önleme ve hukuki kesinliği sağlayarak kamu düzenin korunmasını teminetme amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu amaçlar Anayasa'nın 2.maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin unsurlarından olanhukuk güvenliğinin gereğidir. Bu açıdan sınırlamanın meşru amaç taşıdığıanlaşılmıştır.
(3) DemokratikToplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük
(a) Genelİlkeler
49. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenindemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi içinzorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktırki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacıgerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenenölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratiktoplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırıolmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu ikikriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (FerhatÜstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).
50. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsalihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişliolması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarakkendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veyaulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahaleninzorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (FerhatÜstündağ, § 46).
51. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenenamaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaretetmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamununmenfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğerbireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaretetmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinindiğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaranaçıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesiyönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 48).
52. Özel hayata saygı hakkını ilgilendirenuyuşmazlıklarda kamu makamlarının bireyin özel hayatına ilişkin hukuki menfaatiile kamunun veya diğer bireylerin çatışan hukuki menfaatleri arasında adil birdenge sağlamaları gereklidir. Soy bağının belirlenmesine yönelik davalardabireyin gerçek ebeveynini öğrenme hakkı karşısında baba olduğu ileri sürülenkişinin sürekli olarak dava tehdidi altında kalmaması gibi birtakım hukukimenfaatleri, ayrıca baba olduğu ileri sürülen kişinin ailesi ve mirasçılarınınhukuki menfaatleri de gündeme gelebilir. Bunun yanı sıra nüfus ve ailekayıtlarının eksiksiz ve doğru tutulması yönüyle konunun kamu düzenini ilgilendirentarafı da bulunmaktadır. Bu nedenle yargı makamlarının tarafların çatışanmenfaatleri arasındaki adil dengeyi gözeterek karar vermeleri gerekmektedir.Bununla birlikte kişisel ve ailevi durumların her olayda farklılık arz ettiğidikkate alındığında ilgili bütün bireylerin hakları arasında adil bir dengeninkurulması her somut olayın kendine özgü koşullarının incelenmesinigerektirmektedir (benzer yöndeki karar için bkz. M.M.E. ve T.E., B. No:2013/2910, 5/11/201, § 133; M.L. ve diğerleri, B. No: 2014/7469,22/11/2017, § 88).
(b) İlkelerinOlaya Uygulanması
53. Somut olayda başvurucunun açtığı soy bağının reddidavası bir yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı gerekçesiylereddedilmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun, G.A.nın babası olmadığını en geçbabalık davası açtığı 27/2/2002 tarihinde öğrendiğinin kabulü gerekir. Bunagöre 7/11/2003 tarihinde açılan dava süresinde değildir. Öncelikle çözümlenmesigereken mesele soy bağının reddi davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesisuretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsalihtiyaca cevap verip vermediğidir.
54. Devletin bir kimsenin biyolojik babasıyla olanbabalık bağını tanıması ve bu kapsamda biyolojik babası olmayan bir kimseyleolan nesep bağının ortadan kaldırılmasına imkân sağlaması özel hayata saygıhakkının önemli görünümlerinden biridir. Bununla birlikte nüfus kayıtlarınıneksiksiz ve doğru tutulması, bu kişilerin sürekli bir biçimde dava tehdidialtında olmaması için bu kayıtların düzeltilmesinin belli bir süre ilesınırlandırılması makul bir durumdur. Nitekim 4721 sayılı Kanun'un 286.maddesinin ikinci fıkrasıyla çocuğa tanınan soy bağının reddi davasınınaçılması imkânı, aynı Kanun'un 289. maddesinin birinci fıkrasıyla bir yıllıkhak düşürücü süreye tabi kılınmıştır.
55. Hak düşürücü süre öngörülmesinin nüfus kayıtlarınınsürekli olarak dava tehdidi altında olmasının önlenmesi amacına ulaşılmasıyönünden elverişli bir araç olduğu aşikârdır. Öte yandan nüfus kayıtlarınındüzgün olması ve istikrarın sağlanması için bu kayıtların düzeltilebilmesiimkânının kullanılmasının belli bir süre ile sınırlanmasının kanun koyucununtercih edebileceği araçlardan biri olduğu kabul edilmelidir. Bu sebeple süresınırı getirilmesi biçimindeki bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacacevap verdiği değerlendirilmiştir.
56. Bununla birlikte soybağının reddi davasınınaçılmasının süre şartına bağlanması suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılanmüdahalenin aynı zamanda orantılı da olması gerekir. Bu bağlamda soybağınınreddi davası açılması için öngörülen sürenin bu hakkın kullanımını imkânsızkılacak ya da aşırı derecede zorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir.Bunun yanında sürenin başlangıcı olarak kabul edilen olgu da önem taşımaktadır.Bu kapsamda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundanhaberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünühaklı kılan nedenlerin de bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması soybağının reddi hakkının varlığını anlamsız kılabilir.
57. Öte yandan dava açma süresi öngören kanun hükümleriyorumlanırken sınırlamanın istisna olduğu ilkesi gözetilerek aşırışekilcilikten kaçınılmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayıayakta tutma yolunda bir yaklaşım benimsenmelidir. Bununla birlikte süreninvarlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum kurallarının sınırları zorlanarakkanunda öngörülen dava açma süresinin bertaraf edilmesi hukuki istikrarınzedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin kanun hükümlerininyorumunda istikrarın sağlanması amacı ile özel hayata saygı hakkının birgörünümü olan kişinin biyolojik babasıyla hukuki bağ kurmasındaki kişisel yarararasındaki hassas denge gözetilmelidir.
58. Başvurucunun temel şikâyeti Mahkemenin somut olaydasürenin başlangıç tarihine ilişkin olarak yaptığı yoruma yöneliktir. Bir yıllıksürenin uzunluğuyla ilgili olarak resen inceleme yapılmasını gerektiren birdurum da bulunmadığından bireysel başvuru kapsamındaki inceleme Mahkemenin biryıllık sürenin başlangıcı ile ilgili olarak yaptığı yorumun özel hayata saygıhakkının ihlal edip etmediğiyle sınırlı olacaktır.
59. Mahkeme başvurucunun, G.A.nın kendi babası olmadığınıdaha önce 27/2/2002 tarihinde açtığı babalık davasında öğrendiğinin kabul edilmesigerektiğini ifade etmiştir. Başvurucunun 27/2/2002 tarihinde açtığı davanınmahiyeti gözetildiğinde Mahkemenin bu kabulünün keyfî olmadığı anlaşılmaktadır.Gerçekten anılan davaya ait dilekçede başvurucu annesinin G.A. ile gerçek birevlilik birliktelik kurmadığını ve gerçek babasının R.A.A. olduğunu ilerisürmüştür. Bu durumda başvurucunun G.A.nın kendi babası olmadığı iddiasıylaaçacağı soy bağının reddi davası için öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin27/2/2002 tarihinden itibaren başlatılmasının temelsiz olmadığıvurgulanmalıdır.
60. Ancak başvurucu açtığı ilk davada gerçek babasınınR.A.A. olduğunu, G.A.nın kendi babası olmadığını, bu nedenle nüfusta G. olanbaba isminin silinerek R.A. şeklinde düzeltilmesini açıkça talep etmiştir.Mahkeme ise başvurucunun talebini babalık davası olarak nitelendirerekbaşvurucunun öncelikle nesebin reddi davası açması gerektiğini, bu davanınsonucuna göre babalık davasının esasının inceleneceğini belirterek talebi31/3/2003 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu bu karardan sonra 7/11/2003tarihinde kararda işaret edilen ve bireysel başvuruya konu olan davayı açmışancak bu dava da süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
61. Mahkemenin karar verdiği 31/3/2003 tarihinde biryıllık zamanaşımı süresinin zaten dolmuş olduğunun altı çizilmelidir.Dolayısıyla Mahkemenin kabulü dikkate alındığında başvurucunun 31/3/2013tarihli karardan sonra açacağı bir davanın hak düşürücü sürenin dolmasısebebiyle reddedileceği açıktır. Bu durumda ilk dava dilekçesinde yer alannüfus kaydında G. olan baba isminin R.A. olarak düzeltilmesi talebiniMahkemenin reddetmesinin başvurucuya aşırı külfet yükleyip yüklemediğiirdelenmelidir. Bu mesele incelenirken başvurucunun fiili ile derecemahkemesinin tutumu gözönünde bulundurulacaktır.
62. Başvurucunun açtığı ilk davaya ait dilekçede nüfuskaydındaki baba isminin düzeltilmesi talebinde de bulunduğu anlaşılmaktadır.Ancak Mahkeme başvurucunun nesebin reddi talebini gözardı ettiği ve davayı saltbabalık davası olarak nitelendirdiği görülmektedir. Dava dilekçelerininyorumlanması ve nitelendirilmesi derece mahkemelerinin görevinde olmaklabirlikte derece mahkemelerinin davanın kapsamının belirlenmesiyle ilgili olarakyaptığı değerlendirmenin başvurucunun özel hayata saygı hakkını etkilemesihâlinde Anayasa Mahkemesi bunu inceler. Somut olayda Mahkemenin başvurucunundavasının kapsamını dar yorumlaması ve salt bir babalık davası olaraknitelendirmesi sebebiyle başvurucunun soy bağının reddi davası açmasınınimkânsız hâle geldiği gözetilmelidir.
63. İlk dava dilekçesinde G.A. ile soy bağınındüzeltilmesi talebinde de bulunan başvurucu bu talebinin esasının kararabağlanmayacağına ve bu talebini ayrı bir dava konusu etmesi gerektiğine ancakMahkemenin kararını açıkladığı 31/3/2003 tarihinde vâkıf olabilmiştir. Butarihte de -Mahkemenin yorumuna göre- bir yıllık hak düşürücü süre zaten dolmuşve dolayısıyla başvurucunun süresi içinde yeni bir soy bağının reddi davasıaçması imkânı kalmamıştır. Başvurucunun bunu önceden fark etmesi gerektiğinisöyleyebilecek bir neden de tespit edilememiştir. Dolayısıyla başvurucununMahkemenin kararını açıkladığı tarihten ve bir yıllık hak düşürücü sürenindolmasından önce ayrı bir soy bağının reddi davası açmaması nedeniyle kusurluolduğu sonucuna ulaşılamayacaktır.
64. Orantılılık değerlendirmesinde ikinci olarakMahkemenin tutumu incelenmelidir. Öncelikle başvurucunun soy bağının reddi içinayrı bir dava açması gerektiğine karar veren Mahkeme ile bu karar üzerineaçılan soy bağının reddi davasını reddeden Mahkemenin aynı olduğuhatırlatılmalıdır. Soy bağının reddi davasının babalık davası ile birlikteaçılıp açılamayacağını veya babalık davası açılmadan önce ayrı bir dava ile soybağının reddi davası açılmasının zorunlu olup olmadığını değerlendirmek AnayasaMahkemesinin görevi değildir. Anayasa Mahkemesinin görevi derece mahkemesininyorumlarının etkilerini incelemektir. Somut olayın koşullarında başvurucununsoy bağının reddi için ayrı bir davası açmasının zorunlu kılınması başvurucununözel hayatına saygı hakkının kapsamında öngörülen bir mekanizmadanyararlanmasını önlemiştir. İlk davada nesebin düzeltilmesi talep edildiği hâldeMahkeme, davanın kapsamını oldukça dar yorumlamış ve söz konusu davanın butalebi kapsamadığını kabul ettiği hâlde kararını başvurucunun bir yıllık hakdüşürücü süre içinde yeni bir dava açmasına fırsat verecek şekilde makul birsüre içinde vermemiştir. Mahkeme 27/2/2002 tarihinde açılan davayı bir yıllıkhak düşürücü sürenin dolmasından sonra 31/3/2003 tarihinde reddetmiştir.
65. Öte yandan Mahkemenin ilk davayı ayakta tutmasınısağlayacak usul imkânlarını da kullanmadığı anlaşılmaktadır. 12/1/2011 tarihlive 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 31. maddesinde, hâkiminuyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda maddi veya hukukiaçıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında taraflara açıklamayaptırabileceği; soru sorabileceği belirtilmiştir. Somut olayda başvurucununtalebinin esas itibarıyla babalık ve nesebin reddine yönelik olduğu anlaşılmaktaise de ilk davadaki dilekçenin belirsiz olduğunun yorumlanması durumunda dahiMahkemenin anılan hüküm gereği davacıya açıklama yaptırabilmesinin mümkünolduğu anlaşılmaktadır.
66. Uygulamada özellikle hak düşürücü süre ve zamanaşımısorununun olduğu davalarda birden fazla davanın aynı dilekçede ileri sürülmesihâlinde mahkemelerin dava dilekçesini davacıya açıklattırarak söz konusutaleplerin ayrı yargılamalara konu olduğunun anlaşılması üzerine davalarıntefrik edildiği, sonradan harç ve diğer giderlerin davacılara tamamlattırıldığıgörülmektedir. Mahkemenin bu yola başvurması hâlinde tefrik üzerine açılacaksoy bağının reddi davasının süresinde açılıp açılmadığı ilk davanın açıldığıtarih esas alınarak değerlendirilecek ve Mahkemenin yorumuna göre dava süresindekabul edilecektir. Nitekim başvurucunun ihlal iddiasına dayanak olarakgösterdiği kardeşi F.E.nin açtığı davada davacıya duruşmada talebiaçıklattırılmış ve dava 4721 sayılı Kanun'un 286. ve devamı maddelerindedüzenlenen soy bağının reddi ile 301. maddesinde düzenlenen babalık davasıolarak nitelendirilerek babalık davasına ilişkin talep, asıl dosyadan tefrikedilmiş ve ayrı bir esas üzerinden yargılamaya devam edilmiştir.
67. Bu koşullarda Mahkemenin başvurucunun haklarınınkorunması konusunda yeterince özenli davranmadığı değerlendirilmiştir. Mahkeme,davayı tefrik etme usulünü işletmediği gibi ilk kararını bir yıllık hakdüşürücü sürenin dolmasından önce verme konusunda da başarılı olamamıştır.Mahkemenin başvurucuyu başarısız olacağı kesin olan yeni nesebin reddi davasıaçma mecburiyetinde bıraktığı ve başvurucunun ilk davanın reddedildiği(31/3/2003) tarihten yaklaşık yedi ay sonra dava açtığı gözetildiğinde süreninbaşlangıcıyla ilgili olarak daha esnek bir yorum yapması Mahkemeden beklenecektir.
68. Sonuç olarak başvurucunun Mahkemenin kabulüne göresüresinde açtığı davanın kapsamının dar yorumlanması, davanın açıklanmasınailişkin olarak başvurucu lehine olan usul hükümleri işletilmek ve gerekirsetefrik kararı verilmek suretiyle davanın ayakta tutulması yerine reddedilmesi,bu kararın da bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu tarihten sonra verilmesisebebiyle başvurucunun nesebin reddi davası açmasının imkânsız hâle gelmesidolayısıyla başvurucuya olağanın ötesinde bir külfet yüklendiğideğerlendirilmiştir. Başvurucuya tahmil edilebilecek önemli bir kusurun dabulunmadığı gözetildiğinde bu durumda nesebin reddi davasının açılmasınınsüreye bağlanmasındaki kamu yararı ile başvurucunun özel hayatına saygıhakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken adildengenin başvurucu aleyhine ağır bir biçimde bozulduğu kanaatine varılmıştır.
69. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesindegüvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
70. Başvurucu, bireysel başvuru konusu yargılamanın uzunsürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
71. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılıKanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne DairKanun'a geçici madde eklenmiştir.
72. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
73. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel (B. No:2014/13828, 12/9/2018) kararında, yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânınıngetirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek buyolun etkililiğini tartışmıştır.
74. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (FeratYüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilkbakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma veyeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuruyolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (FeratYüksel, §§ 35, 36).
75. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
77. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal birmahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak içinyeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
78. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesini, yargılamanınyenilenmesine ve lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talepetmiştir.
79. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaretetmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
80. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmeninyani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için iseöncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlaleneden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
81. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadankaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruyaözgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesitarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğindeusul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgilimahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi birtakdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisineulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin AnayasaMahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam edenihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (MehmetDoğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
82. İncelenen başvuruda, özel hayata saygı hakkının ihlaledildiği sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu ihlalin doğrudan derecemahkemelerinin kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
83. Bu durumda özel hayata saygı hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlalsonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygunşekilde yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemeye gönderilmesine kararverilmesi gerekmektedir.
84. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ile3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.839,50 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özelhayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/143, K.2013/369)GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ile 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.839,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 2/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.