TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FERYAT AYTİMUR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/658)
Karar Tarihi: 30/12/2014
R.G. Tarih-Sayı: 28/3/2015-29309
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şükrü DURMUŞ
Başvurucu
:
Feryat AYTİMUR
Vekili
:
Av. Cemal TINARLIOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, yargılandığı davakapsamında 6 yılı aşan bir süre tutuklu bulunması, tutukluluk konusundaayrımcılığa maruz kalması ve makul sürede yargılama yapılmaması nedenleriyleAnayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağı, 19. maddesindedüzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, 38. maddede düzenlenen masumiyetkarinesi ile 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 9/1/2014 tarihinde Gebze1. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış veKomisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca31/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 12/6/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir.
5. Adalet Bakanlığı tarafından dosyayailişkin görüş sunulmayacağı belirtilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifadeedildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesindeolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, İstanbul CumhuriyetSavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 1/11/2007 tarihinde gözaltınaalınmış, “suç işlemek için örgüt kurmak,kurulan örgüt içinde yer almak ve nitelikli yağma” suçlarınıişlediği iddiasıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 5/11/2007 tarihli,2007/378 soruşturma ve 2007/97 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır.
8. 26/11/2007 tarihinde İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının E.2007/1474 sayılı iddianamesiyle başvurucu hakkında"kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, suçişlemek için kurulan örgüte üye olmak, yağma, tehdit"suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
9. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi,E.2007/510 sayılı dosya kapsamında ilk duruşmasını 28/5/2008 tarihinde yaparakbaşvurucunun tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
10. Mahkeme, 10/11/2008 tarihindeki 2.celsede ve devamında yapılan 12 celsede başvurucunun tutukluluk halinin devamıyönünde karar vermiştir.
11. Mahkeme, 15. celsede 6/12/2012tarih ve E.2007/510, K.2012/328 sayılı kararıyla başvurucunun üzerine atılısuçlardan toplam 61 yıl 33 ay hapis ve 600 TL adli para cezası ilecezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Bu karar,başvurucunun yüzüne karşı tefhim edilmiştir.
12. Başvurucu eksiklik yazısınacevabında, 6/12/2012 tarihli tutukluluğun devamı kararına itiraz etmediğinibelirtmiştir.
13. Başvurucu 9/1/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
14. Dava temyiz aşamasında derdesttir.
B. İlgili Hukuk
15. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı TürkCeza Kanunu’nun 109. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hilekullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
16. 5237 sayılı Kanun’un 149.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Yağma suçunun;
a) Silâhla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) (Değişik bent: 18/06/2014-6545 S.K./64. md) Yol kesmek suretiyle yada konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,
e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunankişiye karşı,
f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucugüçten yararlanılarak,
g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,
h) Gece vaktinde,
İşlenmesi hâlinde, fail hakkında on yıldan onbeşyıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
17. 5237 sayılı Kanun’un 220.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üçyıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
18. 10/7/1953 tarih ve 6136 sayılıAteşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer AletlerHakkındaki Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara aitmermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üçyıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”
19. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde,şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa.
b) Şüpheliveya sanığın davranışları;
1.Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık,mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarındakuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a)26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundayer alan;
…
7. (Ek bent: 06/12/2006 - 5560 S.K.17.md)Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralarhariç, Madde 220)
…”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 30/12/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 9/1/2014 tarih ve 2014/658 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
21. Başvurucu, yargılandığı davakapsamında 6 yılı aşan bir süredir tutuklu bulunduğunu, kanuni tutukluluksüresi konusunda diğer mahkemeler tarafından başka tutuklulara tanınan tutuksuzyargılanma hakkının kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olarak kendisinetanınmadığını, yerel mahkemenin soyut ve basmakalıp gerekçelerle tutuklulukhalinin devamına karar verdiğini, makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini, yerel mahkemenin karar verdiği 6/12/2012 tarihinden 10 ay 18 günsonra dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınageldiğini belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağı,19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkı ve 38. maddede düzenlenen masumiyetkarinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 5.000,00 TL. manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu nedenle başvurucunun,tutukluluk süresi konusunda ayrımcılık yasağının ihlali, basmakalıpgerekçelerle tutukluluğun devam ettirilmesi nedenleriyle masumiyet karinesininihlali, kanuni tutukluluk süresi, uzun tutukluluk ve tutukluğun devamına ilişkinkararların gerekçelerine yönelik şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesi, uzunsüren yargılamaya ilişkin şikâyetinin ise Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındadeğerlendirilmesi uygun görülmüştür.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. KişiÖzgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası
23. Başvurucu, 6 yılı aşan bir süredirtutuklu olduğunu, tutukluluğun devamına ilişkin kararların formül gerekçeleredayalı olduğunu, kanuni tutukluluk süresi konusunda ayrımcılığa maruz kaldığınıve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir. …”.
25. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Başvurusüresi ve mazeret” kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir.”
26. Bireysel başvurunun kabuledilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı,bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınması gereken birbaşvuru koşuludur (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19).
27. Yukarıda belirtilen hükümleruyarınca bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yoluöngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmasıgerekmektedir. Bu yönüyle başvuru yollarının tüketilmesi ve başvuru süresineilişkin koşullar arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Ancak belirtilenhükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucununşikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözümsağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarakanlaşılması gerekir. Olağan başvuru yollarının tamamının tüketilmesi ibaresininkatı bir şekilde yorumlanması, birtakım başvurular açısından bireyselbaşvurunun amacıyla bağdaşmayan neticelere yol açabilecektir. Bu nedenle,olayın özel şartları içinde etkisiz ve yetersiz olan bir kanun yolununtüketilmesi şartı aranmaksızın, her bir başvuru yolunun somut başvurularaçısından etkili olup olmadığının münferiden denetlenmesi gerekmektedir (B. No:2013/1582, 7/11/2013, § 20).
28. Bireysel başvurunun, başvuru yoluöngörülmeyen durumlarda, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içindeyapılması gerekmekle birlikte, başvuru süresinin başlangıç tarihininbelirlenmesi noktasında, başvurucunun ihlal oluşturan işlem, eylem veya kararlailgili yeterince bilgi sahibi olması aranacaktır. Bu kapsamda, ilgili nihaikararın tebliğinin öngörüldüğü hallerde tebliğ tarihinin, tebliğ öngörülmeyenhallerde ise başvurucunun kararın içeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihinesas alınması gerekir (B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 21).
29. Devam eden tutukluluğun hukukaaykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temelamacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebepveya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde bunabağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilenhukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasınınyolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolundaçekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak birinceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilennedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıylayapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla,tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).
30. Kişi serbest bırakılmadanyargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa,mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumdakişinin hukuki durumu "bir suç isnadınabağlı olarak tutuklu" olma kapsamından çıkmaktadır. Bireyselbaşvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyetehükmedilmesi arasındaki esaslı fark da bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete kararverilmesi, şüphenin yenildiği anlamına gelmekte; isnat olunan suçun işlendiği,bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenlesanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasınahükmedilmektedir. Bir başka ifadeyle tutuklu sanığın hukuki statüsü değişmekte,tutuklanmasına neden olan (kuvvetli) şüphe yerini, her türlü şüpheden uzak birkabulü ifade eden "kanaat"ebırakmaktadır. Bu nedenle mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesininve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk halinin sona erdiğinin kabulügerekir. Bu bakımdan, mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez.Nitekim gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gerekse Yargıtay,mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir.AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın, söz konusumahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını Sözleşme'nin 5. maddesinin birincifıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca "mahkûmiyetsonrası tutma" olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresininhesabında dikkate almamaktadır (B. No: 2013/6398, 3/4/2014, § 32).
31. Bu nedenle mahkûmiyete ilişkin ilkderece mahkemesi kararıyla birlikte, sanığın tutukluluğa ilişkin hukuki statüsüve dolayısıyla tabi olduğu rejim değiştiğinden, 30 günlük başvuru süresinin,itiraz yoluna başvurulmayan durumlarda, tutukluluğun hükümle birlikte devamınadair kararın başvurucu tarafından öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanmasıgerekir (B. No: 2013/6398, 3/4/2014, § 33).
32. Somut olayda başvurucu isnat edilensuçlar nedeniyle 5/11/2007 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu hakkındaİstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince 6/12/2012 tarihinde E.2007/510, K.2012/328sayılı kararla mahkûmiyetine ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Bukarar, başvurucunun yüzüne karşı tefhim edilmiştir. Başvurucu eksiklik yazısınacevabında, 6/12/2012 tarihli tutukluluğun devamı kararına itiraz etmediğinibelirtmiştir (Bkz.§§ 11-12)
33. Buna göre İlk Derece Mahkemesinin6/12/2012 tarihli mahkûmiyet ve tutukluluğun devamı kararı ile başvurucununtutukluluk hali bu anlamda sona ermiştir. Bu karar başvurucuya aynı tarihtetefhim edilmiş olup, başvurucu, anılan karara karşı itiraz yasa yolunabaşvurmadığını belirtmiştir. Bu belirlemeler karşısında, uzun tutukluluklailgili şikayetleri içeren bireysel başvurunun İlk Derece Mahkemesinin nihaikararını verdiği 6/12/2012 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılmasıgerekirken 9/1/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğusonucuna varılmıştır.
34. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bukısmının“süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. AdilYargılanma Hakkının İhlali İddiası
35. Başvurucunun, yargılamanın makulsüreyi aştığına ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, başkabir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı anlaşılmakla, başvurunun bukısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
36. Başvurucu, yargılamasının makulolmayan bir süredir devam ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
37. Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36.maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
38. Davanın karmaşıklığı, yargılamanınkaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindekitutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitindegöz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§41–45).
39. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6.maddesi uyarınca kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı)makul sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil,ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında cezahukukunun kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesiyapılmaksızın kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No:2012/625, 9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, suç işlemek içinkurulan örgüte üye olmak, yağma, tehdit” suçlarını işlediğiiddiasıyla dava açılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar 5237 sayılıKanun’da hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmışlardır. Bu çerçevedebaşvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No:2012/625, 9/1/2014, § 32).
40. Ceza muhakemesinde yargılamasüresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiyesuç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattanilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanmasıanıdır. Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunun gözaltına alındığı1/11/2007 tarihidir. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suçisnadının nihai olarak karara bağlandığı, yargılaması devam eden davalaryönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararınıverdiği tarihtir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 34).
41. Yargılama sürecinin uzamasındayetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, yargı sisteminin yapısı, mahkeme kalemindekirutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veyabelgenin bir mahkemeden diğerine gönderilmesindeki ve raportör atanmasındakigecikmeler, yargıç ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığınedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamlarınsorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).
42. Ancak yargılama süresininuzunluğunun tespiti açısından davanın karmaşıklığı, davadaki sanık sayısı,atılı suçun vasıf ve mahiyeti, söz konusu suç için öngörülen cezanın miktarı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu gibi hususların da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
43. Anayasa Mahkemesinin, derecemahkemelerinin yargılama sürelerine riayetlerine ilişkin mevzuatı nasılyorumladıklarını ve uyguladıklarını denetleme görevi bulunmamakta; Mahkeme,davaların “makul süre” içerisindetamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama süresinin bütününüele alarak, bu sürenin Anayasa’nın 36. maddesine uygun olup olmadığıyla sınırlıbir inceleme yapmaktadır (B. No: 2014/2454, 4/11/2014, § 44).
44. Başvuru konusu olayda başvurucu,hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınmış,İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/11/2007 tarihli kararı iletutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 26/11/2007 tarihindebaşvurucunun da aralarında bulunduğu otuz dört şüpheli hakkında kamu davasıaçmıştır. Yargılamayı yürüten İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 6/12/2012tarihli kararı ile birleşen dosyalarla birlikte toplam kırk sekiz sanıkhakkında hüküm kurmuştur. Hüküm başvurucu tarafından temyiz edilmiş olup temyizincelemesi devam etmektedir.
45. Başvurucunun da dahil olduğuşüpheliler, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kurulan suç örgütüne üye olma,nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, kasten yaralama veruhsatsız silah bulundurma suçlarından yargılanmışlardır.
46. Başvurucunun yargılandığı davadosyası 28/5/2008 ve 22/6/2011 tarihlerinde olmak üzere üç farklı dava dosyasıile birleştirilmiştir.
47. İlk Derece Mahkemesince başvurucuhakkında mahkûmiyet hükmü kurulana kadar toplam on beş duruşma yapılmıştır.
48. Yargılama sonucunda Mahkeme6/12/2012 tarih ve E.2007/510, K.2012/328 sayılı kararla başvurucunun toplam 61yıl 33 ay hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve tutuklulukhalinin devamına karar vermiştir. UYAP sisteminde yapılan araştırmada 9/10/2013tarihinde dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderildiği, YargıtayCumhuriyet Başsavcılığınca 12/4/2014 tarihinde tebligat eksikliklerinin ikmaliiçin dosyanın Mahkemesine iade edildiği, belirtilen eksiklikler ikmal edildiktensonra dosyanın tekrar 2/7/2014 tarihinde Yargıtay’a gönderildiği tespitedilmiştir.
49. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülen soruşturma kapsamında 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınan başvurucuhakkındaki dava, Anayasa Mahkemesince yapılan bireysel başvuru incelemesisırasında Yargıtayda temyiz aşamasındadır.Başvurucuya bir suçun isnat edildiği 1/11/2007 tarihi ile bireysel başvurununkarara bağlandığı tarih arasında geçen süre yaklaşık 7 yıl 2 aydır.
50. Makul sürede yargılanma hakkınınihlali iddialarına ilişkin olarak AİHM, mutlak bir süreye göre değerlendirmeyapmamakta, her davanın özelliğine göre, makul sürenin aşılıp aşılmadığınıincelemektedir. Davanın karmaşıklığı, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu, AİHM tarafından bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde içtihat yoluyla geliştirilmiş olan kriterlerdir (Frydlender/Fransa, No: 30979/96, 27/6/2000, § 43; Ezel Tosun/Türkiye, No:33379/02,10/1/2006, 21; Namlı ve Diğerleri/Türkiye,No: 51963/99, 23/5/2007, § 24; Alhan/Türkiye,No: 8163/07, 2/4/2013, § 21; Danespayeh/Türkiye,No: 21086/04, 16/7/2009, § 28), (B. No: 2014/2454, 4/11/2014, § 51).
51. AİHM, yargılamanın karmaşıklığınıdeğerlendirirken davanın hem hukuki hem de maddi açıdan bütün yönlerini elealmakta, davanın konusunun karmaşıklığı, hukuki meselenin çözümündeki güçlük,delillerin toplanmasında karşılaşılan engel, maddi olayların karmaşıklığı,sanıkların ya da isnat edilen suçların veya tanıkların sayısı, davanınuluslararası unsurları, bilirkişi deliline ihtiyaç, yazılı delillerin hacmigibi birçok unsuru incelemektedir (Pretto ve Diğerleri/İtalya, No: 7984/77, 8/12/1983, § 32; Eckle/Almanya, No:8130/78, 15/7/1982, § 81; Buchholz/Almanya, No: 7759/77, 6/5/1981, § 55; Neumeister/Avusturya, No: 1936/63, 27/6/1968, § 21).AİHM bir kararında, davanın karmaşıklığı ile ilgili olarak, davadaki sanıksayısı, suçun ekonomik boyutu, bilirkişi raporuna ihtiyaç duyulması gibinedenlerle 7 yıl 27 gün süren yargılama sürecinin makul olduğunu belirtmiştir (M.A.T./Türkiye, No: 63964/00, 19/1/2007, §40), (B. No: 2014/2454, 4/11/2014, § 52).
52. Davanın taraflarının ve ilgilimakamların yargılama sürecindeki tutumu açısından ise ceza davalarında sanık,adli makamlarla aktif bir işbirliği yapmak zorundaolmadığı gibi hukuk sisteminin sunduğu savunma imkânlarını kullandığı için dekusurlu bulunamaz. Diğer taraftan devlet, kendi idari ve yargısal organlarınayüklenebilecek gecikmelerden sorumludur. AİHM, yetkili makamların tutumuölçütünü, esas olarak, meydana gelen gecikmeden devletin ihmal ve kusurunedeniyle sorumlu olup olmadığına bakarak ele almaktadır (Zana/Türkiye, No: 18954/91, 25/11/1997, §§ 79–82). AİHM,yargılamada ortaya çıkan her bir hareketsiz geçen dönemi veya ertelemeleri ayrıayrı değerlendirmektedir. Bununla birlikte AİHM, bir başvuruda yargısalorganlara yüklenebilecek 15 aylık bir gecikme periyoduna rağmen, ulusal yargımakamları önünde 7 yıl 4 ay süren davanın oldukça karmaşık olduğunu göz önündebulundurarak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine kararvermiştir (Neumeister/Avusturya, No: 1936/63, 27/6/1968, §§20–21). AİHM ayrıca yargı makamlarının davaları birleştirme, delil toplama gibinedenlerle davayı uzatmalarının belli bir yere kadar makul görülebileceğinibelirtmektedir (Ewing/Birleşik Krallık (Avrupa Komisyonu Raporu),No: 11224/84, 7/10/1987, § 151), (B. No: 2014/2454, 4/11/2014, § 53).
53. Dava dosyasının incelenmesinde,İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınan başvurucuhakkında 26/11/2007 tarihinde on dört ayrı suçtan cezalandırılması istemiylekamu davası açıldığı, yargılamaya başlayan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince,davanın tensip zaptının düzenlenmesinden sonra toplam kırk sekiz şüphelininsavunmaları ile yirmi bir müştekinin beyanlarının alındığı, yargılamanınbaşladığı tarihten itibaren, aralarında bağlantı görülen farklı davadosyalarının birleştirilmesine karar verildiği, duruşmaların ortalama olarakdört ay aralıklarla gerçekleştirildiği, yargılama süresince dosyanın incelemeyealındığı herhangi bir duruşmanın olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece 6/12/2012tarihinde verilen gerekçeli kararın 9/10/2013 tarihinde temyiz incelemesi içinYargıtay’a gönderildiği, Yargıtay tarafından eksikliklerin giderilmesi içiniade edilen dosyanın tekrar 2/7/2014 tarihinde Yargıtay’a gönderildiğibelirlenmiştir. Sonuç olarak, soruşturma ve yargılama safhalarıyla temyizsüreci birlikte değerlendirildiğinde, yargılama faaliyetlerinde hareketsizkalınan bir dönemin bulunmadığı, yargı mercilerine atfedilebilecek bir kusurunolmadığı ve gerekli özenin gösterildiği görülmüştür.
54. Yargılama süresinin makul olupolmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken davadakisanık sayısı, dosyada birleştirme kararı verilip verilmediği, davanınkarmaşıklığı, atılı suçların vasıf ve mahiyeti, söz konusu suçlar içinöngörülen cezaların miktarı gibi unsurlar bir bütün olarak değerlendirildiğindesomut başvuru bakımından yargılama süresinin makul olduğu görülmektedir.
55. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
Başvurucunun,
A. Kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının “süreaşımı” nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
B. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekiiddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
30/12/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.