TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FERZENDE ÖZLÜK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/17505)
Karar Tarihi: 15/2/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Ferzende ÖZLÜK
Vekili
:
Av. Cemşit TABAK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olayı nedeniyle köyü terk etmeye mecburkalınması sonucu 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun veaçılan davanın reddedilmesi ve makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyleadil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/10/2014 tarihinde Adana 18. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 4/5/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu Batman ili Beşiri ilçesi Doğankavakköyünde ikamet etmekte iken 1996 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyleköyün boşaltılması neticesinde yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığınıiddia etmiştir.
8. Başvurucu 23/3/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna(Komisyon) başvurmuştur.
9. 2/5/2008 tarihli ve 2008/4-63 sayılı Komisyon kararında;terör olayları sonucu oluşan zararın karşılanması talebiyle yapılan başvurudaBeşiri, Doğankavak köyünün boşalmadığı, kişiyeyönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından bahisle tazminat talebinin reddinekarar verilmiştir.
10. Belirtilen işlem aleyhine başvurucu tarafından Diyarbakırİdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
11. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 31/7/2009 tarihli veE.2008/1808, K.2009/1623 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline kararverilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…Dosyada bulunan belgelerin incelenmesinden;
Doğankavak Köyü'nde 1993 yılında bir grup teröristin ortaokul binasının ekdersliğini ve lojmanını yakarak köyden ayrıldığı, 1994 yılında, teröristlerinköye gelerek köyde ikamet eden (Ş.C.) isimli şahsın evine düzenlediklerisaldırı sonucu eveiki roket mermisinin isabet ettiğive evin zarar gördüğü, yine 1994 yılında terör örgütünce kuşçukurumevkiinde demir yoluna mayın döşendiği bir kişinin öldüğü üç kişininyaralandığı, 1995 yılında (M.A.) isimli şahsın terör örgütünce öldürüldüğü,1997 yılında köy içinde meydana gelen çatışmada iki askerin yaralandığı, dörtteröristin öldürüldüğü, yine 1997 yılında vatandaşlar tarafından bulunanpatlayıcı maddenin taşla vurulmak suretiyle infileketmesi sonucu iki kişinin yaralandığı, 2000 yılında teröristlerce çatışmadabırakılan el bombasının çocuklarca sonradan bulunarak patmasısonucu iki çocuğun öldüğü, bir çocuğun yaralandığı, yani bir çok terör veterörden kaynaklı olay meydana geldiği görülmektedir.
Jandarma tarafından düzenlenen 27.03.2006tarihli tutanakta köyün boşaltılmadığı davacının köyü 1992-1993yılında terkettiği ancak neden göç ettiklerinin bilinmediği belirtilmiştir.
Öte yandan mahallinde yapılan keşif sırasındadinlenen tanıklar ifadelerinde; davacının köyde yaşadığını, çiftçilik yaparakgeçimini sağladığını, 1996 yılı başlarında köyü terk ettiğini ve bir daha köyedönüş yapmadığını arazisini beş yıl boyunca ekip biçemediğini ifadeetmişlerdir.
Bu durumda, yaşadığı köyde 1990'lı yıllardabirçok terör olayı meydana gelen davacının bu terör olaylarından duyduğu endişeile köyü terk etttiği sonucuna ulaşıldığındandavacının köyü terk etmesi nedeniyle uğradığı zararın - ki yapılan keşifsırasında davacının malvarlıkları tespit edilmiş ve bu nedenle uğradığı zararmiktarı hesaplanmıştır. Böylelikle başvurunun kabulüne karar verilmesigerekirken Beşiri İlçesi Doğankavak Köyünün boşalanköylerden olmadığı vekişiye yönelik bir tehdit vesaldırı olmadığı gerekçesiyle başvurununreddine kararverilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucunaulaşılmaktadır...”
12. Kararın idarece temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 16/5/2012 tarihli ve E.2011/8451,K.2012/3161 sayılı kararı ile bozma kararı verilmiştir. Kararın ilgili kısmışöyledir:
"...Dosyanın ve Dairemizin diğeresaslarına kayıtlı Doğankavak köyüne ait dosyalarınbirlikte incelenmesinden; anılan Köyün, boşalan köylere ilişkin listelerde yeralmadığı, Köyde 1990 yılında 1794 kişi, 1997 yılında 2040 kişi, 2000 yılındaise 2132 kişinin yaşadığı, eğitime ara verilmediği, köyde değişik tarihlerdeterör olayları meydana gelmiş ise de, bu olaylar sonucunda yaşanan güvenlikkaygısıyla köyün tamamen terk edilmediği veya boşaltılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Doğankavak köyü halkının birkısmının, güvenlik kaygısıyla da olsa köyü terk etmelerinden dolayı uğradıklarızararın, 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukukiolanak bulunmadığından, davacının isteminin reddi yolunda tesis edilen davakonusu işlemde hukuka aykırılık görülmemektedir.
İdare Mahkemesince, yukarıda yapılan açıklama ve değinilen Kanunhükümlerine göre davanın reddi yolunda karar verilmesi gerekirken dava konusuişlemin iptali yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır..."
13. Bozma kararı üzerine Diyarbakır1. İdare Mahkemesinin 13/12/2012 tarihli ve E.2012/1024, K.2012/1615 sayılıkararı ile Batman İdare Mahkemesinin faaliyete geçmesiyle yetki yönündendavanın davanın reddine karar verilmiş; dosya Batmanİdare Mahkemesine devredilmiştir.
14. Batman İdare Mahkemesinin 13/3/2013 tarihli ve E.2013/363,K.2013/364 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararıngerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Olayda, Doğankavakköyünün boşalan köylere ilişkin listede yer almadığı, köy nüfusunun 1990yılında 1794, 1997 yılında 2040, 2000 yılında 2132 kişi olduğu, eğitime araverilmediği, köyde değişik tarihlerde terör olayları meydana gelmiş ise de, buolaylar sonucunda yaşanan güvenlik kaygısıyla köyün tamamen terk edilmediğiveya boşaltılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda; aralarında davacının da bulunduğu Doğankavak Köyü halkının bir kısmının, güvenlik kaygısıylada olsa köyden göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan köyüntamamen boşalmamış olması diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlikkaygısının yaşanmamış olması ve davacıya yönelik bir terör tehdidi ya dasaldırısının bulunmaması nedenleriyle, 5233 sayılı Kanun hükümlerine göreidarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından, davacının isteminin reddiyolunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılıkbulunmamaktadır."
15. Başvurucu tarafından kararın temyiz edilmesi üzerineDanıştay Onbeşinci Dairesinin 15/5/2014 tarihli veE.2013/10349, K.2014/3783 sayılı ilamı ile kararın usul ve hukuka uygun olduğu,dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektireceknitelikte görülmediği belirtilerek onanmasına karar verilmiştir.
16. Ret kararının 22/10/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedildiği ve 30/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğuanlaşılmaktadır.
B. İlgili Hukuk
17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu kararı eki kararın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 15/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurununve akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köyde köy korucusu olmayazorlandığını, korucu olmak istemeyenlerin de köyü terk etmeye mecburbırakıldığını, köyden ayrılması nedeniyle mülkiyetine ulaşamadığını, idarenincan ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyethakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararının tazmin edilmediğini, ayrıca yaptığı başvuruhakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterekAnayasanın 19., 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarınınihlaledildiğini iddia etmiş; maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 19., 35. ve 36. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıpolay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
21. Başvurucu, Komisyon tarafından verilen kararın akabindeaçtığı davadan sonuç alamadığını, göç etmeye mecbur kalması nedeni ile malvarlığına ulaşamadığını, tarım, hayvancılık ve diğer köy geçim kaynaklarındanmahrum kaldığını, anılan zararlara köy boşaltma eylemleri ile sebebiyetverilmiş olmasına rağmen zararlarının tazmin edilmediğini belirterek mülkiyethakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuş; yargılama sürecinde yapılanincelemeler ve lehine olmayan yargı kararı temeline dayandırıldığı tespitedilen bu iddiaların Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygungörülmüştür.
22. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
23. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası içermesidir. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindekibaşvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönündenincelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz,§ 26).
24. Başvurucu maddi vakıa ve delillerin hatalı takdirineticesinde davanın reddedildiğini, bu kapsamda Derece Mahkemelerincedelillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunubelirtmekte olup başvurucunun iddialarının özünün Derece Mahkemelerincedelillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabetolmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
25. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, başvurucununikamet ettiği Doğankavak köyünün boşalan köylereilişkin listede yer almadığı, köy nüfusunun 1990 yılında 1.794, 1997 yılında2.040, 2000 yılında 2.132 kişi olduğu, köyde eğitime ara verilmediği, köydedeğişik tarihlerde terör olayları meydana gelmiş ise de bu olaylar sonucundayaşanan güvenlik kaygısıyla köyün tamamen terk edilmediği veya boşaltılmadığı,bu durumda aralarında başvurucunun da bulunduğu Doğankavakköyü halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesindendolayı uğradığı zararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer birifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması vebaşvurucuya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasınedenleriyle, 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukukiolanak bulunmadığından, başvurucunun isteminin reddi yolunda tesis edilen davakonusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddinehükmedilmiştir. Başvurucunun iddiaları, temyiz merciince de incelenipreddedilmek suretiyle yerel Mahkeme kararı onanmıştır.
26. Başvurucunun iddiaları incelendiğinde köyün terör nedeniyleboşaltılmış olduğuna ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, Mahkeme kararıgerekçesi de (bkz. §§ 8, 23)dikkate alındığında, Derece Mahkemelerininkararlarında bariz takdir hatası ve açık bir keyfîlikbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
27. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından, başvurununbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
28. Başvurucu, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünüyerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddiaetmektedir.
29. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiğihususundaki iddiaların yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılamasürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde,başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına veyargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu dasaptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin, Derece Mahkemelerince adilyargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmişolduğundan, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıcadeğerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
b. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan makul süredeyargılanma hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
31. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle, Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
32. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler iledavanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecindeKomisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak,uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
33. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında, Komisyonabaşvuru tarihi (23/3/2005) ile karar düzeltme isteminin reddine dair kararıntarihi (15/5/2014) arasında geçen ve toplam 9 yıl 1 aylık yargılama süresindebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı vesöz konusu yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
34. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
35. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
36. Başvurucu,makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve bu nedenletazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
37. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 7.200 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
38. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 7.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE15/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.