TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
FİKRİ ERDOĞAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9032)
Karar Tarihi: 5/11/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Aliye YILDIZ VARSIN
Başvurucular
:
1. Fikri ERDOĞAN
2. Sadettin ERDOĞAN
3. Abdullah ERDOĞAN
4. Sevim KOÇAŞ
5. Kemal ERDOĞAN
6. Fatma ERDOGAN
Vekili
:
Av. Adil AKTAY
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1.Başvurucular, maliki oldukları arazinin kamulaştırılması nedeniyle açılan bedeltespiti ve tescil davasında araziye gerçek değerinden düşük bir bedel tayinedilmesi, faize hükmedilmemesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasınedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 10/12/2013tarihinde Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasınaengel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 17/6/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. BölümBaşkanı tarafından 4/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5.Adalet Bakanlığınca, 4/8/2014 tarihli yazı ile Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüşsunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruformu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilenilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucularaait taşınmazın da bulunduğu Ermenek İlçesinde, Enerji ve Tabii KaynaklarBakanlığının 10/4/2002 tarih ve 1572 sayılı tasdikli projesi kapsamında ErmenekBarajı ve HES tesisleri projesi ve göl sahası inşaatı yapılması planlanmış ve13/7/2006 tarihinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce (İdare) kamu yararı vekamulaştırma kararı alınmıştır. Bakanlar Kurulu'nun baraj ve HES projesineilişkin 2009/14599 sayılı acele kamulaştırma kararı 31/1/2009 tarih ve 27127sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
8.İdare, başvuruculara ait taşınmaza acele kamulaştırma yoluyla el konulması vekamulaştırma bedelinin tespiti talebiyle dava açmıştır. Ermenek Asliye HukukMahkemesi, 5/6/2009 tarih ve E.2009/655, K.2009/726 sayılı kararı ile bilirkişiraporuna dayanarak el koyma bedelini 38.153,40 TL olarak belirlemiş, bahsedilentaşınmaza acele el konulmasına ve bedelin başvuruculara ödenmesine kararvermiştir.
9.İdare tarafından 13/5/2010 tarihinde açılan kamulaştırma bedelinin tespiti vetaşınmazın tescili davasında Mahkeme, bilirkişiler eşliğinde kamulaştırmakonusu taşınmaz üzerinde keşif yapmış, bilirkişiler, taşınmazın özelliklerinigözeterek ve 2010 yılı fiyat, masraf ve verim verilerini kullanarak taşınmazıntoplam değerini 116.925,21 TL olarak belirlemişlerdir.
10.Mahkeme, 11/4/2012 tarih ve E.2010/558, K.2012/444 sayılı kararı ile Yargıtay18. Hukuk Dairesi içtihadı doğrultusunda yapılan keşif ve bilirkişi raporundayer alan hususlara göre, taşınmazın değerini 116.925,21 TL olarak tespit etmişve acele el koyma kararı sonrası ödenen bedeli mahsup ile bakiye 78.771,81TL’nin başvuruculara ödenmesine, taşınmazın tapu kaydının iptali ile idareadına tapuya kayıt ve tesciline karar vermiştir.
11.Temyiz üzerine karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 22/1/2013 tarih veE.2012/13120, K.2013/719 sayılı ilamı ile onanmıştır.
12.Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 12/9/2013 tarih veE.2013/9878, K.2013/11411 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Anılan karar,başvuruculara 11/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucular tarafından süresi içinde10/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgiliHukuk
14. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmazmalın idare adına tescili” kenar başlıklı 10. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halindeidare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırmabedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar verilmesini ister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuzgün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın malikine …bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.
…
Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedeldeanlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içindekeşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddedesayılan bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malındeğerini tespit için mahallinde keşif yapar…
Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin beyanını dadikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz malın değerinibelirten raporlarını onbeş gün içinde mahkemeyeverirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara tebliğ eder.Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veya vekillerinive bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi raporlarına varsaitirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı beyanları alınır.
Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde gerektiğinde hakim tarafından onbeş gün içindesonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hakim, taraflarınve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil vehakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilenbu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir.… İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına … dairmakbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline vekamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapudairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin oluptarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.
(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6. md) Kamulaştırmabedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamamasıhâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faizişletilir.
…
14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırmaişlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması veidari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halindemahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bununsonucuna göre işlem yapılır.
…”
15. 2942 sayılı Kanun’un24/4/2001 tarih ve 4650 sayılı Kanunla değişik 11. maddesinin üçüncü fıkrasışöyledir:
“Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayıgerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ileilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkatealınmaz.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 5/11/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 10/12/2013 tarih ve2013/9032 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
17. Başvurucular,maliki oldukları taşınmazın idarece kamulaştırılması işlemleri sırasındaidarenin taşınmaza hemen ihtiyacı olduğunu belirterek 2942 sayılı Kanun'un 27.maddesi uyarınca değer tespiti yapılması ve el konulması talebiyle açtıklarıdavada taşınmazın değerinin tespit edildiğini, buna karşın idarenin, yasalsüresi içerisinde 2942 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca kamulaştırmadavasını açmadığını, AİHM kriterlerine göre bedel tespiti ile kamulaştırmaişlemi arasında geçmesi gerekli makul sürenin aşıldığını, bilirkişicekamulaştırma bedeli tespit edilirken yalnızca taşınmazın bulunduğu ilçeninverileri dikkate alınarak hesap yapılması gerekli olduğu halde, komşu ilçelerintarım müdürlüğü verileri de dikkate alınarak hesap yapıldığını, kamulaştırmaişlemi nedeniyle mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin ve tespit edilenbedelin orantılı olmadığını, uygulanması gerekli faizin düşük hesaplandığını,aynı mahkemenin benzer kararlarında yerleşik Yargıtay uygulamasını da dikkatealarak bedel tespiti yaptığı halde, kendilerine ait taşınmazın değerini eksikhesap ettiğini belirterek, Anayasa’nın 2., 10., 20., 35., 36., 46. ve 90.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve maddi vemanevi tazminat talebinde bulunmuşlardır..
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. MakulSürede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası Yönünden
18.Başvurucular, 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine göre 105 günde tamamlanmasıgereken kamulaştırma bedelinin tespiti davasının daha uzun süredetamamlandığını belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
19.Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
20.Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararlarıngerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrasışöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması, yargının görevidir.”
21.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süreiçinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
22.Makul sürede yargılanma hakkı adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup,davaların makul sürede sonuçlandırılması da yargının görevidir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 39).
23.Makul süre incelemesinde; yargılamaya intikal eden maddi vakıalar ve ispataraçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukuk kurallarınınkarmaşık olması; tarafların genel olarak yargılama sürecindeki tutumları;yargılama sürecinin uzamasındaki etkileri ve usulihaklarını kullanırken gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri; yargımakamları yanında dava süreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devletorganlarına atfedilebilir yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğindenkaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılmasıhususunda gerekli özenin gösterilip gösterilmediği; başvurucu için hukukikorumanın bir an önce gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanınniteliği ve niceliğine ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek kararverilmesi gerekmektedir (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 58).
24.Taraflar için 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde kamulaştırma bedelinin tespitidavalarının sonuçlandırılması için öngörülen süreler mahkemelere yöneliksüreler olduğundan düzenleyici nitelikte olup, mahkemeler bu sürede davayısonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların geçerli olduğunda şüpheyoktur. 2942 sayılı Kanun’un gereği yapılması gereken duruşmalar ve duruşmaaralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi ve tebligat işlemleri göz önündebulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceği görülmektedir (B. No: 2013/817,19/12/2013, §§ 47- 48).
25.Nitekim AİHM de, benzer şekildeki düzenleyicisürelerin yargılama süresini kısaltma amacı taşıdığını vurgulamaktadır. AİHM,ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasılyorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi olmadığını belirterekdavaların “makul süre” içerisindetamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama süresinin bütününüele almakta ve bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasınauygun olup olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır. (Bkz., Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010; Dildirim ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 42927/10,12/3/2013).
26.Başvuru konusu olayda, idare tarafından 13/5/2010 tarihinde açılan kamulaştırmabedelinin tespiti ve tescil davasında Mahkeme, yaklaşık 23 ay sonra 11/4/2012tarihinde davanın kabulüne karar vermiş, taraflarca temyiz edilen kararYargıtay 18. Hukuk Dairesinin 22/1/2013 tarihli ilamı ile onanmış, karardüzeltme talebi ise aynı Dairenin 12/9/2013 tarihli kararı ile reddedilmiştir.Başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti davasında ilk derece mahkemesi vetemyiz mahkemesinin ihtilaf konusu olayla ilgili tutumunun özel bir karmaşıklıkgöstermediği, yargılamanın iki dereceli mahkeme önünde toplam 40 ay sürdüğü,ilk derece mahkemesinin bu süre zarfında, başvurucunun ve idarenin iddialarınailişkin karar vermek için davanın esasını incelediği, bedel tespitine esasverileri topladığı, bilirkişi raporuna başvurduğu, taraflara itiraz için süreverdiği, tarafların itirazlarını dikkate aldığı, davanın temyiz ve karardüzeltme incelemesinin 17 ayda tamamlandığı görülmüş ve yargılama süresininbütünü dikkate alındığında mahkemeler nezdinde başvurucunun haklarını ihlaledecek şekilde gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
27.Açıklanan nedenlerle, başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği iddiasının "açıkça dayanaktanyoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Mülkiyet Hakkı Yönünden
i. Bedel Tespitiyleİlgili Şikâyetler Yönünden
28.Başvurucular, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davasında taşınmazınrayiç değerinin, 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (f) bendine aykırı şekildetaşınmazın bulunduğu Ermenek ilçesi yanında komşu ilçeler ile Karaman ili tarımmüdürlükleri verilerinin ortalaması kullanılarak olması gerekenden düşükbelirlendiğini, başka ilçelerde yapılan kamulaştırmalarda ilçe verilerikullanılırken Ermenek ilçesinde çevre ilçelerin ve bağlı olunan ilinverilerinin de kullanılması nedeniyle eşitlik ilkesine aykırı hüküm tesisedildiğini belirterek, mülkiyet hakkının ve hak arama hürriyetlerinin ihlaledildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, kendilerine Anayasa’nın 10.maddesinin ilk fıkrasında sayılan hangi nedene dayalı olarak veya hangi sebepleayrı muamele yapıldığından bahsetmemişlerdir. Başvurucular esas olarak diğerilçelerde kamulaştırma bedelinin tespitinde sadece ilçe tarım müdürlüğüverileri dikkate alınıp bedel tespiti yapılırken Ermenek ilçesindekitaşınmazlarda Ermenek ilçesiyle birlikte çevre ilçeler ile Karaman ili tarımmüdürlükleri verilerinin ortalamasının “mevki”olarak değerlendirilip bedel tespitinde kullanılmasından şikâyetçi olmaktadır.Bu durumda başvurucuların şikâyetinin özünün mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin kanunilik şartını ihlal ettiği iddiası olduğu anlaşıldığından konumülkiyet hakkı kapsamında incelenmiş ve hak arama hürriyeti ile eşitlik ilkesive özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı yönünden ayrıca incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
29.30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
30.Somut başvurunun dayanağını oluşturan kamulaştırılan taşınmazın gerçekdeğerinin ödenmesi talebi, Anayasa’nın 35. maddesinde yer alan mülkiyethakkının kapsamına dâhildir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkınınmutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceğibelirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetlerisınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzel kişilerineözel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve kamulaştırmailkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi mülkiyet hakkınınsınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, başvurucuların bahsedilen talebinindeğerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817,19/12/2013, § 28).
31.2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (f) bendinde “mevki” kelimesi kullanılmıştır. Mevki kelimesinin benzeriklim koşulları ve arazi yapısı nedeniyle benzer özelliklere sahip geniş toprakparçaları anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mevki veya diğer adıyla mahalkelimesi her zaman ilçe düzeyinde bir alan anlamına gelmeyebilmektedir. Bazıtoprak, iklim ve coğrafi koşullarda bulunan bölgelerde mevkii veya mahal, ilçedüzeyinden de küçük bir arazi alanı olabileceği gibi bazı durumlarda da dahageniş toprak parçaları bir mevki veya mahal olarak tanımlanabilir. Bununyanında mevki ve şartlar sadece değerlendirmeye alınacak alanın il veya ilçedüzeyinde olmasıyla bağlantılı olmayıp, toprağın yapısı, arazinin sulanıpsulanmadığı, arazinin eğimi gibi pek çok faktör, mevkii ve şartlar kavramıçerçevesinde değerlendirmeye tabi tutulmaktadır (B. No: 2012/1246, 6/2/2014, §§64, 65-70).
32.Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 25/5/2006 tarih ve E.2006/3897, K.2006/4360 sayılıkararıyla, Ermenek ilçesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 10/4/2002tarihinde onaylanan proje kapsamında Ermenek’te baraj, HES tesisleri ve gölsahası inşaatı yapılması ilan edildikten sonraki dönemde tarım ilçemüdürlüğünün önceki yıllarda sabit bir seyir izleyen tarımsal getiri verilerinigünlük hayatın olağan akışıyla bağdaşmayacak şekilde ve anlaşılamayacakderecede arttırıldığını dile getirerek 2003 yılı sonrasında kamulaştırmalardabu ilçe verileri yanında çevre ilçeler ile Karaman İlinin kullanıma uygunverilerinin ortalamasının bedel tespitinde kullanılmasını içtihat olarakbenimsemiştir.
33.2006 yılından beri istikrarlı olarak uygulanan bu yöntem bireyler içinerişilebilir ve bilinebilir olup başvuru konusu olayda 2010 yılında açılankamulaştırma bedelinin tespiti davasında başvurucu açısından bahsedilenyerleşik içtihat öngörülebilir durumdadır.
34.Açıklanan nedenlerle, başvurucuların bedel tespitiyle ilgili şikâyetleryönünden mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarının açık ve görünür birihlalin bulunmaması nedeniyle “açıkçadayanaktan yoksun” olduğuna karar verilmesi gerekir
ii. Kamulaştırma Bedeline Faiz Ödenmemesi Şikâyeti Yönünden
35. Başvurucuların kamulaştırma bedeline faizödenmemesi nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethaklarının ihlal edildiği iddialarının, açıkça dayanaktan yoksun olmadığına,başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
36.Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen bedele faiz ödenmemesi nedeniylealmaları gereken bedelin değerinde azalma olduğundan şikâyet etmekte ve geçödenen kamulaştırma bedeline Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan kamualacaklarına uygulanan en yüksek faizin (gecikme faizinin) uygulanmasıgerektiğini iddia etmektedirler.
37.Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı”kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamuyararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkınınkullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
38. Anayasa'nın“Kamulaştırma” kenar başlıklı 46.maddesi şöyledir:
“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiğihallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunantaşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas veusullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmayayetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedelinakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği buhallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşitolarak ödenir.
…
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi birsebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen enyüksek faiz uygulanır.”
39. Anayasa'nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13.maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
40.Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre; kamulaştırma bedeli nakden vepeşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformunun uygulanması, büyük enerji vesulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanlarınyetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılantoprakların bedellerinin ödenmesi taksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitleödemeyi öngörebileceği bu hallerde ve herhangi bir sebeple ödenmemişkamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizişletilebilir. Yargıtayın istikrar kazananiçtihatlarına göre de Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen faiz oranı ancakkesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için işletilebilir (Bkz.Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752, 15/10/2002). Dolayısıyladava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava tarihinden itibarendevlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesi talebinin yasal birdayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmış bir uygulamasıbulunmamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 50).
41.2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddeleri gereğince tarafların kamulaştırmakararı sonrasında bedel hususunda anlaşamamaları halinde taşınmazın bedeli adilve hakkaniyete uygun bir şekilde mahkemece dava tarihi itibariyle tespitedilmelidir. Değer tespitinin dava tarihine göre yapılması, Kanun gereği olduğugibi dava sürecinde taşınmazın değerinde meydana gelecek artış veya azalışlarınbedele etki etmemesi ve bu şekilde bedel tespitine belirlilik kazandırmanın dagereğidir. Aksi hâlde taşınmazın değeri uzun süren davalarda artabileceği gibiazalabileceğinden, idare veya vatandaşlara olumsuz etkide bulunabilir. Ancak budurum taşınmazın gerçek değerinin enflasyon karşısında korunması için davatarihine göre belirlenen bedele faiz işletilmesine manideğildir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 52).
42.Nitekim kanun koyucu bahsedilen husustaki yasal eksikliği gidermek vekamulaştırma bedelinin tespiti davalarında davanın zamanındasonuçlandırılamaması halinde yargılama sürecinde kamulaştırma bedelininenflasyon etkisiyle uğrayacağı değer kaybını telafi ederek benzermağduriyetlerin önlenmesi maksadıyla 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 2942sayılı Kanun’un 10. maddesine ek fıkra ekleyerek “Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içindesonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitimindenitibaren kanuni faiz işletilir.” hükmünü getirmiş ve zamanındatamamlanamayan kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında ödemenin yapıldığıtarihe kadar kamulaştırma bedeline faiz ödenmesi imkânını tanımıştır (B. No:2013/817, 19/12/2013, § 53).
43.Somut başvuruya konu kamulaştırma işleminde ise dava, bahsedilen kanun hükmününyürürlüğe giriş tarihinden önce sonuçlandığından yasal faiz ödemesiyapılmamıştır. Bu durumda kamulaştırma sürecinde kamu yararına ulaşmak içinkullanılan yöntemler ile izlenen amaç arasında makul bir orantılılığın vemülkünden mahrum bırakılan başvurucuların üzerine orantısız ve aşırı bir yükyüklenip yüklenmediğinin araştırılması gerekmektedir.
44.Somut olayda, başvurucuların taşınmazının Ermenek Barajı ve HES yapılmasıamacıyla DSİ kararıyla kamulaştırıldığı ve kamulaştırma sürecinin 2942 sayılıKanun’a göre sürdürülerek tamamlandığı görülmektedir. Bu durumda mülkiyettenyoksun bırakmanın meşru amacının bulunduğu ve kanuna uygun olarak yapıldığıanlaşıldığından başvurucunun faiz ödenmemesine yönelik şikâyeti Anayasa’nın 35.maddesi kapsamında ölçülülük ilkesi yönünden incelenecektir. Başvurucununmülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olabilmesi için ödenen tutarlarınenflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırmatarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafiedecek biçimde faiz uygulanması gerekir. (Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 258).
45. Başvuru konusu davadaMahkeme tarafından belirlenen kamulaştırma bedeli başvurucu adına bankahesabına peşin olarak yatırılmıştır. Bu durumda başvurucunun kamulaştırmabedeline devletin alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanmasıtalebinin Anayasa’nın 46. maddesi kapsamında yasal dayanağı bulunmamaktadır.(Benzer yönde AİHM kararı için bkz., Yetiş/Türkiye,B. No: 40349/05, 6/7/2010, § 44).
46. Bununla birlikte kamukurumları uzun süren kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında faiz ödemeyerekbireylerin almaları gereken bedelin enflasyon karşısında aşınmasına nedenolmaktadırlar. Bu durumda taşınmazı kamulaştırılan kişilere ödenen kamulaştırmabedelinin kişinin uğradığı zararı telafi edebilmesi için taşınmazın gerçekkarşılığı olması yanında ayrıca ödenen bedelin tespitinde esas alınan tarih ileödeme tarihi arasında geçen dönemde gerçekleşen enflasyona nispetle hissedilirderecede değer kaybetmemiş olması gerekir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 59).
47. Bir eşyanın devirtarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesi durumunda arada geçen süredeenflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetingerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarakgetirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyethaklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58,K.2011/37, 10/2/2011).
48. Bu çerçevede AİHM,Türkiye’de kamulaştırma bedellerinin geç ödenmesi ve enflasyon sonucu bedelindeğerinde aşınma olması ile arada geçen sürede bedele faiz ödenerek durumuntelafi edilmemesi veya ödenen faizin enflasyonun oldukça altında olması sonucutespit edilen bedelin değerini koruyucu nitelikte olmaması nedenleriyle birçokdavada başvuranların üzerinde meşru kamu yararıyla haklı gösterilemeyecekorantısız ve aşırı bir yük bindiği ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğisonucuna varmıştır (Aka/Türkiye,B. No: 19639/92, 23/12/1998, § 48-50; Akkuş/Türkiye,B. No: 19263/92, 9/7/1997, § 28-31; Yetiş/Türkiye,B. No: 40349/05, 6/7/2010, § 57-60).
49.Devlet tarafından ödenecek bir bedelin enflasyon karşısındaki değerkayıplarında AİHM, ikili bir ayrıma gitmektedir. Mahkemelerce belirlenmiş birpara alacağının ödenmemesi halinde daha katı bir tutum sergileyerek %5’e kadardeğer kayıplarını hesaplama faktörlerindeki değişkenlerle ilgili kabuletmektedir (bkz., Arabacı/Türkiye,B. No: 65714/01, 7/3/2002). Çünkü burada ödemelerin geç yapılması, mahkemekararlarının icra edilmesi ile ilgili bir sorundur. Bunun yanında mahkemelerdegeçen yargılama süresindeki enflasyon nedeniyle kamulaştırma bedelinin değerkaybında ise meydana gelen farkın tazminatın belirlenmesi yöntemindenkaynaklandığı ve bu konuda ulusal yargıcın belirli bir takdir imkânı olduğugerekçesiyle daha esnek yorumlamakta bu farkın başvurucular açısından aşırı biryük getirip getirmediğini inceleyerek karar vermektedir. Örneğin bahsedilenşekilde incelediği bir davada AİHM, %10,74’lük bir değer kaybının aşırı bir yükgetirmediğine karar vermiştir (bkz. Güleç veArmut/Türkiye, B. No: 25/969/09, 16/11/2010).
50. Başvuru konusu davada10/5/2010 tarihi değerlerine göre tespit edilen 116.925,21 TL kamulaştırmabedeli, iki aşamada ödenmiştir. İlk aşamada 2/4/2009 tarihinde açılan acele elkoyma davasında Mahkeme tarafından 5/6/2009 tarihinde taşınmaza davacı idareadına acele el konulmasına ve 38.153,40 TL’nin başvuruculara ödenmesine kararverilmiştir. İkinci aşamada ise 10/5/2010 tarihinde açılan bedel tespiti vetescil davası sonunda aynı Mahkeme tarafından 11/4/2012 tarihli kararla davatarihine göre tespit edilen 116.925,21 TL kamulaştırma bedelinin, daha önce elatma kararı sonrasında başvuruculara ödenen kısmının mahsup edilerek kalan78.771,81 TL’nin başvuruculara ödenmesine karar verilmiştir.
51.Yapılan incelemede başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülüolup olmadığı hususunda bir sonuca varmak için mahkemece tespit edilen gerçek değerile başvuruculara yapılan ödemelerin enflasyon etkisi arındırılmış sonuçlarınınkarşılaştırılması gerekmektedir. Elde edilmek istenen kamu yararı ilebaşvurucuların mülkünden mahrum kalması arasında makul dengenin sağlanıpsağlanmadığını ve müdahalenin ölçülü olup olmadığını tespit etmede önemli olan,yapılan ödemelerin değer kaybının toplam bedele oranı üzerinden başvurucununmaruz kaldığı yükü belirlemektir. Bunun yerine değer kaybını her bir ödeme içinayrı ayrı hesaplamak yanıltıcı sonuçlara neden olabilmektedir.
52. Bedel tespiti sonrası, el koyma kararıylaödenmiş olan bedel mahsup edilerek ödenen 78.771,81 TL’nin dava tarihi ileödeme tarihi arasındaki enflasyon nedeniyle değer kaybı %16,29 olmakla birliktebu değer kaybının gerçek bedel olan toplam kamulaştırma bedeline oranı ise%10,9’dur. Başvuruculara dava tarihine göre belirlenerek ödenen 78.771,81 TLkamulaştırma bedelinin ödeme tarihinde Merkez Bankası verileri kullanılarakenflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 91.607 TL’dir. Bir diğerifadeyle kamulaştırma bedelinin uğradığı değer kaybını telafi edecek fark12.835,19 TL’dir.
53. Yukarıdaki unsurlarabakarak, kamulaştırma bedelinin dava açıldığı tarihteki değeri ile ödendiğitarihteki değeri arasında gözlemlenen farkın kamulaştırma bedeline faizeklenmemesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ödenmeyen bu fark, bireyinmülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında olması gereken adildengeyi bozarak, Anayasa’da yer alan ölçülülük ilkesine aykırı bir şekildebaşvurucu üzerine orantısız ve aşırı bir yük binmesine sebep olarakbaşvurucuların mülkiyet hakkını ihlal etmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararıiçin bkz. Yetiş/Türkiye, B. No:40349/05, 6/7/2010, § 56).
54. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti davasının 10/5/2010tarihli dilekçeyle açıldığı ve Mahkeme tarafından bu tarih esas alınarakbelirlenen bedelin 23 ay sonra Mahkemenin 11/4/2012 tarihli kararıylabaşvurucuya faiz işletilmeksizin ödendiği, bu süre zarfında Merkez Bankasıverilerine göre enflasyonda meydana gelen artışın toplam bedele oranla uğradığıdeğer kaybının % 10,9 olduğu, bahsedilen değer kaybı oranı dikkate alındığında,başvurucuların üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecekşekilde orantısız ve aşırı yük yüklediği sonucuna ulaşılmıştır.
55. Belirtilen nedenlerle,kamulaştırma bedeline faiz ödenmemesi nedeniylebaşvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethaklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. maddesiYönünden
56. Başvurucular, kamulaştırılantaşınmazlarının bedelinin dava tarihi esas alınarak belirlenmesi ve faizehükmedilmemesi nedenleriyle 245.178,38 TL ve bu bedele 11/4/2012 tarihindenitibaren en yüksek banka mevduat faizi üzerinden hesaplanacak bedelin madditazminat olarak ödenmesini talep etmişlerdir.
57. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
58. Başvurucular tarafındanyalnızca maddi ve manevi tazminattalebinde bulunulmuş olup, başvuruda Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğitespit edilmiştir.
59. Başvuruculara davadilekçesinin verildiği tarihe göre belirlenen kamulaştırma bedelinin 23 ay sürendava sonunda faiz işletilmeden ödenmesi sonucu kamulaştırma bedelinde bu süredetoplam bedele oranla %10,9 oranında enflasyon nedeniyle ciddi bir değer kaybıoluştuğu, bu durumun başvurucular üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamuyararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı yük binmesineneden olduğu dikkate alınarak bahsedilen maddi değer kaybını telafi edebilmekiçin kamulaştırma bedeline enflasyon oranında faiz işletilerek başvuruculara 12.835,19TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir. Üye Nuri NECİPOĞLUbu görüşe katılmamıştır.
60. Başvurucular tarafındanyapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucularaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V.HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurucuların,
1.Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanmahaklarının ihlal edildiği iddiasının "açıkçadayanaktan yoksun olması",
2. Bedeltespitiyle ilgili şikâyetler yönünden mülkiyet haklarının ihlal edildiğiiddiasının "açıkça dayanaktan yoksunolması" ,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
3.Kamulaştırma bedeline faiz ödenmemesi nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesindegüvence altına alınan mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,
B. Kamulaştırma bedeline faiz ödenmemesi nedeniyle Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,
C. Toplam 12.835,19 TL madditazminatın başvuruculara müştereken ÖDENMESİNE, Üye Nuri NECİPOĞLU’nunkarşı oyu ve OY ÇOKLUĞUYLA,
D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE, OY BİRLİĞİYLE,
E. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAÖDENMESİNE, OY BİRLİĞİYLE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OYBİRLİĞİYLE,
G. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine, OY BİRLİĞİYLE,
5/11/2014tarihinde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Başvurucular,maliki oldukları taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle açılan bedel tespiti vetescil davasında taşınmazın bedelinin olması gerekenden düşük tespiti ve davatarihine göre belirtilen kamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmedenkendilerine ödenmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.
Mahkememizce adil yargılama hakkına yönelikşikâyet yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna, mülkiyet hakkına yönelik şikâyet nedeniyle kabul edilebilir olduğunave mülkiyet haklarının ihlal edildiğine, başvuruculara talepleri doğrultusundamaddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Çoğunluğun adil yargılanmaya ilişkin kabuledilemezlik, mülkiyet hakkına ilişkin kabul edilebilirlik ve mülkiyet hakkınınihlali görüşüne aynen iştirak etmekle birlikte, başvuruculara maddi tazminatverilmesine ilişkin görüşüne katılmak mümkün değildir. Çünkü tazminat davaları,çekişmeli yargılamayı gerektiren dava çeşitlerindendir. Bunun için davacınındilekçe ile harcını yatırarak mahkemeye başvurması gerekir. Mahkemece karşıtarafa dava dilekçesi tebliğ edilerek, savunma hakkı verilir ve Hâkimtarafından davanın türüne göre deliller toplanarak yargılama sonunda hükümfıkrası kurulur. Hüküm fıkrasında, davacının istek sonuçlarından her birihakkında taraflara yüklenilen borç ve tanınan haklar sıra numarası altındaaçık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde belirtilip, faiz, harç, yargılamagideri ve vekâlet ücreti miktarları gösterilmelidir.
Anayasa Mahkemesi, ihlalin tespit edilmesihalinde başvurucuya maddi ve manevi tazminat verilmesi usulünü AİHM kararlarınıörnek alarak uygulamakla neredeyse tesbit ettiği herihlale tazminat verme yoluna gitmektedir. AİHM uluslararası yargılama yapan birmahkeme olduğundan, esas aldığı bütün kurallar uluslararası niteliktedir. Oradaaçılan her davanın başvurucusunun (davacısının) mutlaka bir karşı tarafı(davalısı) ulusal devlet bulunmaktadır. AİHM'de başvuru dilekçesi karşı tarafa(davalıya) tebliğ edilerek savunma ve delil ikamesi imkânı verilmekte, davanınbütün aşamalarına katılımı sağlanarak sonuca gidilmektedir. Tazminatla ilgiolarak uluslararası yargılama yapan başka bir yargı mercide bulunmadığından,AİHM'nin tazminata da karar vermesi yapısına göre yerindedir. Bireyselbaşvuruyu uygulayan Avrupa ülkelerinin bir kısmının mevzuatında tazminatverilmesi hususu hiç düzenlenmemiş, tazminat verilmesi kabul edilen ülkelerinuygulamalarında ise çok özel durumlara ilişkin, sınırlı sayıda tazminatverilmesi örnekleri bulunmaktadır.
Tazminat verilmesi yönünden, usulü,uygulanması ve yapısı farklı, uluslararası mahkeme olan AİHM içtihatlarınınörnek alınması yerine, bireysel başvuruda başarılı olduğu bilinen Avrupa'dakiulusal mahkemelerin uygulamalarının esas alınması daha yerinde olacaktır.
6216 sayılı Kanun'un "Esas hakkındaki inceleme" kenarbaşlıklı 49. maddesinin (2) numaralı fıkrası, "Bireyselbaşvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmesi halinde, başvurunun birörneği bilgi için Adalet Bakanlığı'na gönderilir. Adalet Bakanlığı gerekligördüğü hallerde görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir."şeklinde düzenlenmiştir.
Bireysel başvurularda başvurucunun (davacının)karşı tarafı (davalısı) bulunmamaktadır. Maddeye göre Adalet Bakanlığı davanıntarafı değil sadece bildirim yapılan muhatabıdır. Gerekli görürse, savunmadeğil, görüşünü yazılı olarak bildirebilir. Değiştirilen, Anayasa Mahkemesiİçtüzüğünün 71. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi karar vermek için AdaletBakanlığı'nın görüşünü beklemek zorunda değildir. Tazminata neden olan olayınmuhatabı başka bir kamu kurumu olduğundan, gerçekte Adalet Bakanlığı tazminatdavasının tarafı da olamaz. Tazminat davası ile ilgili olarak uluslararası veyaulusal hiçbir usul ve maddi hukuk kuralı dikkate alınmayıp, taraf teşkilitamamlanmadan, karşı tarafa (davalıya) tebligat yapılmadan savunma ve delillerialınmadan, tazminata karar verilmesi, hüküm fıkrasında bulunması zorunluhususların varlığının gözetilmemesi, kararın ikinci derecede incelenmesininortadan kaldırılması doğru olmadığından, olayda adil yargılanma hakkınınvarlığından söz edilemez.
6216 sayılı Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50.maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre, "Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracakşekilde, mümkünse dosya üzerinden karar verir." denilmektedir.
Kuraldaki"başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir" kısmı, mahkemeye çok özel hallerde, istisnaiolarak kullanılması maksadıyla verilmiş, ihtiyari bir yetkidir. Uygulamadamahkemece bu yetki, istek varsa, ihlal tespit edilen neredeyse her davadamanevi tazminat, yargılamanın hiçbir kuralına uyulmadan isteğe bağlı olarakbazen maddi tazminat verilmesi şeklinde kullanılmaktadır.
Bireyselbaşvuru, şahısların kişisel haklarının tek tek tespit edilerek, kendilerineteslim edilmesi yeri değildir. Esasen Anayasa Mahkemesi'nce varsa ihlalintespit edilmesiyle yetinilmesi, tazminat konusunda başvurucuya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilmesi, görevli genel mahkemesinceusulüne uygun taraf teşkili sağlanması, yargılama yapılarak sonuca gidilmesi,taraflara ikinci derece inceleme yapılmasını isteme hakkı tanınması gerekir.Böyle bir tercih yapılması halinde başvurucunun da herhangi bir kaybı sözkonusu olmayacaktır.
Açıklanannedenlerle, başvuruculara, mülkiyet haklarının ihlal edilmesinden dolayı madditazminat ödenmesine ilişkin çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Üye
Nuri NECİPOĞLU