TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
FİRUZE BATIR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/6420)
Karar Tarihi: 8/3/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucular
:
1. Firuze BATIR
2. Ayfer TAŞDEMİR
3.Ayten YANARDAĞ
4. Zöhra PARSAK
5. Sona BATIR
6. Mehmet Sakin BATIR
7. Şirin BATIR
8. Nilüfer ŞAVLI
Vekili
:
Av. Hasan ALDANMAZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; 24/2/1994 tarihinde terör örgütü tarafından köyebaskın yapılması neticesinde murislerin kaçırıldığı ve daha sonra ölü bulunduğubelirtilerek 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle MücadeledenDoğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvuruda veaçılan davada yeterli tazminata hükmedilmediği, yargılama işlemlerinin makulsürede sonuçlandırılmadığı gerekçeleriyle adil yargılanma hakkının ve eşitlikilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 9/5/2014 tarihinde Tatvan Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 25/10/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 14/12/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucular 24/2/1994 tarihinde terör örgütü tarafındanköylerine baskın yapılması neticesinde murisleri M.Ş.B.ninkaçırılması ve daha sonra ölü bulunmasına dair özel durumlarından kaynaklanangüvenlik kaygısı nedeniyle köylerini terk etmek zorunda kaldıklarını iddiaetmişlerdir.
8. Başvurucular 2/5/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Bitlis Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
9. 24/8/2005 tarihli ve 2005/114 sayılı Komisyon kararında,başvurucuların murisi M.Ş.B.nin ölümünden dolayı14.560 TL tazminata hükmedilmiştir.
10. Başvurucular tarafından belirtilen tazminat miktarı yeterligörülmeyerek 31/10/2005 tarihinde uyuşmazlık tutanağı imzalanmıştır.
11. Komisyon kararına karşı Van İdare Mahkemesinde davaaçılmıştır.
12. Van İdare Mahkemesinin 28/11/2007 tarihli ve E.2006/3260,K.2007/2740 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararıngerekçesinin ilgili kısmı şöyledir;
"...Olayda, davacılar murisinin 1994yılında teröristlerce öldürülmesi nedeniyle uğranılan zararın 5233 sayılıKanun'a göre tazmininin istenildiği, bu Kanuna göre hesaplanacak tazminatmiktarının hesaplanma şeklinin mevzuatta açıkça gösterildiği, idarenin tazminatmiktarını hesaplarken bu usule uymak zorunda olduğu, tazminatın genel hükümleregöre hesaplanmasına olanak bulunmadığı açık olup, söz konusu ölüm olayı nedeniyleölenin mirasçılarına ödenecek tazminat miktarının komisyon karar tarihiitibariyle (7000x50x0,0416=14.560,00) ilgili komisyonca mevzuatta belirtilenesas ve usule uygun olarak hesaplandığı, davacılara 5233 sayılı Kanun'a göre14.560 TL üzerinde maddi tazminat ödenmesine hukuken olanak bulunmadığından,dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, 5233 sayılı Yasa kapsamındayalnızca maddi zararlar bulunmakta olup, manevi zararlar kapsam dışındaolduğundan manevi tazminat isteminin reddi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine..."
13. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 20/2/2013 tarihli ve E.2011/9338, K.2013/1424 sayılı ilamı ilehükmün onanmasına karar verilmiştir.
14. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 24/1/2014 tarihli veE.2013/12267, K.2014/151 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
15. Karar düzeltme isteminin reddi kararının 21/4/2014 tarihindebaşvurucular vekiline tebliğ edildiği ve 9/5/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunulduğu anlaşılmaktadır.
B. İlgili Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu kararı eki kararın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
17. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucundabulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemeküzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katıtutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katıtutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenennakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasailişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 8/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
19. Başvurucular, Bitlis ili Tatvan ilçesi Köprücük köyündeikamet etmekte iken murisleri M.Ş.B.nin 24/2/1994tarihinde terör örgütü tarafından köylerine baskın yapılması sonucundakaçırıldığını ve daha sonra ölü bulunduğunu, anılan olay nedeniyle uğradıklarızararların karşılanması istemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıklarıtalebin bir kısmının karşılanmadığını, bu işleme karşı açtıkları davanın dareddedildiğini, devletin yükümlülüğü olan yaşam hakkını koruyamadığını,murislerini öldüren kişilerin hâlâ bulunamadığını, yargılamanın makul süredesonuçlanmadığını, yargılama dokuz yıl devam ettiğini, ölen her birkişiye maktu tazminata hükmedilmesinin eşitlikle vehukuk devletiyle bağdaşmadığını, manevi tazminatın 5233 sayılı Kanun'dadüzenlenmediğini; ancak, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre manevitazminata da hükmedilmesi gerektiğini, etkili bir başvuru olanağınınbulunmadığını belirterek Anayasa’nın 10., 17., 36. ve 40. maddelerinde güvencealtına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; maddi ve manevi tazminattalebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların, 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10., 17., 36. ve 40. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlıolmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucuların ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Başvurucular AytenYanardağ ve Nilüfer Şavlı Yönünden
21. Başvurucular her ne kadar murisleri M.Ş.B.nin24/2/1994 tarihinde terör örgütü tarafından köylerine baskın yapılmasısonucunda kaçırıldığını ve daha sonra ölü bulunduğunu, anılan olay nedeniyleuğradıkları zararların karşılanması istemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamındayaptıkları talep neticesinde yeterli tazminat alamadıklarını iddia etmişlersede İdare Mahkemesinde açılan davada ve Danıştay aşamasında başvurucuların tarafkaydının mevcut olmadığı tespit edilmiştir.
22. Açıklanan nedenlerle, adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri süren başvurucuların başvuru konusu yargılama dosyasında tarafveya müdahil sıfatları bulunmadığı, bu açıdan başvuruya konu yapılan yargılamafaaliyeti nedeniyle güncel ve kişisel haklarının doğrudan etkilenmediğianlaşıldığından, başvurucular Ayten Yanardağ ve Nilüfer Şavlıbaşvurusunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Diğer Başvurucular Yönünden
i. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkinİddia
23. Başvurucular; tazminat miktarının ölen her kişi için maktuolarak düzenlendiğini, somut olaya göre farklı hesaplanması gerektiğinibelirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).
25. Somut başvuruda, yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın hangitemele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddialarıtemellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
27. Başvurucular, murisleri M.Ş.B.nin24/2/1994 tarihinde terör örgütü tarafından köylerine baskın yapılmasısonucunda kaçırıldığını ve daha sonra ölü bulunduğunu, anılan olay nedeniyleuğradıkları zararların karşılanması istemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamındayaptıkları talep neticesinde yeterli tazminat alamadıklarını, bu işleme karşıaçtıkları davanın da haksız olarak reddedildiği belirterek Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında düzenlenen adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
28. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
29. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdirhatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince esas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
30. Başvurucular, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdirineticesinde zararlarının eksik hesaplandığını ve davalarının reddedildiğini, bukapsamda Derece Mahkemesince delillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuçitibarıyla hukuka aykırı olduğunu belirtmekte olup başvurucuların iddialarınınözünün Derece Mahkemesince delillerin değerlendirilmesinde ve hukukkurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına, esas itibarıyla yargılamanınsonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
31. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, başvurucularınmurisinin 1994 yılında teröristlerce öldürülmesi nedeniyle uğranılan zararın5233 sayılı Kanun'a göre tazmininin istendiği, bu Kanun'a göre hesaplanacaktazminat miktarının hesaplanma şeklinin mevzuatta açıkça gösterildiği, idarenintazminat miktarını hesaplarken bu usule uymak zorunda olduğu, tazminatın genelhükümlere göre hesaplanmasına olanak bulunmadığı açık olup söz konusu ölümolayı nedeniyle ölenin mirasçılarına ödenecek tazminat miktarının Komisyonunkarar tarihi itibarıyla mevzuatta belirtilen esas ve usullere uygun olarakhesaplandığı ve bu miktarın ödenmesine karar verildiği anlaşılmış olupbaşvuruculara 5233 sayılı Kanun'a göre 14.560 TL üzerinde maddi tazminatödenmesine hukuken olanak bulunmadığından dava konusu işlemde hukuka aykırılıkbulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucularıniddiaları, temyiz merciince de incelenip reddedilmek suretiyle yerel Mahkemekararı onanmış; karar düzeltme talebi ise reddedilmiştir. Başvurucuların,gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenecek olan manevi zararlarınındeğerlendirilmesi hususu dışında anılan iddialarına yönelik olarak bu çerçevedeDerece Mahkemesinin kararında açık bir keyfîlikbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
32. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan başvurucularıngerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
iv. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
34. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan başvurucuların makulsürede yargılanma hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
35. Başvurucular; manevi tazminat taleplerinin araştırmayapılmadan ve yeterli gerekçe gösterilmeden reddedildiğini, manevi zararlarınınkarşılanmadığını iddia etmektedirler. Anılan iddialar, Anayasa'nın 36.maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan gerekçeli kararhakkı açısından incelenmiştir.
36. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mahkemeler veyargı mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçegösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konuolayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Mustafa Kahraman, B. No:2014/2388,4/11/2014, § 36).
38. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin detartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların,usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin, temyizincelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkatealınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçelikarar hakkının ihlali olarak görülebilir (MustafaKahraman, § 37).
39. Somut olayda başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamındakurulan Komisyonuna başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucuların oluşan zararlarıiçin başvuruculara toplam 14.560 TL tazminat ödenmesine karar verilmiştir.Başvurucular tazminat miktarının eksik hesaplandığı gerekçesiyle sulhnameyi imzalamayarak İdare Mahkemesinde maddi ve manevitazminat talebiyle dava açmışlardır.
40. Van İdare Mahkemesi 28/11/2007 tarihli kararıylabaşvurucuların murislerinin öldürülmesi olayına ilişkin Komisyon tarafındanverilen maddi tazminat miktarının yeterli olduğu, manevi tazminatın ise 5233sayılı Kanun kapsamında düzenlenmediği gerekçeleriyle reddine karar vermiş;temyiz merciince de bu karar onanmıştır.
41. Bir davada maddi olguları bildirmek tarafların, bunlarıhukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimin görevidir. Taraflarcabildirilip iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tamolarak saptanmalı, dayanılan maddi olguların hukuksal nitelendirmesi ve ilgilihukuk kuralının uygulanması ise mahkemece yapılmalıdır (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015,§ 51).
42. 5233 sayılı Kanun; AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay İdariDava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği üzere maddizararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte, manevi zararlarınkarşılanmasına da engel olmayan bir yasadır. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. ve 13. maddelerinde, idarenin işlem veyaeyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebindebulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun dışında idariyargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazminine imkânsağlamaktadır (Abbas Emre, B. No:2014/5005, 6/1/2016, § 81).
43. Başvurucular, Mahkemenin ret gerekçesinin 2577 sayılıKanun’a, tazminat hukukunun genel prensiplerine aykırı olduğunu belirtmiştir.Anayasa Mahkemesi kararında (Abbas Emre,§ 78) da belirtildiği üzere 5233 sayılı Kanun, genel hükümlere göre manevitazminat talep edilmesine engel teşkil etmemektedir. Başvurucular, anılaniddialarını Mahkeme önünde ileri sürmüş ise de kararın gerekçesinden (bkz. §12) iddialarının tam olarak karşılanmadığı anlaşılmakta olup kanun yolumerciince de anılan konu hakkında değerlendirme yapılmamıştır.
44. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddiolguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere vehukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hükümarasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veyahaksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunlukdenetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmünhangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıktagösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, § 57).
45. Bu durumda başvurucuların, 1993 ve 1994 yıllarındayaşadıkları terör olayları nedeniyle göçe zorlanmaları neticesinde manevizarara uğradıklarından bahisle 4/8/2006 tarihinde açtıkları tam yargı davasındaayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren, uyuşmazlığın çözümü için esaslıbir iddia olan manevi tazminat talebine ilişkin şikâyetlerinin sadece 5233sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip gerekçelendirilmesi yeterligörülmemektedir. Anılan iddianın AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarında(Abbas Emre, §§ 77-79, 84) dabelirtildiği üzere 2577 sayılı Kanun kapsamında usul kurallarına ve esasayönelik değerlendirilmesi yapılarak başvurucuların, manevi tazminatı hak edipetmediğinin tartışılması gerekirken, 5233 sayılı Kanun’da manevi zararlarınkarşılanmasına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği gerekçesiyledavanın reddine karar verilmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçelikarar hakkının ihlal edildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle yargılama sürecibir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucuların gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
46. Belirtilen nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
47. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülengiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
48. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarda, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler iledavanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecindekomisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
49. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında, Komisyonabaşvuru tarihi (2/5/2005)ile nihai karar tarihi olan karar düzeltme karartarihi (24/1/2014) arasında geçen ve toplam 8 yıl 8 aylık yargılama süresinde,başvurucular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığıve söz konusu yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
50. Açıklanan nedenlerle başvurucuların, Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
51.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
52. Başvurucular,maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir.
53. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
54. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundanihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Van İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
55. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
56. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olması nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvuruculara net 7.200 TL manevi tazminatın ayrı ayrı ödenmesine kararverilmesi gerekir.
57. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındadeğerlendirme yapılarak gerekçeli karar haklarının ve makul sürede yargılanmahaklarının ihlal edildiğinin tespit edilmesi ile başvurucuların maddi tazminatistemleri arasında illiyet bağı bulunmaması nedeniyle maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir .
58. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Başvurucular Ayten Yanardağ ve Nilüfer Şavlıyönünden yapılan başvurunun kişi bakımındanyetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Diğer başvurucular yönünden eşitlik ilkesinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Diğer başvurucular yönünden yargılamanın sonucu itibarıylaadil olmadığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle gerekçelikarar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
5. Makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. 1. Diğer başvurucular açısından Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli kararhakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Diğer başvurucular açısından Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Vanİdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucular Ayten Yanardağ ve Nilüfer Şavlı dışında diğer başvuruculara ayrı ayrı net7.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerinREDDİNE,
E. 1. Başvurucular AytenYanardağ ve Nilüfer Şavlı tarafından yapılan yargılama giderlerinin başvurucularüzerinde BIRAKILMASINA,
2. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucular Ayten Yanardağ ve Nilüfer Şavlı dışındaki BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.