TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
F. T. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/6180)
Karar Tarihi: 13/10/2016
GENEL KURUL
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
F. T.
Vekili
:
Av. Yüksel ÖZYÜKSEL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanınreddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/3/2016 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 6/5/2016 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüşsunulmamıştır.
6. Birinci Bölüm tarafından 29/9/2016 tarihinde yapılantoplantıda, verilecek kararın Bölümler tarafından önceden verilmiş kararlarlaçelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurul tarafından kararabağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28.maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, muvazzaf astsubay statüsünde İzmir 2. Ana Jet ÜsKomutanlığı emrinde görev yapmakta iken ahlaki düşüklük içinde olduğuna dairhakkında idari tahkikat başlatılmış; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülenaskerî casusluk ve şantaj soruşturmasıyla ilişkili olduğu belirtilen tahkikatsonucunda sıralı sicil üstleri tarafından başvurucu hakkında ahlaki durumunedeniyle "Türk Silahlı Kuvvetlerindekalması uygun değildir." ortak kanaatini içeren 24/7/2012tarihli ayırma sicil belgesi düzenlenmiştir.
9. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Astsubay Sicil Yönetmeliği) 61.maddesi gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyondabaşvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 7/8/2012 tarihli kararı ilebaşvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar13/8/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonraGenelkurmay Başkanı'nın onayına sunulmuş, Genelkurmay Başkanı tarafından daHava Kuvvetleri Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygungörüldüğü belirtilmiştir. Bunun üzerine 6/11/2012 tarihli Millî Savunma Bakanıoluruna dayanılarak 14/11/2012 tarihinde başvurucunun TSK ile ilişiğikesilmiştir.
10. Başvurucu, TSK’dan çıkarılmasını gerektiren birdisiplinsizliği veya adli eylemi mevcut olmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlakidurumu nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, kendisine isnat edilen eylemlerinmeslek yaşantısının dışında gerçekleşen ve suç teşkil etmeyen özel hayatınailişkin eylemler olduğunu, takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasınarağmen bu durumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülükyönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukukaaykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptali talebiyle Millî SavunmaBakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde12/12/2012 tarihinde dava açmıştır.
11. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde,27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durumsebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucununilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olmasıgerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevinbaşarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetininyürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışınaçıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilenayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, davakonusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
12. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.
13. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 25/4/2013 tarihlidüşünce yazısında, başvurucunun tahkikata konu eylemleri nazara alındığındamevcut ahlaki durumuyla artık kamu hizmetini devam ettiremeyecek hâle gelmişolduğu, bu nedenle ayırma işlemi tesis edilmesinde takdir yetkisinin ölçülü veobjektif olarak kullanıldığı, işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığındandavanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
14. AYİM Birinci Dairesinin 13/10/2013 tarihli ve E.2013/8,K.2013/1091 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. Kararda, başvurucunun cinselyaşantısına ilişkin detaylara yer verilmiş ve başvurucunun söz konusudavranışlarının TSK'nın itibarını sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerkapsamında olduğu, mevcut durumu itibarı ile TSK'daki kamu hizmetini devamettirmesine olanak kalmadığı, tesis edilen ayırma işleminde idarece takdiryetkisinin objektif kıstaslara bağlı kalınarak ve kamu yararı amacına yönelikolarak ölçülü bir şekilde kullanıldığı, dava konusu işlemde hukuka aykırı biryön bulunmadığı belirtilmiştir.
15. Karara katılmayan iki üye tarafından kaleme alınan karşıoy yazısında, başvurucuya yönelik iddialarla ilgiliolarak yalnızca 21/6/2012 tarihli ifade tutanağındaki beyanların mevcut olduğu,bu beyanları doğrulayan ve teyit eden nitelikte başka bir tutanak, bilgi,ihbar, resim, görüntü, kayıt gibi herhangi bir somut delil, belge ve olgununbulunmadığı, bir defaya mahsus olmak üzere gerçekleşen bir olayın tek başınaayırma işlemi tesisi yönünden ölçülü olmadığı, yaklaşık yedi yıllık mesleksafahatı bulunan başvurucunun disiplin amirlerince sözü edilen yaşantısınedeniyle herhangi bir ikaz ya da cezai işleme tabi tutulmamış olduğu,başvurucunun sicil ve taltif durumu itibarıyla başarılı bir personel olduğugözetildiğinde disiplin ve ahlaki zafiyetinin kamu hizmetinde istihdamınıimkânsız kılacak vahamet düzeyinde olmadığı, bu bağlamda durumunun normal sicilişleminde değerlendirilmesi gibi orantılı bir yaptırım uygulanması olanağıvarken hakkında tesis edilen ayırma işleminde birey ve kamu yararı dengesigözetilmediği, ölçülülük ilkesine uyulmadığı ve takdir yetkisinin objektifkullanılmadığı, bu nedenlerle dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu şeklindedeğerlendirmelere yer verilmiştir.
16. Başvurucu, anılan karara karşı 23/12/2013 tarihlidilekçesiyle karar düzeltme talebinde bulunmuş; herhangi bir disiplinsoruşturması ya da bir yargılama yapılmaksızın ve ölçülülük yönündenincelenmeksizin yalnızca özel hayatına ilişkin olan ve alenileşmeyen beyanlarıüzerinden hakkında TSK'dan ayırma kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırıolduğunu ileri sürmüştür.
17. Karar düzeltme talebine ilişkin olarak AYİM Başsavcılığıtarafından sunulan 19/2/2014 tarihli düşünce yazısında, başvurucu hakkındakiayırma işlemine temel teşkil eden eylemlerden yalnızca 2007 yılı içinde dul birkadınla bir kez yaşandığı anlaşılan cinsel birlikteliğin somut bulgular ileortaya konduğu, ayırma işlemine gerekçe yapılan diğer olayların gerçekleştiğinedair başvurucunun soyut beyanları dışından somut herhangi bir bulgununolmadığı, yedi yıllık meslek yaşamında davaya konu davranışlara ilişkinherhangi bir ikaz ya da cezai işleme tabi tutulmamış başvurucunun sicil notuortalamasının çok iyi seviyede olduğu, 2007 yılında yaşanan ve süreklilik arzetmeyen bir olayın tek başına ayırma işlemi tesis edilmesi yönünden ölçülüolmadığı, davacının disiplin ve ahlaki durumunun kamu hizmetinde istihdamınıimkânsız kılacak düzeyde olmadığı, kademeli diğer yaptırımların uygulanmaolanağı bulunmasına rağmen ayırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle birey ve kamuyararının gözetildiğinin söylenemeyeceği, takdir yetkisinin objektifkullanılmaması nedeniyle hukuka aykırı olduğu değerlendirilen ayırma işleminekonu ret kararının kaldırılarak karar düzeltme talebinin kabul edilmesigerektiği belirtilmiştir.
18. Söz konusu karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 25/3/2014tarihli ve E.2014/339, K.2014/291 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar9/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
19. 7/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
20. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile yargılamadosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesi işleminedayanak oluşturan “gizli” ibarelibelgelerin gönderilmesi istenmiştir.
21. Anayasa Mahkemesine 3/6/2016 tarihinde sunulan söz konusubelgelerin incelenmesinden İzmir'de gerçekleştirilen askerî casusluk ve şantajsoruşturması ile bağlantılı olarak başvurucunun da aralarında olduğu bir kısımaskerî personel hakkında idari bir tahkikat süreci yürütüldüğü, bu kapsamdabaşvurucunun 21/6/2012 tarihinde ifadesinin alındığı görülmüştür. İfadetutanağının “ifadeyi alan” kısmıve ifadenin bir kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafındanalınmış olduğu anlaşılamamıştır. İfade alma işlemi sırasında başvurucuya bugünekadar nerelerde görev yaptığı, kimlerle ikamet ettiği, İnternet ortamındasosyal paylaşım sitelerinden hangilerine üyeliklerinin bulunduğu, İnternetvasıtasıyla veya yüz yüze tanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimlerolduğu, bu kadınların TSK hakkında bilgi almaya yönelik herhangi birgirişimlerinin olup olmadığı, grup hâlinde cinsel ilişki yaşayıp yaşamadığıhususlarında sorular sorulmuş ve başvurucudan Astsubay B.Y. hakkındabildiklerini anlatması talep edilmiştir. Başvurucunun anılan soruları yanıtladığıve özellikle birlikte olduğu kadınlara ilişkin olarak geçmişte cinselbirliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı ve ifade metnini imzaladığıanlaşılmıştır. Soruşturma konusu olaylara ilişkin olarak başvurucu dışındaB.Y., C.A. ve H.Ö. isimli askerî personelin de ifadelerinin alınmış olduğu, bukişilerin kendi cinsel yaşamlarına ilişkin sorulan soruları yanıtladıkları veifadelerinin bir kısmında başvurucunun cinsel yaşamına ilişkin bazı hususlardabeyanda bulundukları görülmüştür.
B. İlgili Hukuk
22. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İçHizmet Kanunu’nun “Disiplin”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirleremutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.
Askerliğin temeli disiplindir.
Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususikanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”
23. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraberahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesinebilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyiahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret veatılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyigeçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerdenkaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
24. 926 sayılı Kanun’un “Çeşitlinedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrasışöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:
Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerdekalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmetsürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleriuygulanır.
Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicil belgelerininnasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme vesonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafındanyapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi astsubaylardandurumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesiGenelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırmaişlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”
25. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükteolan “Disiplinsizlik ve ahlaki durumlarınedeniyle ayırma usulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlikveya ahlâkî durumları gereği Türk SilâhlıKuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait birveya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerinebakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:
a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmenıslah olmaması,
b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmendüzenleyememesi,
c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırıderecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,
...
e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarınısarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,
...”
26. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükteolan “Disiplinsizlik ve ahlaki durumnedeniyle ayırma sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller”kenar başlıklı 61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.
a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinindüzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temelnitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri,sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olankanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindekidisiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarınıbelirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması UygunDeğildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmedensıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra,Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil GüvenlikKomutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler.
...
Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil GüvenlikKomutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelercekarargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir vebunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil GüvenlikKomutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbaratve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekligördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlîmüşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bukomisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, eklibelgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra bir değerlendirmeyapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşleri alınır; bilgiveya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğu inceleme vedeğerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet Komutanı,Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar vealınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanıveya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerinsicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerlerideğiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, GenelkurmayBaşkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personel başkanlığıncaadlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına sunulupsunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine sunulur.Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesigerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısındagündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır.Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerekgörmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma GenelKomutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibi astsubaylarhakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil GüvenlikKomutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...
Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeyazılı fiillerden dolayı haklarında ‘SilâhlıKuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmesi gereken astsubaylar ilemevcut belgelerin ast kademelere intikali sakıncalı görülen astsubaylarhakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veyaSahil Güvenlik Komutanı tarafından sicil düzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenensicile göre kesin işlem yapılır.
b. Ayırma işlemlerinin personelbaşkanlıklarınca başlatılması:
Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicilidüzenlenmemesine rağmen, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veyaSahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarınca bütün rütbelerdekisafahatı kapsayacak şekilde sicil belgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişihakkındaki özel dosyaların incelenmesi sonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı fiillerden biri,birden fazlası veya hepsine birden uyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bumaddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler.Komisyon, inceleme ve değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ileKuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanınınonayına sunar...
Emekli edilmesi uygun görülenler hakkındaKuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ileGenelkurmay Başkanı tarafından ‘Silâhlı KuvvetlerdeKalması Uygun Değildir’ şeklinde sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bumaddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”
27. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesininilgili kısmı şöyledir:
“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksekahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Her askerde bulunması lâzım gelenahlakî ve mânevi vasıflarşunlardır:
…
(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı veyaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüpkalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardansakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biriayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 13/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu, 2005 yılında başladığı mesleğinde sicilortalamasının çok iyi seviyede gerçekleştiğini ve çok sayıda takdir belgesi iletaltif edildiğini, hakkında tesis edilen ayırma işleminin yalnızca özelhayatına ilişkin eylemlere dayandırıldığını, ahlak konusunda herhangi birobjektif kriter bulunmamasına rağmen bu gerekçeyle ilişiğinin kesildiğini,hakkında herhangi bir disiplin soruşturması ya da bir yargılama yapılmadanişlem tesis edilmesi nedeniyle masumiyet karinesine aykırı hareket edildiğini, yalnızcaözel hayatına ilişkin olan ve alenileşmeyen beyanları üzerinden hakkındaTSK'dan ayırma kararı verilmesinin ölçülü olmadığını ve özel hayatınıngizliliğini ihlal ettiğini belirterek tesis edilen idari işlem ve AYİM kararınedeniyle Anayasa’nın 20., 36. ve 38. maddeleri ile güvence altına alınanhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yargılamanınyenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
30. Başvurucu, mahrem alanına ilişkin bilgiler içeren başvuruhakkında verilecek kararın yayımlanması söz konusu olabileceğinden kimliğiningizli tutulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatınailişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi ve bu alenileşmemişbilgilere dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edilmesidir. İhlaliddialarının niteliği gereği başvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygungörülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
33. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadanitibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
34. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bukoruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özelbir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özelhayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dışdünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdanAnayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altınaalmaktadır (Serap Tortuk,B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).
35. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı, sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).
36. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altındakorunmasını mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).
37. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça genişyorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özelliklekaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).
38. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesive gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinseliçerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğuna kuşku yoktur (Serap Tortuk, §35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkındasorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerindavranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatıngizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§47, 48).
39. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygıgösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağıbelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı, Sözleşme’nin8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altınaalınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bu alandacereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamında olduğuaçıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin korunmasıAnayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındadeğerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011; E.1986/24,K.1987/8, 31/3/1987).
a. Müdahalenin Varlığı
40. “Disiplinsizlik ve Ahlaki Durum” sebebiyle TSK’dan ayırmaişlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’danayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konusüreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış veilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özelyaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararınınbaşvurucunun özel hayatının gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
41. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeniöngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktadaAnayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri, işlevsel niteliğihaizdir (Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
42. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
43. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundanbelirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).
44. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerinvar olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içindedeğerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
45. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,§ 36).
46. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısalsürecin, 926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
47.Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliğihakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii.Meşru Amaç
48. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilatdüzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimdeçalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıylatesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısındandisiplin cezalarının amacı; kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetiningereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurlarınhiyerarşik düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlakbir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıcaaskerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası veidamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağıdüzenlenmiştir.
49. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacıkapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibiyürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda disiplinhukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem veeylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşrutemellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli birstatüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazısınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştankabul ettiklerini söylemek de mümkündür (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 41).
50. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin askerî disiplininkorunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarlamillî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesiçerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olmave Ölçülülük
51. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin, ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkınıetkili olarak koruma ve bunlara saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü debulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleribakımından dahi özel ve aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekliönlemlerin alınması ödevini de içermektedir (AtaTürkeri, § 42).
52. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre demokratiktoplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, hakkın özüne dokunmamalı, sınırlamadaöngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
53. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. Demokratik toplumdüzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumdazorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifadeetmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsaya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeniningereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).
54.Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatıngizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından“demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygunolduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, § 45).
55. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen genişbir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat kavramınınsalt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal hayatsürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında, özellikle kamugörevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat unsurlarıaçısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla birlikte bukişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu gibi asgarigüvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, § 52).
56. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
57. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukukauygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özelhayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindekietkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişiüzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardakideğerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıcatesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumlarıdikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir.
58. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:28945/95, 10/5/2001, § 72).
59. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda başvurucu hakkında TSK'nın itibarını sarsacakdüzeyde ahlaka aykırı bir yaşam sürdüğü gerekçesine dayanılarak idari tahkikatbaşlatıldığı, bu kapsamda Hava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucununifadesinin alındığı ve başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak21/6/2012 tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusuifade metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığı belirtilmediğigibi hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da belirtilmemişolduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan soruları yanıtladığı ve öğrencilikdöneminden başlayarak cinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade metniniimzaladığı anlaşılmıştır.
60. Başvurucu, yalnızca özel hayatına ilişkin olan vealenileşmeyen beyanlarına dayanılarak tesis edilen ayırma işleminden önceahlaki düşüklük içinde olduğuna ilişkin herhangi bir uyarı almadığı gibihakkında herhangi bir disiplin soruşturması ya da bir yargılama yapılmadığını,isnat edilen eylemlerin bir kısmının gerçek dışı olduğunu, bir kısmının isekarşılıklı rızaya dayalı olarak ve meslek yaşantısı ile tamamen ilgisiz özelyaşam eylemlerinden oluştuğunu yargılama sürecinde Mahkemeye sunduğudilekçelerde ifade etmiştir.
61. AYİM Birinci Dairesinin 13/10/2013 tarihli ve E.2013/8,K.2013/1091 sayılı kararında iddialar değerlendirilmiş; kararda, 21/6/2012tarihli ifade alma işlemi esnasında başvurucu tarafından dile getirilen vebaşvurucuya isnat edilen birtakım eylemlere yer verilmiş ve TSK'nın itibarınınsarsılacağı hususunda yapılan değerlendirmelerin hukuka uygun olduğu, davalıidare tarafından tesis edilen ayırma işleminde kullanılan takdir yetkisininobjektif sınırlar içinde kaldığı belirtilerek iptal talebi reddedilmiştir.
62. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin, belirli vesomut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusundabilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheliduruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında, başvurucunun mesleki hayatını değil,özel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığıgörülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyladeğil, daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgiliolduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamımesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda, ahlaki yönden özenli biryaşam sürmediği ileri sürülen başvurucunun bu eylemlerinden haberdar olan idaretarafından disiplin hukuku açısından bir değerlendirme yapılabileceğibelirtilmiş ve yargı kararlarının gerekçelerinde başvurucunun taşıdığı askersıfatına vurgu yapılmış ise de somut başvuruya konu eylem ve davranışlarınbaşvurucunun mahremiyet alanında cereyan eden ve rızası ile alenileştirildiğinedair bir bulgu bulunmayan özel yaşam eylemlerine ilişkin olduğuanlaşılmaktadır.
63. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiğianlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindekisınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.
64. AYİM kararında başvurucunun ifadesinin alındığı koşullarındetaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özel hayatının en mahrem yönünüoluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibaren tüm detaylarıylaanlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığı görülmektedir. AYİMtarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilen hususlar dayanakalınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşı açılan davanınreddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararında başvurucunun özelhayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatı üzerindeki etkilerinedair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerinTSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de detaylı şekildeaçıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen delillerin hukukaaykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialar hakkında biraraştırma yapılmadığı görülmüştür.
65. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde önesürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılanbaşvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıtverilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindekietkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygınıngösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerdenbaşvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkınamüdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediğikabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma işleminin başvurucunungeçmiş sicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönündendeğerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak veözgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği,başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu yada istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya daalınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığıve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
66. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
68. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 100.000 TL manevitazminat talep etmiştir.
69. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
70. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
71. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE13/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.