TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
FUAT KARAOSMANOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9044)
Karar Tarihi: 5/11/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Fuat KARAOSMANOĞLU
Vekili
:
Av. Neşet AÇIKGÖZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucu, işkence suçundandolayı yargılandığı davada, delillerin eksik toplanması ve hatalı değerlendirilmesiylemahkûmiyetine karar verilmesi, tanıklara soru yöneltme hakkının kısıtlanması,yargılama sürerken hakim ve savcıların değiştirilerek doğal hakim ilkesineaykırı davranılması, masumiyet karinesinin ihlal edilmesi ve hukuka aykırışekilde tutuklu olarak yargılanması nedenleriyle, Anayasa’nın 19., 36., 38. ve141. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 12/12/2013tarihinde İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirleneneksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 17/6/2014 tarihinde, kabuledilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 3/11/2008 tarih ve2008/231 sayılı kararıyla işkence suçundan tutuklanmıştır.
6. Başvurucunun işkence suçunu işlediği konusunda yeterli şüpheyeulaşan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, cezalandırılması talebiyle aynı yer14. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben 17/11/2009 tarih ve 2008/34417 esas sayılıiddianame ile kamu davası açmıştır.
7. Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/6/2010 tarih veE.2008/337, K.2010/104 sayılı kararıyla başvurucu, 26/9/2004 tarih ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 95. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarıncamüebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş ve başvurucunun tutukluluk halinindevamına karar verilmiştir.
8. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 28/9/2011tarih ve E.2011/8725, K.2011/10163 sayılı kararıyla anılan Mahkeme kararınıusul yönünden bozmuştur.
9. Bozma üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda Mahkeme,1/10/2012 tarih ve E.2011/501, K.2012/568 sayılı kararıyla başvurucunun işkencesuçundan müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk halinindevamına karar vermiş, karar başvurucuya aynı oturumda tefhim edilmiştir.
10. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi,6/11/2013 tarih ve E.2013/13411, K.2013/26551 sayılı kararıyla anılan Mahkemekararını sanık yönünden onamış, karar aynı tarihte kesinleşmiştir.
11. Başvurucu vekili, 25/11/2013 tarihinde nihai karardan haberdarolmuş ve 12/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 4/2/2014 tarih ve 2013/377446sayı ile sanık lehine itiraz kanun yoluna başvurarak onama kararınınkaldırılmasına ve sanığın beraatine karar verilmesitalebinde bulunmuştur.
13. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308.maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 18/3/2014 tarih veE.2014/5691, K.2014/6642 sayılı karar ile itirazı yerinde görmeyerek dosyayıYargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermiştir. Dosya, Kurul’un 2014/269 sayılıesasında derdest durumdadır.
14. Anılan Dairenin dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermegerekçesi şöyledir:
“…Dairemizin 06.11.2013 gün ve 2013/13411-26551 esas sayılıkararındaki sanık Fuat Karaosmanoğlu hakkındaki onama ve sanık … yönelikeylemine ilişkin bozma gerekçelerine göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınınitirazı yerinde görülmediğinden 6352 sayılı Yasanın 99/3. maddesiyle 5271sayılı CMK.nun 308. maddesine eklenen 3. fıkrahükmüne göre dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na (GÖNDERİLMESİNE), 18.03.2014gününde oybirliğiyle karar verildi…”
B. İlgiliHukuk
15. 5237 sayılı Kanun’un “İşkence”kenar başlıklı 94. maddesinin (5) numaralı fıkraları şöyledir:
“Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, verilecekcezada bu nedenle indirim yapılmaz.”
16. Aynı Kanun’un “Neticesisebebiyle ağırlaşmış işkence” kenar başlıklı 95. maddesinin (4)numaralı fıkraları şöyledir:
“İşkencesonucunda ölüm meydana gelmişse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasınahükmolunur”
17. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
…
4. İşkence (madde 94, 95),
…
(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.)Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldanfazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.”
18. 5271 sayılı Kanun’un 104.maddesi şöyledir
“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.
(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veyasalıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itirazedilebilir.
(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtayageldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veyaYargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerindeyapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sende verilebilir.”
19. 5271 sayılı Kanun’un, “YargıtayCumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi” kenar başlıklı 308. maddesişöyledir:
“(1) Yargıtay cezadairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiğitarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığınlehine itirazda süre aranmaz.
(2) (Ek:2/7/2012-6352/99 md.) İtiraz üzerine dosya, kararınaitiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (Ek:2/7/2012-6352/99 md.) Daire, mümkün olan en kısasürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayıYargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 5/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 12/12/2013 tarih ve 2013/9044 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
21. Başvurucu, işkence suçundan yargılandığı davada, somut delil olmaksızın hukuka aykırı olaraktutuklandığını, uzun süre tutuklu kaldığını, tutuklama kararlarına yaptığıitirazların gerekçesiz olarak reddedildiğini, mahkemenin maddi gerçeğiaçığa çıkaramadığını, varsayıma dayalı olarak mahkum edildiğini, dönemin AdaletBakanının masumiyet karinesini ihlal edecek şekilde beyanatlarda bulunduğunu,olayla ilgili idari soruşturmada şüpheli sıfatına haiz olan Cumhuriyetsavcısının aynı olayın adli soruşturmasını yürüttüğünü, masum olduğunun kurumkamera kayıtlarıyla sabit olduğunu, tanıklara soru yöneltme hakkınınkısıtlandığını, yargılama sürerken hakim ve savcıların değiştirildiğini, buşekilde doğal hakim ilkesinin çiğnendiğini, icra edilen keşifte taleplerinindikkate alınmadığını, gerekçeli kararın varsayıma ve çelişkili delilleredayandırıldığını belirterek, Anayasa’nın 19., 36., 38. ve 141. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılanma vetazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Anayasa'nın 19. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
22. Anayasa’nın 19. maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliği güvencealtına alınmış olup, maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen hallerdışında kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılamayacağı kuralı yer almaktadır.
23. Buna göre, hürriyetten yoksun bırakılma ancak Anayasa’nın 19.maddesi kapsamında belirlenen durumlardan birinin varlığı halinde söz konusuolabilir. Kişilerin hürriyetinin kısıtlanabileceği durumlar sınırlı olaraksayılmıştır. Bu çerçevede Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göresuçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak kaçmalarını,delillerin yok edilmesini ve değiştirilmesini önlemek maksadıyla hâkimkararıyla tutuklanabilir. Tutuklamanın kanunda öngörülen şekil ve şartlarauygun olması gerekir. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasına göre de tutuklanankişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturmasırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.
24. Başvurucu, somut delil olmaksızın hukukaaykırı olarak tutuklandığını, uzun süre tutuklu kaldığını, tutuklamakararlarına yaptığı itirazların gerekçesiz olarak reddedildiğini, haksız olaraktutuklu kalmasından dolayı özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğinden şikâyetetmektedir.
25. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir.”
26. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
27. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasışöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiğitarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekir. …”.
28. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılanbireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırıolduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığınıntespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak ilgilinin tutuklulukhalinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sonaerecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir. Dolayısıylabelirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar almaamacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmekşartıyla, tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No:2012/726, 2/7/2013, § 30).
29. Ancak başvurucu hakkında ilk derece mahkemesinde mahkûmiyetkararı verilmiş ise, bireysel başvuru açısından talep hukuka aykırılığıntespiti ve tazminatla sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddialarıbakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel başvuru yapılmalıdır(B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 31).
30. Kişi serbest bırakılmadan yargılandığı davada ilk derecemahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutuklulukhali sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu”olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesi açısından,tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunugerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla, isnat olunan suçunişlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bunedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasınahükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve birtutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona ermektedir. Bu açıdanmahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Nitekim gerek Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gerekse Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrasıtutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesikararıyla mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonrakitutulmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinin birinci fıkrasının(a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrasıtutma” olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabındadikkate almamaktadır (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).
31. “Bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçensürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığıdurumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derecemahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66).
32. Bu kapsamda “bir suç isnadınabağlı olarak tutuklu olma” durumunda, tutukluluk süresinin makulolmadığı iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun ilk derece yargılaması devamederken tutukluluğun devamına karar verilen her aşamada başvuru yollarıtüketildikten sonra ve serbest bırakılma dışında, nihayet bu durumun ortadankalktığı mahkûmiyet kararından itibaren süresi içinde yapılması gerekir. AİHM de, mahkumiyet kararından itibaren altı ay içerisindeyapılmayan “bir suç isnadına bağlı”tutma kapsamındaki başvurunun süresinde olmadığını belirtmiştir (Atalay Öztürk / Türkiye (KK), B. No:54890/09, 7/1/2014, § 37-41)
33. Somut olayda başvurucu isnat edilen suç nedeniyle Bakırköy 1.Sulh Ceza Mahkemesinin 3/11/2008 tarih ve 2008/231 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır.Başvurucu hakkında yürütülen yargılama sonunda Bakırköy 14. Ağır CezaMahkemesince 1/6/2010 tarihinde verilen mahkumiyetkararı, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 28/9/2011 tarihli kararıyla bozulmuş ve ilkderece mahkemesinde yeniden başlayan yargılama anılan Mahkemenin 1/10/2012tarihinde verdiği mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmıştır. Bu karar, Yargıtay 8.Ceza Dairesinin 6/11/2013 tarih ve E.2013/13411, K.2013/26551 sayılı ilamıylaonanmıştır.
34. Başvurucunun, isnat edilen suçla ilgili yargılama kapsamında3/11/2008 - 1/6/2010 ve 28/9/2011 - 1/10/2012 tarihleriarasında “bir suç isnadına bağlı olarak”özgürlüğünden yoksun bırakıldığı, mahkûmiyet kararlarından sonra temyizsürecinde 1/6/2010 - 28/9/2011 ve 1/10/2012 - 6/11/2013 tarihleri arasındageçen sürenin “mahkûmiyet sonrası tutma”kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
35. Bu belirlemeler karşısında, “birsuç isnadına bağlı olarak” tutuklulukla ilgili şikayetleri içerenbireysel başvurunun ilk derece mahkemesinin nihai kararını verdiği 1/10/2012 tarihindenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekirken 12/12/2013 tarihinde yapılanbireysel başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.
36. Açıklanan nedenlerle, başvurunun “kişi özgürlüğü ve güvenliğinin” ihlal edildiği yönündeki kısmının“süre aşımı” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekmiştir.
2. Anayasa'nın 36. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
37. Başvurucunun, tutukluluğa ilişkin şikâyetleri dışındaki ihlaliddialarının adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilebilecek şikâyetlerolduğu anlaşılmaktadır.
38. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
39. 6216 Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
40. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklederece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafındandeğerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (B. No: 2012/403, 26/3/2013,§ 16).
41. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilenhak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecekikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliğigereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikleolağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucununAnayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkiliidari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahipolduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda busüreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olmasıgerekir (B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).
42. Somut olayda, başvurucu hakkında verilmişolan karar, temyiz incelemesisonucunda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 6/11/2013 tarih ve E.2013/13411,K.2013/26551 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir. Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığının 4/2/2014 tarih ve 2013/377446 sayı ile olağanüstü kanun yoluniteliğinde olan “itiraz” yetkisinikullanması üzerine, anılan Dairece dosya yeniden ele alınmış ve itirazoybirliğiyle yerinde görülmeyerek, dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulunagönderilmesine 18/3/2014 tarihinde karar verilmiştir. Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığının itiraz talebi, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E.2014/269sırasına kayden (derdest olarak) görüşülmeyibeklemektedir.
43. 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre ceza yargılamasındatüketilmesi gereken son başvuru yolu temyiz aşaması olup, temyiz incelemesindengeçen kararlara karşı itiraz yolu, anılan Kanun’un 308. maddesi uyarıncaYargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tanınmıştır (B. No: 2013/2001, 16/5/2013, §18).
44. Bu kanun yoluna ilişkin düzenlemeleri içeren 5271 sayılı Kanun’un“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazyetkisi” kenar başlıklı 308. maddesine göre, Yargıtay cezadairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiğitarihten itibaren otuz gün içinde itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda sürearanmaz. İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararınıdüzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir.
45. İtiraz, daire kararında gerek maddî ve gerek usul hukukunaaykırı olduğu saptanan hususlara yönelik olabilir. Genel Kurul, itirazda ilerisürülen nedenlerle bağlı olmaksızın kararı usul ve esas yönünden inceler.Yargıtay Ceza Genel Kurulu, itirazın süresinde yapılıp yapılmadığını, ilerisürülen nedenin itiraz konusu olup olmayacağını inceledikten sonra, itirazedilebilir olduğunu saptarsa karar esastan incelenir. İtiraz yerinde bulunmazsaesastan ret kararı verilir; yerinde görülürse daire kararı yerine geçecek birkarar verilir.
46. Temyiz incelemesinden geçen kararlara karşı “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi”ninbir olağanüstü kanun yolu olarak düzenlendiği açıktır. Ancak, YargıtayCumhuriyet Başsavcısınca bu yetki kullanılmış ise, Yargıtay Ceza GenelKurulunca Daire kararının kaldırılabilme ihtimali de görmezden gelinemez.Dairenin onama kararının kaldırılması üzerine Yargıtay Ceza Genel Kuruluncaverilen bozma kararı doğrultusunda ilk derece mahkemesince yeni bir kararverilecektir. Olağanüstü bir kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınınitiraz yetkisinin, somut olayda geldiği aşama dikkate alındığında etkili olarakdeğerlendirilmesi gerektiği açıktır. Bu durumda, aynı dava sürecinin farklıdüzlemlerde hem Anayasa Mahkemesince hem de Yargıtay Ceza Genel Kuruluncayargısal incelemeye tabi tutulması, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudakiikincil nitelikteki rolüne uygun olmayacağından, başvurucunun adil yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının öncelikle derece mahkemelerinceincelenmesi gerekmektedir.
47. Açıklanan gerekçelerle, başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğine yönelikiddiasının “süre aşımı”,
2.Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
5/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.