TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
FULPET AKARYAKIT TİC. VE SAN. LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2013/1833)
Karar Tarihi: 22/6/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucu
:
Fulpet Akaryakıt Tic. ve San. Ltd. Şti.
(Uğur Petrol San. ve Tic. Ltd. Şti.)
Temsilcisi
:
Hudday Eşref ÖZMEN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu,2002 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucunda hakkında resen tarh edilen katmadeğer vergisine ve kesilen vergi ziyaı cezasına karşıaçtığı davada verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, Danıştay tarafından aynıkonuda farklı kararlar verildiğini, Danıştay savcısının düşünce yazısınınkendisine tebliğ edilmediğini, temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde duruşmaisteminin dikkate alınmadığını, davada uygulanan kanun hükmünün AnayasaMahkemesince iptal edilmesi nedeniyle yapılan yeni kanuni düzenlemenin kendisihakkında uygulanamayacağını belirterek, adil yargılanma hakkının, suç ve cezalarınkanuniliği ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminattalep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 11/3/2013tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmışve Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 11/9/2014tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruformu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgive belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu şirket, 2002 yılı işlemlerinin incelenmesisonucunda ortaklarına emsal faiz oranı uygulanmaksızın para kullandırdığınailişkin düzenlenen rapor uyarınca hakkında resen tarh edilen katma değervergisine ve kesilen vergi ziyaı cezasına karşı 14/6/2005 tarihinde Ankara 5. Vergi Mahkemesinde davaaçmıştır.
8. Mahkemenin 23/2/2006 tarih veE.2005/764, K.2006/224 sayılı kararıyla, başvurucunun Petrol Ofisi A.Ş. GenelMüdürlüğünden 1.000.000 ABD Doları karşılığı 1.650.957,00 TL kredi aldığı,31/10/2001 tarihinde bu krediyi yasal defterlerine kaydettiği, aynı tarihteyaptığı kayıtla bankadan söz konusu kredi tutarını çektiği, 10/11/2001 tarihindeparayı kasa hesabından çıkartarak ortaklara borçlar hesabına kaydettiği,31/12/2001 tarihli yevmiye maddesi ile ortaklardan borçlar hesabındaki tutarınbüyük bir bölümünü ortaklardan alacaklar hesabına kaydettiği, başvurucuşirketin 31/12/2002 tarihli kapanış yevmiye maddesinde ortaklardan alacaklarhesabının bakiyesinin 1.575.259,00 TL olduğu belirlenerek söz konusu miktarınkurum ortaklarının uhdesine bırakıldığının tespiti yapılmıştır. Mahkeme,başvurucunun, ortaklar cari hesabına 2002 hesap döneminde adatlamayaparak 64.905,00 TL gelirini, ilgili dönem kurumlar vergisi matrahına gelirunsuru olarak ilave ettiği, ancak adatlama işlemiyapılırken kullanılan faiz oranının emsal faiz oranının çok altındabelirlendiği hususunun vergi inceleme elemanı tarafından tespiti üzerine 10/2/2005 tarih ve 1192/34-1 sayılı vergi inceleme raporudüzenlendiği, vergi inceleme raporunun ekinde yer alan tutanakta şirkettemsilcisinin alınan kredinin ticari faaliyetlerde kullanıldığına dair maddibir delillerinin bulunmadığı yönündeki ifadesinin de açık olduğu, başvurucukurumun ortaklarına kullandırdığı tutar için emsal faiz oranı uygulamaması vebaşka bir menfaat de temin etmemesinin 3/6/1949 tarih ve 5422 sayılı mülgaKurumlar Vergisi Kanunu’nun 17. maddesinin (3) numaralı fıkrası hükmüne göreörtülü kazanç dağıtımı sayıldığı, aynı nedenle başvurucu şirket adına 2002/12dönemi için resen tarh edilen vergi ziyaı cezalıkatma değer vergisinin de tasdiki gerektiği belirtilerek davanın reddine kararverilmiştir.
9. Temyiz üzerine, Danıştay Dördüncü Dairesinin 21/6/2007 tarih ve E.2006/4067, K.2007/2181 sayılı ilâmıyla;uyuşmazlık konusu tarhiyatın yapılmasına neden olan fiilden dolayı 2002 yılıiçin hesaplanan kurumlar vergisine karşı açılan davayı reddeden Ankara 4. VergiMahkemesi kararının, Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/11/2006 tarih veE.2006/1725, K.2006/2282 sayılı ilâmıyla bozulduğu belirtilerek, İlk DereceMahkemesinin kararı bozulmuştur.
10. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 22/5/2009tarih ve E.2007/4799, K.2009/2604 sayılı ilâmıyla reddedilmiştir.
11. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, 8/10/2009 tarih ve E.2009/1811, K.2009/1770 sayılı kararla,Danıştay Dördüncü Dairesince, 22/2/2006 tarihine duruşma günü verilmesinekarşın duruşmanın 23/2/2006 tarihinde yapıldığı, erteleme kararı olmaksızınbelirlenen günden başka bir günde duruşma yapılamayacağı belirtilerek22/11/2006 tarih ve E.2006/1725, K.2006/2282 sayılı ilâmla bozulan karardaAnkara 4. Vergi Mahkemesince duruşmanın usulüne uygun bir biçimde taraflarabildirilen günde yapıldığı gerekçesiyle ısrar edilmesi üzerine Danıştay DavaDaireleri Kurulunca kararın bu kısmının yerinde görüldüğü ve esas incelemesininyapılması amacıyla Dairesine gönderildiği, Danıştay Dördüncü Dairesince kararınonandığı, bu nedenle bozma kararının dayanağının kalmadığı belirtilmiştir. Öteyandan, 25/10/1985 tarih ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1., 2., 3., 4. ve 5. maddelerinde katma değer vergisinin birmal hareketine veya bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek gibi şekillerdegerçekleşen ya da vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin veya diğerşahısların karşılıksız yararlanması şeklinde oluşan bir hizmete dayandırıldığı,bu nedenle söz konusu borç verme işlemi sonucunda elde edilecek faiz gelirininkatma değer vergisine tabi olması gerektiği, örtülü kazanç dağıtımından dolayıbulunan matrah farkı üzerinden yapılan vergilendirmenin hukuka aykırı olmadığı,dava konusu tarhiyatın dayanağını teşkil eden kurumlar vergisi ile ilgili yapılanyargılama neticesinde olayda örtülü kazanca ilişkin koşulların oluştuğu vematrah farkının hukuka aykırı bulunmadığının Danıştay Dördüncü Dairesinin22/5/2009 tarihli ilâmıyla kabul edildiği ifade edilmiştir. Ayrıca katma değervergisi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezasınındayanağı olan 4/1/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi UsulKanunu’nun değişik 344. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ‘bu ceza ziya uğratılan verginin bir katına, buverginin kendi kanununda belirtilen normal vade tarihinden cezaya ilişkinihbarnamenin düzenlendiği tarihe kadar geçen süre için bu Kanun’un 112.maddesine göre ziya uğratılan vergi tutarı üzerinden hesaplanan gecikmefaizinin yarısının eklenmesi suretiyle bulunur’ hükmünün AnayasaMahkemesinin 6/1/2005 tarih ve E.2001/3, K.2005/4 sayılı kararıyla iptaledildiği, bu nedenle Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında yapılan yenikanuni düzenlemeler uyarınca ziyaa uğratılan vergiüzerinden hesaplanan vergi ziyaı cezasının vergitutarının bir katını aşan kısmının kaldırılması gerektiği gerekçeleriyledavanın kısmen reddine karar verilmiştir.
12. Temyiz üzerine, Danıştay Dördüncü Dairesinin 23/6/2011 tarih ve E.2010/1484, K.2011/5773 sayılı ilâmıylahüküm onanmıştır.
13. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 25/12/2012tarih ve E.2011/7205, K.2012/9355 sayılı ilâmıyla reddedilmiştir.
14. Karar, başvurucuya 12/2/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu, 11/3/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
16. 5422 sayılı mülga Kanun’un “Örtülü Kazanç” kenar başlıklı 17. maddesinin birincifıkrasının (1) ve (3) numaralı bentleri şöyledir:
“Aşağıdakihallerde, kazanç tamamen veya kısmen örtülü olarak dağıtılmış sayılır:
1.Şirket kendi ortakları, ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek ve tüzel kişiler,idaresi, murakabesi veya sermayesi bakımlarından vasıtalı vasıtasız olarakbağlı bulunduğu veya nüfuzu altında bulundurduğu gerçek ve tüzelkişiler ileolan münasebetlerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşükfiyat veya bedeller üzerinden yahut bedelsiz olarak alım, satım, imalat, inşaatmuamelelerinde ve hizmet ilişkilerinde bulunursa;
…
3.Şirket (1) numaralı fıkrada yazılı kimselerle olan münasebetlerinde emsalinegöre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük faiz ve komisyonlarla ödünç paraalır veya verirse;”
17. 213 sayılı Kanun’un “Re’sen Vergi Tarhı” kenar başlıklı 30.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Resen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıtve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkanbulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergiincelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarındabelirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. İncelemeraporunda bu maddeye göre belirlenen matrah veya matrah farkı resen takdirolunmuş sayılır.”
18. 3065 sayılı Kanun’un “Vergininkonusunu teşkil eden işlemler” kenar başlıklı 1. maddesinin birincifıkrasının giriş kısmı ve (1) numaralı bendi şöyledir:
“Türkiye'de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir:
1.Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılanteslim ve hizmetler, ”
19. 3065 sayılı Kanun’un “Hizmet”kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“1.Hizmet, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalanişlemlerdir.
Bu işlemler;bir şeyi yapmak ve işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek,muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayıtaahhüt etmek gibi, şekillerde gerçekleşebilir.
2. Birhizmetin karşılığının bir mal teslimi veya diğer bir hizmet olması halindebunların her biri ayrı işlem olup, hizmet veya teslim hükümlerine göre ayrıayrı vergilendirilirler.”
20. 3065 sayılı Kanun’un “Hizmetsayılan haller” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:
“Vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin, işletme personelininveya diğer şahısların karşılıksız yararlandırılması hizmet sayılır. “
21. 213 sayılı Kanun’un “VergiZiyaı” kenar başlıklı 341. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgiliödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden,verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesiniifade eder.”
22. Ordu Vergi Mahkemesinin Anayasa'ya aykırı olduğugerekçesiyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduğu 213 sayılı Kanun’un “Vergi Ziyaı Cezası”başlıklı değişik 344. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Vergi ziyaı suçu işleyenlere vergi ziyaı cezası kesilir ve bu ceza ziyaauğratılan verginin bir katına, bu verginin kendi kanununda belirtilen normalvade tarihinden cezaya ilişkin ihbarnamenin düzenlendiği tarihe kadar geçensüre için, bu Kanun’un 112. maddesine göre ziyaauğratılan vergi tutarı üzerinden hesaplanan gecikme faizinin yarısınıneklenmesi suretiyle bulunur.”
23. Anayasa Mahkemesinin, 20/10/2005tarihli Resmi Gazetede yayımlanan E.2001/3, K.2005/4, K.T. 6/1/2005 tarihlikararının sonucu şöyledir:
“A- 213sayılı “Vergi Usul Kanunu”nun 4369 sayılı Kanun iledeğiştirilen 344. maddesinin ikinci fıkrasının “... buceza ziyaa uğratılan verginin bir katına, bu vergininkendi kanununda belirtilen normal vade tarihinden cezaya ilişkin ihbarnamenindüzenlendiği tarihe kadar geçen süre için, bu Kanun’un 112 ncimaddesine göre ziyaa uğratılan vergi tutarı üzerindenhesaplanan gecikme faizinin yarısının eklenmesi suretiyle bulunur” bölümünün,Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
B-İptal hükmünün doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici niteliktegörüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılıKanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN,KARARIN RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞEGİRMESİNE,
6/1/2005 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.“
24. 30/3/2006 tarih ve 5479 sayılı Gelir VergisiKanunu, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun, Özel Tüketim VergisiKanunu ve Vergi Usul Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 12.maddesiyle değiştirilen 213 sayılı Kanun’un 344. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
"Vergiziyaı suçu işleyenlere, ziyaauğrattıkları verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezasıkesilir."
25. 23/1/2008 tarih ve 5728 sayılı Temel CezaKanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı KanunlardaDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 275. maddesiyle değiştirilen 213 sayılıKanun’un “Vergi ZiyaıCezası” başlıklı 344. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“341inci maddede yazılı hallerde vergi ziyaına sebebiyetverildiği takdirde, mükellef veya sorumlu hakkında ziyaauğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaıcezası kesilir”
26. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanun’un “Duruşma”kenar başlıklı 17. maddesi şöyledir:
“1. Danıştay ileidare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve yirmibeşbinTürk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarlabenzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbinTürk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerineduruşma yapılır.
2. Temyiz veitirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölgeidare mahkemesi kararına bağlıdır.
3. Duruşma talebi,dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir.
4. 1 ve 2 nci fıkralarda yer alan kayıtlara bağlı olmaksızınDanıştay, mahkeme ve hakim kendiliğinden duruşmayapılmasına karar verebilir.
5. Duruşmadavetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce taraflara gönderilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 22/6/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/3/2013 tarih ve 2013/1833 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, 2002 yılı işlemlerininincelenmesi sonucunda hakkında resen tarh edilen katma değer vergisine vekesilen vergi ziyaı cezasına karşı açtığı davanınkısmen reddedildiğini, ortaklarına borç veren ve ortaklarından borç alan birşirket olarak yaptığı muameleler dolayısıyla hesaplanan faiz, komisyon ve kurfarkları nedeniyle katma değer vergisi tarhiyatı yapılarak cezakesilemeyeceğini, ortaklar cari hesabında para bulunmasının tek başına örtülükazanç dağıtımı anlamına gelmeyeceğini, Danıştay tarafından aynı konuda farklıkararlar verildiğini, temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde duruşmatalebinin dikkate alınmadığını, Danıştay savcısının düşünce yazısının kendisinetebliğ edilmediğini, Anayasa Mahkemesince verilen karar sonucunda yasal birboşluk doğduğunu, vergi ziyaı cezasına ilişkinyapılan yeni düzenlemenin kendisi hakkında uygulanmasının hukuk devletiilkesiyle bağdaşmadığını belirterek, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi ileeşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
29. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,2002 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucunda ortaklarına emsal faiz oranıuygulanmaksızın para kullandırdığına ilişkin düzenlenen rapor uyarınca hakkındaresen tarh edilen katma değer vergisine ve kesilen vergi ziyaıcezasına karşı 14/6/2005 tarihinde Ankara 5. VergiMahkemesinde açtığı davada, katma değer vergisinin vergi ziyaıcezasının terkini talebinin kısmen reddine karar verilmesinin suç ve cezalarınkanuniliği ile eşitlik ilkesini ihlal ettiğini, Danıştayınaynı konuda farklı kararlar verdiğini, temyiz ve karar düzeltme incelemelerindeduruşma talebinin dikkate alınmadığını, Danıştay savcısının düşünce yazısınınkendisine tebliğ edilmediğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukukinitelendirmeyi bizzat yapar. Başvurucunun iddialarının temel olarak yargılama sürecineve sonucuna ilişkin olduğu, bu nedenle başvurunun bir bütün olarak adilyargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Başvurucunun, Danıştayın yerleşik içtihadına aykırıkarar verildiği, Danıştay savcısının düşünce yazısının kendisine tebliğedilmediği iddiası ile temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde duruşmatalebinin dikkate alınmadığı yönündeki iddiası ayrıca değerlendirilmiştir.
1. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığıİddiası
30. Başvurucu, 14/6/2005 tarihindeAnkara 5. Vergi Mahkemesinde açtığı davada, hakkında resen tarh edilen katmadeğer vergisinin iptali talebinin reddine karar verilmesinin, vergi ziyaı cezasının iptali talebinin ise kısmen reddine kararverilmesinin suç ve cezaların kanuniliği ilkesini ihlal ettiğini, ortaklar cari hesabında parabulunmasının tek başına örtülü kazanç dağıtımı anlamına gelmeyeceğini, kararınhukuka aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
31. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahiptir.”
32. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı birfiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç içinkonulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.”
33. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlardainceleme yapılamaz.”
34. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
35. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
36. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdaaçık bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanunyolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 26).
37. Başvuru konusu olayda, başvurucu şirketin, 2002 yılıişlemlerinin incelenmesi sonucunda hakkında resen tarh edilen katma değervergisi ve kesilen vergi ziyaı cezasına karşı Ankara5. Vergi Mahkemesinde açtığı dava, katma değer vergisinin bir mal hareketineveya bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek gibi şekillerde gerçekleşen yada vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin veya diğer şahıslarınkarşılıksız yararlanması şeklide oluşan bir hizmete dayandırıldığı, bu nedenlesöz konusu borç verme işlemi sonucunda elde edilecek faiz gelirinin katma değervergisine tabi olması gerektiği, örtülü kazanç dağıtımından dolayı bulunanmatrah farkı üzerinden yapılan vergilendirmenin hukuka aykırı olmadığıgerekçesiyle, vergi ziyaı cezası bakımından ise 213sayılı Kanun’un değişik 344. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hükmünAnayasa Mahkemesinin 6/1/2005 tarihli kararıyla iptaledildiği, bu nedenle ziya uğratılan vergi üzerinden hesaplanan vergi ziyaı cezasının vergi tutarının bir katını aşan kısmınınkaldırılması gerektiği gerekçesiyle kısmen reddedilmiştir. Karar, DanıştayDördüncü Dairesinin 23/6/2011 tarihli kararıylaonanmış, karar düzeltme istemin aynı Dairenin 25/12/2012 tarihli kararıylareddedilmiştir.
38. Başvurucu, ortaklarına borç verenve ortaklarından borç alan bir şirket olarak yaptığı muameleler sonucundaortaklarından aldığı faiz, komisyon ve kur farklarının katma değer vergisinetabi olmadığını, idare tarafından kesilen vergi ziyaıcezasının hukuki dayanağı olan kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptaledilmesi nedeniyle yargılaması devam eden davalar bakımından bir boşlukdoğduğunu, yeni düzenlemenin kendisi hakkında uygulanamayacağını iddia etmiş,Derece Mahkemesinin davanın kısmen reddine ilişkin kararının hukuka aykırıolduğunu ileri sürmüştür.
39. Hukuk devletinde, bireylerin belirli bir zaman dilimindehangi fiillerin suç olarak tanımlandığı ve hangi cezai yaptırımlarabağlandığını bilip öngörebilmeleri, bir başka ifadeyle ceza hukuku kurallarınınöngörülebilir ve erişilebilir olması şarttır. Aksi takdirde “Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” şeklindeifade edilen ceza hukuku prensibinin hayata geçirilmesi mümkün olmayacaktır.Zira ceza sorumluluğu, kişinin fiilinin bilincinde olduğu ve özgür iradesiylesuç olan bu fiili işlediği varsayımına dayanır. Bu nedenle, kişinin işlediğifiilden sorumlu tutulabilmesi için, hangi fiillerin suç olduğunun kanunlardaaçıkça gösterilmesi gereklidir (AYM, E.1991/18, K.1992/20, K.T. 31/3/1992).
40. Anayasa Mahkemesine itiraz konusu olan (bkz. § 22) ve 213sayılı Kanun’da düzenlenen vergi ziyaı cezası; vergi,resim, harç ve benzeri mali yükümlülük karakteri taşımayan, ancak vergi ziyaı suçu işleyenlere öngörülen bir yaptırımdır (AYM,E.2001/3, K.2005/4, K.T. 6/1/2005). İlgili düzenleme ziyaa uğratılan verginin bir katına eklenecek olan cezanınhesaplanmasında esas alınacak olan gecikme faizi oranının Bakanlar Kurulutarafından ne zaman belirleneceğinin bilinmemesi ve bu durumun sonuçtaöngörülecek ceza miktarında belirsizliğe yol açacak olması nedeniyleAnayasa'nın 38. maddesinde sözü edilen ceza ve ceza yerine geçen güvenliktedbirleri ancak kanunla konulur hükmüne aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyleiptal edilmiştir (AYM, E.2001/3, K.2005/4, K.T. 6/1/2005).
41. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince verilen karardaAnayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında yapılan yeni düzenleme (bkz. § 24)dikkate alınarak, ziyaa uğratılan vergi üzerindenhesaplanan vergi ziyaı cezasının vergi aslının birkatını aşan kısmının kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Eylemingerçekleştiği tarihte 213 sayılı Kanun’da vergi ziyaınınsuç olarak düzenlendiği, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının vergi ziyaı suçuna ilişkin düzenleme ile ilgisinin bulunmadığı,vergi ziyaı cezası ile ilgili olarak AnayasaMahkemesince verilen iptal kararı sonrasında, 213 sayılı Kanun’da yapılandeğişiklikle vergi ziyaı suçunun ve cezasının kanunkoyucu tarafından tamamen ortadan kaldırılmadığı, sadece vergi ziyaı cezası hakkında uygulanan gecikme faizine ilişkin(bkz. § 22) kısmın Kanun’dan çıkartıldığı, söz konusu yeni düzenlemenin ise(bkz. § 24) başvurucu hakkında uygulandığı gözlemlenmektedir. Öte yandan, Derece Mahkemesitarafından örtülü kazanç dağıtımından dolayı bulunan matrah farkı üzerinden yapılanvergilendirmenin hukuka aykırı olmadığı, dava konusu tarhiyatın dayanağınıteşkil eden kurumlar vergisi ile ilgili yapılan yargılama neticesinde olaydaörtülü kazanca ilişkin koşulların oluştuğunun ve matrah farkının da hukukaaykırılık bulunmadığının Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/5/2009tarihli ilâmıyla kabul edildiği tespitine yer verildiği anlaşılmıştır.
42. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddialarıincelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerindeğerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına veesas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
43. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller vegörüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunmaolanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili birşekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözümekavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğineilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Derece Mahkemelerinin kararlarındabariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespitedilememiştir.
44. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Derece Mahkemelerinin kararlarının bariz takdir hatası veya açıkkeyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Danıştay Savcılığı Düşüncesinin TebliğEdilmemesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
45. Başvurucu, Danıştay savcısıdüşünce yazısının kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
46. AİHM, dosyaya ilişkinbağımsız bir inceleme yaparak görüşünü mahkemeye sunan Danıştay savcısınındüşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilmemesi nedeniyle çelişmeli yargılamailkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. Meral/Türkiye, B. No: 33446/02, 27/11/2007).Bu nedenle savcı düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilerek incelemelerinesunulması ve karşı görüşlerini hazırlama imkânı verilmesi adil yargılanmahakkının bir gereğidir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, §33).
47. Bu kapsamda kanun koyucuyasal değişikliğe gitmiş ve 6/1/1982 tarih ve 2575sayılı Danıştay Kanunu’nun 61. maddesine göre Danıştay savcılarının kendilerinehavale olan dosyaları Başsavcı adına inceleyeceği ve düşüncelerini gerekçeli veyazılı olarak verecekleri düzenlenmiş iken bu maddede 2/7/2012 tarih ve 6352sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve CezalarınErtelenmesi Hakkında Kanun’un 47. maddesiyledeğişiklik yapılmış ve yapılan yeni düzenleme sonrasında Danıştay savcılarınayalnızca ilk ve son derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından incelenendavalarda düşünce sunma yükümlülüğü verilmiştir.
48. Bunun yanında 2577 sayılıKanun’un 16. maddesine 6352 sayılı Kanun’un 54. maddesiyle eklenen (6) numaralıfıkra uyarınca Danıştayda ilk derece mahkemesisıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılı düşüncesinintaraflara tebliğ edileceği ve tarafların, tebliğden itibaren on gün içindegörüşlerini yazılı olarak bildirebileceği düzenlenmiştir.
49. 2577 sayılı Kanun’un 54.maddesinde ise Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri GenelKurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerininitiraz üzerine verdikleri kararlara karşı bir defaya mahsus olmak üzere kararıntebliğ tarihini izleyen on beş gün içinde esas kararı vermiş olan daire, kurulveya bölge idare mahkemesinden kararın düzeltilmesinin istenebileceğibelirtilmektedir.
50. Başvuru konusu olayda,temyiz yargılaması sırasında dava dosyasına sunulan Danıştay savcı düşüncesibaşvurucuya tebliğ edilmemiştir. Başvurucu bu düşünceyi temyiz başvurusununreddine ve İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına ilişkin Danıştay DördüncüDairesi kararıyla öğrenmiştir. Bu karara karşı başvurucunun yaptığı karardüzeltme talebi hakkında karar verilmesinden önce 6352 sayılı Kanun’un 54.maddesiyle 2576 sayılı Kanun’un 61. maddesinde değişiklik yapılarak Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalardışında Danıştay savcısının düşünce verme yükümlülüğü ortadan kaldırılmış vebaşvurucunun karar düzeltme talebi hakkında Danıştay savcısı düşüncevermemiştir.
51. Bu durumda, başvurucu temyiztalebi hakkında verilen Danıştay savcı düşüncesinden temyiz talebinin reddineilişkin kararın kendisine tebliği ile haberdar olmuş ve karar düzeltmeaşamasında bu düşünceye yönelik görüşlerini hazırlama ve Danıştay Dördüncü Dairesinesunma imkânı bulmuştur.
52. Diğer taraftan başvurucueğer temyiz yargılaması sırasında savcı düşüncesi tebliğ edilmiş olsaydımahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine ilişkinolarak da herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle başvurucunun temyizyargılaması sırasında savcı düşüncesinin önceden tebliğ edilmemesi sebebiyleyargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkândanmahrum bırakıldığı söylenemez. Sonuç olarak somut olayda çelişmeli yargılamahakkının ihlal edilmediği anlaşılmaktadır (Benzer yönde değerlendirme için bkz.B. No: 2013/2237, 18/9/2014, § 64).
53. Açıklanan nedenlerle,çelişmeli yargılama hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
3. Duruşma Yapılmaması Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiği İddiası
54. Başvurucu, temyiz ve karardüzeltme incelemelerinde duruşma yapılması talebinin dikkate alınmamasınedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
55. Anayasa'nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
56. 6216 sayılı Kanun'un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
57. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup buyola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
58. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.
59. Bireysel başvurunun ikincilniteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bumercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek içingerekli özeni göstermiş olması gerekir (B. No: 2012/946, 26/3/2013,§ 19). Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takipedilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, AnayasaMahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz.
60. 2577 sayılı Kanun’un “Duruşma” başlıklı 17. maddesinde, temyizve itirazlarda duruşma yapılmasının tarafların istemine ve Danıştay veya ilgilibölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu, bunun yanında Danıştay veya bölgeidare mahkemesinin kendiliğinden de duruşma yapılmasına karar verebileceğidüzenlenmiştir.
61. Belirtilen düzenlemelerçerçevesinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde duruşma yapılması talebinindikkate alınmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ilerisürülebilirse de, bu iddianın ileri sürülebilmesi için öncelikle başvurucununanılan aşamalarda ilgili hükümler uyarınca duruşma yapılması talebindebulunması gerekmektedir.
62. Somut olayda başvurucu,Ankara 5. Vergi Mahkemesinin 8/10/2009 tarihlikararına karşı yaptığı temyiz ve karar düzeltme başvurularında duruşmayapılması talebinde bulunmamış, Danıştay Dördüncü Dairesi de dosya üzerindeninceleme yaparak vergi mahkemesi kararının onanmasına, karar düzeltme istemininise reddine karar vermiştir. Dolayısıyla başvurucu, ihlale neden olduğunu ilerisürdüğü iddialara ilişkin olarak olağan başvuru yollarını tüketmemiştir.
63. Açıklanan nedenlerle, temelhak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının yetkili Derece Mahkemeleriönünde usulüne uygun olarak ileri sürülmeden bireysel başvuru konusu yapıldığıanlaşıldığından, başvurunun duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin kısmının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Danıştayın Yerleşik İçtihadınaAykırı Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
64. Başvurucu, hakkında resenkatma değer vergisi tarh edilmesine ve vergi ziyaıcezası kesilmesine neden olan fiilin Derece Mahkemesince örtülü kazanç dağıtımıolarak tespit edilmesinin Danıştayın yerleşikiçtihatlarına aykırı olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
65. 6216 sayılı Kanun'un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.maddesinin (3) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:
“(3)Başvuru dilekçesinde başvurucunun ve varsa temsilcisinin kimlik ve adresbilgilerinin, işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülenhak ve özgürlüğün ve dayanılan Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin,başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların, başvuru yollarınıntüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih ile varsauğranılan zararın belirtilmesi gerekir. Başvuru dilekçesine, dayanılandeliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya daörneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin eklenmesi şarttır.
…
(6) Başvuru evrakındaherhangi bir eksiklik bulunması hâlinde, Mahkeme yazı işleri tarafındaneksikliğin giderilmesi için başvurucu veya varsa vekiline onbeşgünü geçmemek üzere bir süre verilir ve geçerli bir mazereti olmaksızın busürede eksikliğin tamamlanmaması durumunda başvurunun reddine karar verileceğibildirilir.”
66. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1)Bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınmasıgerekir.
(2) Mahkeme,Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının vesınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli birzarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
67. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün bireyselbaşvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuruformu ve ekleri” başlıklı 59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“…
(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer alır:
…
ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem,eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti.
d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hanginedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlüaçıklamalar.
e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkınındoğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.
…
(3) Başvuru formuna aşağıdaki belgeler ya da onaylıörnekleri eklenir:
…
e) Dayanılan belgelerin asılları ya da onaylı örnekleri.
…
(4) Başvurucu ihlal iddiasına dayanak gösterdiği üçüncüfıkradaki belgelere herhangi bir nedenle erişememesi hâlinde bunungerekçelerini belirtir. Mahkeme gerekli gördüğü takdirde bu bilgi ve belgeleriresen toplar.
…”
68. İçtüzüğün “Formunve eklerinin hazırlanmasına ilişkin ilkeler” başlıklı 60. maddesişöyledir:
“(1) Başvuru formu, İçtüzüğün 59 uncu maddesine uygun olarakdüzenlenir ve aynı maddede belirtilen belgeler ya da onaylı örnekleri başvuruformuna eklenir.
(2) Başvuru formu okunaklı ve başvurunun esasına yöneliközlü bilgileri içerir şekilde hazırlanır. Başvuru formunun ekler hariç onsayfayı geçmesi hâlinde başvurucunun ayrıca başvuru formuna olayların özetinieklemesi gerekir.
(3) Başvurucu, başvuru formunun ekinde sunduğu belgeleri,tarih sırasına göre numaralandırarak her bir belgeyi tanımlayıcı başlıklarhâlinde dizi pusulasına bağlar.”
69. İçtüzüğün “Formve eklerinin ön incelemesi ve eksiklikler” başlıklı 66. maddesişöyledir:
“(1)Bireysel Başvuru Bürosu gelen başvuruları şeklîeksiklikler bulunup bulunmadığı yönünden inceler. Başvuru formunda veyaeklerinde herhangi bir eksiklik tespit edilmesi hâlinde, bunların tamamlattırılmasıiçin başvurucuya, varsa avukatına veya kanuni temsilcisine onbeşgünü geçmemek üzere bir süre verilir.
(2) Eksikliklerin tamamlattırılmasına dair yazıdabaşvurucuya geçerli bir mazereti olmaksızın verilen sürede eksiklikleritamamlamadığı takdirde başvurusunun reddine karar verileceği bildirilir.
(3) Başvurunun; süresinde yapılmadığı, 59 uncu ve 60 ıncı maddelerdeki şekil şartlarına uygun olmadığı ve tespitedilen eksikliklerin verilen kesin sürelerde tamamlanmadığı hâllerdeKomisyonlar Başraportörü tarafından reddine kararverilir ve başvurucuya tebliğ edilir. Bu karara tebliğ tarihinden itibaren yedigün içinde Komisyona itiraz edilebilir. Bu konuda Komisyonların verdiğikararlar kesindir.”
70. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3)numaralı, 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzüğün 59.maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusuolaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).
71. Başvurucunun, kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmalinedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasahükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı yada örneğini başvuru dilekçesine eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamugücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dairolayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındakihaklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler vedeliller açıklanmalıdır (B. No: 2013/276, 9/1/2014,§ 20).
72. Yukarıda belirtilen koşullar yerinegetirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksunolduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığıkonusunda Anayasa Mahkemesinin ikna edilmesi, başvurucu tarafından ilerisürülen iddiaların niteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuruhakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu veeklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması ve gerekli açıklamalarıyapması zorunludur (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 23).
73. Başvurucunun, Danıştayınyerleşik içtihatlarına aykırı karar verilmesi nedeniyle ihlale neden olduğunuileri sürdüğü Ankara 5. Vergi Mahkemesindeki dava dosyasının tetkikedilmesinde, başvurucu hakkında resen katma değer vergisi tarh edilmesine vevergi ziyaı cezası kesilmesine neden olan fiilinDerece Mahkemesince örtülü kazanç dağıtımı olarak tespit edilmesinin Danıştayın yerleşik içtihatlarına aykırı olduğu yönündekiiddiasına dayanak teşkil ettiği Danıştay kararları incelenmiş, ilgili kararlarakonu olan somut olayların farklı özelliklerde olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan AnayasaMahkemesinin önceki kararlarında da belirtildiği gibi, aynı hukuki metneilişkin olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum veiçtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindekabul edilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olaraktarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başınaadil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 45).
74. Kaldı ki, hangi fiillerin örtülükazanç dağıtımı anlamına geleceğine ilişkin somut olayın özelliklerine göreyapılan değerlendirme ve yorumlar neticesinde, mahkemeler ve Danıştaykararlarında somut olayların farklı özelliklerine göre farklı sonuçlaravarıldığı anlaşılmış olup, başvuru dosyasına sunulan Danıştay kararlarınınbaşvurucu lehine uygulanabilecek bir yerleşik içtihadın bulunduğu iddiasınıkanıtlamaya yeterli düzeyde olmadığı görülmüştür.
75. Anayasa Mahkemesine yapılanbireysel başvurularda başvurucuların başvurularını titizlikle hazırlama vetakip etme yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvurucu,ihlal edildiğini iddia ettiği Anayasa hükmünün nasıl ihlal edildiğine ilişkinaçıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlamak zorundadır.Başvurucu tarafından soyut şekilde birtakım Anayasa hükümlerine atıftabulunulmuş olması iddiaların ispatlandığı anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesinebireysel başvuru yolu, Anayasa’ya aykırılığın soyut biçimde ileri sürülmesinisağlayan bir yol olarak düzenlenmemiştir (B. No: 2014/483, 19/11/2014,§ 29).
76. Başvurucunun, ihlaliddiasının dayanağı olan tüm olayları göstermesi, başvuruyu aydınlatacak vehükmün esasını etkileyecek argümanları destekleyicitüm belgeleri başvuru dilekçesine eklemesi gerekir. Şayet bir belge eldeedilememişse, bunun da nedenleri açıklanmalıdır (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 26). Somut başvuruda başvurucu bu koşullarıyerine getirmeyerek iddialarını temellendirmediğinden başvurusunun esasınınincelenmesi imkânı bulunmamaktadır.
77. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının başvurucu tarafındankanıtlanmamış olması nedeniyle, başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adilolmadığı yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması",
2. Danıştay Savcılığı düşüncesinin tebliğ edilmemesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması",
3. Duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının “başvuruyollarının tüketilmemiş olması”,
4.Danıştayın yerleşik içtihadına aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "açıkçadayanaktan yoksun olması",
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
22/6/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLEkarar verildi.