TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GALİP ŞAHİN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/6075)
Karar Tarihi:11/6/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucu
:
Galip ŞAHİN
Vekili
:
Av. Levent ÖZÇELİK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, disiplin işleminin tesisi sürecinde ve bu işlemekarşı açılan davada verilen kararların bağlantılı ceza yargılamasına konu suçunişlendiği yönünde ifadeler içermesi nedeniyle masumiyet karinesininihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/4/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (Dz. Kuv. K.) emrinde yarbayolarak görev yapmakta iken başvurucunun İzmir Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından yürütülen ve İzmir bölgesinde gerçekleştirilen ihalelere, suçişlemek amacıyla kurulan örgüt tarafından fesat karıştırıldığına dairiddiaların incelendiği bir soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadesialınmıştır. 5/8/2013 tarihli iddianame ile başvurucu hakkında suç örgütünün hiyerarşik yapısına dâhilolmamakla birlikte suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım suçundan İzmir 3.Ağır Ceza Mahkemesinde (Ağır Ceza Mahkemesi) kamu davası açılmıştır. UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemeye göre söz konusudava derdesttir.
9. Başvurucu hakkında kamu davası açılması üzerine Dz. Kuv. K.tarafından da idari tahkikat başlatılmıştır. İdari tahkikat sonucundadüzenlenen raporda;
i. Başvurucu hakkındaki iddialar, iletişim tespit tutanakları veDz. Kuv. K.nda vermiş olduğu ifade tutanağı birlikteincelendiğinde başvurucunun iddianamede belirtilen suç örgütünün mensuplarındanolduğu ileri sürülen M.H.T. isimli şahısla aşırı samimiyet kurduğunun,
ii. M.H.T.nin firmasının servishizmeti ile ilgili faaliyetlerini kontrol etmekle görevli olmasına rağmen sözkonusu şahısla aşırı samimiyet kurarak menfaat temin etme yoluna gittiğinin vefirmanın küçük hatalarını tolere ettiğinin; şahsınistekleri doğrultusunda, şahsın şirketi ve ihaleye giren rakip şirketler ileilgili bilgiler temin ederek bu şahsa verdiğinin,
iii. Adı geçen şahısla arasında geçen konuşmalarında herfırsatta menfaat temin etmeye çalıştığının ve bu menfaatlerden amirim diye bahsettiği bir personelin deyararlanmasını sağlamaya çalıştığının,
iv. Evli olmasına rağmen yabancı uyruklu bir bayanla parakarşılığı cinsel ilişkiye girdiğinin, her ne kadar sonradan ücretini ödediğiniifade etse de İzmir-İstanbul arası uçak bileti, bir otelin yıllık üyelik kartıve yabancı uyruklu bir bayanla girmiş olduğu cinsel ilişki masraflarınıM.H.T.ye karşılatarak menfaat sağladığının anlaşıldığı tespit vedeğerlendirmelerine yer verilmiştir.
10. Dz. Kuv. K. bünyesinde kurulan Komisyon 24/1/2014 tarihinde,başvurucunun disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğinin kesilmesinin komutanlık onayına sunulmasınakarar vermiştir.
11. Dz. Kuv. K. ve Genelkurmay Başkanlığı nezdindeki onayişlemlerinin tamamlanmasının akabinde Millî Savunma Bakanlığı tarafındanimzalanan 28/2/2014 tarihli kararname ile hakkındaki ayırma işlemi tekemmüleden başvurucunun 13/3/2014 tarihinde TSK'dan ilişiği kesilmiştir.
12. Başvurucu, hakkında tesis edilen TSK'dan ayırma işlemininiptali istemiyle 6/5/2014 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM)dava açmıştır.
13. AYİM Birinci Dairesi (Mahkeme) 4/2/2015 tarihindeoybirliğiyle verdiği kararla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ihlaliddialarına konu edilen ilgili kısmı şöyledir:
"...yasal dinleme kararları neticesindeelde edilen iletişim tespit tutanaklarından; davacının, servis hizmeti ileilgili faaliyetlerini kontrol etmekle görevli olduğu bir şahısla aşırısamimiyet kurarak sürekli menfaat temin etmeye çalıştığı ve firmanın küçükhatalarını tolere ettiği, evli olmasına rağmen,yabancı uyruklu bir bayanla para karşılığı cinsel ilişkiye girdiği, her nekadar sonradan ücretini ödediğini ifade etse de İzmir-İstanbul arası uçakbileti, bir otelin yıllık üyelik kartı ve yabancı uyruklu bir bayanla girmişolduğu cinsel ilişki masraflarını bu şahsa karşılatarak menfaat sağladığıhususları dikkate alındığında; dava konusu işlemin sebep unsurunun maddigerçeklik ile uyumlu olduğu; davacının ahlaki durumunun TSK'nın itibarınısarsacak derecede kötü nitelik arz ettiği ve hizmetin gerektirdiği şekildetavır ve hareketler sergilemediği; idarenin dava konusu işlemi tesis ederkentakdir yetkisini kişi yararı ile kamu yararı arasındaki dengeyi gözeterek,ölçülü ve nesnel olarak kullandığı, davalı idarece davacının sabit görüleneylemleri nedeniyle işlem tesis etmesinde herhangi bir hukuka aykırılığınbulunmadığı..."
14. Karar 16/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu söz konusu karara karşı karar düzeltme yolunamüracaat etmemiştir.
16. Başvurucu 7/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
17. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bir suç ile itham edilen herkes,suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır."
B. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.maddesinin (2) numaralı fıkrasının disiplin yetkisini haiz makamların cezayargılaması kapsamında kendisine suç isnat edilen ve eylemi usule uygun birşekilde tespit edilen bir kamu görevlisine yaptırım uygulamasını engellemekgibi bir amacı veya etkisi bulunmadığını belirtmektedir. Sözleşme'nin herhangibir eylem nedeniyle hem ceza hem de disiplin yargılamalarının başlatılmasınaveya söz konusu iki yargılama türünün eş zamanlı olarak yürütülmesine halelgetirmediğine vurgu yapan AİHM ayrıca, cezai sorumluluğun kaldırılması hâlindebile daha hafif bir ispat külfeti temelinde aynı olaylardan doğan hukuki veyadiğer sorumlulukların tesis edilmesine bir engel bulunmadığına işaretetmektedir (Seven/Türkiye, B. No:60392/08, 23/1/2018, § 51).
19. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasındagüvence altına alınan masumiyet karinesinin iki unsuru bulunduğunu kabuletmekte; ilk unsurun kişiye ceza gerektiren bir suç isnadında bulunulmasındanceza yargılamasının sonuçlanmasına kadar geçen süreci kapsadığını, ikinciunsurun ise ceza yargılaması mahkûmiyetten başka bir şekilde sonuçlandığı zamandevreye girdiğini ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suç ile ilgiliolarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirdiğini ifadeetmektedir. Öte yandan AİHM; ceza yargılamasının devam ettiği sürece ilişkinilk unsurun kapsamının sadece ceza yargılamalarının adilliğini temin etmekadına usule ilişkin bir güvence olmakla sınırlı olmadığını, bu ilkeninkapsamının daha geniş olduğunu belirtmekte ve hiçbir devlet temsilcisininkişinin suçluluğu bir mahkeme tarafından tespit edilmeden o kişinin suçluolduğuna ilişkin bir ifadede bulunmamasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Buyönüyle AİHM, masumiyet karinesinin yalnızca ceza yargılamaları bağlamındadeğil ceza yargılamaları ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer davalarda ya dadisiplin incelemelerinde de ihlal edilebileceğine dikkat çekmektedir (Kemal Coşkun/Türkiye, B. No: 45028/07,28/3/2017, §§ 41, 43; Seven/Türkiye,§ 43).
20. Bu bağlamda masumiyet karinesinin idari yargılamalar için deuygulanabilir olduğunu kabul eden AİHM, hakkında nihai bir ceza hükmüolmamasına rağmen idare mahkemesi tarafından verilen bir kararda davacıya cezaisorumluluk yükleyen bir ifadenin yer almasının Sözleşme'nin 6. maddesinin (2)numaralı fıkrası kapsamında bir soruna yol açabileceğini belirtmektedir (Çelik Bozkurt/Türkiye, B. No: 34388/05,12/4/2011, §§ 31, 32; Seven/Türkiye,§ 51).
21. AİHM, ÇelikBozkurt/Türkiye başvurusunda ceza yargılamasına konu davaertelendiği hâlde aynı olay dolayısıyla ve erteleme kararına dayalı olarakbaşvurucunun öğretmenlik mesleğinden çıkartılmasına ilişkin idari işlem veidare mahkemesi kararını incelemiş ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğinekarar vermiştir.
22. Başvuruya konu olayda başvurucu 15/6/2000 tarihinde, yasadışı Hizbullah örgütü mensubu olmakla suçlanmıştır. Hakkındaki yargılamaDiyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde (DGM) devam ederken 23/4/1999tarihinden önce işlenen belli suçlara ilişkin kovuşturmaların ertelenmesineilişkin yasa yürürlüğe girmiş, DGM başvurucunun yasadışı örgüte yardım veyataklık suçunun söz konusu yasa kapsamında olduğunu belirterek 13/3/2001tarihinde hakkındaki yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir. Yargılamanınertelenmesinden önce 4/10/2000 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığı (MEB),Savcılığın elindeki delillerin başvurucunun yasa dışı örgüt mensubu olduğunugösterdiği kanaatiyle başvurucuyu ilkokul öğretmenliği görevinden çıkarmıştır. Başvurucu,meslekten çıkarılma kararının iptali istemiyle Diyarbakır İdare Mahkemesinde(İdare Mahkemesi) dava açmıştır. İdare Mahkemesi 7/3/2002 tarihinde davayıreddetmiş, kararın gerekçesinde 13/3/2001 tarihli DGM kararına atıfta bulunarakceza yargılamasında, faaliyetlerinin yardımve yataklık teşkil ettiği tespit edilen başvurucunun meslektençıkarılmasının yasaya uygun olduğu ifadelerine yer vermiştir. Karar, Danıştayincelemesinden geçerek kesinleşmiştir (ÇelikBozkurt/Türkiye, §§ 7-13).
23. AİHM, İdare Mahkemesinin başvurucunun davasını reddederkenkullandığı dilin ceza davası ile idari yargılama arasında bir bağ kurduğuna dikkat çekmiş; bunun daSözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasının idariyargılamayı kapsayacak şekilde genişletilmesini haklı çıkardığını belirterekSözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasının somut davaya uygulanabilirolduğu tespitinde bulunmuştur (ÇelikBozkurt/Türkiye, §34).
24. İdare Mahkemesinin kararında aynı ifadelere yer vermesi veolaylarla ilgili yeni bir değerlendirme yapmamış olması ışığında AİHM, sözkonusu Mahkemenin başvurucunun öğretmenlik mesleğinden çıkarılma kararınınyasaya uygunluğunu inceleme görevini aşarak hiçbir ceza mahkemesi tarafından buyönde bir sonuca ulaşılmadığı hâlde başvurucuyu yasa dışı bir örgüte yardım veyataklık etmekten suçlu bulduğunu tespit etmiştir (Çelik Bozkurt/Türkiye, § 35).
25. Son olarak AİHM, yetkili mercilerin başvurucunun müteadditiş başvurularını reddederken Diyarbakır DGM'nin ceza kovuşturmasınınertelenmesi kararını esas almaya devam ettiğini gözlemlediğini belirterek budurumun devletin hiçbir temsilcisini ya da kurumunun bir şahsı, suçu bir mahkeme tarafından tespit edilmeden suçluilan etmemesini gerektiren Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasıylabağdaşmadığını ifade etmiştir.AİHM budeğerlendirmelere istinaden somut olayda başvurucunun masumiyet karinesininihlal edildiği sonucuna varmıştır (ÇelikBozkurt/Türkiye, §§ 36, 37).
26. AİHM Güç/Türkiye(B. No: 15374/11, 23/1/2018) başvurusunda ise uygunsuz davranışı nedeniylehakkında yürütülen ceza yargılaması sonuçlanmadan okul görevlisinin kamugörevinden ihraç edilmiş olmasının masumiyet karinesini ihlal etmediğine kararvermiştir.
27. Güç/Türkiyekararına konu olayda Halk Eğitim Merkezinde çalışmakta olan başvuran, birilkokul öğrencisi ile uygunsuz vaziyette yakalandığı iddiası üzerine çocuğayönelik cinsel taciz şüphesiyle polis tarafından gözaltına alınmıştır. Başvurandaha sonra çocuğa yönelik cinsel istismar, cinsel taciz ve çocuğu yasaya aykırışekilde alıkoymakla suçlanmıştır. Hakkında yürütülen ceza yargılaması devamederken MEB müfettişleri tarafından başvuran hakkında disiplin soruşturmasıbaşlatılmıştır. Bu bağlamda, memurluk sıfatıile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç vericihareketlerde bulunduğu tespit edilen başvuran, görevinden ihraçedilmiştir. Başvuranın idare mahkemesinde açtığı dava reddedilmiştir (Güç/Türkiye, §§ 7-27).
28. Mezkur başvuruda AİHM'den disiplinmakamlarının ve idari makamların kararlarında belirttikleri gerekçeler veyakullandıkları dil nedeniyle ceza mahkemesi tarafından suçlu bulunmamış olanbaşvuranın masumiyetine gölge düşürülmesine sebebiyet verip vermediklerinitespit etmesi talep edilmiştir (Güç/Türkiye,§ 31).
29. AİHM'in bu bağlamdaki tespitlerinegöre somut olayda disiplin soruşturması, ilgili kişilerin ifadelerine başvurmakve rehber öğretmenin söz konusu öğrencinin psikolojik ve sosyal gelişim düzeyihakkında hazırladığı raporu incelemek suretiyle bağımsız şekilde olaylarıtespit eden iki müfettiş tarafından yürütülmüştür. Disiplin raporunda,müfettişlerin başvuran aleyhinde yürütülmekte olan ceza yargılaması devamederken erken çıkarımlarda bulunduklarına işaret eden herhangi bir husus mevcutdeğildir. Müfettişler, yürüttükleri soruşturma sonucunda ve daha hafif birispat külfeti temelinde başvuranın öğrenciye tacizde bulunduğu hususunda güçlüizlenimler edinmişlerdir. AİHM'e göre taciz terimi kullanımı tek başına birsorun teşkil etmemektedir. Zira söz konusu terim, sadece ceza hukuku kapsamınagiren eylemler bağlamında kullanılmamakta olup aynı zamanda kişinin vücutbütünlüğü dâhil kişinin mahreminin rızası dışında fiziksel temas veya şifahenihlal edildiği durumlarda da kullanılmaktadır. Disiplin makamları tacizeyleminin ceza hukuku kapsamında cinsel taciz olarak sınıflandırılıpsınıflandırılamayacağı hususunda da bir yorumda bulunmamıştır. Ayrıca AİHM'e göre, yetkililerin söz konusu olay nedeniylebaşvuran hakkında şüphelerin hasıl olduğunu belirtmeleri, eğitim sistemindekamu güveninin sürdürülmesi ve çocuklara yönelik şüpheli eylemlere hoşgörügösterilmesini engelleme gereksinimlerinin yetkililer tarafından dikkatealındığı anlamına gelmektedir. Bu husus karşısında disiplin soruşturması, hukukyargılaması kapsamında kalan yetki sınırlarını başvuranın eş zamanlı olarakyürütülen ceza yargılamasında masum sayılma hakkını ihlal teşkil edecek şekildeaşmamıştır (Güç/Türkiye, § 41).
30. AİHM, idare mahkemesinin ceza yargılamasında alınan birifadeye atıfta bulunmasına ilişkin olarak ise hukuk mahkemesinin ceza davasındaalınan bir ifadeye veya elde edilen bir delile istinat etmesinin tek başınaSözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasına aykırı olmadığını ancak bu istinatsonucunda hukuk mahkemesinin davalının cezai sorumluluğu hakkında yorumyapmaması veya bu bağlamda uygun olmayan çıkarımlarda bulunmaması gerektiğinidile getirmektedir. Olaylara ilişkin olarak AİHM, söz konusu ifadenin(başvuranın daha önce çalışmış olduğu diğer okullarda da bu tür uygunsuzdavranışlarda bulunduğu söylentilerine atıfta bulunan) tek başına başvuranacezai suç isnadında bulunmadığı kanaatinde olduğunu belirtmiştir. AİHM ayrıca,başvuranın ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemlerden suçlubulunması gerektiği yönünde idare mahkemesince bir yorumda bulunulmadığınıifade etmiştir. AİHM, sonuç olarak disiplin işlemleri ile idari yargılamasürecinde kullanılan dilin Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasındayer alan koşullara uygun olduğunu tespit etmiştir (Güç/Türkiye, §§ 42, 43).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 11/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
32. Başvurucu, hakkındaki ceza davasının henüz sonuçlanmadığınıhatırlatmakta; ayrıca iddianamede örgüt tarafından işlendiği ifade edilensuçlar hakkında kendisine yönelik somut hiçbir eylem yüklenmediği hâldeidarenin savunmasını dahi almadan fiillerin sabit olduğu kabulünden hareketle işlemtesis ettiğinden şikâyet etmektedir. Başvurucu, hakkında tesis edilen TSK'danayırma işleminin iptali istemiyle açtığı davaya ilişkin Mahkeme kararında,idarenin subjektif yorumlarla tarafına isnat ettiğieylemlerin ve suçlamaların sabit olduğunun kabul edilmesi ve iddialar hükmensübut bulmuş gibi değerlendirmelere yer verilmesi nedeniyle masumiyetkarinesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
B. Değerlendirme
33. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahiptir."
34. Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
"Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar,kimse suçlu sayılamaz."
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
35. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa veSözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18).
36. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında adilyargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılıKanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına adil yargılanma ibaresinin eklenmesineilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikleTürkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvencealtına alınmış olan adil yargılama hakkı[nın] metne dahil" edildiğibelirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine söz konusu ibarenineklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adilyargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017,§ 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adilyargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenarbaşlıklı 6. maddesinin gözönünde bulundurulmasıgerekir (Onurhan Solmaz,§ 22).
37. Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,kendisine bir suç itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncayakadar masum sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi,Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının birunsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlusayılamayacağı belirtilmek suretiyle Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncüfıkrasında ayrıca düzenlenmiştir.
38. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyetkarinesinin sağladığı güvencenin AİHM kararlarında da (bkz. §19) belirtildiğiüzere iki yönü bulunmaktadır.
39. Güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılamasısonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren birsuçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçluolduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkındaerken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar.Güvenceninbu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlıdeğildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem vekararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğuyönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadecesuç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eşzamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk,disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir.
40. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucundamahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonrakiyargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüpheduyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğuizlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasınıgerektirir.
41. Masumiyet karinesinin sağladığı güvencelerin kapsamı buşekilde belirlendikten sonra ise bireysel başvuruya konu olay yönünden bugüvencelerin geçerli olup olmadığının ortaya konulması gerekmekte olup bu hususAnayasa'nın 36. maddesinin somut davaya uygulanabilirliğinin ve dolayısıylabaşvurunun kabul edilebilirliğinin tespiti bakımından önem arz etmektedir.
42. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu hakkındaki ceza vedisiplin yargılamalarının eş zamanlı olarak yürütüldüğü ancak disiplin işleminekarşı açılan idari davanın ceza yargılaması devam ederken sonuçlandığıgörülmektedir. Başvurucunun TSK'dan ayırma işleminin iptali istemiyle açtığıidari davada masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiası bağlamındakişikâyeti; Mahkeme tarafından olayın ele alınış şekline, gerekçeli karardakullanılan ifadelere ilişkindir.Dolayısıyla davayakonu olaylar nedeniyle yürütülen ceza yargılaması devam ederken disiplinişlemini tesis eden idari makam ile bu işlemin hukuka uygunluk denetimini yapanyargı merciinin kullandığı ifadelerin şikâyet konusu edildiği bu başvuruda,masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin ilk yönü devreye girmektedir. Hâlböyle olunca somut davada masumiyet karinesinin sağladığı güvencelerin, birbaşka ifadeyle Anayasa'nın 36. maddesinin uygulanabileceği sonucunavarılmaktadır. Bu itibarla ihlal iddialarının Anayasa ve Sözleşme'nin ortakkoruma alanının kapsamında yer aldığı, bir başka ifadeyle başvurunun Anayasa veSözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmazlık göstermediği anlaşılmaktadır.
43. Öte yandan açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
44. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişininadil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadarmasum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de birgereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılankarine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçluolarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse,suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleritarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
45. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile disiplin hukukufarklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku; kurumun içdüzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışmadüzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik olarak uygulanacakyaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyenbir hukuk alanıdır. Bazı hâllerde ise kamu görevlisinin fiili ceza hukukukapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden desorumluluk gerektiren bir mahiyettaşıyabilir (Benzeryöndeki değerlendirmeler için bkz. ÖzcanPektaş, B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol, §30). Böyle bir durumda Anayasa'da güvence altına alınan masumiyet karinesinin,bir eylemi nedeniyle ilgili hakkında hem ceza hem de disiplin işlemlerininyürütülmesine engel teşkil etmediğini, bu iki sürecin eş zamanlı olarak devametmesinin de önünde anılan güvence bakımından bir mâni bulunmadığını belirtmekgerekir.
46. Öte yandan ceza muhakemesi sonucunda kişinin müsnet suçu işlemediğine dair hükümler dışında cezamahkemesi hükmü, disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir.Ancak cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -dahahafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğuntesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (Benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş,§ 25; Kürşat Eyol,§ 30).
47. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başkaifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafındanhakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden disiplin soruşturmave yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamumakamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıklarıdil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleritarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölgedüşürülmesine sebebiyet vermemeleridir.
48. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay ve olgularındisiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca (idari/adli)ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak kanaate göreişlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlem veyargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile istinat edilmesi yada kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmışolması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkiletmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu ilan etmesi veya bu bağlamdabirtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet karinesinin ihlaline yol açabilir.Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının tespitiyapılırken ise kararın gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir.
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
49. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu hakkındaki ceza vedisiplin hukuku süreçlerinin eş zamanlı olarak yürütüldüğü ancak disiplinişlemine karşı açılan idari davanın, ceza yargılaması devam ederkensonuçlandığı; öte yandan ceza davasının derdest olduğu, bir başka ifadeylebaşvurucunun suçluluğunun hükmen sabit olmadığı görülmektedir. Bu itibarlasomut olayda disiplin soruşturması ve yargılaması sürecinde kamu makamlarının kararlarındabelirttiği gerekçeler veya kullandığı dil nedeniyle henüz ceza mahkemesitarafından suçlu bulunmamış olanbaşvurucunun masumiyetine gölge düşürülmesine sebebiyet verilip verilmediğininortaya konulması gerekmektedir.
50. Olayda, gerek başvurucunun TSK'dan ilişiğinin kesilmesineilişkin işlemin tesisi sürecinde düzenlenen İdari Tahkikat Komisyonu raporundagerekse söz konusu işlemin yargısal denetiminin gerçekleştirildiği Mahkemeningerekçeli kararında ceza soruşturması sırasında elde edilen bir delile(iletişim tespit tutanaklarından temin edilen ses kayıtlarına) istinat edildiğigörülmektedir. Öncelikle yukarıda yer verilen genel ilkeler uyarınca bu durumuntek başına masumiyet karinesinin ihlaline yol açmadığı hatırlatılmalıdır.
51. Disiplin işlemleri ile buna dair idari yargılama sürecindeceza soruşturması kapsamında elde edilen iletişim tespit tutanaklarındakiverileri inceleyen kamu makamlarının daha hafif bir ispat külfeti temelindebaşvurucunun ahlaki durum itibarıyla TSK'nın itibarını sarsacak, hizmetingerekleriyle bağdaşmayacak nitelikte hâl ve hareketler içinde bulunduğu yönündesonuca ulaştığı anlaşılmaktadır.
52. Belirtilen sonuca ulaşılan kararlarda özü itibarıylabaşvurucunun görevi sebebiyle tanıştığı, kurumu ile iş ilişkisi içinde bulunanve faaliyetlerini denetlemekle sorumlu olduğu bir şahısla karşılıklı birmenfaat ilişkisi içine girdiğine ve bu menfaatlerin özellikle gayriahlakiniteliğine/içeriğine ilişkin tespit ve değerlendirmelerde bulunulduğugörülmekte olup Mahkeme kararında geçen sabitgörülen eylemleri ifadesinin de bu bağlamda kullanıldığının altıçizilmelidir. Kararlarda, sadece disiplin hukuku yönünden tartışılan söz konusufiillerin ceza hukuku kapsamında suçörgütüne üye olmak/suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmekolarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği hususunda ise bir yorum yapılmadığıya da kanaat belirtilmediği görülmektedir. Bir başka ifadeyle söz konusukararlarda başvurucunun ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleriişlediği ve suçlu yönünde birçıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dilgerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıylayargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği görülmektedir.
53. Bu tespitler ışığında kamu makamlarının disiplinsoruşturması ve yargılaması kapsamında kalan yetki sınırlarını, başvurucunun eşzamanlı olarak yürütülen ceza yargılamasında masum sayılma hakkına halelgetirecek şekilde aşmadığı sonucuna varılmaktadır.
54. Bu durumda gerek disiplin işlemleri gerekse idari yargılamasürecinde kullanılan dil ve gerekçenin masumiyet karinesine yönelik bir ihlalteşkil etmediği anlaşılmıştır.
55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerindegüvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınanmasumiyet karinesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE11/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.