TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GENCO ACAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7938)
Karar Tarihi: 16/12/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucu
:
Genco ACAR
Vekili
:
Av. Mehmet Cemal İLGE
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru;terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyle 17/7/2004tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun kısmen kabul edilmesive idare ile sulhname imzalanması akabinde başvurununkabul edilmeyen kısmı için açılmış olan davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyethakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adilolmaması ve makul sürede sonuçlandırılmaması, Danıştay Onuncu Dairesiiçtihadına aykırı karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının;açılmış olan iptal ve tam yargı davasının reddedilmesi sonucu ayrımcılığa maruzbırakılması nedeniyle eşitlik ilkesinin; terör olayları sebebiyle köyü terkemecbur kalınması nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru25/10/2013 tarihinde Batman İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. BirinciBölüm Üçüncü Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. BölümBaşkanı tarafından 14/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. AdaletBakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvurubelgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığının 26/5/2015tarihli görüş yazısında benzer şikâyetlere ilişkin başvurularda daha öncesunulan görüşlere atıf yapılarak somut başvuru için ayrıca görüş sunulmayacağıbildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvurudilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu,Batman ili Kozluk ilçesi Geçitaltı köyü Hov (Gevro) mezrasında ikametetmekte iken terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünüterk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
8. Başvurucu15/12/2004 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarınınkarşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon)başvurmuştur.
9. Komisyon,23/10/2007 tarihli ve 2007/2-1143 sayılı kararında “... dosyasının incelenmesi sonucunda adına kayıtlı arazilerin ormanarazisi olduğu tespit edilmiştir. 04/10/2004 tarih ve 2004/7955 sayılıYönetmelik hükümlerinde belirtilen şartlara uygun olması nedeniylemüracaatçıya; köydeki bina ve eklentilerinin bakımsızlıktan yıkıldığı ayrıcaarazilerine ulaşamamaktan dolayı zarara uğradığını beyan etmiş ve bu zararınıntazminini talep etmiş ise de bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulantutanaklar, orman bilirkişi raporu ve dosyasında bulunan diğer bilgi vebelgelerin değerlendirilmesi sonucu kişinin zirai arazisine ulaşamamaktan doğanayrıca bina ve eklentilerinin uğradığı zarara karşılık TTM zararı ile ilgiliolarak İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünün 05.03.2007 tarih ve1125 sayılı yazısı esas alınarak Komisyon takdiri ile, Toplam 3.000-00- YTLödenmesine…” karar verilmiştir.
10. Komisyonkararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ilebirlikte gönderilen sulhname örneği, başvurucutarafından kabul edilmeyerek uyuşmazlık tutanağı imzalanmıştır.
11. Komisyonkararında hükmedilen miktarın gerçek zararını karşılamadığından bahislebaşvurucu tarafından açılan iptal davasında Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin30/6/2010 tarihli ve E.2008/631, K.2010/1201 sayılı kararı ile süre aşımınedeniyle davanın reddine hükmedilmiştir.
12. Başvurucu12/8/2010 tarihinde Batman Valiliğine yeniden başvuruda bulunarak Komisyoncadaha evvel verilen kısmi kabul kararı doğrultusunda dosyanın yenidengörüşülmesini talep etmiştir.
13. 27/8/2010tarihli ve 2010/2-281 sayılı Komisyon kararında “… Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 2008/631 Esas nove 2010/1201 sayılı Kararı gereğince; kendisine verilen süre içerisinde sulhnameyi imzalamadığı…” gerekçesi ile talebinreddine karar verilmiştir.
14. 7/2/2011tarihli ve 2011/2-457 sayılı ikinci bir Komisyon kararında “… İlgilinin, 23.10.2007 tarih ve 1143 karar no ile 3.000 TL ödeme kararı verildiği, miktar azbulunduğundan Uyuşmazlık Tutanağı imzalanarak dava açıldığı ve Diyarbakır 1.İdare Mahkemesinin 2008/631 esas nolu kararı iledavanın süre aşımından reddedildiği ve ilgili tarafından daha önce kararverilen 3.000 TL’nin ödenmesinin talep edilmesi üzerine; Komisyon Başkanlığımıztarafından Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 2008/631 esas nolukararına istinaden verilen 27.08.2010 tarih ve 281 nolukararın iptal edilerek; İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliğinin 07.08.2009tarih ve 6404 sayılı görüş yazısına istinaden; ilgiliye 3.000,00 TL’ninödenmesine…” karar verilmiştir.
15. Komisyonkararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ilebirlikte sulhname örneği başvurucu vekilinegönderilmiştir.
16. “Yukarıda ayni/nakdi olarak belirtilenzararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olayile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul vetaahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname9/3/2011 tarihinde başvurucu vekili tarafından imzalanmıştır.
17. Belirlenentazminat miktarı 26/7/2011 tarihinde başvurucu vekilinin hesap numarasınaaktarılmıştır.
18. Başvurucutarafından, Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçek zararınıkarşılamadığından bahisle Diyarbakır 3. İdare Mahkemesinde açılan Komisyonkararının iptali ve sulhname dışı kalan zararlarınınödenmesi istemli dava, yetkisizlik kararı verilerek Batman İdare Mahkemesinedevredilmiştir.
19. Batmanİdare Mahkemesinin 30/3/2012 tarihli ve E.2011/1216, K.2012/2400 sayılı kararıile davanın reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:
“… Yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca,yasada belirtilen durumların gerçekleşmesi halinde, kişilerin terörolaylarından dolayı malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanacağı açık olmakla birlikte,idarece tazmin edilecek olan zarar miktarının ilgiliye tebliğ edildikten sonrakarşılıklı irade beyanlarıyla imzalanan "sulhname"nin,uğranılan zararın tazmini isteminden kaynaklanacak olan uyuşmazlığı daha sonradava konusu olmayacak şekilde ortadan kaldırmasını amaçlayan ve dolayısıyla, karşılıklıirade beyanıyla uzlaşmayı sağlayarak, uyuşmazlığı idari aşamada çözen bir belgeniteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
Olayda, davacınındaha önceki başvurusu üzerine 5233 sayılı Kanun uyarınca tazmini gerekenzararları tespit edilerek davalı idare ve davacı arasında anlaşma sağlanıp sulhname imzalanmış ve sulhnamedebelirtilen zarar kalemlerine karşılık olarak uzlaşmaya varıldığıanlaşılmaktadır.
Bu durumda, ayni venakdi tüm zararlarının karşılandığı kabul ve taahhüt edilerek sulhname imzalandıktan sonra, sulhnamedebelirtilen miktar ile gerçek zarar miktarı hesabı arasında fark olduğu iddiasıüzerine tazminat talebinin karşılanması mümkün olmadığından, dava konusuişlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır...”
20. İtirazyoluna başvurulması üzerine Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesinin 15/3/2013tarihli ve E.2013/821, K.2013/714 sayılı kararı ile hükmün onanmasına kararverilmiştir.
21. Başvurucununkarar düzeltme istemi, Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesinin 9/9/2013 tarihli veE.2013/1527, K.2013/1520 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
22. Retkararı 3/10/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş ve 25/10/2013tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
23. 5233sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 4. maddeleri (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-21, 23).
24. 5233sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon, doğrudandoğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeyegöre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâlegelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifatarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak,uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca,bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısınınörneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında haksahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuzgün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksitakdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağıve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkınınsaklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelenhak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhnametasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi vekomisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhnametasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılmasıhâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.
Sulh yoluylaçözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarısaklıdır.”
25. 5233sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Sulhnamedebelirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasındansonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”
26. Terörve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in 27. maddesi şöyledir:
“Sulhname tasarıları hak sahibiveya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonraVali veya Bakan tarafından onaylanır.
Ödemeler sulhname tasarılarının onaytarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veyasahiplerinin banka hesaplarına yapılır.”
27. 6/1/1982tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2)numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin(5) numaralı fıkrası, 49. maddesinin (1) numaralı fıkrası.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin16/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 25/10/2013 tarihlive 2013/7938 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu;Batman ili Kozluk ilçesi Geçitaltı köyü Hov (Gevro) mezrasında ikametetmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmek zorundakaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatın kısmen kabul,kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhnameimzalandığını, sulhnamenin kapsamının kabul edilenzararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabul edilmeyen kısım için malvarlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkının saklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışında kalan zararları için açtığı iptalve tam yargı davasında zararlarının tazmini konusunda davanın reddine kararverilmesi sonucunda Komisyon tarafından açıkça veya zımnen reddedilen zararkalemlerini kapsamaması nedeniyle sulhname kapsamıdışında tutulan zarar kalemleri için ilgilinin dava açma hakkının saklıbulunduğu yönündeki Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli veE.2008/4141, K.20008/9584 sayılı kararı ile aykırılığa düşüldüğünü, yaptığıbaşvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını,Kanun'un açık hükmüne rağmen mağduriyetinin giderilmediğini, Kanun’un lafzınave amacına aykırı bir şekilde karar verildiğini, gerçek zararının hesabındabirçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların göz önünde bulundurulmamasısebebiyle zararının eksik tazmin edildiğini, bu şekilde mülkiyet hakkındanyoksun kaldığını, kendi isteği dışında yerleşim yerinden ayrılmak zorundakalması nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesine riayet edilmediğini, kendisiile aynı zarara uğrayan bireylerden farklı muameleye tabi tutulduğunubelirterek Anayasa’nın 10., 20., 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarınınihlal edildiğini iddia etmiş; maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Eşitlik İlkesi ve Özel Hayatın Gizliliği İlkesinin İhlalEdildiği İddiası
30. Başvurucu,5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim talebinin kısmen kabul edilmesisonucunda idare ile sulhname imzalanmakla birliktekabul edilmeyen kısım için açtığı davanın Derece Mahkemeleri tarafındanreddedildiğini ve bu nedenle ayrımcılığa maruz kaldığını belirterek Anayasa’nın10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin, kendi iradesi dışında yerleşimyerini terke mecbur kalması nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesinde tanımlananözel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
31.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
“... Başvurudabulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
32.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
33.Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.
34.Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken birilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşıöncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.
35.Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur.Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargımercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireyselbaşvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizmasıiçinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B.No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).
36.Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde düzenlenen başvuruyollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun AnayasaMahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari veadli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi vekanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunutakip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Bayram Gök, § 19).
37.Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanunyollarında ve genel mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddialar AnayasaMahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayanyeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, § 20).
38. Başvuru konusu olayda başvurucunun Batman Valiliğine sunduğubaşvuru dilekçesi, dava dilekçesi, itiraz ve karar düzeltme talepleriincelendiğinde başvurucunun talep ve davasının reddedilmesi nedeniyleayrımcılığa maruz kalması sonucu eşitlik ilkesinin, köyü terke mecbur kalmasınedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin herhangibir iddia ileri sürmediği görüldüğünden anılan iddiaların Anayasa Mahkemesinceincelenmesi bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği mümkün değildir.
39. Açıklanan nedenlerle anılaniddiaların başvuru yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden bireyselbaşvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası
40. Başvurucu;5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu başvurunun kısmen kabul edilipkısmen reddedildiğini, zararının kabul edilen kısmı için idare ile sulhname imzalanmakla birlikte kabul edilmeyen kısım içiniptal ve tam yargı davası açtığını, hükmedilen tazminatın sadece inşaatzararlarına ilişkin olduğunu, gerçek zararının hesabında konut zararı dışındada zarar kalemleri mevcut olduğundan sulhnameninkapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabuledilmeyen kısım olan arazileri kullanamama sonucu mal varlığına ulaşamamaktankaynaklanan dava açma hakkının saklı bulunduğunu fakat açtığı davanınreddedildiğini, gerçek zararının hesabında arazileri kullanamama durumu ilekesinleşen kadastro çalışmaları sonucunda elde edilen tapu kayıtları dikkatealınmadan gerçekleştirilen eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
41. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurulardaidare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarariddiasına ilişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari ve yargısalsüreci müteakip ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temineden etkili bir giderim yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdursıfatının ortadan kalkmış olmasına dayanılarak kişibakımından yetkisizlik nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğusonucuna varılmıştır (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§45-58).
42.Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılıKanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından yapılan araştırma veinceleme sonucunda başvurucunun arazisine ulaşamaması, ayrıca bina veeklentilerinin zarara uğraması nedeniyle tespit edilen zararları öngörülenbirim fiyatlara tabi tutularak 3.000 TL’lik tazminat miktarı belirlenmiş (bkz.§§ 9, 14) ve başvurucu vekiline, kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhname örneği ile birlikte sulha davet yazısıgönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucu tarafından kabul edilmiştir.
43.Bu durumda başvurucunun ilk davasının süre aşımı nedeniyle reddedilmesiakabinde Batman Valiliğine yeniden başvuruda bulunarak Komisyonca daha önceverilen karar doğrultusunda dosyanın yeniden görüşülmesini talep etmesi sonucubaşvurucunun 9/3/2011 tarihli sulhnameyi imzalayarakKomisyonun tespitine esas olan olayla ilgili maddi mağduriyetinin, başvurucununeksik hesaplandığını beyan ettiği zarar miktarı da dikkate alındığında açıkçaorantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu,zararlarının tamamını karşıladığını beyan ettiği alacağını tümüyle davalıidareden tahsil ettiğinden mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti 26/7/2011tarihinde giderilmiş ve bu hak yönünden başvurucunun mağdurluk statüsü de aynıtarihte sona ermiştir. Öte yandan başvurucu, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulaniç hukuk yolunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No:21893/93, 16/9/1996; Doğan vediğerleri/Türkiye, B. No: 8803-8811/02…, 13/7/2006) belirtilennitelikleri taşımadığı yahut Komisyon tarafından ödenmesine karar verilentazminat tutarının kendisine ödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde biriddiada da bulunmamıştır.
44. Açıklanannedenlerle başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden mağdurlukstatüsünü kaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
45. Başvurucu;yaptığı başvurunun kısmen Komisyonca kabul edilip kısmen reddedilmekle birlikte5233 sayılı Kanun'un açık lafzına ve amacına rağmen mağduriyetinin tamamengiderilmediğini, Kanun’un lafzına ve amacına aykırı bir şekilde kararverildiğini, idari ve yargısal süreç neticesinde sadece konut zararlarınınkarşılandığını fakat arazilerini kullanamamaktan kaynaklanan zararlarınıntazmin edilmediğini belirterek yapılan yargılama ve verilen kararların adilolmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvurucunun anılan iddialarının özünün derecemahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
46.Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasındabireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin(2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemecekabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz veRecep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 24).
47. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derecemahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması,delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasıile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönündenadil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tekistisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyuhiçe sayan tarzda bariz bir takdir hatası ve açık keyfîlikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular derecesi mahkemesi kararları bariz bir takdir hatasıveya açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesinceesas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
48. 5233sayılı Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddi zararlarının yargı yoluna gidilmesine gerek kalmaksızınidarece en kısa süre içerisinde ve tam olarak tespit edilerek sulh yoluylakarşılanmasını amaçlamakta olup belirtilen amaç doğrultusunda ilke veprosedürler öngörmektedir (Cahit Tekin,B. No: 2013/2744, 16/7/2014, § 82).
49. 5233sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin, belirtilen Kanun kapsamındadeğerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve Kanun'un kapsamınınbelirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut olayın bu ölçütuyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece mahkemelerineaittir. 5233 sayılı Kanun'un uygulanması bağlamında daha önce bireysel başvurukonusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafındanyapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen hususlara ilişkin iddialarınmaddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması bağlamında kanunyolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken hususlara ilişkin olduğubelirtilerek açıkça dayanaktan yoksun bulunduğu sonucuna varılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 45-50). Bu konudaki takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraberderece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası içermesi durumundaanayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespitinoktasında farklı bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§ 93; Cahit Tekin, § 88).
50.Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılıKanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından gerçekleştirilenaraştırma ve inceleme sonucunda başvurucunun tespit edilen zararları öngörülenbirim fiyatlarına tabi tutularak tazminat miktarı belirlenmiş ve başvurucu vekiline,kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhnameörneği ile birlikte sulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucutarafından kabul edilmiştir.
51. Başvurucutarafından açılan davada Mahkemece; imzalanan sulhnamenin,karşılıklı irade beyanıyla uzlaşmayı sağlayarak uyuşmazlığı idari aşamada çözenbir belge niteliğinde olduğu, başvurucunun 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminigereken zararları tespit edilerek idare ve başvurucu arasında anlaşmasağlandığı, başvurucunun da ayni ve nakdî tüm zararlarının karşılandığını kabulve taahhüt ederek sulhnameyi imzaladığı, bu durumda sulhname imzalandıktan sonra sulhnamedebelirtilen miktar ile gerçek zarar miktarı arasında fark olduğu iddiası üzerinetazminat talebinin karşılanmasının mümkün bulunmadığı belirtilerek davanınreddine karar verilmiştir (bkz. § 19).
52. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ilerisürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Danıştay Onuncu Dairesi İçtihadına Aykırı Karar VerilmesiNedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
53.Başvurucu, Komisyon kararında karşılanmaması nedeniyle sulhnamekapsamına dâhil olmayan zarar kalemleri için açtığı iptal davasında DanıştayOnuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılıkararında da belirtildiği gibi bakiye zararlara ilişkin dava hakkı saklıolduğundan bu zararlarının tazmin edilmesi yönünde hüküm kurulması gerekirkendavasının reddine hükmedildiğini, bu hâliyle verilen kararın hukuka aykırıolduğunu ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
54.Anayasa'nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
55.Anayasa'nın 141. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeliolarak yazılır.”
56.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.…”
57.Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacıve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma veadil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke vehaklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §38).
58. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliğiilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, K.T. 24/6/2010 ve E.2012/50,K.2012/128, K.T. 20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanma hakkının,hukuk devletinin Sözleşmeci Devletlerin ortak mirası olduğunu belirtenSözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini beyan etmektedir.Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veyagüvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte vekamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayanmahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak yargısalbir belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, §57).
59. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmışolması tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03,24/3/2009, § 29;Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92). Değişik yönlerdekararlar verilmesi ihtimali Yargıtay,Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerdenoluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir (Türkan Bal, B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §53).
60. Diğer yandan bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukukigüvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Unédic/Fransa,B. No: 20153/04,18/12/2008, § 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik bir yaklaşımınsürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki değişim,adaletin iyi bir şekilde gerçekleştirilmesine aykırılık teşkil etmez (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03,14/1/2010, § 38).
61.Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığı çözüme bağlayanmahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında, davaların içeriğindenkaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareket noktası, derecemahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinin doğru olduğunun vetercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Stefanica ve diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02,2/11/2010, § 34). Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi kararlarda yaşanandeğişimin hukuki bir belirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımındanöngörülebilir olup olmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (Türkan Bal, § 58).
62.Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerinyaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyleolumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen yüksek mahkemeleriçinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstererekfarklı sonuçlara ulaşmaları, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde,verilen kararların ihtimale dayalı sonuçlar olmamasını ve birbirine zıtilamların ortaya çıkmamasını gerektirir.
63. Başvurucunun,kendisiyle aynı statüde olan davacılar lehine hüküm kurulması hakkındadayandığı Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141,K.2008/9584 sayılı ilamının incelenmesi neticesinde farklı idare mahkemesinceyapılan yargılamada davanın reddi yönünde kurulan hükmün, davacının Komisyontarafından reddedilen diğer istemine yönelik olarak dava açma hakkının saklıbulunduğunun kabulü gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiğianlaşılmaktadır.
64.Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümü kapsamında 5233 sayılı Kanun’dankaynaklanan davaları ve temyiz başvurularını inceleme görevi Danıştay OnuncuDairesine ait iken Danıştay Genel Kurulunca alınan 25/4/2011 tarihli E.2011/13,K.2011/13 sayılı kararla Danıştay Dairelerinin yeni iş bölümü esaslarıbelirlenmiş ve bu görev Danıştay Onbeşinci Dairesinedevredilmiştir. Aynı yıl Danıştay Onbeşinci Dairesiiçtihat değişikliğine giderek 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin madde metnive gerekçesinden hareketle sulhname imzalanması ileuyuşmazlığın ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar için davaaçılamayacağı şeklinde hüküm kurmuştur.
65.Başvuruya konu olayda başvurucunun Batman İdare Mahkemesinde açtığı davadaMahkemenin, başvurucu ve idare arasında karşılıklı irade beyanlarıyla imzalanansulhnamenin varlığından hareketle davanın reddi yönündehüküm kurduğu, söz konusu kararın Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi tarafındananılan içtihat değişikliğinden sonraki bir tarih olan 2013 yılında onandığıanlaşılmaktadır. Başvurucunun dosyaya çelişkili karar örneği olarak beyanettiği kararın 2011 yılındaki içtihat değişikliğinden önce Danıştay tarafındanverilen karar olduğu görülmekle söz konusu kararlar ile başvurucunun açtığıdavada kurulan hüküm arasındaki farklılıkların Danıştay OnbeşinciDairesinin içtihat değişikliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
66.Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı kararlarında doğabilecekiçtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla birlikte yeni kabuledilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı hâllerde içtihadınmüstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94…,28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.),B. No: 42162/02, 2/12/2008).
67.Yazılı hukuk sistemine tabi ülkelerde içtihat değişmez bir olgu olmadığındanmahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamındakalmaktadır. Böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki çözümün tatminkârbulunmaması anlamına gelmektedir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi vediğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05…, 30/11/2010, § 28). Ancak aynıhususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlindemahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesigerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).
68.Batman İdare Mahkemesi ve Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi kararlarının,Danıştay Onuncu Dairesinin daha önceki kararından farklı bir sonuca nedenulaşıldığı hakkında başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarakanlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeyi içerdiği değerlendirilmektedir.2004 yılında kabul edilip aynı yıl yürürlüğe giren 5233 sayılı Kanun kapsamındaöngörülen idari süreç akabinde uyuşmazlıkların yargıya taşınması ile yeni usulve sulhname imzalanması işlemi hakkında içtihatlarınmüstakar hâle gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması da nazaraalındığında, yeterli gerekçeyle desteklenen içtihat değişikliği sonrasındaiçtihattan sapma olmadığı gibi başvurucunun bu yönde bir iddiası da mevcutdeğildir. Kaldı ki başvurucunun, Danıştay OnbeşinciDairesinin içtihat değişikliği yaptığı tarihten sonraki bir tarihte sulhnamede ödenmesine karar verilen miktarı tahsil ettiğive akabinde dava açtığı nazara alındığında başvurucunun dayanak gösterdiğikarar hakkındaki iddiaları temelsiz kalmaktadır.
69.Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsız yargı mercileriarasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyiz mercilerinin,uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri arasındakiyorum farklılıkları, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindekabul edilemeyeceği gibi (AhmetSağlam, B. No: 2013/3351,17/9/2013, § 45) Mahkemelerce, hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerindeğerlendirilmesinde farklılıklar meydana gelmesi ya da önceki çözümüntatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında içtihadınmüstakar olması için belli bir zamana ihtiyaç duyulması gibi çeşitli nedenlerleiçtihat değişikliğine gidilmesi de tek başına adil yargılanma hakkının ihlaliniteliğinde kabul edilemez.
70. Açıklanannedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyetiniteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
71. Başvurucu,5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü giderim talebinin değerlendirilmesihususundaki idari süreç ve yargılama prosedürünün makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
72. Başvurudilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgiliolayların incelenmesi neticesinde başvurunun bu kısının iki ayrı bölümdeincelenmesi uygun görüşmüştür.
i. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde Açılan Davaya İlişkinYargılama Sürecinde Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
73.Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvuruda yürütülen işlemlerinuzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğindenşikâyetçi olmuştur.
74.6216 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlemve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”
75.Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisininbaşlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşennihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularıinceleyebilecektir. Mahkemenin zaman bakımından yetkisine ilişkin budüzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaiişlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkünolmadığı gibi bu kuralların bireysel başvurununtüm aşamalarında resen dikkate alınmaları gerekir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14; Hasan Taşlıyurt, B. No: 2012/947, 12/2/2013, § 16).
76. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğindebaşvurucunun 15/12/2004 tarihinde Komisyona yaptığı başvuruda Komisyonun,başvurucunun talebini kabul edip başvurucuya 3.000 TL ödenmesi yönünde kararverdiği, başvurucunun miktarı az bulması nedeniyle sulhnametasarısını imzalamayarak iptal ve tam yargı davası açtığı, Diyarbakır 1. İdareMahkemesinin 30/6/2010 tarihinde süre aşımı nedeniyle davanın reddi yönündekarar verdiği ve kanun yoluna başvurulmayarak aynı tarihte hükmün kesinleştiğianlaşılmaktadır.
77.Açıklanan nedenlerle başvuru konusu işlemin 23/9/2012 tarihinden öncekesinleşmiş olduğu anlaşıldığından başvurununbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Batman İdare Mahkemesinde Açılan Davaya İlişkin YargılamaSürecinde Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
78. Başvurucu,5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvuruda idari süreç ve yargılamaprosedürünün uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
79. 5233sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari yargı makamları nezdindekiyargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireyselbaşvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlardaKomisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecindeKomisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamdasekiz yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makulsürede yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, §§ 60-68; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014,§§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66).Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiğive bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığıdurumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır (İsmet Kaya, B. No:2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
80.Somut başvuru bakımından başvurucu tarafından 5233 sayılı Kanun kapsamındaevvelce verilen Komisyon kararı nazara alınarak yeniden inceleme yapılmasıamacıyla 12/8/2010 tarihinde Komisyona tekrar yapılan müracaat sonrasında 5233sayılı Kanun’un öngördüğü usul uyarınca bir kısım işlemlerin yapılması akabinde7/2/2011 tarihinde başvurucunun talebi kabul edilerek 3.000 TL ödenmesine kararverilmiştir. Belirtilen karar aleyhine 18/3/2011 tarihinde başlatılan yargılamasürecinin ise başvurucunun karar düzeltme talebinin reddine dair DiyarbakırBölge İdare Mahkemesinin 9/9/2013 tarihli kararı ile tamamlandığı, bubakımından makul sürede yargılanma hakkı kapsamında nazara alınması gerekentoplam sürenin yaklaşık üç yıl bir aylık bir zaman dilimi olduğuanlaşılmaktadır.
81.6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümüşöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
82.Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde başvurucu açısındanfarklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve yaklaşık üç yıl biray devam eden yargılama sürecindeki gecikmenin makul olduğu, başvurucununhakkını ihlal edecek şekilde gecikme bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
83.Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul süreyi aştığını ileri sürdüğüyargılamanın uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlal saptanmadığındanbaşvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A.1. Eşitlik ilkesinin ve özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
3.Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4.Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırı karar verilmesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
5.Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde açılan davaya ilişkin yargılama sürecindemakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6.Batman İdare Mahkemesinde açılan davaya ilişkin yargılama sürecinde makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindebırakılmasına
16/12/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.