TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GÖKHAN KOÇAR VE MESUT KASIRĞA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/777)
Karar Tarihi: 12/11/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
:
Zeynep KARAKOÇ
Başvurucular
:
1.Gökhan KOÇAR
Vekili
:
Av. Kadir GÜNDOĞAN
2.Mesut KASIRĞA
Vekili
:
Av. Ali ÖMÜRLÜBAY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; bedensel zararın tazmini talebiyle açılan davadatazminattan indirilecek unsurların belirlenmesine ilişkin kanun hükmününuygulanmasında yargı kolları arasındaki içtihat farklılığının yargılamanınhakkaniyetini zedelemesi, yargılamanın bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından yürütülmemesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 15/1/2016 ve 1/2/2016 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılanön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyon tarafından 2016/777 ve 2016/2064 numaralı bireyselbaşvuru dosyalarının aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunmasınedeniyle 2016/777 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine veincelemenin 2016/777 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasınakarar verilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Başvurucular, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde askerolarak görev yapmaktayken 4/8/2012 ve 18/10/2012 tarihlerinde terör örgütümensuplarında yapılan saldırılar nedeniyle yaralanmıştır.
10. Yapılan tüm tetkik ve tedavileri neticesinde başvurucularhakkındaki raporları inceleyen Ankara Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi(GATA) tarafından, başvurucuların TSK'da görev yapamayacağı ve askere elverişliolmadığı yönünde 6/11/2013 ve 2/12/2013 tarihli sağlık raporlarıdüzenlenmiştir.
11. Başvurucular, olay nedeniyle uğradıkları zararların tazminitalebiyle 9/5/2014 ve 12/12/2013 tarihlerinde Millî Savunma Bakanlığına (MSB)başvurmuş, başvurularının zımnen reddi üzerine 17/7/2014 ve 5/3/2014tarihlerinde Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) maddi ve manevi tazminatödenmesi istemleriyle tam yargı davaları açmışlardır.
12. AYİM İkinci Dairesi (Daire), başvurucunun uğradığızararların kusursuz sorumluluk ilkesine göre karşılanması gerektiği yönündekisonuç ve kanaatine istinaden başvurucunun maddi zararının hesaplanması içinbilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.
13. 28/5/2015 ve 7/5/2015 tarihli bilirkişi raporlarından,başvuruculara Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) yapılan ödemelerle maddi tazminathak edişlerinin fazlasıyla karşılandığı belirlenmiştir.
14. Başvurucular 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı TürkiyeCumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun ek 79. maddesi kapsamında yapılan eködemelerin zarar verene rücu edilebilen ödeme olmadığı gibi ifa amacı dataşımadığını, bu sebeple 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk BorçlarKanunu'nun 55. maddesi uyarınca maddi zarar hak edişinden mahsup edilmemesigerektiğini belirterek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir.
15. Daire başvurucuların bilirkişi raporlarına yaptığıitirazları kabul etmemiş ve söz konusu raporlar uyarınca maddi tazminatistemlerini reddetmiş, elde ettikleri nakdi tazminat yararını dikkate alarak14.000 TL ve 40.000 TL manevi tazminata hükmetmiş, fazlaya ilişkin talepleriniise reddetmiştir. Kararların gerekçesinde, 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesiuyarınca yapılan ek ödemenin 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca "ifa amacı taşıyan" bir ödeme olduğubelirtilmiş ve tazminat miktarı belirlenirken bu ödemenin toplam tazminathesabından düşülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Daire bu değerlendirmesindenhareketle başvurucular yönünden bir yarar unsuru olarak kabul ettiği söz konusuödemeyi, hesaplanan toplam tazminat miktarından indirmek suretiyle hükümkurmuştur. Kararın karşıoyunda ise 5434 sayılıKanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin yarar kabul edilmemesi vehesaplanacak maddi tazminat miktarından indirilmemesi, ayrıca nakdi tazminatmiktarının da manevi zararın karşılığı olduğu gerekçesiyle indirim yapılmamasıgerektiği belirtilmiştir.
16. Başvuruculardan Gökhan Koçar'ınkarar düzeltme istemi aynı Dairenin 23/12/2015 tarihli ilamı ile reddedilmiş,diğer başvurucu ise karar düzeltme isteminde bulunmamıştır. Nihai kararlar4/1/2015 ve 18/1/2016 tarihlerinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucular 15/1/2016 ve 1/2/2016 tarihlerinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Kanun
18. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Türk BorçlarKanunu'nun 46. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Cismani bir zarara düçarolan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ilerideiktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütünmasraflarını isteyebilir."
19. 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi şöyledir:
"Destekten yoksun kalma zararları ilebedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine görehesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ileifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez;zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarakhakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem veişlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücutbütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlızararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır."
20. 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"Aşağıda belirtilen kişilere bu maddeuyarınca ek ödeme yapılır:
a) Harp malullerine.
b) Şehit dul ve yetimlerine.
c) Barışta, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı haller ile talim, tatbikat veya manevra sırasında görevin veyaçeşitli harp silah ve vasıtalarının sebep ve tesiriyle vazife malûlü sayılanTürk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile Askerî harekâtı gerektiren iç tediphareketleri veya güvenlik veya asayişin sağlanmasında Silahlı Kuvvetlerlebirlikte veya ayrı olarak görevlendirilenlerden bu görevlerin çeşitli sebep vetesirleriyle vazife malûlü sayılan jandarma ve emniyet mensupları ile sivilgörevlilere.
d) (c) bendinde belirtilen görevlerin ifasısırasında, bu görevlerin çeşitli sebep ve tesirleriyle ölenlerin dul veyetimlerine.
Hak sahiplerine, yukarıda yazılı durumlarsebebiyle, sosyal güvenlik kurumlarınca aylık bağlanmasına esas olan tarihtengeçerli olmak üzere müracaat tarihini izleyen yılın en geç ilk üç ayı içindeT.C. Emekli Sandığı tarafından ek ödeme yapılır. Ay farkları yıllık miktarın onikiye bölünmesi suretiyle hesaplanır.
...
Bu maddeye göre yapılan ödemeler herhangi birvergi ve kesintiye tâbi olmayıp, faturası karşılığında, Hazineden tahsiledilir."
2. İlgili Yargı Kararları
a. Yargıtay İçtihadı
21. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun (YİBGK)6/3/1978 tarihli ve E.1978/1, K.1978/3 sayılı kararının ilgili kısımlarışöyledir:
"Borçlar Kanunu'nun 45. maddesinin 2.fıkrasında öngörülen destekten yoksun kalma tazminatı isteminde bulunankişilere, T.C. Emekli Sandığınca bir ödemede bulunulduğu takdirde, bunun tazminatınsaptanmasında gözönünde bulundurulmasına dair Onbirinci Hukuk Dairesinin kararları ile T.C.Emekli Sandığınca yapılan ödemelerin tazminattanindirilemeyeceğine dair Dördüncü ve Onbeşinci HukukDaireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararları arasındaki aykırılığın içtihadıbirleştirme yolu ile giderilmesi Birinci Başkanlık Divanınca istenildiğinden6/3/1978 günlü toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunda,aykırılığın bulunduğuna, içtihadın birleştirilmesi gerektiğine oybirliği ile kararverildikten ve raportör üye dinlendikten sonra konu görüşülüp tartışıldı:
...
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun129. maddesinde, görevleri içinde veya dışında ölenlerin dul ve yetimlerinin,ölüme sebep olanlar aleyhine açacakları davaları kovuşturmaya, davalara üçüncüşahıs ise bunu doğrudan doğruya açmaya sandık yetkili kılınmıştır. Dava sonundapara tazminatı da alınırsa kovuşturma masrafları ile birlikte, dul ve yetimaylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı, toptan ödeme yapılanhallerde de yarısının Sandıkça alınarak, varsa geri kalanının ilgililereödeneceği öngörülmüştür.
Tartışmada beliren bir görüşe göre, bu hüküm506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 26.ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal SigortalarKurumu Kanunu'nun 63. maddesi ile eşdeğerdedir. Bu itibarla T.C. EmekliSandığına böylece kısıtlı olarak rücu hakkı tanınmıştır. Zarara uğrayanınalabileceği tazminat saptanırken T.C. Emekli Sandığının mal varlığına geçmesigereken para indirildikten sonra kalan miktara hükmedilmesi gerekir.
Çoğunluğunun benimsediği görüş ise; sözü geçen129. maddede bir hesaba sayılmanın öngörülmediği, aksine madde metninin açıkolduğu ve zarar veren kişinin T.C. Emekli Sandığının ödediği paranın,kendisinin ödemek zorunda kalacağı tazminattan indirilmesini isteyemeyeceğibiçiminde belirlenmiştir.
Gerçekten, haksız eylem sonucu ölen kişi,yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar parakesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması sözkonusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada ödemelidir.Esasen 129. madde zarar verenden tazminatın tamamının alınacağı hükmünügetirmiş ve Emekli Sandığı davaya katılmış veya doğrudan doğruya dava açmışolduğu takdirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile Sandık arasında nasılbölüşüleceğini saptamıştır. Bu itibarla tazminat ödemekle yükümlü olan kişi bumaddeye dayanarak tazminatın indirilmesini isteyemez."
22. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15/1/2008 tarihli veE.2007/10817, K.2008/85 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Davacı... tarafından, davalı İçişleri Bakanlığıaleyhine 02/01/2004 gününde verilen dilekçe iletrafik kazası sonucu ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerineyapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen17/05/2007 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekiliile duruşmasız olarak incelenmesi de davalı vekili taraflarından süresi içindeistenilmekle... gereği düşünüldü.
...
Davacı vatani görevini yaparken meydana gelentrafik kazasında vefat eden eşinden dolayı destekten yoksun kalma tazminatıistemiştir. Dosyadaki kanıtlardan desteğin eşine dul aylığı bağlandığıanlaşılmaktadır. Mahkemece destekten yoksun kalma tazminatının miktarınınbelirlenmesi için bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. Hükme esas alınanbilirkişi raporunda davacıya TC. Emekli Sandığı tarafından bağlanan görevşehidi dul aylığı tutarının peşin sermaye değeri ile davacıya ödenen tütünikramiyesi gözetilerek indirim yapılmıştır. Mahkemece bu rapor doğrultusundamaddi tazminata hükmedilmiştir.
...
Somut olayda; destek, vatani görevini jandarmaasteğmen olarak yaparken vefat etmiş olup ölmeden önce yedek subay maaşıalmaktadır. Emekli Sandığı tarafından davacıya bağlanan aylık desteğininhayatta iken maaşından Emekli Sandığı tarafından kesilen miktarlarınkarşılığıdır. O halde Emekli Sandığı tarafından bağlanan aylıklar 5434 sayılıEmekli Sandığı Kanunu gereğince rücuya tabi olmayıpdestekten yoksun kalma tazminatının hesabında gözetilmemesi gerekir. Açıklanannedenlerle davacının destekten yoksun kalma tazminatının hesabında T.C. EmekliSandığınca bağlanan dul aylığı ile tütün ikramiyesinin indirilmiş olması doğrugörülmemiştir. Mahkemece açıklanan bu yön gözetilmeksizinyukarıdaanılan içtihadı birleştirme kararına uygun olmayan bilirkişi raporunun hükmeesas alınmış olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir."
23. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13/6/2013 tarihli veE.2012/11954, K.2013/11356 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Davacı ...tarafından, davalı Milli Savunma Bakanlığı aleyhine 24/07/2008 gününde verilendilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda;davanın reddine dair verilen 19/04/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesidavacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle... gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığıkanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde birisabetsizlik görülmemesine, özellikle tütün beyi ikramiyesi ile kira yardımıödemesinin ifa amaçlı ödemeler olmaması nedeni ile zarar hesabında gözetilmesidoğru değil ise de sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ve 2330 sayılı Yasakapsamında yapılan ödemelerin davacıların destek ve manevi tazminat zararlarınıkarşıladığı anlaşıldığına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarınınreddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA [kararverilmiştir.]"
b. Danıştay İçtihadı
24. Danıştay Onuncu Dairesinin 25/3/2008 tarihli ve E.2005/7940,K.2008/1409 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Dairemizin 20.11.2007 tarihli arakararına verilen cevapta; davacılar murisinin yaklaşık 5 yıl 10 ay hizmetibulunması nedeniyle, davacılara; 15.5.2001 tarih ve 368 sayılı Nakdi TazminatKomisyonu Kararı ile 2330 sayılı Yasa uyarınca 14.709.000.000 TL nakditazminat; 17.5.2001 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Sosyal Yardım Fonundan3.000.000.000 TL; İl Sosyal Fonundan da 1.500.000.000 TL ödeme yapıldığı,Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce tütün ikramiyesi tahakkuk ettirildiği ve dulve yetim aylığı bağlandığı belirtilmektedir.
Bilirkişi tarafından maddi tazminathesaplanırken, davacılara yapılan bu ödemelerden; nakdi tazminat tutarının 2330sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca maddi tazminattan indirilmesinde; sosyalyardım fonlarından yapılan ödemelerin ise indirilmemesinde hukuki isabetsizlikbulunmamaktadır.
Ancak, davacılar adına destekten yoksun kalmatazminatı hesaplanırken, davacılar murisinin yaklaşık 5 yıl 10 ay hizmetibulunmasına karşın, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'nce tahakkuk ettirilen tütünikramiyesi ile bağlanan aylığın maddi tazminat tutarından düşülmemiş olduğuanlaşılmaktadır. Bu durumda, davacılar adına hesaplanacak destekten yoksunkalma tazminatının, davacılara bağlanan aylığın vazife malullüğü aylığı olupolmadığı hususu araştırılarak ve davacılar murisinin hizmet cetveli deincelenerek tespit edilmesi gerekmektedir.
Belirtilen saptamalar doğrultusunda; yeni birbilirkişi heyeti oluşturmak suretiyle, mahkemece hükme esas alınan bilirkişiraporunda yer alan ve yukarıda yanlışlığı belirtilen hususlar da dikkatealınarak, ... davalı idarece ödenmesi gereken tazminat miktarının yenidenhesaplanması gerekmektedir."
25. Danıştay Onuncu Dairesinin 8/10/2015 tarihli ve E.2012/4747,K.2015/4139 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Dava; polis memuru olarak görev yapandavacılar murisi Ö.D.'nin 10.08.2010 tarihindemeydana gelen olayda hayatını kaybetmesi sonucunda uğranıldığı ileri sürülen500.000,00 TL maddi (destekten yoksun kalma tazminatı) ve 100.000,00 TL maneviolmak üzere toplam 600.000,00 TL zararın yasal faiziyle birlikte tazmininekarar verilmesi istemiyle açılmıştır.
...
Prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulansosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan aylıklar veyapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay nedeniyle sağlananyarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim karşılığında ilgililerebağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif ve pasif dönemdehesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar olarak kabul edilipindirilmemesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, vazife malullüğü aylığının içindeadi malullük aylığının da bulunduğu gözetilerek aktif ve pasif dönemde adimalullük aylığının yarar olarak kabul edilip hesaplamaya dâhil edilmesineolanak bulunmamaktadır.
...
Esasen, aktarılan yöndeki hesaplama, 6098sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesine de uygun bulunmaktadır. Zira,ilgililere ödedikleri prim karşılığı bağlanacak adi malullük aylıkları, 'rücuedilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri' kapsamında yer almakta iken; 3713 sayılıYasanın yukarıda alıntısı yapılan hükmünden de anlaşılacağı üzere, adi malullükaylığını aşan vazife maluliyetine ilişkin tutarlar, sosyal güvenlik kuruluşuncaHazineden tahsil edilmekle, 'rücu edilen sosyal güvenlik ödemeleri'nioluşturmaktadır. Yine, nakdi tazminat ödemeleri, ilgilinin olay nedeniyle uğradığızararı, Yasada öngörülen sınırlar çerçevesinde kısmen dahi olsa karşılamayıamaçladığından, 'ifa amacını taşıyan ödemeler' kapsamında yer almakta; bunakarşılık, sosyal yardım sandıklarından yapılan ödemeler ise, 'ifa amacınıtaşımayan ödemeler' niteliğinde bulunmaktadır. Böylelikle, vazife malullüğüaylığının adi malullük aylığını aşan tutarı ile nakdi tazminat yarar olarakkabul edilirken, adi malullük aylığı ile sosyal yardımlar yarar hesabına dâhiledilmemektedir.
...
Buna göre, özetlenen bilirkişi raporu,yukarıda aktarılan nitelikte ve mahkeme kararına dayanak alınacak mahiyettegörülmemektedir. Bu itibarla, Mahkemece yeniden yaptırılacak bilirkişiincelemesinde, öncelikle, aktif ve pasif dönem zararları hesabında kullanılacakverilerin (davacının emsali polis memurunun alacağı görev ve emekliaylıklarının, vazife malullüğü ve adi malullük aylıklarının, emekli ikramiyesiile tütün ikramiyesinin peşin sermaye değerlerinin) yeniden düzenlenecek raportarihi itibariyla değerlerinin ilgili idarelerdensorulması; alınacak cevap üzerine, yukarıda 3 madde hâlinde aktarılan ilkelerçerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.Daha açık bir anlatımla, düzenlenecek yeni raporda, özellikle,
...
2. Davacıya bağlanan vazife malullüğü aylığıpeşin sermaye değeri ile adi malullük aylığı peşin sermaye değeri arasındakifarkın, tütün ikramiyesi peşin sermaye değerinin (Sosyal Güvenlik KurumuBaşkanlığından sorularak) aktif ve pasif dönem zararlarından düşülmesi,...gerekmektedir."
26. Danıştay Onuncu Dairesinin 15/1/2016 tarihli ve E.2014/3352,K.2016/131 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Davacılara 2330 sayılı Yasa hükümleriuyarınca nakdi tazminat ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun Ek 79. maddesiuyarınca tütün ikramiyesi ödendi ise, bu miktarların yeniden düzenlenecek raportarihindeki güncel değeri hesaplanarak yarar kalemi olarak hesaplanan toplamzarardan düşülmesi gerekmektedir."
c. AYİM İçtihadı
27. AYİM'in 22/10/2008 tarihli veE.2007/434, K.2008/1069 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Mahkememizin yerleşik içtihadı uyarıncaT.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı iştirakçisi olmayan kimselere olaysebebiyle T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca bağlanan aylıklar ve ödenentütün ikramiyeleri yarar kabul edilerek davacıların maddi zararlarındandüşüldüğünden bu husus araştırılmış...hakkında 5434 sayılı Yasa'nın vazifemalullüğü hükümlerinin uygulanmasına dair karar verildiği, ancak davacılar anneve babanın durumunun 5434 sayılı Yasa'nın 72. maddesi kapsamına girmediğindenvazife malullüğü aylığı bağlanamadığı ve dolayısıyla tütün ikramiyesinin deödenemediğinin bildirildiği görülmüştür.
Davacılara yakınlarını kaybetmeleri nedeniylemaddi zararlardan düşülmesi gereken Devletçe hiçbir yarar sağlanamadığıanlaşılmıştır."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasaylakurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak vemakul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir."
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
29. İlgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı içinbkz. Engin Selek (B. No:2015/19816, 8/11/2017, §§ 29-340) başvurusuna ilişkin karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 12/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. AYİM'in Bağımsız ve Tarafsız Bir Mahkeme Olmadığına İlişkinİddia
1. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucular, heyetlerinde yer alan ve hâkimlik teminatındanfaydalanmayan iki kurmay subay üyenin varlığı sebebiyle kuruluş ve yapısıitibarıyla AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkemeolmadığını ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
32. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirkenbelirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü vegörevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa veilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleriyönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı,kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disiplineilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığıgörülmektedir (Yaşasın Aslan, B.No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı üyelerin en fazladört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında DisiplinKuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri zarfında idari veya askerîyetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları bu subaylarınidareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Yaşasın Aslan, § 30).
33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
34. Başvurucular, adli yargıda görülen aynı niteliktekidavalarda 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesi kapsamında yapılan ek ödeme madditazminat hak edişinden düşülmemesine rağmen AYİM'in6098 sayılı Kanun'un 55. maddesindeki açık hükme olağanın dışında ve yerleşikYargıtay içtihadından farklı bir anlam vererek bunu tazminat hesabındandüştüğünü ifade etmektedir. Başvurucular, SGK tarafından yapılan bir ödemenintazminat hesabında indirim nedeni olabilmesi için zarar verene rücu edilebilenveya ifa amacını taşıyan bir ödeme olması gerektiğini belirtmekte ve eködemenin ise bu koşullardan herhangi birini taşımadığını iddia etmektedir. AYİM'in yorumunun bu yönüyle bariz takdir hatası içerdiğiniöne süren başvurucular, bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlikilkesine aykırı olduğundan şikâyet etmektedir. Başvurucular ayrıca, elde etmeyönünde meşru beklenti içine girdikleri ekonomik bir değerden yoksunbırakıldıklarını iddia etmektedirler. Başvurucular farklı yargı kollarıarasındaki söz konusu içtihat farklılığından dolayı tazminat talebinin kısmenreddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin zedelendiğini, hak arama hürriyetinin,mahkemeye erişiminin ve etkili başvuru hakkının engellendiğini, mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte; ihlalin tespiti, yeniden yargılanmave tazminat taleplerinde bulunmaktadırlar.
2. Değerlendirme
35. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma ve mülkiyethakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sümekte ise debaşvurucunun şikâyetinin özü, içtihat farklılığından dolayı tazminat talebininkısmen reddedilmesine ilişkin olup ihlal iddiasının bir bütün olarak adilyargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanhakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
38. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlikiçeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
39. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birincifıkrasına "adil yargılanma hakkı"ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafolduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adilyargılanma hakkı metne dâhil" edilmiştir. DolayısıylaAnayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğuibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'dedüzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır(YaşarÇoban [GK] B. No: 2014/6673, 25/7/2017,§ 53).
40. Adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukukdevleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesindeCumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tümmaddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönündebulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.
41. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukukgüvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 veE.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayıamaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfîuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39,K.2013/65, 22/5/2013).
42. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birdenfazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardanbirine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukukkurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birdenfazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğinitespit etmektir(MehmetArif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).
43. Yargı yetkisini kullanan mahkemeler, aynı mahiyettekidavalarda uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan bir yasa hükmünü uygularken,bir hukuki müesseseyi değerlendirirken ya da uyuşmazlığın çözümünde takipedilecek usulü belirlerken birbirinden farklı ilke ve yorumlar benimseyebilirve bunun doğal sonucu olarak farklı bir içtihat geliştirebilirler. İçtihatfarklılığından söz edilebilmesinin ön koşulu, dava konusu edilenuyuşmazlıkların, özü itibarıyla aynı mahiyette olmasıdır. Dolayısıylauyuşmazlıkların içeriğinin ve niteliğinin örtüşmediği, esaslı noktalardaayrıldığı durumlarda verilen kararlar arasındaki farklılık da içtihatfarklılığı olarak değerlendirilemez.
44. İçtihat farklılığı, aynı yargı kolu içine dâhil mahkemelerarasında oluşabileceği gibi birbirinden tamamen bağımsız, aralarında yargısalanlamda bir hiyerarşi ilişkisi olmayan birden fazla yargı koluna dâhilmahkemeler arasında da oluşabilir. Bu sebeple içtihat farklılığındankaynaklanan adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına yönelik olarakyapılacak incelemede Anayasa Mahkemesinin yaklaşımının ne olması gerektiği, sözkonusu farklılığın aynı yargı kolu içinde ya da ayrı yargı kolları arasındagerçekleşme ihtimaline göre iki başlık altında irdelenmiştir.
(1)Aynı Yargı Kolu İçindeki İçtihat Farkı
45. Birbiriyle çelişen kararlar, belirli bir yargı kolundaki tekyüksek mahkemenin farklı daireleri tarafından ya da yine aynı yargı kolu içindefakat son derece mahkemesi sıfatını haiz, nihai hüküm veren çeşitli mahkemelertarafından verilebilir.
46. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamalarıbeklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatminedici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararınbelirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından elealındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçlarıortaya çıkartır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine tersdüşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerinyargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir(Türkan Bal, [GK], B. No:2013/6932, 6/1/2015, § 64).
47. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan bugüveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhilmahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadankaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin birşekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir.
(2)Ayrı Yargı Kolları Arasındaki İçtihat Farkı
48. Bu durumda farklı yönde karar veren mahkemelerin her birikendi yargı kolunun içindeki alt derece mahkemelerinin yüksek mahkemesikonumundadır. Bu yüksek mahkemelerin birbiri arasında ise bir yargı hiyerarşisibulunmamaktadır. Her biri kendi yargı kolundaki çok sayıda mahkemenin yüksekmahkemesi konumundaki mahkemelerin aynı konuda farklı yorumlar getirmesi, yargıayrılığını benimsemiş ve Yargıtay, Danıştay, AYİM gibi çeşitli yüksek mahkemelerdenoluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir(aynı yöndeki karar için bkz. Türkan Bal,§ 53). Böyle bir durumda adil yargılanma hakkının devleti söz konusu mahkemelerarasında içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikte birmekanizmayı kurmakla yükümlü kılacak kadar bir güvenceyi sağladığından sözedilemez. Zira böyle bir yaklaşım, doğrudan Anayasa tarafından benimsenmişyargı ayrılığı sisteminin özüne bir müdahale teşkil edeceğinden Anayasa ileçelişen bir duruma da sebebiyet verme riskini barındırmaktadır. Dolayısıylafarklı yargı alanlarındaki uyuşmazlıkları çözmekle görevli her bir yüksekmahkeme kendi yargı kolunun görev alanındaki dava tiplerine göre özü itibarıylaaynı nitelikteki uyuşmazlıklarda farklı bir bakış açısıyla olaya yaklaşabilirve hukuki gerekçelerini de göstererek farklı sonuçlara ulaşabilir. Yargısisteminin yapısının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan yargı kollarıarasındaki farklı içtihatlar zaman içinde birbiriyle tutarlı hâle de gelebilir.Ancak bu tutarlılık zaman içinde sağlanamamış olsa dahi içtihat farklılığınınaçıkça keyfîlik oluşturan bir durumdan kaynaklandığısaptanmadığı sürece bu durum makul kabul edilebilir ve adil yargılanma hakkınınihlaline yol açmaz. İlke bu şekilde olmakla birlikte yüksek mahkemeler nezdindefarklı uygulamaların gelişmesinin toplumun yargıya güvenini azaltabileceği deöngörülebilir bir durumdur. Bu itibarla yüksek mahkemelerin böyle bir olumsuzsonucun bizatihi kaynağı olmamak adına farklı uygulamaları ortadan kaldırmayayönelik gerekli özeni göstermeleri beklenir (benzer yönde değerlendirme içinbkz. Mehmet Çelik (2) B. No:2015/889, 17/11/2016, § 62).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
(1) ÖnDeğerlendirme
49. Somut başvuruların konusu; aynı yargı kolundaki son derecemercii olan mahkemelerin değil birbiriyle yargısal anlamda hiyerarşi ilişkisiiçinde olmayan, birbirinden tamamen bağımsız iki farklı yargı kolunun yüksekmahkemelerinin içtihatları arasında uyumsuzluk olduğu iddiasıdır. Bu bağlamdaayrı yargı kollarına dâhil mahkemelerin aynı tip uyuşmazlıkların çözümündeuyguladıkları aynı Kanun hükmünü farklı şekilde yorumlamasından kaynaklanan birtutarsızlıktan söz edilmektedir.
50. Başvurucuların yukarıda yer verilen iddialarının (bkz. § 45)mahiyeti itibarıyla Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında birkanun yolu şikâyetinin ilerisine geçtiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla somutbaşvuruda öncelikle birbiriyle çelişen içtihatlar bulunup bulunmadığı, eğerböyle bir durum var ise bireysel başvuruya dayanak davanın koşulları ışığındabu çelişkili içtihatların adil yargılanma hakkının ihlaline yol açıp açmadığıincelenmelidir.
(2)İçtihatlar Arasında Çelişkinin Varlığı
51. Başvurucularbedensel zararın tazmini talebiyle açılan davalarda 6098 sayılı Kanun'un 55.maddesinin uygulanması ve bu bağlamda tazminat miktarının hesaplanmasınoktasında AYİM'in, aleyhine sonuç doğuracak şekilde Yargıtayın yerleşik içtihadında benimsediği yaklaşımdanfarklı bir yaklaşım benimsemesinden şikâyet etmektedir.
52.Öncelikle belirtmek gerekir ki içtihat farklılığından sözedilebilmesi için gerekli olan uyuşmazlıklarınözü itibarıyla aynı mahiyette olması ön koşulunun somut başvuruyönünden gerçekleştiği görülmektedir. Zira içtihat farklılığına konuuyuşmazlıklarda ortak temel olgu, tazmini istenen bir bedensel zararın varlığıve bu zararın hesaplanmasıdır. Çelişki, bedensel zararın karşılanması içinödenecek tazminat miktarının hesaplanma yönteminde ortaya çıkmaktadır. Buçelişkinin kaynağı ise 5434 sayılı Kanun'un ek 79. maddesine göre yapılan eködemenin tazminattan mahsup edilmesi gerekip gerekmediğini tespit etmenoktasında, anılan ödemenin 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca ifa amacınıtaşıyan bir ödeme niteliğinde olup olmadığına ilişkin olarak yapılan yorum vedeğerlendirmelerin farklılığıdır.
53. İhtilaf konusu ödeme ilk olarak 10/11/1983 tarihli ve 2951sayılı Tekel Bey'iyeleri Üçte Birlerinin DağıtımıHakkında Kanun ile maluller, şehit dul ve yetimlerine yılda bir yapılmasıöngörülen ödeme olarak ortaya çıkmış, daha sonra 13/10/1988 tarihli ve 3480sayılı Maluller ile Şehit Dul ve Yetimlerine Tütün ve Alkol Ürünlerinin SatışBedellerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile devam etmiştir. Söz konusu ödemegünümüzde ise 14/7/2004 tarihli ve 5217 sayılı Kanun ile 5434 sayılı Kanun'aeklenen ek 79. maddeyle devlet memur aylık katsayısına bağlanarak herhangi birvergi ve kesintiye tabi olmaksızın faturası karşılığında Hazineden tahsiledilen özel bir ödeme şekline dönüşmüştür. Söz konusu ödeme, ilk ortaya çıkışkaynağındaki niteliğinden ötürü Yargıtay, Danıştay ve AYİM kararlarında çoğuzaman tütün ikramiyesi adıyla dayer almıştır.
54. 1978 tarihli YİBGK kararı; zarar görenin zarar veren olayıngerçekleşmesinden önce kendi ödemeleriyle oluşturduğu, bir başka ifadeylekendisinin finanse ettiği kaynaktan zararının karşılanamayacağı, zarar verenin(davalının) bu paradan yararlanamayacağı ana fikrine dayanmaktadır. Adliyargıda, bu içtihadı birleştirme kararından hareketle 5434 sayılı Kanun'un ek79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin (tütün ikramiyesinin) tazminattan mahsup edilmemesi yönünde biruygulama benimsenmiştir (bkz. §§ 22, 23).
55. AYİM ve Danıştay ise 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğegirmesinden önceki dönemde önüne gelen ve destekten yoksun kalma zararı ya dabedensel zararın tazmini talebini içeren uyuşmazlıklarda Yargıtay ile aksiyönde bir uygulama benimsemiştir. Bu bağlamda gerek AYİM gerekse Danıştay 5434sayılı Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemeyi, hesaplanan toplamzarar miktarından mahsup edilmesi gereken bir yarar unsuru olarak görmüştür (bkz. §§ 24, 27).
56. AYİM 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin yürürlüğegirmesinden sonraki uyuşmazlıklarda ve bu kapsamda başvuruya dayanak davada daaynı yaklaşımını sürdürmüştür. Keza Danıştay da aynı uygulamayı devamettirmiştir (bkz.§§ 25, 26).
57.Bu duruma göre bedensel zararın tazmini talebiyle açılandavalarda 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin uygulanması kapsamında 5434sayılı Kanun'un ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin tazminattan mahsupedilip edilemeyeceğiyle ilgili AYİM (ve Danıştay) ile Yargıtayınyorumu birbirine taban tabana zıt olmuştur. Bu yorum farklılığı da iki ayrıyargı kolundaki mahkemelerin aynı mahiyetteki davalara farklı hukukiuygulamalar yapmalarına yol açmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda, farklı yargıkolları arasında birbiriyle çelişen içtihatlar bulunduğu ve bu çelişkininöteden beri devam ettiği hususlarında tereddüt bulunmamaktadır.
(3) BirbiriyleÇelişen İçtihatların Adil Yargılanma Hakkının İhlaline Neden Olup Olmadığı
58. Öncelikle başvuruya konu içtihat farklılığının yargı ayrılığınıanayasal ilke olarak benimseyen, bu sebeple çeşitli yüksek mahkemeleribünyesinde barındıran yargı sistemimizin yapısı ile doğrudan bağlantılı olduğugözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bu noktadakigörevi, bizzat Anayasa'da düzenlenen bir yargı sisteminin yerindeliğinitartışmak değil bu sistemin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan içtihatfarklılığının yine Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkınaetkisini somut olayın koşulları ışığında değerlendirmektir.
59. Ülkemizde farklı yargı kollarındaki yüksek mahkemelerin-somut olayda AYİM ve Yargıtayın- çelişeniçtihatlarını birleştirici bir mekanizma bulunmamaktadır. Esasen adilyargılanma hakkının yargı sisteminin yapısına doğrudan müdahale edecek şekildedevletten böyle bir mekanizma getirilmesini isteyecek bir gerekliliği özündebarındırdığı da söylenemez.
60. Her biri kendine özgü farklı dava türlerine bakan farklıyargı kollarındaki mahkemelerin son derece mahkemesi konumundaki Yargıtay ve AYİM'in hukuki dayanaklarını ve gerekçelerini göstermekkoşuluyla benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda uygulayacakları aynı kanunhükmünün yorumunda farklı bir yaklaşım geliştirmeleri kaçınılmaz bir sonuç vemakul karşılanabilir bir durum olarak kabul edilmelidir.
61. Bu durumda söz konusu içtihat farklılığının hukukunüstünlüğü ilkesine zarar verecek şekilde açıkça keyfîlikiçeren bir yaklaşımdan kaynaklandığına dair bir bulguya rastlanmadığı süreceyasa hükmünün yorumlanmasına ilişkin olarak yüksek mahkemenin yaptığı seçimidenetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi olmayacaktır.
62. Bu itibarla çelişen içtihatlardan hangisinin doğru olduğuyönünde herhangi bir çıkarımda bulunulmaksızın bireysel başvuruya konu olayda AYİM'in 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinin uygulanmasıylailgili yaklaşımının ve bu yaklaşım sonucunda oluşturduğu içtihadın açıkça keyfîlik içerip içermediğinin tespiti gerekmektedir.
63. Başvurucular 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi ile getirilendüzenlemenin tazminattan mahsup edilebilecek unsurların belirlenmesi hususundayargı kolları arasındaki içtihat farklılığını giderme amacına yönelik olduğunuifade etmektedir. Söz konusu Kanun hükmünün uygulanmasında tazminattanindirilecek unsurların belirlenmesiyle ilgili AYİM yorumunun düzenlemeninamacına aykırı olduğunu öne süren başvurucular 5434 sayılı Kanun'un ek 79.maddesi uyarınca yapılan ek ödemenin tazminat miktarından indirilmesi gerektiğiyönündeki içtihadın bariz takdir hatası içerdiğinden şikâyet etmektedir.
64. AYİM'in bireysel başvuruya konukararını gerekçelendirirken şu olgulardan hareket ettiği görülmektedir: "Başvurucu, olay sebebiyle maddi zarara uğramıştır.Uğranılan maddi zararın gerçek ve somut verilere göre hesaplanması ilkesiesastır. Başvurucuya 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi uyarınca yapılan ek ödeme,prim karşılığı olmayan, SGK'dan aylık alan herkese ödenmeyen, sadece somut olaydakigibi harp veya vazife malullüğü aylığı bağlananlara yapılan bir ödemedir. SGK,dosya kapsamındaki muhtelif yazılarında Ek 79. madde uyarınca yapılan ödemenin'rücu işlemine tabi olmadığını' belirtmiştir. Esasen SGK bu maddeye göreyaptığı ödemeyi faturası karşılığında Hazineden, dolayısıyla somut davanıntarafı olan genel bütçeye dâhil idareden tahsil etmektedir. Diğer bir ifadeyleSGK bu ödemeyi zaten devletten alarak ilgilisine ödemektedir. Başvurucunun dahaöncesinde bu ödemenin kaynağının oluşturulmasına bir katkısı bulunmamaktadır.Bu ödeme nihai olarak Hazinenin üzerinde kalmaktadır." Butespitleri ışığında AYİM'in idari işlem ve eylemlernedeniyle idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğu esaslarına göre açılan,idarenin davalı konumunda olduğu tam yargı davalarında hesaplanan ve idareninödemekle yükümlü kılınacağı tazminat miktarından söz konusu ek ödeme miktarıdüşülmediği takdirde idarenin idare hukuku ilkeleri uyarınca sorumlu olduğuzararın tümünü hem tazminat olarak ödeyeceğini hem de SGK aracılığıyla yaptığıek ödeme ile ayrıca bir ödeme yapacağını, böylece aynı vakıadan ötürü mükerrertazminat ödemiş olacağını değerlendirdiği görülmektedir.
65. Kısacası AYİM, ihtilaf konusu ödemenin tazminat davasınakonu aynı olay (vazife malullüğüne sebep olan olay) nedeniyle ve bu olayıngerçekleşmesinden sonra yapılan bir ödeme olduğuna ve bu ödemenin kaynağınınoluşturulmasında başvurucunun herhangi bir dahli bulunmadığına dikkatçekmiştir. Bu tespitlerden hareketle söz konusu ödeme 6098 sayılı Kanun'un 55.maddesi uyarınca ifa amacı taşıyan,bir başka ifadeyle sosyal yardım niteliğinde olmayan, dolayısıyla tazminatıikame amacıyla yapılan bir ödeme olarak değerlendirilmiş ve başvurucu yönündenbir yarar unsuru kabul edilerek davalı idarenin ödeyeceği tazminattanindirilmiştir.
66. AYİM'in belirtilen ödemenin 6098sayılı Kanun'un 55. maddesinin ifadesiyle "ifa amacını taşımayan ödeme" olarak kabul edilipedilemeyeceğiyle, dolayısıyla anılan hükmün uygulanmasıyla ilgili yorum vedeğerlendirmesi somut olay bağlamında tatmin edici bir gerekçebarındırmaktadır. Ayrıca bu yorum öngörülemez nitelikte değildir ve hukukunüstünlüğü ilkesine zarar verecek şekilde bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik de içermemektedir.
67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. AYİM'in bağımsız ve tarafsızolmadığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLALEDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE12/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.