TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GÖKSEL GÖKBUDAK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/7636)
Karar Tarihi: 12/9/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Göksel GÖKBUDAK
Vekili
:
Av. Nezih DAĞDEVİREN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, imar planında kamu hizmetine ayrılan taşınmazın uzunsüre kamulaştırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının;taşınmazın imar durumunun değiştirilmesitalebinin reddine ilişkin işleme karşı açılan davada yargılamanın uzun sürmesinedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 28/5/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına vebu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağınıbildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 1936 doğumlu olup Konya'da ikamet etmektedir.
9. Başvurucunun Konya ili Ereğli ilçesi Ziya GökalpMahallesi'nde bulunan 1305 ada 1 parsel sayılı taşınmazı 2/1/1985 tarihindeonaylanan nazım imar planında "ilköğretimalanı" olarak ayrılmış ve geçen süre içinde imara uygun işlemyapılmamıştır.
10. Başvurucu 22/9/2006 tarihinde Konya İl Millî EğitimMüdürlüğüne müracaat ederek imara uygun işlem yapılmasını talep etmiştir.İdareden herhangi bir cevap alamayan başvurucu 22/3/2007 tarihinde EreğliBelediye Başkanlığına müracaat ederek imara uygun işlem yapılmayan tahsisinmesken ve ticari alan olarak değiştirilmesini talep etmiştir. Ereğli BelediyeBaşkanlığı 30/3/2007 tarihinde talebin Belediye Meclisi gündemine alınacağınıve daha sonra 28/5/2007 tarihinde de talebin kabul edilmediğini başvurucuyabildirmiştir.
11. Başvurucu, taşınmazın tahsisinin mesken ve ticari alanolarak değiştirilmesi talebinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle31/7/2007 tarihinde Konya 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.
12. Mahkemece şehir planlaması ve kadastro uzman teknik bilirkişilerdenoluşturulan bilirkişi heyetiyle birlikte uyuşmazlık konusu taşınmazın başındakeşif yapılmıştır. Bilirkişi heyetince düzenlenen 25/11/2008 tarihli raporda,dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin henüz gelişim sürecini tamamlamadığıve bu nedenle dava konusu edilen sosyal ve kültürel hizmet tesisinin(ilköğretim alanının) kamu yararına aykırı olmayacağı vurgulanmıştır. Rapordaayrıca Ereğli kent merkezinde ilköğretim ihtiyacının artarak devam edeceğininve Ereğli Belediyesinin bu ihtiyacı gidermek için rezerv alan ayırmasıgerektiğinin altı çizilmiştir. Ancak raporda, taşınmazın bulunduğu alanınbeşinci beş yıllık imar programına alınmadığı hatırlatıldıktan sonra kısıtlılıkdurumunun on yedi yıl daha (2025) sürmesinin mümkün olduğu belirtilmiş ve budurumun malikin mülkiyet hakkı açısından sorun teşkil edebileceği görüşü dilegetirilmiştir. İlköğretim ihtiyacının varlığının açık bir biçimde vurgulandığıraporda sonuç olarak taşınmaz üzerindeki kısıtlılık hâlinin uzun süredir devamettiği ve gelecekte de devam edeceği hususu gözetildiğinde başvurucunun plandeğişiklik talebinin kabulünün şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarınaaykırılık oluşturmayacağı belirtilmiştir.
13. Mahkeme 20/2/2009 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.Kararın gerekçesinde 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri UsulüKanunu'nun 286. maddesinde bilirkişi görüş ve kanaatinin hâkimi bağlamadığınadikkat çekilmiştir. Mahkeme, bilirkişi raporuna göre başvurucunun plandeğişiklik talebinin kabulünün şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarınaaykırılık oluşturmayacağı kabul edilse de bu taşınmazın bulunduğu alandayatırımı gerçekleştirecek olan Millî Eğitim Bakanlığının uygun görüşününolmadığı ve 2/11/1985 tarihli ve 18916 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik'in 27. maddesinde plantadilatı yapılabilmesi için öngörülen şartların bulunmadığı gerekçesiyle idariişlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşmıştır.
14. Karar, Danıştay 6. Dairesince (Daire) 20/9/2012 tarihindebozulmuştur. Daire, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıftabulunarak mülkiyet hakkını süresiz kısıtlayan planlamaların yapılmasınınmülkiyet hakkının özünü ihlal ettiğinin altını çizmiş ve başvurucunun plandeğişiklik talebinin reddine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunubelirtmiştir.
15. Ancak Daire, karar düzeltme safhasında 2/12/2013 tarihlikararıyla bozma kararını kaldırarak temyize konu kararı farklı gerekçe ileonamıştır. Kararın gerekçesinde; 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmarKanunu'nun 10. maddesinde, belediyelere imar planlarını uygulamak üzerebelirtilen süre içinde beş yıllık imar programını hazırlama, ilgili yatırımcıkamu kuruluşlarına ise imar programlarında kendi görev alanlarındaki kamuhizmeti için ayrılan özel mülkiyete konu taşınmazları kamulaştırmazorunluluğunun yüklendiği belirtildikten sonra imar planında ilköğretim okulalanı olarak öngörülen taşınmazın kamulaştırması istemiyle başvurucununbaşvuruda bulunularak mülkiyet hakkının kısıtlanması konusundaki mağduriyetiningiderilmesinin sağlanabileceği vurgulanmıştır.
16. Nihai karar 2/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
17. Başvurucu 28/5/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 3194 sayılı Kanun’un “İmarprogramları, kamulaştırma ve kısıtlılık hali” kenar başlıklı 10.maddesi şöyledir:
“Belediyeler;imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbiketmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imarprogramlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarınıntemsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Buprogramlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu programiçinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamukuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalanalanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamukuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekliödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur.
İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılanyerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkullerkamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceyekadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder.”
19. 3194 sayılı Kanun’un “İmarplanlarında umumi hizmetlere ayrılan yerler” kenar başlıklı 13.maddesi şöyledir:
“(Birincifıkra iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli veE.:1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)
İmar programına alınan alanlarda kamulaştırmayapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesi durdurulur. Kamulaştırmanın yapılmasıhalinde durdurma tarihi ile kamulaştırma tarihi arasında tahakkuk edecek olanemlak vergisi, kamulaştırmayı yapan idare tarafından ödenir. Birinci fıkradayazılı yerlerin kamulaştırma yapılmadan önce plan değişikliği ilekamulaştırmayı gerektirmeyen bir maksada ayrılması halinde ise durdurmatarihinden itibaren geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.
(Üçüncüfıkra iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli veE.:1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)
Onaylanmış imar planlarında, birinci fıkradayazılı yerlerdeki arsa ve arazilerin, bu Kanunda öngörülen düzenleme ortaklıkpayı oranı üzerindeki miktarlarının mal sahiplerince ilgili idarelere bedelsizolarak terk edilmesi halinde bu terk işlemlerinden ayrıca emlak alım ve satımvergisi alınmaz.”
20. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na7/9/2016 tarihinde yürürlüğe giren 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılıYatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 33. maddesi ile eklenen ek1. madde şöyledir:
"Uygulama imar planlarında umumihizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özünedokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulamaimar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imarprogramları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde butaşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkınıkullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planıdeğişikliği yapılır/yaptırılır. Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerinyapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesindeki uzlaşmasürecini ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemleritamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idariyargıda dava açılabilir.
Birinci fıkra uyarınca dava açılması hâlindetaşınmazın ya da üzerinde tesis edilen irtifak hakkının dava tarihindekideğeri, mahkemece; bu Kanunun 15 inci maddesine göre bilirkişi incelemesiyapılarak, taşınmazın hukuken tasarrufunun kısıtlandığı veya fiilen elkonulduğu tarihteki nitelikleri esas alınmak suretiyle tespit edilir vetaşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine hükmedilir.
Bu madde kapsamında kalan taşınmazlar hakkındaaçılacak dava ve takiplerde, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin üçüncü, yedinci, sekizinci ve onbirinci fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılanancak henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara bu maddehükümleri, kesinleşen ancak henüz ödemesi yapılmayan kararlar hakkında isegeçici 6 ncı maddenin üçüncü, sekizinci ve on birincifıkra hükümleri uygulanır.
Bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca ayrılmasıgereken yüzde iki oranındaki ödenekler, yüzde dört olarak ayrılır. İlave olarakayrılan yüzde iki oranındaki ödenekler, münhasıran bu ek madde ile geçici 11inci ve geçici 12 ncimaddeler kapsamında yapılacak ödemelerde kullanılır. Yapılacak ödemelerintoplam tutarının ilave olarak ayrılan ödeneğin toplamını aşması hâlinde,ödemeler, en fazla on yılda ve geçici 6 ncımaddenin sekizinci fıkrası hükmüne göre yapılır."
21. 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin onuncu fıkrasışöyledir:
"Vuku bulduğu tarihitibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koymadan dolayı bumaddenin yürürlüğe girmesinden önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bumadde hükümlerine göre uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini bumaddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeyeverecekleri dilekçeler ile bildirebilirler. Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşmagörüşmelerinin neticesine kadar dava bekletilir; uzlaşılamaması hâlinde,uzlaşmazlık tutanağının mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir.Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmaksuretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlarhakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunundaöngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda davaaçılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tümdavalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalara ise, bu maddenin yalnızcasekizinci fıkra hükümleri uygulanır."
22. 2942 sayılı Kanun'a 6745 sayılı Kanun'un 34. maddesi ileeklenen geçici 11. madde şöyledir:
"Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin birincifıkrası kapsamında kalan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten öncetasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre,bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar.
Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasıhükmü, bu madde kapsamında kalan taşınmazlara ilişkin dava ve takipler hakkındada uygulanır."
23. Anayasa Mahkemesinin bu maddenin iptaline ilişkin 28/3/2018tarihli ve E.2016/196, K.2018/34 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"15. İmar planları onaylanarak idare vebireyler açısından hukuki sonuçlar doğurmaktadır. İmar planlarınınonaylanmasından sonra özellikle imarlı alan içinde bulunulacak her türlü imarve yapı faaliyetlerinde imar plan ve programlarına uygun davranma, her türlüyapı için ilgili idareden izin alma ve izin ilkelerine uygun olarak yapı inşaetme yükümlülüğü ilgililer açısından doğmaktadır. Bunun yanında taşınmazın imarplanında kamu hizmetine ayrılması henüz bir kamulaştırma yapılmayıp fiilen detaşınmaza el atılmadığı için mülkiyet hakkını ortadan kaldırmamakla birliktemalikin mülkiyet hakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bukapsamda kamu hizmet alanı olarak ayrılmasından dolayı taşınmaz üzerinde inşai faaliyette bulunulabilmesi mümkün olamadığı gibi budurumun satış, bağış, ipotek ve diğer irtifak haklarının tesisi yönündenyapılacak işlemler ve taşınmazın rayiç değeri bakımından da olumsuz etkileribulunmaktadır. Dolayısıyla imar uygulamalarının ve bu bağlamda taşınmazlarınimar durumunun kamu hizmet alanı olarak belirlenmesinin mülkiyet hakkınamüdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Nitekim 2942 sayılı Kanun’un ek 1.maddesinde de uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlaraayrılması nedeniyle malikin tasarrufunun hukuken kısıtlandığı kabul edilmiştir.Bununla birlikte itiraz konusu kuralda olduğu gibi mülkiyet hakkına getirilensınırlamanın belirsiz veya uzun süreli olması durumunda da mülkiyet hakkınayönelik bir müdahale söz konusudur.
16. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkısınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla vekanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahaledebulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genelilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir.
17. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hakve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlıolarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.
18. Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyethakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilir. İmar planlarıyla arazi ve arsadüzenlemesi sırasında taşınmazların bir kısmının kamu hizmetine ayrılmasınınkamu yararı amacına dönük olduğu kuşkusuzdur.
19. İtiraz konusu kuralla mülkiyet hakkınayapılan müdahalenin kamu yararı amacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıcaölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılıkolmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahaleninulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilikulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin gerekli olmasını, orantılılık isebireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul birdengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Öngörülen tedbirinulaşılmak istenen kamu yararı karşısında maliki olağan dışı ve aşırı bir yükaltına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundansöz edilemez.
20. Düzenli ve planlı bir kentleşmeninsağlanabilmesi amacına yönelik olarak arsa ve arazi düzenlemesi yapılmasının vebu kapsamda kamu hizmetleri için ihtiyaç duyulan taşınmazların kamu hizmetineayrılmasının itiraz konusu kural bakımından elverişsiz bir araç olduğusöylenemez. Diğer yandan düzenli bir kentleşmenin sağlanabilmesi, planlamayapılmasını zorunlu kılmaktadır. Yetkili kamu otoritelerince planlamayapılırken toplum olarak bir arada yaşamanın doğurduğu tüm sosyal, kültürel veekonomik ihtiyaçların belirlenmesi ve karşılanması hedeflenmektedir. Sosyalbirer varlık olarak aynı yerleşim yerinde ve bir arada yaşayan bireylerin buihtiyaçlarının giderilmesi, özel mülkiyette bulunmayan kamusal birtakımalanların varlığını gerekli hâle getirmektedir. Bu amaçla kamuya aitgayrimenkullerden bedelsiz devredilen veya yüzde kırk oranında bedelsiz alınandüzenleme ortaklık payı ya da kamu ortaklık payı ayrılması ve bunun yanındabelirtilen alanların eksik kalması durumunda kamu hizmetleri için duyulan taşınmazihtiyacının kamulaştırma yoluyla giderilmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla kamuyararı amacıyla imar uygulamasında taşınmazların kamu hizmeti alanlarınaayrılması suretiyle itiraz konusu kural kapsamında mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin gerekli olmadığı söylenemez.
21. İtiraz konusu kuralla mülkiyet hakkınayapılan müdahalenin orantılı olup olmadığı da incelenmelidir. Bu bağlamda imaruygulamalarında kamulaştırma yapılmadan da ilgili kamu yararı amacınıngerçekleştirilmesi için kişilerin ve kamunun taşınmazlarının bedelsiz olarakdevrine ilişkin hükümlerin varlığı dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla önceliklekanun koyucu tarafından belirlenen araçları dikkate alarak kamu hizmeti alanınaayrılan yerlerin belirleneceği ancak bu alanların yeterli olmaması durumundaise bazı taşınmazların temininin kamulaştırma yoluyla sağlanabileceğianlaşılmaktadır. Özel mülkiyette bulunan taşınmazların imar uygulamasında kamuhizmeti alanı olarak ayrılmasında kamusal yarar bulunmakla birlikte bu yollamalike aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmemelidir.
22.Diğer taraftan imar uygulamalarının genişalanları kapsaması nedeniyle ve bütçeye yeterli ödeneğin konulması amacıylakanun koyucu kamulaştırma sürecinin beş yıllık süre içinde tamamlanmasınıöngörmüştür. Mülkiyetin kamu yararı amacıyla kontrolüne ilişkin söz konusumüdahaleler bakımından kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu takdiryetkisi çerçevesinde söz konusu kamu yararı amacının gerçekleştirilmesiyönünden belirtilen fiilî ve hukuki engeller sebebiyle malikin makul ve belirlibir süre boyunca bu kısıtlamalara katlanması beklenebilir. Ancak bu süreninuzaması hâlinde söz konusu kısıtlamalar, taşınmaz malikine yüklenen külfetiağırlaştıracağı gibi kısıtlılık süresinin uzamasına bağlı olarak malikin zararınıkarşılayabilecek herhangi bir giderim imkânının getirilmemesi de malike aşırıbir külfet yüklenmesine sebep olacaktır.
23. İtiraz konusu kuralda, imar uygulamasıylagetirilen kısıtlılık yönünden öngörülen beş yıllık sürenin maddenin yürürlüktarihinden itibaren yeniden başlaması hüküm altına alınmaktadır. Başka birifadeyle mülkiyet hakkından dilediği gibi tasarruf edebilmesi veyararlanabilmesi kısıtlanan malikin kamulaştırma bedeline kavuşabilmesi veyasöz konusu kısıtlılık hâlinin kaldırılarak mülkiyet hakkından yararlanabilmesiiçin geçmesi gereken beş yıllık sürenin yeniden başlaması söz konusuolmaktadır. Kanun koyucu bu süre nedeniyle malikin uğradığı zararları telafietmeye veya gidermeye yönelik herhangi bir düzenleme ise getirmemiştir. Üstelikbu kısıtlılık nedeniyle açılacak davalarda taşınmazı kullanamamaktan doğanzararların tazminine yönelik bir düzenleme mevcut olmadığı gibi itiraz konusukural, yürürlük tarihinden önceki kısıtlılık sürelerinin de dikkatealınmamasına yol açmaktadır. Bu durum ise malike aşırı bir külfet yüklemekte vekamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adildengeyi malik aleyhine bozmaktadır.
24. Dolayısıyla imar uygulaması sonucutaşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmesi suretiyle getirilen kısıtlamalarınKanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden başlamasına yol açanitiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahale orantılıdeğildir."
24. Danıştay Altıncı Dairesinin 22/4/2015 tarihli veE.2014/9101, K.2015/2572 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"İmar planlarında kamu hizmet tesislerinetahsis edilmiş olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde maliklerin tasarrufhakları kısıtlanmakta, bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil edeceğindensatış değerleri düşmekte,rayiçdeğerinden satılamamakta, ancak kamulaştırma bedeli alınmak suretiyle yararsağlanabilmektedir. Kamulaştırma yapılmadığı takdirde, kişilerin temelhaklarından biri olan mülkiyet hakkı süresi belirsiz bir zaman dilimindekısıtlanmakta ve bu durum mülkiyet hakkının özünün zedelemesine nedenolmaktadır.
Yukarıda yer verilen İmar Kanununun 10.maddesi hükmüyle, belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren engeç üç ay içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imarplanlarında kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisindekamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneğiyatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle kanunkoyucu tarafından kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak durumunda kalantaşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuracakşekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına alınmadan bekletilmesiuygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmaksızın bağlayıcısürelerle gerekli işlemleri yapma görevi yüklenmiştir.
...
Davacıya ait uyuşmazlık konusu parselin, imarplanında okul alanı olarak ayrılması nedeniyle bu parselde artık yapılaşmayagidilemeyeceği ve bu nedenle davacının tasarruf hakkının kısıtlandığı açıktır.Bu fonksiyonun imar planına işlenmesinden itibaren beş yıldan fazla bir süregeçmiş olmasına karşın davalı idarece imar programına alınmadığı gibi, ne zamanimar programına alınacağı yahut söz konusu taşınmazın kamulaştırma kapsamınaalınıp alınmayacağı yahut bölgede parselasyon uygulamasının yapılıpyapılmayacağı konusunda bir bilgi de davacıya verilmemiştir. Bu nedenle,davacının maliki olduğu parselin durumu ve mülkiyet hakkından yararlanmaolanakları belirsizlik içindedir.
...
Uyuşmazlık konusu olayda da,davacının mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı açık olup,taşınmazın imar programına alınmayarak kamulaştırılmaması veya imar uygulamasıyapılmaması nedeniyle kısıtlamanın devam ettirildiği anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda, imar planı sonucunda taşınmazüzerinde meydana gelen kısıtlılık halinin kamulaştırma ya da parselasyonyapılarak kaldırılmaması sonucu mülkiyet hakkının ihlal edildiği saptanmıştır.
Bu durumda, davacının taşınmaz üzerindekikısıtlama nedeniyle, imar planının taşınmazda doğurduğu sonuçların ortadankaldırılması yönündeki isteminin reddine dair işlemde hukuka uyarlıkgörülmemiştir..."
25. Danıştay Altıncı Dairesinin 22/4/2014 tarihli veE.2010/6020, K.2014/3357 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...İmar planlarında kamu hizmettesislerine tahsis edilmiş olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde, maliklerintasarruf hakları kısıtlanmakta; bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkiledeceğinden satış değerleri düşmekte, rayiç değerinden satılamamakta, ancakkamulaştırma bedeli alınmak suretiyle yarar sağlanabilmektedir. Kamulaştırmayapılmadığı takdirde, kişilerin temel haklarından biri olan mülkiyet hakkısüresi belirsiz bir zaman diliminde kısıtlanmakta ve bu durum mülkiyet hakkınınözünün zedelenmesine neden olmaktadır.
Yukarıda yer verilen İmar Kanununun 10.maddesi hükmüyle, belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren engeç üç ay içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imarplanlarında kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisindekamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneğiyatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle kanunkoyucu tarafından, kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak durumunda kalantaşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuracakşekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına alınmadan bekletilmesiuygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmaksızın bağlayıcısürelerle gerekli işlemleri yapma görevi yüklenmiştir.
Bu durumda, yukarıda belirtilen açıklamalardoğrultusunda davacıya ait taşınmazın kamulaştırılması istemiyle yapılanbaşvurunun geciktirilmeksizin sonuçlandırılması gerekirken, söz konusutaşınmazın önümüzdeki yıllarda ödenekler çerçevesinde değerlendirileceğindenbahisle başvurunun reddine ilişkin Ankara Valiliğinin 15.09.2008 tarih ve 1763sayılı işleminin bu kısmında ve davanın bu kısmının reddine ilişkin mahkemekararında hukuka uyarlık görülmemiştir..."
B. Uluslararası Hukuk
26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenarbaşlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
27. AİHM, başvurucuların ihlal iddialarına yönelik olaraköncelikle iç hukukta mevcut yeterli ve etkili yolları tüketmesi gerektiğinibelirtmiştir. Bu yolların kesin olarak varlığından söz edilebilmesi için teoridemevcut olması yeterli olmayıp uygulamada da etkin olması, makul bir biçimdeerişilebilir ve etkili olması gerekmektedir. AİHM'egöre Sözleşme'nin 35. maddesinin (1) numaralı fıkrası, AİHM'ebaşvuru yapılmadan önce başvurucuların uygun bir iç hukuk yoluna başvurmalarınıgerektirmekle birlikte etkisiz veya yetersiz bir iç hukuk yoluna başvurulmasıise lüzumlu değildir (Aksoy/Türkiye,B. No: 21987/93, 18/12/1996, §§ 51, 52).
28. AİHM, imar planının hukuka aykırılığından değil de bu planınherhangi bir tazmin olmaksızın taşınmaz üzerinde meydana getirdiğikısıtlamaların sonuçlarından şikâyetçi olunması durumunda imar planının iptaliistemiyle açılacak davanın tüketilmesi gerekli bir hukuk yolu olmadığınıbelirtmiştir (Rossitto/İtalya, B. No: 7977/03, 26/5/2009, § 19; Ayangil ve diğerleri/Türkiye, B. No: 33294/03,6/12/2011, § 30). AİHM kararlarında, bu tür şikâyetler bakımından söz konusukısıtlamalar nedeniyle oluşan zararın tazmini olanağını sağlayan mevcut veyeterli hukuk yollarının kullanılması gerektiği kabul edilmektedir (Gülizar Öz/Türkiye (k.k.),B. No: 40687/98, 1/7/2004; PınarGüngör/Türkiye (k.k.), B. No: 46745/99,6/3/2007; Rabia Tan ve diğerleri/Türkiye,B. No: 8095/02, 31/1/2008, §§ 37-41; RemziTekin Bozkurt/Türkiye (k.k.), B. No:38045/05, 2/3/2010).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 12/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
30. Başvurucu, taşınmazın imar planında kamu hizmeti alanıolarak ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahaledebulunulduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca bu sebeple açtığı iptal davasındaalınan uzman bilirkişi raporlarına aykırı olarak karar verilmesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.
2. Değerlendirme
31. Anayasa’nın"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
33. Başvurucu her ne kadar açtığı iptal davasında derecemahkemelerince uzman bilirkişi raporlarına itibar edilmediğinden bahisle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de özellikle hukukinitelikteki konularda mahkemelerin bilirkişi raporlarındaki görüşler ile bağlıolmadığı dikkate alınmalıdır. Bu bağlamda başvurucunun esas şikâyetinin isetaşınmazının kamu hizmeti alanı olarak ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkınınihlali iddiasına yönelik olduğu gözetildiğinde makul sürede yargılanma hakkıdışındaki ihlal iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
34. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir.
35. Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarınıntüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önünegetirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilereusulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarınızamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ile başvurusunutakip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,26/3/2013, § 17).
36. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesiiçin öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişininbaşvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olmasıgerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarınıgiderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilirnitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahipbulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudanbeklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarınıdüzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklîkoşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktanuzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,16/2/2017, § 39).
37. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyethakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).Gayrimenkul malların mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu hususundatereddüt bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu taşınmazın tapuda başvurucularadına kayıtlı olduğu anlaşıldığına göre somut olayda mülkün varlığı hususundabir duraksama yoktur.
38. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağıverir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkünsemerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerindenherhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 53).
39. Taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılması, henüz birkamulaştırma yapılmayıp fiilen de taşınmaza el atılmadığı için mülkiyethakkından yoksun bırakma sonucu doğurmamakla birlikte malikin mülkiyethakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu kapsamda kamuhizmet alanı olarak ayrıldığından dolayı taşınmaz üzerinde inşaifaaliyette bulunulabilmesi mümkün olamadığı gibi müdahalenin satış, bağış,ipotek ve diğer irtifak haklarının tesisi yönünden yapılacak işlemler vetaşınmazın rayiç değeri bakımından da olumsuz etkileri bulunmaktadır.Dolayısıyla imar uygulamalarının ve bu bağlamda taşınmazın imar durumunun kamuhizmeti alanı olarak belirlenmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğikuşkusuzdur.
40. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikincifıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesibelirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkınınhangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarınıngenel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkınınkullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyledevletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkânsağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafındanmülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıcabelirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
41. İmar uygulamalarıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler, bireyselbaşvuru kararlarında da ifade edildiği üzere kural olarak mülkiyetin kamuyararına kullanılmasının kontrolü (veya düzenlenmesi) kapsamında görülmektedir(Süleyman Günaydın, B. No:2014/4870, 16/6/2016, § 65). Bu alanda ise devletin geniş bir takdir yetkisininolduğu kabul edilebilir. Öte yandan yukarıda da değinildiği üzere somut olaybağlamında müdahalenin mülkten yoksun bırakmaya yol açmadığı da kuşkusuzdur.Ancak müdahale kamulaştırma sürecinin bir aşamasını teşkil ettiğinden dolayı vemüdahalede geçen süre dikkate alındığında müdahalenin kontrol veya düzenlemeamacından söz edilemez. Dolayısıyla başvuruya konu müdahalenin mülkiyettenbarışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.Diğer bir deyişle somut olayda olduğu gibi mülkiyet hakkına kamulaştırmasürecinin bir aşaması olarak getirilen belirsiz veya uzun süreli sınırlamadurumunda mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına yönelik bir müdahale sözkonusu olur.
42. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet sınırsız bir hak olarakdüzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceğiöngörülmüştür (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,§ 62).
43. Yerleşim yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen,sağlık ve çevre şartlarına uygun gerçekleşmesini sağlamayı amaçlayan 3194sayılı Kanun; arazi ve arsa düzenlemesi sırasında kamu hizmetleri ve tesisleriiçin yeterli yerlerin ayrılması konusunda hükümler içermektedir (bkz. §§ 18,19). Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağınınbulunduğu anlaşılmaktadır.
44. Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamuyararı amacıyla sınırlanabilir. 3194 sayılı Kanun'un 1. maddesinde; Kanun'unyerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevreşartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlendiği belirtilmiştir. BuKanun'un amacı çerçevesinde imar planlarıyla arazi ve arsa düzenlemesisırasında taşınmazların bir kısmının kamu hizmetine ayrılmasının kamu yararıamacına dönük olduğu kuşkusuzdur.
45. Ancak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararıamacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Özel mülkiyettebulunan taşınmazların imar uygulamasında kamu hizmeti alanı olarak ayrılmasındakamusal yarar bulunmakla birlikte bu yolla malike aşırı ve orantısız bir külfetyüklenmemelidir. (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011). Somut olay bakımındanimar uygulamalarının geniş alanları kapsaması nedeniyle ve bütçeye yeterliödeneğin konulması amacıyla kanun koyucu kamulaştırma sürecinin beş yıllık süreiçinde tamamlanmasını öngörmüştür. Kamu makamlarının takdir yetkisiçerçevesinde söz konusu kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi yönündenbelirtilen fiilî ve hukuki engeller sebebiyle malikin makul ve belirli bir süreboyunca bu kısıtlamalara katlanması beklenebilir. Ancak bu sürenin uzamasıhâlinde söz konusu kısıtlamalar, taşınmaz malikine yüklenen külfeti ağırlaştıracağıgibi kısıtlılık süresinin uzamasına bağlı olarak malikin zararınıkarşılayabilecek herhangi bir giderim imkânının bulunmaması da malike aşırı birkülfet yüklenmesine sebep olur (AYM, E.2016/196, K.2018/34, 28/3/2018, §§21-23).
46. Somut olayda başvurucular, imar planının hukukaaykırılığından ziyade uyuşmazlık konusu taşınmazın bu planda kamu hizmetialanına tahsis edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamalardanşikâyet etmişlerdir. Dolayısıyla başvurucuların temel şikâyetleri bukısıtlamalar nedeniyle uğradıkları zararların giderilmesi taleplerineyöneliktir. Bu bakımdan başvurucuların belirtilen şikâyetleri yönünden etkilibir başvuru yolunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
47. Konu ile ilgili Danıştay kararlarında, taşınmazın imarplanında kamu hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının makul birsüreyi aşacak şekilde kısıtlandığı takdirde açılacak idari davalarda tazminatahükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir (bkz. §§ 24, 25).
48. Bireysel başvurunun devamı sırasında ise 6745 sayılı Kanunile imar planlarıyla getirilen sınırlamalar yönünden 2942 sayılı Kanun’daçeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre anılan Kanun'un ek 1. maddesinde,beş yıllık sürenin uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibarenbaşlayacağı düzenlenmiştir. Bu maddeyle idareye bu süre içinde tasarrufuhukuken kısıtlanan taşınmazları kamulaştırma veya mülkiyet hakkınınkullanılmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planıdeğişikliği yapma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu süre içinde belirtilenişlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmaz malikleri tarafından idareye başvuruişlemleri ve uzlaşma süreci tamamlandıktan sonra taşınmazınkamulaştırılmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabileceğibelirtilmiştir.
49. Diğer taraftan 6745 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile 2942sayılı Kanun'un geçici 11. maddesinde, ek 1. madde kapsamında kalan ve bumaddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlarbakımından söz konusu beş yıllık sürenin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren başlayacağı öngörülmüştür. Ancak bu madde hükmü, malike aşırı birkülfet yüklemekte ve kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasındagözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozduğu gerekçesiyle AnayasaMahkemesince bireysel başvurunun devamı sırasında 28/3/2018 tarihinde iptaledilmiştir (bkz. § 23).
50. Dolayısıyla 2942 sayılı Kanun'un ek 1. maddesi ile konuhakkındaki Danıştay içtihadına göre başvurucunun mülkiyet hakkına imar yoluylagetirilen kısıtlamalar sebebiyle idareye başvurarak imar durumunun gözdengeçirilmesi veya taşınmazın kamulaştırılması talebinde bulunabileceği, butalebinin reddi hâlinde ise tazminat istemiyle idari yargı yerinde davaaçabileceği görülmektedir. Öte yandan başvurucunun bu davayla veya ayrı birdava yoluyla taşınmazı makul bir süre geçtikten sonra kullanamadığı dönem içinuğradığı zararları tazmin edebilmesi de mümkündür. Bireysel başvurunun devamısırasında getirilen ve başvurucunun belirtilen şekilde idari ve yargısalyollara başvurmasını öteleyen kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinegöre bu hukuki yolun tüketilmesi önünde herhangi bir engel de bulunmamaktadır.
51. Ancak somut olayda başvurucular tarafından adil dengeninsağlanmasında etkili olduğu tespit edilen ve erişilebilir söz konusu hukukyollarına müracaat edildiğine dair herhangi bir bilgi veya belgenin bireyselbaşvuru dosyasına sunulmadığı görülmektedir. Sonuç olarak mülkiyet hakkının ihlaliiddiası kapsamında uğranılan zararların giderilmesi şikâyetleri yönündenbaşvuru yolları usulünce tüketilmemiştir. Etkin ve erişilebilir bir çözümimkânı sunan anılan hukuk yoluna başvurmaksızın yapılan başvurularınincelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkündeğildir.
52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
53. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
54.Bireysel başvuru sonrasında, 31/7/2018 tarihli ve 30495sayılı Resmi Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun veKanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20.maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları MahkemesineYapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'ageçici madde eklenmiştir.
55. 6384 sayılı Kanuna eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Komisyon)tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
56. Ferat Yüksel kararında Anayasa Mahkemesi;yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geçveya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak TazminatKomisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma,başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığıyönlerinden inceleyerek etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 26-36).
57. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 33-36). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılanbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ilebağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35-36).
58. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
59. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduklarına karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
C. Başvurucunun ilgili idari veya yargısal mercilere başvuruyapmaları hususunda MUHTARİYETİNE 12/9/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE kararverildi.