TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GÜHER ERGUN VE TOSUN TAYFUN ERGUN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/12)
Karar Tarihi: 17/9/2013
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucular
:
Güher ERGUN
Tosun Tayfun ERGUN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, 1997 yılındaaçtıkları hukuk davasının henüz ilk derece mahkemesinde karara bağlanmamışolması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek,ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine kararverilmesini talep etmişlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 25/9/2012tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca, başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararıalınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesiBölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine kararverilmiştir.
4. İkinci Bölümün 30/4/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, AnayasaMahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesinekarar verilmiştir.
5. Başvurucular tarafındanvekilleri Av. Murat Nas’a ilişkin Fethiye yedincinoterliğinin 29/5/2013 tarih, 2635 ve 2634 yevmiyenumaralı azilnameleri başvuru dosyasına ibrazedilmiştir.
6. Adalet Bakanlığının 2/7/2013 tarih ve 63103 sayılı görüş yazısı 9/7/2013tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş olup, başvurucular vekili azildensonraki 24/7/2013 havale tarihli dilekçesinde, Adalet Bakanlığı görüş yazısındayer alan, Anayasa Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisine dairdeğerlendirmelere iştirak etmediklerini belirterek, başvuru konusu yargılamanınbaşvurucuların kusuru olmaksızın yargılama makamlarının tutumu nedeniyleuzadığı yönündeki beyanını tekrar etmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesindekiilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Çanakkale ili Biga ilçesi Çelikgürü Köyü Milletkırımevkiinde kain 2549764 m2 yüzölçümlü taşınmaz başvurucular murisi Sabri Erguntarafından 22/10/1956 tarihinde satın alınmıştır.
9. Murisin vefatı üzerine,başvuruculardan Tosun Tayfun Ergun tarafından 29/7/1997tarihinde, taşınmaza bir kısım köy halkı tarafından tecavüz edildiği iddiasıylaLapseki Kaymakamlığına başvurularak tecavüzün önlenmesi talep edilmiş, LapsekiKaymakamlığının 11/8/1997 tarihli kararıyla, taşınmazın bir bölümünün davakonusu olduğu, diğer kısmı üzerinde ise köy halkının zilyetliği bulunmaklataşınmaza tecavüz edildiğinin sabit görülmediği belirtilerek, talepreddedilmiştir.
10. Başvurucular tarafından, 3/9/1997 tarihinde Lapseki Asliye Hukuk MahkemesininE.1997/133 sayılı dosyası üzerinden yetmiş davalı aleyhine müdahalenin meni ve ecrimisil davası açılmıştır.
11. Lapseki Asliye HukukMahkemesinin E.1997/133 sayılı dosyasının yargılaması sırasında, taşınmazınbulunduğu bölgede kadastro tespit çalışmaları yapılması nedeniyle, LapsekiAsliye Hukuk Mahkemesince verilen 22/10/1999 tarih veE.1997/133, K.1999/137 sayılı görevsizlik kararı ile dosya Lapseki KadastroMahkemesine gönderilmiştir.
12. Lapseki Kadastro Mahkemesinegönderilen dosyanın Mahkemenin E.2000/4 sırasına kaydı yapılmıştır.
13. Kadastro çalışmalarısırasında dava konusu olduklarından bahisle Lapseki Kadastro Mahkemesinegönderilen tespit tutanakları ile ilgili dosya ise Mahkemenin E.1999/73sırasına kaydedilmiş ve belirtilen tespit tutanaklarından bir kısmınınMahkemeye görevsizlik kararıyla aktarılmış olan E.2000/4 sayılı dosyada davakonusu edilen taşınmazlara ait olmaları nedeniyle, Mahkemenin 26/4/2004 tarihve E.2000/4, K.2000/24 sayılı kararı ile, E.2000/4sayılı dosyanın E.1999/73 sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
14. Lapseki Kadastro MahkemesininE.1999/77 ve E.1999/91 sayılı dosyalarının da ilgisi nedeniyle, münferittarihlerde Mahkemenin E.1999/73 sayılı dosyası ile birleştirilmesine kararverilmiştir.
15. Belirtilen birleştirmekararları sonrasında dosyanın ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğuanlaşılmaktadır.
B. İlgiliHukuk
16. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
17. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılıKadastro Kanunu’nun “Genelolarak görev” kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlıayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesindegösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapusicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilenişlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıklarıçözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir. ”
18. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul”kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresiiçinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacaktaşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerindendevredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunubeklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkiliolabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen tebliğ eder.”
19. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenarbaşlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan delilleri inceler ve 30 uncumadde hükmünce işi karara bağlar.
…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
20. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimintakdiri” kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bubeyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler.Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşmasırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek içintutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yenidendinleyebilir.
Kadastrokomisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilendosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçınındışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayaraktaşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür.Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespitedilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararıverilir.”
21. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanunyollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı 32.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerinegöre resen taraflara tebliğ olunur.”
22. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastroharcı ve tahakkuku” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasınınson cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma vetebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftanalınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 17/9/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların25/9/2012 tarih ve 2012/12 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
24. Başvurucular, murislerindenintikal eden taşınmaza ilişkin Lapseki KadastroMahkemesinin E.1999/73 sayılı dosyasında yürütülen yargılamanın on beş yılıaşkın bir süredir devam ettiğini, taraf teşkilinin dahi henüz sağlanmamışolduğu nazara alındığında uzun bir süre daha devam edeceğini, taşınmazmaliklerinin tapu kaydı uyarınca belirli olduğunu, uzun süre taraf teşkilisağlanmasıyla uğraşılarak, verilen keşif kararları çeşitli nedenlerle defalarcatehir edilerek ve Kadastro Mahkemesinde geçerli olan özel yargılama usulünerağmen yargılama makamlarınca gerekli özen gösterilmeyerek yargılamanınsürüncemede bırakıldığını, bu nedenle yargılamanın makul sürede tamamlanmayarakAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
25. Başvurucular, somutbaşvuruya ilişkin olarak ilk derece mahkemesince yapılan yargılamayısonlandırır nitelikte bir karar mevcut olmadığını, AİHM kararlarında dabelirtildiği üzere makul sürede yargılama yapılmaması iddiasına dayananbaşvurular açısından başvuru yollarının tüketilmesi şartının aranamayacağını,zira başvurunun esasen yargılamanın nihayete ulaştırılamaması nedeninedayandığını belirtmişlerdir.
26. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme hususunda zamanbakımından yetkisinin 23/9/2012 tarihinden sonrakesinleşen nihai işlem ve eylemlere ilişkin başvuruları kapsadığı belirtilerek,Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihine kadarbaşvuruya konu yargılamanın yaklaşık on bir yıldır devam etmekte olduğunun vehalen ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğunun kabul edilebilirlikincelemesinde nazara alınması gerektiği bildirilmiştir.
27. 6216 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihindensonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler.”
28. Anılan hüküm uyarıncaAnayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012tarihi olup, Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukukgüvenliği ilkesinin bir gereğidir. Bu nedenle Mahkeme, ancak bu tarihten sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularıinceleyebilecektir.
29. Başvuru konusu dava, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’denönce açılmış olup, başvuru tarihi olan 25/9/2012 itibarıyla derdest olduğuanlaşılmakla, başvurunun incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisi dâhilindedir.
30. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
31. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
32. Belirtilen hükümleruyarınca, bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olanişlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmektedir. Temel hak ihlalleriniöncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarınıntüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 19, 20; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).
33. Ancak, başvuru yollarınıntüketilmesi ilkesinin mutlak şekilde uygulanması temel hak ve özgürlüklerinetkin kullanımını ve korunmasını engelleyecektir. Hâlihazırda devam etmekteolan bir yargılamada, makul sürede yargılama yapma yükümlülüğünün yerinegetirilmediği iddiası ile bireysel başvuruda bulunulabilmesi, başvuruyollarının tüketilmesi kuralının istisnalarından birini teşkil etmektedir. Zirabu durumda başvuru yollarının tüketilmesi şartının aranması, makul süredeyargılama yapma yükümlülüğüne aykırı davranılması nedeniyle meydana gelensonuçları ortadan kaldırmayacaktır. Aksine, makul olmadığı iddia edilenyargılama faaliyetinin daha da uzamasına ve başvurucu açısından zararınartmasına neden olacaktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §27).
34. Makul sürede yargılama yapmayükümlülüğünün yerine getirilmediği iddiasını içeren başvurular açısından,Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen kanun yollarının tüketilmesişartı, ancak makul sürede yargılama yapma yükümlülüğüne ilişkin etkin birbaşvuru yolunun bulunması durumunda geçerli olabilecektir. Yargılamafaaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmesini temin eden, bir başka ifade ileyargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makulsürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici niteliktaşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun var olması halinde, bireyselbaşvuruda bulunulmadan önce bu başvuru yolunun tüketilmesi şartı aranacaktır. Ancakhukuk sistemimizde, yargılama faaliyetinin uzamasını önleyici veya yargılamafaaliyetinin uzamasından doğan zararları giderici etkiye sahip, Anayasa’nın148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2)numaralı fıkrasının kastettiği nitelikte etkin bir başvuru yolu bulunmadığıanlaşıldığından, başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilirniteliktedir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 28).
35. Açıklanan nedenlerle, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
36. Başvurucular, 1997 yılındaaçmış oldukları hukuk davasına ilişkin olarak LapsekiKadastro Mahkemesinin E.1999/73 sayılı dosyasında yürütülen yargılamanın makulsürede tamamlanmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
37. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, makul süreye ilişkin değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan 23/9/2012’densonraki sürenin nazara alınması, ancak bu tarihten önceki yargılama süresininde sürenin makul olma niteliği değerlendirilirken Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına paralel olacakşekilde göz önünde bulundurulması ve sürenin makul olup olmadığı hususunda AİHMtarafından geliştirilen kriterler de dikkate alınmak suretiyle, başvuruya konuon yılı aşkın yargılama süresinin makul olup olmadığının tespit edilmesiyönünde beyanda bulunulduğu anlaşılmıştır.
38. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 18)
39. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
40. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılması, yargının görevidir.”
41. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
42. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’ninlafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, - 2/7/2013, § 38).
43. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır.
44. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacaklarımaddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki uyuşmazlığınçözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardıedilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuruaçısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
45. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 41–45).
46. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tekbaşına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarınınayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
47. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
48. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, bir taşınmaz hakkında genel yetkili mahkemelerde açılan müdahaleninmeni davasının kadastro tespit çalışmaları nedeniyle kadastro mahkemesinedevredildiği görülmekle, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alanusul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).
49. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 3/9/1997tarihidir.
50. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilmekle beraber, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisini belirleyen hükümlerin, olay veolguların meydana geldiği tarihi değil, hak ihlali oluşturan işlem ve eylemlerekarşı başvurulabilecek kanun yollarının tüketildiği, yani işlem veya kararınkesinleştiği tarihi esas aldığı görülmektedir. Başvuru konusu yargılamanın,Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcını teşkil eden 23/9/2012 tarihinden önce başlamış olduğu, başvuru tarihiitibarıyla yaklaşık on beş yılı aşkın bir süredir devam ettiği ve belirtilentarih itibarıyla halen derdest olduğu anlaşılmakla, somut başvuruya ilişkinolarak yapılacak makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak süreninbaşlangıcı, davanın ikame edildiği tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
51. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 52).
52. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta bir parçataşınmaza ilişkin müdahalenin meni davası olduğu, ancak kadastro tespitçalışmaları sonrasında görevsizlik kararıyla devredildiği LapsekiKadastro Mahkemesince, kadastro tespit tutanaklarının malik hanesi dava konusuolduklarından bahisle boş bırakılarak Mahkemeye devredilen yüzü aşkıntaşınmazın maliklerinin tespitine ilişkin dosya ile birleştirildiğianlaşılmaktadır. Birleştirme nedenini, başvurucular tarafından müdahalenin menidavasına konu edilen taşınmazın, malik tespiti için tutanakları Mahkemeyedevredilen taşınmazlar arasında olması oluşturmaktadır. LapsekiKadastro Mahkemesince, dava konusunun E.1999/73 sayılı dosyada yer alanparsellerle aynı olduğu tespit edilen E.1999/77 ve E.1999/91 sayılı dosyalarında münferit tarihlerde başvuruya konu E.1999/73 sayılı dosya ilebirleştirilmesine karar verilmiştir. 3/9/1997 havaletarihli dilekçe ile yargılamasına başlanıldığı anlaşılan davanın tensipzaptının tanzimi sonrasında, halen derdest olmakla birlikte, yargılamasürecinde yüzü aşkın duruşma yapılmış olup, belirtilen celseler arasındagenellikle iki aylık sürelerin bulunduğu anlaşılmıştır.
53. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, özellikle tensip zaptı kapsamında ikmaline başlanılmasıgereken tapu kaydı, birleşik kroki, mahalli bilirkişi listesi gibi evrakınilgili kurumlardan talep edilmeyerek, yargılama sırasında münferit celselerdeverilen ara kararları uyarınca kısım kısım talepedildiği, ara karar gereklerinin yerine getirilmediği muhtelif celselerde tarafvekillerinin mazeretlerinin kabulüne dair karar tesisi ile yetinildiği, celseharcı tayini gibi usuli imkanlarınyargılama makamlarınca kullanılmadığı, yine taraf vekillerinin mazeretlerininkabul olunduğu bir kısım celselerde bazı usuliişlemlerin ikmali hususunda taraf vekillerine yokluklarında süre verilerekbaşka bir usuli işlem yapılmadığı anlaşılmaktadır. 3402 sayılı Kanun’da açıkça; ilgililerin başvurusunu beklemeksizinkadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt vediğer bilgilerin ilgili dairelerden getirtileceği, hâkimin duruşma gününütaraflara resen tebliğ edeceği, kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafınyokluğunda duruşma yapılacağı ve taraflardan hiç birinin gelmemesi durumundadahi dosya işlemden kaldırılmayarak, toplanması mümkün olan delillerinincelenmesi suretiyle uyuşmazlığın karara bağlanacağı, kadastrokomisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilendosyaların içeriğinden malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçınındışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hâkimin resenlüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tesciledileceğine karar vermekle yükümlü olduğu, taşınmaz malın ölü bir şahsa aitolduğunun anlaşılması ve mirasçılarının da tespit edilememesi durumunda ölüolduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verileceği, kadastro ileilgili verasete ait uyuşmazlıklar çözümlenebileceği gibi, istek üzerine verasetbelgesi de verilebileceği ve 3402 sayılı Kanun gereğince resen yapılmasıgereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderlerin, ileride haksızçıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanacağıbelirtilmiştir. Aynı Kanun’un 30. maddesi uyarınca, hâkimin resen deliltoplama ve davanın esasıyla ilgili karar almak için bunları inceleme yetkisibulunmaktadır. Ayrıca anılan Kanun’un 32. maddesi hükmüne göre kadastromahkemesi kararlarının resen taraflara tebliğ edilmesi imkânı vardır. EsasenDevletin tapu kayıtlarının tutulmasındaki sorumluluğunun bir gereği olan buhükümlerin, kadastro mahkemesinde görülen yargılamalara ilişkin birçok usuli işlemin resen yapılmasını öngörmekle, aynı zamandayargılamanın mümkün olduğunca kısa bir süre içerisinde gerçekleştirilmesiamacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır.
54. Belirtilen hükümlere rağmen,Mahkemece defalarca taraf vekillerine tebligat ve keşif masraflarının ikmali,davaya dâhil edilmesi gereken şahısların tespiti ve dahilidava edilmeleri ve yargılama sırasında vefat ettiği anlaşılan taraflarınveraset ilamlarının dosyaya ibraz edilmesi hususunda süreler verildiği, bir çokdefa keşif ara kararlarının müracaat yokluğu, taraflardan vefat edenlerinolması, keşif masrafının ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediğive bu uygulamanın davada yer alan taraf sayısı da nazara alındığındayargılamanın uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
55. Taraf teşkilininsağlanmasına çalışılan süreçte verilen on iki adet keşif ara kararının yukarıdabelirtilen nedenlerin yanı sıra muhtelif defalar hava koşulları ve bilirkişitemin edilememesi gibi nedenlere dayalı olarak icra edilemediğine ilişkin keşiftalik tutanakları tanzim edildiği görülmektedir. Bu kapsamda verilen bir kısımkeşif ara kararlarından dönülerek tekrar taraf teşkili sağlanmaya çalışıldığıve başvuru dosyası kapsamından, yargılamanın 11/6/2013tarihine tehir edilen celsesi itibarıyla taraf teşkilinin sağlanması hususundatekrar ara karar tesis edildiği ve Mahkemenin veraset ilamı tanzim yetkisibulunmasına rağmen vefat eden dava taraflarından birine ait veraset ilamınınibrazı hususunda davacı vekiline mehil verildiği görülmektedir.
56. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu yargılamanın yüzü aşkın taşınmazın malikininbelirlenmesine ilişkin bir uyuşmazlık olduğu, davanın taraflarında üç yüzüaşkın kişinin bulunduğu, yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin birihtilaf olması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerinigerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılamasürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrıdeğerlendirildiğinde Kadastro Mahkemesinde tatbiki gereken yargılamayıhızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilenara kararların birçoğunda taraflara eksikliklerin ikmali hususunda usulhükümlerine aykırı şekilde süreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin uzunsürelerle, müracaat yokluğu ve masraf ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerinegetirilmediği anlaşılmaktadır.
57. 3402 sayılı Kanun’da yeralan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulamaalanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konualan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
58. Özellikle somut yargılamaaçısından dava malzemesinin taraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığınazara alındığında, yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütmeyükümlülüğünün daha dikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. ÜmmühanKaplan/Türkiye, 24240/07, 20/3/2012, § 22; Veli Uysal/Türkiye, 57407/02, 4/3/2008; Namlı ve Diğerleri/Türkiye, 51963/99, 23/5/2007;Nalbant/Türkiye, 61914/00, 10/8/2006).
59. Başvuru konusu yargılamadasöz konusu olduğu gibi, verilen birleştirme kararlarının adaletin daha iyigerçekleştirilebilmesi için makul olduğu değerlendirilebilirse de, bu tür kararlarınyargılamayı uzatacağı göz önünde bulundurularak, yargılamanın diğeraşamalarında sürecin hızlandırılması hususunda daha fazla gayret ve özengösterilmesi gerektiği açıktır.
60. Yargılama sürecindebaşvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem vedavranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabuledilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuliimkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğubulunmaktadır. Bu kapsamda, başvurucular vekili de dahilolmak üzere taraf vekillerince muhtelif celselerde mazeret dilekçelerisunulduğu görülmekle birlikte, yukarıda belirtilen özel usul hükümlerinedeniyle başvurucuların tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisiolduğu tespit edilememiştir.
61. Davada yer alan kişi sayısıve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliğibaşvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davayabütün olarak bakıldığında söz konusu on altı yıllık yargılama sürecinde makulolmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
62. Açıklanan nedenlerle,başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
63. Başvurucular, taşınmazlarınıuzun süren yargılama boyunca kullanamadıklarını belirterek, yargılama süresiitibarıyla taşınmazdaki hisseleri nazara alınarak bilirkişi marifetiyle tespitedilmesini istedikleri zararın karşılığının maddi tazminat olarak hüküm altınaalınmasını ve uzun yargılama nedeniyle maruz kaldıkları manevi zararıngiderilmesi için manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
64. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucuların tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.
65. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
66. Başvurucular tarafındanmaddi tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalleiddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucularınmaddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
67. Başvurucuların tarafıoldukları uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on altı yıllık yargılama süresi nazaraalındığında, başvurucuların yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında her birbaşvurucuya takdiren 5.750,00 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
68. Başvurucular tarafındanyapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 harç ve 2.640,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin başvurucularaödenmesine karar verilmesi gerekir.
69. Başvuruya konu yargılamanınyaklaşık on altı yıl sürdüğü ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkınıihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan biryargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğüzararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısasürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın birörneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucular Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun’un her birine5.750,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucular tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin 6216sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalinve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla ilgili mahkemesinegönderilmesine,
17/9/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.