TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GÜLCAN TEKİNDOR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/18578)
Karar Tarihi: 5/7/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Mehmet Sadık YAMLI
Başvurucu
:
Gülcan TEKİNDOR
Vekili
:
Av. Ayşe Çiler GÖKÇAY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hatalı tıbbi müdahale iddiasıyla açılan tazminat davasınınsüre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi ve davanın makul sürede tamamlanmamasınedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/11/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylarözetle şöyledir:
8. 1966 doğumlu olan başvurucu; "kalça çıkıklığı"teşhisi ile 1976 yılında kamuya ait bir üniversite hastanesinde ameliyatedilmiş, ilerleyen yaşında iyileşme olmayışı ve bunun yanında başka nedenlerle24/8/2000 tarihinde aynı hastanede yeniden ameliyat olmuştur.
9. Başvurucu, ameliyatı yapacağını söyleyen profesörün ameliyatagirmediği, ameliyatın asistanlar tarafından hatalı şekilde yapıldığıiddialarıyla ameliyattan yaklaşık beş yıl sonra 9/6/2005 tarihinde, Ankara 19.Asliye Hukuk Mahkemesinde, hem 1976 yılındaki ameliyatı yapan hekimler aleyhinehem de 2000 yılındaki ameliyatı yapan hekimler aleyhine maddi ve manevitazminat istemli dava açmıştır.
10. Mahkeme 24/5/2011 tarihli ve E.2005/229, K.2011/151 sayılıkararıyla davanın 1976 yılındaki ameliyata ilişkin kısmının zaman aşımınedeniyle reddine, diğer kısmının ise Adli Tıp Kurumu raporuna göre ameliyatıntıp kurallarına uygun yapıldığı gerekçesiyle esastan reddine karar vermiştir.
11. Karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 20/12/2011 tarihlikararıyla, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevleriniyaparken kişilerin zarar görmesi hâlinde davanın ancak ilgili kamu idaresialeyhine açılabileceği gerekçesiyle bozulmuştur. Ankara 19. Asliye HukukMahkemesi bozmaya uymuş ve 3/5/2012 tarihli ve E.2012/98, K.2012/148 sayılıkararıyla pasif husumet nedeniyle davanın reddine karar vermiştir. Karar,başvurucu vekilinin yüzüne karşı verilmiş ve 17/7/2012 tarihinde temyizedilmeden kesinleşmiştir.
12. Başvurucu, 20/11/2012 tarihinde Ankara 14. İdareMahkemesinde 24/8/2000 tarihindeki ameliyat nedeniyle uğradığı zararlarıntazmini istemiyle üniversite aleyhine tam yargı davası açmıştır.
13. Ankara 14. İdare Mahkemesi, 20/3/2012 tarihli veE.2012/1677, K.2013/626 sayılı kararıyla davanın yukarıda belirtilen AsliyeHukuk Mahkemesi kararının kesinleştiği 17/7/2012 tarihinden itibaren otuz güniçinde açılmadığı gerekçesiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu'nun 9. ve 15. maddeleri uyarınca davayı süre aşımı gerekçesiylereddetmiştir.
14. Kararı temyizen inceleyen DanıştayOnbeşinci Dairesi ise 20/2/2014 tarihli veE.2013/8756, K.2014/1025 sayılı kararıyla 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinegöre idari eylemler için öngörülen bir yılık süre içinde idareye başvuruyapılmadığı ve görevsiz yargı yerinde açılan davanın da bir yıllık süre içindeaçılmadığı gerekçeleriyle anılan kararı onamıştır. Danıştay Dairesiningerekçeli onama kararı 22/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiş ve karar düzeltmeyoluna gidilmeyerek karar kesinleşmiştir.
15. Başvurucu 21/11/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV.İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
16. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğanzararı ödemekle yükümlüdür.”
17. 2577 sayılı Kanun’un "Görevliolmayan yerlere başvurma" kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:
"1. Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerinegirdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görevnoktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyengünden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsizyargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare vevergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.
2. Adli veya askeri yargı yerlerine açılan vegörevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararınınkesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsadahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içindeidari dava açılabilir."
18. Aynı Kanun'un "Doğrudandoğruya tam yargı davası açılması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"1. İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılıbildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerigereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudakiişlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içindecevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresiiçinde dava açılabilir.
2. Görevli olmayan adli ve askeri yargımercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradanidari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareyebaşvurma şartı aranmaz."
19. Aynı Kanun'un “Dilekçelerüzerine ilk inceleme” kenar başlıklı 14. maddesinin (3) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Dilekçeler, ...:
a) Görev ve yetki,
b) İdari merci tecavüzü,
c) Ehliyet,
d) İdari davaya konu olacak kesin veyürütülmesi gereken bir islem olup olmadığı,
e) Süre aşımı,
...
yönlerinden sırasıyla incelenir."
20. Aynı Kanun’un “İlk incelemeüzerine verilecek kararlar” kenar başlıklı 15. maddesinin birincifıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerinceyukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılıkgörülürse, 14 üncü maddenin;
a) ...
b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerdedavanın reddine,
...
Karar verilir..”
B. Uluslararası Hukuk
21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarındanbirinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerindoğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya,B. No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesinkişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkemeveya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).
23. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafındandüzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalaratabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nintanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen(çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancakhiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38).
24. Ayrıca bu sınırlama, meşru bir amaç izlemeli ve kullanılanaraçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılıkilişkisi bulunmalıdır; aksi takdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralıfıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No:8225/78,28/5/1985, § 57).
25. Temyize başvurma, dava açma gibi usul kurallarına ilişkinkanunlarda birtakım süreler öngörülmesi, hukuksal güvenlik ilkesi vemahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olankanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında kararvermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemlive meşru amaçlara hizmet etmektedir (Stubbings ve digerleri/Birleşik Kralık,B. No: 22083/93, 22/10/1996, § 51).
26. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birdenfazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında oyorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı birşekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabiolmaması gerekir (Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99,12/11/2002, § 51).
27. Dava açma hakkını kullanmak yasal birtakım şartlara bağlansada mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamanın adil olmasınahalel getirecek aşırı şekilcilikten ve hem de yasalar tarafından konulan usulkurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmalarıgerekir (Walchli/Fransa, No. 35787/03, 26/7/2007, § 29).Yapılan düzenlemeler, hukuk güvenliği ilkesi ve adaletin iyi bir şekildetecelli etmesi amaçlarına hizmet etmediği ve dava açmak isteyen kişinin önündedavasının esasını yetkili ve görevli mahkeme önünde inceletmek bakımından birengel oluşturduğu durumlarda mahkemeye erişim hakkı ihlâl edilmiş olur (Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, No. 36998/02,27/7/2006,§ 24).
28. Bir tazminat davasının kusur veya ihmale dayandırıldığıhâllerde, başvurucu söz konusu kusur veya ihmali oluşturan olaydan haberiolduğu ya da haberi olması gerektiği tarihten itibaren dava açma hakkına sahipolmaktadır (Miragall Escolano vediğerleri/İspanya, No. 38366/97, 38688/97, 40777/98, 40843/98,41015/98, 41400/98, 41446/98, 41484/98, 41487/98 ve 41509/98, § 37, AİHM 2000-Ive Canete de Goni/İspanya,No. 55782/00, § 40, AİHM 2002-VIII). Bu kapsamda tazminat davasının ilerisürülen bir kusur veya ihmale dayandığı durumlarda, başvurucunun yalnızca bukusur veya ihmalin sonuçlarından haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiğiandan itibaren yani haklarının ihlal edildiğiyle ilgili belge ya da karardanhaberdar olduğu tarihten itibaren dava açma süresi işleyebilecektir (Yeşilkaya/Türkiye (k.k.),B. No: 47157/10, 26/5/2015,§ 39).
29. AİHM; Eşim/Türkiye (B.No: 59601/09, 17/9/2013) kararında, süre aşımı nedeniyle davası reddedilenbaşvuranın mahkemeye erişim hakkının engellenip engellenmediği hususunudeğerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucu, askerlik hizmetini yerinegetirirken 25/9/1990 tarihinde yaşanan bir çatışmada yaralanmış, tedavisiuzunca bir süre devam etmiş ve sonunda başvurucunun 1992 yılında askerlikleilişiği kesilmiştir. Başvurucu sonraki yıllarda sürekli baş ağrısından ve başdönmesinden yakınmış, 2004 yılında başında belirlenemeyen metal bir cismin olduğutespit edilmiş, 2007 yılında GATA'daki muayenesinde başvurucunun başında mermiolduğu anlaşılmıştır. Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıylaidareye başvurmuş ancak bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucununidare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada AYİM söz konusuolayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde dava açılmadığı gerekçesiyledavayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.
30. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konununaslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibarenhesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş;başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar olmamasıtartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat davasıaçmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine, Mahkemeninnazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma hakkının,tarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılması gerektiğinehükmetmiş ve AYİM’in süre sınırı hakkındaki katıyorumunun, davanın esasının tam olarak incelenmesine engel olması nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23, 25, 26).
31. Öte yandan AİHM Rodoplu/Türkiye(B. No: 41665/02, 23/1/2007) kararında, hastanede yapılan ameliyatsonrasında bir gözünü kaybeden başvurucunun açtığı tam yargı davasının süreaşımı yönünden reddedilmesine ilişkin başvuruyu mahkemeye erişim hakkıkapsamında incelemiştir. Olayda 24/4/1994 ve 28/4/1994 tarihlerinde başvurucukamu üniversitesi hastanesinde iki göz ameliyatı olmuş ve bunların sonucundabaşvurucunun bir gözü işlevini kaybetmiştir. Ameliyatı gerçekleştiren doktorlar9/6/1994 tarihinde başvurucunun bir gözünün bir daha eski hâline dönmeyeceğinibildirmişlerdir. Başvurucu, dikkatsizlik ve görevi ihmal iddiasıyla 22/6/1994tarihinde söz konusu cerrahi müdahaleleri gerçekleştiren doktorlar hakkında suçduyurusunda bulunmuştur. Savcılık soruşturma izni için üniversiteye başvurmuşve üniversite yönetimince yaptırılan idari soruşturma sonucunda 10/1/1995tarihinde düzenlenen raporla; tartışmalı cerrahi müdahalelerden sorumludoktorların mesleki sorumlulukları itibarıyla herhangi bir kusur işlemediklerive söz konusu olaylar sebebiyle soruşturma açılmasına gerek bulunmadığıkanaatine varılmıştır. Başvurucu,10/9/1995 tarihinde uğradığı zararın tazminitalebiyle üniversiteye müracaatta bulunmuştur. Tazminat talebinin 18/9/1995tarihinde reddi üzerine başvurucu 13/10/1995 tarihinde İdari Mahkemede tamyargı davası açmıştır. İdare Mahkemesi başvurucunun görme kaybının kalıcınitelikte olduğunun kendisine bildirildiği tarih olan 9/6/1994 tarihindenitibaren bir yıl içinde başvuruda bulunmuş olması gerektiği gerekçesiyle davayıreddetmiş ve karar Danıştay tarafından onanmıştır.
32. AİHM, olayda başvurucunun öngörülen usul kurallarına uygunhareket etmesine mani olacak herhangi bir durum tespit edemediğini,başvurucunun her durumda belirtilen kanuni süreler içinde başvuruda bulunabilmeimkânına sahip olduğunu belirterek başvurunun bu kısmının mahkemeye erişimhakkını ihlal etmediğinden kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
33. Mahkemenin 5/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım TalebiYönünden
34. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuş ve buna ilişkinbelgelerini eklemiştir.
35. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkatealınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderleriniödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksunolmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
36. Başvurucu; kamunun kendisine verdiği zararla yaşamaya mahkûmedildiğini, açtığı tazminat davasının görev, husumet, süre gibi usulgerekçeleriyle reddedilip kendi kaderine terkedildiğini belirterek Anayasa'nın17., 30. ve 40. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca idari yargıda otuz gün içinde dava açmasıgerektiğine dair adli yargı kararında bir bilginin bulunmadığını, görevli yargıyeri konusundaki belirsizliğin ve bu konudaki katı yorumun mahkemeye erişimhakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesine, maddi vemanevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
2. Değerlendirme
37. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
38. Başvurucunun şikâyetlerinin özünün, tam yargı davasınınesasının derece mahkemelerince incelenmemesine ilişkin olmasından dolayı iddia,adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkıyönünden incelenmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı veHakkın Kapsamı
40. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmeşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir.
41. Anayasa'nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyleeklenen "adil yargılanma" ibaresine ilişkin gerekçede, Türkiye'nintaraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanmahakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden AİHSile AİHS'i yorumlayan AİHM içtihadındaki adilyargılanma hakkı güvencelerinden birini mahkemeye erişim hakkı oluşturmaktadır(bkz. § 22).
42. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkemeönüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52).
43. Başvurucunun açtığı davada İdare Mahkemesi, davanın adliyargı kararının kesinleşmesinden sonra otuz gün içinde açılmadığı gerekçesiyle2577 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre davayı reddetmiş iken kararı temyizen inceleyen Danıştay Dairesi ise davanın idarieylemler için öngörülen bir yılık süre içinde açılmadığı gerekçesiyle2577sayılı Kanun'un 13. maddesine göre davanın reddi gerektiği nedeniyle anılanret kararını onamıştır. Başvurucu her ne kadar bireysel başvurusunda İdareMahkemesinin gerekçesinde yer alan otuz günlük süreye ilişkin iddialar ilerisürmüş ise de olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturankarar nihai nitelikteki Danıştay Onbeşinci Dairesiningerekçeli onama kararıdır. Dolayısıyla başvuruda incelenecek karar da Dairekararı ve gerekçesi olacaktır.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
44. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
45. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeyeerişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir(Murat Kara ve diğerleri, B. No:2014/6042, 9/3/2017, § 59).
46. Müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somutbaşvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma(meşru amaç), ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olupolmadığının belirlenmesi gerekir.
47. Aksi takdirde yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 36.maddesini ihlal eder.
(1)Kanunilik
48. Başvuruya konu olayda, Danıştay OnbeşinciDairesinin, 2577 sayılı Kanun’un 13. ve 15. maddelerine göre süre aşımıgerekçesiyle davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır. Danıştay Dairesininbu hükümlere göre verdiği kararla yapılan müdahalenin kanun tarafındanöngörülme ölçütünü karşıladığı açıktır.
(2) Meşru Amaç
49. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılmasımümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkinbir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırlarıortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancakbu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz(AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).
50. Diğer taraftan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleriAnayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerindendir. Builkelerin sağlanması amacıyla adil yargılanma hakkı kapsamında yer alanmahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilebilir. Bu çerçevede idari işlem veeylemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasınıengellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak amacıylahukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleri gereğiidari davaların açılmasının belli sürelerle sınırlandırıldığını söylemekmümkündür.
51. Bunun yanında dava ya da hukuki işlemler için tanınansüreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksikya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylarhakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önünegeçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder(AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17).
52. Bir başka ifadeyle süre gibi usul kuralları, adaletin iyiyönetimini ve bilhassa hukuki güvenlik ve istikrara saygının temin edilmesiniamaçlar.
53. Bu açıklamalar çerçevesinde idari işlem ve eylemlere karşıbaşvurularda süre koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.
(3) Ölçülülük
54. Danıştay Dairesinin, kusurlu tıbbi müdahale iddiasıylaaçılan tam yargı davasında dava açma süresini "tıbbi müdahaleninyapıldığı" tarihten başlatarak davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmesinedeniyle başvurucunun mahkemeye erişimine getirilen sınırlamanın ölçülü olupolmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekir.
(a) Genel İlkeler
55. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.Bireylerin hak ve özgürlüklerinin, somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014).
56. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesiuyarınca anılan sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi yada aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir.
57. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan davanınhakkaniyetine zarar verecek kadar katı şekilcilikten öte yandan kanunlaöngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırıesneklikten kaçınmaları gerekir (Kamil Koç,B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).
58. Bu bağlamda kişilerin idari eyleme ilişkin tam yargı davasıaçma hakkını, idari eylem nedeniyle bir zarara uğramış olduğunu ve uğradığızararın hangi sebep veya sebeplerden kaynaklandığını gerçektedeğerlendirebildiğinde kullanabilmesi gerekir.
59. Öte yandan bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliğigereği ilgili mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus derece mahkemeleriningerekçelerine esas yorumun ölçülü olup olmadığı ve buna göre Anayasa'da güvencealtına temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir. Bu kapsamda dava açmasürelerinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek Anayasa Mahkemesinin göreviolmayıp Anayasa Mahkemesi, dava açma sürelerinin başlatıldığı tarihle ilgiliderece mahkemelerinin yorumlarının Anayasa'da güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğiniincelemektedir.
(b)İlkelerin Olaya Uygulanması
60. Başvuruya konu olayda, başvurucu 24/8/2000 tarihinde yapılantıbbi müdahalenin hatalı olduğu iddiasıyla zarara uğradığından bahisletazminata karar verilmesi istemiyle ameliyatı yapan doktorlar aleyhine 9/6/2005tarihinde yargı mercilerine başvuruda bulunmuştur. Danıştay kararında ise idarieylemler için öngörülen bir yılık süre içinde idareye başvuru yapılmadığı vegörevsiz yargı yerinde açılan davanın da bir yıllık süre içinde açılmadığıgerekçesine yer verilmiştir. Açılan tam yargı davasında Danıştay idarieylemlere ilişkin 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesindeki bir yıllık süreyibaşvurucunun ameliyat edildiği tarihten başlatmıştır.
61. Başvurucu, anılan ameliyat nedeniyle zarara uğradığını ilerisürmekle birlikte bu zararın bir yıllık dava açma süresinden sonra ortayaçıktığına veya bu zararı yeni öğrendiğine, dolayısıyla davasının süresindeolduğuna dair gerek Derece Mahkemelerindeki yargılama aşamalarında gereksebireysel başvuru aşamasında herhangi bir hususu ileri sürmemiştir. Başvurucu,anılan ameliyat nedeniyle zarara uğrayıp uğramadığını değerlendirebilmesi içinbir yıllık sürenin yeterli olmadığını da iddia etmemiştir.
62. Olayda, öngörülen kanuni süreler içinde başvurudabulunabilme imkânına sahip olan başvurucu söz konusu kurallara uygun hareketetmesine engel olacak herhangi bir durum ileri sürmediği gibi Anayasa Mahkemesitarafından da resen böyle bir durum tespit edilememiştir. Tüm bu açıklamalarışığında Danıştay Dairesinin tıbbi müdahale tarihini dava açma süresininbaşlangıcı olarak değerlendirip bu gerekçeyle davanın süre aşımı yönündenreddine dair kararı onamasının, başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelikkatı bir yorum olmadığı ve bu yorumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkınıaşırı derecede güçleştirmediği sonucuna varılmıştır.
63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişimhakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
C. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
64. Başvurucu, davasının dokuz yıl sürmesi nedeniyle makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
65. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
66. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih, sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 50, 52).
67. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
68. Başvurucunun adli yargı kolunda açtığı davada Asliye HukukMahkemesinin ilk anda davanın reddine karar vermeyip altı yıl sonra davanınesastan reddine karar verdiği dikkate alındığında adli yargı kolunda geçen-Yargıtay ve bozma sonrası aşamalarıyla birlikte- yaklaşık yedi yıllık sürenintek başına başvurucunun hatalı tutumundan kaynaklanmadığı ve her iki yargıkolunda 24/8/2000 tarihinde yapılan ameliyata ilişkin tazminat talepedildiğinden sürenin bir bütün olarak dikkate alınması gerektiğideğerlendirilmiştir.
69. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konudavanın; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterlerözellikle adli yargı mercilerince Adli Tıp Kurumuna yaptırılan bilirkişiincelemeleri dikkate alındığında davanın çözümünün belli bir süreyigerektirdiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte adli yargıda geçen yaklaşık yediyıllık sürenin somut olayın koşullarında makul olduğudasöylenemez. Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesinigerektirecek bir durum bulunmadığı ve 9/6/2005 tarihinde davanın açılmasıylabaşlayan ve 20/2/2014 tarihinde onama kararıyla sona eren 8 yıl 7 ay 11 günlükyargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varılmıştır.
70. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
71. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
72. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş veyargılamanın yenilenmesine karar verilmesini istemiştir.
73. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
74. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyleyalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvurucuya net 9.600 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
75. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddizarar arasında illiyet bağı bulunmadığından başvurucunun maddi tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. 1. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
D. Başvurucuya net 9.600 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay OnbeşinciDaire Başkanlığına gönderilmesine,
H. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 14. İdare Mahkemesinegönderilmesine,
İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
J. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA 5/7/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.