TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GÜLSEREN GÜRDAL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1115)
Karar Tarihi: 5/12/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucular
:
Gülseren Gürdal
Raziye Orçun
Fatma İnce
Elif Orçun
Cevriye Alparslan
Mehmet Ali Yalçın
Iraz Uzun
Habibe Yalçın
Turgut Isbaha
Meryem Işık
Meryem Yılmaz
Rukiye KOÇ
Gülhan Koç
İlyas Uysal
Ali Şimşek
İlyas Yalçın
Efrayim Köse
Mehmet Koç
Muhterem Şengül
Hürüye Isbaha
Ümmü Deliktaş
Havva Yalçın
Enver Köse
Havva Köse
Ganimet Uysal
Ahmet Yalçın
Fatma Demir
İbrahim Şimşek
Mehmet Isbaha
Osman Uysal
Dilek Koç
İbrahim Yalçın
Havva Serbest
Ata Şimşek
Ayşe Güler
Melek Özdil
Cennet Şimşek
Fatma Korkmaz
Fatma Şengül
Musa Ali Yılmaz
Emine Orçun
Hatice İnce
Kadir Isbaha
Mehmet Yalçın
Emine Andaç
Ahmet Ali Isbaha
Vekili
:
Av. Erhan Bora
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular 1960 yılındaaçılan hukuk davasının henüz temyiz aşamasında bulunup sonuçlanmamış olmasınedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalintespitiyle uğradıkları manevi zararın tazminine karar verilmesini talepetmişlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular, muhteliftarihlerde Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvuruların Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Komisyonlarca, AnayasaMahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralıfıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmaküzere, dosyaların Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 4/10/2013 tarihinde, başvurucularca makul sürede yargılanmahaklarının ihlal edildiği iddiasına konu edilen yargılamanın aynı davadosyasına ilişkin olduğu anlaşıldığından, 2013/1116, 2013/1117, 2013/1118,2013/1119, 2013/1120, 2013/1121, 2013/2930, 2013/2931, 2013/2932, 2013/2933,2013/2934, 2013/2935, 2013/2936, 2013/2937, 2013/2938, 2013/2939, 2013/3094,2013/3095, 2013/3096, 2013/3097, 2013/3098, 2013/3099, 2013/3100, 2013/3101,2013/3103, 2013/3105, 2013/3272, 2013/3273, 2013/3274, 2013/3275, 2013/3276,2013/3277, 2013/3278, 2013/3279, 2013/3280, 2013/4139, 2013/4140, 2013/4142,2013/4143, 2013/4144, 2013/4145, 2013/4146, 2013/4147, 2013/4148, 2013/4150 numaralıdosyaların, 2013/1115 başvuru numaralı dosya ile birleştirilerek incelenmesinekarar verilmiştir.
5. Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihinde yapılan toplantıda, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasınave bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir.
6. Adalet Bakanlığının 14/6/2013 tarihli görüş yazısı dosyaya sunulmuş ve 25/6/2013tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucular tarafındanAdalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesindekiilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Mersin ili Mut ilçesiFakırca Köyü Bük mevkiinde kain 31 ve 32 parsel sayılı taşınmazlara ilişkinolarak başvurucuların murisi tarafından 23/3/1960havale tarihli dilekçe ile el atmanın önlenmesi ve tazminat davası açılmıştır.
9. İlgili yargı çevresindeKadastro Mahkemesi kurulması nedeniyle Mut Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 30/12/1975 tarih ve E.1960/114, K.1975/362 görevsizlikkararı üzerine dosyanın Mut Kadastro Mahkemesinin E.1976/46 sırasına kaydıyapılmış, Kadastro Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda verilen23/6/1981 tarihli karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 27/9/1983 tarih veE.1983/9133, K.1983/13506 sayılı ilamı ile bozulmuştur.
10. Mut Kadastro Mahkemesincebozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde verilen 31/2/2002tarih ve E.1984/19, K.2002/9 sayılı karar, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin30/3/2004 tarih ve E.2004/575, K.2004/1189 sayılı ilamı ile ikinci defabozulmuştur.
11. Mut Kadastro Mahkemesinceikinci bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde verilen 18/5/2012 tarih ve E.2006/137, K.2012/171 sayılı karartemyiz edilmiş olup, dosya 6/11/2013 tarihinde Yargıtay 16. Hukuk DairesiBaşkanlığına gönderilmiş olmakla, dava halen temyiz mercii önünde derdesttir.
B. İlgiliHukuk
12. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanınmakul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gideryapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
13. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılıKadastro Kanunu’nun “Genelolarak görev” kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Kadastromahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veyaşerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır veölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeridavalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veyakadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, isteküzerine veraset belgesi de verebilir.”
14. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul”kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresi içinde açılacak davalar ve kadastromüdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak taşınmaz mallara ait kadastrotutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden devredilen işler hakkında davadosyası açar. İlgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro tutanakları ileuyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgilidairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflaraTebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ eder.”
15. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenarbaşlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan delilleri inceler ve 30 uncumadde hükmünce işi karara bağlar.
…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
16. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimintakdiri” kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Kadastrotutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçegösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler. Ancak hakim,kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasındaçelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleritanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.
Kadastrokomisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilendosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçınındışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayaraktaşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür.Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespitedilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararıverilir.”
17. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanunyollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı 32.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesikararları Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen taraflara tebliğ olunur.”
18. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastroharcı ve tahakkuku” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasınınson cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğinceresen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler,ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenektenkarşılanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 5/15/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların2013/1115 numaralı bireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
20. Başvurucular, murislerindenintikal eden taşınmaza ilişkin olarak Mut Kadastro Mahkemesinin E.2006/137 sayılıdosyasında yürütülen yargılamanın elli üç yıldır devam ettiğini ve taşınmazınmülkiyetine sahip olunup olunamayacağına ilişkin belirsizlik duygusuyla yaşamakdurumunda kaldıklarını, bu kapsamda yargılamanın makul sürede tamamlanmayarakAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Başvurucular Hürüye Isbaha ve Hatice İnceYönünden
21. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasadagüvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiğiiddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağankanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
22. 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasadagüvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabilir.”
23. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniylegüncel, kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”
24. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıuyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğuprotokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğiniiddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkıtanınmıştır. Ancak, 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasıgereğince, sadece ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından bireyselbaşvuruda bulunulabilecektir.
25. Anayasa ve 6216 sayılıKanun’un anılan hükümleri gözetildiğinde, bireysel başvuruda bulunacakların,başvuru konusu yaptığı kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle yakişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdurarasında şahsi ve özel bir bağ bulunması gerekir (Başvuru No:2012/95, 25/12/2012,§ 21 ).
26. Başvurucular Hürüye Isbaha ve Hatice İncetarafından, başvuruya konu Mut Kadastro Mahkemesinin E.2006/137 sayılıdosyasında yürütülen yargılamanın murislerinden intikalentakip etmekte oldukları bir yargılama olduğu beyan edilerek, makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürülmektedir. BaşvuruculardanHürüye Isbaha’nın MutKadastro Mahkemesinin E.2006/137 sayılı dosyası kapsamında tanzim edilengerekçeli kararın on üçüncü sırasında davacı olarak gösterilen Ali Isbaha’nın kızı olduğu ve bu rabıtanın başvuru formuna eklinüfus cüzdan sureti ile tevsik edildiği belirtilmekle beraber Hürüye Isbaha’nın, E.2006/137sayılı dosya davacısı Ali Isbaha’nın başvuru dosyasıkapsamında yer alan veraset ilamında mirasçılar hanesinde yer almadığı vedosyaya sunulan nüfus kayıt örneğinin baba hanesinde Ali isminin yer almasınarağmen kızlık soyadı hanesinin Tufan olarak tanzim edildiği, ayrıca yargılamaevrakı kapsamında da belirtilen başvurucunun kimlik bilgisine ve taraf kaydınarastlanılmadığı gibi, başvurucu tarafından iddia edilen mirasçılık rabıtasınıtevsik edecek başka herhangi bir kayıt da ibraz edilmediği anlaşılmaktadır.Benzer şekilde başvuruculardan Hatice İnce’nin Mut Kadastro MahkemesininE.2006/137 sayılı dosyası kapsamında tanzim edilen gerekçeli kararın yedincisırasında davacı olarak gösterilen Fatma Şimşek’in kızı olduğu ve bu ilişkininbaşvuru formuna ekli nüfus cüzdan sureti ile tevsik edildiği belirtilmekleberaber, ilgili dosya davacısı Fatma Şimşek’in başvuru dosyası kapsamında yeralan veraset ilamında Hatice İnce’nin, mirasçılar hanesinde yer almadığı vedosyaya sunulan nüfus kayıt örneğinin anne adı hanesinde başvurucunun iddiasınaaykırı olarak Havva isminin yer aldığı, ayrıca yargılama evrakı kapsamında dabelirtilen başvurucunun kimlik bilgisine ve taraf kaydına rastlanılmadığı gibi,başvurucu tarafından iddia edilen mirasçılık rabıtasını tevsik edecek başkaherhangi bir kayıt da ibraz edilmediği görülmektedir.
27. Açıklanan nedenlerle, makulsürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri süren başvurucuların,başvuru konusu yargılama dosyasında taraf veya müdahil sıfatı bulunmadığı, buaçıdan başvuruya konu yapılan yargılama faaliyeti nedeniyle güncel ve kişiselbir hakkının doğrudan etkilenmediği anlaşıldığından, başvurucular Hürüye Isbaha ve Hatice İnce’ninbaşvurusunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “kişi bakımından yetkisizlik” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Diğer Başvurucular Yönünden
28. Başvurucular, somutbaşvuruya ilişkin olarak ilk derece mahkemesince yapılan yargılamayısonlandırır nitelikte bir karar mevcut olmadığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) kararlarında da belirtildiği üzere makul sürede yargılama yapılmamasıiddiasına dayanan başvurular açısından başvuru yollarının tüketilmesi şartınınaranamayacağını, zira başvurunun esasen yargılamanın nihayete ulaştırılamamasınedenine dayandığını belirtmişlerdir.
29. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme hususunda zamanbakımından yetkisinin 23/9/2012 tarihinden sonrakesinleşen nihai işlem ve eylemlere ilişkin başvuruları kapsadığı belirtilerek,Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihine kadarbaşvuruya konu yargılamanın yaklaşık elli iki yıldır devam etmekte olduğunun vehalen kanun yolu mahkemesi önünde derdest olduğunun kabul edilebilirlikincelemesinde nazara alınması gerektiği bildirilmiştir.
30. 6216 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem vekararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”
31. Anılan hüküm uyarıncaAnayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012tarihi olup, Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukukgüvenliği ilkesinin bir gereğidir. Bu nedenle Mahkeme, ancak bu tarihten sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularıinceleyebilecektir.
32. Başvuru konusu dava, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’denönce açılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla,başvurunun incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisidâhilindedir.
33. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasadagüvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiğiiddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağankanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
34. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
35. Belirtilen hükümleruyarınca, bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olanişlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmektedir. (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 19, 20; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26). Ancak, başvuru yollarının tüketilmesi ilkesinin mutlak şekildeuygulanması temel hak ve özgürlüklerin etkin kullanımını ve korunmasınıengelleyecek olup, devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesişartının aranması, makul sürede yargılama yapma yükümlülüğüne aykırıdavranılması nedeniyle meydana gelen sonuçları ortadan kaldırmayacağından, budurum başvuru yollarının tüketilmesi kuralının istisnalarından birini teşkiletmektedir. Makul sürede yargılama yapma yükümlülüğünün yerine getirilmediğiiddiasını içeren başvurular açısından, yalnızca yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleştirilmesini temin eden, bir başka ifade ile yargılamanınuzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makul sürede yapılmamasısonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici nitelik taşıyan bir idariveya yargısal başvuru yolunun var olması halinde, bireysel başvurudabulunulmadan önce bu başvuru yolunun tüketilmesi şartı aranacaktır. Ancakhukuk sistemimizde, belirtilen etkiye sahip etkin bir başvuru yolu bulunmadığıanlaşıldığından, başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilirniteliktedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 27, 28).
36. Açıklanan nedenlerle, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
37. Başvurucular, murislerindenintikal eden taşınmaza ilişkin olarak Mut Kadastro Mahkemesinin 2006/137 esassayılı dosyasında yürütülen yargılamanın elli üç yıldır devam ettiğini vetaşınmazın mülkiyetine sahip olunup olunamayacağına ilişkin belirsizlikduygusuyla yaşamak durumunda kaldıklarını, bu kapsamda yargılamanın makulsürede tamamlanmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
38. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, makul süreye ilişkin değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan 23/9/2012’densonraki sürenin nazara alınması, ancak bu tarihten önceki yargılama süresininde sürenin makul olma niteliği değerlendirilirken AİHMiçtihadına paralel olacak şekilde göz önünde bulundurulması ve sürenin makulolup olmadığı hususunda AİHM tarafından geliştirilen kriterler de dikkatealınmak suretiyle, başvuruya konu elli üç yılı aşkın yargılama süresinin makulolup olmadığının tespit edilmesi yönünde beyanda bulunulduğu anlaşılmıştır.
39. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasave Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasınıiçeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B.No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18)
40. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
41. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
42. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
43. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’ninlafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
44. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır.
45. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
46. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 41–45).
47. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tekbaşına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarınınayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
48. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
49. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, iki adet taşınmaz hakkında genel yetkili mahkemelerde açılanmüdahalenin meni davasının kadastro tespit çalışmaları nedeniyle kadastromahkemesine devredildiği görülmekle, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’dayer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medenihak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 49).
50. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 23/3/1960tarihidir.
51. Başvuruya konu dava,başvurucuların miras bırakanlarından intikalle takip etmekte oldukları biruyuşmazlık olup, bu yönüyle makul süre değerlendirmesi bakımından dikkatealınacak sürenin başlangıç anı, mirasçıların yargılamaya katıldıkları an değil,somut olayda muris açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıçanıdır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Cocchiarella/İtalya, B. No: 64886/01, 29/3/2006, § 113; Namlıve Diğerleri/Türkiye, B. No: 51963/99, 23/5/2007, § 17-19; M. Ö./Türkiye, B. No:21136/95, 19/5/2005,§ 25).
52. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilmekle beraber, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisini belirleyen hükümlerin, olay veolguların meydana geldiği tarihi değil, hak ihlali oluşturan işlem ve eylemlerekarşı başvurulabilecek kanun yollarının tüketildiği, yani işlem veya kararınkesinleştiği tarihi esas aldığı görülmektedir. Dolayısıyla, bir hak ihlaliiddiasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamına giripgirmediği noktasında dikkat edilecek husus, başvuruya konu işlem veya eyleminmeydana geliş tarihi değil, bu işlem veya eyleme karşı müracaat edilen kanunyollarından sonra verilen kararın kesinleşme tarihidir. Bu çerçevede 23/9/2012 tarihinden önce açılmış ve bu tarih itibariylederdest olan davalarla ilgili olarak yapılan makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasını konu alan şikayetlerde dikkate alınacak süre,belirtilen tarihten sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihindenitibaren geçen süredir. Dolayısıyla, 23/9/2012tarihinde derdest olmak şartıyla uyuşmazlığın başladığı tarihten, sona erdiğiveya halen devam ediyorsa Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu karara bağladığıtarihe kadar geçen süre dikkate alınacaktır. Başvuru konusu yargılamanın,Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcını teşkil eden 23/9/2012 tarihinden önce başlamış olduğu, başvuru tarihiitibarıyla yaklaşık elli üç yıllık bir süredir devam ettiği ve belirtilen tarihitibarıyla halen derdest olduğu anlaşılmakla, somut başvuruya ilişkin olarakyapılacak makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak sürenin başlangıcı,davanın ikame edildiği tarih olan 23/3/1960 tarihidir (B. No: 2012/13, § 51,2/7/2013).
53. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.No: 2012/13, § 52, 2/7/2013).
54. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta iki adet taşınmazailişkin müdahalenin meni ve kesilmek suretiyle müdahale edilen ağaçbedellerinin tazmini talebine ilişkin olduğu, Mut Asliye Hukuk MahkemesininE.1960/114 sırasına kaydı yapılan davanın 23/3/1960tarihli tensip zaptı sonrasında yetmişi aşkın duruşma yapıldığı, yargılamasürecinde müteaddit defa müzekkere masraflarının ikmali ve muhtelif konulardabeyanda bulunulması hususunda taraflara kesin olmayan nitelikte sürelerverildiği, birçok defa dosyanın kapsamlı olmasından bahisle tetkike alındığı veon beş yılı aşkın süre hükme bağlanmayan yargılamanın 4/11/1975 tarihlicelsesinde taraf vekillerince dava konusu taşınmazlara ilişkin kadastro tespittutanağı düzenlendiğinin beyan edilmesi üzerine, belirtilen hususun tetkikisonrasında Mahkemenin 30/12/1975 tarih ve E.1960/114, K.1975/362 sayılıkararıyla Kadastro Mahkemesi lehine görevsizlik kararı verildiğianlaşılmaktadır.
55. Görevsizlik kararısonrasında Mut Tapulama Mahkemesinin E.1976/46 sırasına kaydı yapılan dosyayailişkin olarak 1/7/1976 tarihinde tanzim edilen tensipzaptı sonrasında otuz yedi duruşma yapıldığı, belirtilen esas üzerindeyürütülen yargılama sürecinde ilgili yargılama evrakının çeşitli kurumlardankısım kısım talep edildiği, taraf vekilimazeretlerinin müteaddit defa kabul edilerek yargılamanın tehir edildiği, yinebir çok defa taraf vekillerine vekaletname ibrazı ve taraflara vekil tayinetmek üzere kesin mahiyette olmayan süreler verildiği, benzer şekilde taraflaradosya kapsamındaki evrakı incelemek ve dosya hakkında beyanda bulunmak üzeresüreler verildiği, 11/6/1981 tarihinde icra edilmesine karar verilen keşif içinmasraf yatırılmadığı belirtilerek 23/6/1981 tarihli celsede dava konusutaşınmazların tespitine yapılan itirazın reddedilerek taşınmazların hazineadına tesciline karar verildiği görülmektedir.
56. 15/7/1982 tarihinde temyizincelemesi için Yargıtaya gönderilen dava dosyası8/12/1982 tarihinde evrak eksikliği nedeniyle geri çevrilmiş, ilgili hususunikmali üzerine temyizen incelenen ilk dereceMahkemesi kararı, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 29/7/1983 tarih ve E.1983/9133,K.1983/13506 sayılı kararı ile, Mut Asliye HukukMahkemesince verilen 30/12/1975 tarih ve E.1960/114, K.1975/362 sayılıgörevsizlik kararının davanın taraflarına tebliğ edilerekkesinleştirilmediğinden bahisle bozulmuştur.
57. Bozma kararı sonrası MutKadastro Mahkemesinin E.1984/19 sırasına kaydı yapılan dosyanın 8/3/1984 tarihli tensip zaptı sonrasında, bozma ilamıdoğrultusunda Mut Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararınınkesinleştirilmesi ve tebligat işlemlerinin yapıldığı ve belirtilen hususlarınikmal edildiği 27/12/1985 tarihli celsede keşif ara kararı verildiği,belirtilen keşif ara kararının icra edilmemesinin ardından verilen yirmi dörtkeşif ara kararının da icra edilmediği, ilk keşif ara kararından yaklaşık altıyıl yedi ay sonra 21/7/1992 tarihinde keşfin icra edildiği, ancak yapılan keşiftedava konusu taşınmazların yerinin belirlenemediğinden bahisle yeniden keşificrası hususunda verilen dört ara kararın da yerine getirilmediği, 23/9/1993tarihinde dava konusu taşınmazlarda yeniden keşif icra edildiği, ancak yapılankeşifte dinlenilen mahalli bilirkişi ve tanık anlatımlarıyla tespitbilirkişilerinin beyanları arasında çelişki bulunduğundan bahisle 4/4/1995tarihli celsede yeniden keşif ara kararı verildiği, verilen on sekiz keşif arakararının yerine getirilmemesi akabinde ve 4/4/1995 tarihli celseden yaklaşıküç yıl bir ay sonra 4/5/1998 tarihinde dava konusu taşınmazlarda yeniden keşifyapıldığı, yapılan keşif sonrasında bir kısım komşu taşınmaza ait tespittutanakları ve dayanak kayıtlarının talep edilmesi akabinde 3/12/1998 tarihli celsededavaya konu taşınmazların sınırında eylemli durumda Göksu ırmağının yer aldığıve daha önce yapılan keşiflerde jeolog bilirkişi marifetiyle Kıyı Kanununa göregerekli araştırmanın yapılmadığı belirtilerek yeniden keşif icrasına kararverildiği, verilen on altı adet keşif ara kararının yerine getirilmediği ikiyıl dokuz aylık zaman dilimini takiben 14/9/2001 tarihinde keşfin icra edildiğianlaşılmaktadır. Belirtilen hususların yanı sıra, birçok defa dosyanın tetkikealındığı, keşiflerin icra edilmediği süreçlerde taraf vekili mazeretlerininkabul edildiği ve yapılan keşifler sonucu ibraz edilmeyen bilirkişi raporlarıakıbetlerinin beklenildiği tespit edilen yargılama neticesinde Mahkemenin 31/2/2002 tarih ve E.1984/19, K.2002/9 sayılı kararıyla davakonusu taşınmazlardan 32 parsel sayılı taşınmaz ile 31 parsel sayılı taşınmazınbilirkişi raporlarında belirtilen iki ayrı bölümünün başvurucular murisleriadına, 31 parsel sayılı taşınmazın bakiye kısmının ise hazine adına tescilinekarar verilmiştir.
58. İlk derece Mahkemesi kararı 21/2/2002 tarihinde temyiz edilmiş, taraflara tebligatyapılması işlemlerinin tamamlanması akabinde 20/2/2004 tarihinde temyizincelemesi için Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Başkanlığına gönderilmiştir. Yargıtay7. Hukuk Dairesinin 30/3/2004 tarih ve E.2004/575, K.2004/1189 sayılı kararı ile, Mut Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı ileaktarılan E.1960/114 sayılı dosyasında taraf sıfatı bulunan şahıslarınE.1984/19 sayılı dosya kapsamında da taraf olmaları gerektiğinden bahisle ilkderece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
59. Bozma ilamı sonrasında MutKadastro Mahkemesinin E.2006/137 sırasına kaydı yapılan davanın 25/4/2006 tarihli tensip zaptı sonrasında 28/3/2012 tarihlicelseye kadar toplam otuz iki duruşma yapıldığı ve bozma ilamı nazara alınaraktaraf teşkili sağlanmaya çalışıldığı, bu süreçte bir çok defa taraf vekilimazeretlerinin kabul olunduğu ve dosyanın müteaddit defa tetkike alındığı,taraf teşkilinin tamamlanmasının akabinde dosyanın kapsamlı olduğu belirtilerekincelemeye alındığı celse sonrasında, Mahkemenin 28/3/2012 tarih ve E.2006/137,K.2012/171 sayılı kararı ile bir önceki karar doğrultusunda hüküm kurulduğu vekarar temyiz edilmekle 6/11/2013 tarihinde Yargıtay 16. Hukuk Dairesi Başkanlığınagönderilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
60. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, özellikle bir takım yargılama evrakının ilgili kurumlardankısım kısım talep edildiği, ara karar gereklerininyerine getirilmediği muhtelif celselerde taraf vekillerinin mazeretlerininkabulüne dair karar tesisi ile yetinildiği, celse harcı tayini gibi usuli imkanların yargılamamakamlarınca kullanılmadığı, bazı usuli işlemlerinikmali veya dosya hakkında beyanda bulunmak üzere taraflara ve tarafvekillerine defalarca kesin olmayan mahiyette süreler verilerek başka usuli işlem yapılmadığı anlaşılmaktadır. 3402sayılı Kanun’da açıkça; ilgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastrotutanakları ile uyuşmazlığın çözülmesine etkili olabilecek kayıt ve diğerbilgilerin ilgili dairelerden getirtileceği, hâkimin duruşma gününü taraflararesen tebliğ edeceği, kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılacağı ve taraflardan hiç birinin gelmemesi durumunda dahi dosya işlemden kaldırılmayarak,toplanması mümkün olan delillerin incelenmesi suretiyle uyuşmazlığın kararabağlanacağı, kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahallimahkemelerden devredilen dosyaların içeriğinden malik tespiti yapılamadığı veyadava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığıtakdirde, hâkimin resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malınkimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlü olduğu, taşınmaz malınölü bir şahsa ait olduğunun anlaşılması ve mirasçılarının da tespit edilememesidurumunda ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararıverileceği, kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıklar çözümlenebileceğigibi, istek üzerine veraset belgesi de verilebileceği ve 3402 sayılı Kanungereğince resen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zarurigiderlerin, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulanödenekten karşılanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 30. maddesiuyarınca, hâkimin resen delil toplama ve davanın esasıyla ilgili karar almakiçin bunları inceleme yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca anılan Kanun’un 32. maddesihükmüne göre kadastro mahkemesi kararlarının resen taraflara tebliğ edilmesiimkânı vardır. Esasen Devletin tapu kayıtlarının tutulmasındaki sorumluluğununbir gereği olan bu hükümlerin, kadastro mahkemesinde görülen yargılamalarailişkin birçok usuli işlemin resen yapılmasınıöngörmekle, aynı zamanda yargılamanın mümkün olduğunca kısa bir süre içerisindegerçekleştirilmesi amacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır.
61. Belirtilen hükümlere rağmen,Mahkemece defalarca taraf vekillerine tebligat ve keşif masraflarının ikmali,davaya dâhil edilmesi gereken şahısların adres tespiti ve yargılama sırasındavefat ettiği anlaşılan tarafların veraset ilamlarının dosyaya ibraz edilmesihususunda süreler verildiği, verilen yaklaşık altmış keşif ara kararınınmüracaat yokluğu, mahkemenin keşif ve duruşmalarının yoğun olması ile keşifmasrafının ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği, Mahkemeninveraset ilamı tanzim yetkisi bulunmasına rağmen vefat eden dava taraflarına aitveraset ilamlarının ibrazı hususunda taraf vekillerine mehil verildiği ve buuygulamanın davada yer alan taraf sayısı da nazara alındığında yargılamanınuzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
62. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu yargılamanın iki adet taşınmazın malikininbelirlenmesine ilişkin bir uyuşmazlık olduğu, davanın taraflarında yüzü aşkınkişinin bulunduğu, yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilafolması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerinigerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılamasürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrıdeğerlendirildiğinde, özelikle büyük bir bölümü Kadastro Mahkemesinde geçenyargılama sürecinde, Kadastro Mahkemesinde tatbiki gereken yargılamayıhızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilenara kararların birçoğunda taraflara usul hükümlerine aykırı şekilde sürelerverilerek, yapılması gereken işlemlerin müracaat yokluğu ve masraf ikmaledilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği, bunun yanı sıra muhtelif defadosyanın tetkike alındığı anlaşılmaktadır.
63. 3402 sayılı Kanun’da yeralan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulamaalanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konualan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
64. Özellikle büyük bir bölümüKadastro Mahkemesinde geçen somut yargılama açısından dava malzemesinintaraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında,yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün dahadikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No: 2012/12, § 58, 17/9/2013; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ümmühan Kaplan/Türkiye, B. No: 24240/07,20/3/2012, § 22; Veli Uysal/Türkiye,B. No: 57407/02, 4/3/2008; Namlı veDiğerleri/Türkiye, B. No: 51963/99, 23/5/2007; Nalbant/Türkiye, B. No: 61914/00, 10/8/2006).
65. Yargılama sürecindebaşvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem vedavranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabuledilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuliimkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğubulunmaktadır. Bu kapsamda, başvurucular vekili de dahilolmak üzere taraf vekillerince muhtelif celselerde mazeret dilekçelerisunulduğu görülmekle birlikte, yukarıda belirtilen özel usul hükümlerinedeniyle başvurucuların tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisiolduğu tespit edilememiştir.
66. Davada yer alan kişi sayısıve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliğibaşvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davayabütün olarak bakıldığında söz konusu elli dört yıllık yargılama sürecinde makulolmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
67. Açıklanan nedenlerle,başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
68. Başvurucular, yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle uğradıkları manevi zararın tazminiiçin her bir başvurucu lehine 40.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinitalep etmişlerdir.
69. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucuların tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.
70. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
71. Başvurucuların tarafıoldukları uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık elli dört yıllık yargılama süresi nazaraalındığında, başvurucuların yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle vebaşvurucuların yargılamayı murislerinden intikalle takip etmekte oldukları danazara alınarak, başvurucuların yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında, başvuruculardan Gülseren Gürdal’a 750,00 TL;Musa Ali Yılmaz, Fatma Korkmaz, İlyas Uysal ve Cevriye Alparslan’a ayrı ayrı1.750,00 TL; Raziye Orçun, Ahmet Ali Isbaha ve EmineAndaç’a ayrı ayrı 1.500,00 TL; Habibe Yalçın, Havva Köse, Ayşe Güler, EnverKöse, Efrayim Köse ve Muhterem Şengül’e ayrı ayrı500.00 TL; Mehmet Isbaha, Kadir Isbaha,Turgut Isbaha, Havva Serbest, Fatma Demir, ElifOrçun, Mehmet Yalçın, Ahmet Yalçın, İbrahim Yalçın, İlyas Yalçın, Mehmet AliYalçın ve Meryem Işık’a ayrı ayrı 1.000,00 TL; Melek Özdil, Dilek Koç,Gülhan Koç, Ganimet Uysal,Cennet Şimşek, Ata Şimşek ve Ali Şimşek’e ayrı ayrı 250,00 TL; Mehmet Koç, Iraz Uzun, Havva Yalçın ve Rukiye Koç’a ayrı ayrı 2.000,00TL; Osman Uysal, Fatma Şengül, İbrahim Şimşek, Fatma İnce, ÜmmüDeliktaş, Meryem Yılmaz ve Emine Orçun’a ayrı ayrı 1.250,00 TLmanevitazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
72. Başvurucular tarafından ayrıayrı yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtanoluşan yargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine ve belirtilenbaşvuruculara 2.640,00 TL vekâlet ücretinin müştereken ödenmesine kararverilmesi gerekir.
73. Başvuruya konu yargılamanınyaklaşık elli dört yıl sürdüğü ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkınıihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan biryargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğüzararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısasürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın birörneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvuruculardan Hürüye Isbaha ve Hatice İnce’nin makul sürede yargılanmahaklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının “kişi bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
B. Başvurucular Gülseren Gürdal, Raziye Orçun, Fatma İnce, ElifOrçun, Cevriye Alparslan, Mehmet Ali Yalçın, IrazUzun, Habibe Yalçın, Turgut Isbaha, Meryem Işık,Meryem Yılmaz, Rukiye KOÇ, Gülhan Koç, İlyas Uysal, Ali Şimşek, İlyas Yalçın, Efrayim Köse, Mehmet Koç, Muhterem Şengül, Ümmü Deliktaş, Havva Yalçın, Enver Köse, Havva Köse,Ganimet Uysal, Ahmet Yalçın, Fatma Demir, İbrahim Şimşek, Mehmet Isbaha, Osman Uysal, Dilek Koç, İbrahim Yalçın, HavvaSerbest, Ata Şimşek, Ayşe Güler, Melek Özdil, Cennet Şimşek, Fatma Korkmaz,Fatma Şengül, Musa Ali Yılmaz, Emine Orçun, Kadir Isbaha,Mehmet Yalçın, Emine Andaç ve Ahmet Ali Isbaha’nınmakul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Başvuruculardan Gülseren Gürdal’a 750,00 TL; Musa Ali Yılmaz,Fatma Korkmaz, İlyas Uysal ve Cevriye Alparslan’a ayrı ayrı 1.750,00 TL; RaziyeOrçun, Ahmet Ali Isbaha ve Emine Andaç’a ayrı ayrı1.500,00 TL; Habibe Yalçın, Havva Köse, Ayşe Güler, Enver Köse, Efrayim Köse ve Muhterem Şengül’e ayrı ayrı 500.00 TL;Mehmet Isbaha, Kadir Isbaha,Turgut Isbaha, Havva Serbest, Fatma Demir, ElifOrçun, Mehmet Yalçın, Ahmet Yalçın, İbrahim Yalçın, İlyas Yalçın, Mehmet AliYalçın ve Meryem Işık’a ayrı ayrı 1.000,00 TL; Melek Özdil, Dilek Koç,Gülhan Koç, Ganimet Uysal,Cennet Şimşek, Ata Şimşek ve Ali Şimşek’e ayrı ayrı 250,00 TL; Mehmet Koç, Iraz Uzun, Havva Yalçın ve Rukiye Koç ayrı ayrı 2.000,00TL; Osman Uysal, Fatma Şengül, İbrahim Şimşek, Fatma İnce, ÜmmüDeliktaş, Meryem Yılmaz ve Emine Orçun’a ayrı ayrı 1.250,00 TL manevi TAZMİNATÖDENMESİNE,
E. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
F. Başvurucular Gülseren Gürdal, Raziye Orçun, Fatma İnce, ElifOrçun, Cevriye Alparslan, Mehmet Ali Yalçın, IrazUzun, Habibe Yalçın, Turgut Isbaha, Meryem Işık,Meryem Yılmaz, Rukiye KOÇ, Gülhan Koç, İlyas Uysal, Ali Şimşek, İlyas Yalçın, Efrayim Köse, Mehmet Koç, Muhterem Şengül, Ümmü Deliktaş, Havva Yalçın, Enver Köse, Havva Köse, GanimetUysal, Ahmet Yalçın, Fatma Demir, İbrahim Şimşek, Mehmet Isbaha,Osman Uysal, Dilek Koç, İbrahim Yalçın, Havva Serbest, Ata Şimşek, Ayşe Güler,Melek Özdil, Cennet Şimşek, Fatma Korkmaz, Fatma Şengül, Musa Ali Yılmaz, EmineOrçun, Kadir Isbaha, Mehmet Yalçın, Emine Andaç,Ahmet Ali Isbaha tarafından ayrı ayrı yapılan 198,35TL harçtan oluşan yargılama giderinin ayrı ayrı BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE vebelirtilen başvuruculara 2.640,00 TL vekâlet ücretinin müştereken ödenmesine,
G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
H. Başvurucular Hürüye Isbaha ve Hatice İnce tarafından yapılan yargılamagiderlerinin, belirtilen başvurucular üzerinde bırakılmasına,
İ. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
5/12/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.