TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GÜLŞİN ORAL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6129)
Karar Tarihi: 16/9/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Gülşin ORAL
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, öğretim görevlisiolarak çalışılan fakültede mobbinge maruz kalınmaiddiasıyla yapılan suç duyurusu üzerine verilen men-i muhakeme kararı nedeniyleAnayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan hakların ihlaledildiği iddiaları hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 5/8/2013 tarihindeİzmir Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön inceleme neticesinde başvurunun, Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına9/1/2014 tarihinde karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu Dokuz EylülÜniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümünde öğretimgörevlisidir.
6. Başvurucu, 2010-2011 öğretimyılında gireceği derslerin hukuka aykırı olarak elinden alındığı iddiasıylaİzmir 3. İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Anılan Mahkemenin 23/12/2010tarihli ve E.2010/1601 sayılı kararıyla yürütmenin durdurulmasına; 6/4/2011tarihli ve E.2010/1601, K.2011/79 sayılı kararıyla başvurucudan alınanderslerin öğretim üyesi S. K. Y.ye devredildiği, bu kişiye lisans ve yükseklisansta toplamda fazla ders görevi verildiği, bu kişinin daha önce yürüttüğüderslerin ise üniversite dışından ek ders saat ücreti karşılığında A. Ö. isimlikişiye verildiği, başvurucunun sicil raporlarının tümünün olumlu olduğu ayrıcaeğitim öğretim çalışmalarını gereği gibi yerine getirmediği ve başarısız olduğuyolunda somut herhangi bir bilgi ve belgenin sunulamadığı, bu nedenlebaşvurucuya ders görevi verilmemesine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğugerekçesiyle yapılan işlemin iptaline karar verilmiştir. Anılan karar, Danıştay8. Dairesinin 20/11/2014 tarihli ve E.2011/6065, K.2014/8944 sayılı kararıylaonanmıştır. İdare tarafından karar düzeltme yoluna başvurulmuş, talep hakkındahenüz bir karar verilmemiştir.
7. Başvurucu anılan davadaverilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarının idare tarafındanuygulanmadığını, kendisine ders görevi verilmediğini belirterek yargıkararlarının uygulanmaması nedeniyle İzmir 3. İdare Mahkemesinde manevitazminat davası açmıştır. Mahkeme, yargı kararlarının yerine getirilmediğininsabit olduğu gerekçesiyle 10/4/2013 tarihli ve E.2011/1454, K.2013/465 sayılıkararla davanın kabulüne, başvurucuya 11.000 TL manevi tazminat ödenmesinehükmetmiştir. Davalı idarenin itiraz başvurusu üzerine, İzmir Bölge İdareMahkemesinin 1/10/2013 tarihli ve E.2013/5526, K.2013/4959 sayılı kararındabaşvurucuya 2.000 TL tazminat ödenmesinin yeterli olacağı gerekçesiyle itirazınkısmen reddi ile kararın 2.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesineilişkin kısmının onanmasına, itirazın kısmen kabulü ile manevi tazminatisteminin 9.000 TL’lik kısmına ilişkin davanın reddine hükmedilmiştir.Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Mahkemenin 15/1/2014 tarihli kararıylareddedilmiştir.
8. Başvurucunun 2011 yılısicili orta olarak düzenlenmiş, bu işleme karşı açtığı dava sonucunda İzmir 3.İdare Mahkemesinin 16/12/2013 tarihli ve E.2012/2116, K.2013/2076 sayılıkararıyla sicilin orta olarak düzenlenmesi işlemi iptal edilmiştir. Yinebaşvurucunun 2012 yılı sicili orta olarak düzenlenmiş; anılan işlem, İzmir 3.İdare Mahkemesinin 16/5/2013 tarihli ve E.2012/2117, K.2013/692 sayılıkararıyla iptal edilmiştir.
9. Başvurucu, Dokuz EylülÜniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Başkanı M. T.hakkında yargı kararlarını yerine getirmeyerek görevini kötüye kullandığıiddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğünün28/6/2011 tarihli işlemiyle itiraza ilişkin men-i muhakeme kararı verilmiştir.Başvurucunun itirazı üzerine Danıştay Birinci Dairesinin 24/11/2011 tarihli veE.2011/1429, K.2011/1874 sayılı kararıyla men-i muhakeme kararının bozulmasına,şüphelinin yargılanmasının gerekliliğine ve eylemine uyan 26/9/2004 tarihli ve5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesi gereğince yargılanmasına kararverilmiştir. İzmir 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 28/5/2012 tarihli ve E.2012/69,K.2012/825 sayılı kararıyla sanık M. T.nin başvurucu lehine verilen yargıkararlarını uygulamadığı, sanığın bu suretle görevi kötüye kullanma suçunuişlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle adli para cezasıyla cezalandırılmasınakarar verilmiştir. Bu karar, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 28/5/2014 tarihlikararıyla onanmıştır.
10. Başvurucu, aynı şikâyetleFakülte Yönetim Kurulu Üyesi ve Bölüm Ana Sanat Dalı Başkanı S. K. Y. hakkındaİzmir Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçeyle ilgilinin görev veyetkilerini kötüye kullanılması suretiyle lehine olan yargı kararlarının kastenve keyfî olarak etkisiz kılınmaya çalışıldığını belirterek suç duyurusundabulunmuştur.
11. İzmir CumhuriyetBaşsavcılığının 8/10/2012 tarihli ve 2012/1896 sayılı evrakı kapsamındagörevsizlik kararı verilerek dosya, soruşturmayı yürütmekle yetkili Dokuz EylülÜniversitesi Rektörlüğüne gönderilmiştir.
12. 4/11/1981 tarihli ve 2547sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca açılan ceza soruşturmasısonucunda Dokuz Eylül Üniversitesi Ceza Kurulunun 12/2/2013 tarihli ve 2013/03sayılı kararı ile soruşturma konusu suçununsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından son soruşturma açılmasına mahalolmadığına, men-i muhakeme kararının incelenmek üzere Danıştay Birinci DairesiBaşkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
13. Danıştay Birinci Dairesinin16/5/2013 tarihli ve E.2013/499, K.2013/671 sayılı kararı ile dosyadaki bilgi ve belgelere göre mevcut delillerinatılı suçlardan dolayı şüpheli hakkında kamu davası açılmasını gerektireceknitelikte olmadığı anlaşıldığından Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğünceoluşturulan Yetkili Kurulun 12/2/2013 tarihli men-i muhakeme kararınınonanmasına karar verilmiştir.
14. Bu karar 12/7/2013 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 5/8/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmayayer olmadığına dair karar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Cumhuriyetsavcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüpheoluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmamasıhâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarargören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir.Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”
17. 2547 sayılı Kanun’un “Genel esaslar” kenar başlıklı 53. maddesinin(c) fıkrasının (1), (2), (3) ve (4) numaralı bentleri şöyledir:
“c. (Değişik: 14/4/1982 - 2653/3 md.)Ceza soruşturması usulü:
Yükseköğretimüst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadroluve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlarının görevleridolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülensuçlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:
(1) İlksoruşturma:
YükseköğretimKurulu Başkanı için, kendisinin katılmadığı, Milli Eğitim Bakanının başkanlığındakibir toplantıda, Yükseköğretim Kurulu üyelerinden teşkil edilecek en az üçkişilik bir kurulca, diğerleri için, Yükseköğretim Kurulu Başkanınca veya diğerdisiplin amirlerince doğrudan veya görevlendirecekleri uygun sayıdasoruşturmacı tarafından yapılır.
Öğretimelemanlarından soruşturmacı tayin edilmesi halinde, bunların, hakkında soruşturmayapılacak öğretim elemanının akademik unvanına veya daha üst akademik unvanasahip olmaları şarttır.
(2) Sonsoruşturmanın açılıp açılmamasına;
a) YükseköğretimKurulu Başkan ve üyeleri ile Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyelerihakkında Danıştayın 2 nci Dairesi,
b) Üniversiterektörleri, rektör yardımcıları ile üst kuruluş genel sekreterleri hakkında,Yükseköğretim Kurulu üyelerinden teşkil edilecek üç kişilik kurul,
c) Üniversite,fakülte, enstitü ve yüksekokul yönetim kurulu üyeleri, fakülte dekanları vedekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ve yardımcıları ileüniversite genel sekreterleri hakkında, rektörün başkanlığında rektörcegörevlendirilen rektör yardımcılarından oluşacak üç kişilik kurul,
d) Öğretimelemanları, fakülte, enstitü ve yüksekokul sekreterleri hakkında üniversiteyönetim kurulu üyeleri arasından oluşturulacak üç kişilik kurul,
e) 657 sayılıDevlet Memurları Kanununa tabi memurlar hakkında,mahal itibariyle yetkili il idare kurulu,
Karar verir.
f) YükseköğretimKurulu ile üniversite yönetim kurullarınca oluşturulacak kurullardagörevlendirilecek asıl ve yedek üyeler bir yıl için seçilirler. Süresi sonaerenlerin tekrar seçilmeleri mümkündür.
(3) Sonsoruşturmanın açılıp açılmamasına karar verecek kurullar üye tamsayısı ile toplanır.Kurullara ilk soruşturmayı yapmış olan üyeler ile haklarında karar verileceküyeler katılamazlar. Noksanlar yedek üyelerle tamamlanır. Diğer hususlarda buKanunun 61 inci maddesi hükümleri uygulanır.
(4) Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme KuruluBaşkan ve üyeleri hakkında Danıştayın 2 nci Dairesinde verilen lüzum-umuhakeme kararına itiraz ile men-i muhakeme kararlarının kendiliğindenincelenmesi Danıştayın İdari İşler Kuruluna aittir.Diğer kurullarca verilen lüzum-u muhakeme kararına ilgililerce yapılacak itirazile men-i muhakeme kararları kendiliğinden Danıştay 2 nci Dairesince incelenerek karara bağlanır. Lüzum-umuhakemesi kesinleşen Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme KuruluBaşkan ve üyelerinin yargılanması Yargıtay ilgili ceza dairesine, temyizincelemesi Ceza Genel Kuruluna, diğer görevlilerin yargılanmaları suçunişlendiği yer adliye mahkemelerine aittir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
18. Mahkemenin 16/9/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 5/8/2013 tarihli ve 2013/6129numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
19. Başvurucu, 2009-2010 öğretimyılı başında maaş karşılığı yürüttüğü derslerin fakülte yönetimi tarafındankendisinden alınarak hakkında suç duyurusunda bulunduğu S. K. Y. isimli öğretimgörevlisine ek ders karşılığı verildiğini, tarafına ders görevi verilmemesineilişkin işleme karşı açtığı davanın lehine sonuçlanmasına rağmen kararın ilgiliöğretim üyesinin de etkisiyle iki yıl boyunca uygulanmadığını, aynı zamandaFakülte Yönetim Kurulu Üyesi ve Ana Sanat Dalı Başkanı olan öğretim üyesinin,yargı kararının uygulanmaması amacıyla şahsının görev süresinin uzatılmamasınayönelik olumsuz görüşlerinin ve raporunun bulunduğunu, verebileceği derslerinprogramdan kaldırılmasına bu kişinin neden olduğunu ve buna benzer birtakım mobbing uygulamalarına maruz kaldığını, belirtilen eylemlernedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine ilgili hakkında men-i muhakeme kararıverildiğini ve bu kararın da onanarak kesinleştiğini, somut delillerbulunmasına rağmen ilgilinin yargılanmasının engellendiğini, bu şekilde hakkınıaramaktan mahrum bırakıldığını beyan ederek Anayasa’nın 5., 10., 11., 12., 17.,36. ve 125. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
20. Başvuru formu ve ekleriincelendiğinde başvurucu, her ne kadar Anayasa’nın 5., 10., 11., 12., 17., 36.ve 125. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucununiddialarının özü, görev yerinde birtakım mobbinguygulamalarına maruz kaldığı ve yaptığı suç duyurusu üzerine yürütülensoruşturma sonucu verilen kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlıdeğildir. Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları Anayasa’nın 17. ve 36.maddeleri çerçevesinde değerlendirilecektir.
1. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
21. Başvurucu, lehine verilenyargı kararlarının öğretim üyesi S. K. Y. tarafından uygulanmadığı, kendisineders görevi verilmemesi için birçok hukuk dışı eylem ve işlemgerçekleştirildiği iddiasıyla yaptığı şikâyet sonucunda yapılan soruşturmada,lehine kesinleşen yargı kararlarının ve birçok somut delilin göz önündebulundurulmadığını, yetkili merciin soruşturma izni verip vermeme konusundakitakdir yetkisinin mutlak olmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
22. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
23. 30/11/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
24. Anılan Anayasa ve Kanunhükmüne göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamınada girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
25. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
26. AİHS’in “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
27. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmalarını sunmave adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adilyargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
28. Sözleşme’nin adil yargılanmahakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların” ve bir “suçisnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerekhakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak aramahürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek içinbaşvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafıolması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olmasıgerektiği anlaşılmaktadır (Adnan Oktar,B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21).
29. Bir ceza davasında üçüncükişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarargören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler adil yargılanma hakkınınkoruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medenihak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucundaverilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir(Musa Erdem ve diğerleri, B. No. 2013/1845, 7/11/2013, § 37; benzer yöndeki AİHM kararıiçin bkz. Perez/Fransa, B. No: 47287/99, 12/2/2004, §70).
30. Hukuk sistemimiz açısından5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hakiddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmış olup başvurucunun, ceza muhakemesisürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somutolayda başvurucunun isteğinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasına ilişkinolduğu, soruşturma izni verilmemesine dair kararın etkilerinin de cezamuhakemesi süreci ile sınırlı olduğu ve başvurucunun iddiaları göz önündebulundurulduğunda ceza davasında verilen kararın hukuk yargılaması açısındanbağlayıcı bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284,15/4/2014, § 24).
31. Açıklanan nedenlerleAnayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’dagüvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında yer alan temel hak veözgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla başvurunun bu kısmının,diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
32. Başvurucu, görev yaptığıfakültede Ana Sanat Dalı Başkanı S. K. Y. tarafından görevini sürdürmesiniengellemek amacıyla çeşitli mobbing uygulamalarınamaruz kaldığını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan haklarınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
33. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiylebağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
34. Sözleşme’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesişöyledir:
“Hiç kimseye işkenceveya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”
35. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında herkesin, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkına sahip olduğu belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi vemanevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesindeözel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinselbütünlük hakkı ile bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkinkararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,19/12/2013, § 30).
36. Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence”, “eziyet” yapılamayacağı ve kimsenin“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele ve cezaya tabi tutulamayacağıdüzenlenmiş olup hüküm, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında güvence altına alınmışolan hukuksal çıkarları kapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadelerarasında bir yoğunluk farkı bulunmakta olup kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğüne en ağır şekilde zarar veren muamelelerin “işkence”, bu seviyeyevarmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçükdüşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insanhaysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §22).
37. Ancak bir eyleminAnayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgaribir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıpaşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın özellikleri dikkate alınarak birdeğerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel vemanevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörlerönem taşımaktadır (Tahir Canan,B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 23). Her somut olaydaki veriler ışığında,belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise diğerhaklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
38. AİHM içtihadında da başvurukonusu iddiaların Sözleşme'nin 3. maddesinin sağladığı güvence kapsamında yeralması için minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte ve acımasız,insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içerenşekli olarak kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veya eziyetin kasıtlı olarakuygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak vb. amaçlı birmuameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerceuygulanan ve gerçek yaralar ve en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektirenmuameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir. Küçükdüşürücü muamelenin ise mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan, küçükdüşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul edilmekteancak söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek veyaalçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğiniSözleşme'nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediğiüzerinde durulmaktadır (Işıl Yaykır, § 34).
39. Yukarıda yer verilentespitlerden de anlaşılacağı üzere doğası gereği cezaların veya menfi hareketve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsaldeğerlerini etkilemesi, kişide stres, üzüntü ve benzeri menfi tezahürlere yolaçması ve bu etkileri açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramınıçağrıştırması mümkün olmakla birlikte belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3.maddesi anlamında işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bukavramların, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yer verilen muadilleriolan işkence, eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olaraknitelendirilebilmesi için mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıramuamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fizikselve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir (Işıl Yaykır, §35).
40. Belirtilen tespitlerışığında somut olay incelendiğinde başvurucu tarafından, maaş karşılığıyürüttüğü derslerin Fakülte yönetimi tarafından kendisinden alınarak hakkındadaha sonradan suç duyurusunda bulunduğu öğretim görevlisine ek ders olarakverildiği, ders görevi verilmemesine ilişkin işleme karşı açtığı davanın lehinesonuçlanmasına rağmen kararın ilgili öğretim görevlisinin de etkisiyle iki yılboyunca uygulanmadığı, yargı kararının uygulanmaması amacıyla şahsının görevsüresinin uzatılmamasına yönelik olumsuz görüşleri ve raporu bulunan bu kişitarafından, kendisinin verebileceği derslerin programdan kaldırılmasınınsağlandığı ve benzeri birtakım mobbing uygulamalarınamaruz bırakıldığı, bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğiiddiasıyla başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından iddiaedilen eylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibiunsurların değerlendirilmesi neticesinde, belirtilen eylemlerin, kişilikhaklarını ihlal ederek başvurucu üzerinde fiziki ve ruhsal etkilerinin olmasımümkün olmakla birlikte, özellikle kamu görevlisi olan başvurucunun yetişkinbir birey olması ve mesleki statüsü de nazara alındığında Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgarieşiği aştığı söylenemez.
41. Belirtilen nedenlerlebaşvurucunun şikâyetinin, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ilebağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamındadeğerlendirilmesi uygun görülmüştür.
42. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
43. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”
44. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hakihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanunyollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, § 20, 12/2/2013, §§ 19,20; Güher Ergun ve diğerleri, B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).
45. Ancak belirtilen hükümlerdeyer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleriaçısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabileceknitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılmasıgerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarakuygulanabilir bir kural olup bu kurala riayetin denetlenmesinde münferit başvurununkoşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sistemindebirtakım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulamaşartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde elealınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarınıntüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğininbaşvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284,15/4/2014, § 42; benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. İlhan/Türkiye,B. No: 22277/93, 27/7/2000, §§ 56-64).
46. Bireyin fiziksel ve zihinselbütünlüğü, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet,bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinselbütünlüğe keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarınıönlemekle yükümlüdür. Ancak Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığınayönelik olarak yapılan müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurmaçerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlakacezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksızmüdahalelere karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.Nitekim fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hemcezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz açısından, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz, şiddet ve yıldırmatüründen davranış grubu olarak kabul edilen ve somut başvuruya konu eylemlerebenzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suç teşkil eden fiillerin yeralması durumunda bu alandaki yaptırımlara tabi tutulma olanağı bulunmaklaberaber, özel hukuk anlamında bu tür fillerin tazminat davasına konuedilebildiği görülmektedir. Yargı kararları nazara alındığında belirtilentazmin imkânının -kişinin kamu görevlisi veya özel hukuka tabi bir hizmetsözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazara alınarak- hem idari yargı hem deadli yargı alanında yer alan yargısal makamlarca sağlandığı anlaşılmaktadır(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/9/2013 tarihli ve E.2012/9-1925, K.2013/1407sayılı; Danıştay Sekizinci Dairesinin 16/4/2012 tarihli ve E.2008/10606,K.2012/1736 sayılı kararları). Dolayısıyla bir bireyin, somut başvurudabelirtilen fiillere benzer eylemler vasıtasıyla fiziksel ve zihinselbütünlüğüne müdahale edildiği iddiasıyla hukuk davası yoluyla daha etkin birgiderim sağlaması mümkündür (Işıl Yaykır, § 43).
47. Hukuka veya sözleşmeyeaykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesiyükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç olarakadlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranışgrubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanundaaçıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yerverilmemektedir. Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğunistisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilenzararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, cezahukuku alanında objektif sorumluluğa istisnaen yerverilirken hukuki sorumluluk alanında objektif sorumluluk esasının da etkinşekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi vakıalarçerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanılarak kişisel sorumluluğunsöz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, hukuk sistemimizde cezamuhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kaldırılırken, hukukisorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar göreninzararının telafi edilmesi olduğu nazara alındığında, özellikle somut başvuruyakonu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun dahayüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yoluolduğu anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).
48. Başvuruya konu olayda,başvurucu tarafından, görev yaptığı fakültenin aynı zamanda Yönetim KuruluÜyesi ve Bölüm Ana Sanat Dalı Başkanı olan kişinin, lehine sonuçlanan yargıkararının uygulanmaması için şahsının görev süresinin uzatılmaması yönündeolumsuz görüşlerinin ve raporunun bulunduğu, verebileceği derslerin programdankaldırılmasına neden olduğu ve görevinin sona erdirilmesine yönelik benzeribirtakım işlem ve eylemler yoluyla kendisine mobbinguyguladığı belirtilerek suç duyurusunda bulunulduğu, yürütülen soruşturmasonucunda şüpheli hakkında men-i muhakeme kararı verildiği ancak başvurucutarafından somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukukdavası açma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır.
49. Yukarıda yer verilentespitler çerçevesinde, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe ait unsurlara karşıyapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak başvurucu tarafındanyalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu nazara alındığında, AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarınıntüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez (Işıl Yaykır, § 46).
50. Açıklanan nedenlerlebaşvurucu tarafından, fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne ait unsurlara karşıyapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesiyoluna başvurulduğu ve somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yoluolan hukuk davası açma imkânı kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğuanlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Anayasa’nın17. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerininbaşvurucu üzerinde bırakılmasına
16/9/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.