TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GÜLTEKİN AVCI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/17921)
Karar Tarihi: 10/1/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Fatih HATİPOĞLU
Başvurucu
:
Gültekin AVCI
Vekili
:
Av. Muzaffer UZLAŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklama kararının doğal hâkim ilkesine aykırıolarak kurulmuş bir mahkeme tarafından verilmesi, tutuklama kararını verenmahkemenin bağımsız ve tarafsız olmaması, başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluğun makul süreyi aşması,soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması ve uzun süre hâkim önüne çıkarılmamanedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konusuçlamaların ifade özgürlüğü ve basın hürriyetikapsamındaki eylemlere ilişkin olması nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin;ceza infaz kurumunda avukatla olan görüşme süresinin kısaltılması, avukatlayaptığı görüşme notlarının kaydedilmesi, müdafinin soruşturma dosyasınaerişiminin engellenmesi ve yargılamanın makul sürede bitirilememesinedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 20/11/2015, 8/1/2016 ve 20/4/2018 tarihlerindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Yapılan incelemede 2016/875 ve 2018/12334 numaralı başvurularile 2015/17921 sayılı başvuru arasında konu ve kişi bakımında irtibat olmasınedeniyle 2015/17921 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin budosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını -2018/12334sayılı başvuru yönünden- Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
A. 20/9/2015 TarihliTutuklama Kararı Yönünden
9. Savcılığın talebi üzerine İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2)numaralı fıkrası uyarınca 24/12/2014 tarihinde başvurucu müdafiinindosyaya erişiminin kısıtlanmasına karar vermiştir.
10. Başvurucunun 14/11/2015 tarihinde kısıtlılık kapsamında olmayanbelgelerin suretinin verilmesi talebi Savcılık tarafından reddedilmiştir.Anılan karara başvurucu tarafından yapılan itirazı ise İstanbul 7. Sulh CezaHâkimliği 3/12/2015 tarihinde reddetmiştir.
11. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)2014/41637sayılı dosyada başlatılan soruşturma kapsamında Başsavcılığıntalimatıyla 18/9/2015 tarihinde İzmir'de yakalanarak gözaltına alınmış veİstanbul'a getirilmiştir.
12. Başsavcılık tarafından düzenlenen 20/9/2015 tarihlitutanakta, başvurucunun "davetedilmesine rağmen ifade vermek istemediği ve avukatlarla görüşmeyi uzatmak suretiylegözaltı süresinin aşıldığı izlenimi vererek budurumu proveke etmeye çalışması nedeniyle ifadesialınmadan tutuklamaya sevkedildiği"belirtilmiştir.
13. Savcılık, başvurucuyu 20/9/2015 tarihinde silahlı terörörgütü kurma ve yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veyagörevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarındantutuklanması talebiyle İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.Tutuklama talep yazısının ilgili kısmı şöyledir:
"...17-25 Aralık girişimi olarak bilinen sürecin ardından, Şubat 2014 tarihindeçeşitli basın yayın organlarında 2011/762 sayılı sözde Kudüs Ordusu TerörÖrgütü soruşturmasına ilişkin haberler yayımlanmış, bu haberler üzerine25/2/2014 tarihinde [K.Y.] İstanbulTEM Şube Müdürlüğü'ne gelerek, 24/2/2014 günü gerek gazetelerde gerekse görselmedyada çıkan dinleme haberleri ile ilgili şüpheye kapıldığını ve buhaberlerden tedirgin olduğu için kendi isteğiyle gelip konuyla ilgili bilgivermek istediğini belirtmiştir. 25/2/2014 ve 26/2/2014 tarihlerinde [K.Y.]nin bilgi alması yapılmış ...
...
[K.Y.]nin25/2/2014 ve 26/2/2014 tarihlerinde İstanbul TEM Şube Müdürlüğü'ne gelerek4/3/2011, 6/4/2011, 25/4/2011 ve 23/1/2012 tarihli bilgi almasında vermişolduğu beyanları ile ilgili olarak kendisine daha önceki ifadelerle ilgilisorulan sorularda 'ben kesinlikle böyle bir ifade vermedim, vermiş olsaydımhatırlardım, bu ifade bana ait değildir, böyle bir konu geçmedi, böyle bir konugeçseydi hatırlardım, bu ifadenin neden ve ne şekilde yazıldığını bilmiyorum,bu ifade şahsıma ait değildir' şeklinde beyanlarda bulunduğu ve söz konusuifadelerini kabul etmediği tesbit edilmiştir .. .
...
... tutuklanması talebiyle mahkemeye sevkedilen şüphelilerin FETÖ/PDY terör örgütü liderliği ve yöneticiliği, siyasi veaskeri casusluk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümetini ortadan kaldırmaya vegörevini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs suçlarındanhaklarında yakalama kararı bulunan şüpheliler FetullahGülen ve [E.U.] ile birlikteFETÖ/PDY terör örgütü yöneticiliği ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümetiniortadan kaldırmaya ve görevini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeyeteşebbüs suçlarından gözaltında bulunan şüpheli GütekinAvcı'nın talimatları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en üst düzeyyetkililerinin telefonlarının dinlenmesi ve Milli İstihbarat Teşkilatı'na aityardım tırlarının durdurulması amacıyla sahte delillerle oluşturulan sözdeKudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının başlangıç ve devamında örgütselfaaliyet kapsamında görev aldıkları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti'niürettikleri sahte deliller doğrultusunda terörle ilişkilendirerek yıkmayıhedefledikleri anlaşılmıştır. C.Başsavcılığımızm2014/41637 soruşturma numaralı dosyası üzerinden FETÖ/PDY terör örgütüyöneticisi ve üyesi konumundaki şüpheliler hakkında yürütülen soruşturmakapsamında yapılan tespit, inceleme ve değerlendirmeler sonucu; TürkiyeCumhuriyeti Devletinin 61. Hükümeti ile liderliğini şüpheli FethullahGülen'in yaptığı FETÖ/PDY terör örgütü arasında yaşanan; medya, sosyal medya,emniyet, yargı ve yasa değişiklikleri yoluyla genişleyen dershanelerinkapatılması yönündeki girişimler ile açık çatışmaya dönüşen dershanelerinkapatılması süreci, Türkiye Cumhuriyeti 61. Hükümeti'ne bağlı İçişleriBakanlığı tarafından çok sayıda polisin görevden alınması, sosyal medyaya düşenkasetler, HSYK Kanunu'nun değiştirilmesi ile devam etmiştir.
Bu süreçte, liderliğini FetullahGülen'in yaptığı FETÖ/PDY terör örgütü çizgisindeki 'Samanyolu TV' isimlitelevizyon kanalı ve 'Bugün' isimli gazetede yazı yazan ve TV programları yapanşüpheli Gültekin Avcı'nın, örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda hareketettiği, örgüt lideri Fetullah Gülen'in talimatıylayürütülen soruşturmalarla ilgili kamuoyunda algı çalışması yürüttüğü, örgütekarşı yapılacak operasyonları haksız göstermek amacıyla sadece operasyonbiriminin elinde bulunan belge ve bilgileri çarpıtarak yayınladığı, mağduriyetalgısı oluşturduğu/oluşturmaya çalıştığı anlaşılmıştır.
Aynı şekilde;
17-25 Aralık ve sözde Kudüs Ordusu TerörÖrgütü soruşturmalarının, halk nezdinde kabul görülebilir kılınması içinyapılan propaganda çalışması kapsamında, C.Başsavcılığımız'ın2014/133596 numaralı soruşturma dosyası üzerinden yürütülen soruşturmada, 2010yılında yapılan 'Tahşiye' operasyonu talimatının 'herkul.org' adlı sitedenşüpheli Fetullah Gülen tarafından verildiği,Samanyolu Televizyonu'nda yayımlanan 'Tek Türkiye' isimli dizi içerisindebulunan karanlık kurul yada karar kurulu olarak adlandırılan sahneler aracılığıylailerde yapılması muhtemel soruşturmalar ve operasyonların ayrıntı vetalimatının verildiği, talimat doğrultusunda bazı emniyet görevlileritarafından Fetullah Gülen'i eleştiren bir gruba sahtedelillerle tuzak kurulduğunun ortaya çıktığı, soruşturma kapsamında dizisenaristi ve yönetmeninin şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde, 'karanlıkkurul ya da karar kurulu olarak adlandırılan bu bölümde katkılarınınolmadığını' beyan ettikleri anlaşılmıştır.
Tahşiye (radikal M.D. grubu) soruşturmasıolarak adlandırılan bu soruşturmayı yürüten şüphelilerin çoğunun sözde KudüsOrdusu Terör Örgütü soruşturmasını yürüten şüphelilerle aynı olduğu, sözdeKudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasında mağdurlara atfedilen suçlamalardan'Mut'a' suçlamasının, sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturması ile ilgilikamuoyunda hiç bir bilgi yokken Amerika'da yaşayan ve hiçbir resmi görevibulunmayan şüpheli Fetullah Gülen tarafından dilegetirildiği, Şüphelinin, 'www.herkul.org' herkul-nagme/217-nagme-takiyye-mutatuzagi-ve-nifak-nezlesi isimli linkten ulaşılan; 2Şubat 2013 tarihinde yayımlanan 217. Nağme: 'Takiyye,Mut'a Tuzağı, Nifak Nezlesi' başlıklı konuşmasında;
'İki asır evvel Türk siyasetine de burnunusokan bu takiyye şebekesi mutayı mı kullandılar, neyikullandılar, kılcallara kadar nüfuz ettiler.' şeklinde beyanda bulunduğu, örgütlideri Fetullah Gülen'in bu konuşmasıyla,yürütülmekte olan soruşturmanın seyri ile ilgili örgüt yönetici ve üyelerinetalimat verdiği tespit edilmiştir. Yine örgüt lideri FetullahGülen'in 14 Ekim 2013 (17 Aralık girişiminden 2 ay önce) tarihinde yaptığıkonuşmada 'Selam Çakmak' (soruşturma şüpheliler tarafından Selam-Tevhid olarak adlandırılmaktadır) ifadesini kullanaraksoruşturmayı yürüten örgüt üyesi ve yöneticilerine operasyon talimatı verdiğianlaşılmıştır.
STV isimli televizyon kanalında 23 Eylül 2013ve 19 Nisan 2014 tarihleri arasında yayımlanan 'Şefkat Tepe' isimli diziyesonradan eklenen 'Karanlık Kurul' ya da 'Karar Kurulu' olarak adlandırılansahnelerde, Fetullah Gülen'in yaptığı konuşmalardageçen 'Mut'a Nikahı' ibaresinin 16 defa 'Kılcal' kelimesinin 61 defa olmaküzere sistematik olarak kullanıldığı, bahse konu dizinin 5 Ekim 2013 tarihindeyayımlanan karar kurulu bölümünde İranlı bir karakteri canlandıran ve 'Tersli'şeklinde hitap edilen şahıs tarafından 'muta' ibaresinin ilk defa kullanıldığı,haftalık yayımlanan dizinin ilerleyen bölümlerinde sürekli olarak 'muta nikahı'konusunun işlendiği, dizide işlenen bu konulara paralel olarak 'Bugün' isimligazetede köşe yazarlığı yapan şüpheli Gültekin Avcı'nın sözde Kudüs OrdusuTerör Örgütü soruşturmasıyla ilgili herhangi bir resmi görevi olmamasınarağmen, 26 Eylül 2013 tarihinde 'İstihbaratta Acem Hatunları' başlığıyla, 30Eylül 2013 tarihinde 'Acem İstilası Karşısında İstihbarattan Beklenen'başlığıyla, 1 Ekim 2013 tarihinde 'Savak'tan Vevak'aİran İstihbaratı' başlığıyla, 7 Ekim 2013 tarihinde 'İstihbaratta Mut'aOperasyonları' başlığıyla, 8 Ekim 2013 tarihinde 'İstihbaratta Mut'aOperasyonları-2' başlığıyla, 10 Ekim 2013 tarihinde 'Mut'a Arşivlerinde KimlerVar?' başlığı altında yayımlanan köşe yazılarında, 2011/762 soruşturma numaralısözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının kurgusunu oluşturan içerikleilgili 'İran (Acem) İstihbaratı - Muta - İran Ajanları' konuları üzerinesistematik olarak köşe yazıları yazdığı, Selam-Tevhidolarak bilinen soruşturma dosyasında şüphelilere atfedilen suçlamalarla ilgilikamuoyunda algı çalışması yürüttüğü, örgütün amaçları doğrultusunda kamuoyunuyönlendirdiği/yönlendirmeye çalıştığı, ilerleyen süreçte gerçekleştirilmesiplanlanan operasyonlarda gözaltına alınacak şüphelilere atfedilmesi düşünülen'Muta Nikahı' ile ilgili kamuoyunun şekillendirilmesini, gerekçesiz olaraksoruşturmaya dahil edilen mağdurları itibarsızlaştırmayı hedeflediği tesbit edilmiştir.
Şüphelinin bu şekilde, yaptığı televizyonprogramları ve yazdığı köşe yazıları üzerinden sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütüsoruşturmasının hukukiliğinin ispatına çalışarak FETÖ/PDY örgüt liderinin veörgütün kendine verdiği, Acem/İran düşmanlığını örgüt tabanına aktarma görevinigörmekte, İran'dan gelecek bir tehlikeyi sürekli gündemde tutarak örgütüngücünü aldığı devletlerin çıkarına uymayan devletleri kendisine düşman görmedüşüncesini örgüt tabanına empoze etme görevini ifa ettiği anlaşılmıştır ...
...
Yapılan tesbitlerdende anlaşılacağı üzere; Şüpheli Gültekin Avcı'nın yazılarının; gazetecilik adıaltında FETÖ/PDY terör örgütü tarafından kurgulanan ve örgüt yöneticisi/üyesikonumundaki şüpheliler tarafından uygulamaya sokulan, mağdur ve müştekilerhakkında soruşturma bahanesiyle üretilen hukuka aykırı eylemleri delil olaraksunma/gösterme, Türk Ceza Kanunu'nun konusunu oluşturmayan 'Muta Nikahı'kavramını fuhuşla özdeşleştirmek suretiyle, örgütün amaç ve hedefleridoğrultusunda keyfi biçimde soruşturma kapsamına alınan mağdur ve müştekileri,toplum nezdinde ahlaken düşük göstermek, itibarsızlaştırmak ve bu şekildekendilerini savunamaz hale getirme amacına yönelik olduğu anlaşılmıştır.
Nitekim sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütüsoruşturmasını yürüten şüpheliler tarafından, müşteki [V.Ç.] hakkında düzenlenen şahıs tespit ve takip tutanakları da, şüpheli Gültekin Avcı'nın yazıları doğrultusunda 'mutanikahı, ramazanda fuhuş, dini söylemlerde bulunma ancak ahlaki ve dini anlamdabuna aykırı davranışlarda bulunma, eylem/söylem zıtlığı' ithamları üzerine binaedilmiştir. muta nikahı, evlilik dışı ilişki ya daramazan ayında muta nikahı kıyma eylemlerinin Türk Ceza Kanunu'nun konusuolmadığı açıktır.
Bununla birlikte; şüpheli Gültekin Avcı adınakayıtlı cep telefonu hatlarının yapılan incelemesinde, 30/8/2004 tarihindenitibaren ... numaralı hattı kullandığı ancak yapılan HTS incelemesinde25/9/2013 tarihi itibarıyla bu hattı aktif olarak kullanmayı bıraktığı,24/10/2013 tarihinde adına kayıtlı ... numaralı hattı alarak kullanmayabaşladığı anlaşılmıştır.
Yapılan açık kaynak çalışmalarında ise; 505'lihattını kapattırdıktan hemen sonra 26 Eylül 2013 tarihinde 'İstihbaratta AcemHatunları' başlığıyla, 30 Eylül 2013 tarihinde 'Acem İstilası Karşısındaİstihbarattan Beklenen' başlığıyla, 1 Ekim 2013 tarihinde 'Savak'tan Vevak'a İran İstihbaratı' başlığıyla, 7 Ekim 2013 tarihinde'İstihbaratta Mut'a Operasyonları' başlığıyla, 8 Ekim 2013 tarihinde'İstihbaratta Mut'a Operasyonları-2' başlığıyla, 10 Ekim 2013 tarihinde 'Mut'aArşivlerinde Kimler Var?' başlığıyla, 2011/762 soruşturma numaralı dosya üzerindenşüphelilerce uygulanan kurgu doğrultusunda köşe yazıları yazarak kamuoyuoluşturmaya çalıştığı anlaşılmıştır. Köşe yazılarını yazmaya başlamadan 1 günönce yaklaşık 9 yıldır kullandığı telefon hattını kullanmayı bıraktığı veyazıları yazdığı süreçte adına kayıtlı bir cep telefonu hattı kullanmadığıtespit edilmiştir.
İzah edilen örgütsel amaçlar doğrultusundaşüpheli tarafından kaleme alınan köşe yazıları;[Bu kısımdabaşvurucunun İstihbaratta Acem hatunları, Acem istilası karşısında istihbarattanbeklenen, SAVAK'tan VEVAK'aİran istihbaratı, İstihbaratta mut'a operasyonları,İstihbaratta mut'a operasyonları-2 ve Mut'aarşivlerinde kimler var? başlıklı suçlamaya konu köşe yazılarına yer verilmiştir. Ayrıcabaşvurucunun T.K. adına kayıtlı hat ile özellikle selam tevhid,17-25 Aralıkve Milliİstihbarat Teşkilatı (MİT) tırları soruşturmalarında aktif rol oynayan emniyetgörevlileri ve FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı suçlar nedeniyle haklarındasoruşturma bulunan ve kaçak sayılarak haklarında yakalama çıkarılan kişilerlesoruşturma süreçlerinde yaptığı görüşme kayıtlarına yer verilmiştir.]
Yapılan tüm tespitler birliktedeğerlendirildiğinde; Tutuklanmaları talebiyle sevk edilen şüphelilerineylemlerini, hakkında yakalama kararı bulunan FETÖ/PDY terör örgütü liderişüpheli Fetullah Gülen'in ve [E.U.]nun talimatlarını, resmi hiyerarşinin dışındaki ast-üstilişkisi içerisinde bilinçli, sistematik ve koordineli biçimde, eylem ve fikirbirliği içinde gerçekleştirdikleri, kamuoyunda 17-25 Aralık girişimleri ile eşzamanlı olarak operasyon düzenlemek niyetiyle (dosya kapsamında hazırlananşahıs tespit tutanaklarının 10-15/12/2013 tarihleri arasında hazırlandığı vetüm teknik takiplerin 18/12/2013 tarihinde sonlandırıldığı tespit edilmiştir)amaç birliği içerisinde hareket ettikleri, nihai hedef olarak başta TürkiyeCumhuriyeti Hükümeti başbakan ve bakanları ile Milli İstihbarat Teşkilatımüsteşarı olmak üzere çok sayıda devlet yetkilisini, gazeteci ve yazarları, işadamlarını, vakıf ve dernek yetkililerini 2011/762 sayılı sözde Kudüs OrdusuTerör Örgütü soruşturması kapsamında terörle ilişkilendirerek gözaltına almayıplanladıkları, sözde Kudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturması kapsamında 1/1/2014tarihinde Hatay ili Kırıkhan ilçesi'nde, 19/1/2014tarihinde Adana ili Ceyhan ilçesi'nde Milliİstihbarat Teşkilatı'na ait yardım tırlarını MİT personeline darp, cebir veşiddet uygulamak ve silah doğrultmak suretiyle durdurulduğu, bu şekilde TürkiyeCumhuriyeti Devleti ve 61. Hükümeti'nin sahte delil ve ihbarlarla terörleilişkilendirilmeye çalışıldığı, şüphelilerin kastının Türkiye CumhuriyetiDevleti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeyeteşebbüs mahiyetinde olduğu, şüphelilerin FETÖ/PDY terör örgütü liderliği veyöneticiliği, siyasi ve askeri casusluk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümetiniortadan kaldırmaya veya görevini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeyeteşebbüs suçlarından haklarında yakalama kararı bulunan şüpheliler Fetullah Gülen ve [E.U.] ile birlikte FETÖ/PDY terör örgütü yöneticiliği veTürkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti'ni ortadankaldırmaya veya görevini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüssuçlarından gözaltında bulunan şüpheli GütekinAvcı'nın talimatları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en üst düzeyyetkililerinin telefonlarının dinlenmesi ve Milli İstihbarat Teşkilatı'na aityardım tırlarının durdurulması amacıyla sahte delillerle oluşturulan sözdeKudüs Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının başlangıç ve devamında örgütselfaaliyet kapsamında görev aldıkları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti'niürettikleri sahte deliller doğrultusunda terörle ilişkilendirerek yıkmayıhedefledikleri tespit edilmiştir.
Açıklanan bu sebeplerle şüphelilerin Türk CezaKanunu'nun 37/1. maddesi delaletiyle eylem ve fikir birliği içerisinde TCK'nın312/1. maddesini ihlal ettikleri, gerçekleştirdiği eylemler ve örgütsel konumuitibarıyla şüphelilerden Gültekin Avcı'nın TCK'nın 314/1. maddesi uyarıncaörgüt yöneticisi, diğer şüphelilerin de TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca örgütüyesi konumunda oldukları, örgüt yöneticisi konumundaki Gültekin Avcı'nınTCK'nın 220/5. maddesi delaletiyle TCK'nın 328/1. maddesi uyarınca siyasi veaskeri casusluk suçundan da sorumlu olduğu anlaşılmakla,
Şüphelilerin üzerine atılı suçun vasıf vemahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddidikkate alınarak 5271 sayılı CMK'nın 100. vd.maddeleri uyarınca tutuklanmalarına [karar verilmesitalep edilmiştir.] ..."
14. Başvurucu Hâkimlikteki savunmasında özetle;
i. Selam tevhid terör örgütü (bkz. Mehmet Kuru, B. No:2015/7559, 25/12/2018)soruşturmasından 2013 yılı Eylül-Ekim aylarında basın aracılığıyla haberdarolduğunu, özellikle Acemuşaklarıisimli sosyal medya hesabında 2011-2012 yıllarından itibaren soruşturmaya dairhaberlerin yer almaya başladığını, daha sonra ise soruşturmanın ayrıntılarınınyayımlandığını, bu soruşturma kapsamında Cumhurbaşkanı, Başbakan ve diğer kamugörevlilerinin dinlendiğine, onlarla ilgili fiziki ve teknik takip yapıldığınadair bilgisinin bulunmadığını, örgütün adının "Tevhidi Selam Kudüs Ordusu" olduğunu Yargıtay 9. CezaDairesinin bu örgüte ilişkin kararlarından öğrendiğini ifade etmiştir.
ii. Fetullah Gülen ve E.U.yu tanımadığını,onlarla yüz yüze veya telefonla görüşmesinin olmadığını, E.U.nunsadece bir kez -hakkında açılan soruşturmayla ilgili olarak- geçmiş olsun demekiçin kendisini aradığını ifade etmiştir.
iii. Polis müdürleri olan G.A., M.A.O., M.Y.yi tanımadığını, sadece M.A.O. ile yaklaşık bir yılönce telefonla görüşmüş olabileceğini, anılan soruşturma ile ilgili olarak adıgeçen kamu görevlileri ya da başkaca herhangi bir kimseden bilgi veya belgealmasının söz konusu olmadığını savunmuştur.
iv. Suçlamaya konu köşe yazılarını istihbarata olan merakından,eski Cumhuriyet savcısı olmasından, polis teşkilatı ile alakası ve istihbarathukukuyla ilgili çalışmaları bulunmasından dolayı yazdığını, aynı zamandaDHKP-C ve irtibatlarıyla ilgili de dört yazı yazdığını belirtmiştir. Başvurucubu yazıları istihbarat hukukundaki çalışmalarının bir gereği olarak ülkesiniuyarmak için yazdığını savunmuştur. Başvurucu 2004 yılında "İstihbarat Teknikleri, Aktörleri, Örgütleri veAçmazları" isimli kitabı, 2005 yılında "İstihbarat Oyunları" ve "Karanlık İlişkiler", 2007yılında da "Seçilmiş Terör"isimli kitabı yazdığını ve ilk olarak bu kitapta "Selam Tevhid Kudüs Ordusu"ismini kullandığını ifade etmiştir.
v. Suçlamaya konu yazılarında muta nikâhını istihbaratta kadıntuzağının sık kullanılması nedeniyle uyarı amaçlı yazdığını, kesinlikle Selam Tevhidsoruşturması kapsamına alınan kişilere ilişkin olarak -özel bir amaçla-yazmadığını savunmuştur. Başvurucu, yazılarındaki temel hedefin adli makamlarıve istihbarat mekanizmalarını harekete geçirmek olduğunu savunmuştur.
vi. 2013 yılında "PKK'daİç Savaş Hazırlığı" isimli yazı dizisini yazdığını ve YDGH'nin kurulduğunu ilk kendisinin söylediğini, eski birsavcı olması ve medyada yer alması nedeniyle bu hususlarda yazmasının doğalolduğunu savunmuştur.
vii. 2012 yılında Iğdır'da bazı kadınların İran devleti adınaajanlık yaptığına dair soruşturma başlatıldığını ve birkaç kadının ifadesininalındığına dair Hürriyet gazetesinde 2/9/2012 tarihinde haber yapıldığını, buhaberler çoğalınca konunun ilgisini çektiğini ve bu konuda yoğunlaşaraksuçlamaya konu yazıları yazdığını savunmuştur.
viii. Y.A., Ö.K., O.Ö.A., K.D. ve E.Ü. isimli polis müdürleriyle17-25 Aralık soruşturmasından önce yüz yüze ya da telefonla herhangi birgörüşmesinin olmadığını, bu kişilerden 22 Temmuz'dan sonra haberdar olduğunu vebir kısmı ile sonradan gazeteci olarak irtibata geçtiğini, daha sonra dabirlikte televizyon programı yaptıklarını savunmuştur.
ix. "Şefkattepe"isimli dizinin "Karanlık Kurul"olarak bilinen bölümünde muta nikâhından sıkça bahsedilmesinden haberininolmadığını, diziyi izlemediğini, bu nedenle dizideki karakterlerle ilgilibilgisinin bulunmadığını savunmuştur.
x.Fetullah Gülen grubu ile organik bir bağınınolmadığını, o gruba yakınlığı ile bilinen televizyon kanalında yorumculukyaptığını ve gazetede yazılar yazdığını ifade etmiştir.
xi. Polis Müdürü M.A.O. ile çok sık görüşmediğini, yüklenensuçlara temel teşkil edecek bir telefon görüşmesi de yapmadığını ancak M.A.O.nun Ortadoğu uzmanı olması nedeniyle 24 Aralık'tagörüşmüş olabileceğini, gazeteci olması nedeniyle bilgi almak için birçokkişiyle görüşmesinin doğal olduğunu ancak görüştüğü kişilerin bağlantılarını veniyetlerini bilemediğini, bunun da doğal olduğunu, bu kişilerin bağlantılarınıaraştırmak gibi bir yükümlülüğünün de olmadığını ileri sürmüştür.
xii. Başvurucu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Blufkararında basın mensuplarının kamuoyunu ilgilendiren istihbarat raporlarınıbile açıklayabileceğini karara bağladığını, ayrıca AİHM'inLingerskararında bir bilginin bir kez kamuoyuna intikal ettikten sonra devlet sırrıolmaktan çıkacağını ve gizliliğinin korunmasından bahsedilemeyeceğini de kararabağladığını belirterek bu soruşturma kapsamında daha önceden ifade vermekistediğini ancak Savcılığın ifade almak istememesi üzerine kendisinin deifadeye gitmediğini ileri sürmüştür.
15. Başvurucu müdafileri ise özetle başvurucunun İzmir Barosunakayıtlı avukat olduğunu, bu nedenle soruşturma için 19/3/1969 tarihli ve 1136sayılı Avukatlık Kanunu'na göre Bakanlıktan izin alınması gerektiğini ilerisürmüşlerdir. Başvurucu müdafileri; suçlamaya konu yazılarda bahsedilen mutanikâhıyla ilgili olarak -başvurucunun yazılarından önceki tarihlerde-başlatılansoruşturmalar ve açılan davalar bulunduğunu, birçok ulusal gazetede bunailişkin haberler yapıldığını ifade ederek atılı suçların yasal unsurlarınınoluşmadığını ve soruşturma makamlarınca başvurucuya yüklenen suçlarınunsurlarının açıkça ortaya konulamadığını, suçlamanın soyut iddiadan ibaret kaldığını,ayrıca suçlamaya konu eylemlerin köşe yazıları olması nedeniyle ifade ve basınözgürlüklerinin ihlal edildiğini, AİHM'in benzerkonularda ifadeye çağrılmayı dahi ihlal sayan kararlarının bulunduğunu ifadeederek somut olayda kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerininbulunmadığını belirtmişler ve başvurucunun serbest bırakılmasını talepetmişlerdir.
16. Hâkimlik 20/9/2015 tarihinde başvurucunun anılan suçlardantutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
" ...
2-Şüpheli Gültekin Avcı'nın dosya arasındabulunan bilgi ve belgeler, alınan HTS raporları, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiniortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmesuçlarından tutuklu bulunan polis müdürlerinden, hakkında yakalama ve tutuklamakararı bulunan kişilerle yaptığı telefon görüşmeleri ve trafiklerivezamanlamaları bu doğrultuda 'Selam Tevhid TerörÖrgütü dosyası' kapsamında algı çalışması yürüttüğü, bu doğrultuda yazılaryazdığı, uzun süredir kullandığı telefonu kapatıp bu çalışmalar sırasında biray telefon kullanmadığı, yazılarının FetullahGülen'in 14 Ekim 2013 tarihinde yaptığı konuşmasında 'selam çakmak' ifadesinikullanması, aynı süreçte Fetullah Gülen yanlısı STVisimli televizyon kanalında şefkattepe isimli diziyesonradan eklenen 'karanlık urul' olarak adlandırılansahnelerde 'muta nikahı' ibaresinin l6 defa 'kılcal' kelimesinin 61 defakullanılması buna paralel olarak ısrarlı bir şekilde sevk yazısında belirtilenyedi adet 'muta nikahı, selam tevhid terör örgütü,istihbarat' odaklı yazıları kamuoyunda algı oluşturmaya yönelik olarak yazması,sorgu esnasında HTS raporları ile çelişecek şekilde çelişkili beyanlardabulunması, kaleme aldığı yazılardan soruşturma dosyasına ilişkin sadeceoperasyon biriminin elinde bulunan belge ve bilgileri çarpıtarak yayınladığı,hakkında yakalama kararı bulunan Fetullah Gülen ve [E.U.]'nun telkinleridoğrultusunda fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği, 17-25 Aralıkgirişimleri ile eş zamanlı olarak operasyon düzenlemek niyeti ile hareketettikleri, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını, bakanlarını, MİT müsteşarını,birçok vali, genel müdür, bürokrat, dernek ve vakıf yöneticisini terörle,casuslukla ilişkilendirerek gözaltına almanın planlandığı, 'Selam Tevhid Terör Örgütü dosyasına' zemin oluşturmaya yönelikfaaliyetlerde bulunduğu, dosya kapsamından edindiği gizli bilgileri ifşaettiği, bu eylemlerin müsnet silahlı terör örgütükurma ve yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veyagörevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçlarına ilişkinkuvvetli suç şüphesini hakimliğimizde oluşturduğundan müsnetsuçların vasıf ve mahiyeti, kanunda öngörülen ceza miktarları, CMK'nın 100/3. maddesinde sayılan suçlardan olması nazaraalınarak şüphelinin; silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, Türkiye CumhuriyetiHükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmeve devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casuslukamacıyla temin etme suçlarından CMK'nın 100. ve devamı maddeleri uyarınca ... [tutuklanmasınakarar vermiştir.]... "
17. Başvurucu 29/9/2015 tarihinde tutuklama kararına itirazetmiş, İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 1/10/2015 tarihinde tutuklama kararınınusul ve yasaya uygun olduğunubelirterek itirazıreddetmiştir.
18. Karar başvurucuya 22/10/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
19. Başvurucu 20/11/2015 ve 8/1/2016 tarihlerinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
20. Başsavcılığın 22/3/2016 tarihli iddianamesiyle başvurucuhakkında devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerîcasusluk amacıyla temin etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmayaveya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütü kurmaveya yönetme, özel hayatın gizliliğini ihlal etme, hukuka aykırı olarak kişiselverileri kaydetme, resmî belgede sahtecilik, kamu görevlisinin resmî belgedesahteciliği, suç uydurma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme,devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casuslukmaksadıyla açıklama suçlarından cezalandırılması istemiyle İstanbul 14. AğırCeza Mahkemesinde dava açılmıştır.
21. İddianamede öncelikle FetullahçıTerör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasından (FETÖ/PDY) ve örgüt liderinintalimatları doğrultusunda yürütülen KudüsOrdusu terör örgütü soruşturmasının başlatılması ve yürütülmesisürecinden bahsedilmiştir. Bu bağlamda FETÖ/PDY'ninKudüs Ordusu terör örgütü soruşturması kapsamında mağdur ve müştekilere yönelikuydurma gerekçelerle iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme tedbirleriuygulayarak özel hayata ilişkin telefon görüşme sesleri ve fiziki takipgörüntüleri elde ettiği ve yapılacak operasyonlar öncesinde (17-25 Aralık veMİT tırları soruşturması) -örgüt lideri, yöneticileri ve üyeleri tarafından-örgüt medyası aracılığıyla kamuoyu oluşturma çalışması yürüterek mağdur vemüştekileri itibarsızlaştırıp kendilerini savunamaz hâle getirmeye çalıştığıiddia edilmiştir.
22. İddianamede, FETÖ/PDY ve SelamTevhid terör örgütü soruşturmasındanbahsedildikten sonra başvurucunun 17-25 Aralık (anılan soruşturmalara ilişkinbilgiler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 30) ve MİT tırları soruşturmaları (Süleyman Bağrıyanık vediğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016) öncesinde veya eş zamanlıolarak birtakım konuları çarpıtarak yazdığı- suçlamaya konu yazıları ve örgütleirtibatından bahsedilmiştir. Bu bağlamda iddianamede;
i. Başvurucuya ait olan ve suçlama konusu yapılan 26/9/2013tarihli "İstihbaratta AcemHatunları", 30/9/2013 tarihli "Acemİstilası Karşısında İstihbarattan Beklenen", 1/10/2013 tarihli"Savak’tan Vevak’aİran İstihbaratı", 7/10/2013 tarihli "İstihbaratta Mut’a Operasyonları", 8/10/2013tarihli "İstihbaratta Mut’aOperasyonları-2" ve 10/10/2013 tarihli "Mut’a Arşivlerinde Kimler Var?" başlıklıyazılara yer verilmiştir. Başvurucunun;
- 26/9/2013 tarihli "İstihbarattaAcem Hatunları" başlıklı yazısının içeriği şöyledir:
"İstihbarattakadın cazibesine dayalı operasyonlar bal tuzağı (honeytrap) olarak bilinir. Bu işin şövalyesi MOSSAD İstihbarat Akademisi'dir. Onuefsane Sovyet istihbarat servisi KGB takip eder. En meşhur operasyon, Vanunu olayıdır.
Mordechai Vanunu 1976-85 yılları arasında İsrail'inNecef çölündeki Dimona Nükleer Araştırma Merkezi'ndeteknisyen olarak çalıştı. Dimona'daki nükleertesisleri, Sunday Times'a ifşa eden Vanunu Londra'dagüzel Cindy'le tanışır. İki sevgili hafta sonu tatiliiçin Roma'ya uçar. Vanunu, Roma'da MOSSAD Katsaları'nca paketlenip yargılanmak üzere İsrail'e intikalettirilir.
Cindy kod Cheryl Ben Tov,MOSSAD Katsa subaylarından bir alt seviyede bulunan Bat-Leveyhaajanıydı. MOSSAD Cheryl'ı operasyonda kullanmak üzereTel Aviv'de değişik güvenli evlerde haftalarca eğitip bir sürü testlerdengeçirmişti. Yaşadıklarını kocasına bile anlatmayacağı söylendi. Araba çalmayı,sarhoş rolü yapmayı ve erkeklerle nasıl sohbet edeceğini öğrendi. MOSSADeğitmenleri Cheryl'a cinsel tecrübeleri ile ilgilimahrem sorular sordular. Gerekirse bir yabancıyla yatar mıydı? Görev gereğiyatabilirim diye cevapladı Cheryl. Bu aşk değilsadece seks olurdu ona göre. Bundan sonra kandırmak, baştan çıkarmak ve seksinasıl kullanacağını öğrettiler ona.
Paketlendi ve İsrail'e kaçırıldı,
Bütün mermilerin hedefin üzerine nasılboşaltılacağını öğrendi. Bunlardan sonra Cheryl'ayapacağı görev tüm hatlarıyla anlatıldı. Bir maske hikâyesi hazırlandı. Görevi,Vanunu'yu Roma'ya götürmekti. Maske hikâyesine göre Cheryl'ın Roma'da kız kardeşi vardı. Vanunu'yuİngiltere'nin dışına çıkartmak, Cheryl'ın yeteneğinekalıyordu. Ve Cheryl 23 Ekim 1986 günü daha önceLondra'ya gitmiş olan MOSSAD ekibine katıldı.
Cindy Johnson adını kullanarak Londra'da Strand Palace'da bir odaya yerleşti. MOSSAD psikologları, Vanunu'nun küçücük Beershebakasabasında yalnızlığını ve bir kadınla birlikteliğe hasret olduğunu öncedentahmin etmişlerdi. Cheryl, Vanunuile tanıştı ve bir müddet sonra onu Roma'ya gitmeye razı etti. Roma'yagittiklerinde evde onları 3 MOSSAD Katsası bekliyordu.Operasyon başarı ile sonuçlandı.
Vanunu paketlendi ve uçakla İsrail'e kaçırıldı. (1986) İsrail'de gizliceyargıladılar Vanunu'yu. Suç: Gizli devlet sırlarınıaçıklamak ve casusluk... Cezası: 18 yıl... Elin oğlu ihaneti affetmedi ve 18yılın hepsini çektirdiler Vanunu'ya.
Türkiye'de Olsa Herhalde 50 Kere TahliyeOlmuştu.
Pek çok Hollywood yıldızı ve Amerikan Kongresiüyesi de Vanunu'ya destek verdi. Serbest bırakılmasıiçin kampanyalar düzenlendi, uluslararası barış hareketinin sembolü haline geldi,defalarca Nobel Barış Ödülü adayına gösterildi.
İsrail'in bütün bunlara tepkisi 1997'dedönemin Cumhurbaşkanı Ezer Weizman'ın sözlerindedir:"O, sırları ifşa eden bir casus. Bunu para yerine ilkeler için yapması birfark yaratmaz. O vatanına ihanet etti." Hoşunuza gitmese de işte budurgerçek. Türkiye'de olsa herhalde 50 kere tahliye olmuştu. Hatta bu uluslararasıdestekle lehinde bir de kanun çıkarılırdı. İsrail kuşkusuz insanlık dışıyöntemleriyle bilinen bir terör devletidir. İhaneti cezalandırmaktan tüm dünyabirleşse geri adım attıramamıştır gördüğünüz gibi. Bu bir devlet ciddiyeti veibretamiz bir kararlılıktır.
Gelelim bize... Halen tespit edilemeyenyüzlerce İran saha ajanı ve haber kaynağı saadetle görevlerini icra ediyorlar.
SAVAMA, Türkiye'de asrın istihbaratfırsatlarını yakaladı. Ciddiyetle ve rasyonelce bunu azami derecededeğerlendiriyor. Geçerli İran pasaportu verilerek, ticaret veya turizm amaçlıTürkiye'ye Acem hatunları sahada bal tuzağında.
Hatırlarsanız geçen sene Iğdır'da casuslukyaptığı iddia edilen İranlı 10 kadın sınır dışı edilmişti. Mesele keşke sınırillerimize sızılması kadar basit olsaydı, keşke tespit edilenlerin sınır dışıedilmesiyle bitseydi ...
Ölümcül sorular var kafamda. Doktor, hemşire,ebe, kuaför adı altında Türkiye'ye getirilen İranlı kız sayısı 5000 civarındamı? Yabancı istihbarata karşı koyma hedeflerinde İran yok mu?
Bizim kritik noktadaki bürokratlarımız Acemler'in bal tuzağına karşı direnç gösterebiliyorlarmı?"
-30/9/2013 tarihli "Acemİstilası Karşısında İstihbarattan Beklenen" başlıklı yazısınıniçeriği şöyledir:
"İstihbarattahezimetler birbirini takip ederse, dış politikadaki girişimleriniz ve parlakaskeri donanımınız fayda etmez. Henry Ford'un isabetle belirttiği gibi;başarının bir sırrı varsa, karşınızdakinin bakış açısını kavramak, öğrenmek veonun gözüyle görebilmektir. Papa, Büyük Avrupa Hun İmparatoru Atilla'nınbüyüden korktuğunu casusları sayesinde öğrenmiştir. Sultan 2. Abdülhamid deistihbaratın hayati önemini idrak eden yöneticilerden biri olarak Yıldızİstihbarat Teşkilatı'nı kurmuş ve şöyle demişti:
'Yabancı devletler, kendi emellerine hizmetedecek kimseleri vezir ve sadrazam mertebesine kadar çıkarabilmişlerse, devletgüven içinde olamazdı ...'
Yabancı istihbarata karşı koyamıyorsanız,ürettiğiniz politikalar muhteşem bile olsa, sizin proje ve planlamalarınızıdarmadağın eden daha muhteşem hamleleri düşmanlarınızda görerek sarsılırsınız.
İstihbarat, politikanın öncüsü ve keşifkoludur. İstihbaratta kör ve sağırsanız, politikalarınızı muhkem donelerüzerine inşa edemez, karambol rüzgarlarına boyun eğersiniz. Pokerde çektiğinkartı rakip oyuncu görüyorsa politik hamle planlamanız beyhudedir.
Türkiye'nin CIA, MOSSAD veya Rus SVR gibiistihbaratta ekol teşkil eden servisler karşısında beklenen etkiyi veyırtıcılığı gösterememesi, zorumuza gitse de kaçınılmaz bir gerçeği gösterir.Ama hiçbir zaman başarılı istihbarat operasyonlarıyla espiyonaj literatürünegeçmeyen vasat İran istihbarat unsurlarının, bugünün Türkiye'sinde ciritatması, buna rağmen merkezi istihbaratımızca tespit edilememesinin açıklamasıyoktur. Ülkedeki Acem entrikalarını deşifre etsin diye Kuşçubaşı Eşref'içağırma imkânımız yok.
Acemler'in ülkemize nüfuzu açısından bugünkü durumun Şah İsmail dönemininOsmanlı'da gösterdiği espiyonaj faaliyetlerinden daha vahim olduğu sözgötürmez. Üstelik Devlet-i Aliyye Acem çaşıtlarınakarşı azami direnç gösterebilmiş, sertliğe varan sıkı tedbirler almıştır. Amabugün Türkiye'de cirit atan Acem çaşıtlarına karşı etkili bir İKK faaliyetininyürütül(e)mediği acı bir gerçektir.
Hele dış oparetifhamleler konusunda Enver Paşa'nın kurduğu Teşkilat-ı Mahsusa bile bugününMİT'inden daha yırtıcı ve daha ileri bir konumdaydı. (İnsana dayalı klasikistihbaratta-Human Intelligence) Bugün MİT, çözümsürecinin ayrılmaz bir parçası haline gelen Kuzey Suriye'nin kaderinde söz sahibibile olamazken... Süleyman Askeri Bey'in başında bulunduğu Teşkilat-ı Mahsusa,özel bir timle, 1913 İstanbul Anlaşması sonucu Bulgarlar'aterk edilen Batı Trakya'da, Osmanlı Devleti'nden ayrı bağımsız bir Batı TrakyaTürk Devleti bile kurmuştur. İttihatçılara övgüler düzdüğüm sanılmasın. Adamlarne büyük iş koymuşlar, istihbaratta pes doğrusu dedirtmişler ona bakın.İnanabiliyor musunuz, bir istihbarat servisi Türkiye Cumhuriyeti'nden önce, ilkTürk Cumhuriyeti'ni kuruyor. Temmuz 1913'te Edirne'nin geri alınmasından kısabir müddet sonra, Enver Paşa'nın emirleri üzerine bu bölgeyi Bulgarlar'dan kurtarmak ümidiyle kısa ömürlü bile olsa BatıTrakya Muhtar Türk Cumhuriyeti'ni kurdu.
Bunu da geçelim.
Teşkilat-ı Mahsusa Batı Trakya Muhtar TürkCumhuriyeti'ni kurduğunu ilan edince Bulgar ve Yunan Krallığı bu cumhuriyeti vehükumetini tanımak zorunda kaldılar. Hükumet ise hemen para ve pul bastırır.Kurulan hükumetin geçici başkanlığına teşkilatın güvendiği bir isim olanGümülcine belediye başkanı getirilir. Bölge ve yeni kurulan hükumet her yöndenve şartlar neyi gösterirse göstersin bütünüyle Teşkilat-ı Mahsusa'nınkontrolü altındadır. Ve kurulan bu cumhuriyetin asker sayısı 4 Ekim 1913 tarihiitibariyle 29.000 olduğu zikredilmiştir. Bu devlet 25 Ekim 1913'e kadar yaşar.
Teşkilat-ı Mahsusa'yı5 yıl sonra yine bir başka Türk Cumhuriyeti kurarken görmekteyiz. Hem de budefa Balkanlar'dan binlerce kilometre uzakta, Doğu Anadolu hududunda birdevletin kuruluşuna öncülük ettiğini görüyoruz. Bu devlet ise, Kars vecivarında 1918'de kurulan Azerbaycan Türk Cumhuriyeti'dir.
Biz istihbaratımızdan sağda solda devletkurmasını, gidip oraları fethetmesini de istemiyoruz. Kendi devletinizi 3paralık Acem dilberlerine ve SAVAMA casuslarına karşı koruyabilin; ülkenizin kalbindenTahran'a canlı yayın yapmasınlar, istihbaratımızı bu kadar da ayağa düşmesindiyorum. Devletin tepesinde konuşulanlar, sanki İran'ın VEVAK merkez ofisinde konuşulmuşcasına kolay sızmasın istiyorum. KarşınızdakilerCIA, MOSSAD ve SVR gibi yüksek teknolojili efsane bir servis de değil. Çok şeymi istiyorum?"
-1/10/2013tarihli "Savak’tan Vevak’aİran İstihbaratı" başlıklı yazısının içeriği şöyledir:
"Geçenyıl aralıkta ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) İran İstihbarat Teşkilatı'nı Ortadoğu'nunen güçlü servisi olarak tanımladı. Pentagon, İran'ın aktif 30 bin istihbaratpersoneline işaret ediyordu. Acem istihbaratının retrospektifi ve bugünü,Pentagon'un haklı olduğunu gösteriyor.
1953'te ŞehinşahMuhammed Rıza, Batılı istihbarat örgütlerinin (CIA-MOSSAD) desteğiyle 1957'deSAVAK adlı istihbarat servisini kurdu. Nüfuzunun zirvesindeyken SAVAK'ın kadrolu, ajan çalıştırma yetkisine sahip 13Seksiyon Şefi vardı. Bu şekilde ABD'de eğitim gören 30 bin İranlı öğrenciyikontrol edebilen bir sistemi de hayata geçirmişlerdi. Bu sistem Humeyni vesonrasında da daha sofistike bir şekilde uygulamaya devam edildi. Halen deböyledir.
Bugünkü SAVAMA'nın sofistikeespiyonaj ağından bizimkilerin ne kadar haberi var bilinmez. ABD'deki SAVAKajanlarının başı, İran Elçiliği'nde ataşe kisvesi altında çalışıyordu. Bufaaliyetlerden FBI, CIA ve ABD Dışişleri Bakanlığı haberdardı. SAVAK'ı gördüler ve kontrol ettiler. Şah'tan sonra Humeyni,ilk iş olarak SAVAK'ı lağvetti. Servisin ilerigelenleri yargılanarak idam edildi. Yüksek rütbeli SAVAK ajanları 1979-81yılları arasında yok edildi. Böylece şahlık döneminin meşhur SAVAK'ı yerini Molla rejiminin SAVAMA'sınabıraktı. 1984'te Muhammed Reyşehri'nin başkanlığındaülkedeki güvenlik ve istihbarat birimleri örgütlenerek Vezaret-i Ettela'at Ve Amniyet-iKisvar-VEVAK (İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı)kuruldu. VEVAK, kuruluşundan itibaren SAVAMA'nınrolünü üstlendi. Ülke içi muhalefeti ortadan kaldırmak için bazı eskiistihbarat subayları ile alt rütbedeki SAVAK ve eski ordu istihbaratçıları da VEVAK'ta görevlendirildiler. Geniş bütçesi ve devasaörgütlenmesiyle VEVAK, İran yönetimindeki en güçlü bakanlıklardan birisidir. Bakanlıkgeleneksel olarak Ali Hamaney'in Velayet-i FakihÖrgütü'nün rehberliğinde faaliyet göstermektedir. Asli personeli ya İranelçilik ve konsolosluklarında çalışan diplomatlar veya rehberlik ve propagandatemsilcileridir. Gayri resmi personel arasında Iran Air,İranlı öğrenciler, iş adamları ve bazı muhalefet mensupları da bulunmaktadır.İran, 1979'dan bu yana "şiddet eylemlerini" dış politikanın güçlü bir"enstrümanı" olarak kullanmaktadır. Hem de en üst düzeyde.
İran Cumhurbaşkanı ve dinî liderlik "onay"makamı olarak bu konuda baş sorumluluğu yüklenmektedir.
VEVAK, bilgi toplamanın yanında radikalgruplar ve İslâmi Hareket Örgütleri ile irtibatsağlamaktan sorumludur. VEVAK güdümlü faaliyetler, iki hedef eksenindegerçekleşir: Rejim muhaliflerini cezalandırmak ve İslâm Devrimi'ni ihraç etmek.Bugünün Türkiye'si de her iki hedefin namlusundadır. Zira Şii jeopolitiğineengel teşkil ettiğiniz sürece rejim muhalifi gibi operasyon hedefisiniz.
Üst yapı olan VEVAK bünyesindeki istihbari eylem kurumları ise şunlar:
1- SAVAMA
Asli dış istihbarat servisidir. Batılıülkelere (Türkiye'ye) yönelik faaliyetler, Hizbullah ve diğer dini motifliörgütlerin faaliyetlerini yönlendirir. 2000'lerin başında Lübnan, Sudan veAlmanya'da ana faaliyet merkezleri vardı.
2- Devrim Muhafızları (PASDARAN)
120 binin üzerinde askeri personeli olan yapı,rejim muhaliflerini takip etmekle görevli bir istihbarat ünitesine de sahiptir.Ayrıca "Basij" adı verilen gönüllüler de PASDARAN'ın kontrolü altındadır. 1988'de 900 bin elemanıolan yapı, Şii itikadına (jeopolitiğine) uymayan kişilerin tespiti veyakalanmasında yardımcı olmaktadırlar. Son dönemde İran'ın Türkiye'yesızmasında ve Türk bürokratlara yönelik bal tuzağı operasyonlarında PASDARAN'a bağlı Basijler'inoldukça etkili oldukları gözlenmektedir. Dış operasyonlar her halükarda SAVAMA ile ortak yürütülmektedir. Yine başında birgeneral bulunan PASDARAN'a bağlı "KudüsKuvveti" ülke dışı harekâtlardan sorumludur.
3- Kurtuluş Hareketleri Dairesi
PASDARAN'ın Körfez Taburu olarak kuruldu. Nisan 1995'te PKK, ASALA, Japon KızılOrdusu ve Hizbullah gibi uluslararası terör örgütleri ile bir toplantıdüzenledi. Daire, bu örgütlere askerî, malî ve lojistik destek vermeyi taahhütetmişti. Bu taahhüdünü hâlâ sürdürüyor.
4- Bidayette ABD sistemine göre dizayn edilenİran Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı (J-2)
Bugün İran'ın Türkiye operasyonları özelliklePASDARAN ve SAVAMA tarafından yönlendirilmektedir.
ABD, Acem çaşıtlarını gördü ve durdurdu.
Konu teknolojik istihbarat değil insana dayalıbeşeri istihbarat olduğu halde Milli kurumlarımız,Türkiye'yi ana faaliyet merkezi haline getiren Acem çaşıtlarını görüp de midurduramadı yoksa görmediği için mi durduramadı veya dost unsur deyip hiç mioralı olmadı bilinmez."
-7/10/2013 tarihli"İstihbaratta Mut'a Operasyonları" başlıklı yazısınıniçeriği şöyledir:
"Şeytanınbir yüzü İsrail'se diğer yüzü İran'dır. Ne ilginç bir menfaat kesişmesidir ki,Ortadoğu'da Şii-Sünni polarizasyonunun yükselmesi en çok ikisinin işineyarıyor. İran, mezhepsel gerilimin tırmanmasıyla Şii jeopolitiğinde aktiftaşların ve dekorların kımıldatılamayacak şekilde yerine oturmasını sağlıyor.İsrail ise, etrafındaki İslam ülkelerinin Şii-Sünni gerginliğiyle birbirinioperasyon hedefi haline getirdiğini görerek huzur duyuyor. Şii-Sünni gerilimi,İsrail ve İran'a kazandırırken, Türkiye'ye kaybettiriyor.
Bu kaygan zeminde operasyonelistihbarat, Türkiye'nin ve bölgenin kaderinde belirleyici parametrelerinbaşında geliyor. Kadın cazibesine dayalı istihbarioperasyonların şövalyesi MOSSAD iken, bugünün VEVAK'ıbal tuzakları konusunda MOSSAD'ı büyük ölçüde geride bıraktı. MOSSAD'ı bilerahatsız edecek ölçüde... Pasdaran ve Savamatarafından sevk ve idare edilen, özellikle Türkiye'de yoğun faaliyet gösteren Basij kadınları, bal tuzağında MOSSAD kadınlarınıunutturdu.
Şahide bile gerek yok
Bir 'İslam ülkesi' olan İran, istihbaratnamına İslam hukukunca zina kabul edilen bir eyleme nasıl göz yumabiliyor?
Mut'a nikâhıyla.
Bilineceği üzere mut'anikâhı, bir erkeğin, rızası olan bir kadınla, bir ücret karşılığında, belirlibir süreliğine evlenmesidir. İran'da egemen Şia itikadında mut'anikâhının gerçekleşmesi için her iki tarafın rızası, ücret ve süreninbelirlenmiş olması gerekli ve yeterlidir. Şahide bile gerek yoktur.
Şii jeopolitiğinin etkili kılınmasında enönemli enstrümanlardan biri olan mut'a nikâhı, Wikileaks'e de konu oldu. Wikileaksbelgelerine göre de, İran mut'anikâhını diplomatik amaçlı kullanıyordu. Aralık 2010'da Wikileakstarafından ifşa edilen Bağdat ABD Büyükelçiliği'nin diplomatik belgelerinde,'İran'ın mut'ayı yaygınlaştırmaya çalıştığı,Irak'taki etkisini güçlendirme gayesiyle Arap aşiret şeyhlerine mut'ayla kadın temin ettiği' yönünde önemli bilgiler vardı.
Yine Wikileaks'ceyayınlanan ABD Bağdat Büyükelçiliği'nin diplomatik belgelerinde İran'la ilgiliönemli bir detay daha vardı: İran'ı ziyaret eden Iraklı aşiret liderlerindenbiri şöyle diyor: 'İran'ı ilk ziyaretimizin ardından bu ülkeyi ziyaret eden tümaşiret önderlerinin mut'adan istifade ettiklerininfarkına vardım!'
Wikileaks'e göre aşiret lideri şu çarpıcı ifadeleri de ekliyor: 'İran'a hergittiğimde akrabalarımıza tedavi için oraya gittiğimizi söylüyorduk. İran'dabizler İranlı yetkililerin sağladığı imkânları kullanıyor, mut'anınkeyfini çıkarıyorduk.' Nitekim Kuwait Times'a göre, Beşşar Esed'in danışmanı Buseyna Şaban, 23 Aralık 2011'de yaptığı basınaçıklamasında, ellerinde Körfez ülkeleri liderlerinin seks kasetlerininbulunduğunu belirterek, bunları internet sitelerinde yayınlayabileceklerinisöylemişti.
Pasdaran arşivlerinde yer alıyor.
Şaban, 'kasetleri internet sitelerindeyayınladıktan sonra Arap yetkililer elimizdeki kozları görecek' demeyi de ihmaletmedi. Bu açıklamadan sonra Körfez ülkelerinin BeşşarEsed'e olan baskılarındaki azalma dikkate şayandır.Acem yetkilileri misafirlerine mut'a namıyla kadınayarlarken bunları kuşkusuz misafire haz ikramkârlığıylayapmıyorlar. Acem istihbaratınca kayda alınan tüm mut'aeylemleri, zamanı ve yeri geldiğinde kullanılmak üzere Pasdaranarşivlerinde yerini alıyor. Nikâh anlayışı bu noktada olduktan sonra, Acemler'in espiyonajda kadın kullanması ve sonuç alması çokdaha kolay ve etkilidir."
-8/10/2013 tarihli "İstihbarattaMut'a Operasyonları-2" başlıklı yazısının içeriği şöyledir:
"2000'li yılların başlarında Lübnan,Sudan ve Almanya VEVAK ana faaliyet merkezleri iken, bugün Türkiye de VEVAK'ın ana faaliyet merkezi konumuna yükselmiştir.
Yalan yok. İstihbarat ve terör sahasında kadınsadece bir araçtır. Kadın hakları, kadına saygı, pozitif ayrımcılık gibikavramlar istihbaratta sadece komedi unsurudur. Kadın cinselliğine dayalı baltuzağı operasyonlarında efsane KGB ve MOSSAD'ın namı yaygındır demiştim. Lakinbu işte kullanılacak kadını bulmak ve eğitmek kolay değildir. Mesela MOSSADoperasyonu olan Vanunu olayında kadrolu bir Bat Leveyha ajanı olan Cheryl Ben Tov'un hedefle cinsel ilişkiye girmek dahil tüm görevikabul etmesi, servisçe aşılması gereken bir kademeydi. Cherylgörev gereği yatabileceğini söyledi de ancak bundan sonra eğitim aşamasınageçilebildi. MOSSAD bu kadın ajanı operasyonda kullanmak üzere Telaviv'de değişik güvenli evlerde haftalarca eğitip birsürü testlerden geçirmişti.
KGB'ye sattı
Bu eğitimlerde hızlı bir ekrandan nasılgeçeceğini, çok sayıda isimleri nasıl ezberleyeceğini, otururken nasıl silahçekeceğini, silahını kalça üstünde ve iç çamaşırının içinde nasıl saklayacağınıve silahına kolayca ulaşabilmek için eteğine nasıl gizli bir yırtmaçyapabileceğini öğrettiler. Bu zorlu ve zaman gerektiren bir eğitim demek.
1972'de KGB örgütünden ayrılan Hola kod adlı Melita Norwood, Londra'daki görevlerinde, vücudunu KGB misyonuiçin erkeklere nasıl sattığını şöyle anlatıyor: 'Servislerin bir kuralı vardır.Bir kadın ajan, bilgi alacağı erkeğe aşık olursa, onunişi biter. Ama ben profesyoneldim.
'Hola bu sayede 1930ve 1972 yılları arasındaki İngilizler'in tüm nükleersırlarını KGB'ye yollamıştı. Vera kod ismiyle yazılanbir kitapta, KGB'nin, kadın ajanlara seksi nasıl kullanacağının öğretildiğianlatılmaktadır. Bu anlatımlara göre servisin önde gelenleri, ilk olarak kadıncasuslara seks teknikleri öğretiyorlardı. Hatta utangaçlık ve çekingenliklerinkaybolması için toplu seks yapıldığı da zikrediliyor. Veraseks dersi aldığı günleri şöyle anlatıyor: 'Kendimizi asker, vücudumuzu dasilah gibi görmemiz öğretildi. Derslerin sonunda herhangi bir erkekleyatabilecek ve ondan istediğimiz bilgileri alabilecek seviyeye gelmiştik'
Servislerin bal tuzağı operasyonlarındaki enbüyük kozu, sahaya süreceği kesinlikle güzel olması gereken kadını bulabilmek.MOSSAD, CIA, Ruslar'ın eski KGB ve bugünün SVR'si asli servis elemanları olan güzel casusları bile buişlerde kullanmaktan asla geri kalmamışlardır. Lakin operasyonlara yeter sayıdagüzel kadın ajan çoğu zaman yoktur. Bu halde servislerin asli kaynakları,fahişeler, masaj salonları ve manken ajanslarıdır. Özellikle Rus SVR, MOSSAD veCIA, manken ajanslarını servisin normal bir seksiyonu gibi fütursuzcakullanırlar.
Kaynağı İran
İran ise anlattığım tüm bu zahmetlerin ve ajaneğitim sıkıntılarının hiçbirine girmez. Buna gerek yoktur çünkü. Mut'a nikâhıylabu tür operatif istihbarat ustalıklarına,eğitimlerine bile gerek kalmaz. İran Şia itikadına göre mut'a,tarafları karı koca yapar çünkü. Ve Pasdaran'ınyönlendirmesine hazır yüz binlerce (1988'de 900.000) gönüllü Basij kadını da mut'a nikâhı içinhazırdır. Mut'a operasyonunda kadın için hedef erkekle yakınlaşmak, bakışlarınteması, cazibe yaymak, kuşku çekmemek, erkeği etkileyecek giyim tarzınıtutturmak gibi hassas rollere gerek kalmaz. Bir tek mut'anikâhı iki yabancının arasındaki mesafeleri kapatıverir. Mut'a kadını bilgiyi Pasdaran ve SAVAMA unsurlarına hangi periyotlarla vekanalla aktaracak, hedefle ne kadar birlikte yaşayacak bunu bilmesi yeterli.
Bugün Beşşar Esed'in muhaberatının elindeki mut'akaset arşivinin kaynağı da İran'dır. Suriye'de devlet sisteminin ve sosyalhayatın seküler olması sebebiyle Suriye ziyaretindekipek çok Ortadoğulu devlet adamı, kendilerine tahsis edilen odalarda kapılarınıtıklayan güzel kızları devletin bir ikramı olarak kabul ederek arka arkayatezgâha düştüler. Türkiye'nin şah damarına çöken bu Acem oyununa devamedeceğiz."
-FETÖ/PDY terör örgütü lideri FetullahGülen'in 8/7/2013 tarihinde yayımlanan ve alüfte takibiyle ilgili yaptığıbelirtilen "İffet, Allah Aşkınaİffet!" başlıklı konuşmasıyla tamamen aynı içerikte olduğu vesoruşturma kapsamındaki devlet yetkilisi, bürokrat, gazeteci/yazar, iş adamıkonumundaki çok sayıda mağdur ve müştekinin hedef alındığı ayrıca MİT'i hedefalan ve MİT görevlilerini İran ajanlığıyla suçlayan ifadelerin bulunduğubelirtilen 10/10/2013 tarihli "Mut'aArşivlerinde Kimler Var?" başlıklı yazısının içeriği şöyledir:
"İrancumhurbaşkanlarından Rafsancani, 90'lı yıllarda gençleri mut'ayateşvik eden hutbeler okumuştu. İran resmi makamlarının, mut'aaraştırmalarında, '10 milyon kişinin mut'a sebebiyleevlilikten daima kaçındığı' sonucuna ulaşılmıştı. Bu da mut'anınbazı Şiiler'in iddialarının aksine istisnai biruygulama olmadığının nişanesi.
10dakika ile 99 yıl arasında süren mut'alar
Bugün İran'da 10 milyon civarında insan mut'ayla cinsel birliktelik yaşıyor. Hal böyle oluncasorumlulukları olan evlilik kurumuna herkes uzak duruyor. 4-5 saatlik mut'ayla dünyaya gelen ve kimsenin sahip çıkmadığı çocuklarortada kalıyor. Çoğu mut'a süresi bittikten sonradoğan bu zavallı bebekler, cinsel heveslerini tatmin edip terk eden babalarıncareddediliyor; bakımları üstlenilmiyor. Karnındaki bebekleriyle terk edilenbinlerce annenin göz yaşartıcı akıbetleri içler acısı. Talihsiz mut'a kadınları, sokaklarda ve izbe evlerde sefalet içindeyaşamaya mahkûm ediliyor. Küçük çocuklarının ellerinden tutup caddelerdeerkekleri durdurarak kendilerine mut'a yapması içinyalvaran kadınların görüntüleri, yazık ki İran ve İranlılar için alışılmışenstantaneler.
Hatta Meşhed şehrindeEl-Rızavi Örgütü tarafından açılan genelevin kuruluşgayesi ilanda şöyle anlatılmaktadır: 'Örgütümüzce açılan genelev, İmam Rıza'nıntürbesini karılarından uzakta kalarak ziyaret eden kardeşlerimizin ruhaniyetortamlarını ve kalp rahatlığını temin etmek içindir.' Üstelik 'Besmele' ilebaşlayan bu ahlaksız ilanda mut'a sürelerine görefiyatlar belirtilmekte, '12-35 yaş arası bacılarımız' denilerek çalışmaya(fuhşa) davet edilmektedir. Ve mut'a, İran'ca enetkili istihbarat araçlarından biri olarak başarılı bir şekilde kullanılıyor.
Iğdır'da yakalanan İranlı Z.Y. adlisoruşturmada, Pasdaran'ca yönlendirildiğini,kendisine 'Ne sorarlarsa ne görev verirlerse yap. Açık ol. Seni Türkiye'yeyasal yollardan sokacaklar' dediklerini ifade etmişti.
Peki, VEVAK/Pasdaranmut'a arşivlerinde saklanan görüntülerde kimler var?Kendi ülkesinde Acem oltasına takılan ve kayıtları Pasdaran'aintikal eden, angaje olan bürokrat ve siyasiler dışında ... İran ve Suriyegezilerinde mut'a macerasına girenlere bakalım:
-Mut'adan istifadeeden bazı devlet adamları
-Siyasiler ve kritik nokta bürokratları
-İş dünyasının önemli simaları
Zaman ve zemine göre azami istifadeylekullanılacağı an geldiğinde arşivden çıkar ve misyonunu ifa eder. Mevcutarşivler Şii jeopolitiğinde yer alan tüm aktörler lehine ve karşıtlar aleyhinekullanılmaktadır. Suriye Muhaberatı da İran tarafından eğitiliyor. Mut'aoperasyonlarıyla İran'ı ve Suriye'yi ziyaret eden Ortadoğulu devlet adamları,siyasiler, istihbaratçılar ve bürokratlar tuzağa düştüyse önlerinde iki yolkalır. Ya Şii jeopolitiğine ve talimatlarına ram olmak veya görüntülerinservisiyle prestijinin/istikbalinin yerle bir olmasını kabul etmek.
Mut'a eksenli bal tuzağı, en vurucu ve yıkıcıetkisini İslam ülkelerinde doğurur. Zira bir İslam toplumunun önde gelenlerininmut'a maceralarının servis edilmesi, zina açısından okişinin manen idamıdır. Türkiye'de mut'a entrikasınınazami sonuç doğurduğu bir toplum yapısına sahiptir.
Adam gibi kontrespiyonaj yapmazsanız ...
Başka istihbarat hamlelerine gerek bilekalmadan sadece Acem bal tuzağıyla, merkezi istihbaratınızdan devletkademelerine kadar yüzlerce stratejik noktada, Acemler'eprangalı köstebekler peyda olur. Ve ne olur biliyor musunuz? Darbecilerden dahada vahşi bir şekilde bu ülkenin gövdesini kemirirler ve ülkenizi Acemşeytanlarına teslim ederler. İsrail askeri istihbaratı SHABACK, Hamas ve El Fetih yöneticilerinin seks kasetlerini bileservis etmişti. Dil öğrenmek ve eğitim gibi mazeretlerle İran ziyaretindebulunan ve istikbal vadeden kişiler tespit edilip mut'atezgâhına alınır. Ve arşive kaldırılmak üzere kayda geçilir. İş adamları vevarlıklı kişilerin mut'a turları da kayıttadır.
Bugün İran'ın hararetle müdafiliğiniyapanların geçmişlerine bakıldığında belirli sürelerle İran'da bulunmuş olmasıdikkat çekicidir. HABER KAYNAĞIMA GÖRE mut'ayla Acemtarafına çekilen Türk kamu görevlileri olduğu gibi, en kritik noktalara sızanve sonradan angaje edilen VEVAK unsurları da var. Türkiye'deki İran yanlısıSTK, yayın, yazar, siyasi, dernek ve vakıfların çokluğu İran istihbaratınaetkili manevra sahaları açıyor.
Merkezi istihbaratımıza ve bürokrasiyesızan/angaje edilen/uyandırılan Acem köstebekleri var ki o konuya henüz hiçtemas etmedik."
ii. İddianamede, bu temel suçlamaya bağlı olarak başvurucununözellikle anılan yazıları yazdığı dönemde kendi adına kayıtlı telefonnumarasından görüşme yapmayı kestiği ve başkası adına kayıtlı olan telefonlarlaFETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle haklarında soruşturma başlatılan-17-25 Aralık ve MİT tırları soruşturmasında görev alan- emniyet mensupları vefirari gazeteciler ile görüşerek FETÖ/PDY liderinden alınan talimatları gereçekleştirmeye çalıştığı ileri sürülmüştür. Bu bağlamdabaşvurucunun kullandığı tespit edilen T.K. isimli kişi adına kayıtlı telefonnumarasının Hızlı Veri Toplama Sistemi (HTS) kayıtlarınınincelenmesisonucunda şu tespitlere yer verilmiştir:
-Başvurucu, FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı suçlarnedeniyle hakkında yakalama kararı çıkarılan ve hâlen kaçak olan E.U. ile2/12/2013 tarihinde saat 08.36'da 203 saniye (17 Aralık girişiminden 15 günönce), 3/12/2013 tarihinde saat 10.45'te 397 saniye (17 Aralık girişiminden 14gün önce) görüşme yapmıştır.
-Başvurucu, FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle açılan veİstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince yargılaması yapılan davanın tutuklu sanığıG.A. ile 27/8/2014 tarihinde -22 Temmuz 2014 tarihli operasyondan hemen sonra-saat 13.40'ta 169 saniyegörüşme yapmıştır.
-Başvurucu, FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle tutuklubulunan N.A.dan 28/7/2014 tarihinde saat 07.36'damesaj almıştır.
-Kamu görevlisine hakaret suçundan hakkında yakalama kararıçıkarılan ve hâlen kaçak olduğu belirtilen Ö.A. ile 2/12/2013 tarihinde saat08.27'de 312 saniye, 21/12/2013 tarihinde saat 13.22'de 52 saniye, 27/12/2013tarihinde saat 00.14'te(mesaj aldığı), 27/12/2013 tarihinde saat 00.18'de 44saniye,15/3/2014 tarihinde saat 20.08'de 368 saniye, 18/3/2014 tarihinde saat20.11'de 60 saniye, 19/3/2014 tarihinde saat 17.42'de 346 saniye,19/3/2014tarihinde saat 17.51'de 100 saniye, 29/3/2014 tarihinde saat 12.18'de 316saniye, 1/4/2014 tarihinde saat 15.41'de (mesaj aldığı), 1/4/2014 tarihindesaat 15.42'de (mesaj aldığı), 11/4/2014 tarihinde saat 17.22'de (4 mesajaldığı), 11/4/2014 tarihinde saat 17.25'te (mesaj aldığı), 11/4/2014 tarihindesaat 18.56'da 332 saniye, 28/4/2014 tarihinde saat 19.08'de 98 saniye ve23/5/2014 tarihinde saat 18.46'da 248 saniye görüşme yaptığı tespitlerine yerverilmiştir.
iii. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 5/1/2016 tarihli yazıekinde gönderildiği ve FETÖ/PDY'nin Ege Bölgesi'ndekiüst düzey imamlarından olduğu belirtilen N.İ. isimli kişinin, adı bilinmeyenbir kişiyle yaptığı görüşmenin ses kaydı çözümüne yer verilmiştir. Konuşmaiçeriği şöyledir:
"N.İ.:Tabi. En tutarlı yazı yazan Gültekin Avcı'dır televizyonda.
X Şahıs: Dehşet bir adam.
N.İ.: Gazetede yazı yazan, hoca efendiye bengötürdüm onu, kendisini götürmedim de kitaplarını götürdüm, hocam böyle birivar böyle bir yerde yazı yazdırsak, televizyonda program yaptırsak diye hocaefendiye. Hoca efendi olur dedi. Siz tezkiye ediyorsanız olur dedi. Dedi BugünGazetesi'nde yazdırsınlar dedi.
X Şahıs: Çok cesur ya.
N.İ: Ve şu anda hoca efendinin en tutarlıkonuşması olarak beğendiği o. Yani benim bir hediyemdir o Samanyolu'na.Gültekin çok kitap okur hala her gece taa sabahnamazına kadar kitap okur, sabah namazını kılar, ona kadar yatar, kalkar abdestalır iş yerine gider. İş yeri de formalite gereği bu iş yeri yani."
-Sonuç olarak başvurucunun FETÖ/PDY lideri FetullahGülen'in konuşmalarıyla eş zamanlı olarak muta nikâhı ve sözde Selam Tevhid terör örgütüsoruşturmasıyla ilgili yazılar yazarak kişileri itibarsızlaştırmak, TürkiyeCumhuriyeti Hükûmetini ve bir kısım kamu görevlilerini terör örgütleriyleirtibatlı göstermek amacıyla kamuoyu oluşturmaya çalıştığı ve bu yönde algıoluşturmak için etki ajanlığı/nüfuz casusluğu yaptığı ileri sürülmüştür.İddianamede ayrıca başvurucunun sözde Selam Tevhid terör örgütü soruşturması kapsamındagerçekleştirilen 17-25 Aralık ve MİT tırları soruşturmalarına zemin hazırlamakiçin diğer şüphelilerle işbirliği içinde algıoluşturmaya çalıştığı iddia edilmiştir. Başvurucunun FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen'in ve E.U.nuntalimatlarını -anılan soruşturmaları gereçekleştirenkişilerle ilgili yapılan soruşturma sonunda açılan kamu davası uyarıncayargılamaları devam eden diğer sanıklarla birlikte- resmî hiyerarşinindışındaki ast üst ilişkisi içinde bilinçli, sistematik ve koordineli biçimde,eylem ve fikir birliği içinde gerçekleştirdiği iddia olunmuştur.
23. İddianame İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince 7/4/2016tarihinde kabul edilmiş ve diğer sanıklarla ilgili yargılaması devam edenE.2015/297 sayılı dosya ile birleştirilerek bu dosya üzerinden başvurucuhakkında kovuşturma aşaması başlamıştır.
24. Mahkemece 7/6/2016 tarihinde yapılan duruşmada başvurucununsavunması alınmıştır. Başvurucu; savunmasında özetle altı tane köşe yazısınınsuçlama konusu yapıldığını, öncelikle iddianamede suç ile deliller arasındakinedensellik bağının ortaya konulmadığını belirterek kendi dosyasının Selam Tevhid örgütüsoruşturmasını yapan ve daha sonra haklarında soruşturma yürütülerek kamudavası açılan sanıkların dosyası ile birleştirilmesinin doğru olmadığını,yazdığı yazıların bu soruşturma dosyası ile herhangi bir bağlantısınınbulunmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; yazılarının içeriğinde suç unsurubulunmadığını, kesinlikle algı oluşturma ya da kişileri itibarsızlaştırma gibibir gayesinin olmadığını, kaldı ki yasal mevzuatta böyle bir suç tanımlamasınınbulunmadığını savunmuştur. Başvurucu, eski savcı olması, istihbarat konusundaçalışmalarının bulunması ve bu konularda kitaplar yazması nedeniyle o tarihtegüncel olan muta nikâhı ve istihbarat servisleriyle ilgili yazılar yazmasınındoğal olduğunu; yazıların uyarı amaçlı olduğunu, bunun dışında başka bir amaçlayazılmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; hiçbir gruba mensubiyetininbulunmadığını, dolayısıyla Fetullah Gülen veya E.U.dan talimat aldığı iddialarını kabul etmediğini, örgütsuçlamasının soyut iddiadan ibaret kaldığını, şöyle ki iddianamede örgüt şemasıve kendisinin bu örgütün hangi kademesinde yer aldığının gösterilmediğini,ayrıca gizli bilgileri açıkladığı yönündeki iddianın da doğru olmadığını, yazıiçeriklerinde ilk defa ortaya konulan bir bilginin bulunmadığını, kendisindenönce aynı konuda ulusal gazetelerde birçok yazı ve haber yayımlandığını, ayrıcayazılarında doğrudan Türkiye ile ilgili bir şey olmadığını savunmuştur.Başvurucu; iddianamede delil olarak gösterilen iki kişi arasındaki konuşmanınkendisi dışında gelişen bir görüşme olduğunu, içeriğini kabul etmediğini, kaldıki bu görüşmenin tespiti için gerekli iletişimin dinlenmesi kararınınbulunmadığını, dolayısıyla hukuka aykırı olarak elde edilen delilin aleyhinekullanılamayacağını, yine iddianamede yer verilen HTS kayıtlarında görüşmeiçeriklerinin tespit edilmediğini, sadece bu görüşmelerde talimat aldığıvarsayımına dayanıldığını ve HTS kayıtlarının tek başına delil değerininbulunmadığını, ayrıca yazıların 2013 Ekim ayında yazıldığını -hatırladığıkadarıyla bir tazminat davasına ilişkin olan- E.U. ile olan görüşmesinin ise2013 Aralık ayında gerçekleştiğini, dolayısylayazılarının talimatla yazıldığı iddiasının doğru olmadığını savunaraksuçlamaları kabul etmemiştir.
25. Mahkeme Heyeti, katılan ve müşteki avukatlarınca sorulansorulara başvurucu özetle;
-25/9/2013 ve 24/10/2013 tarihleri arasında telefon görüşmesiyapmadığı iddiasının doğru olmadığını, bu bağlamda yazıların yazıldığıtarihlerde iletişim kaydı vermemek için telefon kullanmadığı ya da başkasıadına kayıtlı telefonu kullandığı iddialarını da kesinlikle kabul etmediğiniifade etmiştir.
-Yazılarının haber kaynağının daha çok kendisine gelenelektronik postalar olduğunu -ancak sayılarının çok olması nedeniyle bunlarıntespitinin mümkün olmadığını- kendisinin de bu mailleri kaynak gösterdiğinisavunmuştur.
-İlk kez deşifre olup soruşturmanın basına yansıdığı tarihte-yani 24/2/2014 tarihinde- Selam Tevhidsoruşturmasından haberdar olduğunu, bu soruşturmayı yapan polis müdürlerini isekendilerine yönelik olarak 24/7/2014 tarihinde yapılan operasyonla tanıdığını,öncesinde kesinlikle onlarla bir görüşmesinin olmadığını savunmuştur.
-İddianameye konu yazıları yazarken kesinlikle içeriden ya da dışarıdankimseden talimat almadığını, algı oluşturmak gibi bir amacının olmadığını, adıgeçen dizileri takip etmediğini, dolayısıyla FetullahGülen'in konuşmaları veya anılan dizilerde işlenen konularla kendi yazılarınınaynı döneme denk gelmesinin (Başvurucu bunu kabul etmiyor.) tesadüf olduğunu,yazdığı konuların güncel konular olduğunu belirterek suçlamaları kabuletmemiştir.
-Yazılarında bahsettiği bir kısım bilgileri Selam Tevhid soruşturmasında verilen kovuşturmaya yer olmadığınadair karara itiraz eden polislerin itiraz dilekçelerinden öğrendiğini yanipolislerden aldığını, muta nikâhıyla ilgili bir kısım bilgileri ise mutacı bir arkadaşından yani onun anlattıklarındanedindiğini ileri sürmüştür.
26. Mahkemece 9/6/2016 tarihinde yapılan celsede, tutuklukaldığı süre ve suç vasfının değişmesi ihtimali nazara alınarak başvurucununtahliyesine ve yurt dışına çıkış yasağı konularak başvurucuya adli kontroltedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.
27. Mahkemece 2/9/2016 tarihinde yapılan celsede, dosyanınYargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılaması yapılanE.2016/2 sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verilmiş; Yargıtay 16. CezaDairesinin birleştirmeye muvafakat etmemesi üzerine dosya birleştirme uyuşmazlığınınçözülmesi için Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir. Yargıtay Ceza GenelKurulu ise 22/11/2016 tarihli kararıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesininbirleştirme kararının kaldırılarak yargılamanın İstanbul 14. Ağır CezaMahkemesince yapılmasına karar vermiştir.
28. Karar üzerine yargılamaya İstanbul 14. Ağır CezaMahkemesinin E.2017/2 sayılı dosyası üzerinden devam olunmuştur.
B. 26/8/2016 TarihliTutuklama Kararı Yönünden
29. İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği 31/8/2015 tarihinde 5271sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucu müdafiinin dosyaya erişiminin kısıtlanmasına kararvermiştir.
30. Başvurucu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan2014/34430 sayılı soruşturma kapsamında Başsavcılığın talimatıyla 23/8/2016tarihinde İzmir'de yakalanarak gözaltına alınmıştır.
31. Başvurucunun ilk ifadesi 25/8/2016 tarihinde İzmir TerörleMücadele Şube Müdürlüğünde kolluk tarafından alınmıştır. İfade alma esnasındabaşvurucu müdafii de hazır bulunmuş, sorulansorularla başvurucuya hakkındaki suçlamalar anlatılmıştır.
32. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuyu silahlı terörörgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından tutuklanmasıtalebiyle 26/8/2016 tarihindeİzmir 4. Sulh CezaHâkimliğine sevk etmiştir.
33. Başvurucunun Hâkimlikteki savunması şöyledir:
"... ben 9 ay[boyunca] tutukluydum, Haziran ayında tahliye oldum,yargılamam İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmektedir, ben kendimeski savcı ve hakimim, daha sonrasında avukatlık yaptım, bir süredir degazeteciyim, bir çok kitabım vardır, yazılarım vardır, ben İstanbul'da hakkımdagörülen davaya ilişkin iddianameyi hakimliğinize sunuyorum, belirttiğim gibieski C. Savcısıyım, şu anda gazeteciyim, S.G. ile beraber program yapardık,bilindiği gibi operasyonlarla sıradan insanlar ünlü olurlar, 22 Temmuz operosyonu sonrası medyatik olan kişilerden biri olan N.A. [ile] röportaj yaptım, bu kişiyi programa çağırdım vekendisiyle dediğim gibi röportaj yaptım, bu benim işim gereğidir, işim gereğiolarak röportaj yaptığım bu gibi kişilerle ilişkim olduğu sonucuna varılamaz,ben H.U.S. isimlikişinin tanık beyanları ile şu anburadayım, bahsi geçen kişi çocuk tacizinden pek çok başka suça kadarmahkumiyetleri olan beyanları itibar görmeyecek bir kimsedir, kendisi aleyhindeyazım vardır, bu kişinin aleyhime tanıklığı ile yeniden gözaltına alınmış isemde; itibar edilebilir bir kişi olmamasının dışında beyanlarında zaten benimleilgili iddiaları N. hocadan duyduğunu söylemekte, bir duyumdan bahsetmektedir,ben demokratik sol görüşlü bir insanım bu güne kadar sosyalist, ülkücü, FETÖ'cü oluduğuma dair türlütürlü iddialar ortaya konuldu, cezaevindeyken CHP milletvekillerindenziyaretime gelenler oldu, hakimliğinize sunmuş olduğum iddianame ve ekindekiduruşma tutanağından görüleceği üzere İzmir C. Başsavcılığının hakimliğinizehakkımdaki sevk maddesi TCK'nın 314/2. maddesi iken, ben ağır cezada 314/1. vedevamında bahsi geçen iddianamede belirtilen pek çok suçtan yargılanmaktayım,dava halen devam etmektedir, iddianame ve dosya incelendiğinde hakimliğinizesevk maddesini hayli hayli kapsayan suçlardan yargılandığım açıkcagörülmektedir, bu yargılama sırasında 9,5 ay tutuklu kaldım, neticede oybirliği ile tahliye oldum, bu duruşmada müdahil olarak bulunan Cumhurbaşkanıvekilinden H.F.nin vekillerine kadar ilgili pek çokkişi tahliyemden ötürü memnuniyet duyduklarını bana açıkça ifade ettiler, hattaberaat edeceğimi umut ettiklerini söylediler, hem müdahil vekilleri hemyargılamayı yapan mahkeme heyeti FETÖ çetesi ile ilişkim olmadığını kanaatiolmuştur, hatta şu an yapılan hakimliğinize sevk rutin sevktir, soruşturmasavcısı da bu mahkeme dosyası nedeniyle zaten adli kontrolde oluşumu da gözönüne alarak şaşkınlık duyduğunu belirtmiştir, bahsigeçen dosyadaki tahliyem oy birliği ile olduğu gibi tahliye sebebi de suçvasfının değişme ihtimali ve tutuklu kaldığım süre dikkate alınmıştır, benimbelirttiğim gibi FETÖ ile hiç bir ilgim olamaz, laik, demokratik bir C. Savcısıolarak görev yaptım, görev ilkelerinden hiç ayrılmadım, C. Savcısı olarak görevyaparken de bu birinci ilkem olarak yer aldı, örnek vermek gerekirse kamuoyundamercedes davası diye bilinen soruşturmayı ben yaptım,hatta bu soruşturmada mercedesin yabancı yetkililerihakkında gıyabi tutuklama çıkardım, yaptığım bu soruşturma nedeniyle görevyerim değişti, bu şekilde laik demokratik görev ilkelerinden ayrılmayan birkişi olarak çalışmış idim, yine bahsi geçen soruşturma dosyasında HTSkayıtları, televizyon programları ve yazılarım ile tutuldum, ancak HTSkayıtları ile bu şekilde tutulmam hukuka aykırıdır, nitekim kayıt içerikleribelirli değildir, ben gazeteciyim , bilgi almak benim en önemli görevimdir,aynı zamanda askeri vesayete baş kaldıran bir savcı oldum, bunu görevdeykenyaptım bu konuda kitaplar yazdım, burada hakkımdaki suçlama dikkate alınarakörgüt kavramının da açıklanması gerekiyor, hem doktrin hem de Yargıtayiçtihatlarına göre örgütten söz edebilmek için eylem çeşitliliğinin bulunması,süreklilik arz etmesi, öz geçmiş ve kod adının bulunması gereklidir, sevkmaddesinde belirtilen suçu da kapsayan ve halen derdest olan yargılamayı yapanmahkemeye kod adımın örgüt içinde ne olduğunu sordum, bunun cevaplanmasıhalinde her türlü cezaya razı olduğumu söyledim, benim kod adım yoktur, örgütile hiçbir ilişkim yoktur, OHAL CMK'yı ortadankaldırmadığı gibi suç tammlarını da ortadankaldırmamaktadır, dolayısıyla örgüte ait suçlamada örgütün unsurları halen aynışekilde değerlendirilmesi zorunlu unsurlardır, yine gizli tanık ifadesindeilimize sık sık gelip gidiyor ibaresinden tüm yakın çevremde İzmir'deyaşadığımı çok iyi bilinmesini işim gereği İstanbul'a gidip gelmem karşısındatanığın beni hiç tanımadığı açıkça anlaşılmaktadır, yine bahsettiğim dosyadantutuklu kaldığım süre içerisinde cezaevinde pek çok rahatsızlık geçirdim,akciğer rahatsızlığım vardır, anksiyete rahatsızlığınedeniyle sık sık bayılıyorum, hastalığım ağır durumdadır, 2004 yılında kapalıalanda kalamayacağıma dair raporum bulunmaktadır, hakkımdaki delilleri sunduğumyargılama, atılı suçun bu yargılama içeriğinde zaten yer alıyor olması, sağlıknedenlerim şuan işsiz olmam nedeniyle hakkımdaki adli kontrol de dikkatealınarak kaçma şüphemin bulunmadığı gözetilerek serbest bırakılmayı talepediyorum
..."
34. Hâkimlik26/8/2016 tarihinde başvurucunun anılan suçlardantutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Silahlı terör örgütüne üye olma suçundanşüpheliler Gültekin Avcı ve T.A. haklarındaki İzmir C. Başsavcılığının2014/34430 CBS soruşturma dosyası ile CMK'nın 100. vedevamı maddeleri uyarınca tutuklama talebinin değerlendirilmesinde; atılı suçunvasıf ve mahiyeti, delillerin toplanma aşamasında oluşu, arama ve el koyma kayıtları,tanık beyanları, ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphelerininvarlığını gösteren olgular, atılı suçun katalog suçlardan olması, kaçmaşüphelerinin varlığı dikkate alınarak CMK 100. ve müteakip maddeleri uyarıncatutuklanmalarına ..[karar verildi]"
35. Başvurucunun tutuklama kararına 1/9/2016 tarihinde yaptığıitiraz İzmir 5. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından "...tutuklama kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi şüpheliyeisnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti, soruşturma evraklarındaki mevcut delildurumu ve tutuklama kararından bu yana şüpheli lehine bir değişme ve gelişmeolmadığı ..." şeklindeki gerekçeyle28/9/2016 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.
36. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, bağlantı nedeniylebirleştirilmek üzere soruşturma dosyasını 28/9/2016 tarihli yetkisizlikkararıyla Başsavcılığa göndermiş; bundan sonra soruşturmaya Başsavcılığın2015/61304 sayılı soruşturma dosyası üzerinden devam olunmuştur.
37. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 24/10/2016 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... atılı suçun CMK.nın 100/3-a madde ve fıkrasında sayılantutuklamanedeni varsayılabilir suçlardan olduğu,soruşturmadosyası kapsamında toplanan deliller, şüphelinin ifade ve savunmaları, olaya veşüphelinin yakalanmasına ilişkin kolluk görevlilerince düzenlenmiş olan tutanakiçerikleri ile tüm soruşturma dosyası kapsamının hep birlikte değerlendirilmesineticesinde;şüphelinin üzerine atılı FETÖ/PDY isimlisilahlı terör örgütünün mensupları olarak devletin çeşitli kamu kurum vekuruluşlarına sızarak kamu hukukundan kaynaklanan gücü kendi amaç vedoğrultularında kullanarak faaliyette bulunduğu kamuoyuna yansıyan bir çokhazırlık soruşturması ve kamu davalarından anlaşıldığı, FETÖ/PDY isimli silahlıterör örgütünün bilindiği üzere 15 Temmuz 2016 tarihinde kanlı bir darbeteşebbüsünde bulunduğu, bu örgütün devletin her kademedeki birimlerinemilitanlarını yerleştirdiği, birçok soruşturmanın devam ettiği, bu örgütünbütün faaliyet alanlarının ve mensuplarının henüz ortaya çıkarılamadığı,örgütün Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Hükümetine yönelik tehdit vetehlikesinin devam ettiği, buna göre şüphelinin eylemleri ve bağlantılarıdikkate alındığında FETÖ/PDY örgütü üyesi olduğuhususundakuvvetli suç şüphesi ve delillerin bulunduğu, CMK.nın109. maddesinde yazılı adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının ve bu suretleşüphelinin serbest kalmalarının, suçun hiçbir karanlık nokta kalmadan tümunsurlarıyla ortaya konulması suretiyle aydınlatılması, böylece soruşturmanınve şüpheli hakkında atılı suçtan açılması muhtemel kamu davasınınkovuşturmasının selametle sonuçlandırılması bakımından sakıncalı olacağı,maddede sayılan adli kontrol tedbirlerinin hiçbirinin bu sakıncaları giderme veortaya çıkabilecek olumsuz sonuçları bertaraf edebilme niteliğine haiz olmadığıkanaatine varıldığı, yukarıda açıklanan nedenler de dikkate alındığında şüphelihakkında uygulanacak tutuklama tedbirinin, soruşturma konusu suçun ağırlığı veönemi, şüphelinin suçunun sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veyagüvenlik tedbirleri ile ölçülü olduğu ..." şeklindeki gerekçeyle başvurucunun tutukluluk hâlinindevamına karar vermiştir.
38. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 18/11/2016 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... tutuklama kararındaki tutuklamagerekçelerinin değişmediği, şüphelilerin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti,mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılı suçun yasadaön görülen cezasının üst sınırı, şüphelilerin üzerine atılı suçu işlediğineilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluşu,soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında adli kontrolhükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesi halindeverilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülüolduğu, ayrıca şüphelilerein tutukluluk halininsonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı vetutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı ..." şeklindeki gerekçeyle başvurucununtutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
39. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 15/12/2016 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... Şüphelilerin ifade ve savunmaları, soruşturma dosyası içindeki bilgive belgeler, şüphelilerin soruşturma tutanaklarına yansıyan savunmaları, birkısım şüphelilerin yakalanmamak üzere kaçtıkları ve yakalama emirleri ileyakalandıkları ve şüphelilerin üzerlerine atılı suçların kanun maddesindebelirtilen hürriyeti bağlayıcı cezanın alt ve üst hadlerine göre ilerideyapılacak yargılama sonucunda verilebilecek muhtemel ceza miktarı, tutuklamakararlarındaki belirtilen gerekçeler ve nedenlere göre şüphelilerin üzerineatılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphelerini gösteren somutdelillerin varlığı, üzerlerine atılı suçların CMK'nun100/3.maddesinde belirtilen tutuklama nedeni varsayılan suçlar arasında yeralması, atılı suçların kanun maddesinde belirtilen hürriyeti bağlayıcıcezaların alt ve üst hadleri ile ileride suçun sabit görülmesi halindeverilmesi muhtemel ceza miktarları dikkate alındığında şüphelilerin kaçmaşüphesinin bulunduğu ve bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı..." şeklindeki gerekçeyle başvurucunun tutukluluk hâlinindevamına karar vermiştir.
40. İstanbul 12. Sulh Ceza Hâkimliği 13/1/2017 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerinhenüz toplanmamış olması, atılı suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı,şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluşu, atılı suçların CMK'nın 100. maddesinde sayılan katalog suçlardan oluşunedeniyle tutuklama sebeplerinin var sayıldığı, soruşturma konusu suçlarınağırlığı ve önemi dikkate alındığında; adli kontrol hükümlerinin uygulanmasınınyetersiz kalacağı, suçların sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel cezaveya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ..." şeklindekigerekçeyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
41. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 13/2/2017 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... [atılı] suçların vasıfve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz tamamının toplanmamışolması, atılı suçların yasada öngörülen cezasının üst sınırı, şüphelilerinüzerlerine atılı suçları işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren somut delillerin oluşu, atılı suçların CMK'nın100. maddesinde sayılan katalog suçlardan oluşu nedeniyle tutuklamasebeplerinin var sayıldığı, soruşturma konusu suçların ağırlığı ve önemidikkate alındığında; adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının bu aşamadayetersiz kalacağı, suçların sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel cezaveya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretleşüphelilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikteyeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı..." şeklindeki gerekçeylebaşvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
42. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 13/3/2017 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... [atılı] suçlarınınvasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması,kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar, iletişimin tespiti kayıtları, tanıkbeyanları, atılı suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı, şüphelilerinüzerlerine atılı suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin oluşu, şüphelilere ait cep telefonları, bilgisayarlarvb. materyallerdeki incelemelerin sürdüğü, hesap hareketlerinin araştırıldığı, yazılanmüzekkere cevaplarının beklenildiği, atılı suçun CMK 100/3-a-11 maddesindesayılan katalog suçlardan oluşu nedeniyle tutuklama sebeplerinin var sayıldığı,soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında; adli kontrolhükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesi halindeverilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülüolduğu, bu suretle şüphelilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasınıgerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerininortadan kalkmadığı ..." şeklindekigerekçeyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
43. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği 13/4/2017 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... [atılı] suçların vasıfve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılısuçların yasada ön görülen cezalarının miktarı, şüphelilerin üzerine atılısuçları işlediklerine ilişkin suç şüphesinin varlığını gösteren somutdelillerin varlığı, şüphelilerin kaçması, saklanması, veya kaçacağı şüphesiniuyandıran somut delillerin bulunması, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemidikkate alındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersizkalacağı, suçun sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenliktedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelilerintutukluluk halinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilinbulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı ..." şeklindeki gerekçeylebaşvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
44. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 6/6/2017 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... [atılı] suçların vasıfve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, kollukgörevlileri tarafından düzenlenen tutanaklar, iletişimin tespiti kayıtları,tanık beyanları, atılı suçların yasada ön görülen cezasının üst sınırı,şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işlediklerine ilişkin kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluşu, atılı silahlı terörörgütüne üye olma ve Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etmesuçlarının CMK 100/3-a-11 maddesinde sayılan katalog suçlardan oluşu nedeniyletutuklama sebeplerinin var sayıldığı, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemidikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı,suçun sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenliktedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelilerin tutuklulukhallerinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilinbulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı ..."şeklindeki gerekçeyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
45. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 28/6/2017 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... Şüphelilerin ifade ve savunması, soruşturma dosyası içindeki bilgi vebelgeler, tutuklama kararlarındaki belirtilen gerekçeler ve nedenlere göreşüphelilerin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösterensomut delillerin varlığı, üzerine atılı suçun CMK'nın100/3. maddesinde belirtilen tutuklama nedeni varsayılan suçlar arasında yeralması, atılı suçların kanun maddesinde belirtilen hürriyeti bağlayıcıcezaların alt ve üst hadleri ile ileride suçun sabit görülmesi halindeverilmesi muhtemel ceza miktarı dikkate alındığında şüphelilerin kaçmaşüphelerinin bulunduğu ve bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersizkalacağı ..." şeklindeki gerekçeyle başvurucunun tutuklulukhâlinin devamına karar vermiştir.
46. İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği 21/7/2017 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... [Şüphelinin] üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti,mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılı suçun yasadaön görülen cezasının üst sınırı, şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğineilişkin suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu(şüphelinin örgütün gizli haberleşme programı bylockkullandığına dair tespit, bir kısım şüphelilerin örgüt elebaşının talimatı ileBank Asya'ya para yatırdığı, etkin pişmanlıktan faydalanan bir kısım şüphelibeyanları) atılı suçun CMK 100/3. Maddesinde sayılan katalog suçlardan olması,şüphelinin kaçması, saklanması, veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutdelillerin bulunması, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkatealındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçunsabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyletutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelilerin tutukluluk halininsonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı,tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı ..." şeklindeki gerekçeyle başvurucununtutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
47. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği 21/8/2017 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"... şüpheli Gültekin Avcı'nın üzerine atılısuçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamışolması, atılı suçun yasada ön görülen cezasının miktarı, şüphelinin üzerineatılı suçu işlediğine ilişkin suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerinvarlığı, şüphelinin kaçması, saklanması, veya kaçacağı şüphesini uyandıransomut delillerin bulunması, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkatealındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçunsabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyletutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelinin tutukluluk halininsonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı ..." şeklindeki gerekçeyle başvurucununtutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
48. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 12/9/2017 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"...şüpheli hakkında silahlı terör örgütü üyesi olduğuna yönelik kuvvetlisuç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunduğu, şüphelide elegeçen cep telefonu, bilgisayar ve vb. elektronik cihazların incelemelerininsürdüğü, şüpheli ile ilgili kamu kuruşlarına yazılan müzekkere cevaplarınınbeklendiği, böylece delillerin toplanmakta olduğu, mevut soruşturmalarda çoksayıda kaçak şüphelilerin olduğu, şüphelinin de kaçma şüphesi altında olduğunugösteren somut olguların bulunduğu, atılı suçun CMK 100/3-a-11'de sayılan katolog suçlardan olması nedeni ile tutuklama sebeplerininvar sayıldığı, atılı suçun alt ve üst sınırının yüksek oluşu, bu aşamada adlikontrol tedbirlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesihalinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleri ile tutuklamatedbirinin ölçülü olduğu, başlangıçtaki tutuklama nedenlerinin ortadankalkmadığı ..." şeklindeki gerekçeyle başvurucunun tutuklulukhâlinin devamına karar vermiştir.
49. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 16/10/2017 tarihinde resenyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"Şüpheli Gültekin Avcı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçu ile ilgili olarak; atılı suçun vasıfve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz tamamının toplanmamışolması, atılı suçun yasada öngörülen cezasının üst sınırı, şüphelinin üzerineatılı suçu işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somutdelillerin oluşu, atılı suçun CMK'nın 100. maddesindesayılan katalog suçlardan oluşu nedeniyle tutuklama sebeplerinin var sayıldığı,soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında; adli kontrolhükümlerinin uygulanmasının bu aşamada yetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesihalinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirininölçülü olduğu, bu suretle şüphelinin tutukluluk hallinin sonlandırılmasınıgerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerininortadan kalkmadığı ..." şeklindeki gerekçeyle başvurucununtutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
50. Başsavcılık 10/11/2017 tarihli iddianame ile başvurucuhakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapmasuçlarından cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamudavası açmıştır.
51. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY hakkındaki genel bilgilere,daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlamalara yer verilmiştir. Başvurucuyayöneltilen suçlamalar özetle şöyledir:
i. Başsavcılığın yaptığı soruşturmalar kapsamında FETÖ/PDY ilebağlantılı suçlar nedeniyle tutuklu bulunan ve FETÖ/PDY üyesi olduğu belirtilenaltmış üçkişinin örgüt lideri FetullahGülen'in talimatıyla yetkisiz mahkemece 25/4/2015 tarihinde hukuka aykırıolarak tahliyelerine karar verilmesi olayında (MustafaBaşer ve Metin Özçelik Başvurusu, B. No: 2015/7908, 20/1/2016) aktifrol aldığı iddia edilen -ve bir kısım şüphelilerin avukatı da olan-başvurucunun anılan olayla ilgili olarak FETÖ/PDY ile bağlantılı olmasınedeniyle 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra kapatılan örgütle bağlantılıtelevizyonlara ve gazetelere yaptığı açıklamalara yer verilmiştir. Bu bağlamda;
-Başvurucunun 25/4/2015 tarihinde İstanbul Adliyesi önündeSamanyolu televizyonuna verdiği röportaj içeriği şöyledir:
"... Türk polisi bu değil, Türk hukuku budeğil, demokratik devlet bu değil, despotizm bu, faşizm bu işte. Evet faşistuygulamalar bunlar tabi ki. Bunların hesabını verecekler, muhakkak mahkemedehepsi yargılanacak ..."
"... Sulh Ceza Hâkimi kendince karar yazıyo yani. Savcıya bir türlü anlatamadık. Diyo ki; ben işte bu konuda, yani fevkalade adeta kekemeolmuş bir şekilde konuşarak büyük bir kaygı içersinde,korku içersinde ben böyle bir görevi icra edemem..."
"... Savcı, söylediklerine bakılırsa evetolablir.Asliye Ceza Mahkemesi beraat kararı vermiş, ama tüm hal ve tavrındananlaşılan şudur; Ben görevimi yaparsam, hukuk ve kanunlara uygun bir şekildeyaparsam benim canıma okurlar. Başsavcı tepemizde, Adalet Bakanı tepemizde,Saray tepemizde yani dediği budur açık bir şekilde. Onun için hukuk ve kanunungereğini yapamıyorum. Adeta kusura bakmayın dercesine noluruzatmayın diyor, nolur"
"... Şimdi bir mahkeme kararınınuygulanmamasına şahit oluyoruz. Bi haydutluğa şahitoluyoruz yani, bu eşkıyalık demektir bu ..."
"... Artık zulüm ve despotizm hukuk oldu,hırsızlık ahlak oldu, namussuzluk din oldu, tamamen bu şekilde değerleri altüstettiler ..."
- Başvurucunun İstanbul Adliyesinde yaptığı ve26/4/2015tarihli Bugün gazetesinde "Gültekin Avcı'danTahliyelerle İlgili Çok Sert Sözler" başlığıyla yayımlananaçıklaması şöyledir:
"Savcı belgeyi kabul edip teslim almadı.Savcı 'ne olur uzatmayın' diyebize yalvardı. 'Konuşmak istemiyorum' diyor. Hayattan hiçbir beklentisikalmamış, depresyona girmiş bir savcı gibi. Yarın öbür gün adliyekoridorlarında arkadaşlarının yüzüne nasıl bakacaksın. Türkiye Cumhuriyeti diyebir devlet kalmamıştır. Saray var. Saray'ın emirleri var. Saray'a iman edenlervar. Saray'a secde edenler var. O kadar başka bir şey yok"
- Başvurucunun 27/4/2015 tarihli Zaman gazetesinde "Kararı İmzalayan Savcı Ağladı"başlığıyla yayımlanan açıklamaları şöyledir (İddianamede, açıklamalarda adıgeçen İstanbul Cumhuriyet savcısının başvurucunun açıklamalarını yalanlayan vetutanak oluşturularak soruşturma dosyasına da konulan basın açıklamasına da yerverilmiştir.):
"Kararı imzalayan savcı ağladı. 'Başımagelecekleri biliyorum ama imzalayamam, ne yapabilirim, keşke bu durumdakalmasaydım, imzalarsam beni kesin meslekten atarlar' diyor"
"... [Cumhuriyetsavcısı] büyük tehditle karşı karşıya, eğerSaray'ın hoşuna giderse kararlar uygulanıyor, gitmezse uygulanmıyor. Polislerhakkında beraat kararı verilse bunu da uygulamayacaklar. Hangi kararuygulanacak hangi karar uygulanmayacak? Askeri darbe döneminde çalışanmahkemeler en azından kanun çiğnemiyordu"
"Savcı bütün bunları kabul etmesine hattabu kadar zorunda kaldığından dolayı gözyaşı dökmesine rağmen 'keşke bu durumdakalmasaydım' diyor. Burada her halükarda uygulanmasıgereken bir mahkeme kararı var. Bu mahkeme kararını uygulatmak için savcılığınmuhtelif birimlerine başvurmaya devam edeceğiz. Hem tazminat davaları açacağız,hem [de] suç duyurularındabulunacağız"
ii. Hukuka aykırı tahliye kararıyla ilgili olarak algıoluşturmak amacıyla FETÖ/PDY ile bağlantılı olması nedeniyle 15 Temmuz darbeteşebbüsünden sonra kapatılan basın ve yayın organlarında yayımlanan haber,görüntü ve yazılara yer verilmiştir.
iii. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığınca (MASAK)düzenlenen rapora dayanılarak başvurucunun hesabına 15 Temmuz darbeteşebbüsünden sonra kayyum atanan şirketlerden olan Bugün Televizyon ve RadyoProdüksiyon Anonim Şirketi tarafından 2014 yılında altı işlemde toplamda 22.000TL, Samanyolu Haber Yayıncılık Hizmetleri Anonim Şirketi tarafından 2015yılında sekiz işlemde 19.850 TL, Koza Altın İşletmeleri Anonim Şirketitarafından 2011 yılında beş işlemde 17.500 TL, Koza İpek Basın veBasım Sanayi Ticaret Anonim Şirketi tarafından 2011-2015yılları arasında kırk bir işlemde 214.250 TL (Söz konusu tarihlerde anılanŞirkette başvurucunun sosyal güvenlik kaydının bulunmadığı belirtilmiştir.),Ser Film Yapım Pazarlama Dağıtım ve Anonim Şirketi tarafından 2014-2015 yıllarıarasında dokuz işlemde 20.900 TL yatırıldığı belirtilmiştir.
iv. Örgüt lideri Fetullah Gülen'in Bank Asyaya para yatırmatalimatından sonra başvurucunun Bank Asyadamevcut hesabında 2014 yılı Aralık ayında 10-12 binlira arasında artış gerçekleştiği belirtilmiştir.
v. Başvurucunun kullandığı iki ayrı hat üzerinden Bylockkullanıcısı kişilerle altmış dört görüşme yaptığı belirtilmiştir.
vi. Başvurucunun Çağın Mağdurları isimli derneğe (15 Temmuzdarbe teşebbüsünden sonra FETÖ/PDY ile bağlantılı olması nedeniylekapatılmıştır.) üye olduğu belirtilmiştir.
-Sonuç olarak başvurucunun FETÖ/PDY üyesi oldukları gerekçesiylegözaltına alınan ve tutuklanan kişilerle ve Bylock kullanıcısı kişilerleirtibatlı olması, örgütle bağlantılı olduklarından bahisle haklarında işlemyapılan kişi veya kurumlarla parasal ilişkilerinin bulunması, örgüt liderinin tutukluların salıverilmesi talimatıardından hukuka aykırı tahliyelerin gerçekleştirilmesi amacıyla aktif olarakçalışarak bu amaçla örgüt yanlısı beyanlarda bulunması hususları gözönüne alınarak terör örgütü üyesi olma ve terör örgütüpropagandası yapma suçlarını işlediği iddia olunmuştur.
52. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 22/11/2017tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiştir. Mahkeme "... Sanık Gültekin Avcı'nın üzerine yüklenen'silahlı terör örgütüne üye olma' suçunun vasıf ve mahiyeti, arama-elkoyma tutanakları, araştırma tutanakları ile sanıksavunmaları göz önüne alındığında sanık Gültekin Avcı'nın üzerine yüklenen suçuişlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olgu ve delillerinbulunması, delillerin henüz tam olarak toplanmamış olması, tutuklu kalınansüre, öngörülen cezanın alt ve üst sınırı, sanığın üzerine yüklenen suçun CMK'nın 100/3-a. maddesinde sayılan suçlardan olması veölçülülük ilkesi dikkate alındığında sanık hakkında adli kontrol uygulamasınınyetersiz kalacağı ..." şeklindeki gerekçeyle tensiben başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da kararvermiştir.
53. Mahkeme 19/12/2017 ve 17/1/2018 tarihlerinde resen yaptığıtutukluluk incelemeleri sonunda "...Sanık Gültekin Avcı'nın üzerine yüklenen 'silahlı terör örgütüne üye olma yeterör örgütü propagandası yapmak' suçlarının vasıf ve mahiyeti, arama-ellayma tutanakları, araŞtırmatutanakları ile sanık savunmaları göz önüne alındığında sanık Gültekin Avcı'nınüzerine yüklenen suçu işlediğine dair kuwetli suçşüphesinin varlığını gösteren somut olgu ve delillerin bulunması, delillerinhenüz tam olarak toplanmamış olması, tutuklu kalınan süre, öngörülen cezanınalt ve üst sınırı, sanığın üzerine yüklenen suçun CMK'nın100/3-a. maddesinde sayılan suçlardan olması ve ölçülülük ilkesi dikkatealındığında sanık hakkında adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı..." şeklindeki gerekçeyle başvurucunun tutukluluk hâlinindevamına karar vermiştir.
54. Mahkeme 14/2/20l8 tarihinde yaptığı ilk duruşmadabaşvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle;
i. Başsavcılıkça yürütülen bir kısım soruşturmalar kapsamındatutuklu bulunan şüphelilerin hukuka aykırı olarak tahliye edilmesiyle ilgiliaçıklamaları o tarihte H.K.nınvekili olması nedeniyle şüpheli müdafi sıfatıyla yaptığını, bu şekildedavranmasının avukatlık görevinin gereği olduğunu, savunma dokunulmazlığınınolduğunu, dolayısıyla bu kapsamda yaptığı açıklamaları terör örgütüpropagandası amacıyla yapmadığını savunmuştur.
ii. İddianamede hesabına yatırıldığı belirtilen paraların adıgeçen basın ve yayın organlarında yayımlanan yazı veya televizyon programlarıkarşılığında ödenen telif ücreti olduğunu, iddianamede adı geçen hiçbir yerdesigortalı olarak çalışmadığını, bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumu kaydınınbulunmadığını belirtmiştir. Başvurucu Samanyolu grubundan aldığı ücretlerinkendisi için açılan Bank Asyadaki hesabayatırıldığını, ücretlerin grubun bünyesindeki farklı şirketler adına yatırıldığını,dolayısıyla kendisi tarafından açılan bir hesap ve bu hesaba kendisi tarafındanyatırılan bir paranın söz konusu olmadığını, 2014 yılı Aralık ayında olduğubelirtilen artışın telif ücretlerinin aylık maaş olarak yatırılmasından ibaretolduğunu, bu artışın 2014 yılı Aralık ayına mahsus bir artış olmadığını, yineKoza İpek grubu bünyesinde olan Kanaltürktelevizyonu, Bugün TV ve Bugün gazetesinde yaptığı programlar ve yazdığıyazılar karşılığında aldığı telif ücretlerinin de Akbanktakihesabına yatırıldığını, grubun bünyesinde birçok şirket bulunduğunu, maaşınınhangi şirket üzerinden yapıldığına dikkat etmediğini, grubun avukatlığınıyapmadığını ancak zaman zaman hukuki mütalaalar verdiğini, Koza Altıntarafından yatırılan paraların bunun karşılığında da yatırılmış olabileceğinisavunmuştur.
iii.18/9/2015 tarihinde köşe yazıları nedeniyle tutuklanmasındansonra yayın politikaları nedeniyle yıprandığı ve risk gördüğü için -henüzşirketlere kayyum atanmadan- kendi isteğiyle Zaman gazetesinde yazmayı veSamanyolu televizyonunda program yapmayı bıraktığını, aynı şekilde Bugüngazetesi ve Bugün TV'de de çalışmayı bıraktığını, ayrıca tahliye olduktan sonrakayyuma devredilen bu gazete ve televizyonların yerine kurulan Özgür Düşünce,Yeni Hayat ve Yarına Bakış isimli gazetelerden ve Can Erzincan TV'den gelen tümteklifleri reddettiğini hatta buralara röportaj bile vermediğini, bunlarlairtibatını kestiğini ileri sürmüştür.
iv. İddianamede belirtilen adına kayıtlı telefonlardan birtanesini kendisinin kullandığını, Bylock kullandığı ve kendisiyle görüştüğü belirtilenkişilerin avukat olduğunu, F.Ü. ile bayram nedeniyle mesajlaştığını, M.K.nın ise kendisini konferansa davet ettiğini, bukişilerle bunun dışında görüşmelerinin olmadığını, ayrıca görüşmelerin yapıldığı2010 ve 2012 yıllarında bu kişilerin Bylock programı kullandığınıbilmesinin mümkün olmadığını, tanınan biri olması nedeniyle birçok kişitarafından telefonla arandığını, kendisinin de bunlara cevap vermeyeçalıştığını, adına kayıtlı diğer numarayı ise eşinin kullandığını, iddianamedebu hat ile görüşme yapıldığı ve Bylock kullandığı belirtilen kişilerin tamamınıntutuklu olduğu dönemde kendisinin avukatlığını yapan kişiler olduğunu, görüşmetarihlerinin de kendisinin gözaltı ve tutukluluk dönemlerine denk geldiğini,muhtemelen bu görüşmelerin ekseriyetle ceza infaz kurumundaki ihtiyaçlarınıngiderilmesi amacıyla eşinin avukatlarıyla yaptığı görüşmeler olduğunubelirtmiştir.
v. Çağın Mağdurları (GününMağdurları) isimli derneğe tanınmış bir kişi olması nedeniyle yoğunısrar üzerine dernek tüzüğünü inceledikten -ve derneğin E. , A.İ.K. gibikişilerin ve tutuklu emniyet mensuplarının haklarını savunmak gayeli bir dernekolduğunu yani hukuk ve insan hakları temalı olduğunu gördükten- sonra üyeolduğunu ancak derneğin herhangi bir faaliyetine katılmadığını, derneğinbaşkanı olan N.A. isimli polis ile (İstanbul Emniyet Müdürlüğü OrganizeSuçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde eski müdürdür ve FETÖ/PDY ile bağlantılısuçlar nedeniyle yargılaması devam etmektedir.) 2015 yılında emniyetmensuplarına yönelik yapılan operasyonlar sonrasında tanıştığını, bu kişininbirkaç programa katılarak açıklama yaptığını, bunun dışında onunlatanışıklığının olmadığını ileri sürmüştür. Tahliye olduktan sonra istifadilekçesini derneğe gönderdiğini, dilekçenin akıbetini bilmediğini, 15 Temmuzdarbe teşebbüsünden sonra derneğin olağanüstü KHK ile kapatıldığını, olanlarıöngörmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.
vi. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra FETÖ/PDY ile bağlantılıolduğu gerekçesiyle kayyuma devredilen basın ve yayın kuruluşlarında FETÖ'cü olmayan her görüşten birçok kişinin ücretkarşılığında yazı yazdığını ve program yaptığını,kendisinindurumunun bu kişilerden farklı olmadığını, ayrıca Yargıtayıngüncel içtihatlarında iltisakın örgüt üyeliği içinyeterli olmadığının ortaya konulduğunu, üzerine atılı örgüt üyeliği suçunununsurlarının oluşmadığını, basın açıklamalarının ise avukatlık görevinin gereğiolduğunu ve propaganda amacı taşımadığını belirterek suçlamaları kabuletmemiştir.
55. Mahkeme duruşma sonunda"Sanık Gültekin Avcı'nın üzerine yüklenen 'silahlı terör örgütüne üyeolma' suçunun vasıf ve mahiyeti, arama-elkoymatutanakları, araştırma tutanakları ile sanık savunmaları göz önüne alındığındasanık Gültekin Avcı'nın üzerine yüklenen suçu işlediğine dair kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren somut olgu ve delillerin bulunması, delillerinhenüz tam olarak toplanmamış olması, tuluklu kalınansüre, [sanığa yüklenen suçlar için Kanun'da] öngörülen cezanın alt ve üst sınırı, sanığın üzerineyüklenen suçun CMK'nın 100/3-a. maddesinde sayılansuçlardan olması ve ölçülülük ilkesi dikkate alındığında sanık hakkında adlikontrol uygulamasının yetersiz kalacağı ..." şeklindekigerekçeyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.
56. Mahkeme 14/3/2018 tarihinde resen yaptığı tutuklulukincelemesi sonunda "Sanık GültekinAvcı'nın üzerine yüklenen 'silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütüpropagandası yapma' suçlarının vasıf ve mahiyeti, arama-elkoymatutanakları, araştırma tutanakları ile sanık savunmaları göz önüne alındığındasanık Gültekin AVCI'nın üzerine yüklenen suçuişlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olgu vedelillerin bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanmamış olması, tutuklukalınan süre, öngörülen cezanın alt ve üst sınırı, sanığın üzerine yüklenensuçun CMK'nın 100/3-a maddesinde sayılan suçlardanolması ve ölçülülük ilkesi dikkate alındığında sanık hakkında adli kontroluygulamasının yetersiz kalacağı ..." şeklindeki gerekçeylebaşvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
57. Mahkeme 30/3/2018 tarihinde yaptığı ikinci duruşmadabaşvurucu hakkındaki yargılama dosyasını İstanbul 14. Ağır Ceza MahkemesininE.2017/2 sayılı yargılama dosyası ile birleştirmiş, bundan sonra sanıkhakkındaki yargılamaya İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2017/2 sayılıdosyası üzerinden devam edilmiştir.
58. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin ikinci duruşma sonundabirleştirme kararıyla birlikte "Sanığınüzerine yüklenen 'silahlı terör örgütüne üye olma' suçunun vasıf ve mahiyeti,dosya içerisindeki arama, el koyma tutanakları, tanık beyanları, araştırmatutanakları ile sanık savunmaları göz önüne alındığında sanığın üzerineyüklenen suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somutolgu ve delillerin bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanmamış olması,tutuklu kalınan süre, öngörülen cezanın alt ve üst sınırı, sanığın üzerineyüklenen suçun CMK'nın 100/3-a. maddesinindesayılan suçlardan olması ve ölçülülük ilkesi dikkate alındığında sanık hakkındaadli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı ..." şeklindekigerekçeyle sanığın tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.
59. Başvurucu 20/4/2018 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
60. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/5/2018 tarihindeyaptığı tutukluluk incelemesi sonunda"Sanık Gültekin Avcı'nın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmasuçunun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, araştırma tutanakları sanığınüzerine yüklenen suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren olguların bulunması, öngörülen cezanın alt ve üst sınırı, sanığınüzerine yüklenen suçun CMK'nın 100/3-a. maddesindesayılan suçlardan olması ve sanık hakkında adli kontrol uygulamasının yetersizkalacağı ..." şeklindeki gerekçeyle başvurucunun tutuklulukhâlinin devamına karar vermiştir.
61. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/6/2018 tarihindeyaptığı duruşmada "Tutuklu sanıklar ...Gültekin Avcı ... Yönünden üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcutdelil durumu, buna göre tutuklu sanıklar yönünden 'iletişim tespit tutanakları,araştırma raporları, müşteki beyanları, fiziki takip tutanakları, şahıs tespittutanakları, tanık ve gizli tanık anlatımları, görev belgeleri, tanık [K.Y.]'nin ifade ve teşhisleri ile bu tanık tarafından dosyayasunulan materyaller, MİT, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlıktan gelen yazıcevapları, teftiş raporları, dinlemeye ilişkin ses çözüm tutanakları,diplomatik dokunulmazlığı olan kişilerle ilgili dinleme yapılmış ve mailadreslerinin takip edilmiş olması, 2011/762 ... sayılı soruşturmada görev yapanve sanıkların eylem ve işlemleri ile irtibatlı oldukları iddia edilen hakim vesavcılarla ilgili iddianame tanzim edilmiş olması, sanık Gültekin Avcı'nınfirari sanıklardan [E.U.] ilesoruşturmanın operasyonel sürecinin planlandığı iddiaedilen tarihten kısa süre önceki telefon görüşmeleri ve irtibatının varlığı,aynı süreçte yazmış olduğu ve soruşıurma konusu ileparalel biçimde kamuoyunda algı oluşturmaya ve soruşturma dosyasına zeminhazırlamaya yönelik olduğu iddia edilen köşe yazılarının varlığ,söz konusu köşe yazılarının Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını, Bakanlarını, MİTMüsteşarı gibi üst düzey kamu görevlilerini, bazı STK yöneticilerini terörle veİran ajanlığı ile ilişkilendirerek ve muta nikahı yapmakla suçlayarak gözaltınaalmanın planlandığı iddia edilen soruşturma dosyası ile benzer mahiyet veiçerik taşıması, HTS kayıtları, müşteki [V.Ç.] ile ilgilidüzenlenen 14/12/2013 tarihli şahıs tespit tutanağı kapsamında kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren somut kanıtlar bulunması, sanıklara atılı birkısım suçların tutuklama nedenlerinin yasal karine olarak var sayıldığı 527lsayılı CMK'nın 100/3-a.11 alt bendinde sayılankatalog suçlardan oluşu, sanıklara atılı suçların kanunda öngörülen cezalarınınalt ye üst sınırlarının kaçma kuşkusunu somutlaştırması, sanıkların savunmalarınınhenüz alınmamış oluşu,tutuklama sebep ve şartlarındasanıklar lehine bu aşamada değişiklik meydana gelmemiş oluşu, müştekilerin vesanıklara atılı eylemlerin sayısal çoğunluğu da dikkate alındığında sanıklarınsuçunun sübutu halinde yargılama sonucunda verilmesi muhtemel ceza veyagüvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü oluşu, tüm bu nedenlerlesanıklar üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetimsağlanamayacak oluşu ..." şeklindeki gerekçeyle başvurucunun tutuklulukhâlinin devamına karar vermiştir.
62. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/6/2018 ve 10/9/2018tarihli duruşmalarda da benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinindevamına karar vermiştir. Başvurucu anılan dosya kapsamında hâlen tutukludur.
63. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilkderece mahkemesinde derdesttir .
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
64.5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamanedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
65. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamakararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2)Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye istemininreddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneğiyazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
66. 5271 sayılı Kanun'un "Adlîkontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) ve (3) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Bir suç sebebiyle yürütülensoruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklamasebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrolaltına alınmasına karar verilebilir.
…
(3)Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğetabi tutulmasını içerir:
a) Yurt dışına çıkamamak.
b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.
c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerinçağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devamkonularındaki kontrol tedbirlerine uymak.
...
f) Şüphelinin parasal durumu göz önündebulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödemesüreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvencemiktarını yatırmak.
g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslimetmek.
...
j) Konutunu terk etmemek.
k) Belirli bir yerleşim bölgesini terketmemek.
l) Belirlenen yer veya bölgeleregitmemek."
67. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" kenarbaşlıklı 220. maddesinin (6) ve (7) numaralı fıkraları şöyledir:
"(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgütadına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüteüye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir."
(7)Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerekyardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayıverilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadarindirilebilir."
68. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşincibölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veyayöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır.
(2)Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapiscezası verilir."
69. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun"Cezaların artırılması"kenar başlıklı 7. maddesinin ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Terör örgütünün; cebir, şiddet veyatehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlerebaşvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yılakadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ileişlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır ..."
B. Uluslararası Hukuk
1. Sözleşme Metinleri
70. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı"kenar başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ve (4) numaralıfıkrası şöyledir:
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkınasahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygunolmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
...
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmekiçin inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işlediktensonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerinvarlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması vetutulması;
...
(4)Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulmaişleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi veeğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurmahakkına sahiptir.
..."
71.Sözleşme'nin "İfadeözgürlüğü" kenar başlıklı10. maddesi şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkınasahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırlarıgözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de vermeözgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinemaişletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen buözgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusalgüvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamudüzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasınınönlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınmasıiçin gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlaratabi tutulabilir."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
72. AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)bendi uyarınca, yalnızca bir ceza soruşturması veya kovuşturması çerçevesindekişinin suç işlediğine dair şüphenin bulunması hâlinde yetkili adli makamınhuzuruna çıkarılması amacıyla tutuklanabileceği yönündeki içtihadını (Jecius/Litvanya,B. No: 34578/97, 31/7/2000, § 50; Wloch/Polonya, B.No: 27785/95,19/10/2000, § 108) yakın dönemde verdiği Buzadji/Moldova ([BD], B. No: 23755/07, 5/7/2016 §§ 92-102)kararında geliştirmiştir. Buna göre ilk tutuklama kararından itibaren suçunişlendiğine ilişkin makul şüphenin varlığı yanında tutuklamaya ilişkinnedenlerin bulunduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konması gerekir.
73. AİHM'e göre ilk tutuklama içinyeterli görülen makul şüphenin varlığı, elde edilen deliller ve somut olayınkendine özgü koşulları da dikkate alındığında olaylara dışarıdan bakan tamamenobjektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olmalıdır. Toplanan delillerobjektif bir gözlemciye sunulduğunda şüpheli ya da sanığın atılı suçu işlemişolabileceği yönünde bir kanaat oluşturmaya yeterli ise somut olayda makul şüphevardır. Diğer bir ifade ile inandırıcı neden ya da makul şüphe, suçlanankişinin üzerine atılı suçu işlemiş olabileceğine dair objektif bir gözlemciyiikna etmeye yeterli olay, olgu veya bilginin varlığını gerektirmektedir (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, B. No: 12244/86...,30/8/1990, O'Hara/Birleşik Krallık, B. No: 37555/97,16/10/2001, § 34).
74. AİHM, tutukluluğu meşru kılan makul dört temel nedenbelirlemiştir. Bunlar sanığın duruşmaya çıkmama (kaçma) tehlikesi (Stögmüller/Avusturya, B. No: 1602/62, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü, § 15),sanığın serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzdaönlemler alabilecek olma tehlikesi (Wemhoff/Almanya, B.No: 2122/64, 27/6/1968, hukuki gerekçe bölümü, § 14), tekrar suç işlemetehlikesi (Matznetter/Avusturya, B. No: 2178/64, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü, § 7) vekamu düzenini bozma tehlikesidir (Letellier/Fransa,B. No: 12369/86, 26/6/1991, § 51).
75. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, demokratiktoplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. İfade özgürlüğü toplumunilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkiletmektedir. Sözleşme'nin 10. maddesinin (2) numaralı fıkrası saklı tutulmaküzere ifade özgürlüğü, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veyailgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şoke ediciya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan sözedemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu özgürlüğün bazı istisnalara tabiolduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bunun sınırlandırılmasınınikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık [GK], B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Von Hannover/Almanya (No. 2) [BD], B. No:40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101).
76. AİHM, Stojanović/Hırvatistan(B. No: 23160/09, 19/9/2013, §§ 39, 62) kararında ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenindemokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelerken başvurucununsorumluluğunun kapsamının kendi sözlerinin ötesine taşıp taşmadığınınbelirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. AİHM, derece mahkemelerincebaşvurucunun sorumluluğunun -bunu haklı gösterecek ilgili ve yeterli gerekçeler gösterilmeksizin- onunsözlerinin ötesinde genişletilmesi suretiyle ifade özgürlüğünün ihlaledildiğine karar vermiştir.
77. AİHM'in Sürek/Türkiye (No. 1) ([BD], B. No: 26682/95, 8/7/1999) kararında "Haberde Yorumda Gerçek" isimlihaftalık bir dergide "SilahlarÖzgürlüğü Engelleyemez" ve "Suç Bizim" başlıklı iki okuyucu makalesininyayımlanması üzerine dergi sahibi ile editörünün cezalandırılmasının ifadeözgürlüğünü ihlal edip etmediği meselesi gündeme gelmiş ve AİHM Sözleşme'nin10. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Bu kararda AİHM, basınınşiddet tehdidi karşısında milli güvenlik veya ülke bütünlüğünün korunması veyaasayişsizlik veya suçun engellenmesi amacıyla konmuş olan sınırlamaları aşmamasıkaydıyla, bölücü olanlar da dahil olmak üzere, görüş ve siyasi hususlarda bilgivermesinin demokratik toplumlar açısından bir zorunluluk olduğunu belirtmiştir (Sürek/Türkiye (No. 1), § 59). Ayrıca AİHM'e göre ifade edilen sözlerin bireylere, kamu görevlilerineveya toplumun belli bir kesimine karşı şiddeti teşvik ettiği durumlarda devletotoriteleri, ifade özgürlüğüne ilişkin müdahale gereğinin incelenmesinde dahageniş bir marja (takdir yetkisine) sahiptir (Sürek/Türkiye(No. 1), § 61). AİHM, dergide yayımlanan mektuplarda kullanılankelimeler ve bu kelimelerin yayımlandığı bağlam üzerinde özellikle durmuştur.AİHM söz konusu kelimelerin açıkça şiddeti teşvik niteliğinde olduğunubelirterek şunları söylemiştir: "Mahkemeilk olarak, "katliam", "zulüm" ve "cinayet" gibigöndermelerin yanı sıra, "Faşist Türk ordusu", "TC cinayet çetesi" ve "emperyalizmin kiralıkkatilleri" gibi etiketlerin kullanılması ile diğer tarafa kara bir lekevurulmasına ilişkin açık bir kasıt olduğunu kabul etmektedir. Mahkeme kanaatinegöre söz konusu mektuplar, temel duyguların çalkalandırılması ve halen ölümcülşiddet şeklinde kendini göstermiş olan bileşik önyargıların katılaştırılmasıile kanlı bir intikama çağrı şeklinde değerlendirilebilecektir. Ayrıca,mektupların 1985’ten buyana çok ciddi can kayıpları ve bölgenin büyük birkısmında olağanüstü hal ilan edilmesine sebebiyetverecek şekilde güvenlik kuvvetleri ile PKK kuvvetleri arasında ciddiçatışmaların devam etmekte olduğu Türkiye'nin güneydoğusundaki güvenlik durumubağlamında yayımlanmış olması da dikkate alınmalıdır. Bu bağlamda, mektuplarıniçeriğinin iddia edilen zulümlerin sorumlusu olarak gösterilenlere karşı köklüve mantık dışı bir nefret uyandırarak bölgede daha fazla şiddete sebebiyetverebilecek şekilde değerlendirilmelidir. Gerçekten de,okuyucuya iletilen mesaj, saldırgan ülke karşısında şiddete başvurmanın gereklive haklı bir önlem olduğudur. Ayrıca "Suç Bizim" başlıklı mektubunkişileri isimleri ile tanımlayarak, bunlara karşı olan nefretinalevlendirildiği ve bu şahısların fiziksel şiddet tehlikesine maruz bırakıldığıda dikkate alınmalıdır. Mahkeme bu açıdan, yetkililer tarafından Devletintoprak bütünlüğüne zarar verilmesi ile ilgili gerekçelerin vurgulandığıbaşvuranın mahkûmiyetine ilişkin nedenleri, başvuranın ifade özgürlüğüaleyhinde bir müdahale için ilgili ve yeterli bir dayanak olarak kabuletmektedir. Mahkeme, "bilgi" ve "görüşlerin" sadece kırıcı,şaşırtıcı veya rahatsız edici olmasının müdahalenin haklı gösterilmesi için yeterliolmayacağını yinelemektedir. Mevcut davada söz konusu olan nefret konuşmalarıve şiddetin yüceltilmesidir."
78. Hocaoğulları/Türkiye(B. No: 77109/01,7/3/2006) kararındaAİHM, bir dergide yayımlanan "HangiBarış?" ve "Gençlikİsyan Demektir" başlıklı iki makale nedeniyle başvurucununterör örgütü lehine propaganda suçundan mahkûmiyetini incelemiştir. AİHM,başvuruyu makalelerdeki ibareleri, yayımlandıkları bağlamı (yazınınbütünlüğünü), özellikle terörle mücadeleye bağlı güçlükleri de dikkate alarakdeğerlendirmiştir. AİHM "Gençlik İsyanDemektir" başlıklı makale ile alakalı şu değerlendirmeleriyapmıştır: "Gençlere seslenen ve hiçbirdevrimin insan zayiatı olmadan gerçekleşemeyeceği görüşünü savunan yazarın dilibarışa ve siyasi sorunların çözümüne çağrı olarak kabul edilemez … Diyarbakırzindanlarında işkenceci faşistlere sır verip ser vermeyerek ve Kızıldere'dedüşmanları, biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik, diye selamlayarak dönenlerekavgalarının gelip geçici olmadığını bildirirler. Hem de canları pahasına.Evet, belki yenildiler. Ama direndiler. Çünkü gerçek zaferin böyle küçük amakararlı direnişlerle kazanılacağını biliyorlardı" gibi ifadelerininkullanımıyla net bir biçimde mücadelenin geçici olmadığı düşüncesininvurgulandığını hatırlatmaktadır. Bunun yanı sıra, bütünü itibarıyla şiddetkullanımını, silahlı direnişi veya başkaldırıyı tahrik eder bir makale olarakdeğerlendirilebilir; AİHM nezdinde göz önünde bulundurulması gereken temelunsur budur." AİHM’e göre şiddetikışkırtan ve yücelten bu ibareler, Sözleşme’nin giriş kısmında açıklanan barışve adalet gibi temel değerler ile bağdaşmaz.
79. Sürek ve Özdemir/Türkiye([BD] B. No: 23927/94 ve24277/94, 8/7/1999) kararında başvurucuların sahibi ve yazı işleri müdürüoldukları dergi vasıtasıyla terörist örgütlerin bildirilerini yayımlamak vebölücü propaganda yapmak suçlarından ulusal hukukta mahkûm edilmeleri sözkonusudur. AİHM, özellikle kin ve düşmanlığa tahrik bağlamında söylemlerideğerlendirmiş ancak metinleri bir bütün olarak ele aldığında kin ve düşmanlığatahrik ettiğinin söylenemeyeceğini belirtmiştir. AİHM, bu kararda bilhassamedya açısından ifade hürriyetinin kullanılmasındaki görev ve sorumlulukların çatışma ve gerginlik zamanlarındaözel önem taşıdığını vurgular. AİHM'e göre "Bu yüzden de devlete karşı şiddet kullanma yolunagiden örgüt temsilcilerinin görüşleri yayımlanırken medya şiddeti tahrik edenve kin güden konuşmaların yapıldığı bir araç olarak görülmesin diye, daha fazlaözen gösterilmelidir." Çünkükin ve nefret söylemi ile şiddete teşvik arasında ince bir çizgi olduğu ya daanılan söylemin şiddete dönüşmesi riskinin kuvvetle muhtemel olduğu dikkatealınmalıdır.
80. Halis Doğan/Türkiye (No.3) (B. No: 4119/02, 10/10/2006) kararınakonu olayda başvurucu Halis Doğan, Özgür Bakış gazetesinin sahibidir. Gazetenin"Analiz" başlıklısütundaki "Komplo’nunYeni Aşaması" ve "Doğum"başlıklı iki makalenin yayımlanmasından dolayı başvurucu hakkında bölücülükpropagandası yapma suçundan bir miktar para cezasına hükmolunmuş ve ayrıcagazetenin yayını altı gün süreyle durdurulmuştur. Başvuruyu inceleyen AİHMSözleşme'nin 10. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. AİHM’e göre her iki makalede de PKK terör örgütününmücadele yöntemlerine yer verilmektedir. Makalelerde kullanılan kimi sözler, neKürt probleminin barış yoluyla çözümüne çağrı konuşması ne de sosyal, kültürelve tarihi olaylar hakkındaki saptamalar olarak görülebilir. AİHM "Aksine (şimdi) ulusal seferberlik zamanıdır.Eğer bütün güçler, yetenekler ve olanaklar faaliyete geçmezse, ne zamanfaaliyete geçecekler? Kürtlerin hatıralarında ve kültürlerinde 'onur günü'kavramı vardır. İşte bugün onur gününden daha farklı bir gün söz konusudur. Vehatta durum böyle iken, bizim tek garantimiz, tam bir özgürlük kazanmak içinher türlü fedakârlığı yapmaya ve 21. yüzyılın esaret zincirlerini kırmaya hazırolan halkımızın isteğidir. Bu bizim özgürlük mücadelemizi parlayan bir aşamayataşıyacak öncü politikamızdır. Gerçek fedakârlığı gösteren şahinlerimiz."şeklindeki ifadelerin şiddeti tahrike elverişli ifadeler olduğunu not etmiştir.AİHM’e göre makalelerin genel içeriği şiddete,silahlı mücadeleye ya da ayaklanmaya teşvik edici mahiyettedir ve bu ifadeler,Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra bir gazetede yayımlanan iki makaledenalınmıştır, içerik olarak Kürtlerin davasını savunanları şiddete teşviketmektedir. Böyle bir bağlamda makalelerin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde zatenmevcut olan şiddet eylemlerine katalizör etkisi yapabilecek nitelikte olduğunutespit etmek yanlış olmaz. Bu bakımdan AİHM, başvuranın mahkûm edilmegerekçelerinin başvuranın ifade özgürlüğüne müdahaleyi haklı göstermek içinyeterli ve yerinde olduğuna hükmetmektedir. AİHM, sadece bilgi ya da fikirlerin çatışmasının, şaşırtmasının ya da endişeye yolaçmasının benzeri bir müdahaleyi haklı göstermeye yetmeyeceğinihatırlatmaktadır. Ancak bu vakada açıkça şiddet yanlısı bir kışkırtma sözkonusudur. Makalelerde ifade edilen bu görüşler açık biçimde muhatabını eylemeyönlendirmektedir. Burada, özgürlük mücadelesinin tek yolunun PKK terörörgütünün uyguladığı şiddet yöntemleri olduğu savunulmakta ve muhataplarının bu yüce davaya bir seferberlik duygu vedüşüncesi içinde katkıda bulunmaları istenmektedir.
81. Sürek/Türkiye (No. 3) ([BD],B. No: 24735/94, 8/7/1999) kararına konu olan olayda başvurucu "Haberde Yorumda Gerçek" isimliderginin sahibidir. Bu dergide 9/1/1993 tarihli 42. sayıda "Botan'da Fakir Köylüler Toprak Ağalarınıİstimlak Ediyor" başlıklı bir makale yayımlanmıştır. Bumakalede devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine propaganda yapıldığı gerekçesiile dergi toplatılmış ve başvurucu adli para cezasına mahkûm edilmiştir.Başvurucu, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’ebaşvurmuştur. Konuyu inceleyen AİHM, makalelerde kullanılan kelimeler ve bukelimelerin yayımlanmış olduğu bağlam üzerinde özellikle duracağınıbelirtmiştir. Dava konusu makalede ülkenin bir bölgesindeki mücadelenin "güvenlik kuvvetlerine karşı yürütülen bir savaş"olarak nitelendirilmesinin ve "Özgürlükmücadelesini sonuna kadar sürdüreceğiz." ifadesininkullanılmasının makalenin yazarının kendisini terör yoluyla mücadeleyi sürdürenörgütle özdeşleştirmiş olduğu ve silah kullanılması için çağrıda bulunduğuanlamına geleceğini vurgulamıştır. AİHM ayrıca makalelerin 1985’ten bu yana çokciddi can kayıpları yaşanan ve bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hâl ilanedilmesine sebebiyet verecek şekilde güvenlik kuvvetleri ile PKK arasında ciddiçatışmaların devam etmekte olduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki güvenlikdurumu bağlamında yayımlanmış olmasının da dikkate alınması gerektiğinibelirtmiştir. Bu bağlamda makalenin içeriği bölgede daha fazla şiddeti teşvikedebilecek niteliktedir ve bu makaleyle okuyucuya iletilen mesaj, saldırganülke karşısında şiddete başvurmanın gerekli ve haklı bir önlem olduğudur. Buaçıdan AİHM, muhatap devlet tarafından başvuranın mahkûmiyetine ilişkin olaraköne sürülen nedenlerin başvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale içinilgili ve yeterli dayanak teşkil ettiği sonucuna varmıştır. AİHM'egöre başvurucu, bu makalelerde yer alan görüşler ile şahsen bağlantılıolmamasına rağmen makalelerin yazarlarına şiddet ve nefretin körüklenmesi içinbir araç temin etmiştir. Dergi ile sadece ticari açıdan bağlı olduğu ve yazıişleri müdürlüğü sorumluluğu taşımadığı gerekçesi ile makalelerin içeriğineilişkin her türlü cezai sorumluluktan muaf tutulması gerektiği yönündekibaşvurucu tarafından ileri sürülen iddiamahkemecereddedilmiştir. Başvurucu derginin sahibidir. Bu konumu itibarıyla dergininyazı işleri yönetimini şekillendirme hakkına sahiptir. Bu nedenle başvurucuhalk için bilgi toplanması ve dağıtılması konusunda derginin yazı işleri vemuhabir personelinin görev ve sorumluluklarıaçısından vekâleten sorumlu olup bu da çatışma ve gerginlik durumlarında dahabüyük önem taşımaktadır. AİHM açıklanan gerekçelerle başvurucuya verilencezanın zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık geldiğini ve verilen ceza ile eldeedilmek istenen amaç arasında orantısızlık olmadığını belirterek ifade özgürlüğününihlalinin söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
82. Mahkemenin 10/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. 20/9/2015 TarihliTutuklama Kararı Yönünden
1. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
a. Sulh CezaHâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine AykırıOlduğuna İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
83. Başvurucu; tutuklama kararını veren sulh cezahâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulduğunu, tutuklamakararını veren hâkimin bağımsız ve tarafsız olmadığını, dolayısıyla tutuklamakararının yok hükmünde olduğunu ileri sürmüştür.
84. Bakanlık görüşünde; başvurucunun tutuklama kararının doğalhâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş bir mahkeme tarafından verildiğine vetutuklama kararını veren hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmadığına yönelikşikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaati bildirilmiştir.
85. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
ii. Değerlendirme
86. Bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suçailişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğümüteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesineaykırılık söz konusu olamaz (AYM, E.2009/52, K.2010/16, 21/1/2010).
87. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız vetarafsız mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış, 138. maddesinde isemahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargıyetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;genelge gönderemez; tavsiye ve telkindebulunamaz." Bağımsızlık; mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerkenyasamaya, yürütmeye, davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarınakarşı bağımsız olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir(AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
88. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsızolup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görevsüreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsızolduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,16/5/2013, § 28).
89. Anayasa'nın 36. maddesinde mahkemelerin tarafsızlığındanaçıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanıntarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımnibir unsurudur. Nitekim 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun'un 1. maddesiyleAnayasa'nın 9. maddesine "bağımsız"ibaresinden sonra gelmek üzere "vetarafsız" ibaresi eklenmiş, böylelikle madde metni "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız vetarafsız mahkemelerce kullanılır." hâlini almıştır. Ayrıcamahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki unsurolduğu dikkate alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi gereği- Anayasa'nın138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (Tahir Gökatalay,B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).
90. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalarkarşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevlihâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu veyapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığıizlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerinbağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlıkön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecekbir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
91. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davayabakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısızolması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesindevicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar isehukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabikılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
92. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak Hâkimler veSavcılar Kurulu (HSK) tarafından yapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin-soruşturma aşamasında tutuklama tedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmaküzere- kanun ile verilen görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bağımsız vetarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyetsavcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine de kararlar verdikleribilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket edilerek ilgilihâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. HikmetKopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, § 114; Hidayet Karaca, B. No: 2015/144,14/7/2015, § 78, Mehmet Baransu(2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78).
93. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğertüm hâkimler gibi HSK tarafından atandıkları ve Anayasa'nın 139. maddesindeöngörülen hâkimlik teminatına sahip oldukları, diğer tüm mahkemelerde olduğugibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlikteminatı esaslarına uygun olarak teşkilatlandırıldıkları, bunların yapılanmasıve işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektirenherhangi bir unsur bulunmadığı, ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerletarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konması durumunda hâkimin davaya bakmasınıengelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçesiyle sulh ceza hâkimlikleriniihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM, E.2014/164,K.2015/12, 14/1/2015).
94. Somut olayda başvurucu hakkında tutuklama kararı verenİstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin genel hükümlere göre kurulduğu ve görevyapan hâkimin de yine genel hükümlere göre HSK tarafından atandığı konusundatereddüt bulunmamaktadır. Başvurucu, tutuklamayı yapan hâkim ile kendisininarasında İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/175 sayılı dosyasında sanıkmağdur ilişkisi bulunması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 24. maddesi uyarıncahâkimin tarafsızlığına gölge düşüren bir durumun bulunduğunu ileri sürmüş isede tüm dosya kapsamı nazara alındığında tutuklama kararını veren hâkimin anılandosya nedeniyle subjektif değerlendirme yaptığı vetarafsız davranmadığı sonucuna varılamamaktadır.
95. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun doğal hâkim ilkesineaykırı bulunan, bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimlik tarafından tutuklandığıiddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bukısmının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiasıve Bakanlık Görüşü
96. Başvurucu; gerekçesiz bir şekilde verilen soruşturmadosyasına erişimin kısıtlanması kararı nedeniyle soruşturma evrakında bulunanbelge ve delillere ulaşamadığını, bu şekilde erişimi engellenen ve lehinedeğerlendirilmesi açıkça mümkün olan belge ve deliller çerçevesindetutukluluğuna ilişkin olarak itirazda bulunmasının önüne geçildiğini ilerisürmüştür.
97. Başvurucu ayrıca soruşturma mercileri tarafından kısıtlama kararının kanunda öngörülenkapsamı aşılarak yorumlandığını, bu bağlamda incelemeye ve/veya örnek almayayetkili olduğu -gizlilik kapsamında olmayan- belgelerin suretinin verilmesiyönündeki talebi reddedilerek bu belgelere erişiminin engellendiğini iddia etmiştir.Başvurucuya göre soruşturma mercilerinin bu tutumu silahların eşitliği ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
98. Başvurucu sonuç olarak tutuklamaya karşı etkili bir şekildeitirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
99. Bakanlık görüşünde; hakkındaki suçlamalar ayrıntılı birşekilde anlatılarak başvurucuya savunma yapma imkânı verildiği, başvurucununtutuklanmasına temel teşkil eden iddiaların somutlaştırılarak sorulduğu,başvurucunun bu iddialarla ilgili savunmasını yaptığı ileri sürülmüştür.Bakanlığa göre başvurucu, bu delilleri yeterince değerlendirerek bunlara karşıetkili bir şekilde itirazda bulunma imkânını kullanmıştır. Bakanlık bunedenlerle şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmesigerektiğini ifade etmiştir.
100. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
ii. Değerlendirme
101. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
102. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
(1) Genelİlkeler
103. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalanan veyatutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındakiiddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkünolmaması hâlinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzurunaçıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, § 168).
104. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasıuyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında kararverilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbestbırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkınasahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde adil yargılanma hakkının bütüngüvencelerini sağlamak mümkün değilse de iddia edilen tutmanın koşullarınauygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,4/12/2013, §§ 122, 123).
105. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbestbırakılma taleplerinin incelenmesinde silahlarıneşitliği ve çelişmeli yargılamailkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, B.No: 2013/1279, 30/12/2014, § 30). Silahların eşitliği ilkesi, davanıntaraflarının usul hakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması vetaraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddiave savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahipolması anlamına gelmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara davadosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını, bu nedenletarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).
106. Yakalanan bir kişiye, yakalanmasının temel maddi ve hukukisebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylecekişi, uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzeremahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Bununla birlikte Anayasa'nın19. maddesinin dördüncü fıkrası, yakalama veya tutuklama sırasında verilenbilgilerin yakalanan veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam birlistesini içermesini, bir başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tümdelillerin bildirilmesini ya da açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ ve diğerleri, § 175).
107. İfadesi ya da savunması alınırken başvurucuya erişimikısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş veya başvurucununtutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine atıfta bulunmuşolması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden belgelereerişiminin olduğunun, bunların içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahipbulunduğunun ve bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimdeitiraz etme imkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumdakişi, tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiyesahiptir (Hidayet Karaca, § 107).
(2)İlkelerin Olaya Uygulanması
108. Savcılığın talebi üzerine İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği24/12/2014 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca dosyaya erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir.
109. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonrakaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaklabirlikte İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği7/4/2016 tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4)numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır (bkz. § 23).
110. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olansuçlamaların ve buna ilişkin olguların tutuklama talep yazısında ve sorguesnasında başvurucuya sorulan sorularda açıklandığı, başvurucunun da ifadesindeanılan suçlamalarla ilgili ayrıntılı bir şekilde beyanda bulunduğugörülmektedir (bkz. §§ 14, 15).
111. Öte yandan başvurucu, Hâkimliğin tutuklama kararında da tutuklamayakonu edilen suçlamalarla (eylemlerle) ilgili değerlendirmelerde bulunmuştur(bkz. § 16). Ayrıca tutukluluğa itiraz dilekçesinde başvurucu müdafileritarafından usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir şekilde savunma yapılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafilerininisnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorguöncesinde gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.
112. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların vetutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuyaveya müdafilerine bildirilmiş, başvurucuya bunlara karşı savunma veitirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında yaklaşıkbirkaç ay devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlama nedeniylebaşvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığınınkabulü mümkün görülmemiştir.
113. Diğer taraftan başvurucu kısıtlama kararının kapsamındabulunmayan belgelere erişiminin kısıtlanması nedeniyle tutukluluğa etkili birşekilde itirazda bulunamadığını ileri sürmüşse de başvurucu açıkça hangibelgelere erişemediğini belirtmemiştir. Soruşturma makamlarınca suçlamakonusunun başvurucuya bildirildiği, tutuklama kararında da bu olgulara yerverildiği görülmektedir. Dolayısıyla bir kısım belgelerin başvurucununerişimine açılmamasının tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunmayıgüçleştirdiği söylenemez.
114. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararınedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasınailişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
115. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenibulunmadığı hâlde tutuklandığını, tutuklama ve tutuklamaya itirazın reddikararlarının tutuklamayı haklı kılacak somut deliller ortaya konulmadangerekçesiz olarak verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
116. Bakanlık görüşünde; başvurucu hakkındaki suçlamaların somutdelillere dayandığı ve tutuklamanın orantılı olduğu belirtilmiştir. Bakanlık,başvurucunun kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedeni bulunmaksızınözgürlüğünden yoksun bırakıldığı şeklindeki şikâyetlerinin açıkça dayanaktanyoksun olduğu kanaatindedir.
117. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
ii. Değerlendirme
118. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
119. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanundagösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
120. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
(1) Genelİlkeler
121. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinkişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktansonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmekşartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlıolarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınkısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardanherhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
122. Ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik birmüdahale, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ölçütlerinbelirlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığımüddetçe Anayasa'nın 19. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeplesınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama tedbirininniteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgilimaddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma veölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
123 Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ancakkanunla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa'nın 19.maddesinde, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumlarınşekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. DolayısıylaAnayasa'nın 13. ve 19. maddeleri uyarınca kişi hürriyetine ilişkin müdahaleolarak tutuklamanın kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur (Murat Narman, § 43; Halas Aslan, § 55).
124 Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında; suçluluğuhakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin ancak kaçmalarını, delilleri yoketmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibitutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıylatutuklanabilecekleri belirtilmiştir (HalasAslan, § 57).
125. Buna göre tutuklama ancaksuçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler bakımındanmümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğuhakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetlisayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delilsayılabilecek olguların niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgüşartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay,B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
126. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli suç şüphesininbulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya konması her zaman mümkünolmayabilir. Zira tutmanın bir amacı da kişi hakkındaki şüpheleri teyit etmekveya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ve/veya kovuşturmasınıilerletmektir (Dursun Çiçek, B. No: 2012/1108, 16/7/2014, § 87; Halas Aslan, § 76). Bu nedenle yakalamaveya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlakagerekli değildir. Bu bakımdan suç isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esasteşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasınınsonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olgularınaynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (MustafaAli Balbay, § 73).
127. Bununla birlikte şüpheli veya sanığa isnat edileneylemlerin ifade, basın ve sendika özgürlükleri ile siyasi faaliyette bulunmahakkı gibi demokratik toplum düzeni bakımından vazgeçilmez temel hak veözgürlükler kapsamında olduğu hususunda ciddi iddiaların bulunduğu ya da budurumun somut olayın koşullarından anlaşılabildiği hâllerde tutuklamaya kararveren yargı mercilerinin kuvvetli suç şüphesini belirlerken daha özenlidavranmaları gerekir. Buradaki özen yükümlülüğüne riayet edilip edilmediğiAnayasa Mahkemesinin denetimine tabidir (bu yöndeki denetim sonucunda verilenihlal kararı için bkz. Erdem Gül ve CanDündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, §§ 72-78; kabuledilemezlik kararları için bkz. Mustafa AliBalbay, § 73; Hidayet Karaca,§ 93; İzzettin Alpergin [GK], B.No: 2013/385, 14/7/2015, § 46; Mehmet Baransu (2),§§ 124, 133, 142; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,16/11/2017, § 116).
128. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. Bununla birlikte anayasakoyucu, tutuklama nedenlerine ilişkin olarak"bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğerhâllerde" ibaresine yer vermek suretiyle hem tutuklamanedenlerinin Anayasa'da ifade edilenlerle sınırlı olmadığını belirtmiş hem debunların dışında bir tutuklama nedeninin ancak kanunla düzenlenmesini mümkünkılmıştır (Halas Aslan, § 58).
129. Tutuklama nedenlerinin düzenlendiği 5271 sayılı Kanun'un100. maddesinde tutuklama nedenleri sayılmıştır. Buna göre şüpheli veya sanığınkaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgularınbulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizlemeveya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişimindebulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararıverilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunmasışartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yerverilmiştir (Ramazan Aras, B. No:2012/239, 2/7/2013, § 46; Halas Aslan, § 59). Bununla birlikte başlangıçtaki bir tutuklama içinAnayasa ve kanunda öngörülen tutuklama nedenlerinin dayandığı tüm olgularınsomut olarak belirtilmesi -işin doğası gereği- her zaman mümkün olmayabilir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,26/7/2017, § 68).
130. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülükilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncüfıkrasında yer alan "tutuklamayızorunlu kılan" ibaresiyle de tutuklamanın ölçülü olmasıgerektiğine işaret edilmektedir (Halas Aslan, § 72).
131. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik,öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını; gereklilik, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunluolmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkünolmamasını; orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmakistenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifadeetmektedir (AYM, E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:2013/817, 19/12/2013, § 38).
132. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biri tutuklamatedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığıkarşısında ölçülü olmasıdır. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde işinöneminin verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmamasıhâlinde tutuklama kararı verilemeyeceği ifade edilmiştir (Halas Aslan, § 72).
133. Ayrıca tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunun söylenebilmesiiçin tutuklamaya alternatif diğer koruma tedbirlerinin yeterli olmaması gerekir.Bu çerçevede -tutuklamaya göre temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkidebulunan- adli kontrol yükümlülüklerinin ulaşılmak istenen meşru amaç bakımındanyeterli olması hâlinde tutuklama tedbirine başvurulmamalıdır. Nitekim bu hususa5271 sayılı Kanun'un 101. maddesinin (1) numaralı fıkrasında işaret edilmiştir(Halas Aslan, § 79).
134. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır.
135. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardakitakdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. AnayasaMahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınaraközellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleriüzerinden yapılmalıdır (Selçuk Özdemir,§ 76). Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 101. maddesinin (2) numaralı fıkrasında;tutuklamaya ilişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerininvarlığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren delillerin somutolgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterileceği belirtilmiştir (Halas Aslan, § 75; Selçuk Özdemir, § 67).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
136. Başvurucu 20/9/2015 tarihinde İstanbul 2. Sulh CezaHâkimliğince silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, Türkiye CumhuriyetiHükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmeve devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarıncatutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininkanuni dayanağı bulunmaktadır.
137. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunupbulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
138. Tutuklama kararında, başvurucunun FETÖ/PDY liderininkonuşmalarıyla ve örgüte ait televizyonda yayımlanan dizilerde geçendiyaloglarla eş zamanlı olarak muta nikâhı ve istihbarat örgütleriyle ilgiligerçeği çarpıtarak yazılar yazmak suretiyle diğer şüphelilerle işbirliği içinde17-25 Aralık ve MİT tırları soruşturmaları öncesinde maniplasyonyapıp kamuoyu oluşturmaya çalıştığından ve örgütle irtibatından bahsedilerekkuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir delillerin bulunduğu kanaatinevarılmıştır (bkz. §16)
139. İddianamede ise başvurucunun suçlamaya konu yazılarına veörgütle bağlantılı olduğu belirtilen kişilerle olan telefon görüşme kayıtlarınayer verilerek başvurucunun Selam Tevhid örgütü soruşturması kapsamında yapılan17-25 Aralık ve MİT tırları soruşturmalarından önce kamuoyu oluşturmak amacıylamuta nikâhı ve istihbarat örgütleriyle ilgili olarak gerçeği çarpıtan yazılaryazmak ve bir kısım gizli bilgileri açıklamak suretiyle diğer şüphelilerlebirlikte atılı suçları işlediği iddia edilmiştir (bkz. §§ 20-22).
140. Soruşturma makamlarınca suçlamaya konu yazıların anılan birkısım soruşturmalarla eş zamanlılığı, örgüt liderinin anılan konuşmaiçerikleri, iddianamede bahsedilen dizilerde geçen diyaloglar, yazıların toplumüzerindeki etkisi ve başvurucunun telefon görüşme kayıtları birliktedeğerlendirilerek başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirti bulunduğusonucuna varılmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
141. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunmasışeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacınınolup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklamakararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut olayın tümözelliklerinin dikkate alınması gerekir.
142. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiğiiddia olunan suçlara ilişkin kanunda öngörülen cezanın ağırlığına ve mevcutdelil durumuna dayanıldığı görülmektedir.
143. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terörörgütü kurma ve yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veyagörevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarıağırlaştırılmış müebbet hapis cezası da dâhil uzun süreli hapis cezasınıgerektiren ağır suçlardır. İsnat edilen suça ilişkin kanunda öngörülen cezanınağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,§ 61; Aydın Yavuz ve diğerleri, §275).
144. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 2.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğindebaşvurucu yönünden özellikle kaçma ve delilleri etkileme şüphesine yönelentutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.
145. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülüolup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2), § 151).
146. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organizeolanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesiniaşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynıyöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,16/11/2016, § 214; Devran Duran [GK],B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64).
147. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğince isnat edilen suç için öngörülencezanın miktarı, işin niteliği ve önemi de nazara alınarak başvurucu hakkındatutuklama tedbirine karar verilmesinin ölçülü olmadığı söylenemez.
148. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
d. İfade ve BasınÖzgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
149. Başvurucu, gazetecilik faaliyeti olan köşe yazılarınınsoruşturmaya konu edilmesi ve bunlar nedeniyle tutuklanmasının ifade ve basınözgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
150. Bakanlık, başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlaledildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
151.Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
ii. Değerlendirme
152. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basınözgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarıgibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikletutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıpaşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya datutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarakdiğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Hidayet Karaca, §§ 111-117; Günay Dağ vediğerleri, 17/12/2015, §§191-203; Mehmet Haberal, §§105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134;Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014 §§61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75;İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014,§§ 60-74;Gülser Yıldırım, B. No:2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).
153. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığıiddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesiiçin inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerininmevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucunavarılmıştır (bkz. §§ 136-148). Bukapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızcaifade ve basın özgürlükleri kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmayamaruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasınıgerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.
154. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleribağlamında ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkinolarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. 26/8/2016 TarihliTutuklama Kararı Yönünden
1. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
a. Tutukluluğun MakulSüreyi Aştığına İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
155. Başvurucu; mahkemelerce somut olgular ortaya konulmadanmatbu gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verildiğini, ayrıca kararlardaadli kontrolün yetersiz kalma nedenlerinin de gösterilmediğini, dolayısıylayetersiz gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aştığını belirterekkişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
156. Bakanlık görüşünde, AİHM kararlarına atıfla darbe teşebbüsüsonrasında soruşturma mercilerinin karşılaştıkları iş yükünün ağırlığına veisnat konusu suçun niteliğine dikkat çekilerek başvurucunun tutukluluksüresinin makul olduğu belirtilmiştir. Bakanlık, başvurucunun bu bölümdekiiddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir.
157. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakinebenzer iddialar ileri sürmüştür.
ii. Değerlendirme
158. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
"Tutuklanan kişilerin, makul süre içindeyargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı istemehakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazırbulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceyebağlanabilir."
159. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
(1) UygulanabilirlikYönünden
160. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelenölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğünedokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamazve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğumahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
161. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olansuçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılansuçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunudeğerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,§ 57).
162. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğermaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılıksaptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığımeşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (AydınYavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
(2) KabulEdilebilirlik Yönünden
163. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
(3) EsasYönünden
(a) Genelİlkeler
164. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında, bir cezasoruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahipolduğu belirtilmiştir. Anılan fıkrada güvence altına alınan makul sürede yargılanmayı ve serbest bırakılmayı isteme haklarınınbirbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olarak değerlendirilmesi gerekir (Murat Narman, § 60; Halas Aslan, § 66).
165. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan serbest bırakılmayı isteme hakkı uyarınca,bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında tutuklu olan kişiler ilgiliyargı mercilerinden serbest bırakılmalarına karar verilmesini talepedebilirler. Bu hakkın bir yansıması olarak 5271 sayılı Kanun'un 104.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, şüpheli veya sanığın soruşturma vekovuşturma evrelerinin her aşamasında salıverilmesini isteyebileceği belirtilmiş;aynı Kanun'un 108. maddesinde de tutukluluğun soruşturma ve kovuşturmaevrelerinde belirli süreleri aşmayacak şekilde resen incelenmesi gerektiğiifade edilmiştir. Yargı organlarınca tutukluluğun her aşamasında gerek kişininserbest bırakılma talebi üzerine gerekse resen yapılan incelemelerde tutulmanınmeşru nedenlerinin açıklanması Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasınınbir gereğidir (Halas Aslan, §67).
166. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı isteme hakkınasahip olduğu ifade edilmiştir. Genel olarak yargılamanın makul süredesonuçlandırılmaması, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adilyargılanma hakkının konusudur. Kişilerin fiziksel hürriyetlerininkısıtlanmasına ilişkin güvencelerin belirtildiği Anayasa'nın 19. maddesine göreöncelikle tutukluluğun makul süreyi aşmaması gerekir. Bununla birlikte maddenintutuklu olarak sürdürülen yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmasıgerektiğine de işaret ettiği görülmektedir. Hürriyeti kısıtlanarak yargılanankişinin yargılamanın makul sürede bitirilmesindeki menfaati, işin doğası gereğidiğerlerine göre daha fazladır. Bu bağlamda Anayasa'nın 19. maddesinin yedincifıkrasında belirtilen tutuklu kişinin makulsürede yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkına göredaha yüksek bir koruma sağlamaktadır (HalasAslan, §§ 68, 69).
167. Buna göre tutuklu olarak sürdürülen soruşturma vekovuşturma süreçlerinin süratle sonuçlandırılması gerekir. Bunun için baştasavcılıklar ve mahkemeler olmak üzere tüm kamu organları, tutuklu olaraksürdürülen soruşturma/kovuşturma süreçlerinin -adil yargılanma hakkınınsağladığı güvencelere riayet edilmek koşuluyla- süratli bir şekildesonuçlandırılması için özenli davranmalıdırlar. Anılan özen yükümlülüğü,kişinin hürriyetinden yoksun bırakılmaya devam edilmesinin keyfî olmadığının,dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenin meşruamacının devam ettiğinin söylenebilmesi için de zorunludur. Bu itibarla tutuklukişiler hakkındaki soruşturma/kovuşturma süreçlerinin özenli olarak yürütülmesiAnayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas Aslan, §§ 70, 71).
168. Öte yandan tutukluluk süresinin makul olup olmadığıkonusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Birkişinin tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığı her davanın kendiözelliklerine göre değerlendirilmelidir (MuratNarman, § 61).
169. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudantutuklandığı durumlarda ise tutuklanma tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarakkişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiğitarihtir (Murat Narman, § 66).
170. Bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamındasürdürülen tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı öncelikle tutukluluğailişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespit edilebilir. Tutukluluğa ilişkinkararların gerekçelerinde tutuklamanın ön şartı olan kişinin suçluluğu hakkındakuvvetli belirti bulunduğunun, tutuklama nedenlerinin ve tutuklamanın nedenölçülü olduğunun ortaya konulması gerekmektedir (Halas Aslan, §§74, 75).
171. Suç işlendiğine dair kuvvetli bir belirtinin bulunması,tutuklama için bir ön şart olup varlığını tutukluluğun her aşamasındakorumalıdır. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli belirtinin bulunduğununtüm delilleriyle birlikte ortaya konulması her zaman mümkün olmasa da (Mustafa Ali Balbay, § 73)soruşturma/kovuşturma süreci ilerledikçe kişi hakkındaki suç şüphesinidoğrulayacak ya da ortadan kaldıracak delillere erişilecektir. Bu nedenlebelirli bir süre geçtikten sonraki tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda, suçişlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğunun somut olgularla birlikteaçıklanması gerekir. Tutukluluğun herhangi bir aşamasında kişinin tutukluolduğu suç yönünden kuvvetli belirtiyi gösteren olgular ortadan kalkmışsa artıktutmanın meşru bir amacının bulunduğu söylenemez (Halas Aslan, §76).
172. Başlangıçtaki bir tutuklama için Anayasa ve kanundaöngörülen tutuklama nedenlerinin dayandığı tüm olguların somut olarakbelirtilmesi -işin doğası gereği- her zaman mümkün olamasa da (Selçuk Özdemir, § 68)soruşturma/kovuşturma sürecinde deliller toplandıkça artık delillere etkiedilebilmesi imkânı ortadan kalkmakta ya da zorlaşmaktadır. Ayrıca isnat edilensuç dolayısıyla belirli bir süre hürriyetinden yoksun kalan ve bu itibarlayargılama sonunda alınması muhtemel cezanın en azından bir bölümünükarşılayacak kadar tutulan kimsenin kaçma ihtimalinin başlangıçtakine göreazaldığı da söylenebilir. Bu nedenlerle belirli bir süreyi aşan tutukluluğailişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerinin soyut olarak belirtilmesiyeterli değildir (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70).
173. Son olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararlardatutuklamanın ölçülü olduğuna ilişkin olguların, özellikle tutuklamaya göretemel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan adli kontrol tedbirlerininneden yetersiz kaldığının ortaya konulması gerekir(Halas Aslan, § 79). Ayrıca tutuklulukdevam ettikçe bir taraftan bireye düşen yükümlülük artarken diğer taraftantutulmanın dayandığı meşru amaç zayıfladığından tutukluluğun devamıkararlarında davanın genel durumunun yanında tutuklu kişinin özel durumu dadikkate alınmalı, bu anlamda tutuklama nedenleri kişiselleştirilmelidir (Hanefi Avcı, § 84).
174. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığı şikâyetiyleyapılan bireysel başvurularda, derece mahkemelerince verilen tutuklama vetutukluluğun devamına ilişkin kararlarda açıklanan gerekçeleri inceleyerek bugerekçelerin somut olayın özelliklerine göre suçun işlendiğine dair kuvvetlibelirtinin ve tutuklama nedenlerinin varlığı ve tutuklamanın ölçülülüğübağlamında ilgili ve yeterli olup olmadığını, ayrıca soruşturma/kovuşturmasüreçlerinde yukarıda belirtilen özen yükümlülüğüne uyulup uyulmadığınıincelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir. Bu denetim sonunda tutukluluğailişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı veya tutuklu olarak sürdürülensoruşturma/kovuşturma süreçlerinin kamu organlarının özen yükümlülüğü ilebağdaşmayan tutumları nedeniyle tamamlanmadığı kanaatine varılırsa tutukluğunmakul süreyi aştığı sonucuna ulaşılacaktır (HalasAslan, §§ 82, 83).
(b) İlkelerinOlaya Uygulanması
175. Başvurucu, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra 23/8/2016tarihinde gözaltına alınmış ve İzmir 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 26/8/2016tarihli kararıyla silahlı terör örgütü üyesi olma ve terör örgütü propagandasıyapma suçlarından tutuklanmıştır. Bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla başvurucunun tutukluluk hâli devam etmektedir. Buna görebaşvurucunun tutukluluk süresi 2 yıl 4 ay 19 gündür.
176. Başvurucu, kamu makamlarınca ve yargı organlarınca darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY ilebağlantılı olduğu belirtilen avukatlarla ilgili olarakBaşsavcılıkçayürütülen bir soruşturma kapsamında tutuklanmıştır. Başvurucunun isnat edilensuç yönünden kuvvetli suç şüphesi altında olduğu sulh ceza hâkimlikleri veyargılamayı yapan ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen tutukluluğa ilişkinkararlarda açıkça belirtilmiştir. Başvurucu hakkındaki tutuklama ve tutukluluğundevamı kararlarında atıf yapılan ve/veya soruşturma dosyasında bulunduğu ifadeedilen delillerin içeriği dikkate alındığında -tutukluluğun ön şartı olan- suçişlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna ilişkin olarak anılankararların ilgili ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir.
177. Öte yandan sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır cezamahkemelerinin tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yer alantutuklama nedenlerine ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalar incelendiğinde kaçmaşüphesine, delillerin karartılması ihtimalinin bulunmasına, isnat edilen suçun5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanungereği tutuklama nedeni varsayılabilensuçlar arasında olmasına, suça göre tutuklama tedbirinin ölçülü/orantılıolmasına, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına dayanıldığıgörülmektedir (bkz. §§ 34-49, 52,53, 55-61).
178. Türk yargı organlarınca FETÖ/PDY'nindevletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu vefertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi,toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idarisisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğu kabul edilmektedir(ilgili kararların bir kısmı için bkz. § 31;Selçuk Özdemir, §§ 20, 21; AlparslanAltan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018 § 10).
179. FETÖ/PDY, bir taraftan başta eğitim ve din olmak üzerefarklı sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunurkendiğer taraftan bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan bazen de yasalyapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusalalana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma niteliğindedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).
180. Başvurucuya isnat edilen suçlamanın niteliği, başvurucununüyesi olduğu iddia edilen terör örgütünün (FETÖ/PDY'nin)yukarıda ifade edilen örgütlenme biçimi ve işleyişi, soruşturma/kovuşturmakonusu edilen olayların özellikleri birlikte dikkate alındığında tutukluluğundevamı kararlarındaki gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu vetutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıylatutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresiitibarıyla ilgili ve yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.
181. Diğer taraftan soruşturma mercilerince darbe teşebbüsününbaşlamasıyla birlikte doğrudan darbe teşebbüsüyle bağlantılı eylemlere veyaFETÖ/PDY'nin -yargı organları da dâhil olmak üzere-kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, siviltoplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına ve faaliyetlerine yönelikolarak da soruşturmalar yapılmış ve bu soruşturmalar çerçevesinde çok sayıdakişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır. Anılan türdekisoruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre daha zor ve karmaşık olduğukonusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 52).
182. Başvurucunun üyesi olduğu iddia edilen örgütün özellikleri,bu örgütün yapılanmasının boyutu ve faaliyetlerinin niteliği, bu türdekisoruşturmaların yürütülmesinin -diğer soruşturmalara göre- zorluğu vebaşvurucunun yargılandığı davada, Mahkemece genellikle iki ayda toplam iki,İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen yargılamada genellikle birer ayarayla ve en geç iki buçuk ayda bir duruşma yapıldığı, bu duruşmalardasanıkların ve tanıkların dinlendiği, delillerin toplandığı görülmektedir. Buitibarla genel olarak davanın yürütülmesinde derece mahkemelerince hareketsizkalınan bir dönem olmadığı gibi yargılamada özensizlik gösterildiği de tespitedilmemiştir.
183. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkinkararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerininbelirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması ve soruşturma/kovuşturmasürecinin yürütülmesinde bir özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkatealındığında 2 yıl 4 ay 14 günlük tutukluluk süresinin makul olduğu sonucunavarılmıştır.
184. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedincifıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğinekarar verilmesi gerekir.
185. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutukluluğun devam ettirilmesi suretiyle yapılan müdahalenin bu hakka dairAnayasa'da (13. ve 19. maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığıgörüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca birinceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
b. Soruşturma DosyasınaErişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiası veBakanlık Görüşü
186. Başvurucu, gerekçesiz bir şekilde verilen soruşturmadosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle tutuklamaya karşı etkili bir şekildeitirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
187. Bakanlık görüşünde;başvurucuhakkındaki suçlamanın başvurucuya ayrıntılı bir şekilde anlatılarak savunmayapma imkânı verildiği ve başvurucunun savunmasını yaptığı ileri sürülmüştür.Bakanlık, bu nedenlerle şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna kararverilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
188. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakinebenzer beyanlarda bulunmuştur.
ii. Değerlendirme
189. Bireysel başvuruların 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47.maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün(İçtüzük) 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarınıntüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiğitarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.
190. Somut olayda 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4)numaralı fıkrası uyarınca Mahkemece iddianamenin kabul edildiği 13/12/2016tarihi itibarıyla kısıtlılık kanun gereği kendiliğinden sona ermiş ve dosyayaerişim imkânı sağlanmıştır. İddianame ve tensip zaptının başvurucuya tebliğedildiği tarih dosya kapsamından tespit edilememekle birlikte başvurucunun engeç ilk duruşmanın yapıldığı 14/2/2018 tarihinde iddianame ve tensip zaptındanhaberdar olduğunun kabulü gerekecektir. Dolayısıyla başvurucunun dosyayaerişimin kısıtlanmasına yönelik başvurusunu 14/2/2018 tarihinden itibaren otuzgün içinde yapması gerekmektedir. Otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra20/4/2018 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunduğuanlaşılmıştır.
191. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Tutuklulukİncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın
Yapıldığına İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
192. Başvurucu; tutuklanmasına karar verildiği tarihten itibarentutukluluk incelemelerinin duruşmasız olarak yapıldığını, tahliye taleplerininve tutukluluğa yönelik itirazlarının da dosya üzerinden yapılan incelemelersonucunda değerlendirildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
193. Bakanlık, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna kararverilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
194. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakinebenzer beyanlarda bulunmuştur.
ii. Değerlendirme
195. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
196. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
(1)UygulanabilirlikYönünden
197. Başvurucunun tutuklanmasına neden olan suçlama, Türkiye'deolağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren temel olay olan 15 Temmuz darbeteşebbüsünün arkasındakiyapılanma olduğu belirtilenve silahlı bir terör örgütü olduğu kabul edilen FETÖ/PDY üyesi olduğunailişkindir. Başvurucunun tutukluluk sürecinde olağanüstü hâl devam etmiştir. Buitibarla başvurucunun tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüneçıkarılmaksızın yapılmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı üzerindekietkisinin incelenmesi, Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Buinceleme sırasında öncelikle tutukluluk incelemelerinin yapılış şeklininAnayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespitedilecektir (bkz. §§ 160-162).
(2) KabulEdilebilirlik Yönünden
(a) Genelİlkeler
198. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca,hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir (Mehmet Haberal, § 122).
199. Serbest bırakılmak amacıyla yetkili yargı merciineyapılması gereken başvurudan söz edildiğinden anılan hakkın uygulanması ancaktalep hâlinde söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla burada belirtilen bir yargımerciine başvurma hakkı, suç isnadıyla hürriyetinden yoksun bırakılan kimselerbakımından tahliye talebinin yanı sıra tutuklama, tutukluluğun devamı vetahliye talebinin reddi kararlarına karşı yapılan itirazların incelenmesi sırasındada uygulanması gereken bir güvencedir (AydınYavuz ve diğerleri, §328).
200. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göreşüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesi durumundahürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkı kapsamındabir değerlendirme yapılmadığından bu incelemeler Anayasa'nın 19. maddesininsekizinci fıkrası kapsamına dâhil değildir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No:2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B. No: 2013/6160, 2/12/2015 § 24).
201. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında, serbestbırakılmayı sağlamak amacıyla başvurulacak yerin bir yargı mercii olmasıöngörülmüş olduğundan işin doğası gereği burada yapılacak incelemenin yargısalbir niteliği bulunmaktadır. Yargısal nitelikteki bu inceleme sırasında adilyargılanma hakkının tutmanın niteliğine ve koşullarına uygun güvencelerininsağlanması gerekir. Bu bağlamda tutukluluk hâlinin devamının veya serbestbırakılma taleplerinin incelenmesinde silahlarıneşitliği ve çelişmeli yargılamailkelerine riayet edilmelidir (Hikmet Yayğın, §§ 29, 30).
202. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usulhakları bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerinegöre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul birşekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamınagelmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava dosyası hakkındabilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını, bu nedenle taraflarınyargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428, 26/6/2014, §§ 70, 71).
203. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındankaynaklanan temel güvencelerden biri de tutukluluğa karşı itirazın hâkim önündeyapılan duruşmalarda etkin olarak incelenmesi hakkıdır. Zira hürriyetindenyoksun bırakılan kimsenin bu duruma ilişkin şikâyetlerini, tutuklanmasınadayanak olan delillerin içeriğine veya nitelendirilmesine yönelik iddialarını,lehine ve aleyhine olan görüş ve değerlendirmelere karşı beyanlarınıhâkim/mahkeme önünde sözlü olarak dile getirebilme imkânına sahip olması, tutukluluğaitirazını çok daha etkili bir şekilde yapmasını sağlayacaktır. Bu nedenle kişi,bu haktan düzenli bir şekilde yararlanarak makul aralıklarla dinlenilmeyi talepedebilmelidir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 66; SüleymanBağrıyanık ve diğerleri, § 267; Aydın Yavuz ve diğerleri, § 333).
204. Anılan güvencenin bir yansıması olarak 5271 sayılı Kanun'un105. maddesinde, şüpheli veya sanığın soruşturma ve kovuşturma evrelerindesalıverilme istemleri karara bağlanırken duruşmada karar verilecek ise Cumhuriyetsavcısının yanı sıra şüpheli, sanık veya müdafinin görüşünün alınacağıbelirtilmiş; aynı Kanun'un 108. maddesinde ise soruşturma evresinde şüphelinintutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda karar verilirkenşüpheli veya müdafiinin dinlenilmesi gerektiğidüzenlenmiştir. Öte yandan Kanun'un 101. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile267. maddesine göre resen ya da talep üzerine tutukluluk hakkında verilmiş tümkararlar, mahkeme önünde itiraza konu olabilmektedir (Süleyman Bağrıyanık vediğerleri, § 269). Tutukluluğa ilişkin kararların itiraz incelemesibakımından aynı Kanun'un 271. maddesinde itirazın kural olarak duruşmayapılmaksızın karara bağlanacağı, ancak gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısıve sonra müdafi veya vekilin dinlenebileceği düzenlemesine yer verilmiştir.Buna göre tutukluluk incelemelerinin ya da tutukluluğa ilişkin itirazincelemelerinin duruşma açılarak yapılması hâlinde şüpheli, sanık veya müdafiinin dinlenilmesi gerekmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 334).
205. Ancak tutukluluğa ilişkin verilen her kararın itirazınınincelenmesinde veya her tahliye talebinin değerlendirilmesinde duruşmayapılması ceza yargılaması sistemini işlemez hâle getirebilecektir. Bu nedenleAnayasa'da öngörülen inceleme usulüne ilişkin güvenceler, duruşma yapmayıgerektirecek özel bir durum olmadığı sürece tutukluluğa karşı yapılacakitirazlar için her durumda duruşma yapılmasını gerektirmez (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 73).
(b)İlkelerin Olaya Uygulanması
206. İzmir 4. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 26/8/2016 tarihindebaşvurucunun sorgusu yapılmış, başvurucu -müdafiiylebirlikte- sorgu sırasında hem kendisine isnat edilen suçlamalara karşı hem deSavcılık tarafından yapılan tutuklama talebine karşı savunmalarını sözlü olarakifade etmiştir.
207. Başvurucunun tutuklanmasından sonra gerek tahliye talebindebulunması üzerine gerekse resen yapılan tutukluluk incelemelerinin duruşmasızolarak gerçekleştirildiği, başvurucunun bu süreç içinde hâkim/mahkeme önüneçıkarılmadığı görülmektedir. Başvurucunun tutuklama ve tutukluluğun devamıkararlarına yönelik itirazları da itiraz mercilerince dosya üzerinden yapılanincelemeler sonucunda karara bağlanmıştır. Başvurucu tutuklandıktan sonra ilkkez 14/2/2018 tarihinde hâkim önüne çıkmıştır. Buna göre başvurucu 1 yıl 5 ay18 gün hâkim önüne çıkmamıştır.
208. Anayasa Mahkemesi; daha önce verdiği kararlarda,tutukluluğa itiraz incelemesinin başvurucunun dinlenmesinden 1 ay 28 gün sonraduruşmasız olarak yapılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasınıihlal etmediğini belirtmiştir (MehmetHaberal, § 128).
209. Ayrıca Anayasa MahkemesiAydın Yavuz ve diğerleri, §§ 326-359) kararında; 15 Temmuz 2016tarihinde yaşanan darbe teşebbüsü ve sonrasında ilan edilen olağanüstü hâldöneminde ortaya çıkan koşulları dikkate alarak darbe teşebbüsü ile FETÖ/PDY veterörle ilgili suçlardan dolayı tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerininbelirli bir süre duruşmasız olarak yapılmasının Anayasa'nın 19. maddesininsekizinci fıkrasıyla bağdaşmasa da olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiğidönemde temel hak ve özgürlüklerin güvence rejimini düzenleyen Anayasa'nın 15.maddesi kapsamında meşru görülebileceğini belirtmiştir.
210. Anayasa Mahkemesi yakın zamanda verdiği Erdal Tercan ([GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018) kararındada bu kapsamda yaptığı incelemede, darbe teşebbüsünden sonraki süreçte darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olan, FETÖ/PDY veyaterörlebağlantılı suçlardan tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin 18 ayakadar hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının olağanüstü hâl dönemindekişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmediği sonucuna varmıştır (Erdal Tercan, § 246).
211. Somut olayda başvurucu darbe teşebbüsünü gerçekleştirenFETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçlamasıyla tutuklanmıştır. Bu bağlamdatutuklama konusu suçun niteliği ve koşulları ile tutukluluğun hâkim önüneçıkarılmaksızın devam ettirildiği 1yıl 5 ay 18 günlük süre dikkate alındığında anılan kararlardaki sonuçtanayrılmayı ve farklı bir değerlendirme yapmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
212. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğa itirazincelemesinin duruşmasız olarak yapıldığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalinolmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmınınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
a. Savunma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
213. Başvurucu; ceza infaz kurumunda avukatlarıyla olan görüşmesüresinin kısaltılması, avukatlarıyla yaptığı görüşme notlarının kaydedilmesi vesoruşturma dosyasına müdafiinin erişimininengellenmesi nedenleriyle savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürerek adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
214. Bakanlık, başvurucunun bu bölümdeki iddialarının açıkçadayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
215. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakinebenzer beyanlarda bulunmuştur.
ii. Değerlendirme
216. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
217. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
218. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğinceAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, §§ 16, 17).
219. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederkenbireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır.Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıylabaşvurucu hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucununbaşvuru formunda dile getirdiği suçlamaya esas olguların kendisinebildirilmediği, böylelikle isnadı (suçu) öğrenme hakkının ihlal edildiğineilişkin şikâyetlerini yargılamada ve sonrasında temyiz aşamalarında ilerisürebilme ve bu aşamalarda inceletme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede derecemahkemelerinin yargılama ve temyiz süreçleri beklenmeden soruşturma sürecindekiadil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin başvurucu tarafından bireyselbaşvuruya konu edildiği görülmüştür.
220. Açıklanan gerekçelerle ilk derece mahkemeleri ve temyizmercileri önünde devam eden başvuru yolları tüketilmeden temel hak veözgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmınınbaşvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiaları
221. Başvurucu, yargılamanın uzun sürdüğünü belirterek adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.
222. Bakanlık bu konuda görüş bildirmemiştir.
ii. Değerlendirme
223. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
224. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenarbaşlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir."
225. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenletemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların öncelikle hukuksisteminde mevcut idari merciler ve/veya derece mahkemeleri önünde ilerisürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 16).
226. 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış BazıBaşvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a eklenen geçici 2.maddeye göre Anayasa Mahkemesine yapılan ve münhasıran bu maddenin yürürlüğegirdiği 31/7/2018 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığıiddiasıyla ilgili bireysel başvuruların Komisyontarafından incelenerek karara bağlanması öngörülmüştür.
227. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında;yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geçveya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak AdaletBakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu)başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansısunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerindeninceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).
228. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolutüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağısonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,§§ 35, 36).
229. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmamaktadır.
230. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. 20/9/2015 tarihli tutuklama kararı yönünden sulh ceza hâkimliklerinindoğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olduğuna ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. 20/9/2015 tarihli tutuklama kararı yönünden soruşturmadosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. 20/9/2015 tarihli tutuklama kararı yönünden Tutuklamanınhukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA ,
4. 20/9/2015 tarihli tutuklama kararı yönünden tutuklanmadolayısıyla ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. 26/8/2016 tarihli tutuklama kararı yönünden tutukluluk incelemelerininhâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. 26/8/2016 tarihli tutuklama kararı yönünden tutukluluğunmakul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
7. 26/8/2016 tarihli tutuklama kararı yönünden soruşturmadosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. 26/8/2016 tarihli tutuklama kararı yönünden makul süredeyargılanma hakkının (adil yargılanma hakkı) ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
9. 26/8/2016 tarihli tutuklama kararı yönünden savunma hakkınınkısıtlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarakAnayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,10/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.