TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GÜLİZAR DAĞ VE ZEKİ DAĞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/9005)
Karar Tarihi: 10/1/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucular
:
1. Gülizar DAĞ
2. Zeki DAĞ
Vekilleri
:
Av. Musa İLHAN
Av. Zafer İLHAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gözde kalıcı görme kaybınauğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının; yargılamanınuzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/5/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanıtarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğiniifade etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucuların 18/1/2007 tarihinde doğan çocukları Ö. D.Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 15/8/2007 tarihinde sol gözünden,22/8/2007 tarihinde ise sağ gözünden kataraktameliyatı olmuştur.
9. Ameliyattan sonra üçüncü ay kontrolünde (12/11/2007tarihinde) sol gözde bir sorun bulunmadığı ancak sağ gözde yapışıklık olduğutespit edilmiş ve tekrar ameliyat önerilmiştir. Ancak çocuktaki akciğerenfeksiyonu ve ateş rahatsızlıkları sebebiyle pediatri doktorları tarafındananestezi onayı verilmemesi nedeniyle ameliyat üç kez ertelenmiş ve ameliyatınancak 11/3/2008 tarihinde yapılması mümkün olmuştur.
10. Bu ameliyattan bir ay sonra yapılan kontrolde sağ gözdeyapışıklık bulunduğu ve korneanın şeffaflığını kaybettiğinin görülmesi üzerine24/6/2008 tarihinde çocuk yeniden ameliyat edilmiştir.
11. Şikâyetin devam etmesi nedeniyle bu defa ÇukurovaÜniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde 14/9/2009 ve 8/3/2010tarihlerinde çocuk yeniden ameliyat edilmiştir. Ancak çocuğun sağ gözündetamamen görme kaybı meydana gelmiştir.
12. Başvurucular 13/5/2010 tarihli dilekçeleriyle SağlıkBakanlığına müracaat ederek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
13. Bu talebin 23/6/2010 tarihli işlemle reddi üzerinebaşvurucular 13/9/2010 tarihinde Adana 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) SağlıkBakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.
14. Mahkeme, konu hakkında Adli Tıp Kurumundan (ATK) bilirkişiraporu almıştır. ATK'nın 7/3/2012 tarihli raporunda;ameliyatın tıbba ve fenne uygun olduğu, sağ gözdeki kornea kesifliğininyapılan katarakt ameliyatı ve daha sonra göz içine konan yapay mercekameliyatlarının beklenilen bir komplikasyonu olduğu, kurumaatf-ıkabil kusur bulunmadığı bildirilmiştir.
15. Mahkeme 27/6/2013 tarihinde davayı reddetmiştir. Karargerekçesinde ATK'dan alınan bilirkişi raporunda;meydana gelen görme kaybının herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayankomplikasyon olarak nitelendirildiğinin tespit edilmiş olduğu, bu durumdaidarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği ve tazminat ödemekle sorumlututulamayacağı ifade edilmiştir. Ayrıca üçüncü ay kontrolünde sağ gözdekomplikasyona bağlı yapışıklıkların tespit edildiği ancak planlanan tıbbigirişimin çocuktaki akciğer enfeksiyonu ve ateş rahatsızlıkları sebebiyle üçkez ertelenmek zorunda kalındığı, bu durumda katarakt ameliyatının beklenenkomplikasyonlarına zamanında müdahale edilememesinin sağlık hizmetinin geçişlemesinden kaynaklanmadığı, bu nedenle davalı idarenin bir hizmet kusurununbulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca belirtilen gerekçeyle başvurucular vekilininyeniden bilirkişi raporu alınması gerektiği yolundaki itirazının yerindegörülmediğine karar verilmiştir.
16. Söz konusu karar Danıştay OnbeşinciDairesinin 6/5/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi aynıDairenin 18/2/2015 tarihli kararıyla esasa yönelik kısım bakımındanreddedilmiş, vekâlet ücretine yönelik kısım bakımından bozulmuştur. Nihai kararbaşvurucular vekiline 4/5/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. 26/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları TazminatKomisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesineilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).
B. Uluslararası Hukuk
19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenarbaşlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1)Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesihakkına sahiptir."
20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel veruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhilolmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerinideğerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye(k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013).
21. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özelsağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelikgerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).
22. AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkındadoktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyicitedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın öncedenbilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortayaçıkması durumunda ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlututulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye(k.k.),B. No: 28870/05, 25/5/2010).
23. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerinsorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete aftedilmesi için yeterli olup olmaması hususunda AİHM,farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarındaher türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05,5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbibilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkındatahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaretetmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §119; Yardımcı/Türkiye, § 59).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 10/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını KorumaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
25. Başvurucular; doktorların kusuru nedeniyle çocuklarının bir kaç kez ameliyat edilmek zorunda kaldığını ve buameliyatlar sonucunda çocuklarının bir gözünde görme duyusunu tamamenkaybettiğini, bu nedenle maddi ve manevi olarak zarara uğradığını ifadeetmişlerdir. ATK raporunda tedaviyi yapan Numune Hastanesinin komplikasyonolmadığı yolundaki değerlendirmesinin incelenmediğini, komplikasyon olsa bilegerekli önlemlerin zamanında alınması gerektiğini belirtmişlerdir. Mahkemeceyetersiz olan bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddedildiğini ifadeetmişlerdir. Başvurucular bu nedenlerle yaşama ve adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
26. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
27. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruhsağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimiartırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlıkkuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
29. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesindeözel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinselbütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
30. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusuolmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindekitıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındadüzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelemiştir (Melahat Sönmez, B.No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).
31. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucularıntıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin birincifıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelenmesi gerekmektedir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddive manevi varlığın koruması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
33. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddive manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığınınbütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
34. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerinmaddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfîmüdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahalelernedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi vemanevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzerepozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No:2013/1943, 9/9/2015, § 44).
35. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddive manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (AhmetAcartürk,§51).
36. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusundatemel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukukveya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
37. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukukisorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminatdavalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesigerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleriyargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik veözenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının daAnayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derecemahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargısisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesindesahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,§ 57;Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266, 25/1/2018, §32).
38. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumunailişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamlarınödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerdenhareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmekAnayasa Mahkemesinin görevi değildir (MehmetÇolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018). Ancak kişinin maddi vemanevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usulyükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel birşekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derecemahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edipetmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermekiçin öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,§ 44).
39. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, taraflarınkanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacaksurette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterliaçıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verileredayandırılmalıdır (Murat Atılgan,§ 45).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
40. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesikapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerinegetirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkinpozitif yükümlülüğü bakımından incelenmiştir.
41. Somut olayda tazminat davasının reddine ilişkin hükme esasalınan ATK raporunda tarafların iddialarına ve kişi hakkında düzenlenen tıbbibelgelerdeki bulgulara yer verilmiş ve sonuç olarak ameliyattan sonrakarşılaşılan durumun komplikasyon olarak değerlendirildiği veidarenineyleminin tıp kurallarına uygun olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemetarafından da bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddine karar verildiğigörülmektedir.
42. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbiihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınanuzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerekbaşvurucuların iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığıgörülmektedir.
43. Başvurucuların ileri sürdüğü iddialar hakkında alınan ATKraporuna dayanılarak verilen derece mahkemesi kararı, konuyla ilgili ve yeterlibir gerekçe içermektedir. Ayrıca başvurucuların yeniden bilirkişi incelemesiyapılması yönündeki taleplerinin de derece mahkemesi kararındadeğerlendirildiği görülmektedir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için esaslıolan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiğiözen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak somut olaybakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediği söylenemeyeceğindenkişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlaledilmediği sonucuna varılmıştır.
44. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
45. Başvurucular, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
46. 1/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış BazıBaşvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'ageçicimadde eklenmiştir.
47. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
48. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel kararında; yargılamaların makul süredesonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya dahiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilenbireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânınıngetirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterligiderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyereketkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).
49. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyleulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul birbaşarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkântanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunmasınedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğuhususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda AnayasaMahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarışansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen TazminatKomisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesininbireysel başvurunun ikincil niteliğiile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
50. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardanayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi vemanevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE10/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.