TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GÜVEN BOSTAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/4293)
Karar Tarihi: 1/7/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 6/8/2020-31205
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Kamber Ozan TUTAL
Başvurucu
:
Güven BOSTAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ödenmeyen vergi borcu için taşınmaza haciz konulmasınedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/2/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, 1974 doğumlu olup öğretmen olarak görevyapmaktadır.
10. Başvurucu 27/2/2007 tarihinde A.G. Eğitim Hizmeti TicaretLimitet Şirketinin (Şirket) %20 hissesini satın almış ve beş yıllığına Şirketinmüdürü olarak seçilmiştir.
11. Şirketin ödenmeyen vergi borçlarının Şirket ortağı ve kanunitemsilcisi sıfatıyla başvurucudan tahsili amacıyla düzenlenen 2009 yılına aitödeme emirlerinin iptali istemiyle başvurucu üç dava açmıştır. Bu davalardabaşvurucu, Şirketle bir ilgisi olmadığını ve bu nedenle borçlardan sorumlututulamayacağını ileri sürmüştür.
12. Bursa 1. Vergi Mahkemesi, davaları kısmen kabul etmiş veusulüne uygun olarak tebliğ edilmeyen ödeme emirlerinin iptaline, diğer ödemeemirlerinin ise onanmasına karar vermiştir. Kanun yolu incelemesinden geçenkararlar kesinleşmiştir. Başvurucu, iptal edilmeyen ödeme emirleri içeriğindeyer alan vergi borçları için 3.121,34 TL tutarında ödeme yapmıştır.
13. Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı (İdare) iptal edilmeyen ödemeemirleri içeriğinde yer alan vergi borçlarının tamamının ödenmediği ve bunlarınŞirketten tahsil edilemediği gerekçesiyle Bursa'nın Osmangazi ilçesi Demirtaşköyündeki başvurucuya ait 769 ada 7 parselde bulunan 6 No.lu bağımsız bölümhakkında Şirkete ait vergi borçlarının başvurucudan tahsili amacıyla 8/9/2014tarihinde haciz işlemi uygulamıştır.
14. Başvurucu 24/9/2014 tarihinde haciz işleminin iptali içindava açmıştır. Dava dilekçesinde; ödeme emirleriyle kesinleşen borcunu yasalsüresi içinde ödediği, vergi borcunun silinerek dosyanın kapatıldığı veborcunun kalmadığı ileri sürülmüştür. Ayrıca amme alacağının zamanaşımınauğramış olması ve ödeme emri tanzim edilmemesi nedenleriyle taşınmaza konulanhaczin usulsüz olduğu belirtilmiştir.
15. Davalı İdare cevabında; başvurucunun iptal edilmemiş olanödeme emirlerine konu borçların tamamını ödemediğini, başvurucuya borcununbulunmadığına dair bir yazı verilmediğini, Şirketin mal varlığı vergiborçlarını karşılamaya yetmediğinden Şirket ortağı olarak başvurucuya aittaşınmaza haciz konulduğunu belirtmiştir.
16. Şirket temsilcisi A.G. 25/11/2014 tarihli talep dilekçesiile 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun HükmündeKararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların YenidenYapılandırılmasına Dair Kanun kapsamında Şirket borcunu 18 ay üzerindentaksitlendirerek yapılandırmıştır.
17. Bursa 2. Vergi Mahkemesi (Mahkeme) 13/5/2015 tarihindedavanın kabulü ile haciz işleminin iptaline karar vermiştir. Mahkeme kararıngerekçesinde, İdare tarafından tahsil edilemeyen Şirkete ait vergi borçlarınınbaşvurucudan tahsili için haciz işleminin tesis edildiğini açıklamıştır. Hacizişlemi sonrasında Şirketin vergi borçlarının 25/11/2014 tarihinde yenidenyapılandırıldığını belirten Mahkeme, Şirket hakkındaki kanuni takibinneticelendirilmemesi nedeniyle bu aşamada başvurucunun taşınmazı hakkında hacizuygulanmasının mümkün olmadığını ifade etmiştir.
18. İdare tarafından karara itiraz edilmiştir. Başvurucu, itirazdilekçesi veya itiraza cevap dilekçesi sunmamıştır. Bursa Bölge İdare Mahkemesiİkinci Kurulu (Bölge İdare Mahkemesi) 17/9/2015 tarihinde mahkeme kararınınbozulmasına ve davanın reddine hükmetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararınıngerekçesinde, yeniden yapılandırma kapsamında dördüncü taksitin son günü olan30/6/2015 tarihi itibarıyla Şirketin herhangi bir ödeme yapmaması nedeniyletecil ve taksitlendirmenin iptal edilmesi karşısında mahkeme kararınıngerekçesinin yerinde görülmediği ifade edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi,Şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılan kesinleşmiş vergi borçlarının tahsiliamacıyla başvurucuya ait taşınmaza haciz konulmasında hukuka aykırılıkgörmediğini açıklamıştır.
19. Başvurucu, Bölge İdare Mahkemesi kararına karşı karardüzeltme isteminde bulunmuştur. Karar düzeltme dilekçesinde; vergi borcununödendiği, usulsüz bir şekilde hâline münasip evin haczedilmesinin kanuna aykırıolduğu ve Şirket hakkındaki takibin kesinleşmediği belirtilmiştir. Bölge İdareMahkemesi 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54.maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirinin bulunmadığını belirterek 21/1/2016tarihinde karar düzeltme istemini reddetmiştir.
20. Nihai karar 20/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
21. Başvurucu 26/2/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Mevzuat Hükümleri
22. 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının TahsilUsulü Hakkında Kanun’un "Limitedşirketlerin amme borçları" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Limited şirket ortakları, şirketten tamamenveya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan ammealacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve buKanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.
Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesihalinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarınınödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiğizamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, ammealacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlututulur. ”
23. 6183 sayılı Kanun’un "Cebrentahsil ve şekilleri" kenar başlıklı 54. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
“Ödeme müddeti içinde ödenmiyen amme alacağıtahsil dairesince cebren tahsil olunur. Cebren tahsil aşağıdaki şekillerdenherhangi birinin tatbikı suretiyle yapılır:
...
2. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktardakimallarının haczedilerek paraya çevrilmesi,
...”
24. 6183 sayılı Kanun’un "Ödemeemrine itiraz" kenar başlıklı 58. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs,böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığıhakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde alacaklı tahsil dairesine aititiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir.İtirazın şekli, incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında VergiUsul Kanunu hükümleri tatbik olunur.”
25. 6183 sayılı Kanun’un "Haciz"kenar başlıklı 62. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veyatahsil dairesince tesbit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkulmalları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecekmiktarı tahsil dairesince haczolunur.”
26. 6183 sayılı Kanun’un "Haczedilemiyecekmallar" kenar başlıklı 70. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“11. Borçlunun haline münasip evi 'ancak evindeğeri fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınabilecek miktarıborçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılabilir.”
27. 6183 sayılı Kanun’un "Gayrimenkulmalların, gemilerin haczi" kenar başlıklı 88. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Her türlü gayrimenkul malların, gemilerinhaczi sicillerine işlenmek üzere haciz keyfiyetinin tapuya veya gemisicillerinin tutulduğu daireye tebliğ edilmesi suretiyle yapılır.”
B. Danıştay İçtihadı
28. Danıştay Dördüncü Dairesinin 7/4/2016 tarihli veE.2016/6437, K.2016/1544 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Görüldüğü üzere haciz işlemine karşı açılanbu davada, mahkemece, davacının ödeme emrine karşı açtığı davadan bahsedilerekbir karar verilmiştir. Olayda, davacının kendisinin ve ailesinin kullandığınıiddia ettiği hacze konu konutun haline münasip bir yerden daha fazla değeresahip olduğunun alacaklı amme idaresince tespit edilmemesine karşın hacizuygulanarak ima yoluyla bu durum öngörülmüşse, mahkemesince bu durumuntespitine yönelik olarak İYUK 20. maddesi uyarınca re'sen araştırma yapılarakve gerekirse bilirkişi incelenmesi yaptırıldıktan sonra düzenlenen bilirkişiraporu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken, davacının ödeme emrinekarşı açtığı davadan bahsederek davayı reddeden mahkeme kararının davacıya aitkonut üzerine konulan haciz yönünden bozulması gerekmektedir."
29. Danıştay Onüçüncü Dairesinin 27/2/2019 tarihli ve E.2013/2212,K.2019/612 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“6183 sayılı Kanun'un 70. maddesinde yer alanve haczedilemeyecek mallardan sayılan borçlunun haline münasip evininhaczedilemeyeceğine ilişkin düzenleme ile, Anasayal güvenceye alınan konut hakkıve toplumsal yaşamın temel unsuru olan ailenin ve aile birliğinin desteklenmesive korunması hedeflenmektedir. Bu sistem içinde bireylerin yaşamsal ve sosyalihtiyaçlarının özellikle ve öncelikle dikkate alınması sosyal hukuk devletiningereğidir. Devlet erkinin bireye yansıyan yönü olan idarelerin işlem veeylemlerinde gerek hukuk devleti gerek idarî usul hükümlerine özellikle dikkatedilmesi gerekmektedir. 6183 sayılı Kanun'da düzenlenen cebri icra usullerindenbiri olan haciz, bireylerin mülkiyet ve yaşam haklarına doğrudan müdahale edenve ağır yaptırımlar içeren bir işlem olduğundan, bu işlemin uygulanmasında kamualacağının tahsili amacıyla da olsa devletin varlık nedeni olan bireylerinyaşam alanlarının korunması ve sosyal ve ekonomik açıdan teşvik edilmesininsağlanması hususları göz ardı edilemez. Haciz işlemi, bu özelliklerinden dolayıidarî usulün titizlikle uygulanması gereken işlemlerdendir. Amme borçlusununkonut olarak ikâmet ettiği evin haczi ise Anayasal güvenceye alınan bireylerinsosyal ve ekonomik haklarının korunması bakımından önem arz etmektedir. Buhususlar gözönünde bulundurularak amme borçlusunun mesken olarak kullandığıevin haczedilebilmesi amme alacağının tahsilinde en son başvurulacak yololmalıdır. Borçlunun başka taşınır ve taşınmaz malvarlığının bulunupbulunmadığı araştırılarak, varsa öncelikle bu malların haczinin sağlanması,borcun karşılanmaması durumunda da mesken olarak kullanılan evin haczinin 6183sayılı Kanun'un 70. maddesinin 11. fıkrasında belirtilen usul ve esaslara göregerçekleştirilmesi sosyal hukuk devletinin gereğidir.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 1/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
31. Başvurucu, taşınmazına vergi borcu nedeniyle hacizkonulmasının kanuni dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir. Vergi borcununödendiğine ve hâline münasip evinin haczedilemeyeceğine ilişkin iddia veitirazların cevapsız bırakıldığını vurgulamıştır. Mahkeme ve Bölge İdare MahkemesininŞirketin borçlarının yapılandırılması ve Şirket hakkındaki takibin kesinleşmesiile ilgili bir inceleme yaparak karar vermesinden yakınmıştır. Taşınmazınınhâline münasip ev niteliğindeolması nedeniyle haciz işleminin usule ve şartlara uygun gerçekleşmediğini,ayrıca emsal içtihatlara aykırı olarak karar verildiğini iddia etmiştir.Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle mülkiyet ve adil yargılanma hakları ileeşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. Bakanlık, Komisyon kararında yapılan değerlendirmeçerçevesinde görüş bildirdiğini ifade etmiş ve derece mahkemeleri kararlarıkapsamında başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğinibelirtmiştir.
B. Değerlendirme
33. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yanındaayrıca adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini ilerisürmüştür. Ancak başvurucunun şikâyetinin özünü ödenmeyen vergi borcu nedeniyletaşınmazının haczi oluşturduğundan başvurunun mülkiyet hakkı kapsamındaincelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
36. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyethakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).Somut olayda haciz konulan bağımsız bölüm, tapu kaydında başvurucu adınakayıtlı olduğundan mülkün varlığı açıktır.
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
37. Vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim vekatkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve ödenmesini güvence altına almayayönelik müdahalelerin -taşıdıkları amaçlar dikkate alındığında- devletinmülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol veya düzenlenmesi yetkisikapsamında incelenmesi gerekmektedir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Arif Sarıgül, B. No: 2013/8324, 23/2/2016,§ 50; Narsan Plastik San. ve Tic. Ltd. Şti.,B. No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71).
38. Somut olayda vergi borcunun ödenmemesi nedeniyle başvurucuyaait taşınmaza haciz konulması suretiyle başvurucunun mülkiyet hakkına müdahaleedilmiştir. Vergi borcunun tahsili amacıyla kamu makamlarınca yapılan bumüdahalenin mülkiyetin kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkinüçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
39. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
40. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkenAnayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genelilkeleri düzenleyen 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesiiçin müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıcaölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 62).
i. Kanunilik
41. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, içhukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilirkuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518,26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi vediğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
42. Somut olayda kamu makamlarınca mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin 6183 sayılı Kanun'un 54. ve 62. maddelerine dayandırıldığıgörülmektedir. Bu kapsamda ödenmeyen kamu alacakları için taşınmaz üzerindehaciz işlemi uygulanabileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla söz konusuKanun hükümlerinin açık, ulaşılabilir ve öngörülebilir mahiyette olduğu dikkatealındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayalıolduğu kuşkusuzdur.
ii. Meşru Amaç
43. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasınaimkân vermekte ve bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkınınkamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda birsınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberindegetiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün hersomut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (benzer yöndeki karariçin bkz. Nusrat Külah, B. No:2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar,B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
44. Vergi borçlarının ödenmesi için gerekli tedbirlerinalınması, bu kapsamda gerekli ve uygun araçların seçilmesinde kanun koyucunungeniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Kişilerin kamuya olan borçlarınıntahsili için yasal düzenlemeler yapılmış olup başvuruya benzer olay açısındankişinin kamuya olan borcunu süresi içinde ödememesi nedeniyle borcun tahsiliamacıyla aracına haciz konulması, ardından satılarak borcun tahsilinin kısmenveya tamamen sağlanmasında kamu yararı olduğu açıktır (Gümüşdere İnşaat Ticaret ve Sanayi A.Ş.,B. No: 2013/5016, 16/4/2015, § 58). Dolayısıyla somut olayda, kamu alacağınıntahsili için başvurucuya ait taşınmazın haczedilmesinde kamu yararı mevcut olupmüdahalenin meşru bir amaç taşıdığı açıktır.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
45. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleylegerçekleştirilmek istenen amaç ve bu amacı gerçekleştirmek için kullanılanaraçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığıdeğerlendirilmelidir.
46. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahaleninulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaçbakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahaleile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılıkise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makulbir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56,11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016,§ 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
47. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Anayasa Mahkemesi; müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönündebulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,§§ 58, 60).
48. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvencedensöz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamdakorunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında daifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya damakul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlumakamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınmasıgüvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününebakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk,B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; BekirYazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).
49. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişilerarasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücüolduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının sözkonusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerinegetirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konuile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki buzorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemeklebirlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkintemel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekildedeğerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (KamilDarbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563,24/5/2018, § 53).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
50. Başvuruya konu olayda kamu alacağının tahsili amacıylabağımsız bölümüne haciz konulması üzerine başvurucu, Şirketten kaynaklı vergiborcunu tamamen ödediğini ve bu nedenle haczin usulsüz olduğu iddiasıyla iptaldavası açmıştır. Mahkeme; vergi borcunun yapılandırıldığı, dolayısıyla takibinhenüz neticelendirilmediği gerekçesiyle haciz işlemini iptal etmiştir. Bölgeİdare Mahkemesi, yapılandırma taksitinin ödenmemesi nedeniyle haciz işlemindehukuka aykırılık bulunmadığını belirterek davalı İdarenin itiraz başvurusunukabul etmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi ise Bölge İdare Mahkemesitarafından reddedilmiştir.
51. Başvurucu öncelikle vergi borcunun ödendiğini ve Şirketleilgili kendisine tahakkuk ettirilmiş bir borç bulunmadığını ileri sürmektedir.Bu aşamada belirtmek gerekir ki yargılama sürecinde delillerindeğerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması -kural olarak- derecemahkemelerinin takdirindedir. Somut olayda derece mahkemeleri kararlarındaŞirkete ait vergi borcunun 6552 sayılı Kanun kapsamında yapılandırıldığı, birdönem Şirketin ortağı ve temsilcisi olan başvurucunun 6183 sayılı Kanunuyarınca vergi borçlarından sorumlu olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun kamualacağındaki sorumluluğu kapsamda derece mahkemeleri kararlarının açıkça keyfîolduğu veya bariz bir takdir hatası içerdiği söylenemez.
52. Başvurucu özellikle 6183 sayılı Kanun'un 70. maddesiuyarınca hâline münasip evin haczedilemeyeceği yönündeki iddia ve itirazınınderece mahkemelerince değerlendirilmemiş olmasından şikâyetçidir. Mülkiyethakkının korunmasının gereklilikleri kapsamında davanın sonucuna etkili olacakesasa ilişkin söz konusu iddianın yargılama makamlarınca özenli bir şekildedeğerlendirilerek karşılanması önem taşımaktadır.
53. 6183 sayılı Kanun'un 70. maddesinde haczedilemeyecek mallargösterilmiş ve hâline münasip evin hangi şartlarda haczedilebileceğidüzenlenmiştir. Bunun için ise öncelikle hacze konu evin hâline münasip bir evolup olmadığının tespiti gerekecektir. Buna göre hâline münasip evin değeriborcun değerinden fazlaysa yine münasip bir yer alabilecek kadar miktarborçluya bırakılarak haciz işlemi yapılabilecektir. Dolayısıyla hacze konu evinniteliği haczin koşullarını etkilemekte ve uygulanabilirliğini belirlemektedir.Danıştayın yukarıda ifade edilen kararları da (bkz. §§ 28, 29) incelendiğindehâline münasip ev durumunun resen araştırılması gerektiği hususununvurgulandığı görülmektedir.
54. Belirtilen çerçevede somut olaydaki mahkeme kararıincelendiğinde haczin usulsüz olduğu iddiası kapsamında hâline münasip ev iddiasınındeğerlendirilmediği görülmektedir. Bununla birlikte dava başvurucu lehine kabuledilmiş ve haciz işlemi iptal edilmiştir. Bu aşamada başvurucunun itirazbaşvurusu yapmadığı anlaşılsa da davanın başvurucu lehine sonuçlandığıgözetildiğinde başvurucudan hâline münasip ev itirazına dayalı bir itirazbaşvurusu yapmasının beklenmesi anlamlı değildir.
55. Öte yandan İdarenin itiraz başvurusuna karşılık olarakbaşvurucunun hâline münasip ev iddiasını ileri sürmesinin beklenmesi de mümküngözükmemektedir. Şöyle ki İdarenin itirazlarının içeriği incelendiğinde hâlinemünasip ev iddialarının yer almadığı, itirazların borcun ödenmediği kapsamındayapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla İdarenin ileri sürmediği bir iddiayönünden başvurucunun İdarenin itiraz başvurusuna hâline münasip ev bağlamındacevap vermesini beklemek mümkün olmayacaktır.
56. Bölge İdare Mahkemesi kararı ile İdare lehine hukuksal birdurum ortaya çıkmıştır. Bu yeni durum karşısında başvurucu, hâline münasip eviddiasını karar düzeltme yolunda ileri sürmüştür. Bununla birlikte Bölge İdareMahkemesi, başvurucunun bu iddiası yönünden gerekçeli bir şekilde değerlendirmeyapmadan karar düzeltme istemini reddetmiştir.
57. Somut olayda yapılan yargılama sürecinin bütününebakıldığında başvurucunun hâline münasip ev iddiası açıklığakavuşturulamamıştır. Söz konusu iddia mülkiyet hakkının korunması yönünden önemtaşımaktadır. Zira bu hususun tespiti haciz işleminin gerçekleştirilmesi,kapsamı ve sonuçları yönünden belirleyici olacaktır. Dolayısıyla mülkiyethakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından esasa etkili söz konusu iddiayönünden derece mahkemelerince yapılan değerlendirmenin yeterli olmadığıanlaşılmaktadır.
58. Sonuç olarak derece mahkemelerinin kararlarının mülkiyethakkına ilişkin davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia veitirazlara cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği tespitedilmiştir. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkingüvencelerin somut olayda yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır.Dolayısıyla müdahalenin taşıdığı meşru amacın dayandığı kamu yararı ilebaşvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengebaşvurucu aleyhine bozulmuş olup müdahale ölçülü değildir.
59. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
60. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
61. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ve tazminat talebindebulunmuştur.
62. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018,) kararında ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkelerbelirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikteihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumunihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlaledilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
63. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55, 57).
64. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemeninihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50.maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın birörneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadankaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruyaözgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesitarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğindeusul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgilimahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi birtakdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşanmahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin AnayasaMahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam edenihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59,66, 67).
65. İncelenen başvuruda, derece mahkemeleri kararlarının,mülkiyet hakkına ilişkin davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddiave itirazlara cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermemesi nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalinmahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
66. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gerekeniş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucunaulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni birkarar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yenidenyargılama yapılmak üzere Bursa 2. Vergi Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekmektedir.
67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebininreddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Bursa2. Vergi Mahkemesine (E.2014/1323, K.2015/685) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuyaÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE1/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.