TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HACİ ALTÜRK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5223)
(Karar Tarihi: 8/9/2015)
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Haci ALTÜRK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, atılı suç için Kanun'da öngörülen cezanın altsınırı beş yıl olmasına rağmen müdafi atanmaması, somut delil olmamasına rağmenmahkûm edilmesi ve yargılamasının sonuç olarak adil olmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası hakkındadır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 4/7/2013 tarihinde yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruda, Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetleşöyledir:
5. Başvurucu, 20/1/2010 tarihinde "uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, suçişlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından gözaltınaalınmıştır.
6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23/02/2010 tarihli veE.2010/202 sayılı iddianamesi ile başvurucu hakkında "uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, suçişlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından kamudavası açılmıştır.
7. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/4/2011 tarihli veE.2010/65, K.2011/85 sayılı kararı ile başvurucunun atılı “uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma” suçundanaltı yıl sekiz ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, diğer suçtan beraatine karar verilmiştir.
8. Temyiz üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin28/4/2011 tarihli kararı, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 20/12/2012 tarihli veE.2012/15514, K.2012/18737 sayılı ilamı ile onanmıştır.
9. Onama kararı 20/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
10. Başvurucu 4/7/2013tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
11. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun,hüküm tarihinde yürürlükte olan188. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsızveya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarınaveren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi,beş yıldan onbeşyıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî paracezası ile cezalandırılır.”
12. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 150. maddesi şöyledir:
“(Değişik madde: 6/12/2006 tarih ve 5560sayılı Kanun’un 21.md)
(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafiseçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığınıbeyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafiibulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malulveya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasınıgerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkrahükmü uygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar,Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikledüzenlenir.”
13. 5271 sayılı Kanun’un 156. maddesi şöyledir:
“(1) 150 ncimaddede yazılı olan hâllerde, müdafi;
a)Soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hâkimin istemiüzerine,
b)Kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi üzerine,
Baro tarafından görevlendirilir.
(2) Yukarıda belirtilen hâllerde müdafisoruşturmanın veya kovuşturmanın yapıldığı yer barosunca görevlendirilir.
(3) Şüpheli veya sanığın kendisinin sonradanmüdafi seçmesi halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi sonaerer”.
14. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/1/2011 tarihli ve E.2011/10-182,K.2011/204 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…Anılanyasa maddesinde açıkça “alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirensuçlarda” müdafii görevlendirilmesinin zorunlu olduğuhükme bağlanmış, alt sınırı beş yıl olan suçlar bu kapsamın dışındabırakılmıştır.
Bununlabirlikte aynı Yasanın 196. maddesinin 2. fıkrasındaki; “sanık alt sınırı beşyıl ve daha fazla hapis”, istinafa ilişkin 272/1. maddesindeki; “onbeş yıl ve daha fazla hapis”, temyize ilişkin 286. maddenin2. fıkrasının a ve b bentlerindeki; “beş yıl veya daha az hapis”, aynı fıkranınf bendindeki; “on yıl veya daha az hapis”, temyizde duruşmaya ilişkin 299.maddedeki; “on yıl veya daha fazla hapis” şeklindeki ifadeler göz önünealındığında, yasa koyucunun bu ifade tarzını, bilinçli olarak tercih ettiği vealt sınırı beş yıl hapis cezasını gerektiren suçları zorunlu müdafilikkapsamına almadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Sanığaatılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna öngörülen ceza miktarının “beşyıldan onbeş yıla kadar hapis” olduğu göz önünealındığında, CYY'nın 150/3. maddesi kapsamında müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmamaktadır…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 8/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 4/7/2013 tarihli ve 2013/5223 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu, yargılandığı ceza davasında üzerine atılı suçiçin Kanun'da öngörülen cezanın alt sınırı beş yıl olmasına rağmen kendisinemüdafi atanmadan mahkûm edildiğini dolayısıyla savunma hakkının kısıtlandığını,somut delillerle desteklenmeyen iletişim içeriklerinin hükme esas alındığını veyargılanmasının sonuç olarak adil olmadığını belirterek Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
1.Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
17. Müdafi, 5271 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (c) bendinde, şüpheli veya sanığın ceza yargılamasında savunmasınıyapan avukat olarak tanımlanmaktadır. Şüpheli veya sanığın, müdafisiaracılığıyla savunulması hususunda tercih yapma olanağına sahip olduğu hâllerdegörev yapan müdafi, ihtiyari müdafi; görevlendirilmesi hususunda şüpheli veyasanığın iradesinin önem taşımadığı hâllerde görev yapan müdafi ise zorunlu müdafidir(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/1/2011 tarihli veE.2011/10-182, K.2011/204 sayılı kararı).
18. Anayasa’nın 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
19. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmeşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğindenbu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir (Adnan Oktar,B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 20).
20. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) “hakkaniyete uygun yargılama” kavramındanhareket ederek adil yargılamanın zımni gereklerini saptamıştır. Bu gereklerdenen önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza yargılamasındakisavunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir.Bu sebeple AİHM’e göre hakkaniyete uygun biryargılamanın gerçekleştirilmesi için yargılamanın yürütülmesi sırasında alınanönlemlerin, savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumluolması (Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992 §§ 49-50) ve buhakların teorik ve soyut olarak değil, etkili ve pratik olacak şekildeyorumlanması gerekmektedir (Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13/5/1980 § 33).
22. Sözleşme’nin 6.maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi şöyledir:
“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdakiasgari haklara sahiptir:
…
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği birmüdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddîolanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde,resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;”
23. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c)bendindeki düzenlemede isnat altında bulunan kişi, savunma hakkınınkullanılmasında üç ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunmak,kendisinin seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafiye sahipolmak için gerekli mali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi içingerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır.Dolayısıyla suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunmasıdevlet tarafından talep edilemez (Pakelli/Federal Almanya, B.No: 8398/78, 25/4/1983).
24. Müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılama içinsuç isnadı altındaki kişilere savunma hakkı verilmesinin tek başına yeterliolmadığını, ayrıca bu kişilerin kendilerini savunma imkânına da sahip olmalarıgerektiğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda savunma hakkının etkin bir şekildekullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamandaadil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahlarıneşitliği” ilkesinin de gereğidir (KazımAlbayrak, B. No: 2014/3836, 17/9/2014, § 29). Diğer bir anlatımla,müdafi yardımından yararlanma hakkı hem savunma hakkının etkin bir şekildekullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ilkesine hayat vermektedir.Çünkü müdafi adil yargılanmanın teminatı olarak belirmektedir.
25. Müdafi yardımından yararlanma hakkıyla ilgili AİHMiçtihadı, adil yargılanmahakkının yeterince uygulanabilir ve etkili olabilmesi için kural olarakşüpheliye kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişimhakkı sağlanması gerektiği yönündedir (Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, §§ 50-55). Sözleşme’nin 6.maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinin etkinliğinden söz edilebilmesi içindelillerin toplanması ile ilgili mevzuatın karmaşık olduğu bu evrede de müdafiyardımından yararlanılmasının zorunluluğu ortaya çıkmaktadır (Imbrioscia/İsviçre, B.No: 13972/88, 24/11/1993, § 33).
26. Diğer taraftan AİHM, müdafi iletemsil hakkının sınırsız olmadığını (Can/Avusturya,B.No: 9300/81, 30/9/1985, § 57), geçerli bir sebebedayanılıyorsa davanın açılmasından önceki soruşturma evresinde avukata erişiminkısıtlanmasının mümkün olabileceğini (John Murray/Birleşik Krallık, B.No: 18731/91,8/2/1996, § 63), önemli olanın yargılamaya bir bütün hâlindebakıldığında soruşturma evresinde bu hükme aykırılığın, ciddi bir şekilde adilyargılanma hakkına engel olması durumunda hak ihlalinin ortaya çıkabileceğini belirtmiştir(Imbrioscia/İsviçre, § 36). Ancak avukata erişim hakkınınkısıtlanmasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesidurumunda bile bu kısıtlamanın savunma haklarına zarar vermemesi gerekmektedir (Salduz/Türkiye [BD], § 55).
27. Müdafi yardımından yararlanma hakkının adil yargılanmahakkı temelinde önemi, suç isnadı altında olan kişinin bu haktanyararlandırılması yönünde devletin pozitif bir yükümlülüğü olduğunun kabuledilmesidir. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi;devletleri, suç isnadı altındaki kişi bir müdafiye sahip olmak için gereklimali olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse suçisnadı altındaki kişiyi resen atanacak bir müdafi yardımından yararlandırmayükümlülüğü altına sokmuştur (Kazım Albayrak,§ 31). Adaletin selametinin gerekleri, sanığınmüdafi ile temsilini zorunlu kılıyor ise devletlerin, başkaca bir koşul önesürmeksizin müdafi görevlendirme konusundaki pozitif yükümlülüklerini yerinegetirmeleri gerekir.
28. Bu bağlamda, müdafisi bulunmayan şüpheli veya sanığın;çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması,soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının 5 yıldan fazlahapis cezasını gerektirmesi, resmî bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılmasıiçin gözlem altına alınmasına karar verilecek olması, tutuklama talebiylemahkemeye sevk edilmesi, davranışları nedeniyle hazır bulunması hâlindeduruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokan sanığın yokluğunda duruşmayapılması ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması hâllerinde, şüpheli veyasanığın istemi bulunmasa hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bilemüdafi görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır (YargıtayCeza Genel Kurulunun 11/1/2011 tarihli ve E.2011/10-182, K.2011/204 sayılıkararı).
29. Diğer yandan aynı Kanun’un 150. maddesinin (1) numaralıfıkrası gereğince şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığınıbeyan ederse istemi hâlinde bir müdafi görevlendirilir. Dolayısıyla 5271 sayılıKanun, yasal zorunluluk dışındaki hâllerde müdafi yardımından yararlanmak içinsuç isnadı altındaki kişinin talebini aramıştır.
30. Başvuru konusu olayda “uyuşturucuveya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama" suçundanyargılamanın ilk celsesinde başvurucunun savunması alınmıştır. Başvuru formu veeklerindeki belgelerden anlaşıldığı üzere yargılamanın 24/6/2010 tarihli ilkcelsesinde başvurucuya müdafi talebinin olup olmadığı sorulmuş ve bu yönde birtalebinin olmadığı başvurucu tarafından beyan edilmiştir. Kovuşturma evresindesavunması alınırken müdafi yardımından yararlanmayan başvurucu, 5271 sayılıKanun’un 150. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında yasal zorunlulukolmasına rağmen müdafi yardımından yararlandırılmamasının savunma ve adil yargılanmahakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
31. 5271 sayılı Kanun’un 150. maddesinin (3) numaralıfıkrasının ilk hâli,“Üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektirensuçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmüuygulanır” şeklinde iken 6/12/2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un21. maddesi ile“Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirensuçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmüuygulanır” olarak değiştirilmiştir. Anılan Kanun maddesinde açıkça “alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasınıgerektiren suçlarda” müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğuhükme bağlanmış, alt sınırı beş yıl olan suçlar bu kapsamın dışındabırakılmıştır. Sanığa (başvurucuya) atılı 5237 sayılı Kanun’un 188. maddesinin,18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 66. maddesi ile değiştirilmedenönceki (3) numaralı fıkrasında düzenlenen uyuşturucu madde ticareti suçunaöngörülen ceza miktarının “beş yıldan onbeş yıla kadar hapis” olduğu göz önünealındığında 5271 sayılı Kanun’un 150. maddesi kapsamında müdafi görevlendirmezorunluluğu bulunmamaktadır (bkz. § 14).
32. Başvuru formu ve ekli belgelerden anlaşıldığına görebaşvurucunun, müdafi talep etmesine rağmen verilmediğine veya savunmasınınbaskı altında alındığına ve bu sebeple gerçeğe aykırı beyan verdiğine dairherhangi bir iddiası da bulunmamaktadır.
33. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının bir ihlaliçermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası
34. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
36. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
37. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdaaçık bir keyfîlik içermesi ve bu durumunkendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmişolmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
38. Somut olayda başvurucu, hakkında somut bir delilolmamasına rağmen sadece iletişim içeriklerine göre mahkûmiyet hükmü kurulduğunubelirtmekte olup başvurucunun iddialarının özünün esas itibarıyla yargılamanınsonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme; olay tutanağına, fiziki takiptutanaklarına, iletişimin tespiti tutanaklarına, arama ve el koymatutanaklarına, İstanbul Kriminal Polis LaboratuvarıMüdürlüğünce düzenlenen ekspertiz raporuna, sanık savunmalarına ve diğerdelillere dayanarak söz konusu kararı vermiştir. Anılan kararda taraflarıniddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller değerlendirilerek ilgili hukukkuralları da yorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır (bkz. gerekçeli karar, s.12-14).
39. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya dauyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesitarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin bir bilgi yada kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespitedilmemiştir.
40. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucuüzerinde bırakılmasına,
8/9/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.