TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HACİ BOĞATEKİN BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2014/12162)
Karar Tarihi: 21/11/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Derya ATAKUL
Başvurucu
:
Haci BOĞATEKİN
Vekili
:
Av. Hüseyin BOĞATEKİN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, internet haber sitesindeki köşe yazısı nedeniylealeyhe tazminata hükmedilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/7/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü sunmuştur.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
9. Başvurucu; kırk beş yıla yakın süredir gazetecilik yaptığını,yirmi yılı aşkın süredir de Adıyaman ilinin Gerger ilçesinde süreli olarakyayımlanan Gerger Fırat gazetesinin sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürüolduğunu ifade etmektedir. Adı geçen gazetede ağırlıklı olarak Adıyamanilindeki güncel, siyasi ve ekonomik meselelere ilişkin haberler ve köşeyazıları yayımlanmaktadır.
10. Başvurucu, ortalama üç ayda bir yayımlanan ve yaklaşık 3.000abonesi olan gazetede yer alan haberlerin yine sahibi olduğu www.gergerfirat.com alan adı ile yayındabulunan internet sitesine aktarılarak sanal ortamda da gazetecilik faaliyetiniyürüttüğünü belirtmiştir.
11. Başvurucu tarafından 9/9/2011tarihinde, o dönemde Milletvekili M.M. (müşteki) hakkında "Oğul M. M... Sen nesin?" başlıklıbir yazı kaleme alınmış ve bu yazı bahsi geçen internet sitesinde deyayımlanmıştır. Yazı şöyledir:
"OĞUL M. M... SEN NESİN?
Dönek misin, inek misin?
Sen nesin?
Dönek misin, inek misin?
Dün
Eski Akit Gazetesi başyazarı ve küçük bir kıza tecavüzle yargılanıphapis yatan azgın boğa misali H.Ü., tv ekranında, yüzüne karşı ne demişti?
Oğul M. M.
"Sen dönek misin, yoksa inek misin?" demişti. Tüm Türkiyedinlemişti.
Oğul M. M.
Gerçekten sen nesin?
Önce İstanbul Belediyesi
Sonra Fazilet Partisi
Ardından Hadep Genel Başkan Yardımcılığı
Şimdi de
Adalet ve Kalkınma Partisi...
Peki
Bütün bunlar neyin nesi?
Oğul M. M.
Sen nerelisin?
Kahtalı mı? Yoksa Ağrı Tutak'lımısın?
Yerli misin, macur musun?
Yerin nire safın nire?
Yoksa
Sözde AKP'desin
Özde BDP'de misin?
Belki de
Hiç birisinde değilsin.
Dün
Boşta gezerdin.
Ama
Bugün
TBMM'de vekilsin.
Daha dün bir, bugün iki demeden kırkın çıkmadan açtın ağzını yumdungözünü...
Dün
Tayyip Erdoğan
Adıyaman'da AKP'de başvuruda bulunan yüzlerce aday adayının üstünü çizeçize, Haci Bedir Ailesini elinin tersiyle ite ite
Size yer açtı
İkinci sırada vekil adayı yaptı, seçtirip meclise attı.
Siz ne yaptınız?
Bir çuval inciri poğ ettiniz.
Liderinizin Erdoğan'ı arkadan vurdunuz, ona adeta büyük ihanet ettiniz.
Sözlerinizle Erdoğan'ı yerden yere vurdunuz. Ona vizyonsuzbeyinsiz dediniz.
Senin bu yaptıkların
Dostluğa, arkadaşlığa, ahbaplığa ve siyasi etiğe ve ahlaka uyar mı?
Durup dururken bu sözler neyin nesi?
Bu sözleri
Dün mü söyledin yoksa bugün mü?
Sözlerini inkar etmiyorsun?
Ama
Bu sözleri bugün söylediğini adeta ima ediyorsun.
Peki
Dün mü bugün mü?
Dün Erdoğan kötüydü de bugün mü iyi oldu?
Yoksa
Dün siz yanlıştınız da bugün mü doğru oldunuz?
Atalarımız ne demiş?
Geçmişte yaptıklarımız, söylediklerimiz geleceğin teminatıdır.
Demek ki;
Yıllar önce H.Ü. sizi çok iyi tahlil etmiş ve onun için oğul M.
Dönek misin inek misin demişti.
Bir gün önce liderin Erdoğan'ı, vizonsuz,beyinsizlikle suçlayıp yerden yere vuruyorsun, ertesi günde havarhavar edip Erdoğan'dan bin defa özür dilerimdiyorsun.
Ben cahillik ettim. Bağışla beni Erdoğan diyorsun
Dün
Cahildin
Yoksa
Bugün bilgin mi oldun?
Belki de
Çoban Sülo'nun deyimiyle;
Dün dündür, bugün bugündür deyip geçiştiriyorsun
Peki
Sen nesin?
AKP'li mi, BDP'li misin?
Rengini, safını belli et, halk rahat etsin
Yoksa
Sen renksiz misin? Ya da çok renkli misin?
Ama
Senin dününe ve bugününe baktığımızda manzaraya uyan tanım ve H.Ü.inyıllar önce yüzüne karşı söylediği
Dönek misin
Sözüne tıpa tıp uyduğunu görüyoruz.
Acaba
Erdoğan bu işe ne der?
Yakınen tanıdığım, partisine hiç oy vermediğim,
Ama
Dar günde safında yer alıp desteklediğim Tayip Erdoğan
M. M.'nin bu sözlerini asla yutmaz, sineyeçekmez ve patlatır. O hokkalı şamarı M.'nin yüzüne vurur.
M. M. istediği kadar yalvarıp yakarsın hepsi boş. Erdoğan onu alt etmekbir yana ağır cezaya cezalandırır.
Oğul M. M.
Venkli pirinin oğluna döndün.
Artık İsa seni kabul etmez, Muhammed'de seni tanımaz
İki arada bir derede çaresiz ve susuz kaldın.
Sen sen ol
Niyetin tek olsun, yerin ve safın net olsun. Bir bu yanda bir o yandadurarak bu dünyada safsız, dostsuz öbür dünyada cennetsiz,meleksiz ve imansız kalırsın."
12. Müşteki, anılan köşe yazısında yer alan bazı ifadelerinhakaret niteliğinde olduğunu ileri sürerek suç duyurusunda bulunmuş; GergerCumhuriyet Başsavcılığınca 26/12/2011 tarihli iddianameile başvurucu hakkında sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaretsuçundan kamu davası açılmıştır.
13. Gerger Sulh Ceza Mahkemesi 27/12/2012tarihli kararı ile başvurucu hakkında hakaret suçundan açılan kamu davasındabaşvurucunun üzerine atılı eylemin tarihi, işlenme yöntemi ve temel şekliitibarıyla gerektirdiği cezanın süresine göre 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılıYargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve CezalarınErtelenmesi HakkındaKanun kapsamında kalmasınedeniyle sanık hakkındaki kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir. Anılankarar 30/1/2013 tarihinde kesinleşmiştir.
14. Müşteki 21/2/2012 tarihli dilekçeile bahsi geçen köşe yazısında yer alan bazı ifadelerin hakaret niteliğindeolması nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini ileri sürerek başvurucualeyhine manevi tazminat davası açmıştır.
15. İstanbul Anadolu 9. Asliye Hukuk Mahkemesi 31/1/2013 tarihli kararıyla davanın kısmen kabulü ile 3.500TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdanalınarak davacıya verilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"Taraf teşkili yapılmış, davaya dayanak yapılanwww.gergerfirat.com adlı internet sitesinin sahibi ve sorumlu yazı işlerimüdürü ve eser sahibi 09/09/2011 tarihli internet yayını ile internet sitesiüzerinden "Oğul M.M. sen nesin , inek misinnesin, senin dününe ve bu güne baktığımızda manzaraya uyan tanım ve H.Ü.inyıllar önce yüzüne karşı söylediği "dönekmisinsözünü" tıpatıp benzediğini görüyoruz, bir çuval inciri BOĞ ettiniz, artıkseni İsa kabul etmez, Muhammed de seni tanımaz, içerikli yazı yazdığı, yazılanyazıdaki yazının davacı ben M. M.'yi kast ettiği,
Olay sebebiyle Gerger Sulh Ceza Mahkemesin 2012/3 Esas 114 Sayılıkararı ile hakaret suçundan soruşturma açıldığı, karar sonucunda eylemi sabitgörülerek, ceza süresine göre 6352 sayılı ceza kapsamında sanık hakkındakovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği,
BK. 58 Maddesi gereğincekişilik hakkınınzedelenmesinden zarar gören, manevi tazminat adı altında bir miktar paraödenmesini isteyebilir, olayda davacının kişilik haklarına saldırı olduğusabittir, hakim manevi tazminatın takdirinde olayınoluş şekli, tarafların ekonomik sosyal durumları dikkate alınarak davacıyıtatmin edebilecek davalıyı da caydırıcı nitelikte bir miktar karar verebilir,somut olayda mahkememizce 3.500.00-TL manevi tazminatın hükmedilmesi uygungörülmüş olup, fazlaya ilişkin taleplerin reddine dair aşağıdaki hükmünkurulması gerekmiştir."
16. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. HukukDairesinin 15/5/2014 tarihli ilamı ile onanmıştır.İlam, başvurucuya 18/6/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
17. Başvurucu 16/7/2014 tarihinde bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
18. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılıTürk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören,uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar paraödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğerbir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özelliklesaldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasınahükmedebilir."
B. Uluslararası Hukuk
19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)10. maddesişöyledir:
“1. Herkes ifade özgürlüğühakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülkesınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve deverme özgürlüğünü de kapsar...
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen buözgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusalgüvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamudüzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli olanbazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
20. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturanana unsurlardandır. AİHM, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında ifadeözgürlüğünün toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temelşartlardan birini teşkil ettiğini yinelemektedir. AİHM'egöre 10. maddenin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadecetoplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen"bilgi" ve "fikirler" için değil incitici, şoke edici ya daendişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Bu, yokluğu hâlinde"demokratik bir toplum"dan sözedemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabiolduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkınsınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; VonHannover/Almanya (No. 2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, §101).
21. AİHM, demokratik birtoplumda basının oynadığı temel rolün altını birçok kez çizmiştir. AİHM'e göre -her ne kadar başkalarının şöhret ve haklarınınkorunmasıyla ilgili olarak bazı sınırları aşmaması gerekse de- basının görev vesorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyuiletme görevi vardır. AİHM, basının böyle konularda bilgi ve fikir yaymadanibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkının da eklendiğinihatırlatmıştır. AİHM’e göre bu görevi olmasa basın,vazgeçilmez kamusal “gözetleyici” (watchdog) rolünü oynayamaz (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç[BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59, 62;Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka[BD], B. No: 49017/99, 17/12/2004, § 71; VonHannover/Almanya (No. 2), § 102).
22. AİHM, Radio France/Fransa (B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37) davasında basın özgürlüğünün kapsamınındemokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıyave hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğinibelirtmiştir:
"Mahkeme "görev ve sorumluluklar"ın, ifade özgürlüğünün doğasındankaynaklandığını yineler. 10. madde tarafından kamusal yararlara ilişkinmeselelerin aktarılması içingazetecilere sağlanangüvencenin şartı, gazetecilik etiğine uygun olarakonlarınkesin ve güvenilir bilgi sağlamak konusunda iyi niyet sahibi olmalarıdır (örneğin bkz.Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç,§ 65;Colombani ve diğerleri/FransaB. No: 51279/99,25/06/2002, §65). Ne var ki basınözgürlüğü belli dereceye kadar abartmaya hatta kışkırtmaya (provocation)izin verir (bkz. özellikle, Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç,§ 59)..."
23. AİHM, bir gazetemakalesinde hakaret içerdiği iddia edilen beyanlara karşı bir kimseninitibarının korunması hakkını özel yaşam kapsamında görmektedir (White/İsveç, B. No: 42435/02, 19/12/2006, §§19, 30). AİHM'e görekamusal bir tartışma bağlamında ve yayımlanan yazılar nedeniyle eleştirilmişolsa bile bir kişinin itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün birparçasını oluşturur (Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03, 15/11/2007, § 35; Axel Springer AG/Almanya, B. No:39954/08, 7/2/2012, § 83).
24. AİHM, ifade özgürlüğüile başkalarının hak ve özgürlüklerinin çatışması hâlinde şöhret ve itibarı sözkonusu olan kişi bir siyasetçi ise ilke olarak ifade özgürlüğü lehine birdeğerlendirme yapmaktadır. AİHM, Lingens/Avusturya(B.No: 9815/82, 8/7/1986, § 42) kararında politikacılarınkendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunuvurgulamıştır:
"... Basın özgürlüğü, halka siyasalliderlerinin düşünce ve davranışlarını tanıma ve onlar hakkında fikir oluşturmaimkanı verir. Daha genel olarak siyasal tartışmaözgürlüğü Sözleşme'ye hakimolan demokratik toplum anlayışının tam da merkezinde yer alır.
Bir siyasetçiyle ilgili eleştirilerin kabuledilebilir sınırları, özel bir şahısla ilgili eleştiri sınırına göre dahageniştir. Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eyleminibilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimineaçar. Siyasetçi kendisine yönelik eleştirilere karşı daha geniş bir hoşgörügöstermek zorundadır..."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 21/11/2017 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. İfade ve BasınÖzgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
26. Başvurucu; www.gergerfirat.comadlı internet sitesinde 9/9/2011 tarihinde "Oğul M. M... Sen Nesin?"başlıklı bir köşe yazısı yazdığını, anılan köşe yazısının bir milletvekilininsiyasi görüşü birbiriyle çatışan partilerde görev almasına ilişkin eleştirelnitelikte bir yazı olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu; yazının kamuoyunubilgilendirme amacı taşıdığını ve üçüncü bir kişinin anılan milletvekilihakkında sarf ettiği sözlere atıf yapar tarzda olduğunu, yazının bütünüincelendiğinde hakaret kastı ile hareket etmediğinin anlaşılacağını ifadeetmiştir. Başvurucu, derece mahkemelerince yazının bütünü ele alınmadan,kullanılan bazı kelimeler üzerinden değerlendirme yapılarak tazminat ödemeyemahkûm edildiğini belirtmiş; ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
27. Bakanlık görüşünde, başvuru konusuolayda birbiriyle çatışan iki değer arasında (ifade özgürlüğü ile şeref veitibarın korunması hakkı) demokratik toplumun gerekleri gözönünealınarak adil bir denge kurulması gerekliliği belirtilmiş; başvuru konusuhaberde hedef alınan kişinin siyasi kimliği dikkate alındığında eleştirileresıradan kişilere göre daha fazla katlanması gerektiği kabul edilmekle berabersöz konusu yazıda kamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmayakatkı sağlamaktan öte eleştiri sınırlarını aşan ve hakarete varan ifadelerinkullanıldığı belirtilmiştir.
2. Değerlendirme
28. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26.maddesi ile “Basın hürriyeti” kenarbaşlıklı 28. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“(26) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz,yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yaymahakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veyafikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo,televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sisteminebağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerinkullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temelnitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması,suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulüncebelirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özelve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veyayargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıylasınırlanabilir.
…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetininkullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.
(28) “Basın hürdür, sansür edilemez…
…
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerinisağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.
…”
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifadeve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. MüdahaleninVarlığı
30. Başvurucunun bir internet sitesinde yayımlanan köşe yazısınedeniyle 3.500 TL manevi tazminat ödemesine karar verilmiştir. Söz konusuMahkeme kararı ile başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yönelik birmüdahalede bulunulduğu belirlenmiştir.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
31. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
32. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesininihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesindeöngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme,Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden birveya daha fazlasına dayanma,demokratiktoplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarınauygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
33. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 6098 sayılı Kanun’un58. maddesinin “kanunla sınırlama” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
(2) Meşru Amaç
34. Başvurucunun davacıya manevi tazminat ödemesine kararverilmesinin "başkalarının şöhret veya haklarının korunması"nayönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucunavarılmıştır.
(3) Demokratik ToplumDüzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
35. Anayasa Mahkemesi "demokratik toplum düzeniningerekleri" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kezaçıklamıştır. Buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, birtoplumsal ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğindeolmalıdır (Bekir Coşkun [GK], B.No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343,4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan,B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Derece mahkemelerinin böyle bir ihtiyacınbulunup bulunmadığını değerlendirmede belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır.Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir.
36. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi birsınırlamanın -demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte olmakla birlikte-temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğindeolup olmadığının da incelenmesi gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Kamuran ReşitBekir [GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 63; Bekir Coşkun §§ 53, 54; ölçülülük ilkesineilişkin açıklamalar için ayrıca bkz. TanselÇölaşan, §§ 54, 55;Mehmet AliAydın, §§ 70-72). Bu sebeple hükmedilen tazminatın müştekinin maruzkaldığı düşünülen zararıyla makul bir ölçülülük ilişkisi içinde olması gerekir.
37. İnternet haberciliğinin -basının temel işlevini yerinegetirdiği sürece- basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş., B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 36-42).
38. İfade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli vedemokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (BekirCoşkun, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir vetutumların iletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyiaraçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 63). Buna, mevcut başvurudaki gibi davalardahalkın siyasetçilere ilişkin bilgileri alma hakkının eklendiği de hatırdatutulmalıdır.
39. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin,kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleriişlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını vebunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zamanvurgulamıştır (Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015,§ 58; kamusal yetki kullanan görevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran,B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 45; tanınan bir Cumhuriyet başsavcısı ile ilgiliolarak bkz. İlhan Cihaner(2), § 82). Buna karşılık demokratik bir toplumda basına,siyasetçileri ve kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapmahakkı tanınmış olmakla birlikte bu eleştirilerin kişilerin itibarlarına zararverir boyuta ulaşmaması gerekir.
40. Bu sebeple Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri tamamen sınırsızbir ifade özgürlüğü garanti etmemiştir. 26. maddenin ikinci fıkrasında yer alansınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün kullanımına basın için degeçerli olan bazı "görev ve sorumluluklar" getirmektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:2015/18567, 22/2/2016, § 89; R.V.Y. A.Ş., B. No:2013/1429, 14/10/2015, § 35).
41. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifadeözgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret veyahaklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevibütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), § 44) Devlet, bireyin şeref veitibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarınıönlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, § 41; AdnanOktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, §33; Bekir Coşkun, § 45).
42. Bu sebeplerle Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda,başvurucunun cezalandırılmasına ilişkin derece mahkemelerinin kararlarındabaşvurucunun ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıarasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirir (Nilgün Halloran,§ 27; İlhan Cihaner(2), § 39). Bu, soyut bir değerlendirme olmayıpAnayasa Mahkemesi başvurucunun kullandığı ifadelerin türünün kamusaltartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamalarınniteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin,kime yöneldiğinin ve kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısındasahip oldukları hakların ağırlığının gerektiği gibi değerlendirilipdeğerlendirilmediğine bakar (Nilgün Halloran, § 41; ErgünPoyraz (2), § 56). Bunun için başvurucu tarafından söylenensözlerin -yazının tamamı ve söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın- olayınbütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (NilgünHalloran, § 52).
(b) İlkelerin OlayaUygulanması
43. Başvuruya konu yazı, 2011 yılında yapılan Milletvekili GenelSeçimi'nin sonuçlarının açıklanmasının ardındankaleme alınmıştır. Müşteki 12/6/2011 tarihli 24. DönemMilletvekili Genel Seçimi'nde milletvekiliseçilmiştir.
44. Uzun süredir siyasetin içinde yer alan ve gazetecikimliğiyle de tanınan müşteki, 2011 yılında milletvekili seçilmesi ile birliktebasının ilgi odağı olmuştur. Bu dönemde müştekinin siyasi ve gazeteci kimliğineilişkin yorum ve eleştiriler televizyon kanallarında ve gazetelerin köşeyazılarında sıklıkla yer almıştır. Müştekinin -televizyon kanallarındaki haberve açık oturum programlarında da sıklıkla yer aldığı dikkate alındığında- ülkegenelinde oldukça tanınan bir kişi olduğu kabul edilmelidir.
45. Adıyaman ilinin Gerger ilçesinde gazetecilik yapanbaşvurucu, başvuru konusu köşe yazısında 2011 yılı seçimlerinin ardındanAdıyaman ilinden milletvekili seçilen müştekinin siyasi pozisyonunun neolduğuna ilişkin eleştirel nitelikte bir yazı kaleme almıştır. Başvurucuyagöre, siyasi duruşunu sıklıkla değiştirmiş olması sebebiyle müştekinin siyasikimliği net olarak bilinememektedir. Başvurucu, müştekinin Adıyaman ilindenbirçok milletvekili aday adayı arasından milletvekili adayı olarakbelirlendiğini ancak bunu hak etmediğini, Parti Genel Başkanı'na kullandığıifadeler gözönünde bulundurulduğunda liderine karşıda ihanet içinde olduğunu ileri sürerek müştekiyi ağır bir şekildeeleştirmekte; onu samimi olmamak ve "dönek" olmakla suçlamaktadır.
46. İstanbul Anadolu 9. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuru konusuköşe yazısı ile başvurucunun hakaret suçunu işlediğinin sabit olduğugerekçesiyle müştekinin kişilik haklarının zedelendiğini belirterekbaşvurucunun davacıya 3.500 TL manevi tazminat ödemesine karar vermiş ve anılankarar Yargıtay tarafından onanmıştır.
47. Başvuru konusu köşe yazısında başvurucunun müştekininitibarına yönelik eleştiri içeren birtakım ifadeler kullandığı görülmeklebirlikte kişisel şeref ve itibara saldırı niteliği taşıyabilecek ifadenin"dönek" kelimesi olduğu düşünülmektedir. Türk Dil Kurumunun sözlüğünegöre "dönek" kelimesi inanç ve düşüncesini değiştiren, sözünegüvenilmeyen, caygın, kaypak (kimse), kahpeanlamlarını ihtiva etmektedir. Söz konusu ifadenin ağır bir söylem olduğu,incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bir yanının bulunduğu kabuledilmelidir. Bununla birlikte bu ifadenin başvuru konusu olay kapsamında,yazının tamamının ışığı altında ve özellikle hedef aldığı kişi ile başvurucununkonumu ve söylenme şekli bağlamında incelenmesi gerekmektedir.
48. Öncelikle yukarıda ayrıntılı olarak yer verildiği üzeretoplumsal konumu gözönüne alındığında halka mal olmuşbir kişi olan müşteki için kabul edilebilir eleştiri sınırları sıradan birkimse ile karşılaştırıldığında daha geniştir. Dahası başvurucunun kullandığıifadeler köşe yazısında ele alınan konu ile bağlantılı olup müştekinin mahremalanını hedef almamaktadır. Başvurucunun kullandığı ifadeler ile kaba bir dilebaşvurduğu değerlendirilmekle birlikte köşe yazısı bütüncül olarakincelendiğinde müştekinin siyasi çizgisinin ve politik görüşlerinin değişkenlikgösterdiğini ifade etmek için kullanılan sözlerin kamuoyunu ilgilendiren birkonuda yapılan tartışmanın bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıylabaşvurucunun kullandığı kelimeleri siyasetçinin politik kimliğine ilişkin birgörüş kapsamında değerlendirmek gerekir.
49. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde bireylerinanayasal hakları ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin dava konusuolguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına müdahalede bulunmaz. Bunakarşın somut olayda ilk derece mahkemesi, başvurucunun basın özgürlüğü ve bubağlamda ifade özgürlüğü ile müştekinin şeref ve itibarına saygı haklarıarasında bir denge kurmaya çalışmamıştır. Mahkeme başvurucunun hakaret suçunuişlediği iddiasıyla açılan kamu davasında Ceza Mahkemesince suç sabitgörüldüğünden müştekinin kişilik haklarının zedelendiğini belirtmekleyetinmiştir. Bununla birlikte 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi suçunsübuta erip ermediğini değerlendirmeksizin kovuşturmanın ertelenmesine kararverilebileceğini hüküm altına almaktadır. Mahkeme, dava konusu yazıdakullanılan ifadelerin anlamı, ağırlığı, muhatabı gibi hususlarda da birdeğerlendirmede bulunmamıştır. Mahkeme, yazının ne genel çıkarı ilgilendirenbir tartışmaya katkı sunup sunmadığı sorusuna önem vermiş ne de haberinyapıldığı şartlar üzerine eğilmiştir. Mahkeme, müştekinin siyasetçi kimliğini gözönünde bulundurmadığı gibi kamuoyunun müştekinintutumunu bilme ve takip etme hakkını da değerlendirmemiştir. İlk derecemahkemesinin başvurucu tarafından kaleme alınan yazının tamamını yazıldığıbağlamdan koparmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirdiği desöylenemez.
50. Gazetecilerin siyasetçilerin sözlerini ve davranışlarınıtakip etmeleri, onlar hakkında fikir oluşturarak kamuoyunu bilgilendirmeyehatta yönlendirmeye çalışmaları demokratik bir toplumda kaçınılmazdır. Rahatsızedici de olsa siyasilere ve tanınmış kişilere ilişkin yapılan bilgilendirme veeleştirilerin cezalandırılması “caydırıcı etki” doğurarak toplumdaki vekamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. Cezalandırılmakorkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabilir (Ergün Poyraz (2), § 79). Bu nedenle somutolayda, gazeteci yazar kimliği ile de tanınan ve yazının yayımlandığı dönemdeAdıyaman milletvekili olan müştekinin politik yaşamına yönelik olarak kalemealınan ve ağır eleştiri içeren köşe yazısının yazarı olan başvurucunun 3.500 TLtazminat ödemesine karar verilmesi, bilgilendirme ve eleştiri ortamına zararverebilecektir.
51. Sonuç olarak yukarıdaki hususlar dikkate alındığında derecemahkemelerinin gerekçeleri, başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yapılanmüdahale için yeterli ve ilişkili sayılamaz. Bu nedenle verilen kararda, ilgiliçıkarlar arasında adil bir denge kurulduğu söylenemez.
52. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerindegüvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.
B. Diğer İhlal İddiaları
53. Başvurucu; müşteki tarafından davanın yetkisiz yermahkemesinde açıldığını, Adıyaman ilinde ikamet etmesi nedeniyle bu durumundavaya fiziki katılımını ve savunma hakkını engellediğini ileri sürmüştür.Mevcut koşullarda, başvurunun sonucu da değerlendirildiğinde başvurucunun buşikâyeti hakkında bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
55. Başvurucu ihlalin tespiti ile 50.000 TL maddi, 50.000 TLmanevi tazminat talebinde bulunmuştur.
56. Başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
57. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 3.600 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
58. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006.10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınanifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR ve M. Emin KUZ'un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net 3.600 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin İstanbul Anadolu 9. Asliye HukukMahkemesine (E.2012/101, K.2013/41) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE21/11/2017tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurucununİnternet sitesinde yer alan müşteki milletvekili ile ilgili yazınınbütünhalinde incelenmesinde, müştekinin kişilik haklarını ihlâl eden bir mahiyettaşıdığı, sarfedilen sözlerin ifade ve basınözgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, dosya kapsamına göre başvucunun müşteki dışında başka kişiler yönünden de benzeryazılar yazmak suretiyle bunların ceza ve hukuk mahkemelerine konu yapıldığı vebir kısmından aleyhine ceza ve tazminat kararları verildiği, dolayısiyle başvurucunun hukuk mahkemesince tazminat ödemekleyükümlü kılınmasında herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, anılanmahkeme kararının yeterli gerekçe ihtiva ettiği, dolayısiylebu karar nedeniyle başvurucunun herhangi bir hakkının ihlal edilmediği ve bunedenle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatineulaştığımdan, çoğunluğun ihlâl kararına katılmıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY GEREKÇESİ
Elektronik ortamda yayın yapan bir haber sitesindeki köşe yazısısebebiyle başvurucu hakkında açılan davada tazminata hükmedilmesinin ifade vebasın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkin bireysel başvuru kabuledilerek ihlal kararı verilmiştir.
Kararda “Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı” başlığıaltında yer verilen değerlendirmeler ve “Demokratik Toplum DüzenininGereklerine Uygunluk ve Ölçülülük” başlığı altındaki genel ilkeler Mahkememizinve AİHM’in kabul ettiği ve benim de iştirak ettiğimisabetli tespitler olmakla birlikte, “İlkelerin Olaya Uygulanması” başlığıaltında yapılan tespitlerin bir bölümünekatılmakmümkün değildir.
Kararda da belirtildiği üzere, “Anayasanın 26. maddesinin ikincifıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri debaşkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı,kişisel kimliğinin ve manevî bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasanın17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır” (§ 41). Anayasanın28. maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan atıf sebebiyle bu sınırlandırmasebebi basın özgürlüğü için de geçerlidir.
Yine kararda belirtildiği gibi, AnayasaMahkemesi benzer başvurularda, ilgili mahkeme kararlarında “başvurucunun ifadeözgürlüğü ile başkalarının şöhret veya haklarının korunması arasında adil birdengenin gözetilip gözetilmediğini” değerlendirmekte ve bu değerlendirmedederece mahkemelerince başvurucunun ifadelerinin yazının tamamından koparılmadanolayın bütünlüğü içinde ele alınarak “türünün, kamusal tartışmalara katkı sunmakapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının” da değerlendirilipdeğerlendirilmediğine bakmaktadır (§ 42).
İncelenen başvuruda, başvurucunun köşe yazısının ilk derecemahkemesince incelenerek yazıda geçen bazı ifadelerin, davacının kişilikhaklarına saldırı oluşturduğu sonucuna varıldığı ve tazminata hükmedildiğianlaşılmaktadır.
Kuşkusuz, toplumsal konumuna göre bazı kişiler için kabuledilebilir eleştiri sınırlarının daha geniş olduğu ve başvurucunun yazısının da-geneli itibariyle- bir siyasetçinin siyasî kimliğini hedef aldığı açıktır (§48). Bölümümüz çoğunluğu söz konusu yazıda başvurucunun -kababir dile başvurmasına rağmen- kullandığı ifadelerin yazıda ele alınan konu ilebağlantılı olup ilgili kişinin mahrem alanını hedef almadığı ve anılansözlerin, yazının bütünlüğü içinde incelendiğinde “kamuoyunu ilgilendiren birkonuda yapılan tartışmanın bir parçası olduğu” görüşünde ise de (§ 48), budeğerlendirmede isabet olmadığı düşünülmektedir.
Mezkûr yazıda kaba bir dile başvurmanın ötesinde, yazınınesasını oluşturan mesajla, yani başvurucunun siyasî görüşüyle ilgisi olmayan vekamuoyunu ilgilendirmeyen,birçokaşağılayıcı ifade kullanılmaktadır.
Bu tür başvurularda basının yerine geçerek nasıl haberyapılacağını veya kamuoyunu ilgilendiren bir tartışmada köşe yazılarının nasılkaleme alınması gerektiğini belirlemenin yargı mercilerinin görevi olmadığı gözönünde bulundurulmalıdır. Ancak Anayasa Mahkemesi ile AİHM’in birçok kararında, basının özgür olması kadarsorumluluk bilinci ile hareket etmesinin de zorunlu olduğu, basın özgürlüğündebelli ölçüde abartıya ve kışkırtmaya başvurmak mümkün olsa da bu özgürlüğünaynı zamanda ilgililerin meslek ahlâkına saygı göstererek ve iyiniyetli olarakhareket etmelerini de zorunlu kıldığı kabul edilmektedir (örn.bkz. İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 42, 60; Zafer Bozbey, B. No 2014/6423,21/9/2016, § 42, 43 ve bu kararlarda atıf yapılan AİHM kararları).
Yukarıda belirtilen kararlarda, kötüniyetli olarak gerçeğin çarpıtılmasının eleştirisınırlarını aşabileceği, gerçeğe uygun bazı ifadelere kamuoyunun gözünde yanlışbir algı oluşturabilecek vurguların, değer yargılarının ve imaların eşlikedebildiği, dolayısıyla basın özgürlüğünün bazı ödev ve sorumlulukları ve basınkuruluşlarının kendiliğinden uymaları gereken sınırları içerdiği debelirtilmektedir (İlhan Cihaner (2), § 61; ZaferBozbey, § 44 ve bu kararlarda atıf yapılan AİHM kararları).
Bu kapsamda derece mahkemelerinin, başvurucunun ifade ve basınözgürlükleri ile yazıda adı geçen kişinin şeref ve itibarına saygı hakkıarasında bir denge kurmaya çalışıp çalışmadığının anlaşılabilmesi için, derecemahkemesince yapılan incelemede olduğu gibi bireysel başvuru incelemesinde de“ifadelerin türünün ve kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin”değerlendirilmesi gerekmektedir.
Çoğunluğun kararında başvurucunun anılan kişi hakkında kalemealdığı yazıdakibazıifadelerin “ağır bir söylemolduğu, incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bir yanının bulunduğu kabuledilmelidir” denilmekte ise de (§ 47)söz konusu ifadeler tahkir içeren ve ilgilininkişilik haklarına saldırı teşkil edenifadelerdir.
Üstelik söz konusu ifadelerin kamusal tartışmalara katkı sunmasıiçin gerekli olması bir yana, yazının hedefinin -Bölümümüz çoğunluğunungörüşünün aksine- adı geçen kişinin şeref ve itibarı olduğu intibaına yolaçtığı görülmektedir.
Başvurucu, anılan köşe yazısının bir milletvekilinin siyasîgörüşleri çelişen partilerde görev almasına ilişkin eleştirel bir yazı olduğunuiddia etmekte ise de, bu savunma başvuru konusu sözlerde yer alan “tahkiri”ortadan kaldırmadığı gibi ilgilinin (milletvekilinin) anılan ifadeler sebebiylehissettiği olumsuz duyguları da hafifletmez (Nilgün Halloran,B. No; 2012/1184, 16/7/2014, § 63). Bu itibarlabaşvuru konusu yazıda geçen kaba, aşağılayıcı, küçük düşürücü ve kişiselsaldırı içeren sözlerinkabul edilebilir sınırlarıaşması sebebiyle kamusal tartışmalara katkı sunan görüşler olarakdeğerlendirilmesinin ve ifade ve basın özgürlükleri kapsamında görülmesininmümkün olmadığı düşünülmektedir (aynı yönde değerlendirmeler içeren bir karariçin bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 69).
Bu sebeplerle, derece mahkemelerinin, başvurucunun ifade vebasın ve özgürlüklerini kullanırken kendisi için de geçerli olan ödev vesorumluluklara uygun davranmadığı kanaatine ulaşarak tazminata hükmetmesinintoplumsal ihtiyacı karşıladığı ve dolayısıyla “demokratik bir toplumda gerekli”olduğu kabul edilmelidir.
Diğer taraftan, başvurucunun mezkûr yazısı sebebiyle hürriyetibağlayıcı veya başka bir adlî ceza ile cezalandırılmadığı da gözönünde bulundurulmalıdır. Yukarıda da belirtildiğiüzere, Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda derece mahkemelerinin kararlarınıdeğerlendirirken ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların niteliğine vekapsamına da bakmaktadır (§ 42). Bu çerçevede, bireysel başvuruya konu olanyargı kararının hürriyeti bağlayıcı bir ceza veya tazminat öngörmesi arasındaönemli bir fark bulunduğu ve derece mahkemelerinin kararlarının buna göredeğerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Manevî tazminata hükmedilmesi bir“cezalandırma” değil, kişilik haklarına yönelen bir haksız fiil sebebiyleduyulan üzüntü ve kederin -kısmen de olsa- hafifletilmesine yönelik bir“giderim” olduğundan, başvuru konusu mahkeme kararındaki tazminatın“bilgilendirme ve eleştirilerin cezalandırılması” olarak değerlendirilmesi (§50) yönündeki çoğunluk görüşüne de katılmıyorum.
Son olarak derece mahkemelerinin kararlarında, AnayasaMahkemesinin içtihatları ile ortaya konulan kriterlerinherkesi tatmin edecek derecede ayrıntılı olarak ele alındığı söylenemese de,mahkemenin başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacı temelindebaşvurucu hakkında hükmettiği tazminatın keyfî bir şekilde verilmediği ve bunailişkin gerekçelerin uygun ve yeterli olduğu düşüncesiyle (benzer değerlendirmeleriçin bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 68), çoğunluğun“derece mahkemelerinin gerekçeleri(nin), başvurucununifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahale için yeterli ve ilişkili sayıla(mayacağı ve) … kararda, ilgiliçıkarlar arasında adil bir denge kurulduğu(nun)söyleneme(yeceği)” yönündeki (§ 51) görüşlerinin deisabetli olmadığını düşünüyorum.
Yukarıda açıklanan sebeplerle, Bölümümüz çoğunluğunun ulaştığıihlal sonucuna katılmıyorum.
Üye
M. Emin KUZ