TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HADİ KILIÇ VE YETER GÖKALP BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5777)
Karar Tarihi: 21/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucular
:
1. Hadi KILIÇ
2. Yeter GÖKALP
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurular 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanmüracaatların reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ve anılan retişlemlerine karşı açılmış olan davalara ilişkin yargılama işlemlerinin adilolmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 1/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 15/10/2015 tarihinde,başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 15/10/2015 tarihinde,başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasınakarar verilmiştir.
5. Anayasa Mahkemesi tarafından 2013/5780 numaralı dosyanın konuyönünden hukuki irtibatı nedeniyle 2013/5777 başvuru numaralı bireysel başvurudosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/5777 başvuru numaralı bireyselbaşvuru dosyası üzerinden yürütülmesine ve diğer bireysel başvuru dosyasınınkapatılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuruculara ait bireysel başvurularda, başvuru dilekçeleriile başvurulara konu yargılama dosyaları içeriğinden tespit edilen ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucular, Batman ili Sason ilçesi Tekevlerköyünde ikamet etmekte iken meydana gelen terör olayları nedeniyle 1993 yılındagöç etmek zorunda kaldıklarını belirterek 13/9/2007 (1. başvurucu) ve 30/5/2008(2. başvurucu) tarihlerinde, 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarınınkarşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon)başvurmuşlardır.
9. Komisyon 19/8/2011 tarihli kararlarıyla köyün boşalmadığı vebaşvuruculara yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından bahisle başvurularınreddine karar vermiştir.
10. Başvurucuların ret işlemlerinin iptali istemiyle açtığıdavalar, Batman İdare Mahkemesinin 28/3/2012 tarihli ve E.2011/47695,K.2012/2137 (1. başvurucu),E.2011/4701, K.2012/2136(2. başvurucu)sayılı kararları ile reddedilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:
“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinindeğerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya "terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda bir yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşamayan kişilerceuğranılan maddi zararın, sözü edilen Yasa hükümlerine göre idarece sulh yoluylaödenmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, bir yerleşim yerinin güvenlik nedeniyleidarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan halk tarafından"tamamen" boşaltılmış olması halinde, yerleşim yerininboşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek teksayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.Sosyal güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmışolması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararınidarece ödenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.
Yerleşim yerinin "kısmen" boşalmış olması, o yerleşim yerindegüvenli bir şekilde, yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarınınidarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel bir göstergesidir. Güvenlikkaygısının, yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygınedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre değişmemesigerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku ve endişekarşısında her bireyin farklı tepki göstermesi mümkündür. Bu nedenle, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının yukarıda belirtildiği şekildenesnel bir ölçüte dayandırılması zorunludur. Ancak, bir yerleşim yerindemeydana gelen terör olayları nedeniyle yerleşim yerinde sadece köy korucularıile bunların aileleri kalmış, diğer köy halkının yerleşim yerini terk etmişolması halinde ise, yerleşim yerini kısmen terk eden köy halkının da güvenlikkaygısıyla köyden ayrıldığının kabul edileceği ve bu nedenden dolayımalvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasahükümlerine göre idarece karşılanacağı açıktır.
Bu itibarla, bir yerleşim yerinde asgari güvenlik düzeyiningerçekleştirilmiş olmasına ve bu yerde köy korucuları ile bunların aileleridışındaki diğer köy halkının yaşamasına karşın, yerleşim yerinde yaşayankişilerin bir kısmının, yerleşim yerini terk etmeleri sonucunda uğranıldığıileri sürülen maddi zararın, güvenlik kaygısından kaynaklandığından bahisle5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına olanakbulunmamaktadır.
Olayda, dava dosyasının Batman İli, Sosonİlçesi, Tekevler Köyü'ne ait bilgi ve belgelerinbirlikte incelenmesinden, Batman İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarihve 18647 sayılıyazısında, TekevlerKöyü'nün "kısmen boşaldığı", ayrıca Batman Valiliği'nin 04.03.2005tarihli yazısı ekinde yer alan "Terör Nedeniyle Terkedilen Köyler Listesi"nde bulunmadığı, 09.05.2006 tarih ve 30571sayılı yazısında, "terör olaylarından etkilenen köy" olarakbelirtildiği, 09.10.2009 tarih ve 63966 sayılı yazısı ekinde, 1987-2000 yıllarıarasında GKK ve GÖKKgörevlendirildiği ve koruculuksisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricinde köyde 92 hanenin ikamet ettiği,Batman Valiliği'nin 17.04.2006 tarih ve 406 sayılı yazı ekleri uyarınca, köynüfusunun 1990 yılında 999, 1997 yılında 585, 2000 yılında 2.064 kişi olduğu,Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı'nın 04.09.2009 tarih ve 11851 sayılıyazısında, aralarında davacının Köyünün de bulunduğu köylerde 1990-2000 yıllarıarasında muhtarlık seçiminin yapıldığının belirtildiği görülmektedir.
Bu durumda; aralarında davacının da bulunduğu TekevlerKöyü halkının bir kısmının, güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerindendolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış olması diğer birifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve davacıyayönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle, 5233sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanakbulunmadığından, davacının isteminin reddi yolunda tesis edilen dava konusuişlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır…”
11. Kararların temyiz edilmesi üzerine Danıştay 15. Dairesinin25/12/2012 tarih ve E.2012/7991, K.2012/15101 (1. başvurucu), E.2012/7864,K.2012/15030 (2. başvurucu),sayılı kararlarıyla Tekevlerköyünün ilçe merkezine olan yakınlığı (4 km), ayrıca Tekevlerköyünün 2008 yılında Sason ilçesine bağlı bir mahalle hâline dönüştürüldüğühususları birlikte değerlendirildiğinde Tekevlerköyünde asgari güvenlik düzeyinin bulunduğu ve güvenlik kaygısı nedeniyleyerleşim yerinin tamamen boşaltılmadığı sonucuna ulaşıldığı, bu itibarla20/9/2010 tarihli jandarma tutanağında yer alan ifadelere itibar edilmediğibelirtilerek kararın esastan onanmasına karar verilmiştir.
12. Başvurucular tarafından karar düzeltme talebindebulunulmamıştır.
13. Başvurucular 1/8/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
14. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvurular incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
16. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıklarıbaşvuruların ve akabinde açtıkları davaların reddedildiğini, güvenlik nedeniyleköyün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler dikkate alınmaksızın ve köyhalkının güvenlik güçleri tarafından yapılan mayın taramasında kobay olarakkullanılması hususuna ilişkin TBMM İnsan Hakları Komisyonunun incelemeleri gözönünde bulundurulmadan köyün tamamen boşalmamış olduğusoyut gerekçesine dayanılarak,taraflarınca sunulanbelgeler değerlendirilmeksizin idare tarafından sunulan belgelerin dikkatealındığını, bu belgeler kendilerine tebliğ edilmek suretiyle savunma yapmaimkânı tanınmadan verilen kararların adil olmadığını, kararların yeterligerekçe ihtiva etmediğini, taraflarınca sunulan belgeler dikkate alınmaksızınidarece sunulan belgelere dayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsızolmadığını, benzer başvurularda tazminata hükmedilmesine rağmen kendibaşvuruları reddedilmek suretiyle eşitlik ilkesine aykırı davranıldığını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet hakkından yoksun kaldıklarını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini ve yaptıkları başvuruhakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterekAnayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141. maddelerinde güvencealtına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi tazminattalebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
17. Başvuru formları ve ekleri incelendiğinde başvurucuların5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıklarıdavaların reddedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125.ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiklerianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının incelenmesi neticesindeiddiaların özünün adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesininihlaline ilişkin olduğu anlaşılmakla, söz konusu iddiaların belirtilen kapsamdadeğerlendirmeye tabi tutulması uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
18. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıklarıgiderim taleplerinin ve akabinde açtıkları davaların reddedildiğini ancak aynıköyde yaşayan bir kısım müracaat sahibine bahse konu Kanun kapsamında ödemeyapıldığını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesininihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
19. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).
20. Somut başvurular açısından yapıldığı iddia edilenayrımcılığın hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı,belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıtsunulmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön debulunmamaktadır.
21. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
i. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
22. Başvurucular, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunuortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların anılaniddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğusonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
24. Somut başvurular açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
25. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliğiİlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucular sundukları bilgi, belge ve deliller dikkatealınmadan sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine kararverildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkikve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).
28. Somut başvurularda, yukarıda değinilen ilkeler ışığındayapılan incelemelerde başvurucuların usule ilişkin bir imkândan mahrumbırakılmadığı ve başvurucular açısından farklı karar verilmesini gerektiren biryön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
29. Açıklanan nedenlerle başvurucuların çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla AdilOlmadığına İlişkin İddia
30. Başvurucular; Komisyona yaptıkları başvuruların ve akabindeaçtıkları davaların reddedildiğini, köylerinden göç etmeye mecbur kalmalarınedeni ile mal varlıklarına ulaşamadıklarını, ortaya çıkan zararlarının terörkaynaklı olmasına rağmen tazmin edilmediğini, idarenin can ve mal güvenliğinisağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirterek mülkiyet haklarının ihlaledildiğinden şikâyetçi olmuşlar ise de yargılama sürecinde yapılan incelemelerve lehlerine olmayan yargı kararları temeline dayandırıldığı tespit edilen buiddianın Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygungörülmüştür.
31. Başvurucular, yargılamanın adil olmadığı iddiası kapsamındaayrıca sundukları delillere Mahkeme tarafından itibar edilmediğini ve yalnızcaidare tarafından sunulan bilgi ve belgeler esas alınarak karar verildiğinibelirterek hatalı şekilde hüküm kurulduğunu ileri sürmüşlerdir.
32. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
33. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdirhatası veya açık keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince esas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
34. Başvurucular tarafından açılan davalarda Mahkemece,aralarında başvurucuların da bulunduğu Tekevler köyühalkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayıuğradığı zararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyleanılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve davacılara yönelikbir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle idarece tazminedilmesine hukuki olanak bulunmadığı belirtilerek davaların reddine kararverilmiştir (bkz. § 10).
35. Başvurucular tarafından, maddi vakıa ve delillerin hatalıtakdiri neticesinde talep ve davalarının reddedildiği, bu kapsamda derecemahkemelerince delillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukukaaykırı olduğu belirtilmekte olup başvurucuların belirtilen iddialarının özününDerece Mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
36. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun'un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun'un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun bulunduğusonucuna varılmıştır (Sabri Çetin,B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, §88).
37. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvuruların bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
38. Başvurucular, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki edenhususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmişlerdir.
39. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurmaolanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hemtarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesihakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsizhâle getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadaraçık bir biçimde gösterilmesi zorunludur (TahirGökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, §67).
47. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiğişeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamıkararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açıkbir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolumahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkınihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen butür kararların ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabuledilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu durumda, üst derecelimahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabuledilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kayaİnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
48. Başvurucular, göç ettikleri dönemde Tekevlerköyünde güvenlik olmadığını gösteren ve taraflarınca dava dosyasına sunulantalep sonucuna etki edebilecek bilgi ve belgelerin Derece Mahkemelerikararlarında tartışılıp değerlendirilmediğini ileri sürmektedir. 5233 sayılıKanun kapsamında yapılan başvurularda, anılan köye ilişkin verilen mahkemekararlarının gerekçeli karar hakkını ihlal ettiği iddiası daha önce bireyselbaşvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlardabaşvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özeldurumlarının değerlendirilmesi hariç olmak üzere, başvurucular tarafından ilerisürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derecemahkemeleri kararlarında denetlenerek reddedildiği, bu nedenlerle başvurularınbu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğusonucuna varılmıştır (Cahit Tekin, §§ 75-77). Aynı içerikli taleplerin derecemahkemeleri tarafından aynı gerekçelerle reddedildiği somut başvurularaçısından da bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek her hangibir husus bulunmamaktadır.
49. Başvurucuların, 1996 yılında köy halkının mayın taramasındagüvenlik güçleri tarafından kobay olarak kullanıldığı yönündeki argümanlarınınderece mahkemelerinin karar gerekçelerinde karşılanmadığı yönündeki iddiasınagelince; başvurucular tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerinincelenmesinden, 1996 yılının Aralık ayındaki bir tarihte Batman ili Sasonilçesi Tekevler ve Kelhasanköylerinde ikamet etmekte olan otuz civarında köy sakininin askerler ve geçiciköy korucuları tarafından resmî araca bindirilerek mayınlı olduğu sanılan biraraziye götürüldükleri ve mayınların yerlerini göstermemeleri hâlinde sözkonusu alanda kendilerinin yürütüleceklerinin belirtilerek burada zorlayürütüldükleri yönündeki iddiaların köylüler tarafından Kaymakamlığailetildiği, kamuoyuna da yansıyan söz konusu iddiaların yerinde incelenmesiamacıyla TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı tarafından üç milletvekilindenoluşan bir heyetin Batman’a gönderildiği, 21 Şubat 1997 günü yapılan tahkikatsonrasında Heyetçe hazırlanan raporda olayın aydınlatılması amacıyla adli veidari soruşturmaların başlatılması gerektiğinin belirtildiği, Sason CumhuriyetBaşsavcılığınca söz konusu iddianın müsebbibi olarak gösterilen jandarmaüsteğmen hakkında efrada kötü muamele suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamudavasında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer KamuGörevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun gereğince görevsizlik kararıverilerek evrakın gereğinin takdir ve ifası için Kaymakamlığa gönderilmesinekarar verildiği, Mahkememiz tarafından resen yapılan incelemeden de SasonKaymakamlığının 4483 sayılı Kanun kapsamında yaptığı soruşturma sonucundasanığın men’i muhakemesine karar verildiği, yapılanitiraz üzerine dosyayı inceleyen Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesinin 24/9/1999tarihli kararıyla da sanığın üstüne atılı suçu işlediği kanısını doğrulayacakve hakkında kamu davasının açılmasını gerekli kılacak yeterli kanıt eldeedilemediği gerekçesiyle yöntem ve yasaya uygun bulunan kararın onandığı vekararın bu şekilde kesinleştiği görülmektedir.
50. Buna göre başvuruya konu iddia üzerine ilgili makamlarcasiyasal ve yargısal denetim süreçlerinin başlatıldığı ve hukuki süreç sonucundasöz konusu iddianın sübut bulduğuna ilişkin yeterli kanıt olmadığı gerekçesiylesanık kamu görevlisinin yargılanmasına gerek olmadığı yönünde karar verildiğianlaşılmaktadır.
51. Öte yandan anılan iddianın sübut bulduğu kabul edilse dahibaşvurucuların köyü terk etmesinin üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra meydanageldiği ileri sürülen bu iddianın başvurucuların köyü terk etme gerekçesiolamayacağı açıktır. Dolayısıyla hukuken doğruluğu ispat edilemediği gibidoğruluğu hâlinde dahi başvurucuların çok daha önce ayrıldıkları köylerindeyaşandığı ileri sürülen başvuru konusu iddianın, başvurucuların kendilerineyönelik bir terör tehdidi ya da saldırısından dolayı yerleşim yerini terkettikleri sonucunu doğurması olanaksızdır. Bu durumda hüküm sonucunu etkilernitelikte olmadığı görülen bu iddiaya ayrı ve açık bir yanıt vermeksizin nesnelgüvenlik kaygısı kriterini esas alarak davayı reddeden yerel Mahkeme ve bukararı onayan Yüksek Mahkeme kararlarının gerekçeli karar hakkını ihlal ettiğiiddiası açıkça dayanaktan yoksundur.
52. Açıklanan nedenlerle başvurucuların gerekçeli kararhaklarının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
v. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
53. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
54. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; CelalDemir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının dahauzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek birkusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
55. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme,… açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
56. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyonabaşvuru tarihleri 13/9/2007 (1. başvurucu), 30/5/2008 (2. başvurucu) ile nihaikarar tarihi (25/12/2012) arasında geçen sırasıyla 5 yıl 3 ay ve dört yıl yediayda uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden ve başvurular açısından farklı karar verilmesini gerektiren biryön de bulunmadığından yargılama sürelerinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
57. Açıklanan nedenlerle başvurucuların makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığındanbaşvuruların bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizinaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A.1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Adli yardım taleplerinin kabulüyle geçici muafiyet sağlananyargılama giderlerinin tahsilinin başvurucuların mağduriyetine neden olacağıanlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucuların yargılamagiderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.