TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAFİZE ŞÜKRAN İÇTEN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5018)
Karar Tarihi: 23/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Selami ER
Başvurucular
:
1. Hafize Şükran İÇTEN
2. Handan BÜYÜKKUŞOĞLU
3. Esra UYSAL
4. Gülser DORSCH
5. Güner BÜYÜKKUŞOĞLU
6. Güler YALTIRIK
Vekili
:
Av. Kürşat KARACABEY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; miras yoluyla intikal eden taşınmazlar üzerineyapılan gecekonduların sahiplerince açılan olağanüstü zamanaşımı ile zilyetliğedayalı tapu iptal ve tescil davalarının kabulüne karar verilmesi, müdahalenin men'i ve ecrimisile ilişkin karşıdavanın ise reddedilmesi nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma hakları ileeşitlik ve hukuk devleti ilkelerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 20/5/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 16/9/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurubelgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlığın 19/8/2015 tarihli görüş yazısı 3/9/2015tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular Bakanlığın cevabınakarşı beyanlarını yasal süresi içinde 17/9/2015 tarihinde ibraz etmişlerdir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yeraldığı şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucular, murisleri Mehmet Turan Büyükkuşoğlu'nunmüştereken maliki olduğu Ankara ili Mamak ilçesi Gülseren Mahallesi 37631 ada,1 ve 2 parsel numaralı taşınmazların davalılar tarafından işgal edildiğinibelirterek 15/3/2004 tarihinde Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2004/128sayılı dava dosyasında müdahalenin men'i ve ecrimisil davası açmışlardır.
8. Davalılar ise başvurucuların murisinin 21/12/1980tarihinde vefat ettiğini, dava konusu taşınmazı malik sıfatıyla yirmi yılıaşkın bir süredir davasız ve aralıksız kullandıklarını belirterek 11/12/2006tarihinde Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2006/488 sayılı dava dosyasındatapu iptali ve tescil davası açmışlardır.
9. Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 6/2/2007 tarihli veE.2006/488, K.2007/39 sayılı kararıyla aralarında hukuki ve fiilî bağlantıolduğu belirtilerek dava dosyasının Ankara 19. Asliye Hukuk MahkemesininE.2004/128 sayılı dava dosyasıyla birleştirilmesine karar verilmiştir.
10. Bir başka davacı olan Ö.C. 4/8/2006 tarihinde Ankara 15.Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2006/343 sayılı dosyasında başvurucular aleyhineaçtığı davada, Mamak 2. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü 37636 ada, 2 numaralıparselde kayıtlı bulunan taşınmazı malik sıfatıyla yirmi yılı aşkın bir süredirdavasız ve aralıksız kullandığını, başvurucuların murisinin 21/12/1980tarihinde vefat ettiğini belirtilerek tapu iptali ve tescil talebindebulunmuştur. Mahkemenin 13/11/2007 tarihli ve E.2006/343, K.2007/336 sayılıkararıyla başvurucuların murisinin taşınmazın müştereken maliki olduğu ve adınatahsis edilen bir yerin bulunmadığı, davacının davayı sadece başvuruculara yönlendirmesininobjektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığı, bu nedenle hissenin kendileritarafından kullanıldığı iddiasında bulunamayacakları, ayrıca davacınıntaşınmazın tamamının zilyedi olmadığı, bu nedenle olağanüstü zaman aşımı ilemülk edinme koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine kararverilmiş, temyiz ve karar düzeltme incelemeleri sonucunda 14/12/2009 tarihindekarar kesinleşmiştir.
11. Anayasa Mahkemesinin 17/3/2011 tarihli ve E.2009/58,K.2011/52 sayılı kararıyla 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk MedeniKanunu'nun 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan '...ölmüş...' sözcüğünün iptal edilmesine,bu sözcüğün uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksızdurum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması içinkararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadaryürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir.
12. Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinin 6/10/2011 tarihli veE.2004/128, K.2011/306 sayılı kararıyla dava konusu Ankara ili Mamak ilçesiGülseren Mahallesi 37631 ada, 1 ve 2 parsel numaralı taşınmazların,başvurucuların 21/12/1980 tarihinde vefat eden murisi M.B. adına kayıtlı iken28/12/2006 tarihinde başvurucular adına kaydedildiği; düzenlenen bilirkişiraporuna göre davalılar tarafından 1962 ile 1977 yılları arasında taşınmazınüzerine binaların yapıldığı, imar affı kapsamında davalıların ilgili belediyeyemüracaat ettikleri, (D.Ç dışındaki) davacıların taşınmazı kullanmaya devamettikleri, 4721 sayılı Kanun'un 713. maddesinin 2 numaralı fıkrasında öngörülenyirmi yıllık sürenin birleşen dava dosyasının davacıları yararınagerçekleştiği, başvurucuların dayandığı tapu kaydının hukuki değerini yitirdiğibelirtilerek asıl davanın reddine; 1.100 TL vekâlet ücretinin başvurucular tarafındandavalı vekiline ödenmesine, birleşen davanın kabulüne, 26.998,65 TL harcın ve27.760 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan tahsiline karar verilmiştir.
13. Temyiz üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 24/12/2012tarihli ve E.2012/12715, K.2012/15740 sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesininkararı onanmıştır.
14. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 16/4/2013 tarihli veE.2013/4078, K.2013/5577 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
15. Karar, başvuruculara 20/6/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
16. Başvurucular 8/7/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
17. 4721 sayılı Kanunu’nun “Olağanüstüzamanaşımı” başlıklı (Mülga 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı TürkMedeni Kanunu’nun 639 maddesiyle benzer) 713. maddesi şöyledir:
“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazıdavasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğindebulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindekimülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Aynıkoşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce (…)(1) “Bu fıkrada yer alan “…ölmüş ya da …” kelimeleri Anayasa Mahkemesi’nin17/3/2011 tarihli ve E.:2009/58, K.: 2011/52 sayılı Kararıyla iptaledilmiştir.” hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunantaşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedide, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkınıntapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. (1) Tescil davası,Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözükenkişinin mirasçılarına karşı açılır.
Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defave ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defailân olunur.
Son ilândan başlayarak üç ay içinde yukarıdakikoşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itirazyerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile kararverir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği andakazanılmış olur.
Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendiadlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler. Kararda, tescili istenilentaşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara,uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir. Özel kanunhükümleri saklıdır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvurucunun 8/7/2013 tarih ve 2013/5018 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
19. Başvurucular tapuda murisleri adına kayıtlı olantaşınmazın üçüncü kişiler tarafından kullanılması nedeniyle açtıklarımüdahalenin men'i ve ecrimisildavasının reddedildiğini, aleyhlerine açılan tapu iptali ve tescil davasınınise hukuka aykırı olarak kabul edildiğini, hazırlanan bilirkişi raporundaeksikliklerin bulunduğunu, Mahkemece yeterli incelemenin yapılmadığını, Ankara15. Asliye Hukuk Mahkemesinin aynı taşınmazla ilgili başka bir davacıtarafından açılan kararının yargılamada dikkate alınmadığını, ecrimisil davasında davalı konumda bulunan kişilerinişgalci oldukları çok net olduğu hâlde bu davanın kabul edilmediğini, maliksıfatıyla zilyedin kim olduğu, zilyetliğin başlangıç tarihi ve ne kadararalıksız devam ettiği gibi hususlar ile dava konusu taşınmazın vergileriniödedikleri ve zilyetlik koşullarının gerçekleşmediği yönündeki karar sonucunuetkileyecek iddialarının İlk Derece Mahkemesi kararında karşılanmadığını, Yargıtayın yerleşik içtihadına aykırı olarak vekâletücretine hükmedildiğini ve tanıkların taşınmaz başında dinlenmediğini, AnayasaMahkemesince verilen ve davaya dayanak olan 4721 sayılı Kanun'un 713.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “...ölmüş...”sözcüğünün iptal edilmesine rağmen devam eden yargılamada uygulanmadığınıbelirterek eşitlik ve hukuk devleti ilkeleri ile mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler; ihlalin giderilmesi için yenidenyargılama yapılmasını veya keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak tespitedilecek taşınmaz değerinin kendilerine maddi tazminat olarak yargılamagiderleriyle birlikte ödenmesini talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
21. Başvurucuların hukuk devletiyle ilgili şikâyetlerininözü, başka bir mahkeme tarafından verilen kesin hüküm nedeniyle kesin hükmesaygı ilkesine uyulmadığı ve mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin 4721 sayılıKanun'un 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “...ölmüş...” sözcüğünün iptal edilmesi nedeniyle kanuniolmadığı iddialarına dayanmakta olup bu şikâyetler hakkaniyete uygun yargılanmave mülkiyet hakları başlıkları altında incelenecektir.
22. Başvurucuların; adil yargılanma hakkı kapsamında ilerisürdükleri aleyhlerine açılan tapu iptali ve tescil davasının hukuka aykırıolarak kabul edildiği, hazırlanan bilirkişi raporunda eksikliklerin bulunduğu,Mahkemece yeterli incelemenin yapılmadığı, Ankara 15. Asliye HukukMahkemesi’nin aynı taşınmazla ilgili başka bir davacı tarafından açılankararının yargılamada dikkate alınmadığı, ecri misil davasında davalı konumdabulunan kişilerin işgalci oldukları çok net olduğu hâlde bu davanın kabuledilmediği, malik sıfatıyla zilyedin kim olduğu, zilyetliğin başlangıç tarihive ne kadar aralıksız devam ettiği gibi hususlar ile dava konusu taşınmazınvergilerini ödedikleri gibi hususların dikkate alınmadığı, hatalı kararverildiği ve Yargıtay içtihadına rağmen yargılama giderlerine hükmedildiği vetanıkların taşınmaz başında dinlenmediği yönündeki şikâyetleri hakkaniyeteuygun yargılanma kapsamında incelenecektir. Başvurucuların gerekçeli kararhakkına yönelik şikâyetleri ise ayrıca incelenecektir.
23. Başvurucular, eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ilerisürmekle beraber Anayasa’nın 10. maddesinin ilk fıkrasında sayılan hangi nedenedayalı olarak veya hangi sebeple ayrı muamele yapıldığından bahsetmemişlerdir.Başvurucular esas olarak başka bir davada aynı taşınmazla ilgili olağanüstüzamanaşımı nedeniyle tescil isteminin reddedilmesini, başvuruya konu davada isekabul edilmesini eşitlik ilkesine aykırı olarak dile getirmektedirler. Buşikâyet kesin hükme saygı ilkesi kapsamında hakkaniyete uygun yargılanmabaşlığı altında inceleneceğinden eşitlik ilkesiyle ilgili olarak ayrıcainceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı
24. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
26. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında iseaçıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolundagözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği kurala bağlanmıştır. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2)numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarınıkanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarailişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahaleninmeşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerdenibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.
27. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdaaçık keyfîlik veya bariz takdir hatası içermesi ve budurumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlaletmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası içermedikçe Anayasa Mahkemesinceincelenemez (Necati ve Recep Gündüz,B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
28. Kesin hükme saygı uluslararası hukuk düzenine özgühukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir. Yargının verdiği vebağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri açısından işlevsizduruma getirilmişse, adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamıkalmayacaktır (Arman Mazman,B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 65).
29. Kesin hükmün bağlayıcı olması, hükmü veren mahkeme dedâhil diğer bütün mahkemelerin ve diğer ilgili kurumların bu kararla bağlıolması anlamına gelir. Mahkemeler, aynı konuda aynı dava sebebine dayanarakaynı taraflar hakkında önceki bir davada verilmiş bir kesin hüküm ile bağlıolup aynı davayı bir daha göremez. Açılan bir dava hakkında kesin hükmünbulunmaması dava şartlarındandır ve taraflar bu konuda usule ilişkin bir itirazhakkına sahiptir (Alba İnşaat Tic. Ltd. Şti., B. No: 2013/1313,26/2/2015, § 54).
30. Bir mahkeme kararının kesin hüküm mahiyetini alabilmesiiçin genel olarak üç koşul aranmaktadır. Bunlardan birincisi kesin hükümsayılan bir mahkeme kararının bulunmasıdır. Kesin hüküm niteliği taşımayan bazıkararlar, özellikle tespit ve tedbir kararları ile icra mahkemesi kararlarıkesin hükmün bağlayıcılığı kudretini de haiz değildir. İkinci olarak kesinleşenkararın taraflar arasında mevcut olan bir ihtilafı çözmek amacıyla verilmesigerekir. Dolayısıyla bir anlaşmazlığı çözmeyen, hasımsız olarak verilen bazıveraset kararları kesin hüküm mahiyetini haiz değildir. Üçüncü olarak ise sözkonusu kararların nihai olması gerekir. Kararların nihailiğimahkemenin tarafların iddia ve savunmalarını dinleyerek, delillerideğerlendirerek bu hususta son kararını vermiş olması anlamına gelmektedir. Birkararın maddi anlamda kesin hüküm niteliğini haiz olması ve bu konuda kesinhüküm itirazında bulunulabilmesi için davanın taraflarının, konusunun vesebeplerinin aynı olması gerekmektedir (Alba İnşaat Tic. Ltd. Şti., § 55).
31. Başvurucunun kesin hükmü haiz olduğunu iddia ettiğiAnkara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13/11/2007 tarihli kararı aynı taşınmazailişkin başka bir olağanüstü zamanaşımı nedeniyle tescil talebi olup bahsedilendavadaki davacı Ö.C. somut başvuruya konu davadaki davacılardan farklı birkişidir. Bahsedilen davada 15. Asliye Hukuk Mahkemesi, davacının gecekondusununbulunduğu zeminin müşterek mülkiyetinin olduğu ve başvurucuların murisi adınatahsis edilmediği, gecekondunun bulunduğu zeminin imar düzenlemesi sonrasındabaşvurucuların murisine ait taşınmaz parçasına tekabül etmediği, taşınmazınmüşterek kayıt maliki diğer bir kişiye ait taşınmazın bulunduğu yere tekabülettiği, davacının bu kişiyi hasım göstererek dava açmadığı, sadecebaşvurucuların murisini hasım gösterdiği ve olağanüstü zamanaşımıyla mülkedinme koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bu dava derecattan geçerek kesinleşmiştir.
32. Somut başvuruya konu davada ise Mahkemece üç uzmanbilirkişiden alınan 18/10/2010 tarihli oldukça ayrıntılı bilirkişi raporu ilefen bilirkişisinden alınan bir başka raporla zeminin detaylı hesaplamalarıyapılmış, yerinde yapılan inceleme ve tanık ifadeleri ile gecekondusahiplerinin imar affı için yaptıkları başvurulardan yola çıkarakgecekonduların 1962 ile 1977 tarihleri arasında yapıldığı, imar düzenlemesisonrasında başvurucuların murisinin dava konusu taşınmazda payının korunduğu,başvurucuların ecrimisil davasını 2003 yılındaaçtıkları, tapu devirlerini ise 2006 yılında yaptıkları, başvurucuların murisi1980 yılında vefat ettiğinden yirmi yıllık sürenin geçtiği, karşı davadadavacılardan D.Ç’nin ise zeminde kullandığı yerinbulunmadığı tespitleri yapılmıştır.
33. Başvurucuların diğer itirazları yanında reddedilen 15.Asliye Hukuk Mahkemesindeki davayı emsal göstererek yaptıkları itiraz üzerinebilirkişi heyetinden ve fen bilirkişisinden ek bilirkişi raporları alınmıştır.Bilirkişi kurulunun 25/5/2011 tarihli ek raporunda 15. Asliye HukukMahkemesindeki davadan farklı olarak somut davada başvurucuların murisinin 1.No.lu parselde %83,50 ve 2. No.lu parselde %98,83 oranında payı bulunduğu, imardüzenlemesi sonrasında gecekonduların oturduğu zeminin başvurucuların murisininpayının bulunduğu yerde kalmaya devam ettiği, emsal gösterilen davada ise kayıtmaliki payı başka parsele gittiğinden davalı olarak gösterilen başvurucumurisinin taşınmazla bağlantısının kesildiği tespiti yapılmıştır.
34. Bu durumda başvurucuların kesin hüküm olarak ifadeettikleri davadaki davacı ile somut davada karşı davanın davacılarının farklıolduğu, ayrıca davanın koşullarının da faklı olduğu anlaşılmaktadır. Başvuruyakonu belgeler ve dava süreci incelendiğinde Mahkemenin başvurucularınitirazlarını dikkate aldığı ve bu itirazları karşılayacak ek bilirkişiraporları aldırdığı, yerinde inceleme yaptırdığı, Ulusal Yargı Ağı Projesi(UYAP) sistemi üzerinden ilgili dava dosyası incelendiğinde 9/5/2008 ve11/2/2009 tarihli duruşmalarda tanıkların dinlendiği ve sonuca ulaşmaya yeterliinceleme ve değerlendirmenin ilgili dava dosyasında olduğu görülmektedir.
35. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucuların yukarıdakiiddiaları incelendiğinde iddiaların özünün, Derece Mahkemesi tarafındandelillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabetbulunmadığına; Derece Mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği çözümün hakkaniyeteuygun olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğuanlaşılmaktadır.
36. Başvurucular, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadıklarına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadıklarına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadıklarına ya dauyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesitarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadıkları gibiMahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlikoluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
37. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğiİddiası
38. Başvurucular, Mahkemenin gerekçesinde malik sıfatıylazilyedin kim olduğu, zilyetliğin başlangıç tarihi ve ne kadar aralıksız devamettiği gibi hususlar ile dava konusu taşınmazın vergilerini ödedikleri vezilyetlik koşullarının gerçekleşmediği yönündeki karar sonucunu etkileyecekiddialarının İlk Derece Mahkemesi kararında karşılanmadığını, Yargıtayın da tanıklarla ilgili itirazı dikkate almadığınıbelirterek kararların gerekçesiz olduğunu ileri sürmüşlerdir.
39. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır."
40. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi birtemel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hakarama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
41. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan ve 141.maddesinde devlete bir yükümlülük olarak getirilen gerekçeli karar hakkı,mahkeme kararlarında kararların dayandığı hukuki gerekçenin yeterli açıklıktagösterilmesini gerektirir. Bununla birlikte mahkeme kararlarının gerekçesindetarafların tüm iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışılması zorunluluğubulunmamaktadır. Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göre değişmeklebirlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir gerekçenin kısave özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2013/1034, 20/3/2014, § 33). Gerekçe yazmayükümlülüğünün, ileri sürülen iddiaların davanın sonucuna etkisi yönünden herdavanın şartları çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. (Mustafa Ünlü, B. No: 2013/735, 17/9/2014,§ 45).
42. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), derecemahkemelerinin kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmadığınıancak ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkiliolması hâlinde mahkemelerin bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorundaolabileceğini, böyle bir durumda dahi ileri sürülen iddiaların zımnen reddininyeterli olabileceğini belirtmiştir (Hiro Balani/İspanya, B. No. 18064/91,9/12/1994).
43. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemeninkararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit biratıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus temyizmerciinin, bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunugöstermesidir (Yasemin Ekşi, B.No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
44. Somut başvuruya konu davada Mahkeme; bilirkişilerintaşınmaz başındaki incelemeler sonrasında hazırlanan incelemelerine dayananraporlarıyla beraber tanık ifadeleri ve gecekondu sahiplerinin imar affı içinyaptıkları başvurulardan yola çıkarak taşınmaz üzerindeki gecekonduların 1962ile 1977 yılları arasında yapıldığını, dava dosyasındaki tüm delilleringecekondu sahiplerinin taşınmaz üzerindeki zilyetliklerinin fasılasız venizasız olarak yirmi yılın üzerinde devam ettiği iddiasını teyit ettiğini,başvurucuların bu süre zarfında taşınmaz üzerindeki haklarını kullanmak içinbir başvuruları olduğuna dair delil sunmadıklarını tespit etmiş ve butespitlere gerekçeli kararda yer vermiştir. Mahkeme 18/10/2010 tarihlibilirkişi raporuna dayanarak ve bu rapordaki tespitleri kabul ederek gecekondusahipleri lehine tapu tesciline karar vermiştir. Ecrimisildavasında ise Mahkeme, başvurucuların dayandığı tapu kaydının hukuki değeriniyitirdiğini belirterek davalarını reddetmiştir. Mahkemenin gerekçesiokunduğunda hükme esas teşkil edecek yeterli gerekçenin bulunduğugörülmektedir.
45. Başvurucuların gerekçeli kararda izah edilmediğini önesürdükleri malik sıfatıyla zilyedin kim olduğu, zilyetliğin başlangıç tarihi vene kadar aralıksız devam ettiği gibi hususlar ile zilyetlik koşullarınıngerçekleşmediği yönündeki iddiaları gerekçeli kararda karşılanmıştır.Başvurucuların dava konusu taşınmazın vergilerini ödedikleri itirazının iseMahkemece yapılan tespitlerden sonra karar sonucunu etkileyecek iddialardangörülmediği anlaşılmaktadır. Yargıtayın da Mahkemeninkararına atıfla onama kararı verdiği görüldüğünden başvurucuların esasa etkilibir iddiasının gerekçe gösterilmeksizin reddedilmediği açıktır.
46. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğiiddiasına ilişkin olarak açık ve görünür bir ihlal olmadığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu bölümünün diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizinaçıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Mülkiyet Hakkı
47. Başvurucuların başvuruya konu ettikleri taşınmazlaryönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası açıkça dayanaktan yoksunolmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangibiri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bu kısmına ilişkin olarak kabuledilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
48. Başvurucular, olağanüstü zaman aşımı nedeniyle murisindenkalan taşınmazın başkaları adına kaydedilmesine karar verildiğini, dayanılankanun hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkına aykırı olduğugerekçesiyle iptal edildiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri sürmektedir.
49. Bakanlık; başvurucunun mülkünün elinden çıkmasına üçüncükişilerce açılan dava sonucunda karar verildiği, devletin bir müdahalesibulunmadığını, devletin etkili iç hukuk yolları ihdas etmek gibi pozitifyükümlülükleri bulunabileceği, bununla birlikte Anayasa Mahkemesi iptalkararının somut davada uygulanmadığını belirterek bu bağlamda yasallıkkoşulunun incelenebileceği yönünde görüş bildirmiştir.
50. Başvurucular ise Bakanlık görüşüne karşı AnayasaMahkemesi iptal kararının devam eden davalarına da uygulanması gerektiğini, bunedenle mülkiyet haklarının ihlal edildiğini beyan etmişlerdir.
51. Anayasa’nın “Mülkiyethakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
52. Anayasa'nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
53. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1)No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
54. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı -kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı veren birhaktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunlasınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlakbir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).
a. Müdahalenin Varlığı ve Niteliği
55. Bireysel başvuru devlet tarafından kamu gücü kullanılarakbireylerin temel haklarına yapılan müdahaleler sonucu meydana gelen hakihlallerini gidermek amacıyla ihdas edilmiş bir ikincil koruma mekanizmasıolmakla birlikte kimi durumlarda özel kişiler arası ilişkiler sonucu özelkişilerin birbirlerinin haklarına yaptıkları müdahalelerde devleteatfedilebilecek sorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumlarda bireysel başvurukonusu yapılan dava sadece adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmeklekalmayıp özel kişiler tarafından başlatılan süreç sonucu etkilenen diğer haklaryönünden de incelenebilir (Türkiye EmeklilerDerneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, § 34).
56. Mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekildekullanılabilmesi, yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı olmayıpözellikle başvurucuların kamu makamlarından meşru beklentilerinin olduğutedbirler ile mülkünden etkili bir biçimde yararlanabilmeleri arasında doğrudanbir bağ bulunduğu durumlarda ayrıca pozitif koruma önlemlerinin de alınmasıgerekmektedir (Öneryıldız/Türkiye, B. No: 48939/99, 30/11/2004, §134).
57. Bunun yanında AİHM, yukarıdaki kararlardan daha öteyegiderek ulusal makamların iç hukuk ve olaylara ilişkin yorumunun açık biçimdeSözleşme değerleriyle uyumsuz ve keyfî olmaması gerektiğini, ulusalmahkemelerin de iç hukuku yorumlarken AİHM’nin yorumladığı şekliyle Sözleşmeyeen uygun yorumu tercih etmeleri gerektiğini vurgulamaktadır (Pla ve Puncernau/Andora,B. No: 69498/01, 13/7/2004, § 46, 59, 62).
58. Bu bağlamda devletin temel amaç ve görevlerini tanımlayanAnayasa’nın 5. maddesi, kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayanengelleri kaldırmayı ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gereklişartları hazırlamayı hukuk devletinin gereği olarak kabul etmektedir.Bahsedilen Anayasa hükmünün gerekçesinde devletin hak ve hürriyetleringerçekleştirilmesine yardımcı olması gereğinin benimsendiği ifade edilmiştir.Anayasa’nın pek çok maddesinde düzenlemeye konu hakkın korunması vegerçekleştirilmesi için devletin alacağı tedbirlerden bahsedilmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, § 38).
59. Bireylerin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanındabulunan temel haklara özel hukuk kişileri tarafından yapılan müdahaleler sonucuhaklarının zarar gördüğü kimi durumlarda devlete atfedilebilecek sorumluluklarbulunabilir. Devletin bu tür haksız müdahalelere karşı bireylerin mülkiyethakkının korunması için etkili iç hukuk yolları ihdas ederek yapılan müdahalelerekarşı özellikle mahkemelere başvurmak suretiyle koruma talep edebilmelerinisağlaması ve yapılacak yargılamalarda özel kişilerin çatışan hakları arasındatercih yaparken mahkemelerce Anayasa’ya uygun yorumla temel hakların korunmasıgerekmektedir. Böylelikle devlet, etkili bir iç hukuk yolu ihdas ederek adaletve hakkaniyete uygun bir yargılama ortamı oluşturarak üzerine düşen göreviyerine getirmiş olacaktır (Türkiye EmeklilerDerneği, § 39).
60. Anayasa’nın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1.maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenlemede üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşmenin ilk cümlesi herkese mülkündenbarışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş manada mülkiyet hakkınıtanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise kişilerin hangi koşullardamülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere ait mülkiyetin hangikoşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:2013/1301, 30/12/2014, § 46).
61. Her iki düzenlemenin de üçüncü cümlesi mülkiyetinkullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırıolamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken Sözleşme’ye Ek (1) No.lu protokolün 1. maddesinin ikincifıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına düzenleme yetkisi tanımakta vevergiler, diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli gördükleriyasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf devletlerin genelyarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisine sahip olduğunukabul etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğuhususta devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti düzenlemeyetkisi vermektedir (Necmiye Çiftçi vediğerleri, § 47).
62. AİHM’e göre ikinci ve üçüncü kurallar,mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen birinci kuralınözel görünüm şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci kuralın ışığıaltında anlaşılmaları gerekmektedir (Jamesve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, §37).
63. Somut olayda başvurucular, üçüncü kişilerce açılanolağanüstü zamanaşımına dayalı tescil davasında Mahkemece 4721 sayılı Kanun’un713. maddesinde yer alan zamanaşımı süreleriyle ilgili genel hükmün uygulanmasısonucu dava konusu murislerinden kalan taşınmaz parçalarında mülkiyet haklarınıkaybetmişlerdir. Bahsedilen hüküm, 4721 sayılı Kanun’un eşya hukukunudüzenleyen dördüncü kitabının taşınmaz mülkiyetini düzenleyen ikinci bölümündeyer almakta olup başka amaçların yanında taraflar arasında toprak mülkiyeti vekullanımı konusundaki zamanaşımı sürelerini düzenlemek amacıyla getirilmiştir.Devletin bu düzenlemedeki amacı kişileri kamu yararı gereği mülklerinden mahrumbırakmak olmayıp yirmi yıldan uzun süre fasılasız ve nizasız kullanılantaşınmazın mülkiyet hakkının kime ait olduğunun düzenlenmesi olduğundan somutbaşvurunun, devletin mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti düzenlemeyetkisi kapsamında mülkiyet hakkının üçüncü kuralı çerçevesinde incelenmesigerekmektedir (Orhan Yüksel, B.No: 2013/604, 10/12/2015, § 41).
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
i. Kanunilik
64. Başvurucular 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesinde yeralan “ölmüş” kelimesinin17/3/2011 tarihli Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edildiğini, bu nedenlemurisinden kalan taşınmazının başkası adına tescilinin kanuni olmadığını iddiaetmişlerdir.
65. Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri mülkiyet hakkınagetirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılmasıgerektiğini hüküm altına almaktadır. AİHM; yasada öngörülen koşulları, birdiğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargıkararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilikşartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tümsınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 31).
66. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının dabireylerin davranışlarının sonucunu öngörebilecekleri kadar hukuki belirliliktaşıması, bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıpsağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, § 39).
67. “Belirlilik”ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliğiifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olmak gibiniteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla yasalar, mahkeme içtihatları veyürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asılolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne türsonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır(AYM, E.2009/9, K.2011/103, 16/6/2011).
68. Anayasa'nın 153. maddesinin ikinci fıkrası gereği,Anayasa Mahkemesince iptal edilen kanun hükmü, iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte, Anayasa Mahkemesince dahaileri bir tarih belirlenmiş ise o tarihte yürürlükten kalkacaktır. Aynımaddenin dördüncü fıkrası gereği ise Anayasa Mahkemesi iptal kararları geriyeyürümeyecektir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesince iptal edilen bir kanun hükmü,iptal kararının yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükten kalkacak veiptal kararları geriye yürümeyeceği için de bu kanun hükmüne göre tesis edilmişişlemler geçerliliklerini sürdüreceklerdir (OrhanYüksel, § 46).
69. Nitekim AİHM de, hukuki kesinlikilkesi gereği Anayasa Mahkemelerinin iptal kararlarının geriye dönük olarakhaklar tesis etmeyeceğini belirtmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.H.R./Almanya, B. No: 17750/91,30/6/1992; J.R./Almanya, B. No:22651/93, 18/10/1995; Mika/Avusturya,B. No: 26560/95, 26/6/1996).
70. Anayasa Mahkemesi iptal kararları kural olarak geçmişedönük olarak kişiler lehine bir hak doğurmamakla birlikte, iptal kararınınhangi tarihte meydana gelmiş uyuşmazlıklar için hüküm ifade edeceği somutuyuşmazlığın türüne ve koşullarına göre uyuşmazlık konusu olayın, hakkın veyayükümlülüğün hukuken ne zaman doğduğu tespitine bağlıdır. Bu tespiti yapmakkanunları yorumlama yetkisine sahip olan derece mahkemelerine aittir. Derecemahkemelerince yapılan bu yöndeki tespitler açıkça dayanaktan yoksun ve/veyakeyfi olmadıkça Anayasa Mahkemesi tarafından bireysel başvuru yolundamüdahalesi söz konusu olmaz.
71. 4721 sayılı Kanun’un 713 maddesinin 2. fıkrasındaki; “…ölmüş…” sözcüğünün Anayasa Mahkemesi'nceiptaline ve bu karar yayımlanana kadar hükmün yürürlüğünün durdurulmasıkararının mevcut davalara etkisi Yargıtay temyiz incelemelerinde çeşitlitartışmalara nenden olmuş ve 4721 sayılı Kanun’un 713 maddesinin 5. fıkrasınınson cümlesinde; “Mülkiyet, birinci fıkradaöngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” ilkesiningetirildiği, Mülkiyet hakkının hangi anda kazanılmış olacağı sorusunucevaplayan bu yeni hükme göre, mülkiyetin 1. fıkrada öngörülmüş olan bütünşartların gerçekleştiği anda kazanılmış olacağı, yani hâkimin vereceği tescilkararının geriye dönük (makable şamil) sonuç doğuracağı, başka bir deyişlemülkiyetin 743 sayılı mülga Kanunu Medenisinin 639. maddesinin 2. fıkrasınınaksine kurucu değil, açıklayıcı nitelik arz edeceği yönünde içtihatgeliştirilmiştir (Yargıtay hukuk Genel kurulu, 30/9/2015 tarihli veE.2013/2377, K.2015/2010 sayılı karar).
72. Somut başvuruya konu davada Anayasa Mahkemesi 17/3/2011tarihli iptal kararından sonra Mahkeme, 6/10/2011 tarihli kararıyla yirmiyıllık sürenin gecekondu sahipleri yararına gerçekleştiği sonucuna ulaşarakgecekondu sahipleri lehine tescile karar vermiştir. Mahkeme 6/10/2011 tarihlikararıyla 15/3/2004 tarihinde açılan davada dava sürecinde meri bulunan 4721sayılı Kanun’un 713. ve Mülga 743 sayılı Kanun’un 639 maddelerinde yer alanhükümlere dayanarak başvurucunun murisinin 1980 yılında vefat ettiğini,gecekondu sahiplerinin 1962 ila 1977 yılları arasında gecekonduları yaparaktaşınmazı nizasız olarak 2004 yılına kadar kullandıklarını ve başvurucularıntaşınmazı 2006 yılında adına kaydettirdiklerini tespit ederek gecekondusahipleri lehine olağanüstü zamanaşımı nedeniyle tescil koşullarının davatarihi itibariyle oluştuğu kanaatine ulaşmış ve taşınmazın bu kişiler lehinetesciline hükmetmiştir. Mahkeme kararı, Anayasa Mahkemesinin 17/3/2011 tarihliiptal kararından sonra olmakla beraber, Mahkemece 2004 yılında açılan davada 20yıllık zamanaşımı süresinin dava tarihi itibarıyla oluştuğunu gözeterek AnayasaMahkemesi iptal kararını dava konusu olaya uygulamamıştır.
73. Somut davada uygulanan 4721 sayılı Kanun’un 713. ve mülga743 sayılı Kanun’un 639. maddelerinde yer alan hükümler erişilebilir,bilinebilir ve muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne türsonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak nitelikte olup,mahkemece hakkın doğduğu tespit edilen tarihte ve Anayasa Mahkemesinin iptalkararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar hüküm ifade ettikleri açıktır. AnayasaMahkemesi iptal kararları ise kural olarak geçmişe dönük olarak başvuruculehine bir hak doğurmamaktadır (Orhan Yüksel,§ 48).
74. Bu durumda mevcut düzenlemelerin başvurucuların mevcutkoşullarda makul kabul edilebilecek bir ölçüde davranışlarının sonuçlarını davatarihi itibarıyla öngörmelerini sağlamaya yetecek hukuki belirlilik taşıdığı vemüdahalenin hukuki dayanağının yeterli açıklıkta bulunduğunun kabulü gerekir.
ii. Meşru Amaç
75. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireyselçıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütünkamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirme hedefineyönelmelidir. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve yürütmeorganları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunubelirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda biruyuşmazlığın çıkması hâlinde ise ilk derece ve temyiz yargılaması yapanuzmanlaşmış mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumdaoldukları açıktır. Bireysel başvuru incelemesinde yetkili kamu organlarınıntakdirinin açıkça temelden yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§ 34, 35,36).
76. Devlet, düzenlemelerle bireylerin taşınmaz mülkiyetlerinisürdürmeleri için olumlu eylemlerde bulunmalarını zorunlu tutabilir. Birçokülkede bulunan olağanüstü zamanaşımı ile taşınmazın mülkiyetini veya mülkiyethaklarının bir kısmını kazandırıcı düzenlemeler, taşınmaz üzerinde mülkiyethaklarının kullanımında hukuki belirliliği sağlamaya yönelik olup bu türdüzenlemeler açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemez sonuçlardoğurmadığı sürece devletin takdir yetkisi içinde kabul edilmelidir. (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz., Denev/İsveç,B. No: 12570/86, 18/1/1989; J.A. Pye (Oxford) Ltd And J.A. Pye (Oxford) Land Ltd./BirleşikKrallık, B. No: 44302/02, 30/7/2007, §§ 74, 83).
77. 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesiyle, ölmüş kişiye aittaşınmazın yirmi yıldan uzun bir süre davasız ve aralıksız kullanılması hâlindezilyet lehine tescil hakkı verilmektedir. Kanun koyucu taşınmaz mülkiyeti vetaşınmazın kullanım hakkına ilişkin olarak toprak mülkiyetinin atıl kalmaması, taşınmazın kullanılarak ekonomiye katkısağlanmasının temin edilmesi amacıyla bu konudaki hukuki güvenliği vebelirliliği sağlamaya dönük olarak ölmüş kişinin taşınmazını adına tescilettirmeyen varisi ile davasız ve aralıksız yirmi yıl zilyetliği bulunan kişiarasında yarışan haklar yönünden ikincisi lehine bir düzenleme yapmıştır (Orhan Yüksel, § 52).
78. 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesiyle hedeflenen 20 yıllıkolağanüstü zamanaşımı süresi öngören düzenleme, her ne kadar daha sonra AnayasaMahkemesi tarafından kısmen iptal edilmiş ise de başvuru konusu dava tarihiitibarıyla meşru bir amaca yönelik olup, söz konusu davada ilgili hükmünuygulanmasıyla, Anayasa Mahkemesinin 17/3/2011 tarihli iptal kararından öncegerçekleşen müdahalenin kamu yararı amacı taşımadığı söylenemez (Orhan Yüksel, § 53).
iii. Ölçülülük
79. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet haklarıancak kanunun öngördüğü usullerle ve kamu yararı gereği sınırlandırılabilir.Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyethaklarının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ilebireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir.
80. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasınıyani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
81. Anayasa ve Sözleşme’de yer alanve yukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete, mülkiyetin kullanımı veyamülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisivermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi verendüzenleme yetkisinin kullanımında da yasallık, meşruluk ve ölçülülükilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır (Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010,§ 83, 84). Buna göre mülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu yararıamacıyla ve kanunla kullanılmalıdır. Bunun yanında ölçülülük ilkesi gereğimülkiyetten yoksun bırakmada aranan tazminat ödeme yükümlülüğü, davanınkoşullarına bağlı olarak düzenleme yetkisinin kullanıldığı durumlardagerekmeyebilmektedir (Depalle/Fransa, § 91).
82. Somut başvuruya konu davada taşınmazın mülkiyeti devleteintikal etmemiş, özel kişiler arasında olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı hükmügereği el değiştirmiştir. Mülkiyetin devlete geçmediği kimi durumlarda dabireylerin oluşan zararlarında devlete atfedilebilecek sorumluluklarbulunabilir ve bu nedenle tazminat ödeme yükümlülüğü doğabilir. Bu konudakitespitin her davanın özel koşulları çerçevesinde değerlendirilmesigerekmektedir.
83. Mülkiyetin kullanımını düzenleyen kanun ve uygulamalarında elde edilmek istenen kamu yararıyla bireysel menfaatler arasında adil birdenge kurması yani ölçülü olması gerekmekle birlikte mülkiyetten yoksun bırakanuygulamalar gibi bireyin kişisel menfaati ile toplumun genel menfaati arasındadengeyi sağlamak için her zaman tazminat ödenmesi gerekmez (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 65).
84. Somut başvuruya konu davada başvurucuların murisi 1980yılında vefat etmiş ancak başvurucular mirası devralmamış, dava konusutaşınmazı 1962 ile 1977 yıllarından itibaren burada gecekondu tabir edilenkonutlar inşa eden kişiler aralıksız ve davasız olarak kullanmışlardır.Başvurucular 2004 yılında men-i müdahale davası açmışlar, 2006 yılında isetaşınmazı adlarına tescil ettirmişlerdir. Somut dava ile birleşen karşı davadagecekondu sahiplerinin zilyetliğinin aralıksız ve davasız olarak 1962 ile 1977yıllarından itibaren 2004 yılına kadar sürdüğü konusunda bir uyuşmazlıkbulunmamaktadır.
85. 4721 sayılı Kanun’un çeşitli hükümlerinde taşınmazmalikinin taşınmazına yapılan haksız müdahaleleri önleyici ve haksız kullanımıtazmin edecek mekanizmalar vazedilmiştir. 4721 sayılı Kanun’a dayanarak malik,malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davasıaçabileceği gibi her türlü haksız el atmanın önlenmesi davasını da açmaimkânına sahiptir. Somut davada başvurucular murislerinden 1980 yılında kalantaşınmaz 1962 ile 1977 yıllarından 2004 yılına kadar başkaları tarafındankullanıldığı hâlde bu kişilerden kullanım bedelini talep edecek bir dava veyaüçüncü kişilerce el atmanın önlenmesi amacıyla bir dava açmamışlardır.Başvurucular yirmi yıllık hak düşürücü süre içinde herhangi bir dava açarakzamanaşımı süresini kesme olanağına sahip olup bahsedilen süre başvurucularıntaşınmazın mülkiyetini kaybetmemesi için taşınmazı kullanan üçüncü kişileraleyhine dava açması ve bir uyuşmazlık yaratması için yeterli bir süredir. Aynışekilde başvurucular dava açmasa bile taşınmazları tapuda mirasa dayanarakadlarına tescil ettirmek suretiyle de olağanüstü zamanaşımı ile kazanmayıengelleyebilecek imkâna sahip olup bu haktan da uzunca bir süreyararlanmamışlardır (Orhan Yüksel,§ 61, 62).
86. Taşınmazın mülkiyetinin devletin kusuru olmaksızınolağanüstü zamanaşımı nedeniyle üçüncü kişilere geçtiği durumlarda devletintazminat sorumluluğunu kabul etmek taşınmazların kullanımı ve diğer mülkiyethaklarında belirliliği sağlamaya yönelik meri zamanaşımı sürelerinin amacınaaykırı olacaktır. Bireylerin diğer özel kişilerin eylemlerine karşı haklarınıkorumak için etkili hukuk yollarının bulunduğu bu durumlarda hak düşürücüsürelere uymamalarından kaynaklanan kayıpları için devletin tazminatsorumluluğu bulunduğu kabul edilemez (OrhanYüksel, § 63).
87. Nitekim AİHM, benzer nitelikte bir başvuruda on ikiyıllık zamanaşımı süresi ile mülkiyet haklarının zilyet tarafından eldeedilmesi nedeniyle taşınmazı elinden çıkan başvurucunun şikâyetini, Birleşik Krallık’ta uzunca bir süredir yerleşik olan sisteminmevcudiyetine işaret ederek bu tür düzenlemelerin, mevzuatı kabul edilemezduruma getirecek kadar alışılmışın dışında sonuçlar doğurmadığı sürece devletintakdir alanı içinde kaldığını kabul ederek başvuranın on iki yıl boyunca davaaçma imkânı bulunduğunu gözeterek yerinde bulmamış ve mülkiyet hakkının ihlaledilmediğine karar vermiştir (J.A. Pye (Oxford) Ltd And J.A. Pye (Oxford) Land Ltd./BirleşikKrallık, §§ 83, 84, 85).
88. Bu durumda toprak mülkiyetinin atıl kalmaması,kullanılarak ekonomiye katkı vermesinin temin edilmesi amacıyla hukukibelirliliği sağlamaya yönelik yirmi yıllık olağanüstü zamanaşımı süresininmeşru amacı ile başvurucunun yirmi dört yıl boyunca mevcut hukuk sistemindesahibi oldukları mirası devralma ve/veya dava açma haklarını kullanmayarak davakonusu taşınmazın mülkiyetini kaybetmeleri karşılaştırıldığında mülkiyethakkının gerektirdiği adil dengenin bozulmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Orhan Yüksel, § 65).
89. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet haklarının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan nedenlerle;
A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkinşikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkına ilişkin şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerindeBIRAKILMASINA
23/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.