TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAKAN YAKAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/17310)
Karar Tarihi: 19/10/2021
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
M. Emin KUZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Raportör
:
Çağlar ÖNCEL
Başvurucu
:
Hakan YAKAR
Vekili
:
Av. Hasan Hüseyin ERDOĞAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılmasınedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 16/1/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına gönderilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 12/1/2013 tarihinde bel ağrısı şikâyetiyleGölbaşı Devlet Hastanesine (Hastane) başvurmuş, yapılan muayene sonucundadoktorun talimatıyla hemşire, başvurucuya enjeksiyon işlemi uygulamıştır.Enjeksiyondan kısa süre sonra sol bacağında uyuşma ve ağrı şikâyetleri meydanagelen başvurucu, 21/1/2013 tarihinde Hastaneye müracaat etmiştir. Buradayapılan tetkikler sonucunda başvurucuda siyatik sinir lezyonu oluştuğubelirlenmiştir. Ankara Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve AraştırmaHastanesinde üç hafta süre ile fizik tedavi uygulanan başvurucunun iyileşmeolanağının bulunmadığı tespit edildiğinden tedavisine son verilmiştir.
9. Başvurucu, gerekli dikkat ve özen gösterilmeden hatalışekilde yapılan enjeksiyonun sol ayak sinirini zedelemesi sonucunda kısmi felçoluştuğunu belirterek meydana gelen manevi zararlarının tazmini istemiyleSağlık Bakanlığı aleyhine 23/9/2013 tarihinde tam yargı davası açmıştır.
10. Ankara 12. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) görülenyargılama sırasında alınan 22/8/2014 tarihli Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunda; başvurucuyayapılan intramüsküler enjeksiyon sonucunda ilaçların doku içi yayılımıile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, somut olaydaenjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair delilbulunmadığı belirtilmiştir. Raporda, meydana gelen neticenin her türlü özenerağmen gerçekleşebilecek nitelikte, ihmalden kaynaklanmayan komplikasyonolduğu, bu itibarla sağlık personeline kusur izafe edilemeyeceğibildirilmiştir.
11. Mahkeme tarafından 27/11/2014 tarihinde davanınreddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, ATK raporuna göre enjeksiyonuyapan hemşire ile talimatı veren doktora kusur yüklenmesinin mümkün olmadığı veşikâyetleri nedeniyle başvurucuya enjeksiyon yapılmasının tıbbi kurallar içindeolduğu belirtilerek davanın ispatlanamadığı ifade edilmiştir.
12. Başvurucu tarafından, dava dilekçesindeki iddialarınaek olarak enjeksiyon işlemi öncesinde bu işlemin olası sonuçları hakkında bilgiverilmediği, ayrıca idarenin meydana gelen neticede kusursuz sorumluluğubulunduğu belirtilerek istinaf yoluna başvurulmuştur. Ankara Bölge İdareMahkemesi 4. Kurulu (Kurul) tarafından 9/3/2016 tarihinde itiraz istemininreddi ile usul ve hukuka uygun olduğu belirtilen Mahkeme kararının onanmasınakarar verilmiştir. Onama kararında; ATK raporuna atıf yapılarak meydana gelenneticenin tıbbi komplikasyon olduğu ve hizmet kusuru bulunmadığıbildirilmiştir.
13. Başvurucu, itiraz dilekçesindeki iddialarınıtekrarlayarak karar düzeltme talebinde bulunmuş; kararın usul ve yasaya uygunolduğu belirtilerek 23/11/2016 tarihinde istemin reddine karar verilmiştir.
14. Nihai karar 16/12/2016 tarihinde başvurucu vekilinetebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 16/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
16. İlgili hukuk için bkz. Fındık Kılıçaslan, B.No: 2015/97, 11/10/2018, §§ 19-27; Cihan Beyribey, B. No: 2014/19450,26/12/2018, §§ 23-28; Fesih Aydar, B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§24-30.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
17. Anayasa Mahkemesinin 19/10/2021 tarihinde yapmışolduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
18. Başvurucu; hatalı enjeksiyon işlemi sonucunda sinirsisteminin kalıcı olarak hasar gördüğünü ve hayatının kalan kısmını engelliolarak geçirecek olması sebebiyle giderek artan maddi ve manevi sıkıntılaryaşadığını beyan etmiştir. Başvurucu, enjeksiyon öncesinde bu işleminolası sonuçları hakkında hiçbir bilgi verilmediğini, zarar ile idarenin eylemiarasında illiyet bağı bulunduğunu, ayrıca idarenin kusursuz sorumluluğuolduğunu belirtmesine karşın tazminat davasının hakkaniyete aykırı şekildereddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
19. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanakalınacak "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı"kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
20. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını,beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücündetasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlıkkuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."
21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16).
22. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8.maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınanfiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
23. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt sözkonusu olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğüşeklindeki tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birincifıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaincelemiştir (Melahat Sönmez, B. No: 2013/7528, 9/9/2015; AhmetSevim, B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690,11/5/2017).
24. Anılan kararlar doğrultusunda somut olaydabaşvurucunun tıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesininbirinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamında incelenmesi gerekmektedir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Genelİlkeler
26. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasındaherkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmektedir. Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevivarlığının bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özelkişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B.No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
27. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarakbireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecekkeyfî müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahalelernedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi vemanevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (AhmetAcartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 49). Nitekim Anayasa’nın56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık alanındayürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B.No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
28. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşlarıtarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddive manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet Acartürk, § 51).
29. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetlerkonusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecekolan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No:2013/2839, 3/4/2014, § 38).
30. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamındahukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminatdavalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesigerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleriyargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik veözenle bir inceleme yapıp yapmadığının ya da ne ölçüde yaptığının da AnayasaMahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekir. Zira derece mahkemeleritarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminindaha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğuönemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No:2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266,25/1/2018, § 32).
31. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olaylarınoluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısalmakamların ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi vebelgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkındafikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu,B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul yükümlülüklerininsomut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekildedeğerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derecemahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edipetmediğinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek içinöne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (MuratAtılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 44).
32. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri,tarafların kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacaksurette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterliaçıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verileredayandırılmalıdır (Murat Atılgan, § 45).
33. Tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekildebilgilendirilerek rızasının alınmaması, kişinin maddi ve manevi varlığınıkoruma hakkının ihlaline sebep olabilir. İstisnai hâller dışında tıbbi müdahaleancak ilgili kişi bilgilendirilip rızası alındıktan sonra yapılabilir.Hastaların durumun farkında olarak karar verebilmelerini sağlamak içinuygulanması düşünülen tedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında kendilerinebilgi verilmiş olmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile tıbbimüdahale arasında hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar uygunbir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır (Ahmet Acartürk, § 56).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
34. Öncelikle başvurucu, engelli hale gelmesinde idareninkusursuz sorumluluğunun bulunduğunu ifade etmekte ise de kusursuz veya kusuradayalı sorumluluk ayrımı belirtilen anayasal ilkeler ile doğrudan ilgiliolmayıp ancak derece mahkemelerince ilgili hukuk kurallarının yorumlanmasıkapsamında değerlendirebilecek hususlardır. Anayasa Mahkemesi ise kusursuz veyakusurlu sorumluluk ayrımına ilişkin bir değerlendirme yapmak yerine yukarıdadeğinilen Anayasa'nın 17. ve 56. maddeleri kapsamında devlete düşen pozitifyükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine getirilip getirilmediğinidenetlemek durumundadır. Bu sebeple başvuruya konu olay, başvurucunun iddialarıylasınırlı olarak ve devletin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması vegeliştirilmesi hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir (TevfikGayretli, § 36).
35. Başvurucunun olaya dair şikâyetlerinin özü,enjeksiyon işleminden önce bu işlemin olası sonuçları hakkındabilgilendirilmemesi nedeniyle idarenin hizmet kusurunun bulunduğuna ilişkindir.
36. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu dava dilekçesindeyalnızca idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu iddia etmiş ise de başvurucunundavanın reddedilmesi üzerine sunduğu itiraz dilekçesinde enjeksiyon işlemindenönce bu işlemin olası sonuçları ve tıbbi komplikasyonları hakkında yeterlibilgi verilmediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.
37. Kurul tarafından 22/8/2014 tarihli ATK raporundakitespitler gözetilerek karar verilmiştir. ATK raporu incelendiğinde başvurucununiddialarının konusunda uzman bilirkişi heyeti tarafından dava dosyasındaki tümbeyanlar ve başvurucuya ait tedavi belgelerine göre değerlendirildiğigörülmüştür. Raporda, başvurucunun sağlık şikâyetlerinin uygulanan enjeksiyonabağlı oluşabilecek komplikasyonlar olarak kabul edilmesi gerektiğine vebaşvurucuya yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğudeğerlendirmesine yer verilmiştir. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamadave uzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerekbaşvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığısöylenebilir.
38. Diğer taraftan hukukumuzda hasta hakları, tıbbiişlemlerden önce kişilerin bu işlemler ve sonuçları hakkında aydınlatılmasıyükümlülüğü ve Sağlık Bakanlığının tıbbi hizmetler sunan kurumlar üzerindekidenetim görevi konusunda oldukça ayrıntılı ve yeterli düzenlemelerin mevcutolduğu anlaşılmaktadır (Ahmet Acartürk, § 66). Ancak bu düzenlemelerinteorik olarak mevcut olması yeterli olmayıp Anayasa'nın 17. maddesindekigüvencelerin sağlanabilmesi için pratikte de etkin bir şekilde uygulanmasıgerekmektedir (Mehmet Çolakoğlu, § 49).
39. Somut olayda başvurucu, söz konusu tıbbi müdahaledenönce olası riskler hakkında bilgilendirilmediğini ve gerektiği şekilderızasının alınmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun bu iddiasını itirazdilekçesinde ileri sürdüğü ancak itiraz merciinin kararında bu konuyla ilgilihiçbir gerekçeye yer verilmediği gözetildiğinde anılan iddianın yargılamamakamları tarafından karşılanmadığı açıktır.
40. Bunun yanında, derece mahkemesi ve temyiz merciinintıbbi müdahale ile sakatlık arasında illiyet bağını kabul etmelerine rağmensağlık hizmetinin doğasının risk barındırmasını, tazminat hukukuna ilişkinkurallar ile anayasal düzenlemeleri de gözeterek başvurucunun kusursuzsorumluluk ilkesi kapsamında zararların tazmin edilmesi gerektiği yönündekiiddiayı tartışmadığı ve yeterli gerekçe ile karşılamadığı anlaşılmıştır.
41. Sonuç olarak başvurucunun vücut bütünlüğüne yöneliktıbbi müdahale öncesinde tıp kurallarına göre öngörülebilir niteliktekikomplikasyon ve riskler hakkında yeterli bir biçimde aydınlatılmadığı iddiasıbakımından mahkeme kararlarında konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe ortayakonulmadığı anlaşılmaktadır. Üstelik başvurucunun belirtilen iddia veşikâyetleri, yargılamanın sonucuna doğrudan etki edebilecek mahiyettedir.Dolayısıyla yargısal makamlarca bu değerlendirmelerin yapılmaması nedeniylekişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bakımındankamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanaatinevarılmıştır.
42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesindegüvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkınınihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilirveya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
44. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ile tazminattalebinde bulunmuştur.
45. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasılortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesidiğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaretetmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
46. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
47. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadankaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruyaözgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesitarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğindeusul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgilimahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi birtakdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisineulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin AnayasaMahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam edenihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (MehmetDoğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
48. İncelenen başvuruda, tıbbi müdahalenin öngörülebilirnitelikteki komplikasyon ve riskleri hakkında yeterli bilgi verilmemesi,dolayısıyla özenli bir yargılama yapılmaması nedeniyle ihlal kararıverilmiştir. Bu durumda ihlalin derece mahkemesi kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.
49. Bu durumda başvurucunun maddi ve manevi varlığınınkorunması hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacakyeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralıfıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bukapsamda yeniden yargılama sürecinde mahkemelerce yapılması gereken iş,öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından veAnayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararındabelirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeplekararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili yargı merciinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
50. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
51. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınankişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevivarlığını koruma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 12. İdare Mahkemesine (E.2013/1337,K.2014/1593) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 19/10/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.