TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAKAN TAŞDELEN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/9452)
Karar Tarihi: 7/11/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Heysem KOCAÇİNAR
Başvurucu
:
Hakan TAŞDELEN
Vekili
:
Av. Akgül PEKER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör örgütü kurma ve yönetme, terör propagandasıyapma ve terörizmin finansmanı suçlarından dolayı başlatılan ceza soruşturmasısırasında verilen kayyum atama kararı nedeniyle mülkiyet hakkı ile basınhürriyetinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/5/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. FETÖ/PDY ve DarbeGirişimine İlişkin Genel Bilgiler
6. Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden veson yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veyaParalel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmabulunmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri[GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 21-25).
7. Yetkili makamlarca ve soruşturma mercilerince 15 Temmuz darbeteşebbüsünün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'yeilişkin olarak özellikle son yıllarda yürütülen soruşturma ve kovuşturmalardabu yapılanmanın özellikleri ve faaliyetleriyle ilgili birçok tespit vedeğerlendirmeye yer verilmiştir. Buna göre devletin anayasal kurumlarını elegeçirmek, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisidoğrultusunda yeniden şekillendirmek ve oligarşiközellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücüyönetmek amacıyla mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen, ulusal veuluslararası düzeyde siyasi ve ekonomik ittifaklar kuran FETÖ/PDY devlet vetoplum üzerinde bir vesayetkurumu hâline gelmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri,§ 26).
8. Türk yargı organları, yakın dönemde verdikleri birçok karardaFETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabuletmiştir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyizmercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerindeverdiği kararlarda (Selçuk Özdemir[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'ninsilahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.
9. FETÖ/PDY'nin ulusal güvenliküzerinde oluşturduğu tehdit; idari organların karar, açıklama ve uygulamalarınada konu olmuştur. Bu bağlamda devlet yetkilileri sürekli olarak anılanyapılanmanın ülke güvenliği için bir tehdit olduğuna dair açıklamalarda bulunmuşlardır.Bu değerlendirmeler Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarında da ifadeedilmiştir. MGK; söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehditeden yapılanma, devlet içindekiillegal yapılanma, kamu düzeninibozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralelyapılanma, paralel devletyapılanması, terör örgütleriyleiş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve bir terör örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusuMGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuylapaylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde Legal Görünümlü İllegal Yapılar başlığıaltında Paralel Devlet Yapılanmasıadıyla yer almış; Jandarma Genel Komutanlığı ise 8/1/2016 tarihinde FETÖ/PDY'yi mevcut terör örgütleri listesine dâhil etmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 33).
10. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstühâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl bugüne kadar birçok kezuzatılmıştır. Kamu makamları ve soruşturma mercileri -olgusal temelleredayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerinedevam eden FETÖ/PDY yapılanmasının olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 12-25).
11. Darbe girişiminin engellenmesinden sonra başta yargımensupları ve polis görevlileri olmak üzere çok sayıda kamu görevlisiyle ilgilidisiplin soruşturmaları yürütülmüş, birçok kamu görevlisi hakkında kamugörevinden çıkarma da dâhil olmak üzere disiplin yaptırımları veya idaritedbirler uygulanmıştır. Ayrıca FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu değerlendirilenbazı ticari kuruluşlara, finans kuruluşlarına ve medya organlarına yönelikidari birtakım tedbirlere de başvurulmuştur (AydınYavuz ve diğerleri, §§ 34, 35).
B. FETÖ/PDY'nin Mali Yapılanmasına İlişkin Genel Bilgiler
12. FETÖ/PDY'nin mali yapılanması vefinans kaynakları çok sayıda yargı kararı ile idari işlem ve raporlarda ortaya konulmuştur(Aydın Yavuzve diğerleri, § 26; Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 10/7/2017 tarihlive E.2017/1517, K.2017/4830 sayılı, 28/12/2017 tarihli ve E.2017/2999,K.2017/5811 sayılı kararları; Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafındandüzenlenen 5/8/2016 ve 5/10/2016 tarihli raporlar). Bu kararlar ile raporlaragöre örgütün mali yapılanmasına ilişkin tespitler şöyle özetlenebilir:
i. FETÖ/PDY; bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar,yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı gençleri amaçları doğrultusundayetiştirmiş ve bu kişiler yapılanmanın insan kaynağını oluşturmuştur.Yapılanmaya mensup kişilerin gelirlerinin belli bir oranı himmet adı altında alınmış, yapılanmadanayrılmak isteyen kişilere baskı ve çeşitli yaptırımlar uygulanmıştır. Çeşitliyargı kararlarında, örgüt üyelerinin gelirlerinin bir miktarını himmet olarakörgüte verdikleri belirtilmiştir. Bu bağlamda örgüt üyesi devlet memurları vediğer kamu görevlilerinin ilk maaşlarının tamamını, sonraki maaşlarının da%10-15 gibi bir bölümünü himmetolarak örgüte verdikleri ifade edilmiştir. İkinci olarak örgüte bağlışirketlerin de gelirlerinin bir bölümünü himmetadı altında örgüte transfer ettiği vurgulanmıştır. Ankara CumhuriyetBaşsavcılığının 25/1/2018 tarihli iddianamesinde himmet uygulaması ile ilgili şu bilgilere yer verilmiştir:
"Örgütün himmet yolu ile sağladığıgelirler genel olarak mütevelli heyetleri vasıtası ile toplanmaktadır. Örgütünsohbet gruplarında yer alan kişilerden; sohbet toplantılarına düzenli olarakkatılıp verilen görevleri yerine getiren, örgütün verdiği talimatlarısorgulamaksızın itaat eden ve maddi gücü yerinde olan kimseler seçilerekmütevelli heyeti üyesi yapılmaktadır. Sohbet gruplarında zekât, burs, kurban vehimmet adı altında paralar toplanırken; mütevelli heyeti üyesi kişiler ayrıcabir ışık evinin maddi ihtiyaçlarından sorumlu tutulmaktadır. Mütevellilertopladıkları parayı sohbet hocasının yanında getirdiği muhasebecilerevermektedir. Örgütün mali kayıtlarını bu muhasebeciler tutmaktadır. İl imamınında bir muhasebecisi bulunmakta ve il genelinde mali kayıt tutmaktadır.Mütevellide yer alanlar arasından her üç mütevelli heyetinden bir mali heyetteşekkül edecek şekilde isimler seçilmektedir. Mali heyetler yurtdışında bulunanörgüte ait yurt ve okulların yapımı için ihtiyaç duyulan paranın, hangimütevelli heyetinden ne kadar toplanacağına karar vermektedir. Mali heyettoplantıları dünyanın her yerinde Salı günleri sabahnamazından sonra gerçekleştirilmekte ve bu toplantılara mütevelli heyet sohbethocaları da katılmaktadır. İlçe imamlarının sorumluluğu altında bulunanmütevelli heyetlerinin üstünde, il imamlarının sorumluluğundaki il mütevelliheyeti yer almaktadır. İl genelinde ne kadar para toplanacağına ise ilin bağlı bulunduğubölgenin toplantısında karar verilmektedir. Burada alınan karar mütevelli heyettoplantısı adı altında yılda bir kez düzenlenen gizli toplantıda mensuplaraaktarılmaktadır. Kişilerden alınan himmet vaadi nakit, çek, senet karşılığıolarak tahsil edilmekte; çek ve senetlerin ödenememesi halinde icra yolunabaşvurulmaktadır. İl imamının koordinesinde yılda en az bir kez mütevelliheyeti üyelerinin katılımı ile kamp düzenlenmektedir. Kamplar esnasında diniduygular istismar edilerek himmet, zekat, kurban veöğrenci bursu adı altında toplanan paraların artırılması sağlanmakta, toplananparaların karşılığının Cennet ile mükafatlandırılmak olacağı vurgulanmaktadır.Mütevelli heyeti mensupları, iş adamlarının kurduğu sivil toplum kuruluşlarınaüye yapılmakta, kimin hangi STK’ya üye olacağı sohbet abisi tarafındanbelirlenmektedir. Örgüt bu kuruluşların başkan ve üye seçimlerinde söz sahibiolmayı böylelikle de hükümete baskı yapabilmeyi hedeflemektedir."
ii. FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmişve Türkiye'nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Nitekimsöz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya,finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çoksayıda kuruluşu bulunmaktadır. Özellikle ülkemizdeki bazı dershane ve okullarile çok sayıda ülkede örgütle ilişkili eğitim kurumlarından toplanan paralarile burs adı altında toplanan paralar örgütün önemli bir gelir kaynağınıoluşturmaktadır.
iii. FETÖ/PDY'nin sosyal, kültürel veekonomik alanda yürüttüğü yasal faaliyetleri; dershaneler, okullar,üniversiteler, dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları, iktisadikuruluşlar, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler, TV kanalları, radyolar,internet siteleri, hastaneler gibi sivil alanlara ilişkindir. Bunun yanındabazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan bazen de yasal yapıdantamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alanayönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur. Bu kapsamdakamu kaynaklarının örgüte bağlı şirket, dernek ve vakıflar yoluyla örgütbirimlerine aktarılması sağlanmıştır.
iv. Ayrıca kişilerin dinî duygularını istismar etmek suretiyle kurban bedeli, sadaka, zekâtgibi adlar altında para veya ayni yardım toplandığı tespit edilmiştir. Kimidurumlarda tehdit ve cebir yoluna gidilerek gazete ve dergilere abonelik ücretialınması, örgüte yakın dernek ve vakıflara bağışlar toplanması da önemlifinansal kaynaklardan biri olarak gösterilmektedir.
C. Başvurucuya İlişkinSüreç
13. Başvurucu, Fia Prodüksiyon RadyoTelevizyon Reklam Organizasyon İletişim ve Sanayi Ticaret Limitet Şirketinin(Şirket) ortağıdır.
14. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ/PDY hakkındabaşlatmış olduğu soruşturma kapsamında terör örgütü ile organik bağı mevcutolup bu örgütün amacı doğrultusunda faaliyette bulunan ve doğrudan terör örgütülideri tarafından yönetilen başta Zaman gazetesi olmak üzere birçok yayınıbünyesinde bulunduran Feza Gazetecilik A.Ş.ye İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği4/3/2016 tarihli kararı ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanunu'nun 133. maddesi uyarınca kayyum atanmıştır.
15. Yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ/PDY hakkındabaşlatmış olduğu soruşturma kapsamında Feza Gazetecilik A.Ş.ye atanan kayyumlartarafından yapılan inceleme sonucunda Feza Gazetecilik A.Ş.ninCihan Medya Dağıtım A.Ş. ile 23/12/2010 tarihinden beri ortak olduğu, her ikiŞirket arasında hisse ve taşınmaz alım satımı yapıldığı, Zaman gazetesinindağıtımı, satışı ve abonelik işlemlerinin Cihan Medya Dağıtım A.Ş. üzerindenyapıldığı tespit edilmiştir. Bu tespitler ışığında İstanbul 9. Sulh CezaHâkimliği 11/3/2016 tarihinde Cihan Medya Dağıtım A.Ş.ye kayyum atanmasınakarar vermiştir.
16. Hâl böyle iken Cihan Medya A.Ş.ye atanan kayyumlartarafından Cihan Medya A.Ş.ye ait bir kısım emlak ile canlı yayın araçları,teknik alet ve araçlar, matbaalar vb. mal varlığının bedeli alınmadığı hâldebaşvurucunun ortağı olduğu Şirkete satılmış gibi gösterilerek devredildiğisaptanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu tespitlerden hareketle terörörgütü hakkında başlatılan soruşturma kapsamında Şirkete kayyum atanmasıtalebinde bulunmuştur.
17. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 21/3/2016 tarihli karar ileİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tespitleri doğrultusunda terör örgütü ileolan bağlantısı nedeniyle başvurucunun ortağı olduğu Şirkete 5271 sayılıKanun'un 133. maddesi uyarınca kayyum atanmasına karar vermiştir.
18. Kayyum atama kararı başvurucu ile birlikte diğer ortaklarada tebliğ edilmiştir. Başvurucu 25/3/2016 tarihinde karara itiraz etmiştir. Sözkonusu itiraz dilekçesinde; terör örgütünün varlığının hukuki bir kararlatespit edilmediği, Şirket ile Feza Gazetecilik A.Ş. ve diğer şirketlerleherhangi bir ilişkinin olmadığı, soruşturma açılması için yeterli delilbulunmadığı gibi savunmalara yer verilmiştir.
19. İtiraz mercii İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 31/3/2016tarihli kararla başvurucunun itirazını ilk derece mahkemesince verilen kararınusul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
20. Bu karar, başvurucu vekiline 12/4/2016 tarihinde tebliğedilmiştir.
21. Başvurucu 12/5/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
22. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Hamdi Akın İpek (B. No: 2015/17763,24/5/2018 §§ 35-61) başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 7/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
24. Başvurucu, kayyum atanmasına ilişkin olarak 5271 sayılıKanun'da öngörülen koşulların somut olayda gerçekleşmediğini ifade etmiştir.Başvurucuya göre ticari şirkete 5271 sayılı Kanun kapsamında kayyum atanmasımümkün olmayıp ticaret ve borçlar hukuku kapsamında kayyum atama nedenleri degerçekleşmiş değildir.
25. Başvurucu, Şirketle bağlantısı olduğu ileri sürülen terörörgütü mevcut olmadığı gibi bu konuda makul bir şüphenin dahi bulunmadığını vebu itibarla Şirkete kayyum atanmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunubelirtmiştir.
26. Başvurucu; hukuka aykırı olarak verilen kayyum kararısonrasında bütün müşterilerini kaybettiğini, demirbaşlarına el konulduğunu vemaddi zarara uğradığını belirterek mülkiyet hakkı ile çalışma ve sözleşmehürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu; mülkiyet hakkı yanında çalışma vesözleşme hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüşse de şikâyetlerinin özü,ortağı ve yöneticisi olduğu Şirketin yönetiminin kayyuma devredilmesi nedeniylemal varlığı bakımından önemli zararlara yol açıldığı şikâyetine bağlı olarakmülkiyet hakkının ihlali iddiasına ilişkindir. Bu nedenle başvurucununbelirtilen ihlal iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.
28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucununihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahaleninolmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veyazorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabuledilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
29. Anayasa Mahkemesi benzer şikâyetleri incelediği Hamdi Akın İpek başvurusunda, yönetiminkamu gücü kullanılarak kayyuma devredilmesinin şirket ortağı ve yöneticisikonumundaki başvurucu yönünden mülkiyet hakkı kapsamında tanınan tasarrufyetkisini kısıtladığını belirterek kayyum atama şeklindeki tedbirin suç isnadıkapsamında uygulanan geçici bir koruma tedbiri mahiyetinde olduğuna işaretetmiştir. Anayasa Mahkemesi bu tespitten hareketle başvurucunun bu aşamaitibarıyla mülkünden yoksun bırakılmadığı ancak toplum yararına aykırı olaraksuçta kullanılmasının önlenmesi amacıyla mülkün kontrolü nedeniyle mülkiyethakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolüne veyadüzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerektiğideğerlendirmesini yapmıştır (Hamdi Akın İpek,§ 87).
30. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken,temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 62).
31. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.maddesi ve 7/2/2014 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının ÖnlenmesiHakkında Kanun'un 4. maddesi uyarınca başlatılan soruşturma kapsamında terörörgütü ile bağlantısı bulunduğu ve terörün finansmanında rolü bulunduğugerekçesiyle Şirkete kayyum atanması şeklindeki müdahalenin kanunilik unsurunutaşıdığı anlaşılmıştır.
32. Terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla ve suçtan eldeedildiği gerekçe gösterilerek muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmaması içinterörizme mali kaynak sağlayan kişi veya kurumların mal varlıklarının geçiciolarak dondurulması ya da somut olayda olduğu gibi şirketlerin yönetiminintedbir amacıyla kamu gözetimi veya denetimine alınması gibi tedbirlerinuygulanmasının kamu yararına dayalı meşru bir amacı bulunmaktadır (benzer yöndebkz. Hamdi Akın İpek, §§ 99,100).
33. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni olması ve kamuyararına dayalı meşru bir amacının bulunması yeterli olmayıp ayrıca müdahaleninölçülü olması da gerekmektedir. Hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındadikkate alınacak ölçütlerden biri olan Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ölçülülükilkesi uyarınca mülkiyet hakkının sınırlandırılması suretiyle elde edilmekistenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin sağlanmasızorunludur. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak olağan dışı ve aşırı biryüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.
34. Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'nın 13. ve35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için her şeyden önce bu tedbirinöngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması zorunludur.Diğer taraftan müdahalede bulunulurken takip edilen kamu yararı amacınıgerçekleştirmeye en uygun aracın seçilmesi gerekmektedir. Bu alanda hangiaraçların tercih edileceği ise öncelikli olarak daha isabetli karar verebilecekkonumda olan ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu nedenle hangi aracıntercih edileceğinin belirlenmesi hususunda idarelerin belli ölçüde takdiryetkisi bulunmaktadır. Ne var ki seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarakidarelerin sahip olduğu takdir yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracınmüdahaleyi ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırmasıdurumunda Anayasa Mahkemesince müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılmasımümkündür. Ancak Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilenaracın isabet derecesine yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerindeoluşturduğu müdahalenin ağırlığına dönüktür (bazı değişikliklerle birlikte bkz.Hamdi Akın İpek, § 108; Hanife Ensaroğlu,B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 67).
35. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan tedbirlerinkeyfî veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekmektedir. Aksi takdirdemülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması mümkün olmaz. Bu sebeple kamumakamlarınca başvurucunun eylemi ile tedbire yol açan kanuna aykırılık arasındabağlantı olduğunu gösterir makul bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu bağlamda elkoyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla mülkiyethakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasındaolması gereken adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanınmalikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağınınolması ve iyi niyetli eşyamalikine eşyasını -tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme olanağınıntanınması veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesigerekmektedir (Bekir Yazıcı [GK],B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 31-80; HanifeEnsaroğlu, § 66; Hamdi Akın İpek, § 115).
36. Bunun yanında söz konusu tedbir gerek kapsamı gerekse desüresi itibarıyla orantılı olarak uygulanmalıdır. Kamu yararı amacıdoğrultusunda mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerin uygulanmasınınzarara yol açması ise kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmaz olandan ağırveya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumunda böyle bir zararınkamu makamlarınca makul bir sürede, uygun bir yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir. Buna göre kamumakamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı doğrultusundamülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerinbelirli bir süre de devam etmesi ancak bireyin mülkiyet hakkının korunmasınıngerekliliklerine uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir (Hanife Ensaroğlu,§ 67).
37. Başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu Şirketegelirlerinin suçtan elde edildiği veya suçta kullanılacağı şüphesiyleterörizmin finansmanının önlenmesi ve muhtemel bir müsaderenin güvence altınaalınması amacıyla kayyum atanmıştır.
38. Suçla ve özellikle de örgütlü suçlarla mücadele gibi zor biralanda hangi tedbirlerin gerekli olup olmadığının değerlendirilmesi öncelikliolarak ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu alanda ne gibi tedbirlerinalınması gerektiği hakkında sorumlu ve yetkili otoriteler daha isabetli kararverebilecek konumdadır. Bu nedenle hangi tedbirin uygulanacağının belirlenmesihususunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne var kiseçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu takdir yetkisisınırsız değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak istenen amacanazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa Mahkemesincemüdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. Ancak AnayasaMahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen aracın isabet derecesineyönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin ağırlığınadönüktür (Hamdi Akın İpek, § 108).
39. Somut olayda müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesibakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen tedbirin malikiolağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı vedolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, uygulanan tedbirlebaşvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespitigerekmektedir.
40. Bu kapsamda uygulanan tedbire karşı iddia ve savunmalarınıetkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının başvurucuya tanındığı, derecemahkemelerinin kayyum atanması ve bu atamaya yönelik itirazın reddi kararlarınınkonuya ilişkin olarak ayrıntılı tespit ve değerlendirmeler içerdiğigörülmüştür. Şöyle ki yukarıda anlatılan hukuki süreç nazara alındığındabaşvurucunun ortağı olduğu Şirketin yürütülen soruşturma ile olan ilişkisi vehangi nedenlerle buraya kayyum atanması yoluna gidildiğinin ilgili yargımercilerince tereddüte yer vermeyecek şekildeaçıklandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun ortağı olduğu Şirketinyönetiminin kayyuma devredilmesine dayanak olarak kuvvetli bir suç şüphesininbulunduğu ve yargısal makamların vermiş olduğu kararların keyfîliğindensöz edilemeyeceği açıktır (benzer yönde bkz.Hamdi Akın İpek, §§ 115, 116).
41. Öte yandan sulh ceza hâkimliği tarafından başlatılan birceza soruşturması içinde verilen kayyum kararları nedeniyle şirket veyaortaklarının meydana gelecek zararlarını telafi edecek birtakım koruyucudüzenlemeler de mevcuttur. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 133. maddesinin (2)numaralı fıkrasında, kayyuma şirket bütçesinden ödenen ücretin tamamınınsoruşturma veya kovuşturma konusu suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığı veyaberaat kararının verilmesi hâlinde kanuni faiziyle birlikte ödeneceği hükümaltına alınmıştır. Ayrıca aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında, ilgililerinatanan kayyumun işlemlerine karşı görevli mahkemeye 22/11/2001 tarihli ve 4721sayılı Türk Medeni Kanunu ve 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk TicaretKanunu hükümlerine göre başvurabilecekleri belirtilmiştir. Dolayısıylabaşvurucunun bu maddeye göre şirketlerin yönetimi ile ilgili olarak kayyumunişlemlerine karşı her zaman dava açabilme hakkı bulunmaktadır. Bunun yanındayine bu maddenin (4) numaralı fıkrasında, kayyumların görevleriyle ilgili iş veişlemlerinden dolayı 5271 sayılı Kanun'un 142. ila 144. maddeleri uyarıncadevlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenlenmiştir.
42. Bu itibarla özellikle örgütlü suçlarla mücadele alanındakamu makamlarının sahip olduğu geniş takdir yetkisinin bulunduğu ve somutolayda şikâyet edilen tedbirin niteliği ile bu tedbire ilişkin olarak başvurucuyasağlanan güvenceler dikkate alındığında müdahalenin başvurucuya şahsi olarakaşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Bu sebeplebaşvuruya konu müdahalenin kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkınınkorunması arasında olması gereken adil dengeyi bozmadığı ve ölçülü olduğusonucuna varılmıştır.
43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
B. Basın Hürriyetininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
44. Başvurucu, ortağı olduğu Şirkete basın yayın ve habercilikişi yapması nedeniyle kayyum atanmasının aynı zamanda basın hürriyeti ilehaberleşme hürriyetini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucu; basın hürriyetinin yanında haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğiniileri sürmüşse de şikâyetlerinin özü, ortağı ve yöneticisi olduğu Şirketinyönetiminin kayyuma devredilmesi nedeniyle basın faaliyetini yerinegetiremediğine ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun belirtilen ihlal iddialarıbasın hürriyeti kapsamında incelenmiştir.
46. Anayasa Mahkemesi HülyaKar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, korumatedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvurudayapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar verenmakamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirmeyapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip olduklarıkabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılanzararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfîuygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönündenmakamların daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir(ilkeler için bkz. Hülya Kar, §§21-46).
47. Somut olayda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ/PDYhakkında başlatmış olduğu soruşturma kapsamında terör örgütü ile organik bağımevcut olup bu örgütün amacı doğrultusunda faaliyette bulunduğu ve doğrudanterör örgütü lideri tarafından yönetildiği iddia olunan Cihan Medya Dağıtım A.Ş.nin sahip olduğu bir kısım emlak ile canlı yayınaraçları, teknik alet ve araçlar, matbaalar vb. mal varlığını bedelsiz olarakbaşvurucunun ortağı olduğu Şirkete devretmesi nedeniyle kayyum atandığısaptanmıştır (bkz. §§ 14-16).
48. Başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlere kayyumatanması tedbiri altın madenciliğinden enerji, gıda, medya, bilişim, sigorta,tedarik, turizm, seyahat sektörlerine uzanan geniş bir alanda faaliyet gösterenşirketler grubunun bütünü yönünden uygulanmıştır. Buna göre söz konusu tedbir,bu şirketler grubunda yer alan bazı basın yayın organları yönünden münferitolarak uygulanmış değildir. Somut olayda bu tedbirin uygulandığı şirketlergrubunun genel olarak faaliyetlerinin terörizmin finansmanı ve diğer bazısuçlar çerçevesinde soruşturma ve kovuşturmaya konu edildiği dikkatealınmalıdır. Başvurucunun bu çerçevedeki ihlal iddiaları ise mülkiyet hakkıkapsamında incelenmiştir. Diğer bir deyişle şikâyet edilen tedbirin münhasıranbasın ve yayın kuruluşlarına yönelik olarak değil mülkiyetin kullanımının kamuyararına kontrolü çerçevesinde pek çok sektörde faaliyet gösteren şirketlergrubu yönünden genel bir uygulamanın parçası olarak uygulandığıdeğerlendirilmiştir.
49. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesikararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu korumatedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesibulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir, kesin birhukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlarönünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır.
50. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanmatarzı ve uygulandığı şirket ortakları üzerindeki etkileri birliktedeğerlendirildiğinde başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağırolduğu veya koruma tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucuda bireysel başvuru formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.
51. Basın hürriyetine yönelik bir ihlalin bulunmadığının açıkolmasından dolayı başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Basın ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA7/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.