TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HALAS ASLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4994)
Karar Tarihi: 16/2/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Halas ASLAN
Vekili
:
Av. Caner YETKİN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/4/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına vebu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağınıbildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu Nisan 1993 doğumlu olup olay tarihinde İstanbul'dabulunan Maltepe Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun C-5 koğuşunda birbaşka suçtan tutuklu olarak bulunmaktadır.
9. Başvurucu ile birlikte aynı koğuşta tutuklu olarak bulunan ve1994 doğumlu olan T.S.nin 19/1/2011 tarihinde ceza infaz kurumundaki bilgisayarkursuna çıkartıldığı sırada, kurum görevlilerince hâl ve tavırlarının iyiolmadığı gözlenmiştir. Bunun üzerine T.S. kurum psikoloğuyla görüştürülmüş vebu görüşmede cinsel istismara uğradığını beyan etmiştir. Bu anlatım üzerinesoruşturma başlatılmıştır.
10. Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı 21/1/2011 tarihinde mağdursıfatıyla T.S.nin ifadesini almıştır. T.S. ifadesinde aynı koğuşta kaldığı(aralarında başvurucunun da olduğu) üç kişinin 19/1/2011 tarihindekendisinidövdüklerini, üzerine soğuk su döktüklerini ve fiili livatada (anal yoldancinsel istismar) bulunduklarını beyan etmiştir.
11. Başvurucu 24/1/2011 tarihinde Kartal CumhuriyetBaşsavcılığında verdiği ifadesinde, T.S.ye vurduğunu ancak fiili livatadabulunmadığını savunmuştur. İfade sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur.
12. Kartal Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21/1/2011tarihli raporda T.S.nin anal muayenesinde"0.5 cm.lik fissür olduğu" ve buna göre "anal livataya maruz kaldığı" tespitedilmiştir.
13. Nüfus kayıtlarına göre başvurucunun yanı sıra diğerşüphelilerin de olay tarihinde çocuk olmaları dolayısıyla Kartal CumhuriyetBaşsavcılığının 18/8/2011 tarihli fezlekesi ile soruşturma dosyası, çocuk ağırceza mahkemesine dava açılmak üzere Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilmiştir.
14. Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının (Çocuk Bürosu) 13/10/2011tarihli iddianamesiyle başvurucunun "basit kasten yaralama ve çocuğunnitelikli cinsel istismarı" suçlarını işlediğinden bahislecezalandırılması istemiyle aynı yer çocuk ağır ceza mahkemesine kamu davasıaçılmıştır. İddianamede, T.S.nin şikâyette bulunduğu başvurucunun dışındakidiğer iki şüphelinin de aynı olay nedeniyle cezalandırılması talep edilmiştir.
15. Dava Üsküdar Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/315 sayılıdosyası üzerinden görülmüştür. Mahkeme 9/12/2011 tarihli duruşmada sanıkS.D.nin savunmasını ve mağdur T.S.nin beyanlarını almış; başvurucunun daaralarında olduğu sanıkların "yüklenensuçun CMK nın 100/3-a-6 maddesinde yazılı suçlardan olması ve kuvvetli suçşüphesi altında bulunmaları" gerekçesiyle tutuklanmalarınakarar vermiştir. Mahkemenin duruşmada hazır olmayan başvurucu hakkındatutuklamaya yönelik yakalama emri çıkardığı görülmektedir.
16. Başvurucu anılan karar doğrultusunda aynı Mahkemece28/12/2011 tarihinde tutuklanmıştır.
17. Mahkemece 22/2/2012, 4/4/2012 ve 30/5/2012 tarihliduruşmalarda ilk tutuklama kararındaki gerekçeler tekrar edilerek tutukluluğundevamına karar verilmiştir.
18. Mahkeme 26/7/2012 tarihinde, sanıklardan R.D.nin doğumyılının bir başka mahkeme tarafından 1984 olarak düzeltildiğini ve buna göresuç tarihi itibarıyla on sekiz yaşını doldurmuş olduğunu, diğer sanıklarıneylemlerinin irtibatı dolayısıyla delillerin birlikte değerlendirilmesigerektiğini, davaya bakma hususunda genel görevli mahkeme olarak Kartal ağırceza mahkemelerinin görevli olduğunu belirtilerek tüm sanıklar yönündengörevsizlik kararı vermiştir.
19. Yargılama Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/461 sayılıdosyası üzerinden ve başvurucu yönünden tutuklu olarak sürdürülmüştür. Mahkeme6/12/2012 tarihli duruşmada başvurucunun savunmasını almış ve "yüklenen suçların vasıf ve mahiyeti, cezasüreleri, mevcut delil durumuna göre kuvvetli suç şüphesinin bulunması,tutuklama nedenlerinin varlığını devam ettirmesi, yüklenen suçun CMK'nun 100/3maddesinde ön görülen suçlardan oluşu, tutuklama tedbirinin bu duruma göreölçülülüğünün devam etmesi" gerekçeleriyle başvurucunun tahliyetalebinin reddine karar vermiştir. Mahkemenin aynı gerekçelerle 28/12/2012tarihli duruşmada da tutukluluğun devamına karar verdiği görülmektedir.
20. Kartal Adliyesinin kapatılmasıyla İstanbul Anadolu 7. AğırCeza Mahkemesi olarak aynı dosya numarası üzerinden davanın görülmesine devamolunmuştur. Başvurucu müdafii 18/4/2013 tarihinde yapılan duruşmada,başvurucunun tutukluluğunun iki yıla yakın bir süredir devam ettiğinibelirterek uzun süredir devam eden tutukluluğun başvurucunun yaşı veuluslararası alanda yapılan sözleşme hükümleri gözönüne alınaraksonlandırılmasını talep etmiştir. Mahkeme başvurucu müdafiinin talebinireddetmiştir. Mahkemenin talebi reddederken ve daha sonra 12/6/2013, 6/8/2013,8/10/2013, 4/12/2013, 26/2/2014 ve 26/3/2014 tarihlerinde yapılan duruşmalardatutukluluğun devamına karar verirken aynı gerekçeleri (bkz. § 19) tekrar ettiğigörülmektedir.
21. Başvurucu 26/3/2014 tarihli duruşmada verilen tutukluluğundevamı kararına 1/4/2014 tarihinde itiraz etmiş;İstanbul Anadolu 8. Ağır CezaMahkemesinin 7/4/2014 tarihli kararı ile itirazın kesin olarak reddine kararverilmiştir.
22. Başvurucu 10/4/2014 tarihinde süresinde bireysel başvurudabulunmuştur.
23. Mahkeme 15/4/2014 tarihli duruşmada, "yüklenen suçun vasıf ve mahiyeti, ceza süresi,mağdurun soruşturma aşamasındaki beyanı, anal livataya maruz kaldığına dairrapor, ruh halinin bozulduğuna ilişkin rapor, tanık beyanı, düzenlenentutanaklar gibi delillere göre kuvvetli suç şüphesi delillerinin bulunmasıtutuklama nedenlerinin varlığını devam ettirmesi, yüklenen suçun CMK'nun 100/3maddesinde ön görülen suçlardan oluşu, tutuklama tedbirinin bu duruma göreölçülülüğünün devam etmesi" gerekçeleriyle tutukluluğundevamına karar vermiştir. Anılan kararda adli kontrol tedbirinin yetersizkaldığına da değinilmiştir.
24. Öte yandan başvurucunun yargılandığı davada; Üsküdar ÇocukAğır Ceza Mahkemesi 14/10/2011 tarihinde, Adli Tıp Kurumu (ATK) 6. İhtisasKurulu Başkanlığına yazı yazarak mağdur T.S.nin beden ve ruh sağlığının bozulupbozulmadığı hususunda rapor aldırılacağından muayene için randevu verilmesini talepetmiştir. ATK, randevu günü olarak 11/6/2012 tarihini Mahkemeye bildirmiştir.Mahkeme 22/2/2012 tarihinde, "mağdurunkorunmaya ihtiyacı bulunan çocuk ve sanığın da suç tarihinde 18 yaşından küçükolduğunu" belirterek randevu gününün öne alınmasını talep etmişancak ATK'ce randevu gününün değiştirilmediği 6/3/2012 tarihinde Mahkemeyebildirmiştir. Mahkeme, beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığının tespitiiçin mağdur T.S.yi bu kez 9/4/2012 tarihinde Marmara Üniversitesi Eğitim veAraştırma Hastanesi Başhekimliği Çocuk Koruma Birimine (Hastane) sevk etmiştir.Hastane 9/1/2013 tarihinde, rapor tanzimi için bir başka hastanedeki tedavikayıtlarının temin edilmesi gerektiğini (davanın görevsizlik kararı ilegönderildiği) Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesine bildirmiştir. Yapılan yazışmalarsonunda Hastanece 2/9/2013 tarihinde düzenlenen rapor 30/10/2013 tarihindeMahkemeye gönderilmiştir. Mahkemece 4/12/2013 tarihli duruşmada okunan raporda "olay sonrasında, çocukta Travma Sonrası StresBozukluğu ve Majör Depresif Bozukluk geliştiği ve çocuğun ruh sağlığınınbozulduğu, bu ruh sağlığı bozukluğunun yaşadığı cinsel saldırı olayı ilekuvvetle ilişkilendirildiği" belirtilmiştir.
25. İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/5/2014 tarihlikararı ile başvurucunun "kasten yaralama" suçundan beraatına;"çocuğun nitelikli cinsel istismarı" suçundan 8 yıl 4 ay hapiscezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkemenin bu sonuca ulaşırken26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesinin (2) ve(6) numaralı fıkraları ile aynı Kanun'un 31. maddesinin (3) numaralı fıkrasınıuyguladığı görülmektedir. Mahkeme hükümle birlikte "verilen ceza süresi ve [suçun] CMK'nun 100/3 maddesinde düzenlenen suçlardanolması" gerekçesiyle tutukluluk hâlinin devamına da kararvermiştir.
26. Anılan karar, başvurucu tarafından temyiz edilmiştir.Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 12/1/2015 tarihli kararı ile hükmün (ceza süresideğiştirilmeksizin) düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
27. 5237 sayılı Kanun'un "Tanımlar"kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Ceza kanunlarının uygulanmasında;
...
b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşınıdoldurmamış kişi,
...
Anlaşılır."
28. 5237 sayılı Kanun'un "Yaşküçüklüğü" kenar başlıklı 31. maddesinin (3) numaralı fıkrasışöyledir:
"Fiili işlediği sırada onbeş yaşınıdoldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç,ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onsekiz yıldanyirmidört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeşyıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve buhâlde her fiil için verilecek hapis cezası oniki yıldan fazla olamaz."
29. 5237 sayılı Kanun'un "Çocuklarıncinsel istismarı" kenar başlıklı 103. maddesinin (18/6/2014tarihli ve 6515 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun'un 59. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki hâli)ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar edenkişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinselistismar deyiminden;
a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamışolmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğigelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit,hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilencinsel davranışlar,
Anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sairbir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeşyıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
...
(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruhsağlığının bozulması halinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasınahükmolunur."
30. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenarbaşlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedenivar sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususundakuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanununda yer alan; (2)
...
4. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
..."
31. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamakararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlakagerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirtenhukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye istemininreddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığasözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerineverilir ve bu husus kararda belirtilir."
32. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheliveya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin heraşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir"
33. 5271 sayılı Kanun'un "Tutukluluğunincelenmesi" kenar başlıklı 108. maddesi şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıylatutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümlerigöz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle kararverilir.
(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi,yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.
(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunansanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veyakoşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülensüre içinde de re'sen karar verir."
34. 5271 sayılı Kanun'un"Adlî Kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
"Bir suç sebebiyle yürütülensoruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığıhalinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına kararverilebilir."
35. 5271 sayılı Kanun'un"Tazminat istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâldemakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmeyen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler."
36. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatisteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
"Karar veya hükümlerin kesinleştiğininilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerinkesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir."
37. 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun "Tanımlar" kenar başlıklı 3.maddesinin (1) ilgili bölümü şöyledir:
"Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Çocuk: Daha erken yaşta ergin olsa bile,onsekiz yaşını doldurmamış kişiyi,
.. .
İfade eder."
B. Uluslararası Hukuk
1. Sözleşme Metinleri
38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı" başlıklı5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ve (3) numaralı fıkrasışöyledir:
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkınasahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygunolmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
...
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmekiçin inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işlediktensonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerinvarlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması vetutulması;
...
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülenkoşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin ... makul bir süre içindeyargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir.Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminatşartına bağlanabilir."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesinin İçtihadı
39. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre tutukluluksüresinin makul olup olmadığı soyut olarak değerlendirilemez. Budeğerlendirmenin her olayın şartlarına göre yapılması zorunludur. Bir olaydatutukluluğun devamı, masumiyet karinesine rağmen kişi özgürlüğü kuralına karşıüstün gelen gerçek bir kamu yararı bulunduğuna dair olaya özel belirtilerinbulunması hâlinde haklı görülebilir. Sanığın tutukluluğunun makul süreyiaşmamasını sağlamak, ilk önce ulusal yargı makamlarına düşen bir görevdir. Buamaçla ulusal makamlar, masumiyet karinesine gereği gibi özen göstererek, kişiözgürlüğü kuralından ayrılmayı gerektirecek nitelikte kamu yararını haklı kılangerçek bir ihtiyacın varlığının lehine ve aleyhine ileri sürülen bütün olaylarıincelemek ve bunları başvurucunun salıverilme taleplerine karşı verdiklerikararlarda göstermek zorundadırlar (Labita/İtalya[BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 152).
40. AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)bendi uyarınca, yalnızca bir ceza soruşturması veya kovuşturması çerçevesinde,kişinin suç işlediğine dair şüphenin bulunması hâlinde yetkili adli makamınhuzuruna çıkarılması amacıyla tutuklanabileceği yönündeki içtihadını (Jecius/Litvanya, B. No: 34578/97, 31/7/2000,§ 50; Wloch/Polonya, B. No:27785/95,19/10/2000, § 108) yakın dönemde verdiği Buzadjı/ Moldova [BD], (B.No: 23755/07, 5/7/2016) kararında geliştirmiştir. Buna göre ilk tutuklamakararından itibaren suçun işlendiğine ilişkin makul şüphenin varlığı yanındatutuklamaya ilişkin nedenlerin bulunduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerleortaya konulması gerekir.
41. AİHM, tutukluluğun devamını meşru kılan makul dört temelneden belirlemiştir. Sanığın duruşmaya çıkmama (kaçma) tehlikesi (Stögmüller/Avusturya, B. No: 1602/62,10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 15), sanığın serbest bırakıldıktan sonraadaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemler alabilecek olma tehlikesi(Wemhoff/Almanya, B. No: 2122/64,27/6/1968, hukuki gerekçe bölümü § 14), tekrar suç işleme tehlikesi (Matznetter/Avusturya, B. No: 2178/64,10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 7), kamu düzenini bozma tehlikesi (Letellier/Fransa, B. No: 12369/86,26/6/1991, § 51).
42. Öte yandan AİHM ulusal mahkemelerin tutukluluğa ilişkingerekçelerinin ilgili ve yeterli olduğu takdirde, yetkili ulusal makamlarındavanın yürütülmesinde "özel bir ihtimam" gösterip göstermediğini deincelemektedir (Labita/İtalya, §153). Tutuklu sanık, davasına öncelik verilmesi ve davasının makul bir süredesonuçlandırılması hakkına sahiptir. Tutuklu davanın görülmesinde özengösterilip gösterilmediği belirlenirken soruşturmanın karmaşıklığı ve özelnitelikleri dikkate alınmalıdır (Scott/İspanya,B. No:21335/93, 18/12/1996, § 74).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
43. Mahkemenin 16/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
44. Başvurucu; yargılandığı davada yapılan on yedi duruşmaboyunca yaşı gözönüne alınmaksızın hukuka aykırı olarak tutukluluğun devamınakarar verildiğini, tutuklandığı tarihte çocuk olduğunu, uzun süredir devam edentutukluluğun ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığını ileri sürmüş ve tahliyesiylebirlikte tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
45. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve yedinci fıkralarışöyledir:
"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir ...
...
Tutuklanan kişilerin, makul süre içindeyargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı istemehakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazırbulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceyebağlanabilir."
46. Başvurucu, bireysel başvuru formu ve eklerinde hangi temelhak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır.Anayasa Mahkemesi, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Bu itibarla başvurucunun, tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelenşikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
47. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreveya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda, bireyselbaşvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veya ilkderece mahkemesi kararıyla başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiş ise davasonuçlanmış olsun (Hamit Kaya, B.No: 2012/338, 2/7/2013, §§ 45-50) ya da olmasın (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62;İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,29/9/2016,§§ 33-45) 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminatdavası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucunavarmıştır.
48. Bununla birlikte tüketilmesi gereken başvuru yollarının herşeyden önce ulaşılabilir olmaları gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta buyollara yer verilmesi tek başına yeterli değildir. Anayasa Mahkemesi,tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak bireysel başvurununkarara bağlandığı tarih itibarıyla tazminat talebinde bulunulması için Kanun'daöngörülen sürenin geçtiği durumlarda, bu tazminat yolunun ulaşılabilirolmadığını ve tüketilmesinin gerekmediğini belirtmiştir (Abdullah Akyüz [GK], B. No: 2013/9352,2/7/2015, §§ 45-50).
49. Somut olayda hakkındaki mahkûmiyet hükmü 12/1/2015 tarihindekesinleşen başvurucunun, bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıylatazminat talebinde bulunması için 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesindeöngörülen dava açma süresi geçmiş bulunmaktadır (bkz. § 36). Bu nedenle sözkonusu tazminat yolunun tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiası bakımındanulaşılabilir olmadığı ve dolayısıyla başvurucunun mağduriyetini giderebileceknitelikte tüketilmesi gereken bir başvuru yolunun bulunmadığı açıktır.
50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
51. Somut olayda bir süre tutuklu kalan başvurucunun kişihürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
52. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler ... yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
53. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesindebelirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 19. maddesininihlalini teşkil edecektir.
54. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın19.maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya dahafazlasına dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olupolmadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
55. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin ancakkanunla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa'nın 19.maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumlarınşekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralına yer verilmiştir.Anayasa'nın, 13. maddeyle tüm temel ve hak özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkingetirdiği "kanunilik" şartını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyönünden 19. maddede ayrıca belirttiği görülmektedir. Bu bağlamda birbirleriyleuyumlu olan Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri uyarınca kişi hürriyetine ilişkinmüdahale olarak tutuklamanın kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 43).
56. Başvurucu, yargılandığı davada isnat edilen "çocuğunnitelikli cinsel istismarı" suçu dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesi uyarınca tutuklanmış ve hakkında ilk derece mahkemesince mahkûmiyetkararının verildiği 2/5/2014 tarihine kadar tutukluluk hâli devamettirilmiştir. Bu nedenle başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama ve tutukluluğun devamı suretiyle yapılan müdahalenin kanuni birtemeli bulunmaktadır.
ii. Meşru Amaç
(1) Genel İlkeler
57. Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerinyalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olaraksınırlanabileceği düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrasında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir sınırlamaolarak tutuklamaya kimler hakkında, hangi hâllerde ve kimin tarafından kararverileceği açıklanmıştır. Maddede, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişilerin ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemekmaksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilendiğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri belirtilmiştir.
58. Buna göre tutuklama, ancak "suçluluğu hakkında kuvvetlibelirti bulunan kişiler" bakımından mümkündür. Bir başka anlatımlatutuklamada meşru bir amacın olması için ön koşul, kişinin suçluluğu hakkındakuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Maddede ayrıca tutuklamanın "kaçma"ya da "delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini" önlemek amacıylaverilebileceği belirtilmiştir. Bununla birlikte Anayasa koyucu, tutuklamanedenlerine ilişkin olarak "bunlar gibitutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde" ibaresineyer vermek suretiyle hem tutuklama nedenlerinin Anayasa'da ifade edilenlerlesınırlı olmadığını belirtmiş hem de bunların dışında bir tutuklama nedenininancak kanunla düzenlenmesini mümkün kılmıştır. Anayasa'nın, tutuklamanın meşrunedenlerinin belirlenmesi bakımından kanun koyucuya takdir hakkı tanıdığıgörülmektedir.
59. Tutuklama nedenlerinin düzenlendiği 5271 sayılı Kanun'un100. maddesinde; kişilerin ancak haklarında suç işlediklerine dair kuvvetlişüphelerin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunmasıhâlinde tutuklanabileceği belirtildikten sonra tutuklama nedenleri sayılmıştır.Buna göre şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesiniuyandıran somut olguların bulunması; şüpheli veya sanığın davranışlarınındelilleri yok etme, gizleme veya değiştirme; tanık, mağdur veya başkalarıüzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüpheoluşturması hâllerinde tutukluluk kararı verilebilecektir. Maddede ayrıcaişlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlara ilişkin bir liste bulunmaktadır (AİHM kararlarınagöre tutuklama nedenleri için bkz. § 41).
60. Böylece tutuklama nedenleri Anayasa'nın 19. maddesiylebirlikte 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde sınırlı bir şekilde sayılmışolduğundan, bunların dışında bir nedenle tutuklama ya da tutukluluğun devamıkararı verilmesi hâlinde tutmanın meşru amacının bulunduğundan sözedilemeyecektir.
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
61. Başvurucu hakkında verilen tutukluluğa ilişkin kararlarincelendiğinde kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun ifade edildiği ve tutuklamanedeni olarak isnat edilen suçun5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun gereği "tutuklama nedenivarsayılabilen" suçlar arasında olmasına, suçun niteliğine, suça ilişkinKanun'da öngörülen cezanın süresine ve tutuklama tedbirinin ölçülü olmasınadayanıldığı görülmektedir.
62. Bu nedenle başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınayönelik tutuklama ve tutukluluğun devamı suretiyle yapılan müdahalenin Anayasave Kanun'un öngördüğü anlamda meşru bir amacı bulunmaktadır.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
63. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı devletin, bireylerinözgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan temel birhaktır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK],B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 62).
64. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişihürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra, ikincive üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerinhürriyetlerinden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nınanılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığıhâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, §42).
65. Kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alanAnayasa'nın 19. maddesinin, kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanığıdurumlardan biri de üçüncü fıkrada düzenlenen tutuklama tedbiridir.
66. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir cezasoruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, makul sürede yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahipolduğu belirtilmiştir. Anılan fıkrada güvence altına alınan "makul süredeyargılanmayı" ve "serbest bırakılmayı" isteme haklarının,birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olarak değerlendirilmeleri gerekir.
67. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan"serbest bırakılmayı" isteme hakkı uyarınca bir ceza soruşturmasıveya kovuşturması kapsamında tutuklu olan kişiler, ilgili yargı mercilerindenserbest bırakılmalarına karar verilmesini talep edebilirler. Bu hakkın biryansıması olarak 5271 sayılı Kanun'un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaşüpheli veya sanığın soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındasalıverilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Yine aynı Kanun'un 108.maddesininde tutukluluğun soruşturma ve kovuşturma evrelerinde belirli süreleriaşmayacak şekilde resen incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yargıorganlarınca, tutukluluğun her aşamasında gerek kişinin serbest bırakılmatalebi üzerine, gerekse resen yapılan incelemelerde, tutulmanın meşrunedenlerinin açıklanması Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının birgereğidir (konuya ilişkin AİHM'in yaklaşımı bakımından bkz. §§ 39, 40).
68. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin "makulsürede yargılanmayı" isteme haklarına sahip olduğu ifade edilmiştir. Genelolarak yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması, Anayasa'nın 36. maddesiile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının konusudur. Kişilerinfiziksel hürriyetlerinin kısıtlanmasına ilişkin güvencelerin belirtildiğiAnayasa'nın 19. maddesine göre öncelikle tutukluluğun makul süreyi aşmamasıgerekir. Bununla birlikte maddenin tutuklu olarak sürdürülen yargılamanın makulsürede sonuçlandırılması gerektiğine ayrıca işaret ettiği de görülmektedir.
69. Hürriyeti kısıtlanarak yargılanan kişinin yargılamanın makulsürede bitirilmesindeki menfaati, işin doğası gereği diğerlerine göre dahafazladır. Bu bağlamda Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında belirtilentutuklu kişinin "makul sürede yargılanma" hakkı, Anayasa'nın 36.maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makulsürede yargılanma hakkına göre daha yüksek bir koruma sağlamaktadır.
70. Buna göre tutuklu olarak sürdürülen soruşturma ve kovuşturmasüreçlerinin süratle sonuçlandırılması gerekir. Bunun için başta savcılıklar vemahkemeler olmak üzere tüm kamu organları, tutuklu olarak sürdürülensoruşturma/kovuşturma süreçlerinin -adil yargılanma hakkının sağladığıgüvencelere riayet edilmek koşuluyla- süratli bir şekilde sonuçlandırılmasıiçin özenli davranmalıdırlar (konuya ilişkin AİHM'in yaklaşımı bakımından bkz.§ 42).
71. Anılan özen yükümlülüğü, kişinin hürriyetinden yoksunbırakılmaya devam edilmesinin keyfî olmadığının, dolayısıyla kişi hürriyeti vegüvenliği hakkına yönelik müdahalenin meşru amacının devam ettiğininsöylenebilmesi için zorunludur. Bu itibarla tutuklu kişiler hakkındakisoruşturma/kovuşturma süreçlerinin özenli olarak yürütülmesi Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrasında güvence altına alınmıştır.
72. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak veözgürlüklere yönelik sınırlamaların "ölçülülük" ilkesine aykırıolamayacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yeralan "tutuklamayı zorunlu kılan" ibaresiylede tutuklamanın ölçülü olması gerektiğine işaret edilmektedir. Anılan Anayasahükümlerine paralel bir şekilde, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde; işinönemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmamasıhâlinde, tutuklama kararı verilemeyeceği ifade edilmiştir.
73. Ölçülülük ilkesinin amacı temel hak ve özgürlüklerin,gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararlarıuyarınca amaç ve araç arasında makul bir ilişkinin bulunmasını, diğer birdeyişle yapılan sınırlamayla sağladığı yarar arasında hakkaniyete uygun birdengenin bulunması gereğini ifade eden ölçülülük ilkesinin, sınırlayıcı önlemile sınırlama amacı arasındaki ilişkinin denetiminde, önlemin sınırlama amacınaulaşmaya elverişli olup olmadığını saptamaya yönelik "elverişlilik",sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşma ve demokratik toplum düzenibakımından zorunlu olup olmadığını arayan "zorunluluk", ayrıca amaçve aracın ölçüsüz bir oranı kapsayıp kapsamadığını, bu yolla ölçüsüz biryükümlülük getirip getirmediğini belirleyen "oranlılık" ilkeleriolmak üzere üç alt ilkesi bulunmaktadır (AYM, E.2013/57, K.2013/162,26/12/2013).
74. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan "ölçülülük"ilkesini gözetmek öncelikle tutuklamayı yapan ve tutuklamayı devam ettirenyargı mercilerinin görevidir. Bu nedenle bir ceza soruşturması veyakovuşturması kapsamında uygulanan ya da sürdürülen tutuklama tedbirinin ölçülüolup olmadığı öncelikle tutukluluğa ilişkin kararların gerekçeleri üzerindentespit edilebilir (Murat Narman, §62).
75. Tutukluluğa ilişkin kararların gerekçelerinde, tutuklamanınön şartı olan "kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunduğunun" ayrıca "tutuklama nedenlerinin" ortaya konulmasıgerekmektedir. Bu husus tutuklama kararlarının düzenlendiği 5271 sayılıKanun'un 101. maddesininde de ifade edilmiştir. Buna göre tutuklamaya,tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkinkararlarda; kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını vetutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilecektir.
76. Kuvvetli suç şüphesi, tutuklama için bir ön şart olupvarlığını tutukluluğun her aşamasında korumalıdır. Tutmanın bir amacı da kişihakkındaki şüpheleri teyit etmek veya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını /kovuşturmasını ilerletmektir (Dursun Çiçek,B. No: 2012/1108, 16/7/2014, § 87). Başlangıçtaki bir tutuklama içinkuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun, tüm delilleriyle birlikte ortayakonulması her zaman mümkün olmayabilir (MustafaAli Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73; Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:2014/14061, 8/4/2015, § 84). Bununla birlikte soruşturma/kovuşturma süreciilerledikçe kişi hakkındaki suç şüphesini doğrulayacak ya da ortadan kaldıracakdelillere erişilecektir. Bu nedenle belirli bir süre geçtikten sonratutukluluğun devamına ilişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğununsomut olgularla birlikte açıklanması gerekir. Tutukluluğun herhangi biraşamasında, kişinin tutuklu olduğu suç yönünden kuvvetli suç şüphesini gösterenolgular ortadan kalkmışsa artık tutmanın meşru bir amacının bulunduğusöylenemez.
77. Başlangıçtaki bir tutuklama için işin doğası gereği Anayasave Kanun'da öngörülen tutuklama nedenlerinin soyut olarak belirtilmesi yeterligörülebilir. Ancak soruşturma / kovuşturma sürecinde deliller toplandıkça artıkdelillere etki edilebilmesi imkânı ortadan kalkmakta ya da zorlaşmaktadır.Ayrıca isnat edilen suç dolayısıyla belirli bir süre hürriyetinden yoksun kalanve bu itibarla yargılama sonunda alınması muhtemel cezanın en azından birbölümünü karşılayacak kadar tutulan kimsenin kaçma ihtimalinin başlangıçtakinegöre azaldığı da söylenebilir. Bu nedenlerle belirli bir süreyi aşantutukluluğa ilişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerinin soyut olarakbelirtilmesi yeterli değildir(Hanefi Avcı, B.No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70).
78. Bu kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalıolarak açıklanması ve bu nedenlerin olayın koşullarında neden zorunlu olduğununortaya konulması gerekir. Tutukluluk devam ettikçe bir taraftan bireye düşenyükümlülük artarken diğer taraftan tutulmanın dayandığı meşru amaçzayıfladığından, tutuklulun devamı kararlarında davanın genel durumununyanında, tutuklu kişinin özel durumu da dikkate alınmalı, bu anlamda tutuklamanedenleri kişiselleştirilmelidir (Hanefi Avcı,§ 84). Tutukluluğun devamı ancak Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncüfıkrasında "Suçluluğu hükmen sabitoluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." ifadeleriyle güvencealtına alınan ve esasında hukukun temel ilkelerinden biri olan "masumiyetkarinesi"ne rağmen, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına üstün gelecekşekilde tutmanın adaletin işleyişi bakımından gerekli olduğunun dayanaklarıylabirlikte açıklanması durumunda haklı bulunabilir.
79. Suç işlemekle itham edilen kişiler hakkında,"ölçülülük" ilkesi uyarınca en genel ifadeyle adaletin iyi işlemesimeşru amacının sağlanması bakımından tutuklamaya alternatif diğer korumatedbirlerinin yeterli olup olmadığının incelenmesi gerekir. 5271 sayılıKanun'un 109. maddesinde öngörülen adli kontrol yükümlülükleri tutuklamaya göretemel hak ve hürriyetlere daha hafif etkide bulunan koruma tedbirleridir.Dolayısıyla tutukluluğun ölçülü olduğunun söylenebilmesi için buna ilişkinkararlarda öncelikle adli kontrol tedbirlerinin tutuklama ile ulaşılmak istenenmeşru amaç bakımından neden yeterli olmadığı ortaya konulmalıdır. Bu husustutuklama istemleri yönünden 5271 sayılı Kanun'un 101. maddesinin (1) numaralıfıkrasında ifade edilmiştir.
80. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel birilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir kişinin tutuklu olarakbulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerinegöre değerlendirilmelidir (Murat Narman, §61).
81. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudantutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarakkişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiğitarihtir (Murat Narman, § 66).Bubakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinindeğerlendirmesinde dikkate alınmaz. Ancak temyiz incelemesi sonunda bozmakararı verilirse bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmayadönüşeceğinden bozma sonrası ilk derece mahkemesi önünde geçen süredeğerlendirmede dikkate alınacaktır (SavaşÇetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 42).
82. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığışikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, derece mahkemelerince verilentutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda açıklanan gerekçeleriinceleyerek bu gerekçelerin somut olayın özelliklerine göre ilgili ve yeterliolup olmadığını ayrıca yukarıda belirtilen özen yükümlülüğüne uyulupuyulmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir.
83. Bu denetim sonunda tutukluluğa ilişkin gerekçelerin,başvurucuların hürriyetlerinin kısıtlanmasının meşru nedenlerinin ortayakonulması bakımından ilgili ve yeterli olmadığı veya tutuklu olarak sürdürülensoruşturma/kovuşturma süreçlerinin kamu organlarının özen yükümlülüğü ilebağdaşmayan tutumları nedeniyle tamamlanmadığı kanaatine varılırsa tutukluğunmakul süreyi aştığı sonucuna ulaşılacaktır.
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
84. Başvurucu, bir başka suçtan tutuklu olarak bulunduğu çocukceza infaz kurumunda, aynı koğuşta birlikte kaldığı ve olay tarihinde 18yaşından küçük olan bir erkek çocuğa karşı cebir kullanarak cinsel istismardabulunmakla suçlanmıştır. Başvurucu, Nisan 1993 doğumlu olup isnat edilen suçunişlendiği tarihte (19/1/2011) 18 yaşından küçüktür (17 yıl 9 ay). Başvurucuhakkında verilen mahkûmiyet hükmünde yaş küçüklüğü nedeniyle ceza indirimininuygulandığı görülmektedir (bkz. § 25).
85. Bununla birlikte başvurucu, soruşturma aşamasında değil,kovuşturma aşamasında 9/12/2011 tarihinde çıkarılan tutuklamaya yönelikyakalama emri uyarınca 28/12/2011 tarihinde tutuklanmıştır. Buna görebaşvurucu, tutuklandığı tarihte 18 yaşını doldurmuş olup çocuk değildir (bkz.§§ 27, 28, 37).
86. Tutuklu olarak sürdürülen yargılama sonunda ilk derecemahkemesinin 2/5/2014 tarihli kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine ve hükümlebirlikte tutukluluğun devamına karar verilmiştir. Böylece başvurucunun bir suçisnadına bağlı olarak tutulması, mahkûmiyet tarihinde sona ermiştir. Anılanmahkûmiyet hükmünün Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği; böylecebaşvurucunun tutulmasının yeniden suç isnadına bağlı hâle dönüşmediğigörülmektedir. Buna göre başvurucu 28/12/2011-2/5/2014 tarihleri arasında 2 yıl4 ay 4 gün süreyle bir suç isnadına bağlı olarak hürriyetinden yoksunbırakılmıştır.
87. Başvurucunun isnat edilen "çocuğun cinselistismarı" suçu yönünden kuvvetli suç şüphesi altında bulunduğu ilktutuklama kararı da dâhil olmak üzere tutukluluğa ilişkin tüm karalardavurgulanmıştır. Başvurucu hakkında verilen 15/4/2014 tarihli tutukluluğundevamı kararında suç şüphesine ilişkin "mağdurunsoruşturma aşamasındaki beyanı, anal livataya maruz kaldığına dair rapor, ruhhalinin bozulduğuna ilişkin rapor, tanık beyanı, düzenlenen tutanaklar" gibisomut delillere atıfta bulunulmuştur. Anılan delillerin içeriği dikkatealındığında, tutukluluğun ön şartı olan kuvvetli suç şüphesi yönünden mahkemekararlarının açıklayıcı ve yeterli olduğu görülmektedir.
88. Derece mahkemelerinin gerekçelerinde yer alan tutuklama nedenlerineilişkin açıklamalar incelendiğinde, öncelikle suçun 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun gereği "tutuklamanedeni varsayılabilen" suçlar arasında olmasına değinildiği, ayrıca suçunniteliğine, suça ilişkin Kanun'da öngörülen cezanın süresine ve tutuklamatedbirinin ölçülü olmasına dayanıldığı görülmektedir. Kişinin mahkûmiyetihâlinde alacağı hapis cezanın ağırlığı, kaçma şüphesinin varlığına işaret edendurumlardan biridir. Başvurucunun suç işleme eğilimi ve suçun niteliği (çocukyaştaki mağdurun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ağır bir saldırı olması)de dikkate alındığında, mahkemelerce verilen tutukluluğun devamı kararlarındakigerekçelerin, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunuhaklı gösterecek özen ve içerikte olduğu; dolayısıyla tutukluluk hâlinindevamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi dikkate alındığında ilgilive yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.
89. Öte yandan başvurucuya isnat edilen "çocuğun cinselistismarı" suçunun niteliğinin ve uygulanacak Kanun maddelerininbelirlenmesi bakımından mağdurun ruh ve beden sağlığının bozulup bozulmadığınıntespit edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır (bkz. § 29). Bu hususta rapordüzenlenmesine ilişkin olarak başlatılan sürecin tamamlanmasında bir gecikmeninolduğu görülmekle birlikte anılan rapor bir kimsenin uğradığı cinsel istismardolayısıyla ruh sağlığının bozulup bozulmadığı gibi karmaşık ve zor bir konuyailişkindir. Bu yönde bir sonuca varılması için birçok tıbbı belgenin teminedilip incelenmesinin yanı sıra farklı alanlardaki uzmanların görüşüne deihtiyaç duyulabilmektedir. Ayrıca bir kimsenin uğradığı cinsel istismardolayısıyla ruh sağlığında yaşanan etkilenmenin "bozulma" düzeyineulaşıp ulaşmadığının tespiti için olay tarihinden sonra belirli bir süreningeçmiş olması da gerekebilmektedir. Diğer taraftan Mahkeme, anılan raporundüzenlenmesi için süreci hızlandırma bakımından gayret göstermiştir (bkz. §24). Bu itibarla genel olarak davanın yürütülmesinde derece mahkemelerince birözensizlik gösterildiği tespit edilmemiştir.
90. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin derecemahkemelerince açıklanan gerekçelerin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşrunedenlerinin belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması ve davanınyürütülmesinde bir özensizliğin bulunmaması dikkate alındığında 2 yıl 4 ay 4günlük tutukluluk süresinin somut olayın koşullarında makul olduğu sonucunavarılmıştır.
91. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasınınihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarakAnayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE16/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.