TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HALİL ATABEY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3771)
Karar Tarihi: 16/10/2014
R.G. Tarih-Sayı: 10/1/2015-29232
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Halil ATABEY
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 2008 yılı terfideğerlendirilmesi sonucunda 4. sınıf emniyet müdürlüğü rütbesine terfiettirilmemesine ilişkin işlemin iptali istemi ile açmış olduğu davadaAnayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin, 36. maddesindetanımlanan adil yargılanma hakkının ve 38. maddesinin dördüncü fıkrasındatanımlanan masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalingiderilmesine ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle uğradığı zararın tazmininekarar verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 4/6/2013 tarihindeSinop 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 13/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 23/1/2014tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,Bakanlık, yazılı görüşünü 21/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı,başvurucuya 3/3/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşünecevaplarını içeren dilekçesini 14/3/2014 tarihinde sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, emniyet amirliğirütbesine 2004 yılında terfi etmiş, dört yıllık bekleme süresinin sonunda durumudeğerlendirilerek Yüksek Değerlendirme Kurulu kararı ile 4. sınıf emniyetmüdürü rütbesine terfi ettirilmemesine karar verilmiştir.
9. Başvurucu, 4 yıllık zorunlubekleme süresini doldurduğu ve bu süre içinde sicillerinin olumlu olduğu, sadece4 günlük maaş kesim cezasının bulunduğu ve bunun da terfisineengel olacak nitelikte bulunmadığı iddiasıyla terfi ettirilmeme işlemininiptali istemiyle 29/5/2008 tarihinde Samsun 2. İdare Mahkemesinde davaaçmıştır.
10. Samsun 2. İdare Mahkemesi 31/12/2008tarih ve E.2008/552, K.2008/2505 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir.Mahkemenin ret gerekçesi şöyledir:
“Uyuşmazlığa konu olayda, Emniyet Amirirütbesine 30.06.2004 tarihinde terfi eden davacının bulunduğu rütbedeki zorunlubekleme süresini doldurduğu ve bekleme süresi içindeki sicillerinin de 2004yılı 97, 2005 yılı 92, 2006 yılı 66, 2007 yılı 81 olduğu ve ayrıca 13 maaş ve 2takdirname ile taltif edildiği ve 4 günlük aylık kesimi cezası dışında hakkındaverilmiş bir mahkumiyet veya disiplin cezası bulunmadığı anlaşılmış ise de,İzmir Emniyet Müdürlüğü emrinde görevli olduğu döneminde İzmir CumhuriyetBaşsavcılığınca 2005/519 nolu dosya üzerindeyürütülen soruşturma kapsamında İzmir Kaçakçılık ve Organize Suçlarla MücadeleŞube Müdürlüğünce çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik yapılan operasyonlarsonucunda bahse konu suç örgütü ile irtibatlı olanlar arasında davacının dabulunduğunun tespiti üzerine aralarında davacının da bulunduğu sanıklarhakkında İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E:2007/375 sayılı dosyasında açılanceza davasının derdest olduğu ve dava hakkındaki iddiaların da UYAP sorgusisteminde yapılan sorgulama sonucunda "suç işlemek amacıyla kurulanörgüte üye olmak, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek, tutuklu, hükümlüveya suç delillerini bildirmeme" olduğu hususları dikkate alındığındaidarenin takdir yetkisi kapsamında tesis edildiği anlaşılan dava konusu işlemdehukuka aykırılık bulunmamıştır.”
11. Başvurucu tarafındanyürütmeyi durdurma talepli olarak karar temyiz edilmiş, Danıştay Onikinci Dairesi 26/5/2009 tarih ve E.2009/2515 sayılıkararı ile yürütmenin durdurulması istemini reddetmiş, başvurucu ikinci kezyürütmeyi durdurma talep etmesi üzerine Daire 22/4/2011 tarih ve E.2009/2515sayılı kararı ile yeniden yürütmenin durdurulması istemini reddetmiş, 12/6/2012tarih ve E.2009/2515, K.2012/4104 sayılı kararı ile de temyiz isteminireddederek, Mahkeme kararını onamıştır.
12. Bu karara karşı yapılankarar düzeltme talebi de aynı Dairenin 18/2/2013 tarih ve E.2012/11336,K.2013/598 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
13. Karar, başvurucuya 14/5/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 4/6/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
15. Diğer taraftan, davadosyasının temyiz incelemesi devam etmekte iken başvurucu 30/6/2010 tarihiitibarıyla 4. sınıf emniyet müdürlüğü rütbesine terfi ettirilmiştir.
B. İlgiliHukuk
16. 4/6/1937 tarih ve 3201sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun “Terfî ve atama” başlıklı 55. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
“Polis Amirleri, rütbe sırası ile Komiser Yardımcısı,Komiser, Başkomiser, Emniyet Amiri, 4 üncü Sınıf Emniyet Müdürü, 3 üncü Sınıf Emniyet Müdürü,2’nci Sınıf Emniyet Müdürü, 1 inci Sınıf Emniyet Müdürü ve Sınıf Üstü EmniyetMüdürüdür.
Bu rütbelere terfiler, bu maddede öngörülen sınav ve eğitimşartı saklı kalmak üzere, kıdem ve liyakata göreyapılır.
…
Taksirli suçlar hariç, paraya çevrilse veya tecil edilsedahi alınan hapis cezaları, aylıksız izinde geçen süreler, uzun ve kısa sürelidurdurma cezaları ile meslekten ve memuriyetten men cezaları, ceza sürelerikadar rütbe terfiini geri bıraktırır. Her olumsuz sicil, rütbe terfiini bir yılgeciktirir.
…”
17. Aynı maddenin son fıkrası uyarıncaçıkarılan ve 10/8/2001 tarih ve 24489 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanarak yürürlüğe giren Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli RütbeTerfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışmalarına İlişkin Yönetmeliğin “Yüksek Değerlendirme Kurulunun değerlendirme ve kararusulü” başlıklı 25. maddesi şöyledir:
“Yüksek Değerlendirme Kurulu üyeleri; 22’nci maddebelirtilen terfi edecek personel hakkında;
a) Bulunduğu rütbede, affa uğramış olsa bile, adlimercilerce verilen kararlar ve bu kararlara dayanak olan fiillerini,
b) Bulunduğu rütbede, affa uğramış olsa bile, disiplinkurullarınca verilen disiplin cezalarına veya soruşturma bilgilerini ve busoruşturmalara dayanak olan fiil ve hareketlerini,
c) Performans değerlendirme, ödül ve başarı belgesibilgilerini,
d) Meslek içerisindeki bilgi, beceri ve davranışlarını,değerlendirerek edinecekleri kanaate göre oy çokluğu ile karar verirler.
…”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
18. Mahkemenin 16/10/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/6/2013 tarih ve 2013/3771numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
19. Başvurucu, 2008 yılı terfidöneminde 4. sınıf emniyet müdürlüğüne terfi bekleyen 674 emniyet amirinden 646amirin terfi ettirildiğini, kendisinin 520. terfi sırasında olmasına rağmenterfi ettirilmediğini, bekleme süresi içinde sadece 4 günlük aylık kesim cezasıaldığını, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki ceza yargılamasının devam etmesinekarşın Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olarak idari tasarrufta bulunulduğunu,kendisiyle aynı durumda bulunan birçok kişinin terfi ettirildiğini, bu durumuneşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve yargılamanın makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlikilkesinin, 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ve Anayasa’nın38. maddesinin dördüncü fıkrasında tanımlanan masumiyet karinesinin ihlaledildiğini ileri sürmüş, ihlalin giderilmesine ve yargılamanın uzun sürmesinedeniyle uğradığı zararın tazminine karar verilmesini istemiştir.
B. Değerlendirme
20. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir.Başvurucunun, eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiası idari işlemin tesisine,bu işlemin hukuki denetiminin yapıldığı yargısal aşamaya ve kararın adil olupolmadığına ilişkin olması nedeniyle adil yargılanma başlığı altında, diğeriddiaları da masumiyet karinesinin ihlali ve makul sürede yargılanma hakkıbaşlıkları altında değerlendirilmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
21. Kamu görevlisi olanbaşvurucunun terfi ettirilmemesine yönelik uyuşmazlığın “medeni hak ve yükümlülük” kapsamında vedolayısıyla adil yargılanma hakkı bakımından Anayasa Mahkemesinin konubakımından yetkisi kapsamında yer aldığı açıktır.
22. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
23. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
24. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır (B. No:2012/665, 13/6/2013, § 20).
25. Bireysel başvuruya konudavadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği vedeğerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafındangetirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuruincelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe derecemahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuruincelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleritakdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No: 2012/1027,12/2/2013, § 26).
26. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, terfi ettirilmemesine ilişkin işlemin mevzuata aykırı olduğunu, 4yıllık bekleme süresini doldurduğunu ve bu süre içinde sicillerinin olumluolduğunu, sadece 4 günlük aylıktan kesme cezasının bulunduğunu ve bunun da terfisine engel oluşturmadığını iddia etmiş, İlk DereceMahkemesi ise terfi işleminin idarenin takdir yetkisi içinde kaldığı vedosyadaki bilgi ve belgelere göre de başvurucunun "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, örgütebilerek ve isteyerek yardım etmek, tutuklu, hükümlü veya suç delillerinibildirmeme" suçlamaları nedeniyle hakkında ceza yargılamasınındevam ettiğini belirtilerek bu yetkinin hukuka uygun kullanıldığı gerekçesiyledavayı reddetmiştir. İlk derece Mahkemesi sonuç itibarıyla Yüksek DeğerlendirmeKurulunun, başvurucunun meslek içerisindeki bilgi, beceri ve davranışlarınıdeğerlendirerek ulaştığı kanaatin hukuka aykırı olmadığına karar vermiştir.Başvurucunun iddialarının mevzuatın yorumlanmasına, delillerindeğerlendirilmesine ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğuanlaşılmaktadır.
27. Adil yargılanma hakkıbireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulününadil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvurudaadil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucununyargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığıveya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendidelillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıylailgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararıngerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardandeğerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe veya bariztakdir hatasına ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir. Somutolayda başvurucunun yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmadığı, aksineterfi ettirilmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davada verilenkararın sonucunun adil olmadığı şikâyetini dile getirdiği anlaşılmaktadır (B.No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
28. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, derece mahkemesi kararının açık bir keyfilik veya bariz takdir hatasıda içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin, “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası
29. Başvurucu, İzmir 10. AğırCeza Mahkemesindeki ceza yargılamasının devam etmesine karşın Anayasa’nın 38.maddesine aykırı şekilde masumiyet karinesinin ihlal edilerek terfi işlemininyapılmadığını ve açılan davanın reddedildiğini ileri sürmüştür.
30. Başvurucunun bu şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası
31. Başvurucu, açtığı davanınmakul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesindetanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. Başvurucunun bu şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
a. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası
33. Anayasa’nın 38. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlusayılamaz”
34. Sözleşme’nin 6. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasalolarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”
35. Masumiyet karinesi, kişininsuç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabuledilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfetiiddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları vekamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesinetabi tutulamaz (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
36. Bu çerçevede, masumiyetkarinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyetkararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı kesin hükümlemahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise, artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları içinmasumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak cezadavası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veyasuçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkındaberaat kararı verilen durumlarda ise kişi hakkında masumiyet karinesinin devamettiğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncüve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (2) numaralıfıkraları anlamında kişinin suçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlusayılamaz (B. No: 2012/574, 6/2/2014, § 76).
37. Masumiyet karinesi, suçisnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için, Sözleşme’nin 6.maddesinde ifade edilen “medeni hak veyükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilenidari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışındakalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitindeidari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önceverdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. X/Avusturya, B. No:9295/81, 6/10/1982, k.k.; C/Birleşik Krallık, B. No: 11882/85, 7/10/1987, kk.). Bu kural, kişi hakkında verilen beraat kararısorgulanmadığı sürece, aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük ispat standardıkullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabitutulmasına engel teşkil etmemektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, §38).
38. Bu çerçevede, ceza davasıdışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idariuyuşmazlıklarda, kişi hakkında beraat kararı verilmiş olmasına rağmen, bukarara esas teşkil eden yargılama sürecine dayanılması ve bu şekilde beraatkararının sorgulanması masumiyet karinesi ile çelişir. Buna karşılık, idariuyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından, kişi beraat etmiş olsadahi yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi,kişinin suçlu muamelesi gördüğünden ve dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlaledildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararıngerekçesinin bütün halinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran kişininyargılandığı ve sonuçta beraat ettiği fiillere dayanıp dayanmadığınınincelenmesi gerekir (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 29).
39. Öte yandan, ceza ve cezamuhakemesi hukuku ile disiplin hukukunun farklı kural ve ilkelere tabidisiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre kamu görevlisinindavranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu dagerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrıayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemiişlemediğine dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü disiplin makamlarıaçısından doğrudan bağlayıcı değildir (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 30). Ancakbu kapsamda yapılan değerlendirmelerde delil yetersizliğine dayalı olsa bilekişi hakkında verilen beraat kararına aykırı olarak kişinin suçsuz olmadığıyönünde değerlendirmelerden kaçınılması gerekir.
40. Masumiyet karinesinin ihlaledilip edilmediği değerlendirilirken, özellikle hukuk ve idari yargılamabakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayıyapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği ve beraat kararınısorgulayıp sorgulamadığıdır.
41. Kişinin suçluluğunu ima edenya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça, sadece soruşturma açılmışolması da disiplin veya idari yaptırım işlemlerinin başlatılması veyauygulanması için yeterli görülebilir (B. No: 2012/998, 7/11/2013, § 65).
42. Bireysel başvuruya konu olanİdare Mahkemesi kararının ilgili kısmı şöyledir:
“… aralarında davacının da bulunduğu sanıklar hakkında İzmir10. Ağır Ceza Mahkemesinin E:2007/375 sayılı dosyasında açılan ceza davasınınderdest olduğu ve dava hakkındaki iddiaların da UYAP sorgu sisteminde yapılansorgulama sonucunda "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, örgütebilerek ve isteyerek yardım etmek, tutuklu, hükümlü veya suç delillerinibildirmeme" olduğu hususları dikkate alındığında idarenin takdir yetkisikapsamında tesis edildiği anlaşılan dava konusu işlemde hukuka aykırılıkbulunmamıştır.”
43. Görüldüğü üzere İdareMahkemesi kararında, başvurucu hakkındaki yargılamaya değinilmiş, başvurucununsuçlu olduğunu ifade veya ima eden bir ibareye yer verilmemiştir. Bu çerçevedebaşvuruya konu kararın gerekçesinde yer alan ifadelerden, suçluluğu ilgilimahkeme kararlarıyla sabit olmayan başvurucunun bu eylemleri işlediği ve suçluolduğu inancının yansıtıldığı görülmemektedir. Mahkemenin gerekçesininbaşvurucunun masumiyet karinesine saygı ilkesiyle bağdaşmadığı söylenemez.
44. Yukarıdaki açıklamalarçerçevesinde, başvuru konusu olayda masumiyet karinesinin ihlal edilmediğisonucuna ulaşılmıştır.
b. Yargılama Süresinin MakulOlmadığı İddiası
45. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamınada girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
46. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
47. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
48. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
49. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
50. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesindegöz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
51. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).
52. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığınıntespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 41–45).
53. Ancak belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespitiile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
54. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
55. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 29/5/2008 tarihidir.
56. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
57. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).
58. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinden, başvurucu terfi ettirilmemesine ilişkin işleminiptali istemiyle 29/5/2008 tarihinde dava açmış, İlk Derece Mahkemesi31/12/2008 tarihinde davanın reddine karar vermiş, karar 19/2/2009 tarihindetebliğ edilmiş, başvurucu 8/3/2009 tarihinde yürütmeyi durdurma talepli olarakkararı temyiz etmiş, Danıştay Onikinci Dairesi26/5/2009 ve 22/4/2011 tarihlerinde (başvurucu tarafından ikinci kez yürütmeyidurdurma talebinde bulunulması nedeniyle) yürütmeyi durdurma taleplerinireddetmiş ve 12/6/2012 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararınıonamıştır. Bu karar başvurucuya 3/8/2012 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu13/8/2012 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuş ve Danıştay Onikinci Dairesi 18/2/2013 tarihli kararı ile bu talebireddedilmiş, uyuşmazlığa konu yargılama bu tarih itibarıyla bitmiştir.
59. Yargılama sürecininuzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44).
60. Bu kapsamda, yargısisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmünyazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerinegönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personelsayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul süreninaşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).
61. Başvuru konusu yargılamasüreci değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesinde 29/5/2008 tarihinde açılandava hakkında 31/12/2008 tarihinde karar verildiği ve yargılama süresinin 7 ay2 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesi karar tarihinden Danıştay Onikinci Dairesinin karar düzeltme talebinin reddi kararınakadar geçen sürenin ise 4 yıl 1 ay 18 gün ve toplam yargılama süresinin ise 4yıl 8 ay 20 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesince makul sürede dava hakkındakarar verilmiş ise de Danıştay Onikinci Dairesindegeçen kanun yolu incelemesinde gecikmelerin yaşandığı tespit edilmekle beraber,yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle yargı sisteminin yapısındankaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkinyargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğuanlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesigereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içindekarara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarınıyerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından, hukuksisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin yargılama faaliyetininmakul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.
62. Başvurucunun tutumununyargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
63. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın terfi ettirilmeme işleminin iptalineyönelik olmasına ve davanın esastan çözümünün ise İlk Derece Mahkemesince 7 ay2 gün içinde tamamlanmış olmasına karşın temyiz ve karar düzeltme taleplerihakkında 4 yılı aşan sürede karar verilmiş olması, şikâyete konu yargılamadamakul olmayan bir gecikmenin olduğunu ortaya koymaktadır.
64. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
65. Başvurucu, yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle maruz kaldığı manevi zararkarşılığında tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
66. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
67. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin 4 yıl 8 ay 20 günlük yargılama süresi nazara alındığında,başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren net 3.350,00 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
68. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç tutarından oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması "nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
3.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun,
1. Masumiyetkarinesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 3.350,00 TL MANEVİTAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan198,35 yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararıntebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibarendört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
16/10/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.