TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
HALUK ÖKTEM BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/13433)
Karar Tarihi: 13/10/2016
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
Haluk ÖKTEM
Vekili
:
Av. Mustafa BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden(TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın reddedilmesinedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/8/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/11/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 6/5/2016 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüşsunulmamıştır.
6. İkinci Bölüm tarafından 12/7/2016 tarihinde yapılantoplantıda, verilecek kararın Bölümler tarafından önceden verilmiş kararlarlaçelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurul tarafından kararabağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, muvazzaf astsubay statüsünde İzmir 2. Ana Jet ÜsKomutanlığı emrinde görev yapmakta iken TSK'nın itibarını sarsacak şekildeahlak dışı hareketlerde bulunduğuna dair hakkında yapılan ihbar üzerine idaritahkikat başlatılmış; bu tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafındanbaşvurucu hakkında ahlaki durumu nedeniyle "TürkSilahlı Kuvvetlerinde kalması uygun değildir." ortak kanaatiniiçeren 24/7/2012 tarihli ayırma sicil belgesi düzenlenmiştir.
9. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 61. maddesigereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyondabaşvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 7/8/2012 tarihli kararı ilebaşvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar13/8/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra GenelkurmayBaşkanının onayına sunulmuş; Genelkurmay Başkanı tarafından da Hava KuvvetleriKomutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğübelirtilmiştir. Bunun üzerine 6/11/2012 tarihli Millî Savunma Bakanı olurunadayanılarak başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir.
10. Başvurucu, istihbarat birimindeki görevliler tarafındanmülakat adı altında çağrılarak 20/6/2012 tarihinde sorguya alındığını, sorguesnasında cinsel yaşamına ilişkin ayrıntılı sorular sorulduğunu, sonrasındasavunması alınmaksızın ve hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ilişiğininkesildiğini, ilişik kesme kararında herhangi bir disiplinsizlik eyleminingösterilmediğini, yalnızca özel yaşam biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğininanlaşıldığını, sorgu yönteminin mevzuata aykırı olarak aldatıcı biçimde vebaskı altında tutularak yapıldığını, hukuka aykırı usuller içeren ve göreviyleilgisi olmayan tamamen özel yaşantısına ilişkin mahrem sorulardan oluşan sorguneticesinde elde edilen beyanların delil olarak kullanılamayacağını, ilişikkesmeye dayanak alınan bu sorgu işleminin usulsüz ve hukuki dayanaktan yoksunolduğunu, takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu durumundikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönünden hukukaaykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğunubelirterek yürütmenin durdurulması ve ayırma işleminin iptali talebiyle MillîSavunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) BirinciDairesinde 10/12/2012 tarihinde dava açmıştır.
11. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durumsebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucunun ilişiğininkesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması gerektiği,ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin başarıyla icraedilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetinin yürütülmesindezararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışına çıkarılmasının kaçınılmazolduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminde takdiryetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, dava konusu ayırma işlemindehukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
12. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.
13. AYİM Birinci Dairesinin 26/12/2012 tarihli ara kararı iledava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkındatesis edilen ayırma işleminin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsızzararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birliktegerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.
14. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan düşünce yazısında,başvurucunun geçmiş mesleki safahatı itibarıyla yalnızca bir defa disiplincezası ile cezalandırıldığı, sicil ortalamalarının çok iyi seviyede olduğu,hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığı, ayrıca özel hayatınıngizliliği kapsamında kalması gereken ve kendi ifadesinden elde edilenbilgilerin ayırma işlemine esas alınamayacağı, bu bağlamda başvurucunundisiplin ve sicil durumu gözetilmeden ve ikaz dahi edilmeden tabi tutulduğuayırma işleminde ölçülük ilkesinin ihlal edildiği,dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiğibelirtilmiştir.
15. AYİM Birinci Dairesinin 18/2/2014 tarihli ve E.2012/1562,K.2014/164 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. Kararda, TSK'nın itibarınısarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulundukları gerekçesiyle İstihbaratBaşkanlığınca yürütülen tahkikat kapsamında aralarında başvurucunun dabulunduğu pek çok personelin ifadesine başvurulduğu, 20/6/2012 tarihindeifadesi alınan başvurucunun yaşadığı cinsel birliktelikleri detaylı şekildeanlattığı ve ikrar ettiği, başvurucu dışında ifadesine başvurulan diğer askerîpersonelin de anlatımlarında başvurucunun ahlaka aykırı davranışlarına yerverdiği ve başvurucunun cinsel yaşamına ilişkin ayrıntıları aktardığı, geçmişsicil ve disiplin durumu itibarıyla başarılı bir personel portresi çizmesinekarşın başvurucunun iyi ahlak sahibi olmak vasfını taşımadığı, TSK'nınitibarını zedeleyecek tavır ve davranışlar içinde bulunduğunun anlaşıldığı,ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif kriterlere göre kullanıldığı vekamu yararı ile birey yararı dengesinin gözetildiği belirtilmiş; tesis edilenişlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kararda ayrıcaherhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasa dahi kamu personeli hakkındadisiplin soruşturması yapılabileceği vurgulanmıştır. Bunun yanında başvurucunun20/6/2012 tarihli ifadesinin bir suç isnadıyla ceza soruşturması ya dakovuşturması kapsamında değil disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirilmeküzere idari tahkikat kapsamında alınmış olduğu ve başvurucunun bu şekildetespit edilen ifadesi sırasında iradesinin fesada uğratıldığı, yanıltıldığı yada ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğunadair dosya kapsamında herhangi somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığıbelirtilmiştir.
16. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynıDairenin 17/6/2014 tarihli ve E.2014/734, K.2014/616 sayılı kararıyla reddedilmişve karar 21/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
17. 18/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
18. Başvurucu hakkındaki gizlilik dereceli belgelerinincelenmesinden, Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbarata karşı koymahassasiyetleri çerçevesinde 20/6/2012 tarihinde başvurucunun ifadesininalındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesinebaşvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde sözkonusu metnin “ifadeyi alan”kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğuanlaşılamamıştır. Anılan ifade metninde başvurucuya şimdiye kadarki görevaşamaları ve kimlerle ikamet ettiği, grup hâlinde cinsel ilişki yaşayıpyaşamadığı, yabancı uyruklu kadınlarla cinsel ilişki yaşayıp yaşamadığı,yaşamış ise kimlerle nerede ve ne zaman bu tür ilişkiler yaşadığı, İnternetvasıtasıyla veya yüz yüze tanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimlerolduğu, ilişki yaşadığı kadınların kendisinden TSK hakkında bilgi almaya yönelikbir girişimde bulunup bulunmadığı hususlarının sorulduğu görülmüştür.Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve özellikle birlikte olduğukadınlara ilişkin olarak cinsel birliktelik içeren geçmişteki ilişkileriniaçıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Soruşturma konusuolaylara ilişkin olarak başvurucu dışındaki kişilerin de ifadelerinin alınmışolduğu, bu kişilerden başvurucu hakkında bildiklerini anlatmalarının istendiğigörülmüştür.
B. İlgili Hukuk
19. 926 sayılı Kanun’un “Çeşitlinedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrasışöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:
Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerdekalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmetsürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleriuygulanır.
"Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicilbelgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği,inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimlertarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibiastsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesiGenelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırmaişlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”
20. Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları nedeniyle ayırmausulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlâkî durumlarıgereği Türk Silâhlı Kuvvetlerinde kalmaları,bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ileanlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızınemeklilik işlemi yapılır:
a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmenıslah olmaması,
b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır vehareketlerini ikazlara rağmen düzenleyememesi,
c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırı derecede menfaatine, içkiye,kumara düşkün olması,
...
e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarınısarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,
...”
21. Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırmasicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar başlıklı61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.
a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerincebaşlatılması:
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinindüzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temelnitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri,sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olankanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindekidisiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarınıbelirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması UygunDeğildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmedensıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra,Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil GüvenlikKomutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler.
...
Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil GüvenlikKomutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelercekarargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir vebunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil GüvenlikKomutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbaratve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekligördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlîmüşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bukomisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, eklibelgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra birdeğerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşlerialınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğuinceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile KuvvetKomutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunarve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanıveya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerinsicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerlerideğiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, GenelkurmayBaşkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personelbaşkanlığınca adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararınasunulup sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibinesunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûradagörüşülmesi gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûratoplantısında gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleritamamlanır. Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûradagörüşülmesine gerek görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları,Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibiastsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...
Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birincifıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicilidüzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikalisakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı,Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicildüzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.
b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:
Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘SilâhlıKuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, KuvvetKomutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik KomutanlığıPersonel Başkanlıklarınca bütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicilbelgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesisonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesininbirinci fıkrasında yazılı fiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birdenuyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a)bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler. Komisyon, inceleme vedeğerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, JandarmaGenel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar...
Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında Kuvvet Komutanı, JandarmaGenel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile Genelkurmay Başkanı tarafından‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ şeklindesicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu maddenin birinci fıkrasının (a)bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”
22. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İçHizmet Kanunu’nun “Disiplin”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirleremutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.
Askerliğin temeli disiplindir.
Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususikanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”
23. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraberahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesinebilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyiahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret veatılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyigeçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerdenkaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
24. 6/9/1961 tarihli ve10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk SilahlıKuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Asker, kendisinden beklenen vazifelerihakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:
…
(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı veyaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüpkalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardansakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biriayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 13/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmülakat adı altında çağrılarak manevi baskı altında ifadesinin alındığını,tutanağa yazılan ifadelerin bir kısmının gerçeğe aykırı olduğunu, aldatmayöntemiyle özel hayatına ilişkin bilgilerin en ince ayrıntısına kadar eldeedilmeye çalışıldığını ve bu bilgilerin ayırma işlemine dayanak olarakgösterildiğini, herhangi bir disiplin cezası bulunmadığı gibi sicil notortalamasının iyi seviyede olduğunu ve sekiz kez takdire layık görüldüğünü,tesis edilen işlemde ölçülülük ilkesinin gözetilmediğini, ayırma işleminegerekçe olarak gösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığı hususudeğerlendirilmeyerek istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerle eldeedilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabul edildiğini,yalnızca kendisini ilgilendiren ve mesleğiyle ilgisi olmayan özel hayat alanınailişkin ayrıntılar üzerinden tesis edilen idari işlem ve AYİM kararı nedeniyleAnayasa’nın 20., 36., 38. ve 125. maddeleri ile güvence altına alınanhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yargılamanınyenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatınailişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgileredayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edilmesidir. İhlal iddialarınınniteliği gereği başvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
29. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadanitibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıpkullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülenhallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasınailişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
30. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bukoruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özelbir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özelhayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dışdünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdanAnayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altınaalmaktadır (Serap Tortuk,B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).
31. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).
32. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altındakorunmasını mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).
33. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça genişyorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özelliklekaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).
34. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesive gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinseliçerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkındasorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerindavranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatıngizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§ 47, 48).
35. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına saygıgösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağıbelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvencealtına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bualanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamındaolduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğininkorunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındadeğerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011; E.1986/24,K.1987/8, 31/3/1987).
a. Müdahalenin Varlığı
36. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırmaişlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’danayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konusüreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış veilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında, özelyaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararınınbaşvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
37. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeniöngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunmakta; ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktadaAnayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir(Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
38. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
39. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundanbelirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).
40. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerinvar olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
41. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,§ 36).
42. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısalsürecin 926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)fıkrası ile Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61.maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
43. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliğihakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
44. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilatdüzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimdeçalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıylatesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısındandisiplin cezalarının amacı kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetiningereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurlarınhiyerarşik düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirleremutlak bir itaat, astın ve üstün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır.Ayrıca askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazasıve idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağıdüzenlenmiştir.
45. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacıkapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibiyürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplinhukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem veeylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşrutemellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli birstatüye girmeyi kabul eden kişilerin; sivillere getirilemeyecek bazısınırlamaların, askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştankabul ettiklerini söylemek de mümkündür (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 41).
46. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin askerî disiplinin korunmasıve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millîgüvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesiçerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olmave Ölçülülük
47. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkınıetkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü debulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleribakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması içingerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, § 42).
48. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşruamaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
49. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı; öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplumdüzeninin gerekleri”nden olma bir sınırlamanındemokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacınayönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsalihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilsedemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarakdeğerlendirilemez (Ata Türkeri, §44).
50. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygıhakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcıbir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (AtaTürkeri, § 45).
51. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında,özellikle kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özelhayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §52).
52. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
53. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukukauygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında bireylerin özel hayatlarınailişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki etkilerininaçıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi üzerindekietkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardakideğerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıcatesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumlarıdikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir.
54. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:28945/95, 10/5/2001, § 72).
55. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin değerlendirilmesisonucunda başvurucunun ahlaki düşüklük içinde olduğuna ilişkin iddialar içerenbir ihbar alınması üzerine idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamdaHava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ve diğer bazı personelin ifadesininalındığı, başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak başvurucunun20/6/2012 tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusuifade metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığınınbelirtilmediği gibi hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğuhususunun da açıklanmamış olduğu, ancak başvurucunun kendisine sorulan sorularıyanıtladığı, geçmişte cinsel birliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı vecinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade metnini imzaladığıanlaşılmıştır.
56. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını, aldatmayöntemiyle özel hayatıyla ilgili bilgilerin en ince ayrıntısına kadar eldeedilmeye çalışıldığını ve özel hayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırıgerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.
57. AYİM Birinci Dairesinin 18/2/2014 tarihli ve E.2012/1562,K.2014/164 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş veifade alma işlemi sırasında başvurucunun iradesinin fesada uğratıldığı,yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerlealınmış olduğuna dair somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığı gerekçesiyleanılan iddialar reddedilmiştir. Bahse konu 20/6/2012 tarihli ifadenin disiplinhukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmışolduğu ayrıca ifade edilmiştir.
58. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli vesomut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusundabilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheliduruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında, başvurucunun mesleki hayatını değilözel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığıgörülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyladeğil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgiliolduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamımesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısalmakamların karar gerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya da sosyalortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki yöndenözenli bir yaşam sürmediği ve karşı cinse düşkünlüğünün bulunduğu tespitlerineyer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarakbaşvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışlarınesasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşameylemleri olduğu anlaşılmaktadır.
59. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiğianlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindekisınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecekson çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.
60. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul veiçerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılanifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özelhayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibarentüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığıgörülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilenhususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşıaçılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararındabaşvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatıüzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığıgibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin dedetaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilendelillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialarhakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.
61. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde önesürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılanbaşvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıtverilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindekietkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygınıngösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerdenbaşvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkınamüdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediğikabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma işleminin başvurucunungeçmiş sicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönündendeğerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak veözgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği,başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu yada istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya daalınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığıve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
62. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
63. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlalive sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
64. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 10.000 TL manevitazminat talep etmiştir.
65. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
66. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM Birinci Dairesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
67. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE13/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.