TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAMDULLAH IŞIK VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3627)
Karar Tarihi: 31/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucular
:
Hamdullah IŞIK ve diğerleri [bkz. ekli tablonun B satırı]
Vekilleri
:
Av. Hüseyin AKÇARA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurular terör olayı nedeniyle köyü terk etmeye mecburbırakılmaları sonucu özel hayatın gizliliği ilkesi ile mülkiyet haklarının;terör örgütü üyeleri tarafından amcalarının kaçırılıp öldürüldüğü dikkatealınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden DoğanZararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurularınreddedilmesi, ret işlemlerine karşı açılan davalara ilişkin yargılamaişlemlerinin adil olmaması ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasınedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 23/5/2013 tarihinde Batman İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecekbir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Komisyonlarınca 8/12/2014, 31/12/2014 ve26/10/2015 tarihlerinde, başvuruların kabul edilebilirlik incelemelerinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından muhtelif tarihlerde, başvurularınkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Anayasa Mahkemesi tarafından 2013/3629 ve 2013/4368 başvurunumaralı dosyaların konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2013/3627 başvurunumaralı dosya ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/3627 başvuru numaralıdosya üzerinden yürütülmesine ve diğer bireysel başvuru dosyalarının kapatılmasınakarar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucular, Batman ili Kozluk ilçesi Kayadibiköyünde ikamet etmekte iken 1993 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyleköylerinden göç etmek zorunda kaldıklarını iddia etmişlerdir.
8. Başvurucular, ekli tablonun C satırında belirtilen tarihlerde5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle BatmanValiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
9. Ekli tablonun D satırında tarih ve sayıları belirtilenKomisyon kararlarında, terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanmasıtalebiyle yapılan başvurularda dosyalarda yer alan bilgi ve belgeler uyarıncabaşvurucuların yaşadığı Kozluk ilçesinin Kayadibiköyünün boşaltılmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığındanbahisle taleplerin reddine karar verilmiştir.
10. Belirtilen ret işlemleri aleyhine ekli tablonun E satırındabelirtilen tarihlerde başvurucular tarafından açılan iptal davalarında, eklitablonun F satırında tarihleri gösterilen Diyarbakır 1. ve 2. İdare Mahkemesikararları ile Kayadibi Köyü ve mezralarının terörolaylarından kısmen etkilendiği ancak köy ve mezralardan çok büyük bir göçünyaşanmadığı, jandarma araştırma tutanağında Kayadibiköyünden sadece 20-25 ailenin göç ettiğinin belirtildiği, genel nüfus sayımlarıve tespitlerine göre Kayadibi köyünde 1990 yılında418, 1997 yılında 155, 2000 yılında ise 213 kişinin yaşadığı; Kayadibi köyünün tamamen boşalan yerleşim yerlerindenolmaması nedeniyle başvurucuların subjektif güvenlikkaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradıklarını ileri sürdüklerizararın 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanakbulunmadığı gerekçesiyle davaların reddine karar verilmiştir.
11. Başvurucuların temyizi üzerine ekli tablonun G satırındagösterilen tarihlerde Danıştay Onbeşinci Dairesiilamları ile kararların usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülentemyiz nedenlerinin kararların bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.
12. Başvurucular 23/5/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
14. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinciderece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
16. Başvurucular amcalarının çocukları F.I.nınterör örgütü üyeleri tarafından kaçırıldığını ve daha sonra serbestbırakıldığını, terör olayları nedeniyle köylerini terk etmek zorundakaldıklarını, uğradıkları zararların karşılanması amacıyla yaptıkları idaribaşvurudan ve ardından açtıkları davadan Kayadibiköyünün tamamen boşalan yerleşim yerlerinden biri olmadığı gerekçesiylereddedildiği için bir sonuç alamadıklarını, yerleşim yerleri olan köyde vecivar köylerde birçok terör olayının meydana geldiğini ve bu olayların resmîbelgeler ile de kayıt altına alındığını, köyde yaşanantümolayların güvenlik kaygısının varlığına işaret ettiğini ve köyden göçedilmesinin haklı görülmesi için bireye yönelmiş ve gerçekleşmiş bir tehdit yada saldırının mevcudiyetinin aranmasının gerekmediğini, dolayısıyla göç nedeniiçin açık ve yöneltilebilir bir tehdidin varlığının yeterli sayılabileceğini;tanık beyanları, anılan köyün terör olaylarından kısmen etkilendiğini gösterirbelgeler ile amcalarının çocukları ve geçici köy korucusu olan F.I.nın terör örgütü mensuplarınca kaçırılmasına ilişkinözel durumu dikkate alınmaksızın karar verildiğini, kararların gerekçesinedayanak teşkil eden belgelerde yer alan bilgilere rağmen somut gerçeğiyansıtmayan yargı kararı ile taleplerinin reddedildiğini ve anılan durumunçelişkili ve adil olmayan bir sonuç ortaya koyduğunu, ayrıca zararlarının Kanunkapsamında karşılanabilmesi için köydeki birçok kişinin zarar görmesikriterinin arandığını ve bu durumun olayların yoğun olarak yaşandığı dönemaçısından gerçekleşen zararlarını ispat için bilgi ve belge toplamaları adınafiilî imkânsızlıklar içerdiğini, malvarlıklarından faydalanamamaları sonucumülkiyet haklarından yoksun bırakıldıklarını, yerleşim yerlerinden göç etmeyemecbur kalmaları nedeniyle özel hayatın ve ailenin korunması haklarının ihlaledildiğini, yaptıkları başvurular hakkında yürütülen işlemlerin makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın10., 20., 35. ve 36. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler, ihlalin tespiti ilemaddi ve maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
17. Başvuru formları ve ekleri incelendiğinde başvurucuların,5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıklarıdavaların reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 20., 35. ve 36. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ilebağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucular, idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerinegetirmemesi sonucunda köylerini terk etmeye mecbur kaldıklarını ve Mahkemece5233 sayılı Kanun'un tazminata ilişkin hükümlerinin yanlış değerlendirilmesineticesinde oluşan zararları için yeterli bir giderim imkânının kendilerinetanınmadığını belirterek özel hayatın gizliliği ilkesinin ve mülkiyethaklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Anılan ihlal iddiaları,hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucundaverilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiaları yönündenayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucuların diğer ihlal iddiaları aşağıdakibaşlıklar altında incelenmiştir:
1. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
18. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüklerigiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
19. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
20. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvurularınkabul edilemezliğine karar verebilir.”
21. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyonabaşvuru tarihleri (bkz. ekli tablonun C satırı)ile nihai karar tarihleri (bkz.ekli tablonun G satırı) arasında geçen ve ekli tablonun H satırında her birbaşvuru için ayrı ayrı toplam süreleri belirtilen yargılama sürelerindeuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvurular açısından farklı karar verilmesini gerektiren biryön de bulunmadığından yargılama sürelerinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
22. Açıklanan nedenlerle başvurucuların makul sürede yargılanmahaklarına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurularınbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıklarıbaşvurunun, terör örgütü mensuplarınca amcalarının çocukları F.I.nın kaçırılmasına dair özeldurumları dikkate alınmaksızın, Mahkemece mukim oldukları köyün tamamenboşaltılmamış olduğu ve şahıslarına yönelik bir terör tehdidinin olmadığışeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir. Anılan iddia adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan hakkaniyeteuygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
24. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesive bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleriihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesikararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:2012/1027, 12/2/2013 § 26).
25. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındabulundukları yerlerikendi istekleriyle terk edenlerinbu sebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
26. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranıntamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadecegeçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasınızorunlu görerek ve güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundanhareket ederek 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesineyasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 89, 90; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744,16/7/2014,§§ 84, 85).
27. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadî bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudakitakdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesikararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda anayasal bir temel hak veyaözgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı birdeğerlendirme yapılması gerekebilecektir (MesudeYaşar, § 93; Cahit Tekin,§ 88).
28. Başvurucuların, amcalarının çocukları F.I.nın terör örgütünce kaçırıldığını, bu nedenlegüvenlik kaygısıyla köylerini terk ettiklerini, bu çerçevede oluşanzararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ilerisürdükleri; yerleşim yerini terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısınedeni ile terk ettikleri noktasındaki özel durumlarının dikkate alınmasınıtalep ettikleri anlaşılmaktadır.
29. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların,başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle yakişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdurarasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,25/12/2012, § 21)
30. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayımağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalininmağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilenduygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerinvarlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98; İpek/Türkiye, B. No:25760/94, 17/2/2004, § 181).
31. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş vekendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşanan olaysonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiylebaşvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesine temel teşkil eden özelbağ ve algının yoğunluğu konusunda açıklamada ve kanıtlamada bulunulmasıgerekmektedir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik,B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).
32. Başvurucular, terör nedeniyle kaçırıldığını belirttikleriamcalarının çocukları hakkında belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ilesoruşturma evrakını sunmuş olmakla birlikte akrabalık derecelerini belirtmenindışında başkaca bir husus beyan etmemişlerdir.
33. Bu çerçevede amcalarının çocuklarının kaçırılması iddialarıhakkında başvurucuların; anılan kişi ile aralarındaki akrabalık ilişkisinedeğinmekle yetindikleri,aralarındaki ilişkide şahsive özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya belgesunmadıklarıgibi herhangi bir beyanda da bulunmadıkları, akrabalarının başına geldiği iddiaedilen olay neticesinde kendilerinde oluşan algı, bu algının oluşmasına temelteşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğu konusunda yeterince açıklıktabeyanlarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu tespitler karşısındabaşvurucuların taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilebilmesinin, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerlerini terk edip etmediklerinoktasında nesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesinigerektirecek boyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.
34. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurularınbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
35. Başvurucular ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle köyden ayrıldıklarını, özel hayatıngizliliği ilkesinin ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddiaetmektedirler.
36. Başvuru formaları incelendiğinde mülkiyet hakkının ve özelhayatı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürdükleri bölümdebaşvurucuların, idari yargı makamlarının 5233 sayılı Kanun’un tazminatbaşvurusuna ilişkin hükümlerini bu hükümlerin sözüne ve ruhuna aykırı değerlendirmelerinedeniyle söz konusu haklarının ihlaledildiğini ileri sürdükleri görülmüştür.
37. Başvurucular tarafından, özel hayatın gizliliği ilkesi ilemülkiyet hakkının ihlal edildiği hususundaki iddiaların yargılamanın sonucunadayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılandeğerlendirmeler neticesinde başvurucuların delillerini ve iddialarını sunmafırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkin olarak katılma imkânlarının elindenalındığına dair bir bulgu da saptanmadığı anlaşılan somut yargılamafaaliyetlerinin Derece Mahkemelerince adil yargılanma hakkının gereklerineuygun şekilde yerine getirildiği, başvurucuların ileri sürdüğü iddiaların vedelillerin Derece Mahkemeleri tarafından değerlendirilerek karşılandığı tespitedilmiş olduğundan özel hayatı koruma yükümlülüğünün ve mülkiyet hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiaların ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, §43, Mehmet Gürgen, § 42).
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
SIRA
1
2
3
A
Başvuru
Numarası
2013/3627
2013/3629
2013/4368
B
Başvurucu
Hamdullah IŞIK
İzzettin IŞIK
Feremez IŞIK
C
Komisyona Başvuru Tarihi ve Dosya Kayıt Numarası
13/7/2005
5535
13/7/2005
5534
13/7/2005
5533
D
Komisyon Karar Tarihi ve Numarası
19/10/2009
2009/2-493
19/10/2009
2009/2-492
19/10/2009
2-491
E
Dava Tarihi
11/1/2010
11/1/2010
11/1/2010
F
Yerel Mahkeme
Karar Tarihi
21/7/2010
22/12/2010
27/10/2010
G
Temyiz Yolu Karar Tarih
6/6/2012
6/6/2012
6/6/2012
H
Karar Düzeltme Yolu Karar Tarih
6/12/2012
6/12/2012
20/12/2012
E
İdari ve Yargısal Süreçte Geçen Toplam Süre
7 yıl
5 ay
7 yıl
5 ay
7 yıl
5 ay