TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAMİT ELEFTOZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1060)
Karar Tarihi: 30/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucu
:
Hamit ELEFTOZ
Vekili
:
Av. Mesut BEŞTAŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından dolayı köyü terk etmeye mecburkalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılıTerör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunkapsamında yapılan başvurunun kabul edilmesi ve idare ile sulhnameimzalanması akabinde sulhnamede belirtilen miktarıngeç ödenmesi nedeniyle faiz alacağı için başlatılan ilamsız icra takibindeitirazın iptali davasının reddedilmesi sonucunda mülkiyet ve adil yargılanmahaklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 28/1/2013 tarihindeDiyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 21/4/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2015tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 9/3/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 17/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 27/3/2015tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Diyarbakır ili Silvan ilçesi Bayrambaşımevkisinde ikamet etmekte iken terör olaylarındankaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığınıiddia etmiştir.
9. Başvurucu 16/2/2005 tarihinde 5233sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının faizi ile birlikte karşılanmasıtalebiyle Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
10. Komisyon 28/3/2008 tarihli ve2008/3-5034 sayılı kararında mal varlığına ulaşamaması nedeniyle başvurucuyaev, değirmen, ahır, arazi, bağ ve meyve ağaçları için toplam 184.985,82 TLtazminat ödenmesine karar vermiştir.
11. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesigereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneğibaşvurucu vekiline gönderilmiştir.
12. “Yukarıda ayni/nakdiolarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonuntespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmışolduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 24/6/2008 tarihindebaşvurucu vekili tarafından imzalanmıştır.
13. Sulhnameye 24/6/2008tarihinde Vali tarafından onay verilmiştir.
14. Belirlenen tazminat miktarı 7/10/2009tarihinde başvurucu vekilinin hesabına aktarılmıştır.
15. Başvurucu tarafından, Komisyon kararında hükmedilen tazminatmiktarının geç ödendiğinden bahisle 18.120 TL faiz alacağı için Diyarbakır 5.İcra Müdürlüğünde 18/11/2009 tarihinde ilamsız icratakibi başlatılmıştır.
16. Diyarbakır Valiliğinin borca itiraz etmesi üzerine takipdurmuştur.
17. Başvurucu tarafından Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesindeitirazın iptali davası açılmıştır.
18. Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31/1/2012tarihli ve E.2010/561, K.2012/74 sayılı kararı ile davanın reddinehükmedilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:
“...Diyarbakır Valiliği Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zarar Tespit 3 Nolu KomisyonBaşkanlığı’ndan gelen yazı cevabı dosyamız arasına alınmış, dosyamız hukukçubilirkişiye tevdii edilerek rapor tanzim edilmesi istenilmiş, bilirkişi Av.A.K.nın 20.12.2011 tarihliraporunda sonuç olarak, değerlendirme kısmında belirtilen kanaat ile davacınınicra takibine konu faiz alacağı tutarının 17.241,69 TL olması gerektiğine,ödeme tarihi ile takip tarihi arasında faize faiz talep edilemeyeceğine vehesaplanmış bulunan miktarın nitelik itibarıyla faiz olmasından vetakip öncesi tazminat ana para tutarı ödenmiş olmakla,takipten sonra tazminat anapara tutarına işleyecek faiz istenemeyeceğinibildirmiştir.
Dosya kapsamı, davacıve davalı tarafın beyanları, bilirkişi incelemesi göz önüne alındığında, davacıtarafın Diyarbakır Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespitİşlemi Komisyonu Başkanlığı’na başvuruda bulunduğu, başvuru neticesinde 5233Sayılı Kanun kapsamı değerlendirilerek, tazminata hükmedildiği, alınanbilirkişi raporu doğrultusunda söz konusu tazminatın 7.10.2009 tarihinde asılalacak miktarının ödemesinin yapıldığı, ödemeyapıldığı tarihte davacı tarafça her hangi bir şekilde faiz alacağı yönündenhakkını saklı tutmadığı gibi sulhnamede de bu yöndeher hangi bir beyanda bulunmadan söz konusu parayı almış olduğugörülmektedir.
Davacı taraf paranın teslim tarihinden sonrafaiz alacağı için 18.11.2009 tarihinde yaniparanın teslim alındığından yaklaşık 1,5 ay sonra faiz alacağına yönelik icratakibine başlamış olduğu görülmektedir. Diyarbakır ilinde terörlemücadele kapsamında benzer mahiyette bir çok dosyanınoluştuğu ödemelerden sonra faiz taleplerinde bulunulduğu faiz taleplerineyönelik icra taleplerini makul süre içerisinde talep edildiği görülmektedir.Dosya kapsamı itibariyle davacı tarafın faiz talebine ilişkin icraya konulduğutarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasındaki yaklaşık 1,5 aylık sürenin makulsüre içerisinde olmadığı, değerlendirilmesi gerekmektedir.
Mahkememizce yapılan değerlendirme ileilimizde benzer mahiyette bir çok dosyanın bulunuyorolması sebebiyle ve gerek sulhnamede gerekse paranınteslimi sırasında faiz talebinde bulunmadan sulhnameyi imzalayıp para alınmış olması sebebiyle kapanmış olan bir alacakkonusunda sonradan talep edilen faiz isteminin makul süre içerisinde olmadığı...”
19. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin27/6/2012 tarihli ve E.2012/13954, K.2012/16760 sayılı ilamı ile kararındayanağı olan delillerde, kanunun gerektirdiği nedenlerde ve delillerin taktirinde isabetsizlik bulunmadığı; dilekçede ileri sürülentemyiz nedenlerinin yerinde olmadığı ve reddi gerektiği, yerel Mahkemekararının usul ve kanuna uygun olduğu belirtilerek hükmün onanmasına kararverilmiştir.
20. Başvurucunun kara düzeltme istemi, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin12/11/2012 tarihli ve E.2012/24370, K.2012/25367sayılı ilamı reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 8/1/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucu 28/1/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
22. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4.,6., 7., 8., geçici 1., geçici 4. maddeleri.
23. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesinin bir ila üçüncü fıkralarışöyledir:
“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindekinakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göremahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluylakarşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca,bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısınınörneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhnametasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili birtemsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhnametasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazminedilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarıkendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.”
24. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifatarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisindekarşılanır.”
25. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılıResmî Gazete'de yayımlanan Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in 27. maddesişöyledir:
“Sulhname tasarılarıhak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafındanimzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.
Ödemeler sulhnametasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemelerhak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır.”
26. Başvuru konusu olay tarihinde yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun101. maddesi şöyledir:
“Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtariyle, mütemerrit olur.
Borcun ifa edileceği gün müttefikan tayinedilmiş veya muhafaza edilen bir hakka istinaden iki taraftan birisi bunuusulen bir ihbarda bulunmak suretiyle tesbit etmişise, mücerret bugünün hitamı ile borçlu mütemerritolur.”
27. Danıştay Onbeşinci Dairesinin 11/12/2014 tarihli ve E.2011/9361, K.2014/9507 sayılıkararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“... terör eylemeleriveya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucunda salt toplumunbir bireyi olmaları nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarınınsosyal risk ilkesi gereğince sulhen karşılanmasıamacıyla çıkarılan 5233 sayılı Kanun kapsamında bulunan maddi zararların sulhen karşılanması için 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesindenayrı, özel bir usul öngörmektedir... Ayrıca, 5233 sayılı Kanun’un Geçici 1.maddesiyle Kanun’un uygulamasını geriye yürüterek, 19/7/1987- 27/7/2004 tarihleri arasında meydana gelen olaylar nedeniyle zararauğrayanların, Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde ilgilimercilere başvurması halinde, bu zararlarının tazmin olacağını getirmekte,böylece 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen sürelerde dava açmahakkını kullanamayan kişilerin zararlarının da sulhenkarşılanmasını amaçlamaktadır...”
28. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 16/2/2015tarihli ve E.2014/47629, K.2015/4445 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmışöyledir:
“Davacı, 5233 sayılıTerör ve Terörle Mücadelenden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunuyarınca zararlarının karşılanması için davalı idareye başvurduğunu, başvuruneticesinde 20.045,76 TL ödenmesine karar verildiğini, bu kapsamda davalı idareile sulhname imzaladıklarını, davalı idarenin geç ödeme yapması nedeniyle gecikilendöneme ilişkin faiz alacağının tahsili için icra takibi başlattığını,...
...
...5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinde sulhnamede belirtilen zararlar, sulhnameninimzalanmasında sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlıkbütçesinden bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanacağıdüzenlenmiştir. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinde belirtilen bu süredüzenleyici bir süre olup alacağı muaccel hale getirir. Ancak davalınıntemerrüde düşmesi için BK 101. maddesi gereğince ayrıca temerrüt ihtarıgerekir. Davacı, BK’nın101. maddesine göre davalıyı temerrüde düşürmemiştir. Davacı, usulünce davalıyı temerrüde düşürmediğinden işlemişfaiz yönünden icra takibinde bulunması yerinde değildir... ”
29. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 31/5/2012tarihli ve E.2012/12143, K.2012/14197 sayılı kararının gerekçesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Davacı, 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadelenden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca zararlarınınkarşılanması için davalı idareye başvurduğunu, başvuru neticesinde 69.088,00 TLödenmesine karar verildiğini ancak davalıidarenin süresinde ödeme yapmadığı için hakkında icra takibi yaptıklarını,...
...
... 5233 sayılı Kanun’un 13. Maddesinde sulhnamede belirtilen zararlar, sulhnameninimzalanmasında sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlıkbütçesinden bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanacağıdüzenlenmiştir. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinde belirtilen bu süredüzenleyici bir süre olup alacağı muaccel hale getirir. Ancak davalınıntemerrüde düşmesi için BK 101. maddesi gereğince ayrıca temerrüt ihtarıgerekir. Buna göre BK’nın 101. maddesi hükmünemuaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerritolur. Davalı bu hükme göre davalıyı temerrüdedüşürmediğinden icra takibinde işlemiş faiz talebi yerinde değildir. O haldetakibe konu asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesigerekirken, yazılı şekilde işlemiş faiz alacağı ile birlikte takibindevamına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir...”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 30/3/2016 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu; Diyarbakır ili Silvanilçesi Bayrambaşı mevkiinde ikamet etmekte iken terörolayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmek zorunda kaldığını, 5233 sayılıKanun kapsamında yapmış olduğu müracaatın kabul edildiğini ve idare ile sulhname imzalandığını, Kanun’un 13. maddesinde ön görülenüç aylık ödeme süresi geçtikten sonra sulhnamedekararlaştırılan miktarın hesabına aktırıldığını, sulhnameninimzalanması ve ödemenin kabulü sırasında her ne kadar geç ödemeden kaynaklananfaiz alacağını saklı tuttuğunu beyan etmiş olmasa da Komisyona başvuru yaptığıdilekçede faiz alacağı da talep ettiğini, dolayısıyla hâlin icabından faizisteyeceği sonucunun çıkarılması gerektiğini, idarenin geç ödeme yapmasınedeniyle faiz alacağı için başlattığı ilamsız icra takibinin idarenin itirazıile durduğunu, takibin devamı için açtığı itirazın iptali davasının Kanun’a vehukuka aykırı olarak reddedildiğini, Derece Mahkemesi kararlarının hatalıolduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde makul süre içinde faiztalep edilmediği belirtilmekte ise de “makul sürede talep etmiş olma” durumunabakılmaksızın geç ödemeden kaynaklanan faiz alacağının ödenmesi yönünde kararverilmesi gerektiğini, anapara alacağının kendisine ödenmesine rağmen idareödemede temerrüte düştüğünden Vali onayından sonra üçaylık ödeme süresinin dolması akabinde ödeme tarihine kadar olan süre içinkendisine faiz ödenmesi gerektiğini, Kanun’un açık hükmüne rağmenmağduriyetinin giderilmediğini, bu şekilde mülkiyet hakkının hukuka aykırıolarak sınırlandığını, Derece Mahkemesi kararlarının yeterli gerekçe ihtivaetmediğini belirterek Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarınınihlal edildiğini iddia etmiş; yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi vemanevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
32. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233sayılı Kanun kapsamında imzalanan sulhnamedebelirtilen tazminat miktarının kendisine geç ödenmesi üzerine başlattığı icratakibine itirazın iptali davasının reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 35. ve36.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiğianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemeceverilen ret kararı neticesinde hatalı sonuca varıldığını belirterek Anayasa’nın36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir. Anılan ihlal iddiası, faiz alacağı hakkında İlk Derece Mahkemesinindeğerlendirmesine ilişkin olduğundan ve başvurucunun faiz alacağı hakkındakişikâyetleri mülkiyet hakkı kapsamında inceleneceğinden başvurucunun bu ihlaliddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Başvurucunundiğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. GerekçeliKarar Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucu, Mahkeme kararlarında geç ödemeden kaynaklananfaiz istemi konusunda talep sonucuna etki eden hususlara dair yeterli gerekçeyeyer verilmediğini iddia etmiştir.
34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucularınhakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarınındeğerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen vehüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerin Derece Mahkemelerikararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§79-82; Cahit Tekin, B. No:2013/2744, 16/7/2014, §§ 75-77). Başvurucuların yargılama aşamalarında ilerisürdükleri şikâyetlerden varılacak sonuç bakımından önem arz edebileceknitelikte olanlar hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmaması, dosyakapsamlarındaki mevcut bilgi ve belgeler dikkate alındığında başvurucularıniddiaları hakkındaki çelişki giderilmeksizin hüküm kurulması nedenleriylekararların yeterli gerekçe ihtiva etmediği sonucuna varılmıştır vebaşvurucuların gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Hikmet Çelik ve diğerleri, B. No:2013/4894, 15/12/2015, §§ 50-67; Mehmet Akkuş, B. No: 2013/4266, 23/2/2016,§§ 59-74; Abdurrahman Dil ve Mehmet Sait Dil,B. No: 2013/5163, 24/2/2016, §§ 50-74)
35. Somut başvurunun incelenmesineticesinde başvurucunun tazminat alacağının geç ödenmesine ilişkintaleplerinin kabul edilip edilmeyeceği noktasında Derece Mahkemesince Yargıtayiçtihatlarından hareketle sulhname imzalanırken ya daödeme yapılırken başvurucunun faiz hakkını saklı tutup tutmadığı, Diyarbakırilindeki benzer başvurular ile mukayese edildiğinde sulhnameimzalanıp bedelin tahsil edilmiş olması sebebiyle sona ermiş bir alacakkonusunda talep edilen faiz isteminin makul süre içinde olup olmadığıkapsamında değerlendirmeler yapıldığı, başvurucu tarafından ileri sürülen vehüküm sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz.§ 18), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygunbulunmak suretiyle kanun yolu denetiminden geçerek (bkz. §§ 19-20) kesinleştiğianlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlaledildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı karar verilmesini gerektiren biryön bulunmamaktadır.
36. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarınınihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. MülkiyetHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
37. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecekbaşka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
38. Başvurucu; 5233 sayılı Kanunkapsamında imzalanan sulhnamede belirlenen tazminatmiktarının ödemenin yapılması için öngörülen üç aylık sürenin dolmasından biryıl sonra Vali onayı akabinde ödendiğini, yapılan geç ödeme sonrasında faizalacağı için idare aleyhine ilamsız icra takibi başlattığını, idarenin itirazıüzerine duran takibin devamı için açtığı itirazın iptali davasının haksızolarak reddedildiğini, hâlin icabı gereği faiz hakkını saklı tuttuğu sonucunavarılması gerekmesine rağmen alacağına ilişkin kendisine faiz ödenmesiimkânından mahrum bırakıldığını belirtmiş; bu nedenlerle mülkiyet hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
39. Bakanlık görüş yazısında, Komisyontarafından hükmedilen tazminat miktarının ödenmesinde gecikme olması hâlindefaiz talebinde bulunulacağına ilişkin ihtiraz-i kaydın başvurucu tarafından sulhnameye konmadığı gibi ödeme aşamasında da başvurucununfaiz talebinde bulunmadığı ve bu yöndeki hakkını saklı tuttuğunu beyanetmediği, tazminat miktarının enflasyon nedeniyle uğradığı değer kaybı toplambedelin %10’unun biraz üzerinde olmakla birlikte Komisyonlara yapılanbaşvuruların sayısının çokluğu, idarenin ödemesi gereken miktarlar, ülkedekiekonomik istikrarlılık, Kanun’un 13. maddesinde belirtilen sürenin düzenleyicisüre olması dikkate alındığında ödemede gecikme yaşanmasının müdahale ile kamuyararı arasındaki adil dengeyi bozacak şekilde başvurucu üzerinde aşırı bir yükoluşturmadığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına daatıflar yapılmış; başvurucunun şikâyeti incelenirken bu hususların da dikkatealınması gerektiği yönünde beyanda bulunmuştur.
40. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu, başvuru formundakiiddialarını yinelemiştir.
41. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ortakkoruma alanında yer alan mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyanbir güvencedir (Kemal Yeler ve Ali ArslanÇelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36).
42. Alacak hakkı, mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temelhaklarındandır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).Asıl alacağa bağlı ferî bir hak olan faiz alacağı da hak sahibine maddi birmenfaat sağlaması sebebiyle ekonomik bir değer olarak Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkıkapsamında olup asıl alacağa bağlı faiz talebi de bu hakkın sağladığı güvencekapsamındadır (AkelGıda San. ve Tic. A.Ş.,B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 36).
43. Somut başvuruda başvurucunun Komisyona yaptığı başvuruda5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan araştırmalar neticesinde başvurucuya184.985,82 TL ödenmesine karar verilmiştir. Komisyon tespitine esas olaylailgili olarak önerilen miktar, başvurucu tarafından kabul edilerek 24/6/2008 tarihinde idare ile başvurucu arasında sulhname imzalanmıştır. Bu tarihten itibaren üzerindeuzlaşılan tazminat miktarı başvurucu için alacak, kamu için borç hâlinegelmiştir. Mülkiyet hakkı kapsamındaki bu alacağa bağlı faiz talebi de mülkiyethakkı kapsamında değerlendirilmelidir. Dolayısıyla Anayasa’nın 35. maddesigereği mülkiyet hakkı kapsamındaki faiz talebine yönelik müdahale Anayasa’nın13. maddesi bağlamında ölçülülük ilkesi yönünden incelenecektir.
44. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde bu Kanun’un, 12/4/1991tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1.,3., ve 4. maddeleri kapsamına giren eylem veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddi zararlarının sulhen karşılanmasıhakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı ifade edilmiş; “Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname”başlıklı 12. maddesinde ise komisyonun doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile yaptığı tespitten sonra uğranılan zararı sulh yoluylakarşılayacak safi miktarı belirleyeceği ve belirtilen esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının bir örneğini davet yazısı ile birliktehak sahibine tebliğ edeceği, davet üzerine gelen hak sahibinin veya yetkilitemsilcisinin sulhname tasarısını kabul etmesidurumunda bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanıtarafından imzalanacağı, sulhname tasarısının kabuledilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde biruyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneğinin ilgiliye gönderileceği, sulhyoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurmahaklarının saklı olduğu, 13. maddesinin ilk fıkrasında da sulhnamedebelirlenen zararların sulhnamenin imzalanmasındansonra valilik onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçlakonulan ödenekten üç ay içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır. 5233 sayılı Kanunkapsamında bulunan maddi zararların karşılanması konusunda 6/1/1982tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinden farklıolarak özel bir giderim usulü ön görülmektedir (bkz. § 27).
45. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemekve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, tasarruf etme ve onun ürünlerinden yararlanma olanağı veren birhaktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunlasınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlakbir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).
46. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereğikişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları hâlinde elde edilmek istenen kamuyararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında adil bir dengekurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan vediğerleri, § 37).
47. AİHM de mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin AİHS’e uygunluğunu denetlerken yapılan müdahalenin kamuyararı ya da genel yararı amaçlamasının yanı sıra toplumun genel yararı ilebirey haklarının korunması arasında adil bir dengenin de gözetilmesigerektiğini vurgulamaktadır. Bu çerçevede bireylerin, mülklerinin değeriyleorantılı makul bir bedel ödenmeden mülklerinden mahrum edilmeleri hâlindeyapılan müdahalenin ölçülü olmadığına hükmetmektedir. Bununla beraber AİHS ilekorunan mülkiyet hakkı her durumda tam bedelin ödenmesini güvence altınaalmamaktadır. Ekonomik reform ya da sosyal adaleti gerçekleştirmek gibi genişçaplı tedbirleri uygulamaya yönelik istisnai durumlarda meşru kamu yararıamacıyla yoksun bırakılan mülkiyetin piyasa değerinin altında ödeme yapılmasınıölçülülük ilkesine aykırı bulmayabilmektedir (TahsinErdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 79).
48. 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012tarihine kadar tüm komisyonlara toplam 361.279 başvuru yapılmış, bubaşvurulardan 307.789’u karara bağlanmış, yine bu tarih itibarıyla ülkegenelinde kurulan toplam 105 komisyondan 66’sı çalışmasını tamamlamış ve 39komisyon çalışmaya devam etmiştir. Komisyonlara gelenbaşvuruların büyük çoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayalıolarak 1987 ile 2004 yılları arasında gerçekleşen ve 5233 sayılı Kanunkapsamdaki eylem ve faaliyetler nedeniyle oluşan zararların tazmini amacıylayapılan başvurular oluşturmuş ve 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiylebirlikte belirtilen döneme ilişkin çok sayıda başvuru yapılmıştır (Cahit Tekin, § 64). Diyarbakırilinde kurulan komisyonların yürüttükleri işlemler incelendiğinde 5233 sayılıKanun kapsamında Diyarbakır ilinden yapılan başvurular hakkında karar almaküzere anılan Kanun’un 4. maddesi uyarınca bir komisyon kurulduğu, başvurusayısının çokluğu nedeniyle komisyon sayısının 26/5/2005tarihinde 3’e ve daha sonra 6’ya kadar çıkarıldığı, 2012 yılına kadar 6komisyon halinde çalışıldığı, kurulan komisyonlara toplam olarak 51.148 başvuruyapıldığı, 5233 sayılı Kanun’un yürürlülük tarihiolan 27/7/2004 tarihinden 2006 yılı sonuna kadar yaklaşık 42.594 başvuruyapıldığı anlaşılmaktadır. 2004 yılı öncesi olaylara ilişkin 30/5/2008tarihine kadar Komisyona başvuruların yapılabildiği, bu tarihten sonra 5233sayılı Kanun kapsamında sadece yeni ortaya çıkan olaylara ilişkin başvuruyapılabileceği, dolayısıyla toplam başvuru sayısındaki artışın çok sınırlıolduğu, 15/4/2014 tarihi itibariyle yapılan toplam 51.148 başvurudan50.832’sinin karara bağlandığı, komisyon sayısının bire düşürüldüğü ve sadece316 başvurunun komisyon önünde derdest olduğu anlaşılmaktadır. Sonuç olarakülke genelinde ve Diyarbakır ilinde karara bağlanan başvuru sayısı ve her birbaşvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken işlemler gözönündebulundurulduğunda komisyonların çok yoğun bir şekilde çalıştıklarının kabulügerekmektedir. İşyükünde olağanüstü artış bulunan komisyonların başvurucuların zararlarınıtespiti akabinde Kanun’un 12. maddesi uyarınca sulhu kabul eden başvurucularile imzalanan sulhnamelerin çokluğu, 5233 sayılıKanun kapsamında hükmedilen tazminatlar ile kamu borcunda meydana gelen aniartış, ödeme planlarının hazırlanması ve sulhnametasarılarının onay tarihi ve sırası dikkate alınarak ödemeleringerçekleştirilmesi gereği (bkz. § 25) de gözönündebulundurulmalıdır.
49. Başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılıolabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden arındırılarakgüncelleştirilmesi gerekir (Tahsin Erdoğan, § 82). Bu çerçevede gerçek karşılığaulaşmayı engelleyen düzenleme ve uygulamaların Anayasa’nın 35. maddesinde yeralan mülkiyet hakkını da zedeleyeceği açıktır (MehmetAkdoğan ve diğerleri, § 43).
50. Başvurucu Komisyon tarafından belirlenen bedelin 5233 sayılıKanun’un 13. maddesinde ön görülen üç aylık sürenin dolmasından sonra bankahesabına aktarılmasına rağmen faiz ödenmemesi nedeniyle alması gereken bedelindeğerinde azalma olduğundan şikâyet etmekte ve geç ödenen tazminat bedelineyasal faizin uygulanması gerektiğini iddia etmektedir.
51. Yargıtayınyerleşik içtihatlarına göre 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinde ön görülen üçaylık süre düzenleyici süre olup bu sürenin geçmesinden sonra sulhnamede belirtilen tazminat miktarının başvurucularaödenmesi sonrasında geç ödeme nedeniyle idarenin temerrütedüştüğünden bahisle faiz alacağı için başvurucular tarafından başlatılan icratakiplerinde Kanun’un 13. maddesinde hükme bağlanan sürenin bitmesi ileidarenin doğrudan mütemerrit hale gelmeyeceği,başvurucuların 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 101. maddesine göre idareyeihtarda bulunarak idareyi temerrüte düşürmesigerektiğinden borçlu temerrüte düşürülmeksizintemerrüt faizi talep edilemeyeceği sonucuna varılmıştır (bkz. § 28). Başvuruculara tazminat bedelininödenmemesi üzerine sulhnamede belirtilen tazminatmiktarı ile birlikte faiz alacağı için başlatılan icra takiplerinde idarenintakip tarihi itibarıyla mütemerrit hale geldiğidolayısıyla takip tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre için alacağa temerrütfaizi işletilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır (bkz. § 29).
52. Başvuru konusu olayda 24/6/2008tarihli sulhname ile üzerinde uzlaşılan 184.985,82 TLtazminat miktarı 7/10/2009 tarihinde peşin olarak ödenmiştir. Başvurucutarafından geç ödemeden kaynaklanan faiz alacağı için 18/11/2009tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmıştır. Bu durumda sulhnameninimzalanması ile ödemenin gerçekleştirildiği tarihe kadarki ödeme içinbeklenilen sürede kamu yararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile izlenenamaç arasında makul bir orantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılanbaşvurucunun üzerine orantısız ve aşırı bir yük yüklenip yüklenmediğininaraştırılması gerekmektedir.
53. Somut olayda başvurucu; sulhnameninimzalanması, tazminat miktarının tahsilatının yapılması aşamalarında faizalacağını saklı tuttuğunu beyan etmediği gibi faiz talebinde de bulunmamıştır.
54. Başvurucu, sulhname ile uzlaşılantazminat miktarı ödendikten sonra icra takibi yoluyla faiz talebini dilegetirmiştir. Başvurucu her ne kadar geç ödemeden kaynaklı faiz alacağını saklıtuttuğunu beyan etmemiş olsa da Komisyona sunduğu başvuru dilekçesinde faizalacağı da talep ettiğini, dolayısıyla 818 sayılı mülga Kanun’un 113.maddesinin ikinci fıkrası gereği hâlin icabından faiz isteyeceği sonucununçıkarılması gerektiğini iddia etmektedir.
55. 818 sayılı mülga Kanun’un 113. maddesinin bir ve ikinumaralı fıkraları şöyledir:
“Asıl borç tediye ile veya sair bir suretlesakıt olduğu takdirde kefalet ve rehin ve sair fer’ihaklar dahi sakıt olur.
Evvelce işleyen faizleri talep hakkının mahfuzbulunduğu beyan edilmiş veya hal icabından neşet eylemiş olmadıkça bu faizlertalep olunamaz.”
56. 818 sayılı mülga Kanun’un 113. maddesinde asıl borcun ödemeile sona ermesi hâlinde asıl borca bağlı olan ferî hakların da sona ereceğihüküm altına alınmıştır. O hâlde asıl borç, ödeme ile sona erdiğinde ona bağlıolan faiz borcu da kendiliğinden son bulacaktır. Bu kuralın istisnası isemaddenin ikinci fıkrasında şu şekilde belirtilmiştir: İşlemiş faizin ifasınıisteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklıtutulmuşsa ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa faizistenebilecektir. Başvurucu, Komisyona başvuruda bulunduğu ilk dilekçesindealacağını faizi ile talep etmiş olması nedeniyle hâlin icabından faiz hakkınısaklı tuttuğu sonucunun çıkarılması gerektiğini iddia etmektedir. Anılanbaşvuru dilekçesi incelendiğinde “sonuç ve istem” kısmında zararlarınınfaiziyle birlikte tazmin edilmesinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Özel bir giderim usulü olan (bkz. §§ 27, 44) bu başvuru yoluişletilerek belirtilen dilekçe ile Komisyona yapılan başvuru akabinde idare ile184.985,82 TL zarar miktarı konusunda sulh olan (bkz. § 12) başvurucunun faizalacağı hakkında sulhnameye ihtiraz-i kayıtkoymadığı, sulhten önceki bir duruma işaret edereksulh olayı gerçekleştikten sonrabaşvuru konusu olayın818 sayılı mülga Kanun’un istisnai hâllerinden birini oluşturduğunu belirtmesineticesinde iddiasının kendi içinde tutarlı olduğu kanaatine varılamacağı sonucuna ulaşılmıştır.
57. Başvurucu ile idare arasındaimzalanan sulhname ile başvurucu için alacak, kamuiçin borç hâlini alan miktarın geç ödendiği şikâyeti hakkında yapılanincelemede başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olupolmadığı hususunda bir sonuca varmak için başvurunun kendine özel şartları ileKomisyonca tespit edilen değerin başvurucuya yapılan ödeme tarihinde enflasyonkarşısındaki durumunun incelenmesi gerekmektedir.
58. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin ilk fıkrasında sulhnamenin imzalanmasından sonra Valilik onayı üzerine sulhnamede belirlenen zararların, ifa tarzına göre Bakanlıkbütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içinde karşılanacağı hükmü yeralmaktadır (bkz. § 24).Yargıtayın yerleşikiçtihatlarında (bkz. §§ 28, 29) üç aylık sürenin düzenleyici süre olduğu kabuledilmiştir. AİHM’in SalihFidanten ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), B. No: 27501/06, 28/6/2011,§ 19) kararında da kanun koyucu tarafından kabul edilen üç aylık sürenin buKanun’un uygulanmasında iyi niyetli bir düzenleme olduğu zira ilgilinin lehineöngörülen bu düzenleyici sürenin makul olduğu, tazminat ödemelerinde gecikmeolması hâlinde gecikme faizlerinin bu sürenin sona ermesinden itibarenbaşlatılması gerektiği belirtilmektedir.
59. Somut başvuruda başvurucunun gecikme faizine yöneliktalebinin incelenmesi neticesinde 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen üç aylık sürenin sona ermesinden itibaren hesaplanacak sürenindeğerlendirmede dikkate alınması gerekmektedir. Başvurucu ve idare arasında 24/6/2008 tarihinde sulhnameimzalandıktan sonra aynı tarihte sulhname içinValilik onayı verilmiş ve sulhnamede uzlaşılantazminat miktarı 7/10/2009 tarihinde peşin olarak başvurucuya ödenmiştir.Dolayısıyla 24/9/2008 tarihi ile 7/10/2009 tarihiarasında geçen toplam 1 yıl 13 günlük gecikme ile tazminat miktarı başvurucuyaödenmiştir.
60. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesidurumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşanhissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelintasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanma imkânı dabulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerekhaksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).Başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olabilmesi içinödenen tutarların enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesiörneğin faiz veya enflasyon farkı işletilmesi mümkündür (Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., §§ 45, 46).
61. Bu durumda terör olayları nedeniyle mal varlığınıkullanamayan kişilere ödenen tazminat bedelinin, kişinin uğradığı zararı telafiedebilmesi için ödemelerde ön görülen üç aylık sürenin dolması ile bedelinödenmesi arasında geçen dönemde gözlemlenen enflasyona nispetle hissedilirderecede değer kaybetmemiş olması gerekir.
62. Devlet tarafından ödenecek bir bedelin enflasyonkarşısındaki değer kayıplarında AİHM, ikili bir ayrıma gitmektedir.Mahkemelerce belirlenmiş bir para alacağının ödenmemesi hâlinde daha katı birtutum sergileyerek %5’e kadar değer kayıplarını hesaplama faktörlerindekideğişkenlerle ilgili kabul etmektedir (MustafaArabacı/Türkiye, B. No: 65714/01, 7/3/2002).Çünkü burada ödemelerin geç yapılması mahkeme kararlarının icra edilmesi ileilgili bir sorundur. Bunun yanında mahkemelerde geçen yargılama süresindeenflasyon nedeniyle kamulaştırma bedelinde meydana gelen değer kaybında iseoluşan farkı -tazminatın belirlenmesi yönteminden kaynaklandığı ve bu konudaulusal yargıcın belirli bir takdir imkânı olduğu gerekçesiyle- daha esnekyorumlamakta, bu farkın başvurucular açısından aşırı bir yük getiripgetirmediğini inceleyerek karar vermektedir. Örneğin bahsedilen şekildeincelediği bir davada AİHM %10,74’lük bir değer kaybının aşırı bir yükgetirmediğine karar vermiştir (Ahmet Güleçve Abdullah Armut/Türkiye, B. No: 25969/09, 16/11/2010; Akel Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., § 48).
63. AİHM, Salih Fidanten ve diğerleri/Türkiyekararında başvurucuların imzalanan sulhnamelerdebelirtilen tazminat bedellerinin kendilerine ödenmesi akabinde geç ödenmedenkaynaklanan gecikme faizi talepleri hakkında incelemede bulunmuş; tazminatmiktarını, talep edilen faiz miktarının ödenen tazminat miktarına oranı, ülkegenelindeki tüm komisyonlara yapılan taleplerin sayısı ve komisyonlartarafından ödenmesine karar verilen meblağın önemli bir miktarı oluşturması,ülkedeki ekonomik istikrarlılık dikkate alınarak 5233 sayılı Kanun’un 13.maddesinde ön görülen üç aylık süre düşüldükten sonra hesaplanan 3 ile 12 ayarasındaki gecikmelerin makul olduğu sonucuna ulaşmış ve başvuruların açıkçadayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır.
64. Somut başvuruda Mahkemece belirlenmiş bir para alacağınınödenmemesi söz konusu değildir. Başvuru konusu faiz talebinin dayanağınıbaşvurucu ile idare arasında imzalanan sulhnameoluşturmaktadır.
65. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri birliktedeğerlendirildiğinde mülkiyet hakkına yapılacak müdahalenin ölçülü olmasıgerektiği açıktır. Bu çerçevede tazminat bedeline değerindeki hissediliraşınmayı giderecek şekilde faiz uygulanmaması, Anayasa’nın 13. ve 35.maddelerine aykırılık oluşturacaktır. Bununla birlikte ödeme sürecindeenflasyon nedeniyle tazminat bedelinde meydana gelebilen ve makul görülebilecekküçük değer aşınmaları -alacaklının borçluyu temerrüde düşürmemesi birliktedüşünüldüğünde- başvurucu üzerine aşırı bir yük getirmediğinden kamu yararı ilebaşvurucunun mülkiyet hakkı arasındaki dengeyi bozduğu ve ölçülülük ilkesiniihlal ettiği söylenemez.
66. Başvuru konusu olayda 24/6/2008tarihli sulhname ile uzlaşılan tazminat bedeli ödemeiçin esas alınan tarihten (bkz. § 59) bir yıl sonra başvurucuya ödenmiştir.Ödemenin yapıldığı tarih ile bedelin ödenmesinin esas alındığı tarih arasındakienflasyon oranı %7,81 ve 17.241,69 TL’lik gecikme faizi miktarının tazminatbedeli olan 184.985,82 TL’ye oranı %9,32’dir. Ödemenin gecikme faizi ilebirlikte yapılması yönünde başvurucunun herhangi bir talebinin bulunmaması dadikkate alındığında bu değer kaybının başvurucu üzerinde orantısız ve aşırı biryük oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurunun yukarıdaki paragraflardabelirtilen kendine özgü tüm koşulları (bkz. §§ 38-65) dikkate alındığında değerkaybının başvurucu üzerinde meydana getirdiği yük ile kamu yararı arasındakiadil dengeyi bozacak şekilde başvurucu üzerinde aşırı bir yük oluşturduğusonucuna varılamayacağı kanaatine ulaşılmıştır.
67. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesindegüvence altına mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
30/3/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.