TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAMİT DIŞKAYA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/15224)
Karar Tarihi: 19/11/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Abdullah UÇAR
Başvurucu
:
Hamit DIŞKAYA
Vekili
:
Av. Gülendam ŞAN KARABULUTLAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniylekişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; kamu görevlilerinin açıklamalarınedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/2/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. 1/1/2017 tarihinde Twitter isimli sosyal medyaplatformunda yer verilen "teröristlerOkmeydanı'nda insanları iç savaşa davet ediyor" başlıklıvideoda, soruşturma makamlarınca başvurucu, H.D., H.Ç. ve E.C.ninbirlikte gittikleri iddia olunan kahvehanedeki kişilere E.C.ninşöyle bir açıklamada bulunduğu görülmektedir:
"Katliamları ile hayatımıza zulüm etmeyeçalışan insanlardır. Biz diyoruz ki artık yeter, artık buraya kadar, bundansonra mahallelerimizde ne işidçiye ne de herhangi birgerici cihatçı çeteciye geçit vermeyeceğiz. Gericilik karşısında yükseltilmesigereken bir bayrak vardır. Bu bayrağın adı da laiklik bayrağıdır. Laiklik demeközgürlük demektir. Kardeşlik demektir. İnsanca bir yaşam mücadelesi demektir.Bizler herkesi bu mücadelenin birer neferi olmaya çağırıyoruz. Gericilerden,faşistlerden, başkanlık sevdalılarından hesap sormaya çağırıyoruz. Dinlediğiniziçin çok teşekkür ediyoruz."
9. Başvurucu, anılan sosyal medya paylaşımına ilişkin olarakbaşlatılan bir soruşturma kapsamında halkı kin ve düşmanlığa alanen tahrik etme suçundan İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca 2/1/2017 tarihinde gözaltına alınmıştır.
10. Başvurucu 3/1/2017 tarihinde kolluk biriminde ve Savcılıkta müdafii huzurunda verdiği benzer nitelikteki ifadelerinde,elli bir yıldır ikamet ettiği aynı bölge içinde bulunan söz konusu kahvehaneyesürekli gittiğini, olay tarihinde tesadüfen kahvehanede bulunduğunu, suça konuaçıklamaları yapan kişiyi tanımadığını ve suçlamaları kabul etmediğinibelirtmiştir.
11. Başvurucu, halkı kin ve düşmanlığa alanentahrik etme suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliğinesevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk yazısında, başvurucunun üzerine atılı suçuişlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vetutuklama nedeninin bulunduğu belirtilmiştir.
12. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle önceki savunmalarınıtekrar ederek suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.
13. Başvurucu, İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliğinin 3/1/2017tarihli kararıyla, halkı kin ve düşmanlığa alanentahrik etme suçundantutuklanmıştır. Tutuklama kararında, video içeriğine ve başvurucunun olayyerinde bulunduğuna ilişkin dolaylı ikrarına dayanılmıştır. Söz konusu kararda,suçun niteliği ve suç için kanunda öngörülen cezanın ağırlığı nedeniyle adlikontrol hükümlerinin başvurucunun ceza yargılamasına katılmasını sağlamak içinyetersiz kalacağı belirtilmiştir.
14. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; İstanbul 1. SulhCeza Hâkimliği 16/1/2017 tarihinde benzer gerekçelerle itirazın reddine kararvermiştir.
15. Başvurucu 16/2/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
16. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 29/3/2017 tarihliiddianameyle, halkı kin ve düşmanlığa alanen tahriketme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle başvurucu hakkındaİstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açmıştır.
17. İddianamede; başvurucuya yöneltilen eylemlerin delili olarakgösterilen söz konusu video içeriğindeki açıklamalarda sosyal demokrat yapıyasahip insanların muhafazakâr ve milliyetçi görüşe sahip insanlara karşıkışkırtıldığı ileri sürülmüştür. Bu bağlamda iddianamede özetle;
i. Soruşturmaya dayanak teşkil eden video kaydındaki konuşmanınşüpheli E.Ç. tarafından yapıldığı ve E.Ç.nin yanındabaşvurucu ile birlikte diğer şüphelilerin de bulunduğu belirtilmiştir.
ii. Başvurucu ve diğer şüphelilerin terör örgütlerinden herhangibiriyle bağlantılarının bulunduğuna dair bilgiye ulaşılamadığı belirtilmiştir.
iii. Irk ve bölge farklılığına dayanarak halkı kin ve düşmanlığatahrik suçunun oluşabilmesi için kışkırtmanın farklı halk topluluklarınıbirbirine karşı düşmanlığa sevk etmesi vekamu güvenliği için somut ve yakın bir tehlike oluşturması gerektiğibelirtilerek suça konu açıklamaların içinde yer alan "Gericilerden, faşistlerden, başkanlık sevdalılarından hesapsormaya çağırıyoruz." şeklindeki söylemlerin sosyal demokratyapıya sahip insanları muhafazakâr ve milliyetçi görüşe sahip insanlara karşıkışkırttığı ve bu açıklamaların sosyal paylaşım sitelerinde farklı halkkitleleri arasında gerilime ve ciddi tartışmalara sebebiyet verdiğideğerlendirilerek yargılama konusu suçun yasal unsurlarının oluştuğu iddiaedilmiştir.
18. Mahkeme 31/3/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne kararvermiş ve E.2017/156 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
19.Başvurucu 25/4/2017 tarihinde yapılan ilk duruşmada tahliyeedilmiştir.
20. Mahkeme 16/6/2018 tarihinde suçun yasal unsurlarınınoluşmadığı gerekçesiyle başvurucunun beraatine karar vermiştir.Karar gerekçesininilgili kısmı şöyledir:
"... Dosya kapsamından ve sanıksavunmalarından sanıkların terör örgütü olan İşid'ineylemlerini eleştirmek ve tepkilerini ortaya koymak amacı ile ayrıca Anayasanındeğişmez maddelerinden olan Laikliğin önemini vurgulamak amacı ile oradabulunan vatandaşları duyarlı olmaya çağırdıkları, TCK 216 maddede sayılantoplumun belli bir kesimine yönelik diğer kesimini tahrik ettiklerine ilişkinhiçbir delilin bulunmadığı, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2016/1077 esas, 3583 Knolu ilamında da belirtildiği üzere 'TCK 216 maddedebelirlenen suçun oluşabilmesi için halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veyabölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesimaleyhine kin veya düşmanlığa tahrik edilmesi gerekmekte olup, siyasi görüş yada belli bir olay karşısındaki düşünce farklılıklarının sayılan özelliklerarasında sayılmaması' nedeni ile siyasi görüş farklılıklarından bu suçunoluşmayacağı, ayrıca iddianamede bahsedilen sosyal demokrat yapıya sahip olaninsanları muhafazakar ve milliyetçi görüşe sahip insanlara karşı kışkırttıklarıiddiasının da yerinde olmadığı, ülkemizde seçimlerin gizli oy açık sayımşeklinde yapıldığı, bu nedenle hangi görüşteki insanların başkanlık karşıtıveya taraftarı olduğunu tespit etmenin mümkün olmadığı, olay nedeni ile kamugüvenliği açısından açık, yakın ve ciddi bir tehlikenin ortaya çıkmadığı, buhali ile de yasada öngörülen tehlike şartı da oluşmadığından unsurlarıoluşmayan müsnet suçtan sanıkların ayrı ayrı beraatlerine..."
21. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıylaCumhuriyet savcısının istinaf talebi nedeniyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinezdinde derdesttir.
22. Öte yandan başvurucu, söz konusu videoya ilişkin olarakİçişleri Bakanlığının 1/1/2017 tarihinde"Konu terörle mücadele ekiplerine iletildi. Lütfen gördüğünüz yerde ihbarediniz." şeklinde tweet paylaşması nedeniyle suçlu ilan edildiğini vebu suretle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
IV. İLGİLİ HUKUK
23. İlgili hukuk için bkz. İlkerDeniz Yücel (B. No: 2017/16589, 28/5/2019, §§ 30-48) başvurusuhakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 19/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
25. Başvurucu; tutuklamaya konu edilen eylemlerinin ifadeözgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken beyanlar olduğunu, kuvvetli suçşüphesini ortaya koyan bir delilin bulunmadığını, tutuklama ve tutukluluğaitirazın reddi kararlarının somut ve hukuki gerekçeden yoksun olduğunu, bukararlarda tutuklama nedenlerinin gösterilmediğini ve tutuklamanın ölçüsüz birtedbir olduğunu ileri sürmüştür.
26. Bakanlık görüşünde, öncelikle 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde belirtilen tazminat yolununtüketilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Esas yönünden yapılan değerlendirmedeise tutuklama kararına ve iddianamedeki delillere atıf yapılarak somut olaydasuç işlendiğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu belirtilmiştir.
27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuruformundakine benzer beyanlarda bulunmuştur.
2. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bubölümdeki iddialarının özünün tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik olduğuanlaşılmış, başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
29. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
30. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıylatutuklanabilir."
a. Genel İlkeler
31. Genel ilkeler için bkz.Mustafa Ünal (B. No: 2017/21149,28/11/2018, §§ 51-56) başvurusu hakkında verilen karar.
b. İlkelerin OlayaUygulanması
32. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanunidayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, halkı kin vedüşmanlığa tahrik etme suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca27/2/2016 tarihinde İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmıştır.Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
33. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunupbulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
34. Tutuklama kararında, sosyal medyada paylaşılan video kaydınadayanılarak (bkz. § 13) başvurucuyönünden kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut olguların bulunduğunagenel olarak değinilmiş; bu olgulara ilişkin açıklamalara yer verilmemiştir.Tutuklamaya yönelik itirazın reddine ilişkin kararda da herhangi bir delileatıf yapılmaksızın genel bir ifadeyle kuvvetli suç şüphesini oluşturan somutolguların bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 14).
35. İddianamede ise suça konu açıklamaların içinde yer alan "Gericilerden, faşistlerden, başkanlıksevdalılarından hesap sormaya çağırıyoruz." şeklindekisöylemlerin sosyal demokrat yapıya sahip insanları muhafazakâr ve milliyetçigörüşe sahip insanlara karşı kışkırttığı ileri sürülmüştür.
36. Mahkeme; başvurucunun üzerine atılı suçun oluşabilmesi için özetle halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhepveya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesimaleyhine kin veya düşmanlığa tahrik edilmesi gerektiğini belirterek siyasigörüş ya da belli bir olay karşısındaki düşünce farklılıklarının ifadeedilmesinin tek başına atılı suçu oluşturmayacağını, ayrıca olay nedeni ilekamu güvenliği açısından açık, yakın ve ciddi bir tehlikenin ortayaçıkmadığını, dolayısıyla yasada öngörülen tehlike şartının dagerçekleşmediğini, ayrıca suçun yasal unsurlarının oluşmadığını belirterekbaşvurucunun beraatine karar vermiştir.
37. Kural olarak bir kişinin kendi perspektifinden ifade ettiğidüşüncelerinin hakikate tekabül etmemesi şiddete tahrik içerdiği gerekçesiyletek başına suçlamaların dayanağı olmamalıdır (İlkerDeniz Yücel, § 83). Somut olayda suça konu edilen konuşma E.Ç.isimli kişi tarafından yapılmıştır. Başvurucunun konuşmanın yapıldığıkahvehaneye E.Ç ile birlikte gittiği yönünde bir tespit de bulunmamaktadır.Aksine başvurucu, yaşadığı mahallede bulunan kahvehanede oturduğu sırada burayagelen kişilerden birinin suça konu edilen sözleri söylediğini ifade etmiş vebaşvurucunun bu savunması diğer sanıklar tarafından da doğrulanmıştır.Dolayısıyla başvurucunun konuşmanın yapılmasıyla veya içeriği ile herhangi birşekilde ilgili olduğu ortaya konulamamıştır.
38. Ayrıca başvurucu hakkındaki tutuklama kararı, iddianame vegerekçeli kararda yer verilen olay, olgu ve değerlendirmeler dikkatealındığında söz konusu video kaydında yer alan açıklamaların başvurucununüzerine atılı suç yönünden ne şekilde kuvvetli belirti oluşturduğunun ortayakonulamadığı görülmektedir.
39.Bu itibarla somut olayda suçişlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı,kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
40. Anayasa Mahkemesince varılan bu sonuç karşısında tutuklamanedenlerinin bulunup bulunmadığının, tutuklamanın ölçülü olup olmadığınınayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
41. Diğer taraftan başvurucu; tutuklanmasına dayanak oluşturandelillerin sosyal medyada paylaşılan söz konusu video kaydı içeriğinde yer alanaçıklamalar olduğunu, yapılan açıklamaların ifade özgürlüğünün kullanımıniteliğinde olduğunu, bu hususlara dayanılarak tutuklanmasının kişi hürriyetive güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak ifade özgürlüğünü de ihlal ettiğiniileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun suça konu konuşma ileilgisinin bulunduğu yönünde bir olgunun mevcut olmadığı sonucuna varmıştır. Bunedenle somut olayın koşulları dikkate alınarak başvurucunun ifade özgürlüğününihlal edildiği iddiasının ayrıca incelenmesine gerek bulunmamaktadır.
B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
42. Başvurucu, İçişleri Bakanlığının kendi hesabından paylaştığı tweet nedeniylesuçlu ilan edildiğini ve bu suretle masumiyet karinesinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
43. Bakanlık, başvurunun bu kısmı ile ilgili görüşbildirmemiştir.
2. Değerlendirme
44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özününmasumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin olduğu anlaşıldığındanbaşvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncüfıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
45. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dairkesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvencealtına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına aitolup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse,suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleritarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan vehenüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).
46. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncayakadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı korumasağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınanifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenleAnayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyetkarinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerinkamuoyuna bilgi vermesini engellemez (ErdalTercan, B. No: 2016/15637, § 79). Ancak masumiyet karinesine saygıgösterilmesi söz konusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası,bilginin gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar(Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).
47. Somut olayda başvurucu, söz konusu videoya ilişkin olarakİçişleri Bakanlığının "Konu terörlemücadele ekiplerine iletildi. Lütfen gördüğünüz yerde ihbar ediniz."şeklinde tweetpaylaşması nedeniyle suçlu ilan edildiğini ve bu suretle masumiyet karinesininihlal edildiğini ileri sürmüştür.
48. İçişleri Bakanı tarafından yapılan söz konusu sosyal medyapaylaşımının suçlamaya konu videonun sosyal medyada "teröristler Okmeydanı'nda insanları iç savaşa davetediyor" şeklindeki bir başlık ile paylaşıma sokulması üzerineyapıldığı ve paylaşımı yapan Bakan'ın kamu düzeninin sağlanması, suç vesuçlulukla mücadele ve terörün önlenmesiyle ilgili olarak en üst düzeydesiyasal sorumluluğu bulunan kişilerden biri olduğu göz ardı edilmemelidir.Nitekim 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanılığı TeşkilatıHakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin İçişleri Bakanlığının görev veyetkilerini düzenleyen 254. maddesinin (1) numaralı fıkrasında "Bakanlığa bağlı iç güvenlik kuruluşlarınıidare etmek suretiyle ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü, yurdun içgüvenliğini ve asayişini, kamu düzenini ve genel ahlakı, Anayasada yazılı hakve hürriyetleri korumak" ve "Suçişlenmesini önlemek, suçluları takip etmek ve yakalamak" anılanBakanlığın görevleri arasında sayılmıştır.
49. Öte yandan Bakan tarafından yapılan paylaşımın içeriğindebaşvurucunun suçlu olduğuna yönelik bir değerlendirme yer almamakta, sosyalmedyada dile getirilen bir iddianın ilgili kolluk birimlerine iletildiğibelirtilmekte ve vatandaşlardan ihbar yapmalarına yönelik bir istek dilegetirilmektedir. Bu nedenle söz konusu açıklamanın tek başına masumiyetkarinesine aykırılık teşkil ettiği söylenemez (bkz. § 13; benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Erdal Tercan,§ 81; Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman Bağrıyanık vediğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 180, 181).
50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesininihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
52. Başvurucu, hürriyetinden yoksun bırakıldığı iddiasınailişkin olarak 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
53. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir.Başvurucu, yargılandığı dava kapsamında 25/4/2017 tarihinde tahliye edilmiştir(bkz. § 19). Bu nedenle ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminat ödenmesi dışında bir yolunbulunmadığı anlaşılmaktadır.
54. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelikmüdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevizararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.732,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişihürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. 257,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.732,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 36. Asliye CezaMahkemesine (E.2017/156) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE19/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.