TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HAMZA KÜÇÜK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7400)
Karar Tarihi: 5/11/2015
R.G. Tarih ve Sayı: 15/1/2016-29594
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Hamza KÜÇÜK
Vekili
:
Av. Özgür YILMAZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, itfaiye memurununyangına müdahale sırasında yaralanması nedeniyle idare aleyhine açtığı tamyargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesinin Anayasa’nın 2., 5., 17.,36., 49. ve 50. maddelerinde güvence altına alınan hakları ihlal ettiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 25/09/2013tarihinde Gaziantep 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurununKomisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca 9/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından19/6/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığına(Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin birörneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 21/8/2014 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı,başvurucuya 1/9/2014 tarihinde bildirilmiş; başvurucu, Bakanlık görüşüne karşıbeyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, itfaiye memuruolarak görev yapmakta iken 21/9/2006 tarihinde meydana gelen bir yangınamüdahale sırasında yaralanmıştır.
9. Başvurucu olaydan sonratedavi altına alınmış, 22/9/2006 tarihinde Ankara Numune Eğitim ve AraştırmaHastanesine yatışı yapılmış ve 11/10/2006 tarihinde hastaneden taburcuedilmiştir. Anılan hastanenin taburcu yazısında şu ifadeler yer almaktadır:
“22-9-2006 tarihinde bilateral el,önkol ve kollarda, yüzde toplam % 15 oranında 2.derece alev yanığı nedeni ile servise yatırılan hastanın pansumanları yapılaraktakip ve tedavisi yapılmıştır, ek sorunu olmayan hasta 11-10-2006 tarihindesalah ve önerilerle taburcu edilmiştir.”
10. Başvurucu taburcu olduktansonra çeşitli tarihlerde istirahat raporları almıştır. Yanık sekeli nedeniyle23/10/2009 tarihinde özel bir hastanenin plastik cerrahi servisine sevkiyapılan başvurucu, bahsedilen hastanede ameliyat edilmiş ve 28/10/2009tarihinden itibaren 10 (on) gün istirahatı uygungörülmüştür.
11. Başvurucu vücut bütünlüğündemeydana gelen zararı ve iş gücü kaybını tespit ettirmek için GaziantepŞehitkamil Devlet Hastanesine başvurmuş, anılan hastanece başvurucunun %3fonksiyon kaybının olduğuna ilişkin 21/12/2011 tarihli kesin sağlık raporudüzenlenmiştir.
12. Başvurucu anılan raporuibraz ederek 24/1/2012 tarihinde, çalışmakta olduğu kamu idaresine başvurmuş vezararının tazminini talep etmiştir.
13. İlgili kamu idaresitarafından başvurucunun talebine olumsuz cevap verilmesi üzerine başvurucuGaziantep 1. İdare Mahkemesinde 70.000 TL manevi tazminatın ödenmesi istemiyledava açmıştır.
14. Gaziantep 1. İdare Mahkemesi20/4/2012 tarihli ve E.2012/686, K.2012/420 sayılı kararıyla davayı süre aşımıyönünden reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:
“Dava dosyasının incelenmesinden; Gaziantep BüyükşehirBelediye Başkanlığı İtfaiye Müdürlüğü'nde memur olarak görev yapan davacının,21.09.2006 tarihinde Gaziantep Küsket SanayiSitesinde meydana gelen yangına müdahale sırasında yaralandığı, olay ile ilgili21.12.2011 tarihinde Şehitkamil Devlet Hastanesine başvuruda bulunması üzerineaynı tarihte %3 fonksiyon kaybı olduğuna dair kesin sağlık raporu verildiği,alınan rapor doğrultusunda meydana gelen zararın giderilmesi istemiyle24.01.2012 tarihinde davalı idareye başvurulduğu, söz konusu başvurunun reddiüzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13.maddesi uyarınca, dava konusu tazminat talebinin dayanağı olan olayın meydanageldiği 21.09.2006 tarihinden itibaren beş yıl içerisinde söz konusu olay ileilgili uğranıldığı ileri sürülen zararın giderilmesi istemiyle davalı idareyebaşvurulması gerekirken bu süre geçirildikten sonra 24.01.2012 tarihinde davalıidareye yapılan başvuru dava açma süresini canlandırmayacağından, olaytarihinden beş yıl süre geçtikten sonra idareye yapılan başvurunun reddiüzerine açılan davanın, süreaşımı nedeniyle esastan incelenmesine olanakbulunmamaktadır.”
15. Başvurucu tarafından temyizedilen karar Danıştay Sekizinci Dairesinin 10/12/2012 tarihli ve E.2012/8135,K.2012/10285 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme talebi de aynı Dairenin27/6/2013 tarihli ve E.2013/4188, K.2013/5562 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
16. Karar başvurucuya 5/9/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu tarafından25/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgiliHukuk
18. Anayasa’nın 125. maddesininson fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüdür.”
19. 6/1/1982 tarihli ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi şöyledir:
“1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idaridava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her haldeeylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarınınyerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamenreddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.
2. Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılantam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargımercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurmaşartı aranmaz.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 5/11/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 25/9/2013 tarihli ve 2013/7400numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
21. Başvurucu, itfaiye memuruolarak görev yapmakta iken meydana gelen bir yangına müdahale sırasındayaralanması üzerine idare aleyhine açtığı davanın süre aşımı nedeniylereddedildiğini, oysa Danıştay içtihatlarına göre kesin sağlık raporununalındığı tarihten itibaren bir yıl içinde açılan davanın süresinde olduğunu,idarenin kusursuz sorumluluk esaslarına göre zararını karşılaması gerektiğini,başvuruya konu yangına müdahale sırasında korunaklı ve uygun ekipmanların idaretarafından sağlanmadığını belirterek Anayasa’nın 2., 5., 17., 36., 49. ve 50.maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş vetazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, başvurucutarafından yapılan hukuki nitelendirme ile bağlı olmayıp olay ve olgularınhukuki tavsifini kendisi takdir eder (TahirCanan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Buna göre başvurucununşikâyetinin özü, açtığı tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesinedeniyle esasının incelenememesi dolayısıyla adil yargılanma hakkınıngüvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkına ilişkindir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
23. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
24. Başvurucu, açtığı davanınsüre aşımı yönünden reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının altgüvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
25. Bakanlık görüş yazısında,mahkemeye erişimin bir unsuru olan mahkeme hakkının mutlak bir hak olmadığı,özellikle bir davanın açılabilirliğine ilişkin bazısınırlamalar ve niteliği gereği bu konuda düzenleyici işlemlere konuolabileceği, bununla birlikte, bu sınırlamaların dava açmak isteyen bir kişininmahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması gerektiği,başvurucunun iddiaları incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulmasıgerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.
26. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
27. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması”kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:
“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilenherkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını istemehakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde,ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerinibelirtmek zorundadır.
Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemlersonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazminedilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”
28. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanmahakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
29. Adil yargılanma hakkının entemel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkemeönüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen,B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeyeetkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biriolarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvurukonusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerinmahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasınıgerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya dauygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiğidurumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).
30. Hukuki güvenlik ilebelirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukukigüvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarınınöngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güvenduyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyiciyöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasaldüzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya vekuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesiniifade etmektedir (AYM, E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013).
31. Mahkemeye erişim hakkı,kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununlabirlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekildekısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucuüzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (SerkanAcar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin olarak takdir hakları gereği bazısınırlamalar getirebilir ve bu davalar niteliği gereği düzenleyici işlemlerekonu olabilir. Bununla birlikte bu sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişininmahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego S.A./İspanya,B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99,11/10/2001, § 22).
32. Mahkemeye ulaşmayı aşırıderecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkınıihlal edebilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru içinbelli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüdekısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkınaaykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukukaaykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişilerdava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97,11/7/2002, §§ 36-40).
33. Belli bir hakkın mahkemedeileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanınaçılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adilyargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerinzamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zorkanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında kararvermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukukgüvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet ederler. Süresınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olupulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçeAnayasa'da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş sayılmazlar (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings vediğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 22083/93, 22095/93; 22/10/1996, § 51).
34. Başvurucu, itfaiye memuruolarak görev yapmakta iken 21/9/2006 tarihinde meydana gelen bir yangınamüdahale sırasında el, kol ve yüzünden yaralanmış, hastaneye yatışının ardından11/10/2006 tarihli rapora göre salah ve önerilerle taburcu edilmiş, bu tarihtensonra rahatsızlığı nedeniyle bir çok defa istirahat raporu almış, 23/10/2009tarihinde özel bir hastanenin plastik cerrahi servisinde ameliyat edilmiş veyine istirahat raporu verilmiş, daha sonra vücut bütünlüğünde meydana gelenzararı ve iş gücü kaybını tespit ettirmek için Gaziantep Şehitkamil DevletHastanesine başvurmuş, anılan Hastanece başvurucunun %3 fonksiyon kaybınınolduğuna ilişkin 21/12/2011 tarihli kesin sağlık raporu düzenlenmiştir.Başvurucu bu rapor sonrasında 24/1/2012 tarihinde idareye başvuru yaparak olaydandolayı uğradığı zararın tazmini talebinde bulunmuş, talebin reddi üzerine İdareMahkemesinde tam yargı davası açmıştır.
35. Gaziantep 1. İdare Mahkemesiise 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca idari eylemlerden dolayıuğranılan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eyleminyazılı bildirimi veya öğrenilme tarihinden itibaren bir yıl ve son olarak eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde zararın tazmini için ilgili idareyebaşvurulması gerektiği, başvuru konusu olayda 21/9/2006 tarihinde meydana gelenyaralanma olayından itibaren beş yıl geçtikten sonra 24/1/2012 tarihindeyapılan başvurunun ardından açılan davanın bu sebeple süresinde olmadığıgerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
36. Bu bağlamda mahkemelerin usulkurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadarkatı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).
37. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği mevzuatın yorumlanması ve uygulanması derecemahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu yorum ve uygulamaların etkilerininAnayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında bulunan hak ve yükümlülüklerlebağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa Mahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeyeerişim hakkı yönünden yapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşullarıçerçevesinde olacaktır.
38. İdari işlem ve eylemlerinsürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek, kamuhizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idaridavaların açılma süresi kanunlarla düzenlenmiş; 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesi uyarınca idari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilmiş olanların davaaçmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretleöğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her durumda eylem tarihinden itibarenbeş yıl içinde yetkili makama başvurarak zararlarının tazminini istemeleri, buisteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde ise bu konudaki işlemin tebliğtarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmaları gerektiğidüzenlenmiştir.
39. Başvurucunun 2577 sayılıKanun’da belirtilen bir ve beş yıllık idari başvuru ve dava açma süresininmahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde bir şikâyeti bulunmayıp anılansürenin başlangıç tarihinin esas itibarıyla yaralanmanın meydana geldiği eylemtarihi esas alınarak belirlenmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğindenşikâyet etmektedir.
40. AİHM, askerde meydana gelenölüm olayıyla ilgili olarak açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesineilişkin olarak kendisine yapılan başvuruda zararın ölüm olayıyla meydanageldiğine, AYİM tarafından bir yıllık idareye başvuru süresinin ölümle ilgiliyapılan kovuşturmanın sonucunda verilen takipsizlik kararının ilgililere tebliğtarihi ile değil, ölüm olayının öğrenilmesi ile başlayacağına dair yorumununmahkemeye erişim hakkını ihlal etmediğine karar vermiştir (Canan Eyilmez vediğerleri/Türkiye, B. No: 74704/11, 1/7/2014, §§ 32-34).
41. AİHM, Rodoplu/Türkiye (B. No: 41665/02,23/1/2007) kararında, hastanede yapılan ameliyat sonrasında bir gözünü kaybedenbaşvurucunun açtığı tam yargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesineilişkin olarak başvurucunun mevzuatta öngörülen süreye uymaması için geçerlibir nedeninin olmadığını, her hâlükârda belirlenen süreler içinde başvuru yapmaimkânına sahip olduğunu belirterek başvurunun bu kısmının mahkemeye erişimhakkını ihlal etmediğinden kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
42. AİHM, Eşim/Türkiye (B. No:59601/09, 17/9/2013)kararında, süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişimhakkının engellenip engellenmediği hususunu değerlendirmiştir. Söz konusuolayda başvurucu, askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihindeyaşanan bir çatışmada yaralanmış, tedavi süresi uzunca bir süre devam etmiş vesonunda başvurucunun 1992 yılında askeriye ile ilişiği kesilmiştir. Başvurucusonraki yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış, 2004yılında başında niteliği belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş,2007 yılında Gülhane Askerî Tıp Akademisindeki muayenesinde başvurucununbaşında mermi olduğu anlaşılmıştır. Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminattalebiyle idareye başvurmuş ancak bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerinebaşvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davadaAskerî Yüksek İdare Mahkemesi söz konusu olayın meydana geldiği tarihtenitibaren beş yıl içerisinde dava açılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımıyönünden reddetmiştir..
43. AİHM anılan kararındadavanın temelinde yer alan konunun aslen, beş yıllık süre sınırını,başvurucunun yaralandığı 1991 yılından itibaren hesaplayan mahkeme kararındakigerekçelendirme olduğunu ifade etmiş (Eşim/Türkiye,§ 23), başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdarolmadığı tartışma konusu olmadığından, kendisinden beş yıl içinde tazminatdavası açmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine,Mahkemenin nazarında, şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açmahakkının, tarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğindekullanılması gerektiğine hükmetmiş (Eşim/Türkiye,§ 25) ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin süre sınırı hakkındaki katıyorumunun, davanın esasının tam olarak incelenmesine engel olması nedeniyle,mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, § 26).
44. Somut olayda ise başvurucuyangına müdahale sırasında yaralanmış, daha sonra tedavisi yapılmıştır.Başvurucunun, başvuru dosyasına sunduğu belgelere bakıldığında son olarak28/10/2009 tarihinde ameliyat geçirerek istirahatıuygun görülmüştür. Başvurucunun bu tarihten sonra herhangi bir tedavi gördüğühususunda başvuru kapsamında bir bilgi bulunmamakla birlikte, kendi isteğiyleözürlülük durumunun tespiti için yaptığı başvuru üzerine aldığı 21/11/2011tarihli rapor sonrasında idareye başvuru yaparak tazminat talebinde bulunmuş,bu talebinin reddedilmesinin ardından idari yargıda tam yargı davası açmıştır.
45. İlk Derece Mahkemesi, olayınmeydana geldiği tarihten sonra alınan sağlık raporlarında başvurucunun rahatsızlığıile ilgili yapılan tespitler hakkında bir gerekçeye yer vermemiş,rahatsızlığının hangi tarihte kalıcı hâle geldiği, başvurucunun bu kalıcırahatsızlığı hangi tarihte öğrenebileceği ve bunun sonucunda da eylemdenkaynaklı zararı tam olarak hangi tarihte değerlendirebileceği hakkında herhangibir açıklamaya yer vermeksizin 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde yer alan beşyıllık süreyi olayın meydana geldiği tarihten itibaren işleterek davanın süreaşımı nedeniyle reddi gerektiği sonucuna varmıştır.
46. Anayasa Mahkemesi bir temyizincelemesi yapmamakla birlikte usul kurallarının yorumlanmasının, dava açmakisteyen kişinin mahkemeye ulaşmasını aşırı derecede zorlaştırmaması ya daimkânsız hâle getirmemesi gerekir. Buna göre İlk Derece Mahkemesince,başvurucunun sağlık durumunda meydana gelen değişikliklerin ve buna ilişkinsağlık raporlarının dava açma süresine etkisi hakkında bir gerekçeye yerverilmeksizin salt zararı doğuran olayın meydana geldiği tarihi baz alarakaçılan davada süre aşımı bulunduğu şeklinde yapılan değerlendirmenin,başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu sonucunavarılmakla, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğianlaşılmıştır.
47. Belirtilen nedenlerlebaşvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
48. Başvurucu, yangındayaralanması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi zararların tazminine kararverilmesini talep etmiştir.
49. 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesişöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
50. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde mahkemeye erişim hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlaledildiği tespit edildiğinden ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak içinyeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekir.
51. Başvurucu tarafından,uğradığı zararın tazmini talebinde bulunulmuş olup mevcut başvuruda Anayasa’nın36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş ve yeniden yargılama yapılmasınakarar verilmiş olduğundan bu aşamada tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
52. Dosyadaki belgelerden tespitedilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TLyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun, mahkemeyeerişim hakkının ihlali iddiasına yönelik şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Mahkemeye erişim hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucunun tazminattalebinin REDDİNE,
D. 198,35 harç ve 1.500 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. İhlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için kararın Gaziantep 1. İdare MahkemesineGÖNDERİLMESİNE,
F. Ödemelerin, kararıntebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibarendört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sonaerdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına
5/11/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.