TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HANİFE ENSAROĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/14195)
Karar Tarihi: 20/9/2017
R.G. Tarih ve Sayı: 25/10/2017-30221
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Hanife ENSAROĞLU
Vekili
:
Av. Yasin ŞAMLI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, suçta kullanıldığı şüphesiyle el konulan otobüsüniyi niyetli üçüncü kişiye ait olduğu tespit edilmekle müsaderesine yerolmadığına karar verilmesine rağmen uğranılan zararların karşılanmamasınedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/8/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 34 EY 3480 plaka numaralı 2007 model Mercedes Travego marka bir yolcu otobüsünü 11/7/2007 tarihinde M.B.Finansal Kiralama T.A.Ş.den "finansalkiralama" yoluyla kiralamıştır. Başvurucu, bu otobüsü 8/4/2008 tarihindeÖ.O. Turizm Ltd. Şti.ne kiralamıştır. Kira sözleşmesikapsamında aylık belirli bir meblağın ödenmesi karşılığında söz konusu otobüs,adı geçen Şirketin kullanımına bırakılmıştır. Bu Şirket de otobüsü uluslararasıyolcu taşıma işinde kullanmıştır.
A. Araca El Konulması veCeza Davası Süreci
9. Yolcu taşımacılığı faaliyeti kapsamında kullanılan otobüs28/4/2009 tarihinde saat 22.35'te Bulgaristan'dan Türkiye'ye giriş yapmak üzereyirmi bir yolcusuyla Edirne Kapıkule Gümrük Sahasına gelmiştir. Gümrük tescilişlemleri sonrasında otobüste kızılötesi ışın (x-ray) ile araç taramasıyapılmıştır. Gümrük görevlilerinin şüphelenmesiüzerineotobüste detaylı arama yapılmış ve bu arama neticesinde otobüsün orta kapısıaltında merdiven basamağına denk gelen yerde özel olarak sonradan yapıldığıanlaşılan küçük bir bölme içinde 507.350 euro, 80.000ABD doları ve 2.277 gram hurda altın tespit edilmiş olup bu döviz ve altınlarile otobüse el konulmuştur. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerineEdirne 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 29/4/2009 tarihli kararıyla el koyma işlemininonaylanmasına karar verilmiştir.
10. Cumhuriyet Başsavcılığınca, el konulan dövizler ile ilgilisoruşturma tefrik edilerek ayrılmış; otobüste bulunan altınların ithaliyleilgili düzenlenen 7/5/2009 tarihli iddianame ile aracın şoförleri K.K., B.B. veK.A.nın eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızınithal etmek suçundan 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla MücadeleKanunu'nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile 4.maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarınakarar verilmesi kamu adına talep olunmuştur. İddianamede ayrıca Ö.O. TurizmLtd. Şti. malen sorumlu olarak gösterilmiş ve el konulan otobüsün suçtakullanıldığı gerekçesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun54. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmesi talep edilmiştir.
11. Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) iddianameninkabulü ile görülmeye başlanan yargılama sırasında malen sorumlu sıfatıylabaşvurucu da duruşmaya çağrılmış, başvurucu 3/6/2009 tarihli ilk oturumdaavukatı ile birlikte beyanlarda bulunmuştur. Başvurucu, bu otobüsü finansalkiralama sözleşmesi kapsamında zilyedi olduğunu ve Ö.O. Turizm Ltd. Şti.ne kiraladığını beyan etmiştir. Başvurucu bu otobüsünuluslararası yolcu taşıma işinde kullanıldığını bildiğini ancak kaçakçılıktakullanıldığını bilmediğini ifade etmiştir.
12. Başvurucu adına vekili 10/9/2009 tarihinde yapılan üçüncüoturumda, el konulan otobüsün yargılama sonuçlanıncaya kadar teminatsız olarakiade edilmesini talep etmiştir. Mahkeme aynı oturumda araçta özel bir bölmeninbulunmasını gerekçe göstererek aracın -kasko değeri, bu değerin bulunmamasıdurumunda rayiç değeri üzerinden nakdi teminat veya banka teminat mektubununyatırılması kaydıyla- yargılama sonuna kadar olmak üzere iadesine kararvermiştir.
13. Mahkeme 3/12/2009 tarihinde sanıkların eşyayı gümrükişlemlerine tabi tutmaksızın ithal etme suçundan 5607 sayılı Kanun'un3.maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 4. maddesinin ikinci fıkrası hükümleriuyarınca ayrı ayrı 1 yıl 6 ay hapis cezası ve 10.940 TL adli para cezası ilecezalandırılmalarına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, el konulan altınların5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre müsaderesinekarar vermiştir. Mahkeme, el konulan otobüsün ise nakilde kullanılmaklabirlikte iyi niyetli üçüncü kişi konumunda kabul ettiği M.B. Finansal KiralamaT.A.Ş. ve finansal kiracısı başvurucuya ait olduğu gerekçesiyle müsaderesineyer olmadığına karar vermiştir. Ayrıca karar kesinleştiğinde otobüsün sahibineteslimine, teminatla iade edilmiş olması hâlinde teminatın iadesine, tasfiyeişlemine tabi tutulmuş olması hâlinde ise tasfiye bedelinin kararkesinleştiğinde sahibine iadesine karar vermiştir.
14. Başvurucu, dosya Yargıtayagönderilmeden önce aracın teminatsız olarak iadesini talep etmiş; Mahkeme31/12/2009 tarihinde bu talebi kısmen kabul etmiş ve otobüsün kasko değeri olan364.131 TL teminat karşılığında vetrafik siciline-aracın devredilemeyeceğine dair şerh konulmak kaydıyla- teslimine kararvermiştir. Başvurucu 19/1/2010 tarihinde bu karara itiraz etmiş, Edirne 1. AğırCeza Mahkemesinin aynı tarihli kararıyla itirazın reddine karar verilmiştir.
15. Gümrük Müsteşarlığı, malen sorumlu sıfatıyla Ö.O. TurizmLtd. Şti. ile başvurucu kararı temyiz etmişlerdir. Yargıtay 7. Ceza Dairesinin16/2/2011 tarihli ilamıyla başvurucunun temyiz istemi süre yönündenreddedilmiştir. Sanıklar K.K. ve B.B.nin temyizitirazları yönünden ise bu sanıkların mahkûmiyetlerine yeter somut bir delilbulunmadığından beraatlerine karar verilmesi gerektiğibelirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Sanık K.A. yönünden isetalebe rağmen 5237 sayılı Kanun'un 51., 52. ve 61. maddelerinin tartışılmaması,ayrıca kabule göre de yargılama giderlerinin ayrı ayrı yükletilmemesinedenleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
16. Malen sorumlu sıfatıyla M.B. Finansal Kiralama T.A.Ş. adınavekili 26/4/2011 tarihinde aracın yargılama sonuçlanıncaya kadar olmak üzereteminatsız iade edilmesini talep etmiştir. Mahkeme ise 27/4/2011 tarihinde,kasko değeri olan 364.131 TL teminat karşılığında ve trafik sicilinedevredilemeyeceğine dair şerh konulmak kaydıyla sahibine otobüsün tesliminekarar vermiştir.
17. Bozma ilamına uyan Mahkeme 16/6/2011 tarihinde sanıklar K.K.ve B.B.nin beraatlerine,sanık K.A.nın ise 5607 sayılı Kanun'un3. maddesinin(1) numaralı fıkrasına göre 10 ay hapis ve 6.080 TL adli para cezası ilecezalandırılmasına, hapis cezasının 5237 sayılı Kanun'un 51. madddesi uyarınca ertelenmesine karar vermiştir. Mahkeme,el konulan altınların 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasıuyarınca müsaderesine karar vermiştir. El konulan otobüsün ise 5607 sayılıKanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 5237sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümleri gereğincemüsaderesine yer olmadığına karar vermiştir. Mahkeme, otobüsün mülkiyetininM.B. Finansal Kiralama T.A.Ş.ye ait olduğunu, finansal kiracısının isebaşvurucu olduğunu tespit etmiştir. Mahkemeye göre malik Şirket ve finansalkiracı başvurucu, iyi niyetli üçüncü kişi konumundadır. Bu sebeple anılan kanunmaddeleri gereğince otobüsün müsadere edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ayrıcaotobüsün karar kesinleştiğinde iade edileceği belirtilmiştir.
18. Hüküm temyiz edilmeksizin 30/6/2011 tarihindekesinleşmiştir. Mahkeme 1/7/2011 tarihinde otobüsün karar gereği sahibine iadeedilmesi için Edirne Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğüne yazı göndermiştir.Otobüs, anılan karar ve yazı doğrultusunda gümrük makamlarınca 2011 yılı Temmuzayında başvurucuya teslim edilmiştir.
B. Tazminat Davası Süreci
19. Başvurucu el koyma nedeniyle uğradığı zararların tazminiistemiyle 2/3/2012 tarihinde İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinde MaliyeHazinesi aleyhine tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde, otobüse elkonulduğu tarihten iade edilen tarihe kadar kazanç kaybı olarak 405.000 TL;yıpranma bedeli olarak 10.000 TL maddi tazminat ve 425.000 TL de manevitazminat talebinde bulunulmuştur.
20. Mahkeme, hesap konusunda uzman bir bilirkişiden raporaldırmıştır. 3/9/2012 tarihli hesap bilirkişisi raporunda, başvurucunun aracınael konulması nedeniyle uğradığı kazanç kaybının 221.003,99 TL olduğubelirtilmiştir.
21. Mahkeme 26/2/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.Kararda, otobüsün suçta kullanıldığı ve araçta orijinalinde bulunmayan gizlibir bölme oluşturulduğuna dikkat çekilmiştir. Mahkemeye göre 5607 sayılıKanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kaçakeşyanın suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasınıengelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış tertibat içinde saklanmış veyataşınmış olması el koymayı gerektirmektedir. Mahkeme, bu şekilde el konulanotobüsün aynı Kanun'un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca ancak kaskodeğeri kadar teminat yatırılmak kaydıyla sahibine iade edilebileceğinibelirtmiştir. Mahkeme sonuç olarak emredici nitelikteki anılan Kanun hükümleridikkate alındığında el koyma işleminin hukuka uygun olduğu gerekçesiyletazminata hükmedilemeyeceği kanaatine varmıştır.
22. Başvurucu, kararı temyiz etmiş; Yargıtay 12. Ceza Dairesinin16/5/2014 tarihli ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir. Onama ilamındada araçta özel bir gizli bölmenin mevcut olduğuna dikkat çekilerek dava konusuel koymanın haksız bir el koyma niteliğinde olmadığına vurgu yapılmıştır.Daire, bu aracın yargılama sırasında kasko değeri kadar teminat karşılığında vetrafik kaydına şerh konularak iadesine karar verildiğini de belirtmiştir.Ayrıca Daireye göre başvurucu, el koyma işlemi nedeniyle uğradığını iddiaettiği maddi ve manevi zararları, aracını kendisinden habersiz şekilde suçtakullanan kişilerden talep de edebilir. Onama ilamında, el koyma nedeniyletazminata ilişkin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun141. maddesindeki koşulların oluşmadığı gerekçesiyle temyiz edilen hükümde birisabetsizlik bulunmadığı belirtilmiştir.
23. Nihai karar, başvurucu vekiline 22/7/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
24. Başvurucu 8/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
25. 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızınülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlîpara cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeyesokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.”
26. 5607 sayılı Kanun'un 10. maddesi şöyledir:
"(1) Bu Kanunda tanımlanan suçlarınişlenmesinde kullanılan taşıtlara, Ceza Muhakemesi Kanununun 128 incimaddesinin dördüncü fıkrası hükmüne göre elkonulur.
(2) 13 üncü maddenin birinci fıkrasının (a)bendi kapsamına girmesi, Türkiye’de sicile kayıtlı olmaması ya da soruşturma vekovuşturma devam ederken, kaçakçılık suçunun işlenmesinde tekrar kullanılmasıhalinde, elkonulan araç alıkonulur. Sahibinin aracın değeri kadar teminatıalıkoyma tarihinden itibaren otuz gün içinde gümrük idaresine teslim etmesihalinde, araç sahibine iade edilir. Aksi takdirde, tasfiye idaresi tarafındansoruşturma ve kovuşturma sonucu beklenmeksizin derhal tasfiye olunur.Tasfiyenin satış suretiyle gerçekleşmesi halinde, satıştan elde edilen gelirdentaşıtın muhafaza edilmesi ve satışı için gerekli olan bütün masraflarkarşılandıktan sonra kalan miktar, kovuşturma sonucuna göre işlem yapılmaküzere emanet hesabına alınır.
(3) İkinci fıkra hükmünün uygulanmasındakideğerden, kara taşıtlarında kasko değeri; deniz taşıtlarında, tekne ve makinesigortasına esas teşkil eden değer; sigortasız taşıtlar ile hava ve demiryolutaşıtlarında ise piyasa değeri anlaşılır."
27. 5607 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgiliolarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve kazanç müsaderesineilişkin hükümleri uygulanır. Ancak kaçak eşya taşımasında bilerek kullanılanveya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının müsadereedilebilmesi için aşağıdaki koşullardan birinin gerçekleşmesi gerekir:
a) Kaçak eşyanın, suçun işlenmesinikolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarakhazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış veya taşınmış olması.
b) Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göremiktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veyanaklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması.
c) Taşıma aracındaki kaçak eşyanın, Türkiye’yegirmesi veya Türkiye’den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısındanzararlı maddelerden olması"
28. 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin birinci fıkrasınınbirinci cümlesi şöyledir:
"İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamakkoşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesinetahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçunişlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığıveya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir."
29. 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin dördüncü fıkrasışöyledir:
"Kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkındaverilen elkoyma kararı, bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmeksuretiyle icra olunur."
30. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
" Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
...
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirleralınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılanveya zamanında geri verilmeyen
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler."
B. Uluslararası Hukuk
1. UluslararasıSözleşmeler
31. Suçtan gelir elde edilmesinin önlenmesi amacıyla suçgelirlerinin müsadere edilerek aklanmasının önlenmesi ve ayrıca bu amaçlauluslararası iş birliğinin sağlanmasına yönelik olarak Avrupa Konseyitarafından 8/11/1990 tarihinde Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, ZaptEdilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi kabuledilmiştir. Strazburg Konvansiyonu olarak bilinen bu sözleşme, Türkiyetarafından 27/9/2001 tarihinde imzalanmış ve onaylanması 16/6/2004 tarihli ve5191 sayılı Kanun ile uygun bulunmuştur. Strazburg Konvansiyonu'nun 2.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Taraf olan her devlet, suç vasıtalarıile gelirlerini veya bu gelirlere eşdeğer malların zoralımını gerçekleştirmekiçin gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaktır."
32. Strazburg Konvansiyonu'nun 11. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
"Bir cezaî kovuşturma veya bir zoralımişlemi başlatan diğer bir Tarafın talebi ile bir Taraf Devlet, daha sonra birzoralım talebine konu oluşturabilecek veya böyle bir talebi karşılayabilecekherhangi bir malla ilgili olarak, bu mal üzerinde herhangi bir işlemi, devirveya elden çıkarılmasını engellemek amacıyla bloke etmek ve el koymak gibigerekli geçici önlemleri alacaktır."
33. Strazburg Konvansiyonu, uluslararası gelişmelerdoğrultusunda yeniden gözden geçirilerek güncellenmiş ve bu kapsamda hazırlananTerörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, Elkonması ve Müsaderesi Hakkındaki Avrupa KonseyiSözleşmesi 16/5/2005 tarihinde imzaya açılmıştır.
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi Kararları
34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) suç isnadına bağlıolarak yapılan el koyma işlemlerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne(Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM'e göre kamu makamlarınca kişilerin mülküne elkonulması mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Mahkeme, bu suretleyapılan müdahalenin mülkiyetin kullanılmasının kontrolüne ilişkin üçüncü kuralçerçevesinde incelenmesi gerektiği görüşündedir (Raimondo/İtalya, B. No: 12954/87, 22/2/1994, § 27; Andrews/Birleşik Krallık (k.k.),B. No: 49584/99, 26/9/2002; Adamczyk/Polonya (k.k.),B. No: 28551/04, 7/11/2006; JGK Statyba Ltd ve Guselnikovas/Litvanya, B. No: 3330/12,5/11/2013, § 117). Buna göre el koyma işlemiyle başvurucu, mülkünden tamamıylayoksun bırakılmamakta; başvurucunun mülkünden yararlanması veya tasarrufta bulunmasıgeçici olarak sınırlandırılmaktadır. AİHM ayrıca el koyma işleminin -kimidurumlarda- muhtemel bir müsadere kararının uygulanmasını güvence altına almayayönelik olarak geçici bir tedbir şeklinde uygulandığına da dikkat çekmektedir (Rafig Aliyev/Azerbaycan, B. No: 45875/06,6/12/2011, § 118).
35. AİHM, el koyma yoluyla yapılan müdahalenin öncelikle içhukukta yeterli bir temelinin olması ve kamu yararına dayalı meşru bir amacıiçermesi gerektiğini kabul etmektedir (AliEsen/Türkiye, B. No: 74522/01, 24/7/2007, § 32). Nitekim Viktor Konovalov/Rusya(B. No: 43626/02, 24/5/2007) kararında, iç hukukta bu konuda bir düzenlemebulunmadığı hâlde el konulan aracın nihai karar beklenmeden satılması suretiylemülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Sözleşme'ye ek 1No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında hukuka dayalı olma gerekliliğinikarşılamadığı sonucuna varılmıştır (Viktor Konovalov/Rusya, §§ 38-47).Bununla birlikte Mahkeme, el koyma yönünden kamu makamlarının geniş bir takdiryetkisi olduğunu kabul etmektedir (Dzinic/Hırvatistan, B. No: 38359/13, 17/5/2016, § 68). AİHMayrıca, muhtemel bir müsadere için el koyma tedbirinin uygulanmasının kamuyararına dayalı olup meşru bir amacı da içerdiğini sıklıkla içtihatlarındabelirtmektedir (Borzhonov/Rusya, B. No: 18274/04, 22/1/2009, § 58; East West AllianceLimited/Ukrayna, B. No: 19336/04, 23/1/2014, § 187).
36. AİHM'e göre mülkün kamu yararınakullanılmasının kontrolü kapsamında mülke el konulması hususunda devletleringeniş bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte bu yetkinin tanınması, kişilerinmülkünden geçici süreyle de olsa yoksun bırakılması gibi ağır bir sonuca da yolaçmaktadır. Bu nedenle başvurucunun mülkiyet hakkına el koyma suretiyle yapılanmüdahalenin keyfî veya öngörülemez olmaması için bazı usule ilişkin güvenceleröngörülmelidir. AİHM, özellikle el koyma ve müsadere yoluyla yapılanmüdahaleler yönünden verdiği kararlarında keyfî müdahalelerden korunmakamacıyla mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden bu önlemlerin kanun dışı veyakeyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarınısorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının kişileretanınması güvencesinin sağlanması gerektiğini belirtmektedir. Bu değerlendirmeise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,24/10/1986, § 60; Saccoccia/Avusturya, B. No: 69917/01, 18/12/2008,§89; el koyma ile ilgili kararlar için bkz. Dzinic/Hırvatistan,§ 68; Borzhonov/Rusya, §§ 60, 61).
37. Bunun yanında AİHM, müsadere gibi el koymanın da orantılıolması gerektiğini belirtmektedir. Nitekim Dzinic/Hırvatistan kararında, el koyma tedbirinin muhtemel birmüsadereyi güvence altına almak için uygulandığını gözeten AİHM, başvurucununmülküne el konulması tedbirinin meşru olsa da el konulan mülkün değeri ilekarşılaştırılmaksızın uygulanmasını adil dengenin gerekliliklerine uygunolmadığını kabul ederek sonuca varmıştır (Dzinic/Hırvatistan, §§ 67-82).
38. AİHM bu kapsamda başvurucunun davranışları ile kanuna aykırıeylem arasındaki illiyet bağının kamu makamlarınca makul bir şekildedeğerlendirilmesini de başka bir güvence ölçütü olarak değerlendirmektedir.Bununla birlikte AİHM; kamu yararının gerektirdiği bazı durumlarda böyle birilişkinin, mevcut olmasa dahi el koyma ve müsaderenin uygulanabileceğigerçeğini yadsımamaktadır. Ancak böyle bir durumda yani el koyma ve müsadereninmuhakkak uygulanması gerektiği kabul edildiği takdirde özellikle iyi niyetliüçüncü kişiler yönünden eşyanın belirli koşullar dâhilinde iadesi veya bumümkün olamıyorsa eşya sahibinin zararının tazminine yönelik bir iç hukukyolunun mevcut olması ölçülüğün unsurlarından biriolarak değerlendirilmektedir (AGOSI/BirleşikKrallık, §§ 57-61; Vasilevski/Makedonya,B. No: 22653/08, 28/4/2016, §§ 56-60; Sulejmani/Makedonya, B. No: 74681/11, 28/4/2016 , §§ 40-44). AİHM builkenin beraat eden mülk sahipleri yönünden de uygulanacağını belirtmektedir (Jucys/Litvanya, B. No: 5457/03, 8/1/2008, §36).
39. AİHM, el koyma ve müsadere yoluyla yapılan müdahalelerinsonuçlarını da kararlarında tartışmaktadır. Buna göre Mahkeme, her el koyma vemüsaderenin muhakkak bir zarara yol açtığını kabul etmektedir. Ancak Mahkeme,el koyma ve müsaderenin Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesine göre adil olabilmesi için mülkün sahibinin güncelzararının kaçınılmaz olandan daha fazla olmaması gerektiğini sıklıklavurgulamaktadır (Raimondo/İtalya, § 33; Borzhonov/Rusya, § 61; Jucys/Litvanya, § 36). Bu bağlamda Borzhonov/Rusya kararında, yapılan kanundeğişikliğiyle el konulan otobüsün sahibine iadesi gerektiği hâlde kamumakamlarının altı yıl boyunca hareketsiz kalması kaçınılmaz olandan daha ağırbir zarar olarak görülmüştür (Borzhonov/Rusya,§§ 61-63). East/West AllianceLimited/Ukraine kararında, başvurucununmülkünden on yıl boyunca yoksun kalmasına yol açan el atma tedbirinin mülkiyethakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna varılmıştır (East/West Alliance Limited/Ukraine, §§ 166-218). Jucys/Litvanya kararında ise elkoyma tedbirinin yaklaşık 8,5 yıl sürdüğüne vurgu yapılarak mülkiyet hakkınayapılan müdahalenin başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklediğibelirtilmiştir(Jucys/Litvanya, §§ 34-39).
40. AİHM, iade edilmekle birlikte ceza soruşturmasında eşyaya elkonulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasını Ali Esen/Türkiye kararında ölçülülükyönünden tartışarak sonuca varmıştır. Bu başvuruda başvurucu, daha önce sahtekimlik bilgileri kullanılarak ve sahte bir senetle satıldığı iddia edilen biraracı satın almıştır. Ceza soruşturması sırasında 20/9/1999 tarihinde araca elkonmuş, aracı daha önce sahtecilik yoluyla satan bir kişi hakkında resmîevrakta sahtecilik suçundan iddianame düzenlenerek ceza davası açılmıştır.Yargılama devam ederken 19/9/2002 tarihinde aracın teminatsız olarak başvurucuyaiadesine karar verilmiştir. AİHM, kovuşturma sürecinin tamamlanması beklenmedenaracın teminatsız olarak iade edildiğine vurgu yapmıştır. Mahkemeye göreözellikle aracın mülkiyeti konusunda uyuşmazlığın olduğu durumlarda kanun dışıkullanımı önlemek amacıyla araca el konulması meşru bir amaçtır. AİHM,devletlerin bu alandaki geniş takdir yetkileri de dikkate alındığındabaşvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin, takip edilen meşru amaç ilekarşılaştırıldığında ölçüsüz olmadığı sonucuna varmış; başvurunun açıkçadayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir (AliEsen/Türkiye, §§ 27-36). Diğer taraftan Islamic Republicof Iran Shipping Lines/Türkiye(B. No: 40998/98, 13/12/2007) kararında ise el konulan gemi ve bu gemidekiyüklere, iade edildikleri tarihe kadar yaklaşık bir yıl boyunca keyfî olarak elkonulduğunun ceza yargılamasında tespit edildiği gerekçesine dayalı olarak elkoyma ile başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz ve adildengeyi bozucu nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır (Islamic Republicof Iran Shipping Lines/Türkiye,§§ 97-103). Son olarak Vendittelli/İtalya(B. No: 14804/89, 18/7/1994) kararında, bir suç isnadı kapsamındabaşvurucunun taşınmazına konulan tedbirin hükümden sonra gerek de kalmadığıhâlde on bir ay daha uygulanmaya devam edilmesi ölçüsüz bir müdahale olarakgörülmüştür (Vendittelli/İtalya, §§ 31-40).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
41. Mahkemenin 20/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
42. Başvurucu, kiraladığı aracına gizli bölme yapılarak yurdahurda altın sokulmaya çalışıldığı gerekçesiyle ceza soruşturması sırasındaaraca el konulduğunu ancak aracın maliki olan kendisinin iyi niyetli üçüncü kişikonumunda olduğunun yargılama makamlarınca da kabul edildiğini ifade etmiştir.Başvurucu, yargılama sonunda da aracın müsadaresinekarar verilmediğini belirtmiştir. Başvurucuya göre iyi niyetli üçüncü kişilereait araçların müsaderesi 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin birinci fıkrasıuyarınca mümkün olmadığından yapılan el koyma işlemi hukuka aykırıdır.Başvurucu ayrıca bu tespitlere ve aracın kaydında devredilemeyeceğine dair şerhde konulmuş olmasına rağmen yargılama sırasında yediemin olarak dahi aracınteslim edilmediğinden yakınmıştır. Başvurucu, sonuç olarak el koyma işleminedeniyle aracını yaklaşık yirmi yedi aydır kullanamadığından kazanç kaybınauğradığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
43. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
45. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenleöncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektirenmülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukukidurumunun değerlendirilmesi gerekir (CemileÜnlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539,16/5/2013, § 31).
46. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilenmülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bualanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargıiçtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31).
47. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılanmaddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden veparayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarakdeğerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallarile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanısıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir(Mahmut Duran ve diğerleri, B.No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
48. Başvuruya konu ceza soruşturması sırasında el konulanotobüsün ekonomik bir değer ifade eden taşınır mallardan olduğu kuşkusuzdur. Buotobüsün mülkiyeti, M.B. Finansal Kiralama T.A.Ş.ye ait olup başvurucunun isearacın finansal kiracısı olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla araca el koyma veteslim tarihleri itibarıyla başvurucu bu aracın maliki değildir. Bununlabirlikte uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte olan 10/6/1985 tarihli ve 3226sayılı mülga Finansal Kiralama Kanunu'nun 13. maddesine göre kiracı, sözleşmesüresince finansal kiralama konusu malın zilyedi olup sözleşmenin amacına uygunolarak her türlü faydayı elde etmek hakkına sahiptir. Benzer şekilde bu Kanun'uilga eden 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama Kanunu'nun 24.maddesinin (1) numaralı fıkrasında da kiracı sözleşme süresince finansalkiralama konusu malın zilyedi olup sözleşmenin amacına uygun olarak kiracınınher türlü faydayı elde etme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.
49. Bu durumda başvurucu, finansal kiralama sözleşmesinin devamettiği sürece sözleşmeye konu otobüs üzerinde amaca uygun olarak her türlüfaydayı elde etme hakkına sahiptir. Buna göre otobüsün zilyedi olanbaşvurucunun finansal kiralama sözleşmesi çerçevesinde elde ettiği hakkın malvarlığına dâhil olabilecek ekonomik bir değer ifade ettiği de dikkatealındığında başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkınınmevcut olduğunda tereddüt bulunmamaktadır.
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
50. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817,19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, semerelerindenyararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birininsınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §53).
51. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas edendiğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"nayer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkınamüdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarakmülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarınıngenel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkınınkullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyledevletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkânsağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafındanmülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıcabelirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun bırakmaşeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetin kullanımınınkontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte; ancak mülkiyet hakkının maliketanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum yararı gözetilerek belirlenmekteveya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale isegenel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetinkullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin mülktenbarışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınması gerekmektedir.Bununla birlikte özellikle kamu otoritelerinin doğrudan mülkün kullanımınayönelik olmayan ancak sonuçları itibarıyla mülkiyet hakkını etkileyenmüdahaleler mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamındagörülmelidir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,§§ 55-58).
52. El koyma tedbiri, suç isnadı kapsamında uygulanan geçici birkoruma tedbiri mahiyetindedir. Başvurucunun geçici bir süreyle de olsamülkünden yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğikuşkusuzdur. Müdahalenin türünün ise yol açtığı sonuçlar yanında amacı dagözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. Somut olayda "el koyma tedbiri"nin uygulanmasıyla başvurucu, mülkündenbütünüyle yoksun bırakılmış değildir. Başvurucunun finansal kiracı sıfatıylazilyedi olduğu otobüsüne hurda altınların gümrük işlemlerine tabi tutmaksızınyurda sokulması eyleminde nakil aracı olarak kullanıldığı gerekçesiyle elkonulmuştur. Dolayısıyla esas itibarıyla toplum yararına aykırı olarak suçtakullanılmasının önlenmesi amacıyla mülkün kontrolü söz konusu olduğuna görebaşvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanımınınkontrolüne veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesigerekir.
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
53. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
54. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızınAnayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
55. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, içhukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kanunhükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).
56. Somut olayda başvuruya konu el koyma tedbiri, 5607 sayılıKanun'un 10. maddesi hükmü kapsamında uygulanmıştır. Bu maddenin birincifıkrasına göre anılan Kanun'da tanımlanan suçların işlenmesinde kullanılantaşıtlara 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca sicileşerh verilmek suretiyle el konulur. Olayda ise aracın yalnızca siciline şerhverilmemiş, fiilen de araca el konmuştur. Fiilen araca el koymanın dayanağınınise 5607 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrası olduğu anlaşılmaktadır.Bu madde hükmüne göre anılan Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasının (a)bendi kapsamında, kaçak eşyanın suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilinortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibatiçinde saklanmış veya taşınmış olması durumunda nakil aracına fiilen el konur.Söz konusu Kanun hükümlerinin açık, ulaşılabilir ve öngörülebilir mahiyetteolduğu dikkate alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninkanuna dayandığı kuşkusuzdur.
ii. Meşru Amaç
57. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânıvermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamuyararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlamasınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §53).
58. 5607 sayılı Kanun’a göre kaçakçılık ülkeye ithali ya daülkeden ihracı yasak olan veya ithal ve ihracı gümrük işlemlerine tabi olan bireşyayı gümrük işlemleri yaptırılmadan ithal veya ihraç etmek, bu eşyayı ülkeiçinde satmak veya satın almaktır.
59. Günümüzde uluslararası ticaretin giderek artması veserbestleşmesi toplum ve çevre sağlığını olumsuz yönde etkileyen, ülkeekonomisi ve güvenliğini tehdit eden her türlü kaçakçılık faaliyetlerindekiartışı da beraberinde getirmiştir. Ülke ticaretinin ve güvenliğinin korunmasıve kontrolü ile haksız rekabetin önlenmesi amacıyla kaçakçılıkla mücadele etmekiçin ülkeler tarafından hukuki düzenlemelerle gerekli önlemler alındığı gibi butürden fiillerle mücadelede etkinliğin artırılması maksadıyla uluslararasıanlaşmalar da yapılmaktadır. Bu yüzden kaçakçılıkla mücadelede etkinliğinartırılması gayesiyle “kaçak eşya”nın müsadereedilmesinin kamu yararı amacı taşıdığı değerlendirilmektedir (Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044,17/12/2015, § 64).
60. Öte yandan müsadereyle suçta kullanılan, kullanılmak üzerehazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun elindebırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihisuç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum veçevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi amaçlanmıştır.Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesininönüne geçilmesi ve suça konu tehlike arz eden mülkün kullanılmasının vedolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (FatmaÇavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu, B. No: 2014/5167, 28/9/2016, § 69).
61. Somut olayda otobüse fiilen de el konulması yönündekitedbirin otobüsün yeniden suçta kullanılmasının önlenmesi, caydırıcılığınsağlanması ve muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmaması için gerekligörüldüğü anlaşılmaktadır. Nitekim 5607 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birincifıkrasının (a) bendinde, kaçak eşyanın suçun işlenmesini kolaylaştıracak veyafiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizlitertibat içinde saklanmış veya taşınmış olması durumunda nakil aracınınmüsadere edileceği hüküm altına alınmıştır. Bu Kanun'un 10. maddesinin ikincifıkrasında ise böyle bir durumun varlığı hâlinde el konulan aracınalıkonulacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla suçta kullanıldığı anlaşılan otobüsefiilen de el konulmasının belirtilen şekilde kamu yararına dayalı meşru biramacı bulunmaktadır.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
62. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ile bu amacıgerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülükilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
63. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki, ancak durumun gerektirdiğiölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak veözgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması,kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukukdevleti anlayışıyla bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
64. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasınıyani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan vediğerleri, § 38).
65. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılmasıhâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil birdengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarakaşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,§ 58). Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi, birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkatealacaktır (Arif Güven, § 60).
66. Müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yoluyla mülkiyethakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasındaolması gereken adil dengeyi bozmaması için öncelikle suça veya kabahate konueşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyetbağının olması ve "iyi niyetli" eşya malikine müsadere edilen veyamülkiyeti kamuya geçirilen eşyaları -tehlikeli olmaması kaydıyla- gerikazanabilme olanağının tanınması veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşanzararının tazmin edilmesi gerekmektedir (BekirYazıcı, §§ 31-80).
67. Mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin uygulanmasınınAnayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için bu tedbirinöngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması ve bu tedbirinuygulanması dışında aynı amacı gerçekleştirmeye yarar daha elverişli başka biraracın da bulunmaması gerekmektedir. Bunun yanında söz konusu tedbir -gerekkapsamı gerekse de süresi itibarıyla- orantılı olarak uygulanmalıdır. Ayrıcakamu yararı amacı doğrultusunda mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerinuygulanmasının zarara yol açması ise kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmazolandan ağır veya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumundaböyle bir zararın kamu makamlarınca makul bir sürede, uygun bir yöntem vevasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir.Buna göre kamu makamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacıdoğrultusunda mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve butedbirlerin belirli bir süre de devam etmesi ancak bireyin haklarınınkorunmasının gerekliliklerine uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir.
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
68. Öncelikle başvurucuya el koyma ve müsadere kararlarına karşıiddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınıptanınmadığı değerlendirilmelidir. İddianamede malen sorumlu sıfatıyla yeralmasa da başvurucunun kovuşturma sırasında Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesindegörülen yargılamaya katılma olanağı bulduğu görülmektedir. Başvurucu 3/6/2009tarihli ilk oturumda avukatı ile birlikte beyanlarda bulunmuş, savunma veitirazlarını sunabilmiştir. Ayrıca yargılama sırasında çok defa aracın iadesinitalep edebilmiş, Mahkeme de bu talepleri teminat karşılığında kabul etmiştir.Dolayısıyla mülkiyet hakkına el koyma suretiyle yapılan müdahaleye karşıbaşvurucunun etkin bir biçimde itiraz edebilme olanağı bulduğu ortadadır.
69. İkinci olarak mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konuotobüsün kaçakçılık suçunda kullanıldığı derece mahkemelerince tespit edilmişbir olgudur. Üstelik izinsiz olarak yurda sokulmaya çalışılan hurda altınlarınbu otobüsün içinde, sonradan oluşturulmuş gizli bir bölmede yakalandığı dabelirlenmiştir. Nitekim başvurucu da bu olguları inkâr etmemektedir.
70. Başvurucunun temel şikâyeti, kendisinin iyi niyetli üçüncükişi konumunda olması nedeniyle kanun gereği müsadere edilmesi mümkünolmamasına rağmen aracına el konularak yargılama boyunca bu aracın iadeedilmemesine ilişkindir.
71. Gerçekten de araca el konulmasına neden olan eylemle ilgiliolarak başvurucu hakkında herhangi bir suç isnadında bulunulmamıştır.Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede, aracı başvurucudan kiralayanŞirket malen sorumlu olarak gösterilmiş ve aracın şoförleri hakkındacezalandırma talebinde bulunulmuştur. Mahkeme de başvurucuyu malen sorumlusıfatıyla yargılamaya dâhil etmiş ve yargılama neticesinde yalnızca buşoförlerden birinin mahkûmiyetine karar vermiştir. Başvurucu, yargılamasırasında finansal kiracısı olduğu otobüsü bir şirkete kiraladığını ve bu kirasözleşmesi çerçevesinde otobüsün yolcu taşımacılığında kullanıldığını bildiğiniancak kaçakçılıkta kullanıldığını ise bilmediğini savunmuştur. Mahkeme debaşvurucunun bu savunmasına itibar etmiş, gerek bozma ilamı öncesi verdiği3/12/2009 tarihli gerekse de bozma ilamı sonrası 16/6/2011 tarihli kararlarındabaşvurucunun otobüsün finansal kiracısı olup somut olay bakımından iyi niyetliüçüncü kişi konumunda olduğunu kabul etmiştir. Başvurucunun açtığı tazminatdavasında da derece mahkemeleri, mülk sahibi başvurucunun somut olay bakımındaniyi niyetli üçüncü kişi durumunda olduğunu kabul etmiştir.
72. Bu tespitlere rağmen el konulan otobüs, ceza davasındabaşvurucuya iade edilmemiştir. Başvurucunun ve finansal kiralama Şirketininiadeye ilişkin talepleri ise Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesince aracın kaskodeğeri kadar teminatın yatırılması şartına bağlanmıştır. Mahkeme, bu işlemi5607 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayandırmıştır.Anılan Kanun'un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 5271 sayılı Kanun'un128. maddesinin (4) numaralı fıkrası hükümlerine göre el koyma, kural olarakaracın siciline şerh verilmek suretiyle yapılabilir. Bununla birlikte 5607sayılı Kanun'un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirli durumlarda elkonulan aracın alıkonulabilmesine de olanak tanınmıştır. Böyle bir durum ise üçkoşuldan birinin gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlardan ilki, aracın anılanKanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında olmasıdır.İkincisi, aracın Türkiye'de sicile kayıtlı olmamasıdır. Üçüncüsü ise soruşturmaveya kovuşturma devam ederken aracın yeniden suçta kullanılmasıdır. Öte yandan5607 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bu durumlardanbirinin gerçekleşmesi hâlinde mülk sahibine aracın değeri kadar teminatyatırılması için otuz günlük süre verileceği, aksi takdirde aracın derhâltasfiye edileceği düzenlenmiştir.
73. Somut olayda otobüsün içinde kaçakçılık suçunungerçekleştirilmesini kolaylaştırmak ve gizlemek için özel bir bölmeoluşturulduğundan söz konusu aracın bu Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (a) bendi kapsamında olduğu tespit edilmiştir. Ancak 5237 sayılıKanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasında suçta kullanılsa dahi iyiniyetli üçüncü kişilere ait eşyaların müsadere edilmemesi öngörülmüştür. Olaydayargılama makamlarınca ceza soruşturması ve kovuşturması sırasında eşyanınsanıklar dışındaki üçüncü kişilere ait olduğu gözetilerek teminat yatırılmasıiçin eşya sahiplerine süre verilmesi ve otobüsün 5607 sayılı Kanun'un 10.maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre tasfiye edilmesi yoluna gidilmemiştir.Bunun yerine aracın alıkonulmasına devam edilmiş, başvurucunun iade talebi iseteminat şartına bağlanmıştır.
74. Yukarıda da değinildiği üzere suçta kullanılan veya suçakonu eşyalara el konulması; bu eşyaların yeniden suçta kullanılmalarının önünegeçilmesi, caydırıcılığın sağlanması ve muhtemel bir müsaderenin sonuçsuzkalmasını önlemek gibi amaçlar taşımaktadır. El koyma ve müsadere tedbirlerininsuçla mücadelede en etkili araçlardan biri olduğu ve kamu makamlarının bualanda geniş bir takdir yetkilerinin mevcut olduğu da kuşkusuzdur. Bununlabirlikte kamu makamlarının söz konusu tedbirleri alırken kişilerin mülkiyethaklarının korunmasını da gözetmeleri gerekmektedir. El koyma tedbirininuygulanması, kişilerin geçici süreyle de olsa mülkünden yoksun bırakılması gibiağır bir sonuca yol açmaktadır. Nitekim somut olayda başvurucunun otobüsüneyaklaşık 2 yıl 3 ay boyunca fiilen el konulmuştur. Finansal kiralama sözleşmesiçerçevesinde otobüs üzerinde her türlü faydayı elde etme hakkına sahip olanbaşvurucu, bu olay öncesinde otobüsünü kiralamak suretiyle ekonomik bir menfaatelde etmekte iken el koyma işlemi nedeniyle belirtilen süre boyunca bumenfaatten yoksun kalmıştır.
75. Sonradan iyi niyetli üçüncü kişilere ait olduğu anlaşılsadahi özellikle suçta kullanılan veya suça konu eşyanın mülkiyetinin ihtilaflıolduğu durumlarda el koyma tedbirinin uygulanması ve bu tedbirin makul bir süredevam etmesi de anlaşılabilir bir durumdur. El koyma tedbirinin içerdiği kamuyararı amacı dikkate alındığında bazı durumlarda böyle bir tedbirin uygulanmasıgerekli de olabilir. Eşyanın suçta kullanılıp kullanılmadığı veya suça konuolup olmadığı, mülkiyetinin kime ait olduğu, malikin iyi niyetli üçüncü kişiolup olmadığı ve eşyanın müsaderesinin gerekip gerekmediği gibi hususlarınbütün açıklığıyla ortaya konması belirli bir süreç gerektirebilir. Böyledurumlarda başvurucunun açtığı tazminat davasında Yargıtaycabelirtildiği üzere malikin eşyayı izinsiz kullanan maliklere dava açabilmesiyeterli de görülebilir. Ancak sanıklara karşı açılabilecek böyle bir tazminatdavasının kamu makamlarının hatalı tutum ve işlemlerinden kaynaklanansorumluluk hâllerini kapsamadığı açıktır. Somut olay bakımından başvurucunun,müsadere gerekmediği hâlde kamu makamlarınca el koyma tedbirininuygulandığından yakındığı gözetilmelidir.
76. Başvuru konusu olayda Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesi3/12/2009 tarihli mahkûmiyet hükmüyle suçta kullanılan otobüsün iyi niyetliüçüncü kişiye ait olduğunu kabul etmiş ve bu otobüsün müsadere edilmesine yerolmadığına karar vermiştir. Yargıtayın 16/2/2011tarihli bozma ilamından anlaşıldığı üzere bu karar müsadere yönünden yalnızcalehe temyiz edilmiş, Yargıtay da hükmün bu bölümünü bozma sebebi yapmamıştır.Dolayısıyla bu aracın suçta kullanılmakla birlikte iyi niyetli üçüncü kişi konumundakifinansal kiralama Şirketi ile finansal kiracı sıfatıyla başvurucuya ait olduğuen azından belirtilen ilk hüküm tarihi itibarıyla açıklığa kavuşmuştur. Bunarağmen Ceza Mahkemesi, otobüs üzerindeki fiilî el koyma tedbirini devamettirmiştir. Hâlbuki 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralıfıkrasındaki "suçta kullanılaneşyaların iyi niyetli üçüncü kişilere ait olduğunun anlaşılması durumundamüsadere edilmeyeceği" yönündeki hükmü gözeten Mahkeme16/6/2011 tarihli kararıyla ilk hükmü tekrar ederek el konulan otobüsünmüsaderesine yer olmadığına karar vermiştir. Ancak Ceza Mahkemesi bu tespiterağmen yine eşyayı hemen iade etmemiş, bunun yerine hüküm kesinleştiğindeeşyanın iadesine karar vermiştir.
77. Kamu makamları mülkiyet hakkına müdahale ederken Anayasa'nın35. maddesi gereğince takip edilen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye enuygun ve elverişli aracı seçmek durumundadır. Somut olayda, el konulan otobüsüntrafik siciline şerh konulmasının mümkün olmasına rağmen bu otobüsün iyi niyetliüçüncü kişi konumundaki finansal kiralama Şirketi ile kiracısı olan başvurucuyaait olduğu anlaşıldıktan sonra dahi el koyma tedbirinin fiilî olarakuygulanmasına devam edilmiştir. El konulan otobüsün fiilen alıkonulması yerinetrafik siciline şerh konulmasının niçin yetersiz kaldığı ise derecemahkemelerinin kararlarından anlaşılamamaktadır. Ayrıca kamu makamlarınca, elkoyma tedbirinin fiilen uygulanmasına devam edilmesini gerektirir makul vehaklı bir gerekçe de ortaya konulamamıştır. Nitekim kanun koyucunun asıltercihinin de el koyma tedbirinin yalnızca aracın sicil kaydına şerh konularakuygulanması yönünde olduğu açıktır. Buna göre sadece istisnai durumlar ilesınırlı olarak el koyma tedbirinin fiilen de uygulanması öngörülmüştür. OlaydaCeza Mahkemesi ise 5607 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (2) numaralıfıkrasındaki hükmü iyi niyetli üçüncü kişilerin eşyalarını da kapsar şekildeyorumlamış ve bu maddede belirtilen prosedürü de uygulamadığı hâlde 2 yıl 3 ayboyunca otobüsü başvurucuya iade etmemiştir. Başvurucunun açtığı tazminatdavasında da yargılama makamları aynı katı yorumu devam ettirmiştir. İyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğu tespit edilmekle müsaderesi gerekmediği hâldeyargılama sonuna kadar otobüse fiilen el konulmasının hukuka uygun olduğu ve bugerekçeyle uğranılan zararın tazmininin gerekmediği yönündeki derecemahkemelerinin yorumu ise el koyma tedbiri nedeniyle uğranılan zararınkaçınılmaz olandan daha fazla olmasına yol açmıştır.
78. Sonuç olarak el konulan otobüsün müsadere edilemeyeceğininanlaşılmasına ve başvurucunun finansal kiracısı olduğu otobüsün sicil kaydınaşerh konulmak suretiyle daha az zarara yol açabilecek bir yolun da varlığınarağmen yargılama sonuna kadar otobüse fiilen alıkonulması şeklindekimüdahalenin ölçülülük anlamında gereklilik ölçütünü sağlamadığıanlaşılmaktadır. Bunun yanında el konulan otobüsün derece mahkemelerince iyiniyetli üçüncü kişi konumundaki finansal kiralama Şirketi ile kiracısı olanbaşvurucuya ait olduğu tespit edildiği ve ortada tedbirin devamını gerektirirmakul ve haklı bir gerekçe de bulunmadığı hâlde el koyma tedbirinin fiilîolarak uygulanmasına devam edilmesi ve iade hükmünün infazı kesinleşme şartınabağlanarak mülkiyetin kısıtlanma süresinin uzamasına neden olunması orantılı dadeğildir. Bu durumda tedbirin uygulanmasında meşru bir amacın mevcut olduğu vebu alanda kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisinin de bulunduğu kabuledilmekle birlikte somut olay bağlamında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılanmüdahaleyle başvurucuya şahsi olarak aşırı ve orantısız bir külfetyüklenmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaolması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu sonucuna varılmıştır.
79. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
80. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
81. Başvurucu, ihlallerin tespiti ile tazminat taleplerindebulunmuştur.
82. Başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
83. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 2. AğırCeza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
84. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargımerciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli birtazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddinekarar verilmesi gerekir.
85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereİstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2012/111, K.2013/52)GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE20/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.