TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HANİFE KARAKURT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/445)
Karar Tarihi: 22/2/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Hanife KARAKURT
Vekili
:
Av. Yavuz YEŞİLYURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, zilyet olunan taşınmazın orman vasfıyla Hazine adınatesciline karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın makulsürede sonuçlanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığı'na (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. Başvurucunun DayandığıTapu Kaydı
8. İstanbul'un Eyüp ilçesi Kısırmandıra(sonraki adıyla Işıklar) köyünde bulunan Eylül 1314 tarihli ve 10. ciltte yeralan 161 sıra numaralı tapu kaydı, 10 dönüm miktarlı olarak çalılık niteliğindeA. oğlu M. adına kayıtlıdır. 1967 yılında bu köyde yapılan kadastro çalışmalarısırasında söz konusu tapu kaydı 174, 175, 176, 177, 178 ve 181 parselnumaraları ile sınırlandırılan taşınmazlara uygulanarak revizyon görmüştür.
B. Kadastro ÇalışmalarıSüreci
9. Işıklar köyünde 1998 yılında yapılan kadastro çalışmalarısırasında Çalıtorluğu mevkiinde bulunan 518 parselsayılı taşınmaz 1.575 metrekare ve 521 parsel sayılı taşınmaz ise 2.426metrekare yüz ölçümlü olarak sınırlandırılarak başvurucu adına tespitedilmiştir. Kadastro tutanaklarında, her iki taşınmazın da C.A.nın yirmi yılı aşkın bir süreden beri çekişmesiz,aralıksız ve malik sıfatıyla zilyetliğinde iken 1993 yılında haricen100.000.000 TL (eski TL) bedelle başvurucuya satıldığı belirtilmiştir.Tutanaklarda ayrıca satış tarihinden bu yana başvurucunun malik sıfatıylaçekişmesiz ve aralıksız olarak bu zilyetliğini devam ettirdiği açıklanmıştır.
10. 1940 yılında yapılan ilk orman tahdidinde bu taşınmazlarorman dışında bırakılmıştır. Işıklar köyünde 1967 yılında yapılan ilk tesiskadastro çalışmaları sırasında ise anılan taşınmazlar, devlet ormanı içindekaldığı gerekçesiyle tapulama harici bırakılmıştır. 1991 yılında yapılan Hazineadına orman sınırları dışına çıkarma (2/B) işlemleri sırasında ise orman sahasıdışında gösterilen bu taşınmazlar ile ilgili olarak bir 2/B uygulamasıyapılmamıştır.
C. Kadastro Tespitineİtiraz Davası Süreci
11. Maliye Hazinesi tarafından anılan taşınmazların orman olduğugerekçesiyle 9/6/1999 tarihinde başvurucu aleyhine Eyüp 1. Asliye HukukMahkemesinde (Mahkeme) kadastro tespitine itiraz davası açılmıştır.
12. Mahkeme 22/2/2001 tarihinde dava konusu taşınmazlarınbaşında keşif icra etmiştir. Keşif sırasında dinlenen mahallî bilirkişiler vedavacı tanıkları, bu taşınmazların 50-60 yıldan beri başvurucunun vezilyetliğini eklediği önceki maliklerin tasarrufunda olduğunu beyanetmişlerdir. Orman ve kadastro uzmanı teknik bilirkişiler ise raporlarında; butaşınmazların 1991 yılında yapılan çalışmalarda orman sayılmayan alandagösterildiğini, 521 parsel sayılı taşınmazda iki adet binanın bulunduğunu,taşınmazların tarımsal amaçlarla kullanıldığını bildirmişlerdir. Mahkeme, mahallinde6/6/2002 tarihinde keşif icra etmiştir. İkinci keşif sonucu düzenlenen raporlarda benzer yöndedir.
13. Mahkeme 5/2/2003 tarihinde yapılan keşif ve bilirkişi raporile beyanlarını hükme esas alarak davanın reddine, dava konusu taşınmazlarıntespit gibi tapuya tesciline karar vermiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin (Daire) 16/12/2003 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozmailamında; daha önce yapılan bir tapulama çalışmasının olup olmadığına ve 1940yılında yapılan orman tahdidi ile 1991 yılında yapılan aplikasyon ve 2/Bçalışmalarına ilişkin belge, tutanak, kroki ve haritaların getirtilerekmahallinde yeni bir keşif yapılması gerektiği belirtilmiştir.
14. Mahkemece bozma ilamına uyularak mahallinde yeniden keşifyapılmıştır. Keşif sonucu düzenlenen 24/5/2007 tarihli teknik bilirkişiraporunda; anılan taşınmazların ilk orman tahdidinde orman sınırı dışındabırakıldığı, daha sonra yapılan orman kadastro çalışması sonucunda da bukonumunu sürdürdüğü belirtilmiştir. Bilirkişilere göre ayrıca taşınmazlarüzerinde orman bitki örtüsü de bulunmamaktadır. Mahkeme, bu bilirkişi raporunuhükme esas alarak 24/7/2007 tarihinde yine davanın reddine ve dava konusutaşınmazların tespit gibi tapuya tesciline karar vermiştir.
15. Davacı Hazinenin bu karara karşı temyiz istemi, Dairenin10/6/2009 tarihli kararıyla kabul edilerek yeniden hükmün bozulmasına kararverilmiştir. Bozma ilamının gerekçesinde şu hususlara yer verilmiştir:
i. 1967 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında çekişmelitaşınmazların bulunduğu yerin orman olduğunun kadastro paftasında gösterilerektespit harici bırakıldığı belirtilmiştir.
ii. Daire bununla birlikte 1940 yılında yapılan orman kadastrosusırasında davaya konu taşınmazların da içinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattıdışında kaldığını tespit etmiştir.
iii. Daireye göre, arazinin konumu ve davalı taşınmazlar ileorman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı dikkate alınmalıdır.
iv. Daire ayrıca kadastro işlemi olan tespit dışı bırakmaişlemine, araziye veeylemli duruma uygun düşmeyenbilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceğini açıklamıştır. Ayrıca zamaniçinde taşınmazlar üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin ormanniteliğini kaybettiği anlamına gelmeyeceğini ve toprağı ile birlikte orman olantaşınmazların zilyetlikle iktisabının ise mümkün olmadığını belirtmiştir.
v. Gerekçede, davalı tarafın taşınmazların öncesinin ormanolmadığını kesin delillerle kanıtlayamadığı ifade edilmiştir. Daireye görezilyetlikle mülk edinme koşulları oluşmadığı gibi dava konusu taşınmazlarherhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman olması nedeniylekanun gereği yeniden orman sınırları içine de alınabilir.
vi. Daire, dava konusu taşınmazların bitişiğinde yer alan bazıtaşınmazların orman olarak Hazine adına tesciline yönelik kesinleşen yargıkararlarının bulunduğunu ifade etmiştir. Daire, bu gerekçelerle davanınkabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
16. Bozma kararına uyan Mahkeme 18/2/2010 tarihinde davanınkabulüne ve dava konusu taşınmazların tespitlerinin iptali ile orman vasfıylaHazine adına tapuya tesciline karar vermiştir.
17. Başvurucu kararı temyiz etmiş, Daire 22/9/2011 tarihindetemyiz edilen hükmün onanmasına karar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltmetalebi de Dairenin 15/9/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
18. Nihai karar, başvurucu vekiline 11/12/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
19. Başvurucu 7/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
20. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13.maddesi şöyledir:
“ Tapuda kayıtlı taşınmaz mal:
...
B) Kayıt sahibi veya mirasçılarından başkasızilyet bulunuyorsa;
...
b) Zilyet, taşınmaz malı, kayıt malikindenveya mirasçılarından veya mümessillerinden tapu dışı bir yolla iktisapettiğini, onların beyanı veya herhangi bir belge ile veya bilirkişi veyahuttanık sözleriyle ispat ettiği ve ayrıca en az on yıl müddetle çekişmesiz,aralıksız ve malik sıfatıyla zilyet bulunduğu takdirde zilyet adına,
... tespit olunur.”
21. 3402 sayılı Kanun’un"Kamu malları" kenar başlıklı 16. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
“Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamuhizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altındabulunan sahipsiz yerlerden:
...
D) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunanormanlar, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, özel kanunları hükümlerinetabidir.”
22. 3402 sayılı Kanun’un 18. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Orta malları, hizmet malları, ormanlar veDevletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilenyerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlıolsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez.”
23. 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tabii olarak yetişen ve emekle yetiştirilenağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.”
24. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbirsuretle daraltma yapılamaz.”
2. Yargıtay İçtihadı
25. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 25/2/2014 tarihli veE.2013/9841, K.2014/2384 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“...mahkemece öncelikle, Orman Yönetimi davayadahil edilmeli, yeniden yapılacak keşifte, dava konusu taşınmaz ve etrafınıgösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametriyöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinalfotokopi örneği ile varsa davanın açıldığı 1958 yılından öncesine ait en eskitarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları stereoskop aletiyle, üç boyutluolarak incelettirilip taşınmazların niteliğinin bu belgelerde ne şekildegörüldüğü, orman ya da 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesinde ifade edilen ormaniçi açıklık olup olmadığı belirlenmeli, komşu taşınmazlara ait kadastro tesbit tutanakları ve dayanağı kayıtlar getirtilip,çekişmeli taşınmazlar yönünü ne olarak gösterdikleri araştırılmalı, taşınmazlarorman sayılan yerlerden değil ise, davacıların dayandığı, miras bırakanlarıEmine Çelik’e ait Mart 1289 tarih ve 29 numaralı sicilden gelen Nisan 1958tarih ve 2 numaralı tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı araştırılmalı,davalılar miras bırakanı Fatma Serin adına kayıtlı olan ve tapu kaydıylabirlikte tesbite esas alınan 1937 tarih ve 57numaralıvergikaydıiledavalılarıntutundukları1929yılınaaitsatışsenediuygulanmalı, davatarihi itibariyle zilyedlik koşullarının hangi tarafyararına gerçekleştiği araştırılmalı, yine ziraat bilirkişiden taşınmazların, nizanın ortaya çıktığı dava tarihi itibarıyla zilyedlikle kazanmaya elverişli yerlerden olup olmadığı,jeolog bilirkişiden derelerin aktif etki alanında kalıp kalmadıkları, fenelemanından kamulaştırma haritası kapsamında olup olmadıkları yönünde ayrıntılırapor alınmalı, derenin aktif etkisi sözkonusu ise,Hazine adına da kişiler adına da tescil edilemeyeceği, tutanak iptal edilerek,hali hazır niteliğiyle paftasında gösterileceği düşünülmeli, kanalkamulaştırması kapsamında ise ilgili tüzel kişilik davaya dahil edilmeli, tarımarazisi niteliğinde ve tapu kapsamında ise 3402 sayılı Kanunun 13/B-b maddesigereğince tapulu taşınmazın tapu dışı yolla (haricen) satışının geçerli olduğudüşünülerek bu madde koşullarının davalılar yararına gerçekleşipgerçekleşmediği saptanmalı, taşınmazların malik hanelerinin açık olmasınedeniyle 3402 sayılı Kanun'un 30/2. maddesi gereğince re'sende toplanacak deliller çerçevesinde karar verilmelidir....”
B. Uluslararası Hukuk
26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve ulusal hukuktakisınıflandırmadan bağımsız olarak “özerk bir yorum” esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010,§ 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,§ 129).
27. AİHM, mülkiyet hakkına ilişkin Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti eldeetme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.),B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener RumErkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).
28. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancakmüdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkili olması durumundaileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içerenmevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceğiyönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyet hakkıkapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya[BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004,§ 35; LihtenştaynPrensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No:42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiğikararlar için Pine Valley DevelopmentsLtd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:17849/91, 20/11/1995, § 31).
29. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hakkazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamındasavunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterlideğildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/ÇekCumhuriyeti (k.k.) [BD],B.No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına veuygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucutarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarakreddedildiği durumlarda “meşru bir beklentinin”bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33).
30. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilirolsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki birdüzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararınadayanması gereken meşru beklenti arasındaki farkı vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye(k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008).
31. Kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi bakımındanAİHM, mülkiyet hakkının kapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ileyargısal uygulamaları gözeterek sonuca varmaktadır. Buna göre mera, orman gibialanların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağı yönündeki Türkhukukundaki düzenlemeler nedeniyle başvurucuların bu taşınmazların mülkiyetinielde etmelerini sağlayabilecek bir meşru beklentinin doğmasının mümkünbulunmadığı kabul edilmiştir (Sarısoy vediğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 21303/07,14/10/2014, § 35; Kadir Gündüz/Türkiye(k.k.), B. No: 50253/99, 18/10/2007; Nane ve diğerleri/Türkiye, B. No:41192/04, 24/11/2009, §§ 25-28; Bölükbaş vediğerleri/Türkiye, B. No: 29799/02, 9/2/2010, § 26; Usta/Türkiye (k.k.),B. No: 32212/11, 27/11/2012, § 44).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 22/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
33. Başvurucu, uyuşmazlık konusu taşınmazın zilyetliğindeolduğunu ve bu taşınmazın orman arazisinde kalmadığını belirtmiştir.Başvurucuya göre derece mahkemelerince kendiliğinden idarenin davaya dâhiledilerek orman ağaçları bulunduğu gerekçesiyle taşınmazın orman vasfıyla Hazineadına tescil edilmesi hakkaniyete uygun bir karar değildir. Başvurucu, kadastrosırasında yanlışlıkla üçüncü bir kişi adına tespit edilen ancak kendisine aitolduğunu iddia ettiği taşınmazın orman vasfında olduğu tespit edilerek elindenalınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
34. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiasıyanında kadastro tespitine itiraz davasının reddedilerek taşınmazın ormanvasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesi nedeniyle adil yargılanmahakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun temeliddiası, uyuşmazlık konusu taşınmazın zilyetlik yoluyla kazandırıcı zamanaşımıhükümlerine dayanılarak kendisine ait olmasına rağmen orman sahası olaraktespit ve tescil edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğineilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun yargılamanın sonucunun adil olmadığınailişkin şikâyetinin de mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
36. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati nekadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru birbeklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.Meşru beklenti makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağındoğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olmaihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanmabeklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianınvarlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
37. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıpbir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgilihukuki bir işleme dayalı beklentidir (SelçukEmiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28). Dolayısıyla Anayasa veSözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyethakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasınıntanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ileyapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd.Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyethakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse önce böyle bir hakkının varolduğunu kanıtlamak zorundadır (MustafaAteşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bubağlamda Anayasa Mahkemesinin daha önce de belirttiği üzere Anayasa'nın 35.maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyideğil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır (Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, § 53).
38. Başvuru konusu olayda, kadastro sonucu başvurucu adınatespit edilen taşınmazın orman olduğu gerekçesiyle Hazine tarafından başvurucualeyhine kadastro tespitine itiraz davası açmıştır. Kadastro sırasında butaşınmaz herhangi bir tapu kaydına dayalı olmadan zilyetlik yoluyla mülkedinmeyi sağlayan kazandırıcı zamanaşımı koşullarının gerçekleştiğibelirtilerek başvurucu adına tespit edilmiştir. Başvurucunun dayandığı tapukaydı ise üçüncü bir kişi adına tescilli olup başvurucu haricen yani tapu dışıbir yolla bu taşınmazı satın aldığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla kadastroöncesinde söz konusu taşınmaza ilişkin olarak başvurucu adına herhangi bir tapukaydı bulunmadığı gibi tapu dışı bir yolla taşınmazı satın alan başvurucu resmîolarak malik sıfatını kazanamayacağını öngörebilecek durumdadır. Bunun yanındakadastro tespitine süresinde yapılan itiraz sonucu görülen davada ihtilaflıtaşınmazın Hazine adına tesciline karar verildiğinden dolayı kadastro sonucusöz konusu taşınmaza ilişkin olarak başvurucu adına oluşmuş bir tapu kaydı dasöz konusu değildir.
39. Diğer taraftan Yargıtay kararlarında tapu dışı yollarlayapılan satışlar yönünden ancak 3402 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (B)bendinin (b) alt bendinde yer alan kazandırıcı zamanaşımı koşullarınıngerçekleşmesi kaydıyla taşınmazı satın alan kişiler adına tespit yapılabileceğibelirtilmiştir (bkz. §§ 20, 25). Başvurucu da esas itibarıyla anılan maddedebelirtilen mülk edinmeyi sağlayan zilyetlik yoluyla kazandırıcı zamanaşımıkoşullarının lehine gerçekleştiğini ve bu suretle uyuşmazlık konusu taşınmazınmülkiyetini edindiğini iddia etmektedir.
40. Ancak yargılama makamlarınca dava konusu taşınmazın 1967yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında orman olarak tespit dışıbırakılmış olması ve arazinin konumu ile orman arasında ayırıcı bir unsurunbulunmadığı gerekçelerine dayalı olarak taşınmazın orman vasfında olduğugerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olayda derecemahkemelerinin gerekçesinin özellikle uyuşmazlık konusu taşınmazın orman olduğuolgusu ve orman niteliğindeki taşınmazların zilyetlik yoluyla edinilmesininmümkün olmadığı yönündeki kanun hükümlerine dayandığı anlaşılmaktadır. Bunagöre anılan kararın keyfî veya öngörülemez olduğu da söylenemez. Bu durumdabaşvurucunun yapılan yargılama neticesinde orman olduğu belirlenen uyuşmazlıkkonusu taşınmazın mülkiyetini kazandırıcı zamanaşımı yoluyla elde ettiğiniispat edemediği görülmektedir.
41. Sonuç olarak başvurucunun somut başvuru açısındanAnayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında birmülkü veya yeterli bir hukuki temele dayalı olarak en azından mülkiyeti eldeetme yönünde meşru bir beklentisinin bulunduğunu kanıtlayamadığıanlaşılmaktadır.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik nedenleri incelenmeksizin konubakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
43. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
45. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanınikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesi'nin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esasalınır (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).
46. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinyargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanınkarmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
47. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesi'nin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık 15 yıl 3 aylıkyargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
50. Başvurucu, miktarı ve türünü belirtmeksizin tazminattalebinde bulunmuştur.
51. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
52. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 27.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
53. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
54. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 27.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Eyüp 1. Asliye HukukMahkemesine (Kadastro Mahkemesi Sıfatıyla, E.2009/388, K.2010/49)GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE22/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.