TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HANIM KILIÇ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1655)
Karar Tarihi: 4/11/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Bülent ALTINSOY
Başvurucular
:
1. Hanım KILIÇ
2. Berivan KILIÇ
3. Süleyman KILIÇ
4. Gülbahar KILIÇ
5. Helin KILIÇ
6. Vedat KILIÇ
Vekili
:
Av. Rehşan Bataray SAMAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, başvurucularınyakınının hükümlü olarak bulunduğu cezaevinde hayatını kaybettiği olaydadevletin gerekli önlemleri almaması ve ölüm olayına ilişkin etkili birsoruşturma yürütülmemesi nedenleriyle anayasal hakların ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 8/2/2013tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurununKomisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasınakarar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 4/11/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) tarafından 2/7/2015tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvuruculara 14/7/2015 tarihindetebliğ edilmiş; başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 29/7/2015tarihinde sunmuşlardır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvuruculardan HanımKılıç’ın eşi, diğer başvurucuların ise babası olan AbdülvahitKılıç (A.K.), kaldığı Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 19/6/2012 tarihinde boğazını kesmek suretiyle intiharateşebbüs etmiştir.
8. Olay sonrası DiyarbakırEğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılan A.K. tedavi sonrasında cezaeviidaresine verdiği 27/6/2012 tarihli dilekçede özetleintihar girişiminde bulunmasının cezaevinde kaldığı odada yaşadığısıkıntılardan kaynaklandığını, beraber kaldığı kişilerce öldürülmek istendiğinianlayınca tuvalete kaçtığını ve orada bulduğu bir jilet ile boğazını kestiğinibelirterek tedavisinin ardından can güvenliği için başka bir cezaevine sevkiniistemiştir.
9. Anılan sevk talebi üzerineDiyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, A.K.nin güvenliknedeniyle Midyat M tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna naklinin yapılmasına kararvermiş ve hükümlünün konumuna uygun bir bölümde barındırılması gerektiğini Cezaİnfaz Kurumuna bildirmiştir.
10. A.K.nin, 28/6/2012tarihinde nakledildiği Midyat M tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun geçici hekimitarafından yapılan ilk muayenesinde herhangi bir rahatsızlığına rastlanmamış vekendisi de herhangi bir sağlık probleminin bulunduğundan bahsetmemiştir.
11. Ceza İnfaz Kurumunda tekbaşına kalmak istediğini bildirmesi üzerine A.K.,İdare ve Gözlem Kurulunun kararı ile üç ayrı koğuştan oluşan ikinci müşahedebölümünde koridorun sonunda bulunan odaya yerleştirilmiştir.
12. A.K. 29/6/2012tarihinde saat 21.20 civarında gömleği ile demir parmaklıklara boynundan asılışekilde ölü olarak bulunmuştur.
1. ÖlümOlayının Ardından Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci
13. Ölüm olayının ardındanyapılan olay yeri incelemesinde A.K.nin gömleği iledemir parmaklılara boynundan asılı olduğu, gömlekle kendisini 202 santimetreyükseklikteki yere paralel uzanan demir parmaklıklara bağladığı, cesedinboynunda önceki intihar girişiminden kalan yaranın ası nedeniyle açılmışolduğu, yaranın kanamış ve kurumuş olduğu, ölenin kendisini, kendisine aitlacivert kısa gömlekle demir parmaklıklara astığı, gömleğin ters çevrildiği,sol ucunun demir parmaklıklara sabitlendiği, gömlek ucunun kolsuz bölümdenhalka yapılmak suretiyle bir kez boynuna dolandığının gözlendiği, ceplerindeveya kaldığı odada not ya da benzeri herhangi bir doküman bulunmadığı tespitedilmiştir.
14. Ölüm olayına ilişkinbaşlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan hükümlü M.S.D.“yirmi gün önce terör suçlarındanhükümlülerin bulunduğu koğuştan ayrılmak istediğini, bu koğuştan çıkarılarakmüşahede bölümüne getirildiğini, 28/6/2012 günü öğleden sonra Abdülvahit'in müşahede bölümüne getirildiğini, koridorunsonundaki odaya yerleştirildiğini, o gün kendisi ile konuşmadığını, ertesi günyani 29/6/2012 günü ise akşam saatlerinde Abdulvahit'eseslendiğini, nereden geldiğini ve niçin koğuşta kalmadığını sorduğunu,Diyarbakır'dan geldiğini, koğuşta kalmak istemediğini, koğuşta sıkıldığınıölenin kendisine anlattığını, nöbetçi memurların sürekli koridorda dolaştığını,zaman zaman da Abdulvahit'le konuştuklarını, bir aramemurun yanlarından ayrıldığını, yanındaki arkadaşı S. ile Abdulvahit'eseslendiklerini, ancak ses gelmediğini, yaşlı olduğunu, uyumuş olabileceğinidüşünerek bir daha seslenmediklerini, hatırladığı kadarı ile saat 21:30civarında nöbetçi memurun yeni bir hükümlüyü müşahede bölümüne getirdiğini,odasına bıraktıktan sonra Abdulvahit'in yanınagittiğini, hemen koşarak geri döndüğünü, yüzünün bembeyaz olduğunu, herhangibir ses ya da bağrışma duymadığını, olay öncesinde olumsuz bir durumun dayaşanmadığını” beyan etmiştir.
15. Yine A.K. ile Cezaevininaynı koridorunda ancak farklı bir odasında bulunan S.A. ise ifadesinde “yirmi gün önce terör suçlarından hükümlülerinbulunduğu koğuştan ayrılmak istediğini, bu koğuştan çıkarılarak müşahedebölümüne getirildiğini, 28/6/2012 günü yaşlı bir şahsın müşahede odasına getirildiğini,başka bir odaya yerleştirildiğini, bir ara aynı koğuşta kaldığı M.S.D.'nin bu şahsa seslendiğini,bir şeyler konuştuklarını, nöbetçi memurların sürekli koridorda dolaştığını,bir ara nöbetçi memurdan sıcak suyu açmasını istediklerini, banyo yaptıklarını,nöbetçi memurun bir ara müşahede bölümünden ayrılarak bir süre sonra geridöndüğünü, bir başka hükümlüyü getirdiğini, herhangi bir ses duymadıklarını,olumsuz bir durum yaşanmadığını” beyan etmiştir.
16. A.K.nin öldüğü esnada başvurucununbulunduğu koridorda nöbetçi olan ve olaya ilk müdahalede bulunan infaz vekoruma memuru M.C. alınan ifadesinde “öleninkuruma bir önceki gün (28/6/2012) saat 14:00'te geldiğini, daha önce intiharateşebbüs ettiğinin söylendiğini, şahsın tedirgin olduğunu, "beniöldürecekler" diye konuştuğunu, kendisini sakinleştirmeye çalıştığını,ailesi hakkında konuştuklarını, bunun dışında olumsuz bir durumun olmadığını,nöbeti devrettiği arkadaşına Abdulvahit'in durumunuanlattığını, olay günü ise saat 18:00'de N.A.'dan nöbeti devraldığını, müşahede bölümünde bir odadaiki kişi, koridorun sonundaki odada ise Abdulvahitolmak üzere toplamda üç kişi bulunduğunu, ölene herhangi bir ihtiyacı olupolmadığını sorduğunu, sık sık müşahede bölümünde dolaştığını, içeride bulunanlarlakonuştuğunu, bir ara banyolarını yapmaları için bu bölümdekilere sıcak suverilmesini sağladığını, B bloktaki görevli arkadaşına havalandırma kapılarınıkapatması için yardımcı olduğunu, daha sonra müşahede bölümüne yeni gelen birhükümlüyü alması gerektiğinin söylendiğini, bu nedenle girişe gittiğini, İ.Y.isimli bu hükümlünün girişini yaptıklarını, onu müşahede bölümüne götürerekodaya koyduktan sonra Abdulvahit'in yanına gittiğindeüzerindeki gömlek ile kendisini müşahede odasının parmaklıklarına astığını vehareketsiz durduğunu gördüğünü, hemen telefonun bulunduğu bölüme koşarak durumubaşmemur N.A.'yailettiğini, ölenin kendisine intihardan söz etmediğini, sürekli kendisiniöldüreceklerinden söz ettiğini, bulunduğu yere başka mahkumların gelip gelmeyeceğinisorduğunu” beyan etmiştir.
17. Midyat M tipi Kapalı Cezaİnfaz Kurumu 2. Müdürü C.A. alınan ifadesinde “27/6/2012 günü Diyarbakır D Tipi Ceza İnfaz Kurumu'ndan arandığını, terör örgütümensuplarının kaldığı koğuştan kendi isteği ile ayrılan ve intihara teşebbüseden Abdulvahit Kılıç'ın Midyat M Tipi Kapalı Cezaİnfaz Kurumu'na naklediğini öğrendiğini, şahsın terörörgütü mensuplarından korunması gerektiğinin söylendiğini, durumu M.A. isimlimemura anlattığını, durumun başmemurlara da iletilmesitalimatı verdiğini, 28.06.2012 günü öğleden sonra Abdulvahit'inkuruma getirildiğini, başmemurlar Y.Y. ve L.Y. ilebirlikte şahısla görüştüğünü, ölenin terör örgütüyle hiçbir ilişkisiolmadığını, Diyarbakır'da kaldığı koğuşta terör örgütü mensuplarından baskıgördüğünü, kendisini öldüreceklerine dair şeyler duyduğunu, bu nedenle koğuşuntuvaletine giderek permatik ile boğazını kestiğinisöylediğini, daha sonra o koğuştan ayrılmak istediğini, Midyat'ta kesinlikleterör örgütü mensupları ile kalmak istemediğini, tarafsız konumda olanlara dagüvenmediğini, bu nedenle tek başına kalmak istediğini söylediğini, kurumdakapasite fazlası olması ve boş oda bulunmaması nedeniyle Abdulvahit'inmüşahede bölümüne alındığı, kendisi ile yapılan görüşmede psikolojik sorunununolmadığı ve ilaç kullanmadığının öğrenildiğini, nöbetçileri uyardıklarını,doktor muayenesinden de geçirildiğini, olay günü 21:30 sıralarında başmemur N.A'nın kendisini arayıpölenin kendisini astığını söylediğini” beyan etmiştir.
18. Müteveffanın eşi veçocukları (başvurucular) ise alınan ifadelerinde “ölenin hayat dolu yaşamayı seven bir kişi olduğunu, gayet sakin ve nekonuştuğunu bir kişi olduğunu, psikolojisinin iyi durumda olduğunu, cezaevinegirmeden intihar girişiminde bulunduğunu, can güvenliğinden endişe ettiğinedair kendilerine bir beyanda bulunmadığını, kendisine yönelik bir tehditunsurunun bulunmadığını” beyan etmiştir.
19. Soruşturma kapsamındaincelenen Ceza İnfaz Kurumu güvenlik kamera kayıtlarından olay günü infazkoruma memurlarının belirli aralıklarla müşahede bölümüne giriş çıkışyaptıkları, ölüm olayından önce en son infaz koruma memuru M.C.nin 18.15, 18.37 ve 19.40’ta müşahede bölümünegirdiği ve kontrol yaptığı, 19.49’da bu bölümden ayrıldığı, daha sonra M.C.nin 21.16’da Ceza İnfaz Kurumuna yeni gelen birhükümlüyü müşahede bölümüne götürdüğü, 21.19’da ise müşahede bölümünden koşarakgeri döndüğü, orada bulunan telefonla görüştüğü ve ardından diğer infaz vekoruma memurlarının, Ceza İnfaz Kurumu 2. Müdürü’nün, sağlık ekibinin veCezaevi Savcısı’nın olay yerine intikal ettiği tespit edilmiştir.
20. Diyarbakır CumhuriyetBaşsavcılığının 30/6/2012 tarihli ölü muayene veotopsi tutanağında A.K.nin ölümünün asıya bağlı asfiksi sonucu meydana geldiği ve ası fiilinin kişi canlıykenvuku bulduğu belirtilmiştir.
21. Somut olaya ilişkin MidyatCumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda 14/11/2012 tarihli ve K.2012/1049 sayılı kararla kovuşturmayapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Anılan kararın gerekçesininilgili kısmı şöyledir:
“... Midyat M Tipi KapalıCeza İnfaz Kurumu'na bir gün önce nakille gelen AbdülvahitKılıç'ın, tutulduğu müşahade bölümünde kendisiniasarak intihar ettiği olay hakkında ceza infaz kurumu idare ve personellerinide içine alacak şekilde soruşturma yürütülmüşse de; yukarıda ayrıntılı şekildeanlatıldığı üzere ölenin ası sonucu öldüğünün ve asının kişi sağken vukubulduğunun otopsi işlemi ile belirlendiği, ölende daha önceki intihar girişiminedeniyle boğazındaki yara dışında başkaca yeni darp-cebir izinin bulunmadığı,ölenin daha önce Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda intihargirişiminde bulunduğu, bunun nedeninin ise koğuşta kendisinin öldürülmesinekarar verildiği olarak gösterdiği, Diyarbakır'dan başka bir yerdeki ceza infazkurumuna sevkini istediği, Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na geldiğindede terör örgütü mensuplarının kaldıkları koğuşta ya da bağımsız terör koğuşundakalmak istemediğini, güvenmediğini, tek başına kalmak istediğini idareyebildirdiği, bu nedenle hem ölenin güvenliği hem de kendi talebi doğrultusundaölenin müşahade odasına alındığı, burada infaz korumamemurlarınca kendisi ile ilgilenildiği, gün içerisinde sık sık müşahade nöbetçi memurlarınca müşahadebölümünde kontrollerin yapıldığı, ancak olay saatinde müşahadenöbetçisi olan M.C.'nin müşahadebölümüne bir başka hükümlüyü getirmek üzere bölümden ayrıldığı bir zamandaölenin kendisine ait gömleği ile kendisini müşahadeodası parmaklıklarına astığı, bu şekilde intihar girişiminde bulunarak hayatınıkaybettiği, somut olayda Abdülvahit Kılıç'ta intihardüşüncesinin bir başkası tarafından oluşturulduğuna, ölenin intiharaazmettirildiğine ya da bu konuda teşvik edildiğine, bu yönde aldığı kararın birbaşkası tarafından güçlendirildiğine veya ölene intihara kalkışması konusundayardım edildiğine dair herhangi bir bulgu ve delil de bulunmadığı, tüm dosyakapsamına göre ölenin infaz kurumunda intihara kalkışarak hayatınıkaybetmesinde infaz kurumu idaresine ve infaz koruma görevlilerine atfı kabilherhangi bir kusur bulunmadığı, kamu görevlilerinin görevlerinin gereklerineaykırı hareket ettiklerine, görevlerini ihmal ettiklerine ya da savsadıklarınadair herhangi bir delil yada bulgu bulunmadığıanlaşıldığından; soruşturmaya konu edilen olay hakkında suç yokluğunedeniyle...”
22. Başvurucuların kovuşturmayayer olmadığına dair karara karşı itirazları üzerine, itiraz incelemesini yapanMardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi 26/12/2012 tarihli ve2012/551 Değişik İş sayılı kararıyla “dosyakapsamı ve kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararın gerekçesi dikkatealındığında müştekiler vekilinin iddiasının iddianame konusu yapılmasına yeterdelil bulunmadığı” gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir.
23. Bu karar 10/1/2013tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup 8/2/2013 tarihli bireyselbaşvuruda süre aşımı bulunmadığı anlaşılmıştır.
2. ÖlümOlayına İlişkin Yürütülen Disiplin Soruşturması Süreci
24. Meydana gelen ölüm olayınailişkin olarak Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Amirliğitarafından olay tarihinde müşahede bölümünde nöbetçi olan infaz ve korumamemuru M.C. ile infaz ve koruma başmemuru N.A.hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır.
25. M.C. hakkında yapılandisiplin soruşturması sonucunda M.C.ninmüteveffanın durumundan haberdar olduğu için kendisini sık sık kontrol ettiğive kendisine tavsiyelerde bulunduğu, olay günü de belli aralıklar ile müşahedebölümünü kontrol ettiği, daha sonra Cezaevine yeni gelen bir hükümlüyü müşahedebölümüne yerleştirmek için geri döndüğünde ölüm olayını fark edip derhâlvardiya sorumlusuna bildirdiği ve bu nedenle olayda herhangi bir kasıt veyaihmalinin olmadığı belirtilerek disiplin cezası verilmesine yer olmadığınakarar verilmiştir.
26. N.A. hakkında yapılandisiplin soruşturması sonucunda ise N.A.nın olayıöğrenir öğrenmez görevli personeli toplayarak müşahede kısmında hazırbulundukları, akabinde durumu Kurum Müdürü ve 112 acil servise bildirdiği veolayda herhangi bir ihmal veya gecikmeye mahal vermediği belirtilerek disiplincezası verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
3. ÖlümOlayının Ardından Açılan Tazminat Davası Süreci
27. UYAP sistemi üzerinden eldeedilen bilgilere göre başvurucular 13/5/2013 tarihlidilekçede özetle “A.K.’ninhükümlü olarak bulunduğu Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda girdiğibunalım yüzünden kendini asarak intihar etmesinde davalı idarenin hizmet kusurubulunduğunu, A.K.’nin daha önce intihar girişimindebulunduğu halde hiçbir psikolojik destek ve tedavi uygulanmadan Ceza İnfazKurumuna geri gönderildiğini, durumuna uygun bölümde barındırılmadığını ve tekbaşına gözden uzak bir bölüme konulduğunu” belirtmiş ve Bakanlıkaleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.
28. Mardin İdare Mahkemesi, 22/1/2014 tarihli ve E.2013/871, K.2014/172 sayılı kararıyladavanın reddine karar vermiştir. Anılan kararın gerekçesi şöyledir:
“…
Dava konusuolayda, Abdulvahit Kılıç'ın 28/06/2012tarihinde sevk edildiği Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kendi talebive özel durumu gözetilerek tek başına kalabileceği, bu şekilde daha öncekiintihar girişiminin nedeni olarak gösterdiği "başkaları (terör örgütümensupları) tarafından öldürülme korkusu ve kaygısının" en azaindirgenebileceği müşahade bölümüne konulduğu,intihar girişimini kolaylaştırabilecek kesici ve delici aletler, ip, kemer vb.herhangi bir eşyanın kendisine verilmediği, bununla birlikte üzerindekigömleğini kullanarak kendini astığı görülmektedir.
Olayda, davalıidarenin Abdulvahit Kılıç'ın intihar girişiminikolaylaştıracak fiziki şartları bahsi geçen kişiye sunmaması ve insani ihtiyaçolarak kabul edilmesi zorunlu olan giyim eşyası dışında herhangi bir eşyanınkendisine verilmemesi durumu birlikte gözetildiğinde, davalı idarenin buyönüyle herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı açıktır.
Diğer yandan, Abdulvahit Kılıç'ın daha önce intihar girişiminde bulunmasınedeniyle, intihar eğilimi olan biri olarak gerekli tüm psikolojik vepsikiyatrik tedavi ve desteklerin davalı idare tarafından sağlanması gerektiğiaçık olmakla birlikte, bahsi geçen kişinin fiziki tedavisinin ardından 28/06/2012 tarihinde sevk edildiği Midyat M Tipi Kapalı CezaEvinde sevk tarihinin ertesi günü (29/06/2012) tarihinde intihar etmesinedeniyle, davalı idarenin sunacağı veya sunma ihtimali olan psikolojik vepsikiyatrik tedavi ve destekleri sunmasına imkan vermediği görülmektedir. Bunedenle, daha önceki intihar girişiminden kaynaklanan fiziki yaralarınıntedavisi tamamlandıktan sonra doğrudan Midyat M Tipi Kapalı Ceza Evine sevkedilen Abdulvahit Kılıç'a davalı idare tarafındanpsikolojik destek ve tedavi imkanı sunulupsunulmayacağının varsayıma dayalı olarak tespiti ve bu şekilde davalı idareninhizmet kusurunun bulunduğunun kabulünün mümkün olmadığı açıktır.
Bu durumda, davalıidarenin intihar girişimini kolaylaştıracak fiziki ortamı, kesici ve delicialetler ile ası olayında kullanılabilecek ip ve kemer benzeri eşyaları bahsigeçen kişiye sunmaması, bunun yanında intihar olayında kullanılan gömleğinzorunlu bir insani ihtiyaç olması, intihar eğilimi olduğu açık olan Abdulvahit Kılıç'ın sevkinin ertesi günü intihar etmeksuretiyle psikolojik destek ve tedaviye imkanvermemesi ve diğer yandan olayın sessizlik içerisinde gerçekleşmiş olmasıhususu da göz önüne alındığında, davalı idare tarafından intihar olayınıengelleme konusunda gerekli önlemlerin alınmadığı ve intihar eylemi nedeniyledavalı idarenin kusurlu olduğu sonucuna ulaşmak mümkün olmadığından, davalıidarenin tazmin sorumluluğundan söz etmeye hukuken imkan bulunmamaktadır.”
29. Bu karar başvuruculartarafından temyiz edilmiş olup hâlen Danıştay nezdinde derdesttir.
B. İlgili Hukuk
30. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Cezave Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenarbaşlıklı 6. maddesinin ilgili hükümleri şöyledir:
“(1) Hapis cezalarının infazrejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:
a) Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenli birbiçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik ve disiplinçerçevesinde tutulurlar.
b) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenlibir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığıhürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî vemanevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğerhakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülenkurallar uyarınca kısıtlanabilir.
c) Cezanın infazında hükümlününiyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlününkanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamaküzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlikve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır.
…
f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşamhakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucutedbirin alınması zorunludur.
…”
31. 5275 sayılı Kanun’un “Hapiscezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi” kenar başlıklı16. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Akıl hastalığına tutulanhükümlünün cezasının infazı geriye bırakılır ve hükümlü, iyileşinceye kadarTürk Ceza Kanununun 57 nci maddesinde belirtilensağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır. Sağlık kurumunda geçen sürelercezaevinde geçmiş sayılır.
(2) Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmîsağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak budurumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehliketeşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır.”
32. 5275 sayılı Kanun’un “Akılhastalığı dışında ruhsal rahatsızlığı olan hükümlülerin cezalarının infazı”kenar başlıklı 18. maddesi şöyledir:
“(1) Hapsedilme ve diğer nedenlerden kaynaklanan akılhastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunup da ruh ve sinir hastalıklarıhastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerek infaz kurumlarına gerigönderilenlerin cezaları, belirlenen infaz kurumlarının mahsus bölümlerindeinfaz edilir.
(2) Birinci fıkrada belirtilenlerincezalarının infazı için belirlenen infaz kurumlarının ihtiyaç duyduğu uzman vediğer tıp görevlileri, Sağlık Bakanlığınca karşılanır.”
33. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlününmuayene ve tedavi istekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:
“(1) Hükümlü, beden ve ruhsağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedaviolanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun içinhükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veyaüniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.”
34. 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ileCeza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün(İnfaz Tüzüğü) “Psiko-sosyal yardım servisi” başlıklı 24.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Psiko sosyal yardımservisi personel ve hükümlülerin ruh ve beden sağlığı ve bütünlüğüne ilişkinkoruyucu, geliştirici programları araştıran, uygulayan ve gerektiğinde tedavisürecine katılarak psikolojik destek ve müdahalede bulunan, ayrıca hükümlülerinbireysel özelliklerini, yaşam koşullarını ve suç işleme nedenlerinibelirleyerek bireysel gelişmelerine yardımcı olan, kurum yaşamına uyumlarını vetoplumsal yaşamla uyumlaşmalarını sağlayan ve bireyin yeniden suç işlemesiniengelleyecek önlemleri alan ve bu amaçla gerektiğinde kurum en üst amirininbilgisi dahilinde, aileler ve sosyal çevreyle görüşmeyapan servistir. Psiko-sosyal yardım servisinde,psikolog ve sosyal çalışmacı görev yapar.”
35. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz KurumlarındaBulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik’in “Giyim eşyaları” başlıklı 7. maddesişöyledir:
“Hükümlülerin koğuş, oda ve eklentilerinde birer adet palto, manto vemont, iki adet ceket veya ceket yerine kullanılabilen hırka, dört adet pantolonve/veya etek, bayan için iki adet elbise, bir takım eşofman, dört adet gömlek,iki adet kazak, iki takım pijama, bir spor ayakkabısı, bir kışlık ayakkabı, biriskarpin, üç adet tişört, iki adet kravat, bir adet kemer, gerektiği kadar iççamaşırı, çorap, bir terlik, havlu ve bir bornoz ile kaşkol, 25/11/1925tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı Hakkında Kanunaaykırı olmayan bir adet şapka bulundurulmasına izin verilir.
Hükümlüler;ceza infaz kurumu dışından getirilmesine izin verilen giyim eşyalarındaneskiyenlerini, yenileriyle değiştirebilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
36. Mahkemenin 4/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucuların8/2/2013 tarihli ve 2013/1655 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
37. Başvurucular, müteveffanındaha önceden de intihar girişiminde bulunmuş olmasına rağmen yeterince tedaviedilmeden tekrar cezaevine sevk edildiğini, okuma yazma düzeyi zayıf olanmüteveffanın kendi isteği ile başka bir cezaevine sevk talebinde bulunduğunailişkin soruşturma dosyasında yer alan dilekçenin sahte olabileceğini, intihardüşüncesi olan müteveffanın herhangi bir psikolojik tedavi ve desteksağlanmadan cezaevine gönderildiğini ve Diyarbakır Cumhuriyet BaşsavcılığıncaMidyat Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda durumun hassasiyetininbelirtilmesine rağmen cezaevi idaresince gerekli güvenlik önlemleri alınmadanmüşahede odasına konulduğunu, müşahede bölümünde görevli memurun denetim vegözetim görevini yerine getirmediğini, bu ihmaller zincirinin müteveffanınintihar etmemiş olabileceği şüphesini uyandırdığını, intihar etmiş olsa bile buihmallerin ölüm olayında etkili olduğunu, soruşturma dosyasındaki mevcutdelillere rağmen Midyat Cumhuriyet Başsavcılığınca sorumluları koruma kaygısıile kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, bu karara itirazetmelerine rağmen itirazı inceleyen mercii tarafından hiçbir somut gerekçegösterilmeden matbu cümlelerle itirazlarının reddedildiğini belirterekAnayasanın 17. ve 141. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminattaleplerinde bulunmuşlardır.
38. Başvurucular ayrıcamüteveffanın siyasi bir olaydan dolayı cezaevinde bulunduğunu, “Kürt” kökenliolması nedeniyle cezaevinde ayrımcılığa maruz kaldığını ve bu durumun dayakınlarını ölüme sürükleyen etkenlerden biri olduğunu belirterek Anayasa’nın10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
B. Değerlendirme
39. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Somut olayda başvurucular, her ne kadar gerekçeli karar haklarının daihlal edildiğini ileri sürmüş olsalar da başvurucuların bu yöndeki iddialarıyaşam hakkı kapsamında yapılan incelemelerde değerlendirilecektir. Bu nedenlebaşvurucuların şikâyetleri Anayasa’nın 10. ve 17. maddelerinde güvence altınaalınan eşitlik ilkesi ile yaşam hakkı kapsamında incelenecektir.
1. YaşamHakkının İhlal Edildiği İddiası
40. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin(1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve buna ek Türkiye’nintaraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafındanihlal edildiğini iddia eden kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkıtanınmıştır.
41. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir;
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.”
42. Yaşam hakkına yönelikyapılacak bir incelemede öncelikle başvurucunun, başvuru ehliyeti ve ihlaliddiasının incelenmesinde menfaatinin bulunup bulunmadığı denetlenmelidir. 6216sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığıileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkıdoğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kuralabağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişileraçısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniylemağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda başvurucular,başvuru konusu olayda ölen kişinin eşi ve çocukları olup başvuru konusu olayailişkin yürütülen ceza soruşturmasına etkin bir şekilde katılmışlar vesoruşturma sürecini takip etmişlerdir. Bu nedenle başvuruda, gerçekleşen ölümolayı ile ilgili yürütülen soruşturmanın Anayasa’nın 17. maddesindeki yaşamhakkının ihlali niteliğinde olduğunun tespitinde başvurucuların meşru menfaatiolacağı anlaşıldığından başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmadığıtespit edilmiştir.
43. Kişinin yaşam hakkı ilemaddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olandevredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatifyükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin, negatif biryükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı vehukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).
44. Anayasa Mahkemesinin yaşamhakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısındanbenimsediği temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecekşartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi; devlete,elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idariçerçevenin, yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibiuygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasınısağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsunveya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 52).
45. Başvuru konusu olaydabaşvurucular tarafından, kamu görevlilerince müteveffanın yaşamını korumak içingerekli önlemlerin alınmadığı ve ölüm olayına ilişkin etkin bir soruşturmayürütülmediği ileri sürülmektedir. Bu nedenle başvurucuların yaşam hakkınınihlaline ilişkin iddialarının, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde,devletin müteveffanın yaşamını koruma konusunda gerekli tedbirleri almayükümlülüğü ile ölüm olayına ilişkin etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğükapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.
a.Yaşam Hakkı Kapsamında Yürütülen Ceza Soruşturmasının Etkili Olmadığı İddiasıYönünden
46. Başvurucular, A.K.nin hayatını kaybettiği olaya ilişkin yürütülensoruşturma sonucunda Midyat Cumhuriyet Başsavcılığınca sorumluları korumakaygısı ile kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini ve bukarara itiraz etmelerine rağmen itirazı inceleyen merci tarafından hiçbir somutgerekçe gösterilmeden matbu cümlelerle itirazlarının reddedildiğini ilerisürmüşlerdir.
47. Bakanlık görüş yazısındaöncelikli olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları uyarıncayaşam hakkı kapsamında yürütülecek bir ceza soruşturmasının, olayıngerçekleştiği koşulların kesin olarak belirlenmesi, makul bir hızlılık içindeyürütülmesi ve sorumluların belirlenmesi ile gerekirse cezalandırılmalarınaimkân verecek nitelikte olması gerektiği ifade edilmiştir.
48. Bakanlık görüşünde, yineAİHM kararlarına dayanılarak somut olayda varılan sonuçla ilgili değil, busonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülüğün söz konusu olduğu,yetkililerin somut olaya ilişkin delillerin toplanabilmesi için kendilerindenbeklenen bütün makul önlemleri almaları gerektiği ve soruşturmada sorumlu kişiya da kişilerin tespit edilmesini engelleyebilecek nitelikteki her eksikliğinonun etkinliğine zarar verebileceği belirtilmiştir.
49. Bakanlık görüşünde mevcutbaşvuru ile ilgili olarak başvurucuların yakını A.K.ninölümü sonrasında Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir soruşturmayürütüldüğü, soruşturma kapsamında olay yeri keşif görgü tespit tutanağıhazırlandığı, müteveffanın cesedi üzerinde ölü muayenesi ve otopsi işlemiyapıldığı, anılan işlemler neticesinde ölümün asıya bağlı asfiksisonucu meydana geldiğinin belirlendiği, Savcılık tarafından ayrıca olay yerindeinceleme yapılıp fotoğraf ve video çekimi yapıldığı, olay yeri krokisiçizildiği, olayın gerçekleştiği Cezaevi müşahede bölümüne ait güvenlik kameragörüntülerinin incelendiği, Cezaevi görevlileriyle A.K. ile müşahede odasındabulunan diğer hükümlülerin ifadelerinin alındığı ve son olarak müteveffanın eşive çocuklarının alınan ifadelerinde müteveffanın psikolojik rahatsızlığıbulunmadığını ve psikolojisinin iyi olduğunu belirttikleri ifade edilmiştir.
50. Başvurucular, Bakanlıkgörüşüne karşı beyan dilekçesinde, başvuru formundaki iddia ve taleplerinintekrarı mahiyetinde ifadelerde bulunmuşlardır.
51. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
52. Anayasa’nın 17. maddesindedüzenlenen yaşam hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğupozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan ölüm olayının tümyönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyanbağımsız bir soruşturmanın yürütülmesini gerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğüçerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularınınbelirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmîbir soruşturma yürütmek durumundadır. (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu usul yükümlülüğünün gerektiğişekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletin negatif ve pozitifyükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığının tam olarak tespit edilmesi mümkündeğildir. Bu nedenle soruşturma yükümlülüğü, devletin bu madde kapsamındakinegatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).
53. Yaşam hakkı kapsamındayürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuathükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsasorumluları ve sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarınısağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılmasıyükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri, başvuruculara üçüncütarafları belirli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiğiveya devlete tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıylasonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).
54. Soruşturmanın etkililik veyeterliliğini temin adına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi veölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütündelillerin toplanması gerekmektedir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 57, SadıkKoçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014,§ 94 ).
55. Yürütülecek cezasoruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibipratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarınınkamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişininyakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüdekatılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğluve diğerleri, § 58).
56. Yaşanan bir ölüm olayınınoluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamlarınödevidir. Ancak Anayasa Mahkemesinin, başvuru konusu olayın gelişim şeklinianlayabilmek ve başvurucuların yakınlarının ölümünün “şüpheli” olduğuna dairiddialarının soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından karşılanıpkarşılanmadığını nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesigerekebilmektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68).
57. Bu çerçevede başvuru konusuolayda yürütülen ceza soruşturmasındaki işlemlere (bkz. §§ 13-21) bakıldığındaölüm olayının ardından derhâl soruşturmanın başlatıldığı, soruşturma kapsamındadetaylı olay yeri incelemesi yapıldığı, olay yeri krokisinin çizildiği, olayıngerçekleştiği Cezaevi müşahede bölümüne ait güvenlik kamerası görüntülerininincelendiği, müteveffanın cesedi üzerinde ölü muayenesi ve klasik otopsiişlemlerinin uygulandığı; anılan işlemlerde A.K.ninası sonucu öldüğünün, asının kişi sağken vuku bulduğunun ve ceset üzerindeönceki intihar girişimi nedeniyle boğazında oluşan yara dışında başkacadarp-cebir izinin bulunmadığının tespit edildiği ayrıca soruşturma kapsamında Cezaevi görevlilerinin, A.K. ile müşahedeodasında bulunan diğer hükümlülerin ve A.K.nin eşiile çocuklarının ifadelerinin alındığı ve böylelikle müteveffanın yakınlarınınmeşru menfaatleri gereği soruşturma sürecine etkin bir şekilde katılımlarınınsağlandığı görülmektedir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirilerek müteveffanın kendiiradesiyle intihar ettiği sonucuna ulaşıldığı anlaşılmıştır.
58. Öte yandan soruşturmakapsamında müteveffanın kaldığı müşahede bölümünün Ceza İnfaz Kurumugörevlilerince sık sık denetlendiği, bu durumun kamera kayıtlarıyla tespitedildiği, müteveffanın intihar etmesini kolaylaştıracak belirli eşyalaraerişimi engellenmiş olmasına rağmen üzerinde bulunan gömlek ile kendisinimüşahede odası parmaklıklarına astığı, ayrıca olay tarihinde müşahede bölümündenöbetçi olan infaz ve koruma memuru M.C. ile infaz ve koruma başmemuru N.A. hakkında yapılan disiplin soruşturmasısonucunda her iki kamu görevlisi hakkında da olayda herhangi bir kasıt veyaihmallerinin bulunmadığı gerekçesiyle disiplin cezası verilmesine yerolmadığına karar verildiği tespit edilmiştir. Bu çerçevede MidyatCumhuriyet Başsavcılığı, 14/11/2012 tarihli kararıylamüteveffanın intihar etmek suretiyle hayatını kaybettiği olayda herhangi birkişiye atfı kabil bir suç bulunmadığından bahisle kovuşturma yapılmasına yerolmadığına karar vermiştir.
59. Bütün bu veriler kapsamındasomut olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde Midyat Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından ölüm olayının akabinde derhâl soruşturmaya başlandığı vesoruşturmanın yaklaşık altı ay gibi makul bir sürede tamamlandığı, müteveffanınintihar etmesinden önce yaşadığı olaylara ilişkin detaylı bir araştırma yapıldığı,olaya ilişkin delillerin elde edilmesine yönelik ayrıntılı bir çalışmayürütüldüğü, müteveffanın yakınlarının soruşturma sürecine etkili bir şekildekatılımlarının sağlandığı ve bu surette somut olayın aydınlatılmasına yönelikyeterli çabanın gösterildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, yukarıdabahsedilen yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin ilkeler karşısında başvurukonusu olayda, soruşturma makamının olayların seyrini aydınlatmaya yönelikişlemlerinden kuşku duyulmasını gerektiren bir durumun veya yürütülensoruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bireksikliğin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
60. Ayrıca başvurucular, MidyatCumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dairkarara itiraz etmelerine rağmen itirazı inceleyen merci tarafından hiçbir somutgerekçe gösterilmeden matbu cümlelerle itirazlarının reddedilmesi nedeniylegerekçeli karar haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucularınbu iddialarının da yaşam hakkı kapsamında yürütülen soruşturmanın etkililiğiincelenirken değerlendirilmesi gerekmektedir.
61. Temyiz veya itiraz mercilerinin kararların tamamengerekçeli olması zorunlu değildir. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğununkapsamı, kararın niteliğine göre değişebilir (MehmetYavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).Kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonucaulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararınayansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
62. Başvuru konusu olayda Mardin1. Ağır Ceza Mahkemesi, ölüm olayına ilişkin verilen kovuşturma yapılmasına yerolmadığına dair karara yapılan itirazı, Savcılıkça verilen kovuşturmaya yerolmadığına dair kararın gerekçesine atıf yaparak ve bu gerekçeyi kabul ederekreddetmiştir (bkz. § 22). Dolayısıyla itiraz mercii tarafından verilenkararının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.
63. Açıklanan nedenlerle somutolayda yürütülen ceza soruşturmasında yaşam hakkının usul boyutunun ihlalineneden olabilecek bir yön bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b.Yaşamı Korumak İçin Gerekli Tedbirlerin Alınmadığı İddiası Yönünden
64. Başvurucular, yakınları A.K.nin psikolojik sorunları bulunmasına ve daha önceden deintihar girişiminde bulunmasına rağmen kamu görevlilerinin gerekli tedbirlerialmaması sonucu yaşamını yitirdiğini iddia etmektedirler.
65. Bakanlık görüşünde,Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerdeğerlendirilirken AİHM’in, devletin yaşamı korumayükümlülüğünü, devletin egemenlik alanında bulunan kişileri intihara karşıkorumayı kapsayacak şekilde yorumladığı belirtildikten sonra konuya ilişkinAİHM kararlarına yer verilmiştir. AİHM’in bu konudaki kararlarında, bireyin kendisine karşı bir riskoluşturduğunu biliyor olması veya bilmesi gerektiği hâlde makul tedbirlerialmamasının devletin sorumluluğunu doğurabileceği, bu itibarla her türlüözgürlükten mahrumiyetin -doğası gereği- tutuklu veya hükümlü kişininpsikolojisinin bozulmasına neden olduğu ve dolayısıyla bunun kırılgan vekorumasız bir kişinin intihar etme riskini artırabileceği belirtilmiştir.Ayrıca bu yüzden ulusal mevzuatların cezaevi yetkililerine bu kişiler hakkındadaha duyarlı ve dikkatli olma görevi yüklediği, tutuklu veya hükümlü kişilerinhayatlarının gereksiz yere tehlikeye atılmasını önleyici tedbirler getirdiği, bununlabirlikte intihar olaylarında devletin yerine getirmesi gereken pozitifyükümlülüklerin kapsamının belirlenmesinde, insan davranışlarının “öngörülemezliği” ilkesinin de gözden kaçırılmamasıgerektiği ifade edilmiştir.
66. Bakanlığın görüş yazısındasomut olaya ilişkin olarak müteveffanın Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfazKurumunda hükümlü olarak bulunduğu sırada boğazını kesmek suretiyle intiharateşebbüs ettiği, kaldırıldığı hastanede yapılan tedavisinin ardından başka bircezaevine sevkini istediği, bu talep doğrultusunda taburcu olduktan sonraMidyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildiği, müteveffanın intiharteşebbüsünden sonra hastanede bulunması ve kuruma dönüşte hemen nakliningerçekleştirilmesi nedeniyle müteveffaya Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfazKurumunda psikolojik desteğin sağlanamadığı, Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfazKurumunda müteveffanın tek başına ayrı bir bölümde kalmak istediğini belirtmesive bu yönde dilekçe sunması üzerine İdare ve Gözlem Kurulu kararıyla müşahedebölümüne yerleştirildiği, Kurumun müşahede bölümünde bulunan altı ayrı odadabarındırılan hükümlü ve tutuklular için 24 saat nöbetçi infaz ve koruma memurubulundurulduğu ve nöbetçinin rutin aralıklarla müşahede odalarını gözlemlediği,müteveffanın da müşahede odasında nöbetçinin rutin kontrolünün hemen ardındankendi gömleğini demir parmaklıklara bağlamak suretiyle intihar ettiği,müteveffanın Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı sürede kurumgörevlilerine herhangi bir talep veya sorununu bildirmediği, Kurum geçicihekimi tarafından yapılan ilk muayenesinde herhangi bir rahatsızlığarastlanmadığı, kendisinin de herhangi bir sağlık problemini bildirmediği, busüreçte herhangi bir psikolog desteğin verilmediği ve daha önceden herhangi birhastalığının olup olmadığı konusunda bir bilginin bulunmadığı bilgilerine yerverilmiştir.
67. Başvurucular, Bakanlığıngörüş yazısına karşı sundukları dilekçede özetle; müteveffanın ölümündeidarenin gerekli tedbirleri almaması nedeniyle kusurlu olduğunu, Bakanlığın,müşahede odasındaki nöbetçinin rutin kontrolünün hemen ardından müteveffanınintihar ettiğine dair görüşünün kabul edilemeyeceğini zira müşahede bölümündegörevli olan memurun müşahede bölümünden 19.49’da çıktığını, müteveffanınintiharının ise 21.19’da tespit edilebildiğini beyan etmişlerdir.
68. Devletin, yaşam hakkınıkoruma konusundaki pozitif yükümlülüğü kapsamında, yetki alanında bulunan tümbireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireyleringerekse de kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşıkoruma yükümlülüğü bulunmaktadır (bkz. § 43).
69. Bu kapsamda bazı özelkoşullarda devletin, kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı yaşamı korumak amacıyla gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü debulunmaktadır (Sadık Koçak ve diğerleri,§ 74). Cezaevlerinde gerçekleşen ölüm olayları için de geçerli olabilecek buyükümlülüğün ortaya çıkması için cezaevi yetkililerinin, kendi kontrollerialtındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunubilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek; böylebir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçülerçerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen herşeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Keenan/Birleşik Krallık,B. No: 27229/95, 3/4/2001, § 92; Tanrıbilir/Türkiye, B. No: 21422/93, 16/11/2000, §72). Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecekfaaliyetin tercihi göz önüne alınarak pozitif yükümlülük, yetkililer üzerineaşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 74). Bu çerçevede AnayasaMahkemesince yapılacak incelemede, basit bir ihmali veya değerlendirme hatasınıaşan bir kusurun cezaevi yetkililerine atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortayakonulması gerekmektedir.
70. Tutuklanan veya hürriyetibağlayıcı cezasının infazına başlanan kişilerin, daha önce sahip oldukları pekçok özgürlükten mahrum kalmaları ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte birdeğişim yaşamalarının doğal bir sonucu olarak psikolojik sağlıklarıbozulabilmekte, dolayısıyla kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bukişilerin intihar etme riski artabilmektedir. Bu nedenle yasal ve ikincildüzenlemelerin, cezaevi yetkililerine, bu kişiler hakkında daha duyarlı vedikkatli olma görevi yüklemesi ve tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarınıntehlikeye atılmasını önleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla öncelikle cezaevinde kalan kişilerin davranışlarının vesağlık durumlarının takip edilmesi ve gerektiğinde doktor muayenesinebaşvurulması, diğer yandan bu konuda meyli olduğu anlaşılanlar açısından,kendileri için en uygun yerlerde kalmalarının temin edilmesi ve intihareylemlerinde kullanılabilecek kesici/delici eşyalara; kemer, çamaşır ipi veyaayakkabı bağcıkları gibi eşyalara el konularak bu tip risklerin azaltılmasınayönelik önlemlerin alınması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları içinbkz. Keenan/Birleşik Krallık, §§90, 91, Tanrıbilir/Türkiye, § 74).
71. Kasten ya da saldırı veyakötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalardaAnayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin, ölümcül saldırı durumundasorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezasoruşturmaları yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülenidari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi,yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterlideğildir. Ancak bu yükümlülük her olayda mutlaka ceza soruşturmasıyürütülmesini gerektirmemektedir. İhmal nedeniyle meydana gelen ölümolaylarında mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukukyollarının açık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 55, 59).
72. Öte yandan ihmal suretiylemeydana gelen ölüm olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bukonuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olasısonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilenyetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleribertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda, bireylerkendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarınabaşvurmuş olursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olankişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerinyargılanmaması Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 60)
73. Başvuru konusu olaydabaşvurucular, yakınları olan A.K.nin kaldığıcezaevinde gömleği ile demir parmaklıklara boynundan asılı şekilde ölübulunduğu olayda müteveffanın, kamu görevlilerinin ihmal içeren davranışlarıneticesinde hayatını kaybettiğini zira daha önceden de intihar girişimindebulunan müteveffaya Cezaevinde herhangi bir psikolojik destek sağlanmadığını vemüteveffanın yaşamını korumak için gerekli tedbirlerin alınmadığını ilerisürmüşlerdir.
74. A.K. Midyat M Tipi KapalıCeza İnfaz Kurumuna nakledilmeden önce Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfazKurumunda da intihar teşebbüsünde bulunmuş, tedavi sürecinin ardından talebidoğrultusunda Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiş ve Cezaİnfaz Kurumu idaresi A.K.nin durumu hakkındabilgilendirilmiştir. Bu durumda, somut olay açısından Ceza İnfaz Kurumugörevlilerinin, müteveffanın hayatını kaybettiği olayda muhakeme hatasını veyadikkatsizliği aşan bir ihmallerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesigerekmektedir.
75. Bu kapsamda, Midyat M TipiKapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilen A.K., öncelikleKurumun geçici hekimi tarafından bir muayeneye tabi tutulmuş ve bu muayenedemüteveffanın herhangi bir rahatsızlığına rastlanılmadığı gibi müteveffa daherhangi bir sağlık probleminden bahsetmemiştir. Müteveffanın tek başına kalmayönündeki isteği de “terör örgütü mensupları tarafından öldürüleceği” yönündekikorku ve kaygılarının azaltılabileceği düşüncesiyle Ceza İnfaz Kurumu İdare veGözlem Kurulu tarafından kabul edilerek müteveffa, müşahede bölümünde bulunanbir odaya yerleştirilmiştir. Anılan odada -müteveffanın olası bir intihargirişimini engellemek amacıyla- kesici, delici veya zarar verici nitelikteeşyaların bulundurulmasına izin verilmemiş ve müteveffa, nöbetçi infaz korumamemurlarınca rutin aralıklarla gözlemlenmiştir. Ayrıcabaşvurucular her ne kadar müteveffaya Ceza İnfaz Kurumunda psikolojik desteksağlanmadığını ileri sürmüş iseler de müteveffanın Midyat M Tipi Kapalı Cezaİnfaz Kurumuna nakledildikten bir gün sonra intihar etmesi nedeniyle psikolojikveya psikiyatrik tedavinin gerekli olup olmadığı konusunda bir araştırmayapılabilmesine imkân tanıyacak yeterli sürenin varlığı konusunda net birsaptama yapılamayacaktır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğindesomut olayda Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin kastının veya ağır bir ihmalininvarlığından söz edilemeyecektir.
76. Bununla birlikte AnayasaMahkemesi açısından, idari makamlar ve derece mahkemeleri tarafındanbaşvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması suretiyle ihlalin tespitedilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesihâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireyselbaşvuru mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinininceleme yapmasına gerek kalmayacaktır. Bu kapsamda, Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetler açısından kapsamlıbir ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makul bir tazminata hükmedilmesiile sonuçlanan idari dava yolu, etkili bir başvuru yoludur ve mağdur sıfatınıortadan kaldırabilecektir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 61, 74; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Scordino/İtalya, B. No: 36813/97, 29/3/2006, §§ 178 vd.; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/7/1982, §§64-70; Jensen/Danimarka, B. No: 48470/99, 20/9/2001; Fatma Yüksel/Türkiye, B. No: 51902/08,9/4/2013, §§ 45, 46).
77. Mağdur sıfatının ortadankalkması özellikle ihlal edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlalitespit eden kararın gerekçesi ile bu kararın ardından ilgili açısından uğradığızararların varlığını devam ettirip ettirmediğine bağlı bulunmaktadır (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Freimanis ve Lidums/Letonya, B. No: 73443/01, 74860/01, 9/2/2006, § 68). Başvuruculara sunulan telafi imkânınınuygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu Anayasal temel hak veözgürlüğün ihlalinin niteliği göz önünde bulundurularak dava koşullarınıntamamının değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede birbaşvurucunun mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum içinaynı zamanda, idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine kararverilen tazminata da bağlı olabilecektir (SadıkKoçak ve diğerleri, § 84; benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Gafgen/Almanya[BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 116, Fatma Yüksel/Türkiye, 51902/08, 9/4/2013, §§ 48, 49).
78. Başvurucular bireyselbaşvuruda bulunduktan sonra 13/5/2013 tarihli dilekçeile A.K.nin ölümünde idarenin hizmet kusurubulunduğundan bahisle Bakanlık aleyhine 10.000 TL maddi, 70.000 TL manevitazminat davası açmışlardır. Bu dava, her ne kadar Mardin İdare Mahkemesinin 22/1/2014 tarihli kararıyla reddedilmiş ise de hâlen temyizaşamasında Danıştay nezdinde derdesttir.
79. Somut olayda ölümüngerçekleşmesinde kamu görevlilerinin kasıt veya ağır ihmallerinin bulunmadığı, olayailişkin yürütülen kapsamlı bir ceza soruşturmasının ardından başvuruculartarafından ölüm olayında kamu görevlilerinin kusuru olduğundan bahisle tazminatdavası açıldığı, anılan davanın başvurucuların uğradıklarını iddia ettiklerimaddi ve manevi zararlarının tazminini sağlayarak mağduriyetlerini ortadankaldırabilecek nitelikte olduğu ancak bu davanın henüz temyiz aşamasındaderdest durumda bulunduğu dikkate alındığında başvurucuların Bakanlık aleyhineaçtıkları tam yargı davasının sonucunu beklemeden ikincil nitelikteki bireyselbaşvuru yoluna başvurdukları anlaşılmıştır.
80. Açıklanan nedenlerlebaşvurucuların, yakınları olan A.K.nin ölümündeidarenin gerekli önlemleri almaması sebebiyle kusurlu olup olmadığını tespitedip yeterli miktarda tazminata hükmedilmesi suretiyle mağdur sıfatlarını sonaerdirebilecek nitelikteki tam yargı davasının sonucunu beklemeden bireyselbaşvuruda bulundukları anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Eşitlikİlkesinin İhlal Edildiği İddiası
81. Başvurucular, müteveffanınsiyasi bir olaydan dolayı cezaevinde bulunduğunu, “Kürt” kökenli olmasınedeniyle cezaevinde ayrımcılığa maruz kaldığını ve bu durumun da yakınlarınıölüme sürükleyen etkenlerden biri olduğunu belirterek Anayasa’nın 10.maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
82. Anayasa'nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.maddesi şöyledir:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımgözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
...
Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar.”
83. Başvurucuların, Anayasa'nın10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelikiddialarının, bahsi geçen maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında soyutolarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve AİHS kapsamında yeralan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).
84. Başvurucuların, eşitlikilkesinin ihlali iddialarının kişinin maddi ve manevi varlığının korunmasıhakkı çerçevesinde ve bu hakla bağlantılı olarak ele alınması gerekir.Dolayısıyla kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı bakımındaneşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevine sahip olmayıp bu hakkınkullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarını güvence altına alantamamlayıcı nitelikte haklardandır.
85. Ayrımcılık yasağının ihlaledilip edilmediğinin tartışılabilmesi için başvuruda, kişinin hangi temel hakve özgürlüğü konusunda hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığınıngösterilmesi gerekir. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi içinbaşvurucuların benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile yakınlarınayapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşrubir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcı bir nedenedayandığını makul delillerle ortaya koymaları gerekir. Somutolayda başvurucular, müteveffanın “Kürt” kökenli olması nedeniyle bulunduğuCeza İnfaz Kurumunda ayırımcılığa uğradığını dile getirmiş ancak etnik kökeninedeniyle müteveffanın nasıl bir ayrımcı muameleye maruz kaldığını veya bezerdurumdaki diğer tutuklu ve hükümlülerin yararlandığı hangi haklardan yararlanamadığınıortaya koyabilecek herhangi bir beyanda bulunmaksızın soyut olarak eşitlikilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
86. Açıklanan nedenlerlebaşvurucular, ihlal iddialarını kanıtlayacak herhangi bir delil ilerisürmeksizin soyut olarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ilerisürdüklerinden başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucuların,
1.Yaşam hakkı kapsamında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmadığı yönündekişikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksunolması,
2.Yaşam hakkının koruması için gerekli tedbirlerin alınmadığı yönündekişikâyetlerinin başvuru yollarınıntüketilmemesi,
3.Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B.Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına
4/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE kararverildi.