TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASAN HOŞGİT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/1012)
Karar Tarihi: 2/10/2013
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Serhat ALTINKÖK
Başvurucu
:
Hasan HOŞGİT
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, uzun bir süredir tutuklu olarak bulundurulduğunu,hakkında yürütülen yargılamanın adil olmadığını, yasa önünde eşitlik, masumiyetkarinesi, suç ve cezaların şahsiliği ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürerekAnayasa’nın 2., 6., 9., 11., 19., 36., 37., 38. ve 40.maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 27/11/2012tarihinde Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasınaengel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 12/6/2013tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararıalınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAYVE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetleşöyledir:
5. Başvurucu, 1950 doğumlu olup Adalet Bakanlığı SilivriCeza İnfaz Kurumunda hüküm özlü olarak bulunmaktadır.
6. “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinicebren iskat veya vazife görmekten men etmeyeteşebbüs etmek” suçunu işlediği iddiasıyla, İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca hazırlanan 6/7/2010 tarih ve 2010/185soruşturma, 2010/564 esas sayılı iddianame, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesincekabul edilerek başvurucu hakkında 19/7/2010 tarihinde kamu davası açılmıştır.
7. Başvurucunun, “dosyadakidelil durumu, kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, delillerinhenüz tam olarak toplanılmamış oluşu, sanığın konumu itibariyle delillere etkiyapma ihtimalinin olması, tanıkların henüz dinlenilmemiş oluşu, atılı suçunCMK.100. maddesinde belirtilen katalog suçlardan olması, belirtilen busebeplerle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı …” gerekçesiyleİstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/2/2011 tarihlikararıyla tutuklanmasına karar verilmiştir.
8. Başvurucu, müteaddit defalar tutukluluk haline sonverilmesini yetkili mahkemelerden talep etmiş ancak bu talepleri ile ilgili birsonuç elde edememiştir.
9. Başvurucunun, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/9/2012 tarih ve E.2010/283 sayılı kararı ile “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren iskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüs etmek” suçundan1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddeleriuyarınca 18 yıl hapis cezası ilecezalandırılmasına ve “tutuklu sanıklaraverilen hürriyeti bağlayıcı cezanın miktarı, tutuklu kaldıkları süre, verilenceza miktarına göre kaçma şüphesi dikkate alındığında adli kontrol hükümlerininyetersiz kalacağı” gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına kararverilmiştir.
10. Başvurucu karara 25/9/2012tarihinde itiraz etmiştir. İtiraz İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/10/2012 tarih ve 2010/737 Değişik İş sayılı kararı ilereddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 22/11/2012tarihinde tebliğ edilmiştir.
11. Başvurucu hakkındaki dava Yargıtaydatemyiz aşamasında derdesttir.
B. İlgiliHukuk
12. Başvurucu hakkında isnat olunan suçun işlendiğitarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun’un 147. maddesi şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetinicebren iskat veya vazife görmekten cebrenmenedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmışmüebbet ağır hapis cezası hükmolunur …”
13. Aynı Kanun’un 61. maddesi, işlendiği zamandaağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun teşebbüs aşamasındakalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılmasını öngörmektedir.
14. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“Tutuklama nedenleri
Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde,şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedenivar sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususundakuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanununda yer alan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedive sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde302, 303, 304, 307, 308),
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
…
(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapiscezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
15. 5271 sayılı Kanun’un 260. maddesi şöyledir:
“Kanun yollarına başvurma hakkı
Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarınakarşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatınıalmış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılansıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yollarıaçıktır.
(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunanCumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin;ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesininyargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliyemahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerininkararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.
(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak dakanun yollarına başvurabilir.”
IV. İNCELEMEVE GEREKÇE
16. Mahkemenin 2/10/2013 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 27/11/2012 tarih ve 2012/1012 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu;
i. Masumiyet karinesiningereği olarak hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak yapılması gerektiğini,yargılanmakta olduğu davanın sanıkları hakkında toplu olarak verilen tutuklamakararının suç ve tedbirlerin şahsiliği ilkesini ihlal ettiğini, kuvvetli suçşüphesine mesnet olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan belgelere dayanılarakşablon ve kalıplaşmış gerekçelerle tutuklandığını, tutukluluğun devamına kararverilirken kullanılan şablon gerekçelerin bu tedbiri adeta bir cezalandırmaaracına dönüştürdüğünü, uzun bir süreden beri tutuklu olduğunu, tutuklulukaçısından bu sürenin makul olmadığını, hakkında adlî kontrol hükümlerininuygulanması yoluna başvurulmadığını, tutuklamaya itiraz kararlarının şablon vekalıplaşmış gerekçelere dayanılarak reddedildiğini, tutukluluğu için makulşüphenin bulunmadığını, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne dayanılaraktutukluluk halinin devamına karar verildiğini,
ii. Hakkında verilenhükmün gerekçesiz olarak açıklandığını, kovuşturma aşamasında hiçbir şekildebilirkişi raporlarına yer verilmediğini, bu yöndeki taleplerininreddedildiğini, bilirkişilerin ve diğer tanıkların dinlenilmesi taleplerininreddedildiğini, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin ihlal edildiğini,muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesi aşamasının atlandığını, lehedelillerin mahkemece kabul edilmediğini ve bu nedenle çekişmeli yargılamailkesinin ihlal edildiğini, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süreönce terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliyeedilmesine rağmen kendisinin tahliye edilmediğini,
ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun, masumiyetkarinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak yapılmasıgerektiği, yargılanmakta olduğu davanın sanıkları hakkında toplu olarak verilentutuklama kararının suç ve tedbirlerin şahsiliği ilkesini ihlal ettiği,tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılan şablon gerekçelerin butedbiri adeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğü, uzun bir süreden beritutuklu olduğu, tutukluluk açısından bu sürenin makul olmadığı, hakkında adlîkontrol hükümlerinin uygulanması yoluna gidilmediği, kuvvetli suç şüphesinemesnet olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan belgelere dayanılarak şablon vekalıplaşmış gerekçelerle tutuklandığı, tutuklamaya itiraz kararlarının şablonve kalıplaşmış gerekçelere dayanılarak reddedildiği, tutukluluğu için makulşüphenin bulunmadığı, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önceterör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesinerağmen kendisinin tahliye edilmediği, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmünedayanılarak tutukluluk halinin devamına karar verildiği yönündekişikâyetlerinin “kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkı”; hakkında verilen hükmün gerekçesiz olarak açıklandığı,kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişi raporlarına yer verilmediği,bilirkişilerin ve diğer tanıkların dinlenilmesi taleplerinin reddedildiği,“şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin ihlal edildiği, muhakeme esnasındadelillerin değerlendirilmesi aşamasının atlandığı, lehe delillerin mahkemecekabul edilmediği ve bu nedenle çekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğiyönündeki şikâyetlerinin “adil yargılanmahakkı” kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı Yönünden
19. Başvurucu, masumiyet karinesinin gereği olarakhakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak yapılması gerektiğini, kuvvetli suçşüphesine mesnet olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan belgelere dayanılarakşablon ve kalıplaşmış gerekçelerle tutuklandığını, tutukluluğun devamına şablongerekçelerle karar verildiğini, uzun bir süreden beri tutuklu olduğunu,tutukluluk açısından bu sürenin makul olmaktan uzak olduğunu, hakkında adlîkontrol hükümlerinin uygulaması yoluna başvurulmadığını, kendisi hakkında kararverilmeden kısa bir süre önce terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanansanıkların tahliye edilmesine rağmen kendisinin tahliye edilmediğini,kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne dayanılarak tutukluluk halinin devamına kararverildiğini ileri sürmüştür.
20. 6216 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler.”
21. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem vekararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. DolayısıylaMahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihaiişlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamudüzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmişnihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesimümkün değildir (B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
22. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğuiddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğunhukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerinbulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarakilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukukisebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yoluaçılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolundaçekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak birinceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilennedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıylayapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).
23. Ancak başvurucu hakkında ilk derece mahkemesinde hükümkurulmuş ise bireysel başvuru açısından talebi, hukuka aykırılığın tespiti vegerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır.Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendiktensonra bireysel başvuru yapılmalıdır (B. No: 2012/726, 2/7/2013,§ 31).
24. Ne var ki başvurunun kabul edilebilmesi için ihlaliddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya kararların 23/9/2012tarihinden evvel kesinleşmemiş olmaları da gerekmektedir. Nihai işlem veya kararlarınanılan tarihten önce kesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetlerbakımından başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesininher aşamasında yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013,§ 32).
25. Ancak kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğudavada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa, mahkûmiyet tarihiitibarıyla da tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu“bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu”olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesi açısından,tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunugerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla, isnat olunan suçunişlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bunedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasınahükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve birtutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona ermektedir. Bu açıdanmahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Nitekim gerek Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”), gerekse Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrasıtutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derecemahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararındansonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendihükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma”olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır(Bkz: Solmaz/Türkiye,27561/02, 16/1/2007, §§23, 24; Şahap Doğan/Türkiye,29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafındanda benimsenmektedir. Kurul, 12 Nisan 2011 tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42sayılı kararında, “hakkında mahkûmiyet hükmükurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabitgörülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmüolmaktadır.” gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin tutukluluksüresine dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).
26. Somut olayda başvurucu 11/2/2011tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklanmış, ilk derecemahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 21/9/ 2012 tarihinde tutukluluk halibu anlamda sona ermiştir.
27. 21/9/2012 tarihli kararduruşmasında verilen tutukluluğun devamına ilişkin karara karşı başvurucu25/9/2012 tarihinde itiraz etmiş ve itirazı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin23/10/2012 tarih ve 2010/737 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra verilmiş olsabile, kişi hakkındaki tutmanın niteliği üzerinde bu kararın herhangi bir etkisiyoktur. Zira başvurucunun tutukluluk hali 21/9/2012tarihinde davanın esasına ilişkin kararın açıklanmasıyla birlikte ve bu tarihitibarıyla sona ermiştir. Kararla birlikte başvurucuya isnat olunan suç sabitgörülerek 18 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir.Dolayısıyla, hükmen tutukluluğa itiraz ve incelemesinin 23/9/2012tarihinden sonra gerçekleştirilmiş olmasının Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisi üzerinde herhangi bir etkisi olamaz.
28. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun “kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı”nın ihlal edildiği yönündekişikâyetlerine konu olayda tutuklamaya ilişkin nihai kararın, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012tarihinden önce verildiği anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “zamanbakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2.Adil Yargılanma Hakkı Yönünden
29. Başvurucu, hakkındaverilen hükmün gerekçesiz olarak açıklandığını, kovuşturma aşamasında hiçbirşekilde bilirkişi raporlarına yer verilmediğini, bilirkişilerin ve diğertanıkların dinlenilmesi taleplerinin reddedildiğini, şüpheden sanık yararlanırilkesinin ihlal edildiğini, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesiaşamasının atlandığını, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediğini ve bunedenle çekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
31. Bu hüküm uyarınca Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem içinidari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.
32. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığıtakdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derecemahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincilnitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları ile çözümekavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerininbu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir(B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17, 18). Başvurucuhakkındaki dava derdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyet bakımındanbaşvuru yolları henüz tüketilmemiştir.
33. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemişolması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A. Açıklanan nedenlerle;
1. “Kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkı”nınihlal edildiğine yönelik iddiaların “zamanbakımından yetkisizlik”,
2. “Adil yargılanma hakkı”nınihlal edildiğine yönelik iddiaların “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
2/10/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLEkarar verildi.