TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASAN KARA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3170)
Karar Tarihi: 18/9/2014
R.G. Tarih-Sayı: 4/12/2014-29195
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Hasan KARA
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, Millî SavunmaBakanlığı ile yapılan sözleşmeli er ön sözleşmesinin ardından hakkında yapılangüvenlik soruşturmasının olumsuz çıktığından bahisle sözleşmesinin feshedilmesiişleminin iptali istemiyle açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle anayasalhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 8/5/2013 tarihindeEspiye Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksikliklertamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca, 28/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 19/12/2013tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,Bakanlık, yazılı görüşünü 20/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı,başvurucuya 4/3/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşünecevaplarını içeren dilekçesini 17/3/2014 tarihinde sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesindekiilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 25/11/2011tarihinde ön sözleşme imzalayarak Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) sözleşmelier adayı olarak göreve başlamıştır.
9. Başvurucu hakkında yapılangüvenlik soruşturmasında başvurucunun Espiye Ceza Mahkemesinde “elektrik enerjisi hakkında hırsızlık” suçlamasıylayargılandığı tespit edilmiş, bu sebeple 30/1/2012 tarihi itibarıyla başvurucuile yapılan sözleşmeli er ön sözleşmesi fesh edilmişve başvurucunun 31/1/2012 tarihinde TSK’den ilişiği kesilmiştir.
10. Başvurucu hakkında açılanceza davasında Espiye Asliye Ceza Mahkemesi 8/2/2012 tarih ve E.2011/65,K.2012/40 sayılı kararı ile beraat kararı vermiştir. Kararın hüküm kısmışöyledir:
“Her ne kadar sanık Hasan Kara’nın elektrik enerjisihakkında hırsızlık suçunu işlediği iddiası ve tecziyesi talebi ile aleyhinekamu davası ikame edilmişse de; sanığın savunmasınınaksine delalet eden, cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesinve inandırıcı delil elde edilemediğinden 5271 sayılı CMK.M.223/2-e gereğiBERAATINA…”
11. Mahkemenin bu kararı temyizedilmemiş ve karar 1/3/2012 tarihinde kesinleşmiştir.
12. Başvurucu, sözleşmesinin fesh edilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle AskeriYüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde dava açmıştır.
13. AYİM Birinci Dairesi 29/11/2012tarih ve E.2012/640, K.2012/1348 sayılı kararı ile davayı oy çokluğuylareddetmiştir. Daire kararının gerekçe kısmı şöyledir:
“…
Kişinin bir suçtan mahkûm veya yargılanıyor olması nedeniylegüvenlik soruşturmasının olumsuz kabul edileceği haller de 13’üncü maddenin (ı)fıkrasının (7) numaralı bendinde sayılmış olup, bu bentte “hırsızlık” suçundanhüküm giymek veya “yargılanıyor” olmak güvenlik soruşturmasının olumsuz kabuledileceği haller arasında sayılmıştır.
Bu kapsamda: yaptırılan güvenlik soruşturması esnasındaEspiye Asliye Ceza Mahkemesinin 03.01.2012 tarih ve 2011/65 sayılı yazısı iledavacı hakkında “Elektrik Hırsızlığı” suçunu işlediği iddiasıyla kamu davasıaçılmış ve dava dosyasının derdest olduğunun bildirildiği, davacının yargılanmaktaolduğu suçun “hırsızlık” suçu olması nedeniyle güvenlik soruşturmasının SilahlıKuvvetler İstihbarata Karşı Koyma Koruyucu Güvenlik ve İşbirliği Yönergesi (MY114-1C)’nin 13’üncü maddesi kapsamında olumsuzsonuçlandığının kabulünü gerektiği göz önüne alınarak bu kabule dayanılaraksözleşmeli er olma niteliklerini taşımadığının sonradan anlaşıldığıgerekçesiyle 30.01.2012 tarihi itibariyle tesis edilen sözleşmeli er adayı önsözleşmesinin fesh edilmesi işleminde hukukaaykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
… dava konusu işlemin tesis edildiği 30.01.2012 tarihiitibariyle yargılamanın devam etmekte olduğu nazara alındığında bilahare beraatkararı verilmiş olmasının dava konusu işlemi hukuka aykırı hale getirmeyeceğisonucuna da varılmıştır.
…”
14. Karara karşı yapılan karardüzeltme talebi de aynı Dairenin 2/4/2013 tarih ve E.2013/391, K.2013/350sayılı kararı ile reddedilmiştir.
15. Karar, başvurucuya 16/4/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu 8/5/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
17. 10/3/2011 tarih ve 6191sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nun “Kaynak”kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
“(1) (Değişik: 26/6/2012-6336/ 22 md.)Sözleşmeli er kaynaklarını; en az ilköğretim veya yurt dışındaki dengi okulmezunu olup askerlik hizmetini erbaş ve er olarak tamamlamış ve terhislerininüzerinden üç yıldan fazla süre geçmemiş ve düzeltilmemiş nüfus kaydına göremüracaat yapılan yılın ocak ayının ilk günü itibarıyla yirmibeşyaşını bitirmemiş olanlar teşkil eder.
…
(3) Sözleşmeli erlik için aşağıdaki nitelikler aranır:
…
f) Güvenlik soruşturması olumlu sonuçlanmış olmak.
...”
18. Aynı Kanun’un “Sözleşmenin idarece feshi” kenar başlıklı6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:
“(1) Sözleşmeli er adaylarının ön sözleşmeleri, aşağıdakinedenlerle süresinin bitiminden önce feshedilir:
…
c) Sözleşmeli er adayı olma şartlarından herhangi birinitaşımadığı sonradan anlaşılmak veya sözleşme süresi içinde bu şartlardanherhangi birini kaybetmek
…. ”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 18/9/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 8/5/2013 tarih ve 2013/3170numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu, sözleşmesininfeshi işlemi nedeniyle çalışma ve işe girme hakkının zedelendiğini, işealınırken asker kişi ve sivil ayrımı yapılarak eşitliğe aykırı hareketedildiğini, hakkında açılan ceza davası sonuçlanmadan sözleşmesininfeshedilmesinin ceza hukukunun genel ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini, AYİMkararının hukuka aykırı olduğunu belirterek anayasal haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
21. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukukitavsifini kendisi takdir eder. Bukapsamda başvurucunun şikâyetleri, çalışma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlali ilemasumiyet karinesinin ihlali şeklinde iki başlık halinde değerlendirilmiştir.
22. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü ve 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkralarıuyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesive buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerkapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia edenkişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır.
23. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
24. 6216 sayılı Kanun’un“Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi”kenar başlıklı 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
25. 6216 sayılı Kanun’un“Esas hakkındaki inceleme”kenarbaşlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireyselbaşvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği vebu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır.Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. ÇalışmaHakkı ve Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiği Şikâyeti Yönünden
26. Başvurucu, sözleşmesinin feshiişlemi nedeniyle çalışma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
27. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
28. 30/3/2011 tarih ve6216sayılıAnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
29. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülenişlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudanetkilenenler tarafından yapılabilir.”
30. Anılan Anayasa ve Kanunhükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına dagirmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’inortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir(B.No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
31. Bireyin dilediği alandaçalışma özgürlüğü ve çalışma hakkı Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde güvencealtına alınmış olmakla birlikte AİHS’de düzenlenen haklardan değildir. Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de kamu hizmetine girme ya da dilediği kamugörevinde çalışma hakkının Sözleşme’de ya daprotokollerinde korunan bir hak olmadığını açıkça ifade etmektedir.(B.No: 2013/1613, 2/10/2013, § 24).
32. Diğer yandan başvurucu,Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesinin de ihlaledildiğini ileri sürmüştür. Anayasa’nın “Kanunönünde eşitlik”kenarbaşlıklı 10. maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefiinanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önündeeşittir.
…
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanunönünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
33. Sözleşme’nin “Ayırımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.maddesi şöyledir:
“Bu Sözleşme’de tanınan hak veözgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğerkanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet,doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılıkgözetilmeksizin sağlanmalıdır.”
34. Başvurucunun, Anayasa’nın10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve Sözleşme’nin 14. maddesindedüzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsigeçen maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında, soyut olarak değerlendirilmesimümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hakve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir. Bir başka ifadeyleayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, ihlaliddiasının, kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda ayrımcılığa maruzkaldığı sorularına cevap verebilmesi gerekmektedir (B. No: 2012/1049, § 33,26/3/2013).
35. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, işe alınmada asker kişi ve sivil ayrımı yapılarak eşitliğe aykırıhareket edildiğini, dolayısıyla ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ilerisürmekte ise de söz konusu ayrımcılığın hangi temel hak ve özgürlüğünkullanımına yönelik olarak gerçekleştiğini belirtmemiştir. Başvuru dilekçesininiçeriğinden de, başvuru konusu olayın Anayasa veSözleşme kapsamındaki hak ve hürriyetlerden herhangi biri ile bağlantısınınkurulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
36. Açıklanan nedenlerle, başvurununbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. MasumiyetKarinesinin İhlal Edildiği Şikâyeti Yönünden
37. Başvurucu, hakkında açılanceza davası devam ederken sözleşmesinin feshedilmesinin ve fesih işlemine karşıaçtığı davanın reddedilmesinin Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarında düzenlenenmasumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
38. Başvurucunun bu şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
39. Başvurucu, masumiyetkarinesinin başvuru konusu olayda ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
40. Bakanlık görüş yazısında,masumiyet karinesinin kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüzmahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilke olduğunu, AİHM’in, ceza yargılamasına paralel olarak veya cezayargılamasının bitmesinden sonra devam eden adli ve idari süreçler bakımındanda masumiyet karinesinin uygulanabileceğini birçok kararında kabul ettiğini,ceza yargılamasının niteliği ile disiplin yargılamasının niteliğininbirbirinden farklı olduğunun unutulmaması gerektiğini, masumiyet karinesininihlal edilip edilmediği değerlendirilirken, özellikle hukuk yargılamalarıbakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan birinin, durumtespitinin ötesinde, yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edipetmediği ve beraat kararını sorgulayıp sorgulamadığı hususu olduğunu, somutolayda, başvurucunun güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığı kabulünedayanılarak sözleşmeli er olma niteliklerini taşımadığının sonradan anlaşıldığıgerekçesiyle sözleşmeli er adayı ön sözleşmesinin feshedilmesi işleminde hukukaaykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığını belirterek, masumiyet karinesininihlal edilip edilmediğine ilişkin yapılacak değerlendirmede bu hususlarındikkate alınması gerektiğini bildirmiştir.
41. Başvurucu cevapdilekçesinde, başvuru formunda yer alan masumiyet karinesinin ihlal edildiğineyönelik iddialarını tekrar etmiştir.
42. Bireysel başvuru incelemesi,anayasal hak ve özgürlüklere yönelik ihlallerin tespiti ve sonuçlarının ortadankaldırılması ile sınırlı bir inceleme olduğunun ve Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrasındaki kural gereğince, kanun yolu incelemesinde olduğu gibikararın tüm yönleri ile ele alınarak eksiksiz bir hukuki denetim imkânısağlamadığının hatırlanmasında yarar vardır (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §26). Bu çerçevede, başvurucu hakkında tesis edilen fesih işleminin ve ardındanbaşvurucunun açtığı iptal davasına ilişkin yargılama sonucunda AYİM tarafındanulaşılan sonucun hukuka uygun olup olmadığı meselesi, Mahkeme kararının tespitve sonuçları bariz bir takdir hatası içermedikçe ve bu durum kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmadıkçabireysel başvuru incelemesinin kapsamı dışında kalmaktadır. Bu açıklamalarçerçevesinde, somut başvurunun, sözleşmenin feshine ilişkin işlemde ve AYİMkararının gerekçesinde, masumiyet karinesine ilişkin anayasal güvencenin ihlaledilip edilmediği ile sınırlı olarak incelenmesi gerekmektedir (B. No:2012/574, 6/2/2014, § 70).
43. Bireysel başvuruincelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkialanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı esas alınmaktadır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
44. Başvurucunun ihlal iddiasınakonu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü, Sözleşme’ninise 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarında düzenlenmektedir.
45. Anayasa’nın 38. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlusayılamaz”
46. Sözleşme’nin 6. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasalolarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”
47. Masumiyet karinesi, kişininsuç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabuledilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfetiiddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları vekamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesinetabi tutulamaz (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
48. Bu çerçevede, masumiyetkarinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyetkararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı kesin hükümlemahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise, artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde olmadıkları içinmasumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak cezadavası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçuişlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkındaberaat kararı verilen durumlarda ise kişi hakkında masumiyet karinesinin devamettiğinin kabulü gerekir. Çünkü böyle durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinindördüncü ve Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkraları anlamında kişininsuçluluğu sabit olmamıştır ve bu nedenle suçlu sayılamaz (B. No: 2012/574,6/2/2014, § 76).
49. Masumiyet karinesi, suçisnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için, Sözleşme’nin 6.maddesinde ifade edilen “medeni hak veyükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilenidari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışındakalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitindeidari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önceverdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. X/Avusturya, B. No:9295/81, 6/10/1982, k.k.; C/Birleşik Krallık, B. No: 11882/85, 7/10/1987, kk.). Bu kural, kişi hakkında verilen beraat kararısorgulanmadığı sürece, aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük ispat standardıkullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabitutulmasına engel teşkil etmemektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, §38).
50. Bu çerçevede, ceza davasıdışında fakat ceza davasına konu olan eylemler nedeniyle devam eden idariuyuşmazlıklarda, kişi hakkında beraat kararı verilmiş olmasına rağmen, bukarara esas teşkil eden yargılama sürecine dayanılması ve bu şekilde beraatkararının sorgulanması masumiyet karinesi ile çelişir. Buna karşılık, idariuyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından, kişi beraat etmiş olsadahi yargılanmış olması olgusundan veya buna ilişkin karardan söz edilmesi,kişinin suçlu muamelesi gördüğünden ve dolayısıyla masumiyet karinesinin ihlaledildiğinden söz edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararıngerekçesinin bütün halinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran kişininyargılandığı ve sonuçta beraat ettiği fiillere dayanıp dayanmadığınınincelenmesi gerekir (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 29).
51. Öte yandan, Ceza ve CezaMuhakemesi Hukuku ile Disiplin Hukukunun farklı kural ve ilkelere tabidisiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre kamu görevlisinindavranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu dagerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrıayrı yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemiişlemediğine dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü disiplin makamlarıaçısından doğrudan bağlayıcı değildir (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 30). Ancakbu kapsamda yapılan değerlendirmelerde delil yetersizliğine dayalı olsa bilekişi hakkında verilen beraat kararına aykırı olarak kişinin suçsuz olmadığıyönünde değerlendirmelerden kaçınılması gerekir.
52. Masumiyet karinesinin ihlaledilip edilmediği değerlendirilirken, ceza yargılamaları dışında yapılanyargılamalar bakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri,yargılamayı yapan makamın ilgili kişiyi suçlu sayıp saymadığı ve beraatkararını sorgulayıp sorgulamadığıdır.
53. Disiplin gerekleri dikkatealındığında masumiyet karinesinin disiplin hukukunun uygulanabilmesi içinmutlaka ceza davalarının sonucunun beklenmesini gerektirdiği söylenemez.Kişinin suçluluğunu ima eden ya da kabul eden bir yargı söz konusu olmadıkça,sadece soruşturma açılmış olması da disiplin veya idari yaptırım işlemlerininbaşlatılması veya uygulanması için yeterli görülebilir (B. No: 2012/998,7/11/2013, § 65).
54. Başvuru konusu olayincelendiğinde, başvurucu ile akdedilen ön sözleşmenin ardından güvenlik soruşturmasıişlemlerine başlanıldığı, soruşturma kapsamında başvurucu hakkında elektrikhırsızlığından dolayı açılan bir ceza davasının bulunduğunun tespit edildiği vebu durumun güvenlik soruşturmasının olumsuz çıktığı anlamına geldiğigerekçesiyle 6191 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (f)bendine göre başvurucunun sözleşmesinin feshedildiği, bu işleme karşı açılandavayı AYİM, tesis edildiği tarih itibarıyla işlemin hukuka uygun olduğu,hırsızlık suçundan yargılanıyor olma halinin sözleşme feshi için yeterliolduğu, başvurucunun daha sonra bu suçtan beraat etmesinin idari işlemi hukukaaykırı hale getirmeyeceği gerekçeleriyle reddetmiştir.
55. AYİM kararının gerekçesinde,başvurucu hakkında yürütülen ve beraatla sonuçlanan yargılamaya değinilmiş,başvurucunun suçlu olduğunu ifade veya ima eden bir ibareye yer verilmemiştir.Bu çerçevede başvuruya konu kararın gerekçesinde yer alan ifadelerden,suçluluğu ilgili mahkeme kararlarıyla sabit olmayan başvurucunun bu eylemleriişlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı görülmemektedir. Hırsızlıktanyargılanıyor olma halinin güvenlik soruşturmasının olumsuz çıkması için yeterliolduğu belirtildikten sonra işlemin hukuka uygun olduğu değerlendirilmiş olup,başvurucunun yargılandığı fiili işlediği kabulüne dayanarak kararverilmemiştir. Mahkemenin bu gerekçesinin başvurucunun masumiyet karinesinesaygı ilkesiyle bağdaşmadığı söylenemez.
56. Yukarıdaki açıklamalarçerçevesinde, başvuru konusu olayda masumiyet karinesinin ihlal edilmediğisonucuna ulaşılmıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Çalışma hakkı ve eşitlikilkesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Masumiyetkarinesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvuru konusu olayda masumiyet karinesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
18/9/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.