TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASAN HÜSEYİN DAL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2265)
Karar Tarihi: 16/10/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Hasan Hüseyin DAL
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, işçi alacaklarınailişkin açtığı davanın makul süreyi aşarak yaklaşık 9 yılda tamamlandığını,bozma kararının gereğinin yerine getirilmediğini, davasını ABD Doları üzerindenaçmasına rağmen kararın TL üzerinden verildiğini, şartları oluştuğu haldebirleştirme kararı verilmediğini, Basın İş Kanunu’nun 29. maddesi gereğiişverene izin alacağının üç katı kadar idari para cezasına hükmedilmesigerektiği halde mahkemece bunun dikkate alınmadığını belirterek hukuk devletiilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 26/3/2013tarihinde İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyonasunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 12/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlikincelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 24/7/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 27/9/2013 tarihli görüş yazısı,21/10/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili AdaletBakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 5/11/2013 tarihindeibraz etmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucunun 14/7/1965 tarihinden itibaren çalıştığı TheAssociated Press ile olaniş akdi, 18/10/2004 tarihinde işveren tarafından feshedilmiştir.
8. Başvurucu, 6/12/2004 tarihinde İstanbul 7. İş Mahkemesinde fazlaya dairhaklarını saklı tutarak kıdem tazminatı fark alacağı için 500 ABD Doları, ihbartazminatı fark alacağı için 500 ABD Doları, fazla çalışma alacağı için 5.000ABD Doları, ücretli izin alacağı için 5.000 ABD Doları ve tahakkuk tarihindenitibaren işlemiş faiz alacağı için 9.000 ABD Doları olmak üzere toplam 20.000ABD Doları talepli alacak davası açmıştır.
9. Başvurucunun talep ettiğialacak kalemlerinin miktarlarının hesaplanması için Mahkemenin kararıyla 3/5/2006 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Bilirkişiraporunda, ücretli izin alacağı dışındaki alacaklar bakımından değerlendirmeyapılarak başvurucuya fazladan kıdem tazminatı ödendiği, ihbar tazminatının16,00 TL eksik ödendiği tespit edilmiş, fakat başvurucunun çalıştığı dönemlerikapsayan ücret bordroları dosyada mevcut olmadığından ücretli izin alacağınınmiktarı değerlendirilememiştir.
10. Bunun üzerine Mahkemeninkararıyla 24/7/2006 tarihli yeni bir bilirkişi raporudüzenlenmiştir. Başvurucunun izne hak kazandığı ilk tarih olan 14/7/1966 ile 1991 yılları arasındaki döneme ilişkin ücretbordroları bulunamadığından, başvurucunun 1991 yılındaki brüt alacağının asgariücrete oranlanması üzerine bulunan katsayı dikkate alınarak tahmini birhesaplama yapılmıştır. Raporda ücretli izin alacağınınmiktarı, 5 yıllık zamanaşımı süresinin fesih tarihinden itibaren başlaması haliile izinlerin kullandırılması gerektiği tarihten itibaren başlaması hali olmaküzere iki seçeneğe göre değerlendirilmiş ve 39 yıllık izin ücret alacağımiktarı 27.610,72 TL ve 5 yıllık izin ücreti 24.949,42 TL olarakhesaplanmıştır.
11. Mahkemenin kararıyla üçkişilik bir bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 5/2/2007tarihli yeni bilirkişi raporunda da daha önceki raporlarla benzer şekildebaşvurucuya fazladan kıdem tazminatı ödendiği, ihbar tazminatının 16,00 TLeksik ödendiği, fazla çalışmasının ispatlanamadığı ve son 5 yıllık izinücretinin talep edilebileceği gerekçesiyle ve izin hakkının doğduğu tarihtekiücretler esas alınarak 27.504,11 TL izin ücret alacağı bulunduğu yönünde tespitleryapılmıştır.
12. Mahkeme, 18/7/2007tarih ve E.2004/840, K.2007/392 sayılı kararıyla, kıdem tazminatınınbaşvurucuya fazlasıyla ödendiği, fazla çalışma alacağı ve %5 fazla ödemealacağı taleplerinin ise fazla çalışmaya ilişkin kanıt bulunmaması ve bukonudaki tanık anlatımlarında yeterli açıklık bulunmaması nedenleriyle reddine;başvurucuya yıllık izinlerinin kullandırılmadığı kanaati ile dava dilekçesindedava konusu alacakların ABD Doları üzerinden istenmesine rağmen başvurucuyayapılan ödemelerin dolar karşılığı Türk Lirası üzerinden ödendiği ve davacınınfazla ödenen kıdem tazminatının mahsup edilmesi talebini uygun bularak24/7/2006 tarihli bilirkişi raporunun ikinci seçeneği doğrultusunda ve taleplebağlı olarak 7.099,50 TL ücretli izin alacağına ve ödenmeyen 16,00 TL ihbartazminatı fark alacağının tahsiline hükmederek davayı kısmen kabul etmiştir.
13. Karar, başvurucu tarafındantemyiz edilmiştir. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 9/4/2009 tarih ve E.2007/38467, K.2009/10129 sayılıkararıyla, başvurucu fesihten itibaren 5 yıllık süre içinde davasını açtığınagöre yıllık izin alacağı bakımından zamanaşımına uğramış alacaktan sözedilemeyeceği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının buna ilişkin hükmünübozmuştur. Diğer temyiz itirazları ise reddedildiğinden bozma dışında kalanhususlarda karar kesinleşmiştir.
14. Bozma kararından sonra 7/7/2009 tarihinde yapılan celsede, başvurucunun ücretliizin talep ettiği döneme ilişkin başvurucuya ödenen ücretlerle ilgili yazılıbelge mevcut ise celbi için işverene yazı yazılmasına dair ara kararverilmiştir.
15. Başvurucu, 29/7/2009 tarihinde fazlaya ilişkin hakları için İstanbul 2.İş Mahkemesinde ayrı bir dava açmıştır.
16. Başvurucu, fazlaya dairalacaklarını talep ettiği dava ile görülmekte olan davanın birleştirilmesitalebinde bulunmuş, fakat bu talebi İstanbul 7. İş Mahkemesince reddedilmiştir.
17. Bozma kararı sonucu davayıinceleyen İstanbul 7. İş Mahkemesi, 6/10/2009 tarih veE.2009/332, K.2009/483 sayılı kararıyla, yıllık izin ücretinin miktarıkonusunda tarafların itirazı olmadığından tekrar hesaplama yapılmaksızın öncekidavada alınan bilirkişi raporunda belirlenen rakamlar üzerinden bozma gerekçesidoğrultusunda davayı kabul ettiğini belirtmiş, ancak taleple bağlı olarak7.099,50 TL ücretli izin alacağının başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.
18. Başvurucunun temyizitirazlarını inceleyen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 29/12/2009tarihli kararıyla 7. İş Mahkemesinin kararını onamıştır. Karar aynı tarihtekesinleşmiştir.
19. Başvurucunun fazlaya ilişkinalacakları için 29/7/2009 tarihinde açtığı dava,İstanbul 2. İş Mahkemesinin 15/6/2010 tarih ve E.2009/645, K.2010/497 sayılıkararıyla, 7. İş Mahkemesindeki dosya kapsamı, davacı ve davalının dilekçeleriile 24/7/2006 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen miktar doğrultusunda hükmebağlanmış ve İstanbul 7. İş Mahkemesi kararında belirtilen miktardan ayrıolarak 14.488,57 TL izin alacağının ödenmesine karar verilmiştir.
20. İstanbul 2. İş Mahkemesininkararı da başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz talebini inceleyenYargıtay 9. Hukuk Dairesi, 11/12/2012 tarih veE.2010/29441, K.2012/42165 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesi kararınıonamıştır. Karar aynı tarihte kesinleşmiştir.
21. Kesinleşen karar başvurucuya26/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu26/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
22. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli birbiçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
23. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgilihükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıfyaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 16/10/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun26/3/2013 tarih ve 2013/2265 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
25. Başvurucu, işçi alacaklarınailişkin açtığı davanın makul süreyi aşarak yaklaşık dokuz yılda tamamlandığını,13/6/1952 tarih ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla ÇalıştıranlarArasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’a göre kendisine ödenmesinekarar verilmesi gereken fazla çalışma ücreti ile ilgili yeterli delil varkenmahkemenin görmezden geldiğini, mahkemece bozma kararının gereği yerinegetirilmeden hüküm verildiğini, davasını ABD Doları üzerinden açmasına veücretini bu para cinsi üzerinden almasına rağmen kararın TL üzerindenverildiğini, şartları oluştuğu halde fazlaya ilişkin hakları için açtığı davaile birleştirme kararı verilmediğini, Basın İş Kanunu’nun 29. maddesi gereğiişverene izin alacağının üç katı kadar idari para cezasına hükmedilmesigerektiği halde mahkemece bunun dikkate alınmadığını belirterek hukuk devletiilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve temelhaklarının ihlal edildiğinin tespiti ile 97.312 ABD Doları maddi tazminatınkendisine ödenmesi ya da izin ücretinin tahsili amacıyla yeniden yargılamayapılması taleplerinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
26. Başvuru dilekçesi ve ekleriincelendiğinde, başvurucunun işçi alacaklarına ilişkin açtığı davanın kısmenkabulüne karar verildiğini belirterek, hukuk devleti ilkesinin ve adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. AnayasaMahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlıolmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları, yargılamasürecine ve verilen kararın sonucu itibarıyla adil olup olmadığına yönelikolup, bu iddialar yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiası kapsamındadeğerlendirilmiş, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlaliiddiaları ise ayrıca incelenmiştir. Ayrıca başvurucu şikâyetlerine konu davanın9 yıl sürdüğünü dile getirse de başvurucunun açtığı iki farklı dava olduğu vebunlardan 7. İş Mahkemesinde açılan davanın Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 29/12/2009 tarihli kararıyla kesinleştiği, 2. İşMahkemesinde açtığı davanın ise aynı Dairenin 11/12/2012 tarihli kararıylakesinleştiği göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılmıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
i. Zaman Bakımından Yetki
27. Başvurucu İstanbul 7. İşMahkemesinde açtığı davayla ilgili olarak Basın İş Kanununa göre kendisineödenmesine karar verilmesi gereken fazla çalışma ücreti ile ilgili yeterlidelil varken mahkemenin delilleri görmezden geldiğini, mahkemece bozmakararının gereği yerine getirilmeden hüküm verildiğini, şartları oluştuğu haldefazlaya ilişkin hakları için açtığı dava ile birleştirme kararı verilmediğini,Basın İş Kanununun 29. maddesi gereği işverene izin alacağının üç katı kadaridari para cezasına hükmedilmesi gerektiği halde mahkemece bunun dikkatealınmadığını iddia etmektedir.
28. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaherkesin, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceğihükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın geçici 18. maddesinin yedinci fıkrasındabireysel başvuruya ilişkin düzenlemelerin iki yıl içinde tamamlanacağı veuygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel başvurularınkabul edileceği, 6216 sayılı Kanun’un 76. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaise Kanunun 45 ilâ 51 inci maddelerinin 23/9/2012tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
29. 6216 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihindensonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler.”
30. 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İşMahkemeleri Kanunu’nun 2/3/2005 tarih ve 5308 sayılı Kanunla değişmeden önceki8. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir;
“İş mahkemelerinden verilen kararlar, Yargıtaycaiki ay içinde tetkik olunarak karara bağlanır.
Yargıtay'ın bu kararlarına karşı karar tashihi istenemez”
31. 5521 sayılı İş MahkemeleriKanunu’na 5308 sayılı Kanunla eklenen geçici 1. madde şöyledir:
“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye MahkemelerininKuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 ncimaddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önceverilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları, kesinleşinceye kadarYargıtay tarafından sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkında İş MahkemeleriKanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyize ilişkin hükümleriuygulanır.”
32. Anayasa ve 6216 sayılıKanun’un anılan hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımındanyetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup, Mahkeme,ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılanbireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenlemeler karşısında,anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekildeyetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir. Mahkemenin zaman bakımındanyetkisine ilişkin bu düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle,bireysel başvurunun tüm aşamalarında resen dikkate alınmaları gerekir (B. No:2012/947, § 16, 12/2/2013)
33. Öte yandan, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi veMahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliğiilkesinin bir gereğidir. (B. No: 2012/51, § 18, 25/12/2012)
34. Bir hükme karşıbaşvurulabilecek kanun yolunun kalmaması veya baştan böyle bir yolunbulunmaması ile hüküm şeklî anlamda kesinleşir. Kesinleşme olağan kanunyollarının tüketilmesi veya tüketilmesi için öngörülen zamanın geçmesi ilegerçekleşmektedir (B. No: 2012/947, § 18, 12/2/2013).
35. Başvuru dilekçesi ve ekleriincelendiğinde, başvurucunun 6/12/2004 tarihindeİstanbul 7. İş Mahkemesinde fazlaya dair haklarını saklı tutarak açtığı kıdemtazminatı fark alacağı, ihbar tazminatı fark alacağı, fazla çalışma alacağı veücretli izin alacağı talepli davasında Mahkemenin, ihbar tazminatı ve ücretliizin alacağı dışındaki talepleri reddettiği ve bu kararın Yargıtay 9. HukukDairesinin 29/12/2009 tarihli kararıyla kesinleştiği anlaşılmaktadır.Başvurucu, 29/7/2009 tarihinde İstanbul 2. İşMahkemesinde önceki mahkemede talep ettiği yıllık ücretli izin alacaklarınınfazlasına ilişkin hakları için ayrı bir dava açmış ve davanın 11/12/2012tarihinde kesinleşmesinden sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.
36. Bu durumda başvurucununbaşvuru dilekçesinde dile getirdiği İstanbul 7. İş Mahkemesindeki görülendavaya yönelik şikâyetlerine konu yargılamanın Anayasa Mahkemesi’nin bireyselbaşvuruları kabul etmeye başladığı 23/9/2012tarihinden önce 29/12/2009 tarihli onama kararıyla kesinleştiğianlaşılmaktadır.
37. Açıklanan nedenlerle,başvuru konusu İstanbul 7. İş Mahkemesinde görülen davada verilen kararınAnayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012tarihinden önce kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından başvurunun, bu davaya konuşikâyetler bakımından diğer kabul edilebilirlik şartları yönündenincelenmeksizin “zaman bakımındanyetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
ii. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığıİddiası
38. Başvurucu, davasını ABDDoları üzerinden açmasına ve ücretini bu para cinsi üzerinden almasına rağmenkararın TL üzerinden verildiğini ve alması gerekenden daha az yıllık izinücretine hükmedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
39. Adalet Bakanlığının görüşyazısında başvurucunun yukarıda geçen iddialarının özünün esas itibariylederece mahkemesince hukuk kurallarının yorumlanmasına ve uygulanmasına ilişkinolduğu, Yargıtay içtihadına göre ücretin yabancı para olarak ödendiğinin belgeile ispat edilmesini zorunlu tuttuğu, başvurucunun bu durumu mahkeme önündeispat edemediği, derece mahkemesinin ilgili hukuku yorumunda ve delilleritakdirinde keyfilik bulunmadığı belirtilmiştir.
40. Başvurucu AdaletBakanlığının görüş yazısına karşı işverenle yaptığı sözleşmede ücretin yabancıpara cinsinden kararlaştırıldığını, bordosunda da ücretin yabancı para cinsikarşılığı TL olarak hesaplanarak ödendiğini belirterek mahkeme kararındakeyfilik olduğunu iddia etmiştir.
41. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
42. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktanyoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
43. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
44. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açıkça keyfilik veya bariz takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 26).
45. Öte yandan benzer konulardaaynı derecedeki yargı mercileri arasındaki içtihat farklılıkları tek başınaadil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi, derecemahkemeleri veya temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak, taraflarıntalepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adilyargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 36).
46. Başvuru konusu olaydabaşvurucu, işçi alacakları için 7. İş Mahkemesinde açtığı davada Mahkemebaşvurucunun yıllık ücretli izin alacaklarına dair iddiasını kabul ederek talepettiği miktar lehine karar vermiş, başvurucu ise yıllık ücretli izinalacaklarının fazlaya ilişkin hakları için 2. İş Mahkemesinde yeni bir davaaçarak 97.312,00 ABD Doları izin alacağının kendisine ödenmesi talebindebulunmuştur. Mahkeme önceki dava dosyası kapsamı ve bu davada alınan 24/7/2006 tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplamayıdikkate alarak başvurucuya 14.488,57 TL ücretli izin alacağının dava tarihindenitibaren işleyecek faiziyle birlikte ödenmesine karar vermiştir.
47. Başvurucu davasını ABDDoları üzerinden açmasına, ücretini bu para cinsi üzerinden almasına, ücretbordrolarının da ABD Doları cinsinden hazırlanmasına rağmen kararın TLüzerinden verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmektedir.
48. Başvurucunun yıllık ücretliizin alacaklarının fazlaya ilişkin hakları için açtığı davada Mahkeme,başvurucunun 7. İş Mahkemesinde açtığı işçi alacaklarına dair dava dosyası ilebaşvurucu ve davalının dilekçelerini inceleyerek değerlendirmiş ve önceki dava dosyasıkapsamına atıf yaparak burada yer alan ödemelerin ABD Doları karşılığı TLcinsinden yapılması nedeniyle alacakların da TL üzerinden hesaplanması görüşüile önceki davada alınan 24/7/2006 tarihli bilirkişiraporunda yapılan hesaplamayı benimseyerek fazlaya ilişkin alacakları TLüzerinden tespit ederek hüküm vermiştir. Başvurucunun başvuruya konu ettiğigerekçelerle yaptığı temyiz üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi “kararın dayandığı delillerle kanuni gerektiricisebeplere ve özellikle delillerin takdirinde isabetsizlik görülmemesi”gerekçesiyle temyiz itirazlarını reddederek ilk derece mahkemesi hükmünüonanmıştır.
49. Yargıtay içtihatlarında,davacıların ücretin yabancı para cinsi üzerinden ödendiğini iddia etmeleridurumunda, bunun açık ve kesin olarak yazılı belge ile ortaya konmasıgerektiği, aksi halde kural olarak ülkede tarafların TL üzerinden anlaşmayavardıklarının kabul edilmesi gerektiği ifade edilmektedir (Yargıtay 9. HukukDairesi, E.2011/1081, K.2011/4564, 21/3/2011). Başvurukonusu olayda başvurucunun ibraz ettiği bordrolarından ücretinin ABD Dolarıkarşılığı TL olarak kendisine ödendiği görülmektedir. Derece Mahkemesi budurumun yabancı para ödemesi sayılmayacağı yönündeki yorumla başvurucununalacağını TL üzerinden belirlemiştir.
50. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
51. Başvurucu, yargılamasürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibiolamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşıtarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarınınderece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıtsunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilikoluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
52. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu ve derece mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası veya açıkçakeyfilik içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. YargılamanınMakul Sürede Tamamlanmadığı İddiası Yönünden
53. Başvurucunun yargılamanınuzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetiçin diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bunedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararıverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
54. Başvurucu, işçi alacaklarınailişkin açtığı davanın makul süreyi aşarak yaklaşık 9 yılda tamamlanmasınedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
55. Adalet Bakanlığı görüşünde,yargılama süresinin makul olup olmadığını incelerken her olayın kendine özgükoşullarının, davanın karmaşık olup olmadığının, yargılama süresince taraflarıngösterdiği davranışlar ve yetkili makamların tutumlarının, davanın başvurucuaçısından taşıdığı önem gibi hususların dikkate alındığını belirtmiş, somutbaşvuruya konu 2. İş Mahkemesinde görülen davanın iki dereceli yargılamada 3yıl 5 ay sürdüğü, ilk derece mahkemesinin 10 ayda karar verdiği, kalan sürenintemyiz aşamasında geçtiğini ifade etmiş, başvurucunun yargılama süresinin uzunolduğuna yönelik şikâyetleri incelenirken bu hususların da göz önündebulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunmuştur.
56. Başvurucu, AdaletBakanlığı’nın görüşüne karşı beyanında, makul sürede yargılanma hakkına yönelikbeyanda bulunmamıştır.
57. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 18)
58. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
59. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
60. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
61. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’ninlâfzî içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
62. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
63. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletingerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).
64. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindekitutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitindegöz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
65. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tekbaşına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarınınayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
66. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
67. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, işçi alacağının tahsili için açılan bir alacak davasının söz konusuolduğu görülmekle, 4857 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usulhükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülüklerikonu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).
68. Başvurucu açmış olduğu ikidavanın toplam yargılama süresinin 9 yılı aşması nedeniyle makul süreşikâyetini dile getirmekle beraber zaman bakımından yetki bölümünde anlatıldığıgibi başvurucunun 6/12/2004 tarihinde İstanbul 7. İşMahkemesinde açtığı farklı kalemlerde işçilik alacağı talepli davasındaMahkeme, ihbar tazminatı ve ücretli izin alacağı dışındaki taleplerinireddetmiş ve bu karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 29/12/2009 tarihli kararıylakesinleştiğinden bu davada öne sürülen şikâyetler zaman bakımından yetkinedeniyle kabul edilmez bulunmuştur. Bu sebeple başvurucunun 29/7/2009tarihinde İstanbul 2. İş Mahkemesinde yıllık ücretli izin alacaklarınınfazlasına ilişkin hakları için açtığı dava makul süre şikâyeti yönündenincelenecektir.
69. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecininişletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup,somut başvuru açısından İstanbul 2. İş Mahkemesinde açılan dava açısından butarih 29/7/2009tarihidir.
70. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somutyargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, temyiz incelemesi yapanYargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11/12/2012 tarihli onamakararı olduğu anlaşılmaktadır.
71. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 51).
72. Makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede önemli bir ölçüt olanbaşvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaati kriteri çerçevesindebireylerin ekonomik geleceği ve çalışma barışı açısından arz ettiği önem nazaraalındığında, iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargıorganlarının özel bir itina göstermesi gerekmektedir (Bkz.,B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 59). Bu nedenle kanun koyucu iş hukukununçalışanı koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarakgenel mahkemelerin dışında özel bir iş yargılaması sistemi ihdas ederek işdavalarının, konunun uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuzbir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 60).
73. Belirtilen hususun yanı sıra6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlardayer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukukuuyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Basityargılama usulü yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, dahakısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ilesonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 64-65).
74. Söz konusu başvurunun konusuolan yıllık ücretli izin alacaklarının fazlasına ilişkin haklar için açılanalacak davasında yargılama sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrıdeğerlendirildiğinde, İstanbul 2. İş Mahkemesinde 29/7/2009tarihinde açılan davada yaklaşık 10 buçuk ay sonra 15/6/2010 tarihinde kararverildiği, ancak temyiz incelemesinin yaklaşık 2 yıl 6 ay sürdüğü, gecikmeninesas olarak temyiz incelemesinde geçen süreden kaynaklandığı ve yargılamanıntoplam süresinin 3 yıl 5 ay olduğu anlaşılmaktadır (§ 19-20).
75. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin iş mahkemesi önünde sürdüğügörülmekle, 4857 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile medeni hak veyükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri içingeçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılıKanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 4857 sayılıKanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin,uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğuanlaşılmaktadır (§ 66-67).
76. 4857 sayılı Kanun’unöngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati teminetmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önündebulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararverilmiş olup (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 59-82),başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrasıgereken usul işlemlerinin niteliği çerçevesinde davaya bütün olarakbakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecekbir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık 3 yıl 5 aylık yargılama sürecindeözellikle davanın konusunun daha önce kesinleşen bir davada alınamayan fazlayailişkin alacak talepli olması ve detaylı bir incelemeyi gerektirmemesi dikkatealındığında makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
77. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
78. Başvurucu, yargılamanın adilolmaması ve makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
79. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
80. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin yaklaşık 3 yıl 5 aylık yargılama süresi nazara alındığında,yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdirennet 2.100,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
81. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından vebaşvurucunun makul süre dışındaki şikâyetleri hakkında kabul edilemezlik kararıverildiği göz önünde bulundurulduğunda başvurucunun maddi tazminat taleplerininreddine karar verilmesi gerekir.
82. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan ibaret yargılamagiderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurunun,
1.İstanbul 7. İş Mahkemesinde görülen davaya konu edilen şikâyetler yönünden “zaman bakımından yetkisizlik”,
2.Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin şikâyetler yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması”
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Makul sürede yargılanma hakkına yönelik iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 2.100,00 TL maneviTAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
16/10/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLEkarar verildi.