TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASAN RAHMİ ÖZGENÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2418)
Karar Tarihi: 16/12/2015
R.G. Tarih ve Sayı: 5/2/2016-29615
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Fatma KARAMAN ODABAŞI
Başvurucu
:
Hasan Rahmi ÖZGENÇ
Vekili
:
Av. İbrahim AKSOY
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, başvurucu aleyhine açılan menfi tespit davasındaimza incelemesine ilişkin alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkiningiderilmemesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına uyulmaması, devameden ceza yargılamasının bekletici mesele yapılmaması ve davanın kabul edilmişolması nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 1/4/2013 tarihinde İstanbul13. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 4/7/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasınakarar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 21/11/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgularbildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.Bakanlığın 23/1/2015 tarihli görüş yazısı başvurucuyatebliğ edilmiş; başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetleşöyledir:
7. Başvurucu, eski eşi Y.A. tarafından Kadıköy 2. AileMahkemesinde açılan boşanma davasında karşı dava olarak devam eden ve dahasonra boşanma davasından tefrik edilerek aynı Mahkemenin E.2006/406 sayısınakaydedilen katılım payı ve tazminat istemli davada Mahkemece yurt dışındakiyaklaşık 40.000.000 USD’nin oluşumundaki katkı payıalacağının reddedilmesinden sonra taraflar arasındaki uyuşmazlığın 28/10/2008 tarihli beş maddelik protokol kapsamında sulholunmak suretiyle sonuçlandırıldığını belirtmiştir.
8. 28/10/2008 tarihli protokolün 1.maddesinde, tarafların evlilikleri boyunca edindikleri yurt dışında Y.A. adınakayıtlı fonlarda bulunan ve Y.A.nın ilk eşinden olanoğlu A.H.O. tarafından yönetilen hesaplara karşılık Y.A.nınprotokolün 2. maddesinde yazılı 28/10/2008 tanzim ve 5/1/2009 vade tarihli20.000.000 USD meblağlı bonoya (senet) dayalı olarak 20.000.000 USD'yi başvurucuya ödeyeceği, bunun karşılığında protokolün4. maddesinde başvurucunun Y.A.nın oğlu A.H.O.tarafından yönetilen fon ve banka hesaplarını kesinlikle irdelemeyeceği, bukonuda herhangi bir hukuki yola başvurmayacağı ve suç duyurusundabulunmayacağı, protokolün 5. maddesinde de başvurucunun temyiz etmiş olduğuKadıköy 2. Aile Mahkemesinin E.2006/406 sayılı dosyasında yürüyen davadanferagat edeceği şartları yazılıdır.
9. Başvurucu, protokolün 5. maddesine dayanarak Kadıköy 2. AileMahkemesinin 27/5/2008 tarihli ve E.2006/406, K.2008/463sayılı kararıyla ilgili temyiz talebinden feragat etmiş; feragat üzerineYargıtay 2. Hukuk Dairesinin 1/12/2008 tarihli ve E.2008/17919, K.2008/16212sayılı ilamı ile temyiz dilekçesinin reddine karar verilerek hükmün 1/12/2008tarihinde kesinleştiği karara yazılmıştır.
10. Başvurucu, protokol ve 28/10/2008tanzim ve 5/1/2009 vade tarihli 20.000.000 USD meblağlı senede dayalı olarak20.000.000 USD'nin kendisine ödenmesini istemiştir.
11. Senet bedelinin ödenmemesi üzerine başvurucu, Y.A. hakkındaİstanbul 7. İcra Müdürlüğünün E.2009/27171 sayılı dosyası kapsamında icratakibi başlatmış; Y.A.nın malları üzerine hacizkonulmuştur.
12. a. Y.A. imzaya ve borca itiraz ederek başvurucu aleyhine 16/9/2009 tarihinde İstanbul 10. İcra Hukuk Mahkemesindeimzaya itiraz davası açmıştır. Mahkemece İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi AdliTıp Bölümünden üç kişiden oluşan bilirkişi heyetinden alınan 31/5/2010tarihli bilirkişi raporunda senetteki imzanın Y.A.nıneli ürünü olduğu tespit edilmiştir.
b. İstanbul 10. İcraHukuk Mahkemesinin 30/6/2010 tarihli ve E.2009/1899, K.2010/1013 sayılı kararıile imza inkârına rağmen takibe konu senetteki imzanın davacının eli ürünüolduğu gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
c. Temyiz üzerineYargıtay 12. Hukuk Dairesinin 9/11/2010 tarihli ve E.2010/22814, K.2010/26240sayılı kararı ile hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli teknik donanımasahip bir laboratuvar ortamı yerine icra mahkemesi hâkim odasında yapılaninceleme sonucu düzenlendiği, ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararındaaçıklanan ilkelere uygun bulunmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına kararverilmiştir.
d. Karar düzeltmeistemi aynı Dairenin 3/5/2011 tarihli ve E.2011/1431, K.2011/8268 sayılıilamıyla reddedilmiştir.
e. Bu arada Kadıköy4. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan bireysel başvuruya konu menfi tespitdavasında verilen karar kesinleşmiştir. İstanbul 10. İcra Hukuk Mahkemesincebozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda 22/3/2013tarihli ve E.2011/666, K. 2013/169 sayılı karar ile davacı tarafından bireyselbaşvuruya konu Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan menfi tespitdavası sonunda protokol ve senet dolayısıyla davacının başvurucuya borçluolmadığının tespitine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, bu karardoğrultusunda davacının icra takibine konu senetten dolayı borcununbulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın konusu kalmadığından esashakkında karar verilmesine yer olmadığı kabul edilmiştir.
13. a. Y.A., protokolün sahte olarakkendisi adına imzalandığını ileri sürerek başvurucunun resmî belgede sahteciliksuçunu işlediği iddiasıyla Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusundabulunmuştur.
b. Kadıköy CumhuriyetBaşsavcılığınca protokoldeki imzanın incelenmesi için önce Kadıköy Adli TıpŞube Müdürlüğüne başvurulmuş, 17/2/2010 tarihli raporda protokol aslındakiimzanın Y.A.nın eli ürünü olduğu tespit edilmiş;itiraz üzerine alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 24/11/2010 tarihliraporunun da aynı doğrultuda olması nedeniyle 7/12/2010 tarihli ve Sor.2009/52964, K.2010/25805 sayılı karar ile kovuşturmaya yer olmadığına kararverilmiştir.
c. Kadıköy CumhuriyetBaşsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı, itiraz üzerine Üsküdar2. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/2/2011 tarihli ve 2011/136 Değişik İş sayılı kararıile suçun işlenip işlenmediğine ilişkin yargılama yapılması gerektiğibelirtilerek kaldırılmış ve başvurucu aleyhine Kadıköy 3. Ağır CezaMahkemesinde resmî belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan dava açılmıştır.
d. Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 20/3/2012tarihli ve E.2011/73, K.2012/54 sayılı kararı ile gerek Kadıköy CumhuriyetBaşsavcılığının Sor.2009/52964 sayılı dosyası kapsamında Adli Tıp Belgeİnceleme Uzmanı tarafından düzenlenen 17/2/2010 tarihli bilirkişi raporu gerekAdli Tıp Kurumu Başkanlığından alınan 24/11/2010 tarihli bilirkişi raporu ile buraporları destekler nitelikteki diğer bilirkişi raporları kapsamındaprotokoldeki imzanın Y.A.nın eli ürünü olduğunun netolarak tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapora itibaredilmekle birlikte protokol çıplak gözle incelendiğinde de katılan Y.A.nın ismi altında bulunan imzanın Y.A.dan temin edilen imza örnekleri ile benzerlikgösterdiği, her ne kadar Y.A. tarafından senede ilişkin olarak Kadıköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan menfi tespit davasının kabul edildiği iddiaedilmiş ise de menfi tespit davasından farklı olarak bu davanın taraflararasındaki borca ilişkin olmayıp iddia edilen belge üzerindeki imzanın Y.A.ya ait olup olmadığına ilişkin bir ceza davası olduğu,hukuk mahkemesi ile ceza mahkemesinin ispat kuralları arasında fark bulunduğu,bu bakımdan borçlu olunmadığının tespitine ilişkin olarak Hukuk Mahkemesinceverilen kararın bu yargılama yönünden bağlayıcı bir yönü olmadığı ve çelişkioluşturmadığı vurgulanarak tüm dosya kapsamı dikkate alındığında protokoldekiimzanın Y.A.ya ait olduğunun anlaşıldığı ve müsnet suçların başvurucu tarafından işlenmediğinin sabitolduğu gerekçesiyle başvurucunun beraatına karar verilmiştir.
e. Karar, katılansıfatıyla Y.A. tarafından temyiz edilmiş olup temyiz incelemesinin devam ettiğianlaşılmıştır.
14. a. Y.A., senedin sahte olarakdüzenlendiği iddiasıyla başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınasuç duyurusunda bulunmuştur.
b. İstanbulCumhuriyet Başsavcılığınca Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 28/2/2011 tarihlisenetteki imzanın müşteki Y.A.nın eli ürünü olduğunutespit eden raporuna dayanılarak 8/3/2011 tarihli ve Sor.2009/54795,K.2011/2568 sayılı kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
c. İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı, itirazüzerine Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/4/2011 tarihli ve 2011/130 Değişikİş sayılı kararı ile reddedilmiş ise de Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinin18/7/2012 tarihli ve 2012/286 Değişik İş sayılı kararıyla şikâyete konu senedinsahte olarak düzenlendiği hususunun Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesindeaçılan menfi tespit davası sonunda verilen karar ile kesinleştiği, bu nedenleyeni delilin ortaya çıktığı, ortaya çıkan bu yeni delilin mahkemedetartışılmasının zorunlu olduğu gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu’nun 173. maddesinin (6) numaralı fıkrası kapsamındaitirazın reddine ilişkin kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Bukapsamda başvurucu aleyhine İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinde resmî belgedesahtecilik ve dolandırıcılık suçundan dava açılmıştır.
d. İstanbul 18. AğırCeza Mahkemesinin E.2012/379 sayılı dosyası kapsamında açılan ceza davası devametmekte olup Mahkemece Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin (İstanbul Anadolu 8.Ağır Ceza Mahkemesi) 20/3/2012 tarihli ve E.2011/73, K.2012/54 sayılıdosyasının Yargıtay temyiz incelemesinden dönüşünün beklendiği anlaşılmıştır.
15. a. Y.A. tarafından başvurucu aleyhine protokol ve senedinkendi iradesi ve bilgisi dışında sahte olarak düzenlendiği, her iki belgedekiimzaların kendisine ait olmadığı ve borçlu olmadığının tespitine ilişkin olarak22/10/2010 tarihinde Kadıköy 4. Asliye TicaretMahkemesinde, yukarıda belirtilen (bkz. § 12.e) ve İcra Hukuk Mahkemesikararına esas alındığı anlaşılan menfi tespit davası açılmıştır.
b. Kadıköy 4. AsliyeTicaret Mahkemesince protokol ve senetteki imzaların incelenerek rapor alınmasıiçin dosya, İstanbul Polis Kriminoloji Müdürlüğü Belge İnceleme ŞubeMüdürlüğüne gönderilmiş; üç grafoloji ve sahtecilik uzmanının hazırladığı17/8/2011 tarihli bilirkişi raporunda protokoldeki ve senetteki imzalarındavacı Y.A.nın elinden çıktığını gösterir niteliktekaligrafik ve grafolojik bulgu tespit edilemediği yönünde görüş bildirilmiştir.
c. Kadıköy 4. AsliyeTicaret Mahkemesinin 30/12/2011 tarihli ve E.2010/837, K.2011/986 sayılı kararıile davanın kabul edilme gerekçesi şöyledir:
“...
Her ne kadar davalı tarafından bilirkişi raporuna itirazedilmişse de, raporun içeriğine yönelik bir itirazları olmamıştır. Şeklenbilirkişilere ve bilirkişilere gönderilme biçimine itirazda bulunmuşlardır. Ayrıca dosya içinde bir kısım imza incelemesi raporları bulunsa da,bunların başka dava dosyalarından yapılan incelemeler olması, bir kısmının tekkişilik bilirkişi, bir kısmının da özel bilirkişi incelemesi olması ve denetimeelverişli olmaması nedeniyle, mahkemece 3 kişilik heyetçe incelenmesi içinbilirkişi incelemesi kararı verilmesiyle, dava dosyası Polis KriminolojiEnstitüsüne gönderilerek inceleme yaptırılmıştır. Heyetçe verilenraporun kapsamlı, denetime elverişli ve karar verilmeye yeterli olduğukanaatine varılmıştır. Ayrıca, Mahkemenin aşağıda açıklandığı gibi farklıgerekçeleri de olduğundan yeniden bilirkişi incelemesinin gerekli olmadığısonucuna varmıştır. Bu nedenle davalının yeniden bilirkişi incelemesiyapılmasını isteyen itirazları reddedilmiştir.
Kaldı ki; davalı-alacaklı tarafından, davacı Y.A.nın şahsına verilmiş bir para bulunmadığı konusundataraflar arasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Davalı-alacaklı Y.A.nın şahsına herhangi bir para verdiği iddiasındadeğildir.
Davalının iddiası;davaya konu “senedin temel ilişkisi” olarak, davacı Y.A.nıneski eşinden olma oğlu A.H.O.ya ticaret yapmak üzerepara verdiği iddiasına dayanmaktadır. Davalı gerek Kadıköy 2.Aile Mahkemesindeaçmış olduğu 2006/406 E., 2008/463 K. sayılı katkıpayı davasında, gerekse işbu davada aynı iddiasını tekrarlamıştır…..
…Davalının para verdiğini iddia ettiği kişi A.H.O. dava dışıolup, üçüncü kişi durumundadır. Davacının oğlu A.H.O.yaverildiği iddia edilen paradan davacının sorumlu olması söz konusu değildir.Davalı iddiasını sürdürecekse, üçüncü kişi A.H.O.yakarşı yöneltmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle senedin temel ilişkisindedavacıya verilen bir para olmadığından, davacının borçlu olması söz konusudeğildir. Nitekim, Kadıköy 2.Aile Mahkemesi’nin …27/5/2008 tarih ve 2006/406 E., 2008/463 K. sayılıkararının hüküm fıkrasında ‘’davacı-karşı davalının oğlu A.H.O.nunAmerika’daki yaklaşık 40.000.000.- USD’ninoluşumundaki katkı payı isteminin ispatlanamadığından reddine’’ kararverilmiştir.…Karar kesinleşmiştir.
Davalının cevap dilekçesinin 2.sayfasındaki, …A.H.O.nun yaptığı usulsüzlüklerin tespit edilmesi veAmerika vergi kanunlarındaki ağır hükümler nedeniyle büyük miktarda paracezalarına ve hapis cezasına çarptırılması söz konusu olacağından Y.A.nın müvekkiline uzlaşma talebinde bulunduğunu, bununüzerine 28.10.2008 tarihli protokolün tanzim edildiğini, protokol gereği05.01.2009 vadeli, 20.000.000.- USD. bedelli senedin kendilerine verildiğini, protokoldeayrıca, A.H.O tarafından hesaplarda bir takım usulsüzlükler yapılıyor olsagerek, bu ödeme karşılığında müvekkilli tarafından A.H.O.nun fon ve banka hesaplarının müvekkil tarafındanirdelenmemesi, bu konuda Amerika ve Bermuda’da hiçbir hukuki yolabaşvurulmaması ve suç duyurusunda bulunulmaması kararlaştırıldığından,özellikle dilekçenin 3.sayfasındaki “protokolde ayrıca (A.H.O tarafındanhesaplarda bir takım usulsüzlükler yapılıyor olsa gerek) bu ödeme karşılığındamüvekkil tarafından A.H.O.nun fon ve bankahesaplarının müvekkil tarafından irdelenmemesi, bu konuda Amerika ve Bermuda’dahiçbir hukuki yola başvurulmaması, suç duyurusunda bulunulmamasıkararlaştırılmıştır” şeklindeki ifadesinden davacı tarafından imzalandığı önesürülen senet ve protokol, davalı tarafın, davacının oğlu A.H.O.nunAmerika’da usulsüz işler yaptığı, oğlunun şikayet edileceği, şikayet edilmesihalinde ağır vergi cezaları ve hapis cezalarıyla karşı karşıya kalacağıyönündeki telkinleri neticesinde, davacının endişe ve korku ile müzayakayadüşürülmesi neticesinde gerçekleşmiştir. Bu durumda senet ve protokol davacıtarafından imzalanmış olsa bile, davalının bu davranışı hukuken ahlakiolmadığından, hukuki korumadan yararlanması söz konusu değildir.
…
Bu itibarla;
Senet ve bonodaki imzanın davacının eli mahsulü olmadığıyönündeki raporun yeterli ve denetime elverişli olması, senedin temelilişkisinde iddia edilen paranın üçüncü kişi A.H.O.yaverildiği, davalı tarafında bir talepte bulunacaksa davacı-borçludan değil,üçüncü kişi A.H.O.ya yönlendirilmesi gerekeceği,davacı-borçluya doğrudan herhangi bir para verilmemiş olması, bu hususta davacıve davalı tarafın ihtilafının olmaması, ayrıca senet ve protokol davacıtarafından verilmiş olsa bile, senedin iktisap şeklinin hukuken korunamayacaknitelikte ahlaka aykırı olması nedenleriyle mahkememizce, davanın kabulünekarar vermek kanaati kesin olarak oluşmuştur.”
d. Davalının temyiziüzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 12/11/2012 tarihli ve E.2012/10133,K.2012/16467 sayılı ilamı ile dosya içeriğine uygun davanın görüldüğü Mahkemedealınan bilirkişi heyetinin raporunun hükme esas alınmasına ve senedindüzenlemesine konu paranın dava dışı üçüncü kişiye verildiği savunmasına görehükmü oy çokluğu ile onamıştır.
e. Çoğunluk görüşünekatılmayan üyenin karşıoy gerekçesi şöyledir:
‘’…
Davacı vekili, gerek protokol, gerekse bonodaki imzalarınmüvekkiline ait olmadığını, dava konusu protokol ve bononun sahtedüzenlendiğini ve müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını iddiaetmiş, davalı ise protokolün taraflar arasındaki boşanma davasından sonraaçılan katkı payı alacağına ilişkin davanın uzlaşma yoluyla sonuçlandırılmasıamacıyla bononun da bu protokole göre düzenlendiğini, imza inkarınınyersiz olduğunu savunmuştur.
Bu iddia ve savunma karşısında öncelikle dava konusuprotokol ve bonodaki imzaların davacının eli ürünü olup olmadığınınbelirlenmesi gerekmektedir.
Mahkemece yaptırılan imza incelemesiyle ilgili olarakdüzenlenen 17.08.2011 tarihli bilirkişi heyeti raporunda: “protokol ve senetaltındaki imzaların mevcut mukayese imzalarına kıyasla Y.A.nınelinden çıktığını gösterir nitelikte kaligrafik ve grafolojik bulgu tespitedilemediği” görüşüne yer verilmiştir. Davalı vekilince iş bu bilirkişiraporuna itiraz edilmiş, dosyada bulunan ve resmi mercilerce alınan diğerbilirkişi raporlarıyla mahkemece alınan bilirkişi raporu arasında çelişkibulunduğu gerekçesiyle imza incelemesine yönelik olarak Adli Tıp Kurumu GenelKurulu'ndan rapor alınması talep edilmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporu dışında dosyadaresmî yoldan alınmış imza incelemesine ilişkin 4 ayrı rapor bulunmaktadır. Buraporlardan ikisi protokoldeki imzanın, diğer ikisi ise senetteki imzanınincelenmesi sonucu düzenlenmiştir.
…
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, önceki resmi raporlarirdelenmemiş ve o raporlardaki görüşlere itibar edilmemesinin nedenleriaçıklanmamıştır. Bu durumda mahkemece, raporlar arasındaki çelişkiningiderilmesi amacıyla yeniden imza incelemesi yaptırılması ve bu yöne ilişkin itirazlarındeğerlendirilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru değildir.
Yerel mahkemenin “dava konusu protokol ve senet davacıtarafından imzalanmış olsa bile, davacı müzayakaya düşürülerek alındığından vedavalının davranışı hukuken ahlaki olmadığından hukuki korunmadanyararlanamayacağı, senedin temel ilişkisinde iddia edilen paranın üçüncü kişi A.H.O.ya verildiği konusunda taraflar arasında ihtilafbulunmaması karşısında davalının alacak talebini davacıya değil A.H.O.ya yönlendirmesi gerektiği" yolundakigerekçesinde de isabet bulunmadığı düşünülmektedir.
Zira, dava konusu protokolün konusu, “21 yıl evlikalan tarafların Kadıköy 2.Aile Mahkemesinin 2006/406 Esas ve 2008/463 Kararsayılı ilamı ile aralarında devam eden katılım payı, tazminat davasınınprotokolde belirtilen hususlarda mutabık kalınarak sonuçlandırılması” olarakbelirlenmiş ve 2. maddesinde “İmzalanan bu protokol ile Y.A.nındavalıya 28.10.2008 tanzim ve 05.01.2009 vadeli 20.000.000 USD bedelli bonoyuimza edip verdiği” belirtilmiştir. Protokolün 3,4 ve 5. maddelerinde isedavalıya düşen yükümlülükler hükme bağlanmış ve davalı bu yükümlülüklerçerçevesinde katkı payına ilişkin davanın temyizinden feragat etmiştir.
Taraflar arasında dava konusu olan katkı payı ile ilgili uyuşmazlığınsulh yoluyla çözümlenmesini amaçlayan dava konusu protokolün müzayaka altındadüzenlendiği ve ahlaka aykırı olduğu yolundaki iddianın inandırıcı delillerlekanıtlanamadığı ve bu nedenle uyuşmazlığın sağlıklı bir biçimde ve her türlükuşkudan uzak bir şekilde çözümlenebilmesinin imza incelemesiyle ilgiliraporlar arasındaki çelişkinin giderilmesine bağlı olduğunu ve yerel mahkemekararının bu nedenlerle bozulması gerektiği …’’ şeklinde görüş bildirmiştir.
f. Başvurucunun karardüzeltme talebi, aynı Dairenin 11/2/2013 tarihli ve E.2013/589, K.2013/2466sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
16. Anılan karar başvurucuya 28/2/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu 1/4/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
18. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılıİcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Borçlu, icra takibinden önce veya takipsırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbitdavası açabilir.”
19. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılıHukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesi şöyledir:
“(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, ikitaraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamazve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz
…”
20. 6100 sayılı Kanun’un 26. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondanfazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.
…”
21. 6100 sayılı Kanunu’nun 27. maddesi şöyledir:
“(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğerilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkınasahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesinive kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,
içerir.”
22. 6100 sayılı Kanun’un 141. maddesi şöyledir:
“(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ileserbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ileiddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön incelemeduruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onunmuvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahutdeğiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veyasavunma genişletilemez yahut değiştirilemez.
(2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesikonusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.”
23. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılımülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 185. maddesi şöyledir:
“Kanunu Medenide tayin olunan haller mahfuzkalmak şartiyle dava ikamesi ile aşağıda gösterilenneticeler hasıl olur:
1 – Müddeaaleyhinrızası olmaksızın müddei davasını takipten sarfınazar edemez.
2– Müddei, Müddeaaleyhin rızasıolmaksızın davasını tevsi veya mahiyetin tebdil edemez. Aşağıdaki maddehükmiyle davadan feragat veya ıslah bu hükümden müstesnadır.”
24. 6100 sayılı Kanun’un211. maddesi şöyledir:
“(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, buhususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ileinceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvapettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imzaattırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim,sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecekdurumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkındabir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâretmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisineçıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimdesahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine kararverir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırmayapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, buyazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarakinceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurundatarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.”
25. 6100 sayılı Kanun’un 214. maddesi şöyledir:
“(1) Belgenin sahte olmadığına dair hukuk mahkemesinceverilen karar kesinleştikten sonra, söz konusu belge hakkında ceza mahkemesindede sahtelik iddiası dinlenmez.
(2) Ceza mahkemesince belgeyi düzenleyen hakkında cezaverilmesine yer olmadığı ya da beraat kararı verilmiş olması, hukukmahkemesinin belgenin sahteliğini incelemesini engellemez.”
26. 6100 sayılı Kanun’un 266. maddesi şöyledir:
“(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veyateknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahutkendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlikmesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olankonularda bilirkişiye başvurulamaz.”
27. 6100 sayılı Kanun’un 281. maddesi şöyledir:
“(1) Taraflar, bilirkişi raporunun,kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksikgördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösterenhususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yenibilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.
(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklikyahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için,bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi,tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını dakendiliğinden isteyebilir.
(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması içingerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar incelemede yaptırabilir.”
28. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılımülga Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi şöyledir:
“Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.”IV. İNCELEME VEGEREKÇE
29. Mahkemenin 16/12/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvurucunun 1/4/2013 tarihli ve 2013/2418 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu, başvuruya konu edilenKadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2010/837, K.2011/986 sayılı menfitespit davasında daha önce dava, takip ve soruşturma dosyaları kapsamında ikisiAdli Tıp Kurumu Başkanlığından alınmış toplam dört resmî bilirkişi raporuyladava konusu senet ve protokoldeki imzaların davacının eli ürünü olduğu tespitedilmesine rağmen Mahkemece yeniden imza incelemesi yapıldığını, alınan sonbilirkişi raporunun diğer raporlar ile çelişkili olmasına ve çelişkiningiderilmesi talep edilmesine rağmen çelişki giderilmeden son rapora itibaredilerek karar verildiğini, son bilirkişi raporunun Adli Tıp Kurumu Başkanlığıdışından bilirkişilerce düzenlendiğini, çelişki hâlinde bilirkişi raporununAdli Tıp Kurumu Başkanlığından alınması zorunlu olmasına rağmen bu kuralauyulmadığını, protokolün sahteliğine ilişkin olarak devam eden cezayargılamasının sonucu beklenmeksizin hızlı bir şekilde karar verildiğini, iddiave savunmanın genişletilmesine muvafakat edilmediği hâlde iddianıngenişletilmesi yasağına aykırı olarak karar verildiğini, verilen kararın keyfîolduğunu belirterek adil yargılanma ve davanın sonucu itibarıyla mülkiyethaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihtiyati tedbir kararı verilerek20.000.000 USD (36.422.000 TL) zararın ödenmesini, bu talebin kabul edilmemesihâlinde yeniden yargılanma yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesinitalep etmiştir.
B. Değerlendirme
31. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğüanlaşılmıştır. Başvurucu mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasını özelliklemenfi tespit davasının sonucuna dayandırmaktadır. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16).
32. Başvurucunun; daha önce alınmışbulunan resmî bilirkişi raporlarına rağmen yeniden imza incelemesi yapılarakdiğer bilirkişi raporlarıyla çelişkili olan son bilirkişi raporuna itibaredilmek suretiyle hüküm kurulduğu, çelişkinin giderilmesi talep edilmesinerağmen talebin dikkate alınmadığı, son bilirkişi raporunun Adli Tıp KurumuBaşkanlığı dışından bilirkişilerce düzenlendiği, çelişki hâlinde Adli TıpKurumu Başkanlığından rapor alınmasının zorunlu olduğu, dava konusu protokolünsahteliğine ilişkin olarak devam eden ceza yargılamasının sonucununbeklenmediği, iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağına aykırı hareketedildiği, kararın keyfî olduğu yönündeki iddiaları bir bütün olarak adilyargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaliiddiası niteliğinde değerlendirilerek incelenmiştir. Menfi tespit davasının sonucuitibarıyla Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiası ise hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali iddiasınınincelenmesi sonucu verilen karara bağlı olup bu ihlal iddiası yönünden ayrıcainceleme yapılmamıştır.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
33. Başvurucunun, adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyeteuygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvurusunun açıkçadayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
34. Başvurucu, daha önce ikisi Adli TıpKurumu Başkanlığından alınmış bulunan toplam dört resmî bilirkişi raporundadava konusu senet ve protokoldeki imzaların davacının eli ürünü olduğununtespit edilmesine rağmen Mahkemece yeniden imza incelemesi yapıldığını, sonalınan bilirkişi raporunun diğer raporlar ile çelişkili olmasına ve çelişkiningiderilmesi talep edilmesine rağmen çelişki giderilmeden son rapora itibaredilerek karar verildiğini, son bilirkişi raporunun Adli Tıp Kurumu Başkanlığıdışından bilirkişilerce düzenlendiğini, çelişki hâlinde Adli Tıp KurumuBaşkanlığından rapor alınması zorunlu olmasına rağmen bu kurala uyulmadığını,protokolün sahteliğine ilişkin olarak devam eden ceza yargılamasının sonucubeklenmeksizin hızlı bir şekilde karar verildiğini, iddia ve savunmanıngenişletilmesi yasağına aykırı davranıldığını, verilen kararın keyfî olduğunubelirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
35. Bakanlık görüş yazısında, davakonusu olay ve olgulara ilişkin delillerin değerlendirilmesi ve hukukkurallarının yorumlanması sonucu keyfîlik içermeyenbir gerekçe ile karar verilmesi durumunda adil yargılanma hakkının ihlaledildiğinden söz edilemeyeceği, bu kapsamda ceza hâkiminin verdiği kararınkural olarak hukuk hâkimini bağlamayacağı ancak hukuk hâkiminin bazı durumlardaceza hâkiminin kararlarını dikkate alması, hukuk güvenliği ilkesi ve adaletintecellisi için iki çelişkili bilirkişi raporu ile karşılaşıldığında raporlararasındaki çelişkiyi ortadan kaldıracak yeni bir bilirkişi raporu istemesigerektiği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de (AİHM) aynı dava konusunailişkin çelişkili bilirkişi raporları ile karşılaşılması hâlinde hiçbir kuşkuyayer vermeyecek ve çelişkileri ortadan kaldıracak şekilde yeni bir bilirkişiraporunun hazırlanması gerektiği yönünde kararı bulunduğu, somut olaydasenetteki imzanın Y.A.ya ait olduğunun toplam dörtbilirkişi raporuyla kabul edildiği ancak menfi tespit davasında İstanbul Kriminal Polis LaboratuarıMüdürlüğüne yaptırılan incelemede imzanın Y.A.nın eliürünü olmadığının tespit edildiği, Mahkemece toplam beş bilirkişi raporuarasında oluşan bu çelişkili duruma rağmen hazırlanan bilirkişi raporununyeterli ve denetime elverişli olması gerekçe gösterilerek son bilirkişi raporuyönünde hüküm kurduğu, şikâyetin esasının incelenmesinde belirtilen hususlarında dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.
36. Başvurucu; Bakanlık görüşüne katıldığını, başvurunun özünüteşkil eden ve somut olan problemin bilirkişi raporları arasındaki çelişkiningiderilmemesi olduğunu belirtmiştir.
37. Anayasa Mahkemesi; kural olarak derece mahkemelerinceverilen kararlarda maddi vakıaların kanıtlanması, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulaması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirmesiile uyuşmazlığa getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmadığını inceleyenbir merci değildir. Bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesinin görevi Anayasave Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanında kalanhaklar kapsamındaki güvencelerin somut olayda sağlanıp sağlanmadığınıincelemektir. Buna göre Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında kalan hakve özgürlüklere müdahale edilmedikçe, derece mahkemelerinin maddi vakıaları vedelilleri değerlendirmesi, hukuk kurallarını yorumlaması ve uygulaması ileuyuşmazlığın sonucunun esas yönünden adil olup olmaması Anayasa Mahkemesindebireysel başvuru incelemesine konu olmayacaktır (Sebahat Tuncel (2),B. No: 2014/1440, 26/2/2015, §§ 53, 54).
38. Nitekim Anayasa Mahkemesi adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetleriincelediği pek çok kararında derece mahkemelerinin kararların yapısı ve içeriğiile ilgili olarak geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu, özellikletaraflarca ileri sürülen kanıtların kabulü ve değerlendirilmesinin önceliklederece mahkemelerinin görevi olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte AnayasaMahkemesi, görevi gereği Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında bulunanadil yargılanma hakkı kapsamında yer alan usule ilişkin güvencelerin asgaristandartlarda sağlanıp sağlanmadığını denetlemek zorundadır. Bu durum saltkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapıldığı şeklindeyorumlanamayacağı gibi Anayasa Mahkemesinin, Anayasa ile verilen temelhaklardan birinin ihlal edilip edilmediğini incelemek görevinin yerine getirilmesianlamını taşımaktadır (Sebahat Tuncel (2), § 54).
39. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri sürüleniddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununlabirlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme vegösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisiesasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunmave inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığınıdenetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi,başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığınındeğerlendirilmesidir (Muhittin Kaya veMuhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve TicaretLtd. Şti.,B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27). Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, mevcutbaşvuruda adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerden başvurucununşikâyetleriyle bağlantılı görülen silahların eşitliği ilkesi ile gerekçelikarar hakkının gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini, bir bütün olarakyargılamanın hakkaniyete uygun yürütülüp yürütülmediğini inceleyecektir.
40. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
41. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarakyazılır.”
42. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hakarama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
44. Gerekçelendirme; davanın sonucuna etkili olay, olgu ve argümanları açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte bu şekildekigerekçelendirmenin mutlaka detaylı olması şart değildir. Ancakgerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin diğerine üstün tutulmasebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen delillerden kararadayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve diğerlerininreddedilmesi hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi sağlayacakölçü ve özeni haiz olması gerekmektedir. Zira bir davada tarafların, hukukdüzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleriiçin usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükmevarılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren,ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçebölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması “gerekçeli karar hakkı”yönünden zorunludur (Sencer Başat vediğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014,§§ 37, 38).
45. Mahkemeler “kararlarını hangi temele dayandırdıklarınıyeterince açık olarak belirtme” yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük,tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmanın yanı sıratarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygunbir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik birtoplumda toplumun kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebepleriniöğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (SencerBaşat ve diğerleri, § 34).
46. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., § 26).
47. Diğer yandan özellikle muhakeme sırasında açık ve somut birbiçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başkabir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayladoğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıtverilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri,§ 35). Nitekim insan haklarına ilişkin güvencelerin soyut ve teorik olarakdeğil, uygulamada ve etkili bir şekilde sağlanması zorunludur. Buna göremahkemelerin ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmalarıyeterli olmayıp iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması,mantıklı ve tutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelercebelirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve diğerleri, § 36). Makulgerekçe, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini,kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığınıortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı göstereceknitelikte olmalıdır (İbrahim Ataş,B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 24). Mahkemenin davanınsonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli biryanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul ve esasa dair iddia veyasavunmaların cevapsız bırakılması, gerekçeli karar hakkı kapsamında adilyargılanma hakkının ihlaline neden olabilir (HüseyinÖzdemir, B. No: 2013/7455, 25/3/2015, §77).
48. Anayasa’daki hakların etkili bir biçimde korunması içindavaya bakan mahkemelerin Anayasa’nın 36. maddesine göre “taraflarındayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi”vardır (Sencer Başat ve diğerleri,§ 30; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000,§ 33). AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımının,başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temelşikâyetlerini incelemekten kaçmaya neden olması hâlinde Sözleşme’nin 6. maddesidavanın düzgün bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007,§§ 84, 85).
49. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhilolmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamındakabul edilmektedir (Uğur Büke, B.No: 2013/4177, 22/1/2015, § 29). Silahların eşitliğiilkesi davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabitutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir durumadüşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dilegetirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (YaşasınAslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ilkesineAnayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).
50. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanınyürütülebilmesi için “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleriışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasışarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma veinceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt MadencilikGıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., § 27). Buna göre özellikleçözümü hukuk dışında özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda Mahkemece -alınanbilirkişi raporu yeterli şekilde açıklığa kavuşturulmamış ve başvurucunun buyöndeki iddia ve delilleri yeterince değerlendirilmemiş ise- silahlarıneşitliği ilkesi kapsamında delilleri inceletme hususunda uygun imkânlarınsağlandığından bahsedilemeyecektir. Sunulan delillere karşı davanın taraflarınaetkili şekilde itiraz etme imkânı sunulmalıdır.
51. Başvuru konusu olayda, protokol ve senedin Y.A.nın iradesi ve bilgisi dışında sahte olarakdüzenlendiği, protokol ve senetteki imzaların Y.A.yaait olmadığı iddiasıyla başvurucu aleyhine menfi tespit davası açılarak borçluolunmadığının tespiti istenmiştir. Protokol ve senet üzerindeki imzaya itirazedilerek imzaların davacıya ait olmadığı iddia edildiğinden Mahkemece gerekçelikararda konunun en iyi uzmanı olduğu belirtilen İstanbul KriminalPolis Müdürlüğü Belge İnceleme Şube Müdürlüğünden imza incelemesine ilişkinolarak rapor alınmıştır. Üç kişilik bilirkişi heyetince hazırlanan 17/8/2011 tarihli raporda, protokol ve senet üzerinde yeralan iki imza ile Y.A.nın mevcut mukayese imzalarıarasında her ne kadar genel şekil ve yapıları itibarıyla benzerlik bulunduğugözlemlenmiş ise de yapılan ileri analiz ve mukayeseli incelemeler neticesindearalarında kaligrafik ve grafolojik tanı unsurları yönünden farklılıklarbulunduğunun belirlendiği ve sonuç olarak protokol ve senet üzerindeki imzalarınY.A.nın elinden çıktığını gösterir niteliktekaligrafik ve grafolojik bulgu tespit edilemediği belirtilmiştir. Raporda dahaönce savcılık soruşturma dosyalarında ve taraflar arasında devam eden davadosyaları kapsamında alınmış bulunan bilirkişi raporlarından farklı bir sonucaulaşılmasına rağmen bu raporlara niçin itibar edilmediği yönünde birdeğerlendirme ve açıklamaya yer verilmemiştir.
52. Başvurucu, bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Bilirkişiraporunun Mahkemeye sunulmasından sonra 25/10/2011 tarihlicelsede bilirkişi raporuna itirazların tekrar edildiği, dosyada dört raporbulunduğu, Adli Tıp Kurumundan alınan iki ayrı rapor, İstanbul 10. İcra HukukMahkemesinden alınan rapor ve Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca alınmışraporlar bulunduğu, bu raporların mevcut rapor ile çeliştiği, çelişkiningiderilmesi ve dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi gerektiği vurgulanmış;yine 20/12/2011 tarihli celsede Polis KriminalMüdürlüğünde inceleme yapılmasının doğru olmadığı, raporun geçersiz olup AdliTıp Kurumu Daireler Genel Kurulundan rapor alınması gerektiği, ayrıca raporaitirazların da bulunduğu belirtilmiştir. Mahkemece 20/12/2011tarihli celsede başvurucu vekilinin Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasınailişkin talepleri dosya kapsamına göre yerinde görülmeyerek reddedilmiş ve30/12/2011 tarihli celsede davanın kabulüne, dava konusu protokol ve senetdolayısıyla davacının davalı başvurucuya borçlu olmadığının tespitine kararverilmiştir.
53. Mahkeme kararının gerekçesindedavalı başvurucunun bilirkişi raporunun içeriğine yönelik bir itirazınınbulunmadığı, şeklen bilirkişilere ve bilirkişilere gönderilme biçimine itirazettiği, dosya içinde bir kısım imza incelemesi raporu bulunsa da bunların başkadava dosyaları kapsamında alındığı, bir kısmının tek kişilik, bir kısmının daözel bilirkişi incelemesi olduğu ve denetime elverişli bulunmadığı, Mahkemeceüç kişilik heyetçe bilirkişi incelemesi kararı verildiği, dava dosyasının PolisKriminoloji Enstitüsüne gönderilerek inceleme yaptırıldığı, heyetçe verilenraporun kapsamlı, denetime elverişli ve karar vermeye yeterli olduğu, ayrıcaMahkemenin davanın kabulüne ilişkin olarak farklı gerekçeleri de olduğundanyeniden bilirkişi incelemesinin gerekli bulunmadığı, bu yöndeki itirazlarınreddedildiği belirtilmiştir.
54. Bir davaya ilişkin olarak iddia ve savunmanın dayanağınıteşkil eden, taraflarca usulüne uygun ileri sürülmüş maddi vakıaların ve buvakıalara ilişkin delillerin doğru olup olmadığının usulünce araştırılaraktespit edilmesi mahkemelerin görevidir. Özellikle yapılan bir yargılamadaçözümü hukuk dışında, özel ve teknik bir bilgi ve inceleme gerektirenhususların yeterince açıklığa kavuşturulması gerekir.
55. Somut olayda davacı, menfi tespit davasına ilişkin davadilekçesinde protokol ve senedin iradesi ve bilgisi dışında sahte olarakdüzenlendiğini, protokol ve senetteki imzaların kendisine ait olmadığını iddiaederek borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Yargılamaaşamasında senet ve protokoldeki imzaların davacının eli ürünü olduğuna ilişkinilgili Cumhuriyet Savcılıklarınca ve İcra Hukuk Mahkemesince alınmış dörtbilirkişi raporu sunulmuştur.
56. Uyuşmazlık konusu protokol sebebiyle resmî belgedesahtecilik suçundan Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının Sor.2009/52964 sayılıdosyası ile başlatılan soruşturma kapsamında 17/2/2010tarihli Adli Tıp-belge inceleme (grafoloji) uzmanı tarafından düzenlenenraporda, protokoldeki Y.A. adına atfen atılı imzanın Y.A.nıneli ürünü olduğu kanaati bildirilmiştir. Aynı soruşturma dosyası kapsamındaAdli Tıp Kurumu Başkanlığından heyet hâlinde alınan 24/11/2010tarihli raporda da Adli Belge İnceleme Laboratuvarında yapılan incelemedeprotokoldeki Y.A. adına atılı imzanın Y.A.nın eliürünü olduğu, belgedeki Y.A. adına atılı imzanın başvurucu adına atılı imzayakıyasla farklı fiziki evsafta bir kalem ile atılmış olduğu bildirilmiştir.
57. Uyuşmazlık konusu senet sebebiyle İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının Sor.2009/54795 sayılı dosyası ile başlatılan soruşturmakapsamında Adli Tıp Kurumu Başkanlığından heyet hâlinde alınan 28/2/2011 tarihli raporda Adli Belge İncelemeLaboratuvarında yapılan incelemede senetteki borçlu imzalarının Y.A.nın eli ürünü olduğu bildirilmiştir.
58. İstanbul 10. İcra Hukuk Mahkemesinin E.2009/1899 sayılıdosyası ile senetteki imza itirazına ilişkin olarak yapılan yargılamada İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp A.D. ve İstanbul KriminalPolis Laboratuvarı Müdürlüğünden bilirkişilerce heyet hâlinde düzenlenen 31/5/2010 tarihli raporda da bir kısım optik aletten istifadeedilmek suretiyle grafometrik yöntemlerle yapılanincelemede senette atılı bulunan borçlu imzalarının Y.A.nıneli ürünü olduğu bildirilmiştir.
59. Başvurucu, senet ve protokoldeki imzaların davacıya aitolduğunu tespit eden birbiriyle aynı yönde dört resmî bilirkişi raporubulunmasına rağmen Mahkemece yeniden yapılan bilirkişi incelemesinde öncekiraporlardan farklı olarak imzaların davacıya ait olmadığının ilk kezbelirlenmesinden ve itiraz edilmesine rağmen çelişki giderilmeksizin kararverildiğinden şikâyet etmektedir. Başvurucunun söz konusu şikâyeti, davacınındava dilekçesindeki temel iddiası ile doğrudan bağlantılı olup davanın sonucunaetki etme ve oluşacak vicdani kanaati değiştirme ihtimali bulunmaktadır. Bunagöre başvurucunun bu şikâyetine ilişkin usulünce ileri sürülen itirazlarınınMahkemece gerekçelendirilmemesi hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamındasorun oluşturabilir. Diğer yandan itirazların şeklî olarak değerlendirmişolması yeterli olmayıp itiraza makul bir gerekçe ile cevap verilmelidir.
60. Başvurucunun 25/10/2011 ve20/12/2011 tarihli duruşma tutanaklarına da yansıyan raporun içeriği ileraporlar arasındaki çelişkiye ilişkin itirazları, protokoldeki imzanındavacının eli ürünü olduğunu tespit eden Adli Tıp Kurumu Başkanlığından heyethâlinde alınan 24/11/2010 tarihli bilirkişi raporu ile senetteki imzanındavacının eli ürünü olduğunu tespit eden Adli Tıp Kurumu Başkanlığından heyethâlinde alınan 28/2/2011 tarihli bilirkişi raporları ile bu raporları teyiteden diğer raporlar dikkate alındığında başvurucunun son alınan bilirkişiraporunun içeriğine itiraz ettiği, itirazın yalnızca şeklen bilirkişilere vebilirkişilere gönderilme biçimine ilişkin olmadığı, itiraza dayanak bilirkişiraporlarının resmî nitelikte bulunduğu, özellikle 24/11/2010 ve 28/2/2011tarihli raporların Adli Tıp Kurumu Başkanlığından heyet hâlinde alınmışraporlar olduğu anlaşılmaktadır.
61. Belirtilen nedenlerle başvurucunun bilirkişi raporlarıarasındaki çelişkinin giderilmesi yönündeki itirazlarının yeterince ve makulbir biçimde değerlendirilmediği, itirazın reddi sebeplerinin makul gerekçelerile ortaya konulmadığı sonucuna varılmıştır.
62. Diğer yandan Mahkemece imzaincelemesine ilişkin bilirkişi raporu dışında davanın kabulüne ilişkin başkagerekçelerin de bulunduğu belirtilmiş, başvurucunun cevap dilekçesi kapsamındanimzalandığı öne sürülen senet ve protokolün davacının endişe ve korku ilemüzayakaya düşürülmesi neticesinde gerçekleştiği, senet ve protokol imzalanmışolsa bile senedin iktisap şeklinin hukuken korunamayacak nitelikte ahlakaaykırı olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağınaaykırı hareket edildiğinden ve protokolün tamamının ahlaka aykırı olduğu ayrıcaikrah nedeniyle iptalinin istenebileceği yönünde davacının sonradan ilerisürdüğü iddiaya süresinde itiraz edilerek muvafakat edilmediğininbildirilmesine rağmen bu hususun dikkate alınmadığından şikâyet etmektedir.
63. Dava açılmasının usul hukuku bakımından bir takım sonuçlarıbulunmaktadır. Gerek dava tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı Kanun’dagerek karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Kanun’da iddia vesavunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına ilişkin düzenlemelerbulunmakta olup davanın belli bir aşamasından sonra iddianın değiştirilmesi vegenişletilmesi ancak karşı tarafın muvafakati gibi bir takım şartlarınvarlığına bağlanmıştır.
64. Somut olayda davacının iradesi ve bilgisi dışında sahteolarak protokol ve senet düzenlendiği iddiasıyla dava açılmıştır. Başvurucudava dilekçesinin verilmesinden sonra protokolün ahlaka aykırı olduğu, ikrahnedeniyle iptal edilebileceğine ilişkin olarak davacı tarafça dilekçeverildiğini, sahtelik iddiasıyla çelişen bu beyanlara süresinde itiraz edilerekiddianın genişletilmesine muvafakat edilmediğinin bildirildiğini savunmuştur. Buna göre davacının süresinden sonra ileri sürüldüğü belirtileniddialarının öncelikle iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamındadeğerlendirilmesi ve ancak bu değerlendirmeden sonra esas yönünden kabuledilebilirliğinin irdelenmesi gerektiği hâlde Mahkemece hakkaniyete uygunyargılama hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı yönünden bu hususlardaherhangi bir tartışma yapılmadığı, başvurucunun bu yöndeki iddialarına rağmenhangi gerekçe ile belirtilen şekilde karar verildiği anlaşılamamaktadır.
65. Dava konusu protokolün sahteliği iddiasına dayalı olarakbaşvuruya konu menfi tespit davasından sonra hükme bağlanan Kadıköy 3. AğırCeza Mahkemesinin 20/3/2012 tarihli kararındabilirkişi raporları kapsamında imzanın katılan Y.A.yaait olduğunun net bir şekilde tespit edildiği, mesnet suçların sanık başvurucutarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle bir maddi vakıayı tespiteden nitelikte beraat kararı verilmiş olup bu durum başvurucunun iddialarınınciddiliğini destekleyici olması bakımından önemlidir.
66. Belirtilen nedenlerle yargılama süreci bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında silahlarıneşitliği ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmış olupbaşvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
67. Başvurucu, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini belirterek terditli olarak dava tarihiitibarıyla 20.000.000 USD (36.422.000 TL) olan zararının ödenmesini, bu talebinkabul edilmemesi hâlinde ise yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanınMahkemesine gönderilmesini talep etmiştir.
68. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun haklarının ihlaledildiğinin tespiti hâlinde daha önce verilen kararlar doğrultusundahakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olabileceğinibildirmiştir.
69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesişöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlaledildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlindeihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.
Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
70. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği tespitedilmiştir. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere kararın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
71. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde de bulunulmuşolup mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmişolmakla beraber tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyetbağı bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat talebinin reddinekarar verilmesi gerekir.
72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında hakkaniyete uygunyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmak üzere kararın İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesine(Kapatılan Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi) GÖNDERİLMESİNE,
D. Tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,
E. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA
16/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.