TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASAN TARIK KARAGÖZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1550)
Karar Tarihi: 24/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Hasan Tarık KARAGÖZ
Vekili
:
Av. Mustafa BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden(TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın reddedilmesinedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/2/2013 tarihinde AnayasaMahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/12/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/7/2015tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamdasunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta ikenyapılan idari bir tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından 29/4/2011 tarihinde, disiplin ve ahlak durumu gözetilerek“ayırma sicili” tanzim edilmiştir.
8. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan Astsubay SicilYönetmeliği’nin 61. maddesi gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeoluşturulan Komisyonda başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon,başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar 13/10/2011 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafındanonaylandıktan sonra Genelkurmay Başkanının onayına sunulmuş; GenelkurmayBaşkanı tarafından da 21/10/2011 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı kararıdoğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğü belirtilmiştir. Bunun üzerine 3/11/2011 tarihli kararnameye istinaden 15/11/2011 tarihindebaşvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir. Başvurucu 5/1/2012tarihinde göreve iadesi talebiyle Millî Savunma Bakanlığına dilekçeylebaşvurmuş, Hava Kuvvetleri Komutanlığının 8/1/2012 tarihli yazısı ilebaşvurucuya talebinin uygun görülmediği bildirilmiştir.
9. Başvurucu 23/1/2012 tarihinde,TSK’dan çıkarılmasını gerektiren bir disiplinsizliği veya adli eylemi mevcutolmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlaki durumu nedeniyle ilişiğininkesildiğini, tesis edilen ayırma işleminin hukuka aykırı olduğunu belirterekayırma işleminin iptali istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine AskeriYüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde dava açmıştır.
10. Yargılama sırasında davalı idarenin 3/4/2012tarihli yazısının ekinde gönderilen savunmasında 27/7/1967 tarihli ve 926sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94. maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma”başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucunun ilişiğinin kesildiği, başvurucununTSK’nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gözönüne alınarak tesis edilen dava konusu ayırma işlemindehukuka aykırılık bulunmadığını belirtilmiş 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılıAskeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında gizli bilgi vebelge gönderildiği bildirilmiştir.
11. AYİM Başsavcılığı; başvurucununcinsel hayatının, kamu görevi ve asker kişi sıfatı ile bağdaşmayacak vahametderecesine ulaşmadığını, tamamen özel hayatın dokunulmaz sahası içerisindedeğerlendirilmesi gereken mahiyet arz ettiğini ve sonuç olarak bu hayat tarzınedeniyle başvurucu hakkında ayırma sicili tanzim edilmesinin ölçülülükilkesini ihlal ettiğini, başvurucunun statü dışına çıkarılması işleminin sebepunsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptalinekarar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir.
12. AYİM Birinci Dairesi 3/10/2012tarihli ve E.2012/236, K.2012/990 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Kararıngerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Dava dosyası ve davacının özlük dosyasınınincelemesinden; 1996 neşetli muvazzaf astsubay statüsündebulunan davacının meslek hayatı boyunca sicil notları ortalamasının ‘tam notayakın çok iyi’ seviyede gerçekleştiği, sıralı sicil üstleri tarafından davacıhakkında menfi kanaat belirtilmediği fakat 1999, 2000, 2001 ve 2002 yıllarındasicil üstü olabilme niteliği ile ilgili olarak menfi kanaat niteliğindekikıstasların işaretlendiği, meslek hayatı boyunca sadece 20.07.2010 tarihinde üçsivil arkadaşını uçuş kulesine izinsiz olarak izinsiz soktuğu için, ‘3 gün gözhapsi’ cezası ile cezalandırıldığı, ayrıca 14 kez takdirname ile, 1 kez üstünhizmet ödülü ve bir kez de harekat şerit rozeti ile taltif edildiği, evli olan davacının ... hususlarının tespit edilmesi üzerine davacınınsıralı sicil üstleri tarafından disiplin ve ahlak durumu gözetilerek 926 sayılıKanun’un 94 ve Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin 60’ncı maddeleri çerçevesinde29/4/2011 tarihinde ayırma sicili tanzim edildiği, Yönetmeliğin 61’nci maddesigereğince Hv.K.K.lığıbünyesinde teşkil eden komisyon tarafından yapılan inceleme sonucunda davacıhakkında ayırma işlemi yapılmasına karar verildiği, bu kararın 13.10.2011tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra GenelkurmayBaşkanının onayına sunulduğu, bu makam tarafından da 21.10.2011 tarihinde HavaKuvvetleri Komutanının kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görülmesisonucunda 03.11.2011 tarihli kararnameye istinaden 15.11.2011 tarihindedavacının ilişiğinin kesilmesinden sonra davacının 05.01.2012 tarihli dilekçesiile görevi iadesi hususunda ihtiyari başvurusunun 08.01.2012 tarihli işlem ilereddedilmesi üzerine iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır.
…
... davacının durumudeğerlendirildiğinde; davacının evli olmasına rağmen pek çok bayanla cinselilişki yaşadığı, bu bayanların bazılarını birliğine ve bazılarını da lojmanagetirdiği, bu tür ilişkilerini kayda alarak mesai arkadaşlarına izlettiğihususları dikkate alındığında; dava konusu işlemin sebep unsurunun maddigerçeklik ile uyumlu olduğu; davacının ahlaki durumunun TSK’nın güvenirliğinisarsacak derecede kötü nitelik arz ettiği ve hizmetin gerektirdiği şekildetavır ve hareketler sergilemediği; idarenin, dava konusu işlemi tesis ederken,takdir yetkisini kişi yararı ile kamu yararı arasındaki dengeyi gözeterek,ölçülü ve nesnel olarak kullandığı; davalı idarece davacının sabit görüleneylemleri nedeniyle işlem tesis etmesinde herhangi bir hukuka aykırılığınbulunmadığı, sonuç olarak davacı hakkında ‘Silahlı Kuvvetlerde Kalması UygunDeğildir’ sicil belgesi düzenlenmesi işlemi ve bu sicil belgesine istinadenTürk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 94/b ve Astsubay Yönetmeliği’nin 60ve 61’nci maddeleri kapsamında ayırma işlemi tesis edilmesinde takdiryetkisinin ölçülü ve objektif olarak kullanıldığı ve anılan işlemlerde hukukaaykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”
13. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 22/1/2013 tarihli ve E.2013/74, K.2013/66 sayılı kararı ilereddedilmiştir.
14. Anılan karar, başvurucuya 1/2/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 25/2/2013 tarihindesüresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Anayasa Mahkemesinin 15/10/2015tarihli yazısı ile yargılama dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun TSK’danilişiğinin kesilmesi işlemine dayanak oluşturan belgelerin gönderilmesiistenmiştir.
17. Hava Kuvvetleri Komutanlığının 5/11/2015tarihli yazısında idari işlemin dayanağını oluşturan belgelerin, yürütülenidari tahkikat kapsamında temin edilen ifade tutanaklarından ibaret olduğubelirtilmiş ve bu belgeler, bazı bölümleri karartılarak Anayasa Mahkemesinesunulmuştur.
18. Anılan belgelerin incelenmesinden; Hava KuvvetleriKomutanlığınca yürütülen bir idari tahkikat kapsamında 12/1/2011tarihinde istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde, Hava KuvvetleriKomutanlığı Ankara Karargahı'nda başvurucunun ifadesinin alındığı; söz konusuifade metninde, hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususununbelirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz konusu metnin “ifadeyialan” kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmışolduğu anlaşılamamaktadır. Anılan ifade metninde, başvurucuyaS.B. isimli yabancı uyruklu bir kadını tanıyıp tanımadığı, tanıyorsa nasıltanıştığı ve birlikte neler yaptığı, yabancı uyruklu başka kişilerleirtibatının olup olmadığı, Kayseri’de görev yaptığı dönemde nerede ve kimlerlekaldığı, internet ortamında bayanlar ile sanal olarak cinsel birliktelikyaşayıp yaşamadığı, askerî birlik içerisinde yaşanılan (ve disiplin yaptırımınakonu olan) olayla ilgili bildiklerinin neler olduğu hususlarının sorulduğugörülmüştür. Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve ifade metniniimzaladığı anlaşılmıştır. Yine aynı şekilde 4/4/2011tarihinde başvurucunun ikinci kez ifadesi alınmıştır. Söz konusu bu ifademetninde ise başvurucuya internet üzerinden tanıştığı bayanlarla sanal olarakcinsel birliktelik yaşayıp yaşamadığı, grup şeklinde cinsel ilişkide bulunupbulunmadığı, ilişki yaşadığı bayanları kamera ile kayıt edip etmediği, porno filmarşivi olup olmadığı hususları sorulmuş, başvurucu anılan soruları yanıtlamışve ifade metnini imzalamıştır.
19. Başvurucu dışında dört rütbeli askerin ifadelerinin alınmışolduğu, bu kişilerden başvurucu ve S.B. isimli yabancı uyruklu kadın hakkındabildiklerini anlatmalarının istendiği görülmüştür. Bu kişilerin ifadelerinde,başvurucunun cinsel birlikteliklerine yönelik bizzat tanık oldukları ya dakatıldıkları veya başvurucunun anlatımıyla öğrendikleri bir kısım olaylarailişkin anlatımlarda bulundukları anlaşılmıştır.
B. İlgili Hukuk
20. 926 sayılı Kanunu’nun “Çeşitlinedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrasışöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyleayırma:
Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyleSilahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmiyenastsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli SandığıKanunu hükümleri uygulanır.
Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlarhakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nereleregönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl vekimler tarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibiastsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesiGenelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırmaişlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”
21. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan Astsubay SicilYönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları nedeniyle ayırma usulleri” kenarbaşlıklı 60. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlikveya ahlâkî durumları gereği Türk SilâhlıKuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait birveya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerinebakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:
a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmenıslah olmaması,
b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmendüzenleyememesi,
c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137)Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,
...
e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarınısarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,
...”
22. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükteolan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumnedeniyle ayırma sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenarbaşlıklı 61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyleayırma iki şekilde yapılır.
a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyleayırma sicil belgesinin düzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zamandüzenlenebilir. Temel nitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaretkonulmaz. Sicil üstleri, sicil belgelerinin temel niteliklerve son bölümdeki kendilerine ait olan kanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindeki disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardanhangisine göre kesin kanaate vardıklarını belirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ kanaatiniyazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden sıralı sicilüstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra, KuvvetKomutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik KomutanlığıPersonel Başkanlığına gönderirler.
...
Kuvvet Komutanlıkları,Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı PersonelBaşkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelerce karargâhta bulunan dosya vediğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir ve bunlar Kuvvet Komutanlıkları,Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhında; KurmayBaşkanının başkanlığında personel, istihbarat ve harekât başkanları, personelve tayin dairesi başkanları ve gerekli gördükleri şube müdürleri ile kıdem,personel yönetim şube müdürleri ve adlî müşavir veya hukuk işleri müdürlerindenoluşan komisyona sevk edilir. Bukomisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, eklibelgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra birdeğerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşlerialınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğuinceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile KuvvetKomutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunarve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanıveya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerinsicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerlerideğiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, GenelkurmayBaşkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personelbaşkanlığınca adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararınasunulup sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibinesunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûradagörüşülmesi gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûratoplantısında gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleritamamlanır. Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûradagörüşülmesine gerek görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları,Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibiastsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya SahilGüvenlik Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...
Bu Yönetmeliğin 60 ncımaddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicilidüzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikalisakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı,Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicil düzenlenebilir.Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.
b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:
Sıralı sicilüstlerince haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde KalmasıUygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, Kuvvet Komutanlıkları, JandarmaGenel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarıncabütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicil belgeleri, özlük dosyalarıve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesi sonucu durumları, bu Yönetmeliğin60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılıfiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birden uyan personelin tespitihâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilenkomisyona sevk edilirler. Komisyon,inceleme ve değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile KuvvetKomutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayınasunar...
Emekli edilmesi uygun görülenler hakkındaKuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ileGenelkurmay Başkanı tarafından ‘Silâhlı KuvvetlerdeKalması Uygun Değildir’ şeklinde sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bumaddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”
23. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı TürkSilahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun “Disiplin”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirleremutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.
Askerliğin temeli disiplindir.
Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususikanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”
24. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraberahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesinebilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyiahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret veatılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyigeçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerdenkaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
25. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İçHizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Asker, kendisinden beklenen vazifelerihakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:
…
(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı veyaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüpkalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardansakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biriayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 24/3/2016 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
27. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından mülakat adı altında tanık olarak çağrıldığı havası oluşturulupsonucunda herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını ve buifadenin okunmadan imzalatıldığını, aldatma yöntemiyle özel hayatına ilişkinbilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeye çalışılıp bu bilgilerinayırma işlemine dayanak olarak alındığını, tesis edilen işlemde ölçülülükilkesinin gözetilmediğini, ayırma işlemi tesis edilmeden önce savunmasınınalınmadığını, bu durumda tesis edilen idari işlem ve AYİM kararı nedeniyleAnayasa’nın 10., 11., 13., 17., 20., 38. ve 129.maddeleri ile güvence altına alınanhaklarının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucununiddialarının özü, özel hayatına ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırıyöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere dayanılarak hakkında ayırma işlemitesis edilmesi olup ihlal iddialarının niteliği gereği başvurunun Anayasa’nın20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı kapsamındaincelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
30. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamudüzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunmasıveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veyabirkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine busebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkilikılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları veeşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içindegörevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koymakendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığınıöğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veyakişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esasve usuller kanunla düzenlenir.”
31. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkıdüzenlenmiştir. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımınınyapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram, kişinin maddi ve manevibütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinselyaşamı gibi unsurları korumaktadır (AhmetAcartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, §46). Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel gelişim, aile hayatı vb. konular dabu hakkın içinde yer almaktadır.
32. Özel hayat, "özel bir sosyal hayat" sürdürmeyiyani kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir "özelhayatı" güvence altına almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsigeçen hak, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temaskurma hakkını da içermektedir. AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesindeyürütülen faaliyetlerin "özel hayat" kavramı dışında tutulamayacağıbelirtilmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin sosyalkimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklindeyansıttığı ölçüde Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktadabelirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olanilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesindeyürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010,§ 45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §29).
33. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K. 2011/82, 18/5/2011; E. 1986/24, K. 1987/7, 31/3/1987; Işıl Yaykır, B.No: 2013/2284, 15/4/2014, § 37).
34. AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatıhakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerindavranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatıngizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47, 48).
a. MüdahaleninVarlığı
35. Somut başvuru açısından, başvurucunun askerlik görevindensadece meslekî nedenlerle yürütülen bir disiplin soruşturması neticesindeçıkarılmamış olduğu söylenebilir. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyleTSK’dan ayırma işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikatsürecinden TSK’dan ayırma kararından ve Derece Mahkemesi kararlarındananlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatıkapsamındaki davranış ve ilişkilerinin en önemli yeri tuttuğu görülmektedir. Buşartlar altında, özel yaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilenayırma kararının, başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahaleoluşturduğu açıktır.
b. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
36. Anayasa’nın 20. maddesinde, özelhayatın gizliliği hakkı açısından, bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığıanlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özelsınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklananbazı sınırları bulunmakta ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alankurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
37. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
38. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama vegüvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hakve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan,belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).
39. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelemesinde, kanunilik ve müdahaleyi haklı kılansebeplerin var olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içindedeğerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
40. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasayargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale sözkonusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren birkanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,§ 36).
41. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısalsürecin,926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
42. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliğihakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. MeşruAmaç
43. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilatdüzenini devam ettirmek; onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimdeçalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıylatesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından disiplincezalarının amacı; kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin gereğigibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir. Disiplincezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşikdüzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211 sayılıKanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak biritaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıcaaskerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası veidamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağıdüzenlenmiştir.
44. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacıkapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibiyürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplinhukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem veeylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşrutemellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli birstatüye girmeyi kabul eden kişilerin; sivillere getirilemeyecek bazısınırlamaların, askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştankabul ettiklerini söylemek de mümkündür (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §41).
45. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin; askerî disiplininkorunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarlamillî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesiçerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma veÖlçülülük
46. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkiliolarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel veaile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevinide içermektedir (Ata Türkeri, §42).
47. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşruamaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmaylaulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyinkaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
48. “Demokratik toplumdüzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle özel hayatın gizliliği hakkıüzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğindeolmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem olarakkendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratiktoplum düzeninin gerekleri”ndenolma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsalihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göresınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya dabaşvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeniningereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).
49. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derecemahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygıhakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve“ölçülülük” ilkelerine uygunolduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 54)
50. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında,özellikle kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özelhayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Özpınar/Türkiye, § 72).
51. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
52. Millî güvenliği korumanın meşru bir amaç teşkil etmesininsonucu olarak kamu makamlarının, millî güvenlik bakımından önemli kadrolardaçalışmak isteyen adayların bu işe uygunluğunu takdir ederken kişiler hakkındatopladığı bilgileri kullanma yetkisine sahip olmaları gerektiğinde kuşkubulunmamaktadır. Bununla birlikte, millî güvenliği korumak için getirilensistemin kötüye kullanmaya karşı yeterli ve etkili güvencelere sahip olmasıgerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Leander/İsveç, B. No:9248/81, 26/3/1987,§§ 59, 60).
53. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda idari bir tahkikat kapsamında Hava KuvvetleriKomutanlığınca başvurucunun ve diğer bazı askerî personelin ifadelerininalındığı, başvurucunun cinsel yaşamına dair hususların esas olarak başvurucunun12/1/2011 ve 4/4/2011 tarihli ifadelerinden öğrenilmişolduğu anlaşılmaktadır. Anılan ifade metinleri başvurucu tarafındanimzalanmıştır. Başvurucunun ifadelerinde açıkladığı cinsel yaşamına ilişkinolayların bir kısmının ifadeleri alınan diğer askerî personel tarafından dadoğrulandığı görülmektedir. Buna göre başvurucunun aralarındayabancı uyruklu bir kadının da olduğu birçok kişiyle cinsel birliktelikyaşadığı, yine bu cinsel birlikteliklerinin bir kısmını ilişki sırasında kaydaaldığı ve bazı mesai arkadaşlarına anılan kayıtları gösterdiği, görev yaptığıyerlerin birinde kendisine görevi dolayısıyla tahsis edilmiş lojmanda kadınarkadaşlarıyla cinsel birliktelik yaşadığı ve bu durumun komşularınınyakınmasına sebebiyet verdiği, cinsel birliktelik yaşadığı kişilere askerolduğunu ve havacı olduğunu (Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde görevyaptığını) ifade ettiği anlaşılmıştır.
54. Söz konusu ifade metinlerinde, başvurucu hakkında idaritahkikat başlatıldığı belirtilmemiş ve hangi kapsamda başvurucunun ifadesinebaşvurulduğu hususu açıklanmamış olmakla birlikte başvurucun, yargılamasırasında ifadelerinde belirttiği olguların gerçeğe aykırı olduğu yönünde biriddiasının bulunmadığı görülmektedir. AYİM Birinci Dairesinin 3/10/2012 tarihli kararıyla davanın reddedilmesi sonrasındabaşvurucu tarafından sunulan karar düzeltme talepli dilekçede, ifade almaişlemi sırasında zorlayıcı ve gayri ahlaki sorulara maruz bırakıldığı,ifadelerinin çarpıtılarak ve amacından saptırılarak imzalatıldığı, ifadelerindegeçen yabancı uyruklu bayanlarla cinsel birliktelik yaşadığı hususunun gerçeğiyansıtmadığı, tanık olarak çağrılıp ifadesi alındıktan sonra kendisine birdenözel hayatına ilişkin sorular yöneltildiği iddia edilmiş ise de başvurucunun veifadeleri alınan diğer dört askerî personelin anlatımlarında geçen olayların veözellikle başvurucunun kadın arkadaşlarıyla lojmanda cinsel birliktelikyaşadığı ve durumun komşularının yakınmasına sebebiyet verdiği olgusununhakikate uygun olmadığına yönelik bir itirazın bulunmadığı anlaşılmıştır. Öteyandan AYİM Birinci Dairesinde görülen davada, başvurucunun dava dilekçesindeya da yargılama sürecinin ilerleyen aşamalarında dile getirmediği söz konusuifadelerin alındığı koşullara yönelik iddialarını, davanın reddine kararverildikten sonra karar düzeltme aşamasında yeni bir olguymuş gibi ileri sürdüğügörülmektedir.
55. Başvurucu Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olarakgörev yapmış, sıralı sicil üstleri tarafından disiplin ve ahlaki durumugözetilerek başvurucu hakkında “ayırma sicili” düzenlenmesi sonrasında ilgilikomisyonun kararı ve bu kararın Hava Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanıtarafından onaylanması sonucu başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir. AYİMBirinci Dairesinin 3/10/2012 tarihli kararı ilebaşvurucunun evli bir kişi olarak birçok kadın ile cinsel birliktelik yaşaması,cinsel birliktelik yaşadığı kadınların bazılarını görev yaptığı birliğe velojmana getirmesi, cinsel ilişkilerini kayda alarak bu kayıtları mesaiarkadaşlarına izletmesi olgularına dayanılarak başvurucunun ahlaki durumununTSK’nın güvenirliğini sarsacak derecede kötü nitelik arz ettiği ve hizmetingerektirdiği şekilde tavır ve hareketler sergilemediği sonucuna varıldığıgörülmektedir. Bu durumda çalıştığı askerî kurumun saygınlığını zedeleyen birastsubayın statü dışına çıkartılmasının, TSK tarafından kurum itibarının tamirive bu tür fiillerin yeniden yapılmasının önlenmesi amacıyla sosyal bir ihtiyaçolarak görüldüğü anlaşılmıştır. TSK’nın millî güvenliğin sağlanması vekorunmasında üstlendiği görev dikkate alındığında askerî disiplinin sağlanması,TSK’da çalışanların diğer kişilerin tabi olmadığı bazı sınırlamalara tabiolmalarını gerektirmektedir. Dolayısıyla TSK’nın istihdam ettiği personeldearayacağı nitelikler konusunda daha geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunakuşku yoktur.
56. Öte yandan disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırmaişlemine tabi tutulan başvurucunun 926 sayılı Kanun'un 94. maddesinin işlemtarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası uyarınca hizmet süresine bakılmaksızınEmekli Sandığı Kanunu hükümlerinden yararlanacağı anlaşılmaktadır.
57. Askerî disiplinin gerekleri nedeniyle daha sıkı kurallarıngeçerli olduğu bir statüde personel istihdam ederken TSK’nın takdir yetkisinindaha geniş olduğu ve ayırma işlemi sonrasında başvurucunun sosyal güvenlikhakkından yaralanma imkanının bulunduğu dikkatealındığında idarece yapılan tespitler ve AYİM kararındaki gerekçeye göreTSK'nın güvenilirliğini sarsacak ve askerlik hizmetinin gerekleriylebağdaşmayacak nitelikte eylemlerde bulunduğu ve bu eylemlerini görev yaptığıbirliğe ve görev gereği tahsis edilmiş lojmana sirayet ettirdiğitespitedilen başvurucunun, görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecekderecede toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiilleri dolayısıyla statü dışınaçıkartılmasının demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez.
58. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının bir ihlaliçermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM'ınkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
24/3/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta ikenyapılan idari bir tahkikat sonucunda29/4/2011 tarihinde, disiplin ve ahlakdurumu gözetilerek hakkında “ayırma sicili” tanzim edilmiştir.
2. Ayırma işleminin hukuka aykırı olduğunu iddia eden başvurucubu işlemin iptali istemiyle Milli Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksekİdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. Yargılama sırasında davalı idare,başvurucunun TSK’nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerdebulunduğu gözönüne alınarak, 926 sayılı Türk SilahlıKuvvetleri Personel Kanunu'nun 94. maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durumsebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca ilişiğinin kesildiğinibelirtmiştir.
3. AYİM Başsavcılığı; başvurucununcinsel hayatının, kamu görevi ve asker kişi sıfatı ile bağdaşmayacak vahametderecesine ulaşmadığını, tamamen özel hayatın dokunulmaz sahası içerisindedeğerlendirilmesi gereken mahiyet arz ettiğini ve sonuç olarak bu hayat tarzınedeniyle başvurucu hakkında ayırma sicili tanzim edilmesinin ölçülülükilkesini ihlal ettiğini, başvurucunun statü dışına çıkarılması işleminin sebepunsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptalinekarar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir.
4. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkıdüzenlenmiştir. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımınınyapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram, kişinin maddi ve manevibütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinselyaşamı gibi unsurları korumaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015,§ 46). Kişisel bilgiler ve veriler, kişiselgelişim, aile hayatı vb. konular da bu hakkın içinde yer almaktadır.
5. Özel hayat, "özel bir sosyal hayat" sürdürmeyi yanikişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir "özel hayatı"güvence altına almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsi geçen hak,ilişki kurmak ve geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkınıda içermektedir. AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesinde yürütülenfaaliyetlerin "özel hayat" kavramı dışında tutulamayacağıbelirtilmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin sosyalkimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklindeyansıttığı ölçüde Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktadabelirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olanilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesindeyürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye,B. No. 20999/04, 19/10/2010, § 45; Niemietz/Almanya,B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29).
6. AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatıhakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarakkişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarınınözel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47-48).
7. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp, bu hak bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K. 2011/82, K.T. 18/5/2011; E. 1986/24, K. 1987/7, K.T. 31/3/1987; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 37).
8. Somut başvuru açısından, başvurucunun askerlik görevindensadece meslekî nedenlerle yürütülen bir disiplin soruşturması neticesindeçıkarılmamış olduğu söylenebilir. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyleTSK’dan ayırma işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikatsürecinden, TSK’dan ayırma kararından ve Derece Mahkemesi kararlarındananlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatıkapsamındaki davranış ve ilişkilerinin en önemli yeri tuttuğu görülmektedir. Buşartlar altında, özel yaşamına ait unsurlar gerekçe gösterilerek verilen ayırmakararının, başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğuaçıktır.
9. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından, birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber, özelsınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklananbazı sınırları bulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alankurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bunoktada Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliğihaizdir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
10. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenarbaşlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
11. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğundaöncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün,yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, § 36).
12. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve ilgili yargısalsürecin, 926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olaydabaşvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına yapılan müdahalenin kanunidayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
13. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilatdüzenini devam ettirmek; onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimdeçalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıylatesis edildiği açıktır.Disiplincezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşikdüzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211 sayılıKanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak biritaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıcaaskerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası veidamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağıdüzenlenmiştir.
14. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması temel amacıkapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibiyürütülmesi meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplin hukukunailişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve eylemtarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşru temelleredayanmaktadır.
15. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkiliolarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel veaile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevinide içermektedir (Ata Türkeri, § 42).
16. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşruamaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir (Marcus Frank Cerny[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
17. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplumdüzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanındemokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacınayönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsalihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilsedemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarakdeğerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).
18. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derecemahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygıhakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcıbir şekilde ortaya koyulup koyulmadığı olacaktır (Bekir Coşkun [GK], B. No:2014/12151, 4/6/2015, § 54)
19. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında,özellikle kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özelhayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Özpınar/Türkiye, § 72).
20. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, § 47).
21. AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi açıkça usulşartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan haklardanetkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar almasürecinin, bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı sağlayacaknitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç, başvurucunun 8.maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil şartlardasavunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:28945/95, 10/5/2001, § 72; Blecic/Hırvatistan; B. No:59532/00, 29/7/2004, § 68).
22. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda, Hava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun vediğer bazı askerî personelin ifadelerinin alındığı, başvurucunun cinselyaşamına dair hususların esas olarak başvurucununifadelerindenöğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ifade metinlerinde, başvurucuhakkında idari tahkikat başlatıldığının belirtilmediği gibi hangi kapsamdabaşvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da açıklanmamış olduğu ancak başvurucununkendisine sorulan soruları yanıtladığı ve cinsel yaşamına ilişkin mahrem tümhususları (detaylı bir şekilde) içeren ifade metinlerini imzaladığıanlaşılmıştır. Yine ifadeleri alınan dört askerî personelin beyanlarında,başvurucunun cinsel yaşamına ilişkin olarak bizzat tanık oldukları bazıolayların yanı sıra genellikle başvurucudan duydukları bir kısım olaylarıanlattıkları görülmüştür. Söz konusu ifadeler de başvurucunun ifadeleri ileaynı yöntemle alınmıştır.
23. Başvurucu yargılama aşamasında AYİM Birinci Dairesinin 3/10/2012 tarihli ve E.2012/236, K.2012/990 sayılı retkararına karşı sunduğu karar düzeltme talepli dilekçesinde, ifade alma işlemisırasında zorlayıcı ve gayri ahlaki sorulara maruz bırakıldığını, ifadelerininçarpıtılarak ve amacından saptırılarak imzalatıldığını, ifadelerinde geçenyabancı uyruklu bayanlarla cinsel birliktelik yaşadığı hususunun gerçeğiyansıtmadığını, tanık olarak çağrılıp ifadesi alındıktan sonra kendisine birdenözel hayatına ilişkin sorular yöneltildiğini iddia etmiştir.
24. Başvurucunun ifade tutanaklarının sıhhati hususu, AYİMBirinci Dairesince 3/10/2012 tarihli ret kararındadeğerlendirme konusu yapılmamıştır. Yine başvurucunun karar düzeltme talepdilekçesinde dile getirdiği ifade alma işleminin ve ifade tutanaklarının hukukigeçersizliğine yönelik iddiaları, karar düzeltme isteminin reddine dair 22/1/2013 tarihli kararda herhangi bir şekildedeğerlendirilmemiş ve bu iddialara ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
25. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadelerinin, belirlive somut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusundabilgi verilmeden temin edilmiş olması, anılan ifadeleri şüpheli durumagetirmektedir. Derece Mahkemesi kararlarında başvurucunun ifadelerinin sıhhatihususunun incelenmediği, karar düzeltme aşamasında ileri sürülen iddialararağmen ifadelerin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği,başvurucunun özel hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel yaşamını tümdetaylarıyla anlatmasının sağlandığı koşulların neler olduğu hususunun ortayakonulmadığı görülmektedir.
26. Öte yandan Mahkeme kararında başvurucunun özel hayatınailişkin tutum ve eylemlerinin, mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dairyeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerinTSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de detaylı bir şekildeaçıklanmadığı görülmektedir. Bu durumda, karar düzeltmeaşamasında da olsa muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen vedavanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılan başvurucunun sözkonusu ifadelerinin alındığı koşullara yönelik iddialarına Derece Mahkemesincemakul bir gerekçe ile yanıt verilmemesi ve başvurucunun özel hayatına ilişkinhususların mesleği üzerindeki etkisinin açıklanmaması nedenleriyle DereceMahkemesi kararının konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabuledilmelidir.
27. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Başkan
Engin YILDIRIM